MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

tikkymelike 10 Şubat 2007 02:41

Bırakıp Gittin Beni
Bırakıp gittin beni bütün kapılarda
Bütün çöllerde tek başıma kodun
Şafakta arayıp öğle vakti yitirdiğim
Vardığım hiçbir yerde değildin
Sensiz bir odanın sahrasını nasıl anlatsam
Hiçbir şeyin seni andırmadığı bir pazar kalabalığını
Denizde dalga kırandan da boş boşluğunu bir günün
Seslenip de senden cevap alamadığım sessizliği
Bırakıp gittin beni kalarak olduğun yerde hareketsiz
Heryerde bırakıp gittin beni gözlerinle
Düşlerin yüreğiyle bırakıp gittin beni
Yarım kalmış bir cümle gibi bırakıp gittin
Düşen hep ben oldum en küçük kımıldanışda senden
Başını çevirdiğin için ağladığımı görmedin hiç
Bana bakıp görmediğin için
Ben yokken içini çektiğin için
Ayağına düşen gölgene acıdın mı hiç sen

Louıs Aragon


arwen 10 Şubat 2007 02:41

Yaralarımı kanatıyor her yeni gün bir kez daha
Acı çekmekten yorgun düşmüş bir bedenle
Kat etmeye çalışıyorum bu dehlizlerle dolu dünyayı
Anlaşılmadan geçecek bir ömrün yükünü taşıyorum omuzumda
İnsanı en çok seven anlamazsa kim anlar,demekten vazgeçtim
Çok seven diye birşey yok, sevgi de, aşkta bir yalanın parçaları
Puzzle tamamlanana kadar oynanan, bu hayat oyununda
Ben, prenseslikten adi insanlığa düşmüşsem sevdiğimin gözünde
Yüreğimdeki uyuyan nefret uyandırılmışsa hiç düşünmeden
Çıkarlar üstüne kurulmuşken sevmek ve sevilmek denen ses uyumu sözcükler
Etimi yırtarcasına hızlı da atıcam diye inatlaşsa yüreğim, kör olurcasına ağlamak istese de gözlerim
İzin vermiyorum, kendimi herşeyden, herkesten uzaklaştırıp
İçime gömüyorum gerçek duygularımı ve gidiyorum
İstanbuldan uzaklara, bir anlığına da olsa, bir ömür sürse de
İnsanların beni ben olduğumdan farklı yerlere oturtmaya çalışmayacağı bir yere
Dilini anlamadığım uzak diyarlara
Ardımdan ağlayacak gözler yok biliyorum, umursamayacak kimse yokluğumu
Yanlızlığımı alıp, kalbimi toplayıp, istediğim şeyi yapacağım işte sonunda
Gidiyorum kırık yüreğim, yorgun nefesimle
Unutmanın en derin yerine ve uzak bir memlekete



deniz ipek


Misafir 10 Şubat 2007 02:53


Gözüme hasret kaçtı

ahh!!
gözümde kanar öfke
dilime düşen söz yakar ardın sıra.
‘sus’ vururum kalbime,
geceyi doğuran çaresizlik
dolanırken boynuma.


/ ışıkla artar ayaz /


adın sek-sek oynar kaldırımlarda,
ıtır bir elbise okşar yorgunluğumu.
satılıktır ikinci el hüzünler,
notaları silinmiş buselik makamında.


/ ağustosta kardır haz /


bin yakan bir araya gelmez,
yaktığın onca mavilikte
üşütmüşsen kalpleri.
bil ki ateştir yağan üzerine,
hatırlayıp da sayamamışsan
hatrı sayılır günleri.


/bir kış rüyasıdır yaz /

İbresi kendi olan terazisin, aydınlıkların karanlıklarından az.Ne kadar eskitebileceksin ki beni, nasılsa gün gelecek döneceksin yüzünü güneşe...


MeHTaP...


arwen 10 Şubat 2007 03:00

NUR MAVİSİ

Aheste çıkacaksın Kaf dağına
Koşan güneşe inat mı inat
Damlalar akacak gözlerinden
Nur mavisi sözlerine bir bir.

Gizlice uzanacağım ellerine
İdam olacağımı bile bile
Sevdam yanacak yüreğinde
Nur mavisi gözlerine ışık ışık

Ölümüne bakacağım gözlerine
Yansam tükensem de alev alev
Kızıllanan şafaklara döneceğim
Nur mavisi bedenine dalga dalga.


sinan oğuzhan


Misafir 10 Şubat 2007 03:14

Masumiyet

hasıraltı ettik ya geceyi,
suçlu bir çocuk gibi ağladı dün
hiç sevişmemişçesine tenlerimiz
geceye asılı kaldı öfke
ve çığlıkların
tırnak izinde yaralandı hüzün..


kuşatılan bedende,
arsız yığılmalar ezik
gözlerinde iğreti bir şehvet
dimağında gölgelenen arzu
cüzdanında sakladığın resmiyet

ah masumiyet !

kırılan aynalarda..yüzün..


sabra yamanmış,
en azın,
bir olmazın düş’ü..

kire boyanan gece
vakitsiz sorgu, kuytu işkence
dudağımda
gözyaşımın mahzun gülüşü…

git artık
adını sevgi koyduğun
beni düşlerinden kovduğun yere..

git artık
ismimi andığın suç
günaha boyandığın iç
ellerimi boşluğa saldığın yere…

git artık sevgili..git…

mıh gibi saplandı acı
yarınsız öykülere…

anlamaksa eğer gidişin
yitirmekse maviyi pervasız
bilmekse, yenilmekse gülüşün
sevdim seni yar..
menzili uçsuz bucaksız!

şimdi sus
sonra ses
yitik, yorgun an’sız!

belki zamansız
kirlendi aşk, korlandı yürek
suçtu yalan..yalandı sevişmek..
basit...sıradan...gerçek...

anlamsız…


Her uzattığımızda elimizi tutamıyoruz istediklerimizi, rüyalara kurulmuyor salıncak.Yürekler kordan bir beşik, hâlâ sallanmadan uyutuluyor umutlar.

'Ladesim lades olsun mu?' derken gözlerine bakıyordum, sahi biz ne için iddiaya girmiştik?


MeHTaP...


arwen 10 Şubat 2007 03:25

Bir gün benim bir gün elin
O sevgiyi ben neyleyim
Bazen hülya bazen selin
O sevgiyi ben neyleyim

Farklımıdır acep ayşe
Mutluluk verirmi neşe
Aşık olur uçan kuşa
O sevgiyi ben neyleyim

Her gördüğü dala konar
Türlü çiçekten bal arar
Gönül ona boşa yanar
O sevgiyi ben neyleyim

Ne arıyor oda bilmez
Bilirim ben gibi sevmez
Git de gitmez gel de gelmez
O sevgiyi ben neyleyim


sevilay şahbaz


Misafir 10 Şubat 2007 03:27

** hiç'sin **
deli taylar çiftelenir içimde,
arsız sevdamı dizginlemek ne zor.
kimse bilmez halimi el kapılarında,
yokluğun en çok gözlerimi yoruyor.

girdap nasıl da yakıştı kalbine...


huzur adınla başlamaktı güne,
sonu hep 'gitme' ile bitse de.
özlem sıkışmış birkaç şiir,
durgun su misali yatağımda birikiyor.

sağırlık nasıl da yakıştı kalbine...


paslı bir bıçağın kana susamış hali,
yüreğin geceye inen şafak tortusu.
çiy düşmeli öldürse de çiçeğini,
öfkeni devleştirmiş, yenilmenin korkusu.

basiretsizlik nasıl da yakıştı ömrüne...


çabuk unutursun kulağına küpe gerçekleri,
hayat çayına bandığın kurabiye değil.
gözlerin ve sözlerin arası uçurum,
bilirim! çabuk uçuşur namerdin etekleri.

döneklik nasıl da yakıştı ismine…


*Yaklaşma bir adım daha, olduğun yerde nefessiz kal. Geldiğin gün de yaşamıyordun zaten.*

MeHTaP...


arwen 10 Şubat 2007 03:32

PERİŞAN
Hüküm inmiş yüreğime
Nurum düşmüş içime
Hasret varmış ellerine
Ben sana zebil, ben perişan…

Hangi toprak yeşerir söyle,
Günü değmeden gün gözlerine
Hangi ocak tüter dermansız?
Ben sana çaresiz, ben perişan…

Ateşin yakar, düşer tenime,
Sevda kokulu ellerinden.
Gün gibi vurursun gözlerime
Ben sana hasret, ben perişan…

Hükümsüz döner mi dünya?
Hüküm sesin, can verir içime
Nurun yakar hüküm gibi
Ben sana hükümlü, ben perişan…

Bir dokunsa idin bedenime,
Dinerdi belki nur yangını içim.
Bahar gibi kabarırdım yine
Ben sana yangın, ben perişan…

Hükümsüz düştüm ben deme,
Ölmek varsa ölürüm hükmüne,
Aldırmadım nurumla ecele,
Ben sana ölümlü, ben perişan…

Saçların serilse göğsüme,
Hüküm verirdim sessizliğe,
Nar gibi sarardım her gece,
Ben sana yitik, ben perişan…

Sensiz ne yapayım hayatı,
Hüküm gelsin ölümüme,
Sen diye sarılırdım ecele,
Ben sana nar, ben perişan…

Seni bıktıracaksa koca nar,
Kar üstüne kar yağsın,
Mezar taşım bile donsun,
Ben sana yenik, ben perişan…

Sanma ki vardır bana gece,
Sensiz, ne gün olur ne gece,
Hayalin yorgan olur üstüme,
Ben sana uykusuz, ben perişan…

Namert korkulara kansam,
Kanardım sensizken ecele,
Allanır başım, gider sessizce,
Ben sana korkak, ben perişan…


sinan oğuzhan


Misafir 10 Şubat 2007 03:36

Henüz Yaşadıkça



Yorardı altın üstü yokuş
Sonuçta varmak tırmanışa karşılık…

Halbuki sadece aradığım aydınlık neden
Sürekli karaya kayboluyor

Yalnız ölüler aranmaz
Her topraktan uç verir…

Fuzulî insan güruhuna karışıp
Çoktan dolanışım fark etmeden


İçe kaçık çıkış
Ucunu bulmak
Onca tekrardan sonra…

Alnımın akı akmadan
Ey kendim!..
Yanılgı yarılmalı ha gayret


Son kez olmayacak açılış
Bitmeyecek tıkanış, bilsem de…


Sevim Türkoğlu


arwen 10 Şubat 2007 03:44

PERİŞAN II

Sensiz geceler uzun bitmez,
Gün hayalin doğarda gitmez,
Tüterim yanarım sana sönmez,
Ben sana sevdalı, ben perişan…

Dokunmasın tabipler yarama,
Deva olmaz içimde nur yarana,
Merhemimsin, çaremsin narına,
Ben sana hasta, ben perişan…

Dillere düşsek ne söylenir?
Dillenmedi mi kara sevdalar?
Hangi ateş gizlenir, âlem dar
Ben sana divane, ben perişan…

Bir dokunsan, bir öpsen,
Ne yaşlar akar durmadan,
Dinmeyecek sana sevdalar,
Ben sana dolu, ben perişan…

Günüm, doğ üstüme bir gece,
Nurum, yak Nar’ı sal âleme,
Tutuşur âlem, âlemden âleme
Ben sana âlem, ben perişan…

Meşakkatin sonu var mı?
Cana can olmaz dünya malı.
Tek nurum vardır, varlığım
Ben sana varım, ben perişan…

Her sözün bir nur damlası,
Açarsın öbeklerle içimde,
Ne solar ne kaybolursun,
Ben sana toprak, ben perişan…

Vursalar beni yerden yere,
Denk olmaz yine hasretine,
Sensiz dolaşır ecel peşime,
Ben sana can, ben perişan…

Âlemler bile acır oldu halime,
Bin nur oldun deli yüreğime,
Nursuz nar olmaz bu âleme,
Ben sana nar, ben perişan…

Dağlar indim sen için her gece,
Âlemler verirdin her sözünle,
Nur yoksa ne gerek var âleme,
Ben sana deli, ben perişan…


sinan oğuzhan


Misafir 10 Şubat 2007 03:48


Bir Yolculuğun Sayfaları Ömrüm...

Eski şarkılar çalan eski bir trendeyim,
Sanki gençliğimdir geçtiğim dağlar.
Yalnızlık gibi bir masanın üstünde
Çayım, sigaram ve garipliğim;
Yavaş yavaş gökyüzü geçiyor üstümden.

Altımızda tıkırdayıp giden raylar,
İçimde bir özlem dalgası, bitecek
Varılan istasyonda kavuşunca
Bir sevgiliye, evlere ve kalabalığa.

Ben oldum olası kendi içimdeyim
Dalmış gibi bir tünele boylu boyunca;
Anımsamak güneşi, görmek ağaçları,
Göğün mavisine yaslanmak yeniden.
Bir tren penceresidir ömrüm
Varlığımla yokluğum arasında! ...

Yüzün ellerimde bir avuç yaprak,
Güz yalnızlığıma bulduğum bahane;
İlk yazı beklemek kocaman bir boşluk.
Çok uzaklarda kaldı sesim,
Burada olan yalnızca bedenimdir! ...
Baş kahraman da benim figüranda
Bir romanın orta yerinde,
Ve raylarda esriyip giden ütopyalar

Sunu;
Yüreği koca güzellikler demetleyen
Bu aşk bahanesine ne diyeyim? ....

Nesli YAZICILAR




Mystic@L 10 Şubat 2007 11:14

İçim İçim

sökercesine tırnakla
birşey yapabilmek
için için düşünüpte
kendin için
içten bir düş kuramadan
hemde
bir şüphe
bir umutsuz ve ümitsiz aşk
düşürüpte içine
solarcasına bir güz akşamı
sökercesine tırnakla
birşey yapabilmek
üşendiğinden değil
olmadığından hiçbirşeyi
titremesi gibi bir çıplak çocuğun
senin kalbinin atmaması için
tüm şüphe ve umutsuzluklardan uzak
sökercesine ve tırnakla
birşey yapabilmek
kendin için

Mayıs 1998
Erol Yılmaz


Misafir 10 Şubat 2007 11:43

Saatim yok artık bakmıyorum
Takvimim yok tarihleri unuttum
Hangi yılın hangi ayı bilemem.
Bunlara bakınca seni hatırlatıyor
Nerde ne zaman gelecek diyorum
Gece olunca hüzün çöküyor yüreğime
Üstü açılırsa, ya sabah uyanamasa
Saati kurdun belki ne biliyim
Kapının zili de sinirime dokunuyor
Sıra onda galiba.
Yok edeceğim onu da çalmasın kapı
Açınca sen yoksan karşımda
Şımaran yada çok üşüdüm çay çorba ne var diyen
Sen yoksan ne anlamsız bir hayat biliyor musun
Hemen yanımdaydın gidi vermişsin
Sanki bunca yıl burada değilmiş gibi
Hatıraların senden vefalı çıktı
Yüreğimin en derin yerindesin
Yani dibinde çöreklendin sanmıştım
Her an bakıyordum görecek gibi
Ellerimi uzatsam tutacak gibi
Şimdi nerdesin nerelerdesin
Hayalin bile hayal olmuş bak
Sevgini hayalını yürek arşivinde gizledim
Gözlerim dolu dolu izledim
Her yerde hatıralarının izi kalmış
Odanda bir el izin kalmış birde kokun sinmiş
Not aldığın küçük defterin masanın yanına düşmüş
Masandaki lamba boyun bükmüş ışığı sönmüş
Kalemlerin ucunu açmışsın belli ki, uzaklara mektup yazdın
Masan dağılmış bardakta ki çayın bitmiş
Radyo bir yere takılı kalmış hep o şarkıyı çalıp duruyor
Şimdi uzaklardasın diyor ona bir dokundum artık sus diye
Turnalara tutunda geli çalıyor şimdi
Çala dursun belki duyulur
ellemeyeceğim artık ona da


HaFiZe


Misafir 10 Şubat 2007 12:15

GEZGİNİN NOTLARI- 1
Gezginiz hayatın göçebe düşlerine
Tutunca kancasından aşkı
Sürüklenip gideriz sözcükler ülkesine
Böğürtlen dallarına sarılı dikenlerle
Elimizde kalan renktir aşk sandığımız...


Acının gözbebeklerine düşmüş fotoğraf
Unutmanın aynasında kalan yansımalar
Kurumuş çiçekte anımsananlar
Sustukça bir şarkıda kederlenen
Durdukça büyüyen çukurlardır içimiz...


Suskunluğu kadar ölüyüz dilimizde
Işıksız odalara dem döken
Gölge oyunlarına kimlikler aradığımız
Zamanın ko****uğu an irkildiğimiz
Gezgin notlarına anlamlar düşürdüğümüz...


Sessizliğin tutup elinden yürümeyi öğreniriz
Gecenin sancılı yerlerine çıkar yolumuz
Bir yıldız yakalamak karanlıktan umutla
Uçurmamızı bağlayıp rüzgar dallarına
Esip geçmek var deli yaşamımızda...


Uzak laflar biriktirebilmek dilimizde
Gülüşlerimizi eskitirken kendi sesimizle
Dönüp dönüp havada kuşlar gibi vurulup düştük
Bir dizenin son sözüne takılı kaldık


Acaba !
Ölünce de yazılır mı hayatın şiiri ?

Nesli YAZICILAR...


MaKaLeLe 10 Şubat 2007 13:17

Bedava

Bedava yaşıyoruz, bedava;
Hava bedava, bulut bedava;
Dere tepe bedava;
Yağmur çamur bedava;
Otomobillerin dışı,
Sinemaların kapısı,
Camekanlar bedava;
Peynir ekmek değil ama
Acı su bedava;
Kelle fiyatına hürriyet,
Esirlik bedava;
Bedava yaşıyoruz, bedava.

Orhan Veli Kanık |


Misafir 10 Şubat 2007 13:23

İçi dışı boş sözler hüzünlü manzaralar şimdiden
bütün dillerin lanetlediği anlam
dilimizin ucundaki uzaklık
başkalarının cebinden çaldığım ayna
yüzümün eşi yok bende
gündüzler umurumda değil
umurumda değil bekçi kulubeleri
geceler,kıyasıya tekil serüven
geceler kantaşı
geceler,ayrı düşmüşleri
birleştiren yalnızlık
kapalı zarf yaşandı son günler
yaralar ve anılarla mahsur kaldık
zarf atmayın!
hepiniz biliyorsunuz
cevabı beyaz kağıt
artık ayrıldık.
http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifMurathan MUNGAN


tikkymelike 10 Şubat 2007 17:23

Bahar Sana Kış Bana

Benim için üzülme
Zor olacaktı zaten
Mutluluk şiirleri yazmak
Alışmadığım şeydi gülmek,
Sevdiğimle olmak
Ben yine yazarım
Hüzün şiirlerini
Süslerim gözyaşlarım ile
Gülmek istersem,
Düşlerim yeter bana
Bana yeter hayallerim.
Gerçek gülüşler sana
Sana umutlar
Mutluluklar sana.
Sana yaz,sana bahar
Rengarenk çiçekler
Bana yalnızlık,kış,kar
Ve sahte gülüşler
Yeter!..

Ahmet Ünal Çam


Bilsem Ki
Bu ayaklar benden hesap soracak,
Bir düşüncenin peşinden dolaştırdım sokak sokak,
Bu baş bu eğilmez baş da öyle
Bazı sarhoş bazı yorgun
Herzaman bir yastığa hasret!
Bu ciğer de hesap soracak,
Esirgedim güneşini,havasını
Bu ağız bu dişler,bu mide
Ne ikram edebilirim ki boş keseden
Bu bilekler de hesap soracak,
Göz yumdum çektikleri eziyete.
Bilsem ki kimsenin parmağı yok
Bu sürüp giden işkencede;
Kılım bile kıpırdamadan bir sabah
Çekerdim darağacına çekerdim kendimi
Bilsem ki suç bende...

Rıfat Ilgaz


Misafir 10 Şubat 2007 18:30

SÖYLE SEVDA İÇİNDE TÜRKÜMÜZÜ

Söyle sevda içinde türkümüzü
Aç bembeyaz bir yelken
Neden herkes güzel olmaz
Yaşamak bu kadar güzelken?
İnsan, dallarla, budaklarla bir
Aynı maviliklerden geçmiştir.
İnsan nasıl ölebilir,
Yaşamak bu kadar güzelken?


Fazıl Hüsnü DAĞLARCA


KALKTI GÖÇ EYLEDİ AVŞAR İLLERİ

Kalktı göç eyledi Avşar illeri
Ağır ağır giden eller bizimdir
Arap atlar yakın eder ırağı
Yüce dağdan aşan yollar bizimdir

Belimizde kılıcımız Kirmani
Taşı deler mızrağımın temreni
Hakkımızda devlet etmiş fermanı
Ferman padişahın dağlar bizimdir

Dadaloğlu yarın kavga kurulur
Öter tüfek davlumbazlar vurulur
Nice Koçyiğitler yere serilir
Ölen ölür kalan sağlar bizimdir


Dadaloğlu


kambis 10 Şubat 2007 21:53


KARŞI KIYIDA UMUTLAR



Yokluk renginde başlar gece

Kısalmış akşam saatleri ertesi

Veda sızısıdır dudakta

öpüşülmeyen

Unutulan gözyaşları

saçlara damlayan yağmur

Öfkenin adı erken vapurlar mıdır

yoksa

umutların karşı kıyıda

gökkuşağının altına bırakılması mı



Hüzün renginde başlar gece

aydınlık koşar adım hiçliğe

Ne vedaya benzer

ne gelişe

yarıda kesilmiş şarkılar

Bulutlar içinde uykuya dalmış

damlaları yağmurun

örter gökkuşağını



Sessizlik renginde başlar gece

içinde yalnızlık

tıka basa

Duvarda saat

geç zamanlara takılı

Bin yıl öncesinden

şiire düşen dizeler

Geleceğim diye yola çıkıp

dönmeyenlere

yağmur da damlamıyor artık



Atila IŞIK



tikkymelike 10 Şubat 2007 23:05

TERKEDEN

Kimdi kimdi kalan
Giden mi suçludur herzaman?
Ne zaman başlar ayrılıklar
Dostluklar biter ne zaman

Her geçen gün bir parça daha
Aldı götürdü bizden
Aynı kalmıyordu hiçbir şey
Değişiyordu herşey
Kendiliğinden

Artık çözülmüştü ellerimiz
Artık bölünmüştü yüreğimiz
Birimiz söylemeliydi bunu
Ötekini incitmeden

Kimdi giden kimdi kalan
Aslında giden değil
Kalandır terkeden
Giden de
Bu yüzden gitmiştir zaten


Murathan Mungan


Mystic@L 10 Şubat 2007 23:46

Bedava

Bedava yaşıyoruz, bedava;
Hava bedava, bulut bedava;
Dere tepe bedava;
Yağmur çamur bedava;
Otomobillerin dışı,
Sinemaların kapısı,
Camekanlar bedava;
Peynir ekmek değil ama
Acı su bedava;
Kelle fiyatına hürriyet,
Esirlik bedava;
Bedava yaşıyoruz, bedava.

Orhan Veli Kanık


Misafir 11 Şubat 2007 00:29

Çığlık

hani sesini duymak istersin de
yıldızlar sersem parlaklığıyla nöbette
_________________________gecedir
başını kaldırsan
ensendeki günâhların kadar yakın


ve tüm uyarılara inat
tüm baskılara meydan okuyup
bütün uyarılmışlığıyla duyguların
gecenin bir vakti
_____________ayaktasın


yalnızlığın depreşir ikide bir
iki sokak lambasının ortasındaki karanlıkta
ikiye bölünmüş gölgende meçhul
de ki
kurt kuş mışıl mışıl
de ki
aşktan yana aldın payını
________________ey sersem âşık
öyleyse neden
neden hâlâ
ahret suâlleriyle aklın karmakarışık


sesini duymak yeter ya hepsine
uyandıramam
bölmeye kıyamam
o zift koyusu uykularını
hepten yok olmadan
geceyi yırtan bir çığlık olur bedenim
pencerene dayanırım bu vakit
sen uykunun ortasında
rüyâlarınla baş başa
ve açılır tavana gözlerin
telaşlı
korkulu
bir çığlıkla dahi olsa
yatağından sıçrayamazsın
kısılır boğazına
alnında damarların atar
________________ha bire atar
büyür göz bebeklerin geceye

istemezdim böyle olmasını

Yazan- Erdemoğlu...


tikkymelike 11 Şubat 2007 01:01

Kuşku Sevgi Dönüşümü
Kuşku acı'ya dönüşürdü hep
Acı da her zaman yine sevgi'ye
Kuşkular zehirleştiği zaman
'Sevgi var'diye ısrar niye?

Hüsrev Hatemi


MaKaLeLe 11 Şubat 2007 02:02

Rüyalarım Olmasa

Yıldızlara baktırdım, fallara çıkmıyorsun,
Seni görmem imkânsız rüyalarım olmasa.
Pencereden bakmıyor, yollara çıkmıyorsun;
Seni görmem imkânsız rüyalarım olmasa...

Zor mu geldi kalbinde bana sevgi saklamak?
Yakıp gittiğin yeri dönüp bir kez yoklamak?
Değil sabaha kadar seni öpüp koklamak,
Seni sarmam imkânsız rüyalarım olmasa...

Sevmesem özler miyim seni can pahasına?
Ne olur bir fırsat ver, beni bir daha sına.
Adını söyleyemem, senden bir başkasına;
Seni sormam imkânsız rüyalarım olmasa...

Düşlerimde incitsem günlerce uyuyamam,
Sana değil, saçının bir teline kıyamam.
Yıllar sonra dönsen de nerde kaldın diyemem;
Seni kırmam imkânsız rüyalarım olmasa...

Yalvarırım mektup yaz, beş dakkanı ayır da,
Su serp yanan sineme sağlığını duyur da,
Yaban gülü gibisin, dağda, kırda, bayırda;
Seni dermem imkânsız rüyalarım olmasa...

Cemal Safi |


Misafir 11 Şubat 2007 02:57


Vakit Tespihlerde Saklı


esmer bir yürüyüş
toprağın ciğerinde

yalnızlık koşuyor
umutlarımın ardından
bulsa devrilecek üstüne

duramam
huzur vermez aydınlık gülüşüme
karanlık
üzülen kalplerde gizli
ölüm
yitik bir serüven

gözler(i) demirci
vurduğu ten eğilir
çok zor yüzleşmek
aynalar delirtir

vakit tespihlerde saklı
son ise imamede
say(ma)
on
yirmi
doksan dokuz
….bitiş

masalsızım
zanlıyım
ve
ne yazık ki çok haklıyım

/yok olur gibiyim/

kabul et aklım
sadece gerçeğe kanma
hayallerde hak eder inancı
Tanrı koynunda saklar
yetim gülüşlü zamanları


Belgin ERTÜRK


tikkymelike 11 Şubat 2007 03:18

Soru
Artık beni parktaki ağaç bile anlamıyor
Siyah kedinizin kuyruğunda sallanan zaman
Bir zamanlar sevinçle giyindiğim
Ak bir güvercin kanadı gibi gururla giyindiğim
Temiz ve mavi giysim değil artık.

Yalnız imkansızlığı mı anlatır bir bulut
Yağmağa hazır bekliyorsa gökyüzünde.

Erdem Bayazıt


Misafir 11 Şubat 2007 03:31

Güz Sessizliğim


Nice deli rüzgâr esti her yönden
Rağbetsizdi dokunmadı gönül teline
Usulca gelip geçen bir esintiyle
Yıkıldı içimde sığındığım limanlar
Bir deli dalgayla sürüklenir şimdi yüreğim
Vurdum kıyılarına aşk mevsiminin

Hırçın, deli taylar gibiydim oysa
Bahar gülüşünde takıldı belki
Ateşten bir kement boğazımda
Koşmaya nefessiz umudun
Geri adımlarında cesaretimin
Daha kaç kez kapısından dönecek
Gecelerde davetsizliğim

Tövbekarım Yarabbi büyük sözlerime
Dilimde kelepçesi var yeminlerin
Vurgununu yedim gözlerinde belirsizliğin
Varlığına tutsak ışıksız yarınlar
Yaprak yaprak hüzün döker toprağıma
Kemanın tellerinde inliyor eylül
Şarkılarda çığlık güz sessizliğim

Yazan: Hayal Bahçesi...



tikkymelike 11 Şubat 2007 03:41

ARDINDAN
(1)
Tren kalktı!..
İstasyon boş,vakit;gece yarısı...
Ben?seni?kaçırmışım!...

İçi bensiz trenlerin yolunda mı gözlerin?

(2)
Bir siyah karpuz gibi kırıldı gece..
Yarıldı içim;
...Sen sızdın!..

(3)
İhtiyar bir konağın,iki karanlık duvarı arasında
Sallanıp duran bir sarkaç gibi bıraktın beni;
Boynumdan zamana asıp!..

Mammer Erkul


Misafir 11 Şubat 2007 04:04

Sen Özlemsin..


Sen özlemsin..
sen aşk..
ben de sen kadın.


öyle özledim ki.
kimi zaman ırmak,
kimi an gölgem oldun.

sarhoşun oldum...


gözlerini özledim,
ellerini,
sarılmalarımızı..


tenini özledim kadın..
kokunu,
misler gibi kokunu özledim.


birlikte yemek yemeyi ,
konuşmayı,
seninle olmayı özledim...



düşüncelerimi uzattım sana..
bakışlarını özledim, anlamlı.


ıslanmayı özledim sevgili..
yüzünün suyunu içmeyi.




Zeki Arlan...


tikkymelike 11 Şubat 2007 04:15

Geldiğin Günün Haritası
Sana nasıl anlatılır
Sensiz hayatın boşluğu,
Bir zindanın ağır ağır
Çöker üzerime loşluğu.
Dünya her nihmete bedel
Sen olduğun için güzel
Hayat,hayal,ümit,emel
Senden alıyor hoşluğu.
Arıyorum seni uzak
Bir şehirde sallanarak
Hala geldiğin günün bak
Üzerimde sarhoşluğu.

Orhan Seyfi Orhon


tikkymelike 11 Şubat 2007 04:31

ACIN BİTMİYOR
Aşık oldum başkalara tamam
Unuttum aşkını
Ama içimdeki acın bitiyor
O ne zaman bitecek
Başkaları canımı yakana kadar
Hep sana mı üzüleceğim ben?

Ceyhun Yılmaz



Mystic@L 11 Şubat 2007 11:04

bakışların


gözlerin mavser
bakışların kurşundu
mevzilenmemiş yüreğim
işte o an
sol bağrından vuruldu

yerlere aktı kanım
toprakla yoğruldu
doğan kızıl güneşle birlik
işte o yerde
kırmızı bir karanfil doğdu

29.05.2003© Cahid Aylar



Misafir 11 Şubat 2007 12:26

Tam da bu noktada başlıyor yalnızlık…
Tek kişilik sabahlara uyandığında,
Hele ki günlerden Pazar
Geceden de demli isen hüzzama
Tam da bu noktada başlıyor yalnızlık…

Alabildiğine uzuyor güneş, soğuk mu soğuk.
Zaman eylül sarısı da, gün karanlık.
Leş kokusunda düşleri deviren şişeler
Kimi çarpık, kimi kırık.

Tam da bu noktada başlıyor yalnızlık.
Şarkılar çekilmiş, şiirler suskun
Bir benim sanırdım sevdaya sancılı.
Sevda dokuz doğumda, aşk kısır.

Alabildiğine kalabalık acılarım, ağır mı ağır
Sen yanımda karabasan, ben yanım sana salık
Çalıp gitmiş takvimdeki dünler çoktan bizi
Kimi yırtık, kimi yanık.

Hiçbir şey yetmez insanoğluna
Dertlerden başka!
Senli ya da sensiz…aşk var da…
Bu noktada başlıyor yalnızlık.

Tam da düşümde düşmüşken koynuna
Şubat on dörtmüş…sevmek günü
Ben her gün seni seviyorum
Bu nasıl iş!

Günlerden Pazar olması bahane
Aslında her güne yalnızlığım.

İşte saçma bir şiir daha dizdim geceye
Gene isyan dilimde katlı kaldı
Kadere lanetliği yüklemem…
Amma….sen anlarsın beni.

Her insan yalnızdır derken
Bilmezsin ne kadar KALABALIĞIM olursun bir anda.

Arzu Altınçiçek


tikkymelike 11 Şubat 2007 13:25

Ansızın
Ben sensiz olanlara seni aratıyorum,
Ben sensiz kalanlara seni seni yaratıyorum,
Seni saklayacağım,seni yazıp-andıkça
Kendimi çoğaltıyor,seni kuşatıyorum
Unutmayacağım,seni yaşatacağım,
Kendimi çoğalttıkça,seni kuşatacağım,
Her zamanda,her yerde sen bende yaşadıkça
Sen evreninde sana seni aratacağım

Özdemir Asaf


tikkymelike 11 Şubat 2007 13:46

AĞLAMAK
Ağlamak
Unutmak kadar kolaydır inan
Sevin ağlayabiliyorsan
Sevin ağlıyorsan
Gül ağlayabiliyorum diye
Gül ağlıyorum ağlıyorum diye
Sana birşey yapamam
Ağlayamıyorsan

Özdemir Asaf



tikkymelike 11 Şubat 2007 15:32

GÜLÜŞÜN
Gülüşünde bir mana var
Saklayamazsın
Sarılışında ne düşler
Ne düşükler
Sakınamazsın
Aynı yolları,
Kimsesiz mekanları
Birlikte özleme hasreti..
Yalnızlığımın dert ortağı gastrit..
Gülüşünde bir mana var
Saklayamazsın
Bütün iç savaşlaeda
Rehin alındı bu yürek
Kandıramazsın
Hangi çekilişin
Büyük ikramitesi bu,
En uzak sevişmelerin
Yeni yetme utancı
Lakin aşk
Biraz da utanmaktır yaşamaktan...
Sakınamazsın
Yeni yetmelik işine gelince
O zaten hepimizin gizli öznesi
Türkçe'de var
Bazı dillerde yok
Gülüşünde bir mana var
Saklayamazsın
Kime niyet kime felaket bu aşk
Anlayamazsın
Ödümüz patlıyor acı çekmekten
Oysa
Biraz da acıdır
Aşkın mayası
Kaçınamazsın
Gülüşündeki manayı saklayamazsın
Tutunacak verimiz yok
Resmi tutanaklarda
Gülüşünde bin yıllık hasret var
Saklayamazsın
Bu yazık karşılaşmanın
Alnımıza çakılıyor anafikiri:
Aşka cesaretimiz yoksa
Başka zaman görüşürüz!

Yılmaz Erdoğan


blood_lovee 11 Şubat 2007 16:04

Git

Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
Günahıma girmeden, katilim olmadan git!

Git de şen şakrak geçen günlerime gün ekle,
Beni kahkahaların sustuğu yerde bekle.

Git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar,
Git ki gamlı yüzümün hüznüyle dolmasınlar

Madem ki benli hayat sana kafes kadar dar,
Uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar.

Hadi git, benden sana dilediğince izin,
Öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin.

Kahrımın nedenini söylesem irkilirler;
Çünkü herkes beni Kays, seni Leyla bilirler.

Sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın;
Oysa ki hep yedekte, hep elde var saymıştın.

Hadi git, ne bir adres, ne bir hatıra bırak,
Zannetme ki pişmanlık, mutluluk kadar ırak!

Sanma ki fasl-ı bahar geldiği gibi gitmez,
Sanma ki hüsranını görmeye ömrün yetmez.

Her darbene tehammül edecektir bedenim,
Gururum mani olur perişanıma benim.

Yari Ferhat olanın ellerle ülfeti ne?
Şirin ol katlanayım dağ gibi külfetine.

Henüz layık değilken tomurcuk kadar aşka,
Sana gül bahçesini kim açar benden başka!

Hercai arılara meyhanedir çiçekler,
Kim bilir şerefinden kaç kadeh içecekler!

Madem aşk tablosunun takdirinden acizsin,
Git de çağdaş ressamlar modern resimler çizsin.

Ne vedaya gerek var, ne de mektuba hacet,
Git de Allah aşkına bir selama muhtaç et!

Güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan!
Fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan!

Kopsun nerden inceyse artık bu bağ, bu düğüm,
Her gece daha berbat, daha vahim gördüğüm.

Korkulu düşlerimi yorumdan kaçıyorum;
Sırf sana üzülüyor, sırf sana acıyorum.

Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
Günahıma girmeden, katilim olmadan git!

İlhan Topal


Misafir 11 Şubat 2007 16:37

TÜRKÜLER DOLUSU

Kirazın derisinin altında kiraz
Narın içinde nar
Benim yüreğimde boylu boyunca
Memleketim var
Canıma ciğerime dek işlemiş
Canıma ciğerime
Sapına kadar.
Elma dalından uzağa düşmez
Ne yana gitsem nafile.
Memleketin hali gözümden gitmez
Binbir yerimden bağlanmışım
Bundan ötesine aklım ermez.

Yerliyim yerli olmasına
ilmik ilmik, damar damar
Yerliyim.
Bir dilim Trabzon peyniri
Bir avuç tiftik
Bir çimdik çavdar
Bir tutam şile bezi gibi
Dişimden tırnağıma kadar
Ressamım.
Yurdumun taşından toprağından sürüp gelir nakışlarım
Taşıma toprağıma toz konduranın
Alnını karışlarım.
Şairim şair olmasına
Canım kurban şiirin gerçeğine hasına
İçerisine insan kokusu sinmiş mısralara vurgunum
Bıçak gibi kemiğe dayansın yeter
Eğri büğrü, kör topal kabulüm
Şairim
Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası
Ayak seslerinden tanırım
Ne zaman bir köy türküsü duysam
Şairliğimden utanırım
Şairim
Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum
Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim
Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm.

Hey hey, yine de hey hey
Salınsın türküler bir uçtan bir uca
Evelallah hepsinde varım
Onlar kadar sahici
Onlar kadar gerçek
İnsancasına, erkekcesine
"Bana bir bardak su" dercesine
Bir türkü süylemeden gidersem yanarım.

Ah bu türküler
Türkülerimiz
Ana sütü gibi candan
Ana sütü gibi temiz
Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla
Köyümüz, köylümüz, memleketimiz.
Ah bu türküler,
Köy türküleri
Dilimizin tuzu biberi
Memleket ahvalini onlardan sor
Kitaplarda değil, türkülerde ara Yemen'i
Öleni, kalanı, gidip gelmeyeni...
Ben türkülerden aldım haberi.

Ah bu türküler, köy türküleri
Mis gibi insan kokar, mis gibi toprak
Hilesiz hurdasız, çırılçıplak
Dişisi dişi, erkeği erkek
Kası kas, gözü göz, yarası yara
Bıçağı bıçak.
Ah bu türküler, köy türküleri
Karanlık kuyularda açılmış çiçekler gibi
Kiminin reyhasından geçilmez
Kimi zehir, kimi zemberek gibi.

Ah bu türküler, köy türküleri
Olgun bir karpuz gibi yarılır içim
Kan damlar ucundan, mürekkep değil
İşte söz, işte ses, işte biçim:
"Uzun kavak gıcım gıcım gıcılar"
İliklerine kadar işlemiş sızı
Artık iflah olmaz kavak ağacı
Bu türkünün yüreğinde sancı var.

Ah bu türküler, köy türküleri
Ne düzeni belli, ne yazanı
Altlarında imza yok ama
İçlerinde yürek var
Cennet misali sevişen
Cehennemler gibi dövüşen
Bir çocuk gibi gülüp
Mağaralar gibi inleyen
Nasıl unutur nasıl
Ömründe bir kez olsun
Halk türküsü dinleyen...


Bedri Rahmi Eyüboğlu


iblis1907 11 Şubat 2007 16:39

ÖLÜMLÜ AKARSU

Aktığı her yere,
Kırgınlığını götüren bir akarsuyum…
Ellerine saçıldım…
Yüzüne çarpılmak için…

Ayaklarının arasından geçerek,
Su diyen çocuklarına yetişen akarsuyum…
Nice denizlerde kendimi gizledim,
Kızaran yüzümü saklamak için…

Önündeki bentlerden aşamayan,
Asırlık taşları eriten,
Doğumundan çok
denize öldüğü yer önemli olan,
kıvrımlı bir coğrafyayım…
Bir ders kitabında
ölmeden önce,
son isteğim tenine dolanmak,
her bir hücrendeki acıyı yıkamak…

Volkan İPEK


blood_lovee 11 Şubat 2007 16:55

Biliyorum Sana Giden

Biliyorum sana giden yollar kapalı
Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni.

Ne kadar yakından ve arada uçurum;
İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi.

Uyandım uyandım, hep seni düşündüm
Yanlız seni, yanlız senin gözlerini.

Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım
Ben artık adam olmam bu derde düşeli.

Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki.

Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği.

Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
Hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki.

Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini.

Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri.

Raslaşmamak için elimden geleni yaparım
Bu böyle pek de kolay değil gerçi...

Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
Bunun verdiği mutluluk da az değil ki.

Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki.

İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:

Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu
Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri.

İlhan Topal


Misafir 11 Şubat 2007 17:00

Yeşil “ Yolu Dinle

Unutmak istiyorum
Nasıl sevdiğimi bile unutmak
Kıyılarımın suları aşamadı
O yüksek karlı dağları
Sen mi ben mi
Bilemedik bir şeyleri
Sevdamızı incitmeden?

Çiçeklerin açamadı
Benimkiler gibi
Bırakalım öykümüzü
Bir masal gibi anlatsınlar
Ne o baharlar açar
Ne de o balıklar bizi dinler

Bir kez de git yüreğinle
Yeşil yolu dinle
O kadar yürüdüm ki
Yalnız ve yorgun
Küllerini savur demiştin Okyanusa
Bu derece dağıtamazdım seni
Tükenirdim.

Şimdi başım dingin
Yüreğimin sızıları dinmiş
Aşamadığım dağların
Koşuları bitmiş
Bir renk denizinde
Sevgileri topluyorum.

Kumların üzerindeki izler
Belirsiz bir ülkede
Çoktan kayboldu
Bu masal dinledikçe yeşil
Anlattıkça güzel
Kal o dağlarda
Bitmesin
Yeşil yolun masalı

Sevim YAZAR


tikkymelike 11 Şubat 2007 19:12

İSİMLENDİRİLEMEYEN DUYGU
Nedir..beni sayfa,sayfa yazdıran?
Kolumu,kanadımı kıran nedir?
Onbeş uzaklarda gezdiren.
Günlerdir uykumu kaçıran,nedir?

Nedir..?Göğsümdeki korkunç heyacan.
Kapımın önünden gelen ses nedir?
Nedir? ta beynime hücum eden kan?
Beni tekrar çocuk yapan his,nedir?

Şemsi Belli


Mystic@L 11 Şubat 2007 20:15

Rüyalarım Olmasa

Yıldızlara baktırdım, fallara çıkmıyorsun,
Seni görmem imkânsız rüyalarım olmasa.
Pencereden bakmıyor, yollara çıkmıyorsun;
Seni görmem imkânsız rüyalarım olmasa...

Zor mu geldi kalbinde bana sevgi saklamak?
Yakıp gittiğin yeri dönüp bir kez yoklamak?
Değil sabaha kadar seni öpüp koklamak,
Seni sarmam imkânsız rüyalarım olmasa...

Sevmesem özler miyim seni can pahasına?
Ne olur bir fırsat ver, beni bir daha sına.
Adını söyleyemem, senden bir başkasına;
Seni sormam imkânsız rüyalarım olmasa...

Düşlerimde incitsem günlerce uyuyamam,
Sana değil, saçının bir teline kıyamam.
Yıllar sonra dönsen de nerde kaldın diyemem;
Seni kırmam imkânsız rüyalarım olmasa...

Yalvarırım mektup yaz, beş dakkanı ayır da,
Su serp yanan sineme sağlığını duyur da,
Yaban gülü gibisin, dağda, kırda, bayırda;
Seni dermem imkânsız rüyalarım olmasa...

Cemal Safi


seul_soliste 11 Şubat 2007 21:00

Hiç Bir insani unutmak,
bir insandan vazgeçmek,
bir insani hayatindan sonsuza kadar çikartmak zorunda
kaldin mi hiç?
Hani ölmüs gibi,
hani uzatsan da elini tutamayacagini bilmek gibi,
her an kapindan içeri gülümseyerek girecegini bekleyip
ama aslinda hiç gelemeyecegini de bilmen gibi.
Ne zor sey degil mi ölmedigini bilmek ,
ama ölmüs gibi ulasilmaz olmasi artik o insanin sana,
ne kadar katlanilmaz bir gerçek degil mi
sen hala bu kadar sevgili iken?
Özlemek,
bu kadar özlemek,
etini kemigini yakarcasina özlemek...
çok kötü degil mi?
Bu kadar özleyip onu görememek,
ona dokunamamak,
onu ısıtamamak ,
artik sonunun "Pi" hali degil mi?Biliyorsun degil mi?
Ne kadar umutsuz bir arayistir o,
kalabalik caddede geçen binlerce yüze bakmak
belki bir kez daha görebilmek için o yüzü,
belki biraz önce geçti bu kaldirimdan diye düsünmek,
belki su an arkamda yürüyen insanlarin içinde bir
yerde demek,
belki su an üzerimdedir gözleri diye paranoyalar
yasamak
ne zordur degil mi?
Ne kadar eritir insani farketmeden.
Sende biliyorsun degil mi bunlari.?
Bir sinema koltugunda sende iki kisi gibi oturdun mu
hiç?
Hiç iki kisi gibi zevk aldin mi bir konserden yalniz basina.
Güzel bir kafe kesfettiginde,
güzel bir film seyrettiginde,
güzel bir sarki dinlediginde
güzellikleri oraninda eksik kaldiklarini hissettin mi
paylasamadigin
için
onunla.
Bir barin kalabaliginda hiç yarim vücudunla sallandin
mi ortada?
Hiç iki kisilik beyninle yarim insan olabildin mi?
Baktiginda aynana sadece yüzünün bir yarisini gördügün
oldu mu hiç?
Sana hayatindaki en büyük yoksunlugu yasatandan
nefret edemedigin zamanlar oldu mu hiç?
Gözünün içine baka baka kolunu bacagini kesen bir
insanin yüzüne
sevgi dolu bir gülümseme ile bakabildigin zamanlar
oldu mu hiç?
Hayatta inandigin bütün degerlerini altüst eden
birisine ask siirleri
yazabildin mi?
Onu içinde korumanin seni yok etmek oldugu zamanlara
feda oldun mu hiç?
İçinde aglayan çocuga umut sarkilari söyleyemedigin,
özlemini,
susuzlugunu,
açligini gideremedigin zamanlar oldu mu hiç?
Kanayan yarasini gördügün
ama merhem olamadigin zamanlar.
Gücünün,
hani o tanrisal gücünün
bir çocugun aglamasini susturamayacak kadar oldugunu
gördügün zamanlar
oldu mu hiç?
Hiiiiiiiç....
Hiiç...
hiç...
bir hiç..

CAN DÜNDAR......



arwen 11 Şubat 2007 23:21

İlginç bişey mutluluk
Neden insan sevinçli günlerini eskide saklar ki,
Yaşadığımız acılarsa hep bugünmuş hatırlar,
Peki, bugün mutlu olmadık mı?
İyi düşün…


serhat gültekin


Misafir 11 Şubat 2007 23:33


yıl, bir kere yirmi bir ocak çeker
cennetiniz kayıp
cehenneminizde nergisler sürgün

d/üşüyor soluğum
adı ‘’hiç ’’durağında
sırrında soyunuyor ayna
şiir çıplak

tadını çarmıha ger dilimde- git -
indir kendini kendimden
indir güne ağıt yakan kuşların gagasını
aşk masum değil!


Dolunay Ünal


arwen 11 Şubat 2007 23:37

Çöz
Lepiska saçlarını.
Şöyle
İki yana salla
Salıver
Uçuşsun..
Kalk ayağa,
İnce topuklar üstünde
Salın biraz
Dalgalı deniz gibi,
Görenlerin
İçi gitsin.
Otur yanıma,
Bahar kokunu
Çekeyim içime.
Sımsıkı sarılayım
Sana..
Sonra,
Kördüğüm olalım.
Ne kadar
Uğraşsalarda,
Çözemesinler
Bizi...


münir üsküdar


tikkymelike 11 Şubat 2007 23:49

Niçin
İnsanlar sevmeyi unuttu mu ne?
Ve de gülmeyi...
Başımı kaldırsam kan görüyorum
Yoksa kin
Resimde gölgesi binlerce hasretin
Ne sıcak bir merhaba
Ne de bir tebessüm
Kalmamış izi mutluluğun ve sevincin
Oysa biz hala yaşıyoruz
Bilmem ki niçin?..

Ahmet Selçuk İlkan


arwen 11 Şubat 2007 23:57

Artık suya ihtiyaç yok
Bedenimde...
Bedenim beynimde yok
Bir natürmort tablo gibi aynada
Güneş ışınlarıyla oynayabilir gözlerim
Sen sviyi çizen kadın
Bir çeşme başında
Bedenimden suyun geçişini güneşe
Anlatabilirmisin çocuklarıma
Siyah ve beyazla yetinerek her öğlen vakti
Gel öyleyse
Dinle tenimin masalını
Ve dilimde ki sessizliği söyle
Söyle çocuklarıma
Damarlarımda ki vadilere
Biriken kumların benim olmadığını
Çünkü ben
Suçlu değilim
Yargıç güneşse
Eğer suçluysam
Suç ortağım güneştir
Kansız bedenlerde vampir değilim
Alı sevdim diye maviden çok
Hep kırmızı aktı şimdiye kadar
Ve güneş kıskanmadı beni
Sevdi hep bedenimi
Sen sevgiyi çizen kadın
Sevgiyi yazmak
Ve çocuklarıma güneşle anlatmak
Bilsen ne zor
Seviyle her gün yaşamak
Ve en kötüsü imkansız
Her şey bittiğinde
Onu bir tablo gibi kenara koymak



ismet zeren


Mystic@L 12 Şubat 2007 00:00

Y ü r e ğ i m d e k i G i z

olandır

korku dağlardan büyük
umutsuzluk kol geziyor
ülkemde dünyamda

dağlarına karlar yağmış memleketimin
ülkem işgal altındadır
88/89 bir saniyelik andır
ülkem işgal altındadır

binlerce canım kafeste
milyonlarcası tutsak
ülkem işgal altındadır

açlık yokluk kıtlık
özgürlüğe ve sana hasret
dünyam işgal altındadır

sarılmışız her bir yandan
kuşatmadayız
değişik değişkenler kuşatması

cephede düşman
içerde "dost"
çevremizde belirsizler
kuşatmadayız
değişik değişkenler kuşatması

yüreğimdeki giz

geçmişimden geleceğime uzanan köprüm
bilinire doğru akan güneşim apaydınlık ışığım

ateş çemberinden geçtim
irin denizinde sınandım
ne leş kargaları bildi ilişkimizi
ne dostlar tam kavradı
seni yüreğime gizledim yüreğimdeki giz

kör karanlık gecelerde iliğime kadar üşümüş
tepeden tırnağa ıslak sabah seher ayazında
yok oluşun eşiğinde seni yüreğime gizledim

bilincim
savaşım
sevdam
var oluş nedenim

bir avuç toprak yüreğim
beynimdeki gizleri toprağa taşıyan topraklaşan
bir sıcacık yuva yüreğim
dünyadan büyük dostları saran barındıran

bir sıkılmış yumruk yüreğim
faşizmin beynine yıldız yıldız çakan
bir sıkılmış yumruk yüreğim
yıldızlara doğru akan yıldızlaşan

bir avuç toprak yüreğim
çiçeğe bezedim öptüm toprağı
öptüm çiçeği öptüm seni
çağların derinliğinde sırladım
seni yüreğime gizledim yüreğimdeki giz

iyiliğin mutluluğun ustası güzelliğin ezgisi
azdan çoğa çoktan çoğa utkunun türküsü
kitleleri coşturan balerinim
seni öğrendim evrenselliğini kavradım

tarihin derinliğinden coğrafyanın genişliğine
seni yaşıyorum
geleceğini yazıyorum
geleceğini yazıyorum kanımla
kanımla sevgimi sunuyorum
sırım sırım sırladım yüreğime gizledim
seni yüreğime gizledim yüreğimdeki giz

seni yüreğime gizledim yüreğimdeki giz
"ille dostun bir tek gülü yaralar beni"
dost hançerine göğüs gere gere
seni yüreğime gizledim yüreğimdeki giz

dost gülü

korunman için kahramanlaşanlar korunmana alındılar

adına kahraman kesilip el üstünde tutulan
hainleri
yaftaları boynunda
gönderdim gönderiyoruz *** çukuruna

sarılmışız çok yönlü kuşatmadayız
değişik değişkinler kuşatması
hainleri sıraladık da upuzun dizi dizi
dost gülüne gücümüz yetmiyor
dost gülüne gücümüz yetmiyor
dost gülüne gücümüz yetmiyor

can pazarına düşmüş 'dostlar'
tavşandan hızlı serçeden korkak
ışık hızıyla savruldular yanımızdan suçlayarak

saygıyı yitiren soğuk yürekli sevgisizler
******* satar kendini satar seni satar beni satar
insanlığından sıyrılıp da insanlığı satar

çığlık

aç anaların apış arasından fırlayan çığlığın bilinci

sana çığlık gönderiyorum
aç anaların rahmindekilere umut
sana çığlık gönderiyorum
ezilenlerin kavgasından çığlığa karışmış çığlık
sana çığlık gönderiyorum
dört bir yandan kavganın içinden
sana çığlık gönderiyorum acılı onurlu çığlık
esir düşüp teslim olmayanlardan
onuru uğruna canını ezilmiş böcek gibi fırlatıp atanlardan

sana çığlık gönderiyorum
uğruna utkunun doruğuna erişenlerin
onur utku sevgi kokan çığlığını
sana çığlık gönderiyorum
yanan yüreğimden senin çığlığını

senin için

uğruna ölümün üstüne uçanların sevda türküsü

adını kanla kazıdık yüreklere beyinlere
kanımızla sunduk sevgimizi
sevenler kır çiçekleri toplasınlar diye

kulaktan kulağa yürekten yüreğe ezgilerinle
dağdan dağa türkünü söyledik
sevda ateşindi ovalarda yaktığımız
şehirleri diz çökerttik önünde

tezgahlarda
kıyımlarda
darağacında gülümsedik
en acımasız acılar altında
güvenle
bağlılıkla
destanını yazdık
direncin
sevginin
bilincin
insanüstü sevgiyle sevildin

anlayansın bilensin

kar kırmızı yağanda cehennem harlamasında
tutkun yol gösterenimizdi bizi bizden koruyan

kavganın en acımasızıdır yaşadığım
kanlı şiddetli
kır çiçeklerinden dağ doruklarına
metropollerin yoğunluğuna
sevgilinin sözünde devrimin kucağında
kavganın en acımasızıdır yaşadığım
ha vurdu ha vuruldu düşman
kavgası basit tekillik
kavganın en şiddetlisidir yaşadığım
beyinleri sarsan
kendimle kavgamdır parçacıklarımı uzaya
dağıtan
başka zamana
başka mekana
başka boyuta gönderen
mikrobik cımbızla topluyorum kendimi
cüce yıldız acımasızlığından genişleyen uzaydan
ve kendi ellerimle yaratılıyorum yeniden
yeniden

yeniden yaratanımızdır ellerin

anlayansın
bilen
kavrayan

biliyor biliyor biliyorsun
yeniden yaratanımızdır ellerin

bilenim anlayanım kavrayanımsın
insanlara saygımın sevgimin sonsuzluğu
kişiliğime vurduğum damgalardandır

savaşın göbeğinde sesimi duyamaz olduğumda
şehit kanlarımızın göletlerinde
ayaklarım ıslananda
düşman leşlerinin sendeletmesinde
ağız dolusu küfretmemin
kulaklara kadar açık ağızla gülmemin
çiçek koklamamın çocuk sevmemin
ve sevgiliye
incecik yüreğimden kopardığım hasretli parçacıklarla selam göndermemin mutluluğunu
plazmamdaki atomlara kadar duyumsamamı
sen anlayabilirsin

yatıp uzandım otlar üstüne
ıslığımla parçaladım çiğ tanelerini
ilahların gözyaşlarından yaptığım kolyeyi
taktım da tanrıçamın boynuna
armağan sundum yoldaşımın koynuna

anlayanımsın seni kavradığıma tanığımsın
biliyorsun kavrayanım biliyorsun
evrenselliğinle bizleri kapsıyorsun

yeniden yaratanımızdır ellerin

yangı

yürek yangısıyla dolaşıyorum
kavganın göbeğinde yürek yangısıyla
anaların yürek yangısıyla
toprağa yavru vermiş anaların
işkenceden
ilmekten
kurşundan

tezgahtan
darağacından
pusudan
canından can veren anaların yürek yangısıyla

biliyor
biliyor
biliyorsun

ellerin
ellerin
ellerin
yeniden yaratanımızdır ellerin

engel

ilkyaz aylarında keçilerin belini ısıtan sıcaklık

beynimin ürünü yüreğimin sevgisi
insanlaşanları kucaklasın diye
bünyemin yokluğa koşuşunda
ölümüne yaşıyorum

ölürüm
dağlarına taşlarına suyuna çiçeğine
ölürüm tutkuna ölürüm sana
ölürüm gelişimine bensiz kalırsın
yetim öksüz boynu bükük
karnına tokat yer de vay arkam deyi dolanırsın
gel
öldürme beni

senin için yaşanılır sevgi çiçeğim yaşanılır
savaşılır yaşanılır
yaşanılır savaşılır

bunalımın bunalımımı geometrik katlayan
bunalımın dostluk hücresinin intiharıdır
sevgi çiçeği ezilir umut ışığı kararır kırılır

hain güllesine dost hançerine göğüs gerişim
bunalımına engel

uzat ellerini aşalım engelleri

duyumsuyor yaşıyor biliyorsun
yaşıyor biliyor görüyorsun
biliyor
biliyor
biliyorsun
ellerin
ellerin
ellerin

yeniden yaratanımızdır ellerin

uğruna
insanlık onuru için can verirken
önünde uğruna onurumu çiğnedim
ipekten halı yapıp tutkumu
yüreğimin sevda çiçekleriyle
yollarına serdim onurumu
ezildim

tutkunun doruğundayım inişsiz doruklarda
buluttan buluta uçtum da geldim
gönülden gönüle aktım da geldim
yüreğime akanları teptim de geldim
kapına yüz sürdüm
küçüldüm

ayrılığı yaşadım gök mavisi denizlerin
derinliklerinde
çöl karanlığı buz dağlarında sensizliği
karınca kalabalığı insan selinde kendimden uzaklığı
kuşun kanadından yerin kulağından geldi
haberin
ıssız çiğ tanelerinin esintisinden
avundum

yoluna baş koyduğum
yaptığım çarmıha gerildim
ellerimle yaptığım çarmıha çağlarca
sayısını unuttum
uğruna ölümlerimin sayısını
sensizlik ölümden acı kor insana
ayrılığı öldürmeyedir savaşım
hasretliği öldürmeye

insan insana

sevecenlerin ışığı sevgi çiçeği

sevgiye saygı
insana sevgi
yüceltiyor bizi

insan insana buluştuk
el ele tutuştuk
uzunca uzun söyleştik
insanlığı yaşadık

acıların acısını ayrılığın acısını
korkuların korkuncunu
sevginin en mutlusunu
insanlığı yaşadık

adım adım koşar adım
adım adım sağlam adım
el ele yürek yüreğe omuz omuza
yürüdük insanlaşma kavgasının ortasına

bizleşmeye bütünleşmeye koşuyor
beyninin (bilincinin) bulanıklığını aşıyor

yoldaşlar arasında yoldaşlaşıyorsun

nüve

geçmişimden geleceğime uzanan köprüm
bilinire doğru akan güneşim apaydınlık ışığım
ben devrimim geleceğini belirleyenim

kendini yaşıyor
benden bana koşuyor
benzerlerimi aşıyor
bana ulaşıyorsun
seni kendime kodladım

kendine bakışta
iç dünyanı tartışta
izlerimi bulacak
beni yaşayacaksın
seni kendime kodladım

bilincindeki bulanıklığı aşıyor
insanlaşma kavgasında insanlaşıyor
benzerimden benzerime
bana koşuyorsun
geleceğini belirleyenim
seni kendime kodladım

bilinire doğru

sevginin sıcağın hasretiyle
ateş saldım yüreğimden kopanlara
acılı çığlık alazıyla ışıktım gönlünüzü
hainleri ışınladım da dost gülüne gücüm yetmiyor

gök ekinler yeşersin insanlaşma hızlansın diye
yüreğimi verdim buyruğunuza
beynimi bilincimi bedenimi
tok uyunsun kardeşçe
sevgi çiçekleri açsın evrende
insandan insana saygı yaşansın diye
yüreğimle kızıla boyadım bulutları
güvercin saldım yıldızların ötesine
ötesini size bırakıp
güzelliği dostluğu kardeşliği işledim bilinçlere

insanlara adandım insanlaşanlarca
bende bulursunuz kendinizi
geleceğinizim şimdiden

güzel günlerin bitmediği
çiçeklerin solmadığı
mavilikler beldesinde beyazı yaşayın
çocuğa saygının çiçeğe sevginin doruğunu
insandan insana baskının
açlığın ve tutsaklığın
-miş li geçmişin rivayetiyle anlatıldığı
mavilikler beldesinde beyazı yaşayın

kelebeklerin kanadından izleteyim çiçekleri
sonsuz maviliklerde beyazı yaşayın

Sevgilim
Devrimim

Salim Yılmaz



Saat: 17:56

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık