![]() |
Bırakıp Gittin Beni Bırakıp gittin beni bütün kapılarda Bütün çöllerde tek başıma kodun Şafakta arayıp öğle vakti yitirdiğim Vardığım hiçbir yerde değildin Sensiz bir odanın sahrasını nasıl anlatsam Hiçbir şeyin seni andırmadığı bir pazar kalabalığını Denizde dalga kırandan da boş boşluğunu bir günün Seslenip de senden cevap alamadığım sessizliği Bırakıp gittin beni kalarak olduğun yerde hareketsiz Heryerde bırakıp gittin beni gözlerinle Düşlerin yüreğiyle bırakıp gittin beni Yarım kalmış bir cümle gibi bırakıp gittin Düşen hep ben oldum en küçük kımıldanışda senden Başını çevirdiğin için ağladığımı görmedin hiç Bana bakıp görmediğin için Ben yokken içini çektiğin için Ayağına düşen gölgene acıdın mı hiç sen Louıs Aragon |
Yaralarımı kanatıyor her yeni gün bir kez daha Acı çekmekten yorgun düşmüş bir bedenle Kat etmeye çalışıyorum bu dehlizlerle dolu dünyayı Anlaşılmadan geçecek bir ömrün yükünü taşıyorum omuzumda İnsanı en çok seven anlamazsa kim anlar,demekten vazgeçtim Çok seven diye birşey yok, sevgi de, aşkta bir yalanın parçaları Puzzle tamamlanana kadar oynanan, bu hayat oyununda Ben, prenseslikten adi insanlığa düşmüşsem sevdiğimin gözünde Yüreğimdeki uyuyan nefret uyandırılmışsa hiç düşünmeden Çıkarlar üstüne kurulmuşken sevmek ve sevilmek denen ses uyumu sözcükler Etimi yırtarcasına hızlı da atıcam diye inatlaşsa yüreğim, kör olurcasına ağlamak istese de gözlerim İzin vermiyorum, kendimi herşeyden, herkesten uzaklaştırıp İçime gömüyorum gerçek duygularımı ve gidiyorum İstanbuldan uzaklara, bir anlığına da olsa, bir ömür sürse de İnsanların beni ben olduğumdan farklı yerlere oturtmaya çalışmayacağı bir yere Dilini anlamadığım uzak diyarlara Ardımdan ağlayacak gözler yok biliyorum, umursamayacak kimse yokluğumu Yanlızlığımı alıp, kalbimi toplayıp, istediğim şeyi yapacağım işte sonunda Gidiyorum kırık yüreğim, yorgun nefesimle Unutmanın en derin yerine ve uzak bir memlekete deniz ipek |
Gözüme hasret kaçtı ahh!! gözümde kanar öfke dilime düşen söz yakar ardın sıra. ‘sus’ vururum kalbime, geceyi doğuran çaresizlik dolanırken boynuma. / ışıkla artar ayaz / adın sek-sek oynar kaldırımlarda, ıtır bir elbise okşar yorgunluğumu. satılıktır ikinci el hüzünler, notaları silinmiş buselik makamında. / ağustosta kardır haz / bin yakan bir araya gelmez, yaktığın onca mavilikte üşütmüşsen kalpleri. bil ki ateştir yağan üzerine, hatırlayıp da sayamamışsan hatrı sayılır günleri. /bir kış rüyasıdır yaz / İbresi kendi olan terazisin, aydınlıkların karanlıklarından az.Ne kadar eskitebileceksin ki beni, nasılsa gün gelecek döneceksin yüzünü güneşe... MeHTaP... |
NUR MAVİSİ Aheste çıkacaksın Kaf dağına Koşan güneşe inat mı inat Damlalar akacak gözlerinden Nur mavisi sözlerine bir bir. Gizlice uzanacağım ellerine İdam olacağımı bile bile Sevdam yanacak yüreğinde Nur mavisi gözlerine ışık ışık Ölümüne bakacağım gözlerine Yansam tükensem de alev alev Kızıllanan şafaklara döneceğim Nur mavisi bedenine dalga dalga. sinan oğuzhan |
Masumiyet hasıraltı ettik ya geceyi, suçlu bir çocuk gibi ağladı dün hiç sevişmemişçesine tenlerimiz geceye asılı kaldı öfke ve çığlıkların tırnak izinde yaralandı hüzün.. kuşatılan bedende, arsız yığılmalar ezik gözlerinde iğreti bir şehvet dimağında gölgelenen arzu cüzdanında sakladığın resmiyet ah masumiyet ! kırılan aynalarda..yüzün.. sabra yamanmış, en azın, bir olmazın düş’ü.. kire boyanan gece vakitsiz sorgu, kuytu işkence dudağımda gözyaşımın mahzun gülüşü… git artık adını sevgi koyduğun beni düşlerinden kovduğun yere.. git artık ismimi andığın suç günaha boyandığın iç ellerimi boşluğa saldığın yere… git artık sevgili..git… mıh gibi saplandı acı yarınsız öykülere… anlamaksa eğer gidişin yitirmekse maviyi pervasız bilmekse, yenilmekse gülüşün sevdim seni yar.. menzili uçsuz bucaksız! şimdi sus sonra ses yitik, yorgun an’sız! belki zamansız kirlendi aşk, korlandı yürek suçtu yalan..yalandı sevişmek.. basit...sıradan...gerçek... anlamsız… Her uzattığımızda elimizi tutamıyoruz istediklerimizi, rüyalara kurulmuyor salıncak.Yürekler kordan bir beşik, hâlâ sallanmadan uyutuluyor umutlar. 'Ladesim lades olsun mu?' derken gözlerine bakıyordum, sahi biz ne için iddiaya girmiştik? MeHTaP... |
Bir gün benim bir gün elin O sevgiyi ben neyleyim Bazen hülya bazen selin O sevgiyi ben neyleyim Farklımıdır acep ayşe Mutluluk verirmi neşe Aşık olur uçan kuşa O sevgiyi ben neyleyim Her gördüğü dala konar Türlü çiçekten bal arar Gönül ona boşa yanar O sevgiyi ben neyleyim Ne arıyor oda bilmez Bilirim ben gibi sevmez Git de gitmez gel de gelmez O sevgiyi ben neyleyim sevilay şahbaz |
** hiç'sin ** deli taylar çiftelenir içimde, arsız sevdamı dizginlemek ne zor. kimse bilmez halimi el kapılarında, yokluğun en çok gözlerimi yoruyor. girdap nasıl da yakıştı kalbine... huzur adınla başlamaktı güne, sonu hep 'gitme' ile bitse de. özlem sıkışmış birkaç şiir, durgun su misali yatağımda birikiyor. sağırlık nasıl da yakıştı kalbine... paslı bir bıçağın kana susamış hali, yüreğin geceye inen şafak tortusu. çiy düşmeli öldürse de çiçeğini, öfkeni devleştirmiş, yenilmenin korkusu. basiretsizlik nasıl da yakıştı ömrüne... çabuk unutursun kulağına küpe gerçekleri, hayat çayına bandığın kurabiye değil. gözlerin ve sözlerin arası uçurum, bilirim! çabuk uçuşur namerdin etekleri. döneklik nasıl da yakıştı ismine… *Yaklaşma bir adım daha, olduğun yerde nefessiz kal. Geldiğin gün de yaşamıyordun zaten.* MeHTaP... |
PERİŞAN Hüküm inmiş yüreğime Nurum düşmüş içime Hasret varmış ellerine Ben sana zebil, ben perişan… Hangi toprak yeşerir söyle, Günü değmeden gün gözlerine Hangi ocak tüter dermansız? Ben sana çaresiz, ben perişan… Ateşin yakar, düşer tenime, Sevda kokulu ellerinden. Gün gibi vurursun gözlerime Ben sana hasret, ben perişan… Hükümsüz döner mi dünya? Hüküm sesin, can verir içime Nurun yakar hüküm gibi Ben sana hükümlü, ben perişan… Bir dokunsa idin bedenime, Dinerdi belki nur yangını içim. Bahar gibi kabarırdım yine Ben sana yangın, ben perişan… Hükümsüz düştüm ben deme, Ölmek varsa ölürüm hükmüne, Aldırmadım nurumla ecele, Ben sana ölümlü, ben perişan… Saçların serilse göğsüme, Hüküm verirdim sessizliğe, Nar gibi sarardım her gece, Ben sana yitik, ben perişan… Sensiz ne yapayım hayatı, Hüküm gelsin ölümüme, Sen diye sarılırdım ecele, Ben sana nar, ben perişan… Seni bıktıracaksa koca nar, Kar üstüne kar yağsın, Mezar taşım bile donsun, Ben sana yenik, ben perişan… Sanma ki vardır bana gece, Sensiz, ne gün olur ne gece, Hayalin yorgan olur üstüme, Ben sana uykusuz, ben perişan… Namert korkulara kansam, Kanardım sensizken ecele, Allanır başım, gider sessizce, Ben sana korkak, ben perişan… sinan oğuzhan |
Henüz Yaşadıkça Yorardı altın üstü yokuş Sonuçta varmak tırmanışa karşılık… Halbuki sadece aradığım aydınlık neden Sürekli karaya kayboluyor Yalnız ölüler aranmaz Her topraktan uç verir… Fuzulî insan güruhuna karışıp Çoktan dolanışım fark etmeden İçe kaçık çıkış Ucunu bulmak Onca tekrardan sonra… Alnımın akı akmadan Ey kendim!.. Yanılgı yarılmalı ha gayret Son kez olmayacak açılış Bitmeyecek tıkanış, bilsem de… Sevim Türkoğlu |
PERİŞAN II Sensiz geceler uzun bitmez, Gün hayalin doğarda gitmez, Tüterim yanarım sana sönmez, Ben sana sevdalı, ben perişan… Dokunmasın tabipler yarama, Deva olmaz içimde nur yarana, Merhemimsin, çaremsin narına, Ben sana hasta, ben perişan… Dillere düşsek ne söylenir? Dillenmedi mi kara sevdalar? Hangi ateş gizlenir, âlem dar Ben sana divane, ben perişan… Bir dokunsan, bir öpsen, Ne yaşlar akar durmadan, Dinmeyecek sana sevdalar, Ben sana dolu, ben perişan… Günüm, doğ üstüme bir gece, Nurum, yak Nar’ı sal âleme, Tutuşur âlem, âlemden âleme Ben sana âlem, ben perişan… Meşakkatin sonu var mı? Cana can olmaz dünya malı. Tek nurum vardır, varlığım Ben sana varım, ben perişan… Her sözün bir nur damlası, Açarsın öbeklerle içimde, Ne solar ne kaybolursun, Ben sana toprak, ben perişan… Vursalar beni yerden yere, Denk olmaz yine hasretine, Sensiz dolaşır ecel peşime, Ben sana can, ben perişan… Âlemler bile acır oldu halime, Bin nur oldun deli yüreğime, Nursuz nar olmaz bu âleme, Ben sana nar, ben perişan… Dağlar indim sen için her gece, Âlemler verirdin her sözünle, Nur yoksa ne gerek var âleme, Ben sana deli, ben perişan… sinan oğuzhan |
Bir Yolculuğun Sayfaları Ömrüm... Eski şarkılar çalan eski bir trendeyim, Sanki gençliğimdir geçtiğim dağlar. Yalnızlık gibi bir masanın üstünde Çayım, sigaram ve garipliğim; Yavaş yavaş gökyüzü geçiyor üstümden. Altımızda tıkırdayıp giden raylar, İçimde bir özlem dalgası, bitecek Varılan istasyonda kavuşunca Bir sevgiliye, evlere ve kalabalığa. Ben oldum olası kendi içimdeyim Dalmış gibi bir tünele boylu boyunca; Anımsamak güneşi, görmek ağaçları, Göğün mavisine yaslanmak yeniden. Bir tren penceresidir ömrüm Varlığımla yokluğum arasında! ... Yüzün ellerimde bir avuç yaprak, Güz yalnızlığıma bulduğum bahane; İlk yazı beklemek kocaman bir boşluk. Çok uzaklarda kaldı sesim, Burada olan yalnızca bedenimdir! ... Baş kahraman da benim figüranda Bir romanın orta yerinde, Ve raylarda esriyip giden ütopyalar Sunu; Yüreği koca güzellikler demetleyen Bu aşk bahanesine ne diyeyim? .... Nesli YAZICILAR |
İçim İçim sökercesine tırnakla birşey yapabilmek için için düşünüpte kendin için içten bir düş kuramadan hemde bir şüphe bir umutsuz ve ümitsiz aşk düşürüpte içine solarcasına bir güz akşamı sökercesine tırnakla birşey yapabilmek üşendiğinden değil olmadığından hiçbirşeyi titremesi gibi bir çıplak çocuğun senin kalbinin atmaması için tüm şüphe ve umutsuzluklardan uzak sökercesine ve tırnakla birşey yapabilmek kendin için Mayıs 1998 Erol Yılmaz |
Saatim yok artık bakmıyorum Takvimim yok tarihleri unuttum Hangi yılın hangi ayı bilemem. Bunlara bakınca seni hatırlatıyor Nerde ne zaman gelecek diyorum Gece olunca hüzün çöküyor yüreğime Üstü açılırsa, ya sabah uyanamasa Saati kurdun belki ne biliyim Kapının zili de sinirime dokunuyor Sıra onda galiba. Yok edeceğim onu da çalmasın kapı Açınca sen yoksan karşımda Şımaran yada çok üşüdüm çay çorba ne var diyen Sen yoksan ne anlamsız bir hayat biliyor musun Hemen yanımdaydın gidi vermişsin Sanki bunca yıl burada değilmiş gibi Hatıraların senden vefalı çıktı Yüreğimin en derin yerindesin Yani dibinde çöreklendin sanmıştım Her an bakıyordum görecek gibi Ellerimi uzatsam tutacak gibi Şimdi nerdesin nerelerdesin Hayalin bile hayal olmuş bak Sevgini hayalını yürek arşivinde gizledim Gözlerim dolu dolu izledim Her yerde hatıralarının izi kalmış Odanda bir el izin kalmış birde kokun sinmiş Not aldığın küçük defterin masanın yanına düşmüş Masandaki lamba boyun bükmüş ışığı sönmüş Kalemlerin ucunu açmışsın belli ki, uzaklara mektup yazdın Masan dağılmış bardakta ki çayın bitmiş Radyo bir yere takılı kalmış hep o şarkıyı çalıp duruyor Şimdi uzaklardasın diyor ona bir dokundum artık sus diye Turnalara tutunda geli çalıyor şimdi Çala dursun belki duyulur ellemeyeceğim artık ona da HaFiZe |
GEZGİNİN NOTLARI- 1 Gezginiz hayatın göçebe düşlerine Tutunca kancasından aşkı Sürüklenip gideriz sözcükler ülkesine Böğürtlen dallarına sarılı dikenlerle Elimizde kalan renktir aşk sandığımız... Acının gözbebeklerine düşmüş fotoğraf Unutmanın aynasında kalan yansımalar Kurumuş çiçekte anımsananlar Sustukça bir şarkıda kederlenen Durdukça büyüyen çukurlardır içimiz... Suskunluğu kadar ölüyüz dilimizde Işıksız odalara dem döken Gölge oyunlarına kimlikler aradığımız Zamanın ko****uğu an irkildiğimiz Gezgin notlarına anlamlar düşürdüğümüz... Sessizliğin tutup elinden yürümeyi öğreniriz Gecenin sancılı yerlerine çıkar yolumuz Bir yıldız yakalamak karanlıktan umutla Uçurmamızı bağlayıp rüzgar dallarına Esip geçmek var deli yaşamımızda... Uzak laflar biriktirebilmek dilimizde Gülüşlerimizi eskitirken kendi sesimizle Dönüp dönüp havada kuşlar gibi vurulup düştük Bir dizenin son sözüne takılı kaldık Acaba ! Ölünce de yazılır mı hayatın şiiri ? Nesli YAZICILAR... |
Bedava Bedava yaşıyoruz, bedava; Hava bedava, bulut bedava; Dere tepe bedava; Yağmur çamur bedava; Otomobillerin dışı, Sinemaların kapısı, Camekanlar bedava; Peynir ekmek değil ama Acı su bedava; Kelle fiyatına hürriyet, Esirlik bedava; Bedava yaşıyoruz, bedava. Orhan Veli Kanık | |
İçi dışı boş sözler hüzünlü manzaralar şimdiden bütün dillerin lanetlediği anlam dilimizin ucundaki uzaklık başkalarının cebinden çaldığım ayna yüzümün eşi yok bende gündüzler umurumda değil umurumda değil bekçi kulubeleri geceler,kıyasıya tekil serüven geceler kantaşı geceler,ayrı düşmüşleri birleştiren yalnızlık kapalı zarf yaşandı son günler yaralar ve anılarla mahsur kaldık zarf atmayın! hepiniz biliyorsunuz cevabı beyaz kağıt artık ayrıldık. http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifMurathan MUNGAN |
Bahar Sana Kış Bana Benim için üzülme Zor olacaktı zaten Mutluluk şiirleri yazmak Alışmadığım şeydi gülmek, Sevdiğimle olmak Ben yine yazarım Hüzün şiirlerini Süslerim gözyaşlarım ile Gülmek istersem, Düşlerim yeter bana Bana yeter hayallerim. Gerçek gülüşler sana Sana umutlar Mutluluklar sana. Sana yaz,sana bahar Rengarenk çiçekler Bana yalnızlık,kış,kar Ve sahte gülüşler Yeter!.. Ahmet Ünal Çam Bilsem Ki Bu ayaklar benden hesap soracak, Bir düşüncenin peşinden dolaştırdım sokak sokak, Bu baş bu eğilmez baş da öyle Bazı sarhoş bazı yorgun Herzaman bir yastığa hasret! Bu ciğer de hesap soracak, Esirgedim güneşini,havasını Bu ağız bu dişler,bu mide Ne ikram edebilirim ki boş keseden Bu bilekler de hesap soracak, Göz yumdum çektikleri eziyete. Bilsem ki kimsenin parmağı yok Bu sürüp giden işkencede; Kılım bile kıpırdamadan bir sabah Çekerdim darağacına çekerdim kendimi Bilsem ki suç bende... Rıfat Ilgaz |
SÖYLE SEVDA İÇİNDE TÜRKÜMÜZÜ Söyle sevda içinde türkümüzü Aç bembeyaz bir yelken Neden herkes güzel olmaz Yaşamak bu kadar güzelken? İnsan, dallarla, budaklarla bir Aynı maviliklerden geçmiştir. İnsan nasıl ölebilir, Yaşamak bu kadar güzelken? Fazıl Hüsnü DAĞLARCA KALKTI GÖÇ EYLEDİ AVŞAR İLLERİ Kalktı göç eyledi Avşar illeri Ağır ağır giden eller bizimdir Arap atlar yakın eder ırağı Yüce dağdan aşan yollar bizimdir Belimizde kılıcımız Kirmani Taşı deler mızrağımın temreni Hakkımızda devlet etmiş fermanı Ferman padişahın dağlar bizimdir Dadaloğlu yarın kavga kurulur Öter tüfek davlumbazlar vurulur Nice Koçyiğitler yere serilir Ölen ölür kalan sağlar bizimdir Dadaloğlu |
KARŞI KIYIDA UMUTLAR Yokluk renginde başlar gece Kısalmış akşam saatleri ertesi Veda sızısıdır dudakta öpüşülmeyen Unutulan gözyaşları saçlara damlayan yağmur Öfkenin adı erken vapurlar mıdır yoksa umutların karşı kıyıda gökkuşağının altına bırakılması mı Hüzün renginde başlar gece aydınlık koşar adım hiçliğe Ne vedaya benzer ne gelişe yarıda kesilmiş şarkılar Bulutlar içinde uykuya dalmış damlaları yağmurun örter gökkuşağını Sessizlik renginde başlar gece içinde yalnızlık tıka basa Duvarda saat geç zamanlara takılı Bin yıl öncesinden şiire düşen dizeler Geleceğim diye yola çıkıp dönmeyenlere yağmur da damlamıyor artık Atila IŞIK |
TERKEDEN Kimdi kimdi kalan Giden mi suçludur herzaman? Ne zaman başlar ayrılıklar Dostluklar biter ne zaman Her geçen gün bir parça daha Aldı götürdü bizden Aynı kalmıyordu hiçbir şey Değişiyordu herşey Kendiliğinden Artık çözülmüştü ellerimiz Artık bölünmüştü yüreğimiz Birimiz söylemeliydi bunu Ötekini incitmeden Kimdi giden kimdi kalan Aslında giden değil Kalandır terkeden Giden de Bu yüzden gitmiştir zaten Murathan Mungan |
Bedava Bedava yaşıyoruz, bedava; Hava bedava, bulut bedava; Dere tepe bedava; Yağmur çamur bedava; Otomobillerin dışı, Sinemaların kapısı, Camekanlar bedava; Peynir ekmek değil ama Acı su bedava; Kelle fiyatına hürriyet, Esirlik bedava; Bedava yaşıyoruz, bedava. Orhan Veli Kanık |
Çığlık hani sesini duymak istersin de yıldızlar sersem parlaklığıyla nöbette _________________________gecedir başını kaldırsan ensendeki günâhların kadar yakın ve tüm uyarılara inat tüm baskılara meydan okuyup bütün uyarılmışlığıyla duyguların gecenin bir vakti _____________ayaktasın yalnızlığın depreşir ikide bir iki sokak lambasının ortasındaki karanlıkta ikiye bölünmüş gölgende meçhul de ki kurt kuş mışıl mışıl de ki aşktan yana aldın payını ________________ey sersem âşık öyleyse neden neden hâlâ ahret suâlleriyle aklın karmakarışık sesini duymak yeter ya hepsine uyandıramam bölmeye kıyamam o zift koyusu uykularını hepten yok olmadan geceyi yırtan bir çığlık olur bedenim pencerene dayanırım bu vakit sen uykunun ortasında rüyâlarınla baş başa ve açılır tavana gözlerin telaşlı korkulu bir çığlıkla dahi olsa yatağından sıçrayamazsın kısılır boğazına alnında damarların atar ________________ha bire atar büyür göz bebeklerin geceye istemezdim böyle olmasını Yazan- Erdemoğlu... |
Kuşku Sevgi Dönüşümü Kuşku acı'ya dönüşürdü hep Acı da her zaman yine sevgi'ye Kuşkular zehirleştiği zaman 'Sevgi var'diye ısrar niye? Hüsrev Hatemi |
Rüyalarım Olmasa Yıldızlara baktırdım, fallara çıkmıyorsun, Seni görmem imkânsız rüyalarım olmasa. Pencereden bakmıyor, yollara çıkmıyorsun; Seni görmem imkânsız rüyalarım olmasa... Zor mu geldi kalbinde bana sevgi saklamak? Yakıp gittiğin yeri dönüp bir kez yoklamak? Değil sabaha kadar seni öpüp koklamak, Seni sarmam imkânsız rüyalarım olmasa... Sevmesem özler miyim seni can pahasına? Ne olur bir fırsat ver, beni bir daha sına. Adını söyleyemem, senden bir başkasına; Seni sormam imkânsız rüyalarım olmasa... Düşlerimde incitsem günlerce uyuyamam, Sana değil, saçının bir teline kıyamam. Yıllar sonra dönsen de nerde kaldın diyemem; Seni kırmam imkânsız rüyalarım olmasa... Yalvarırım mektup yaz, beş dakkanı ayır da, Su serp yanan sineme sağlığını duyur da, Yaban gülü gibisin, dağda, kırda, bayırda; Seni dermem imkânsız rüyalarım olmasa... Cemal Safi | |
Vakit Tespihlerde Saklı esmer bir yürüyüş toprağın ciğerinde yalnızlık koşuyor umutlarımın ardından bulsa devrilecek üstüne duramam huzur vermez aydınlık gülüşüme karanlık üzülen kalplerde gizli ölüm yitik bir serüven gözler(i) demirci vurduğu ten eğilir çok zor yüzleşmek aynalar delirtir vakit tespihlerde saklı son ise imamede say(ma) on yirmi doksan dokuz ….bitiş masalsızım zanlıyım ve ne yazık ki çok haklıyım /yok olur gibiyim/ kabul et aklım sadece gerçeğe kanma hayallerde hak eder inancı Tanrı koynunda saklar yetim gülüşlü zamanları Belgin ERTÜRK |
Soru Artık beni parktaki ağaç bile anlamıyor Siyah kedinizin kuyruğunda sallanan zaman Bir zamanlar sevinçle giyindiğim Ak bir güvercin kanadı gibi gururla giyindiğim Temiz ve mavi giysim değil artık. Yalnız imkansızlığı mı anlatır bir bulut Yağmağa hazır bekliyorsa gökyüzünde. Erdem Bayazıt |
Güz Sessizliğim Nice deli rüzgâr esti her yönden Rağbetsizdi dokunmadı gönül teline Usulca gelip geçen bir esintiyle Yıkıldı içimde sığındığım limanlar Bir deli dalgayla sürüklenir şimdi yüreğim Vurdum kıyılarına aşk mevsiminin Hırçın, deli taylar gibiydim oysa Bahar gülüşünde takıldı belki Ateşten bir kement boğazımda Koşmaya nefessiz umudun Geri adımlarında cesaretimin Daha kaç kez kapısından dönecek Gecelerde davetsizliğim Tövbekarım Yarabbi büyük sözlerime Dilimde kelepçesi var yeminlerin Vurgununu yedim gözlerinde belirsizliğin Varlığına tutsak ışıksız yarınlar Yaprak yaprak hüzün döker toprağıma Kemanın tellerinde inliyor eylül Şarkılarda çığlık güz sessizliğim Yazan: Hayal Bahçesi... |
ARDINDAN (1) Tren kalktı!.. İstasyon boş,vakit;gece yarısı... Ben?seni?kaçırmışım!... İçi bensiz trenlerin yolunda mı gözlerin? (2) Bir siyah karpuz gibi kırıldı gece.. Yarıldı içim; ...Sen sızdın!.. (3) İhtiyar bir konağın,iki karanlık duvarı arasında Sallanıp duran bir sarkaç gibi bıraktın beni; Boynumdan zamana asıp!.. Mammer Erkul |
Sen Özlemsin.. Sen özlemsin.. sen aşk.. ben de sen kadın. öyle özledim ki. kimi zaman ırmak, kimi an gölgem oldun. sarhoşun oldum... gözlerini özledim, ellerini, sarılmalarımızı.. tenini özledim kadın.. kokunu, misler gibi kokunu özledim. birlikte yemek yemeyi , konuşmayı, seninle olmayı özledim... düşüncelerimi uzattım sana.. bakışlarını özledim, anlamlı. ıslanmayı özledim sevgili.. yüzünün suyunu içmeyi. Zeki Arlan... |
Geldiğin Günün Haritası Sana nasıl anlatılır Sensiz hayatın boşluğu, Bir zindanın ağır ağır Çöker üzerime loşluğu. Dünya her nihmete bedel Sen olduğun için güzel Hayat,hayal,ümit,emel Senden alıyor hoşluğu. Arıyorum seni uzak Bir şehirde sallanarak Hala geldiğin günün bak Üzerimde sarhoşluğu. Orhan Seyfi Orhon |
ACIN BİTMİYOR Aşık oldum başkalara tamam Unuttum aşkını Ama içimdeki acın bitiyor O ne zaman bitecek Başkaları canımı yakana kadar Hep sana mı üzüleceğim ben? Ceyhun Yılmaz |
bakışların gözlerin mavser bakışların kurşundu mevzilenmemiş yüreğim işte o an sol bağrından vuruldu yerlere aktı kanım toprakla yoğruldu doğan kızıl güneşle birlik işte o yerde kırmızı bir karanfil doğdu 29.05.2003© Cahid Aylar |
Tam da bu noktada başlıyor yalnızlık… Tek kişilik sabahlara uyandığında, Hele ki günlerden Pazar Geceden de demli isen hüzzama Tam da bu noktada başlıyor yalnızlık… Alabildiğine uzuyor güneş, soğuk mu soğuk. Zaman eylül sarısı da, gün karanlık. Leş kokusunda düşleri deviren şişeler Kimi çarpık, kimi kırık. Tam da bu noktada başlıyor yalnızlık. Şarkılar çekilmiş, şiirler suskun Bir benim sanırdım sevdaya sancılı. Sevda dokuz doğumda, aşk kısır. Alabildiğine kalabalık acılarım, ağır mı ağır Sen yanımda karabasan, ben yanım sana salık Çalıp gitmiş takvimdeki dünler çoktan bizi Kimi yırtık, kimi yanık. Hiçbir şey yetmez insanoğluna Dertlerden başka! Senli ya da sensiz…aşk var da… Bu noktada başlıyor yalnızlık. Tam da düşümde düşmüşken koynuna Şubat on dörtmüş…sevmek günü Ben her gün seni seviyorum Bu nasıl iş! Günlerden Pazar olması bahane Aslında her güne yalnızlığım. İşte saçma bir şiir daha dizdim geceye Gene isyan dilimde katlı kaldı Kadere lanetliği yüklemem… Amma….sen anlarsın beni. Her insan yalnızdır derken Bilmezsin ne kadar KALABALIĞIM olursun bir anda. Arzu Altınçiçek |
Ansızın Ben sensiz olanlara seni aratıyorum, Ben sensiz kalanlara seni seni yaratıyorum, Seni saklayacağım,seni yazıp-andıkça Kendimi çoğaltıyor,seni kuşatıyorum Unutmayacağım,seni yaşatacağım, Kendimi çoğalttıkça,seni kuşatacağım, Her zamanda,her yerde sen bende yaşadıkça Sen evreninde sana seni aratacağım Özdemir Asaf |
AĞLAMAK Ağlamak Unutmak kadar kolaydır inan Sevin ağlayabiliyorsan Sevin ağlıyorsan Gül ağlayabiliyorum diye Gül ağlıyorum ağlıyorum diye Sana birşey yapamam Ağlayamıyorsan Özdemir Asaf |
GÜLÜŞÜN Gülüşünde bir mana var Saklayamazsın Sarılışında ne düşler Ne düşükler Sakınamazsın Aynı yolları, Kimsesiz mekanları Birlikte özleme hasreti.. Yalnızlığımın dert ortağı gastrit.. Gülüşünde bir mana var Saklayamazsın Bütün iç savaşlaeda Rehin alındı bu yürek Kandıramazsın Hangi çekilişin Büyük ikramitesi bu, En uzak sevişmelerin Yeni yetme utancı Lakin aşk Biraz da utanmaktır yaşamaktan... Sakınamazsın Yeni yetmelik işine gelince O zaten hepimizin gizli öznesi Türkçe'de var Bazı dillerde yok Gülüşünde bir mana var Saklayamazsın Kime niyet kime felaket bu aşk Anlayamazsın Ödümüz patlıyor acı çekmekten Oysa Biraz da acıdır Aşkın mayası Kaçınamazsın Gülüşündeki manayı saklayamazsın Tutunacak verimiz yok Resmi tutanaklarda Gülüşünde bin yıllık hasret var Saklayamazsın Bu yazık karşılaşmanın Alnımıza çakılıyor anafikiri: Aşka cesaretimiz yoksa Başka zaman görüşürüz! Yılmaz Erdoğan |
Git Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit, Günahıma girmeden, katilim olmadan git! Git de şen şakrak geçen günlerime gün ekle, Beni kahkahaların sustuğu yerde bekle. Git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar, Git ki gamlı yüzümün hüznüyle dolmasınlar Madem ki benli hayat sana kafes kadar dar, Uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar. Hadi git, benden sana dilediğince izin, Öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin. Kahrımın nedenini söylesem irkilirler; Çünkü herkes beni Kays, seni Leyla bilirler. Sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın; Oysa ki hep yedekte, hep elde var saymıştın. Hadi git, ne bir adres, ne bir hatıra bırak, Zannetme ki pişmanlık, mutluluk kadar ırak! Sanma ki fasl-ı bahar geldiği gibi gitmez, Sanma ki hüsranını görmeye ömrün yetmez. Her darbene tehammül edecektir bedenim, Gururum mani olur perişanıma benim. Yari Ferhat olanın ellerle ülfeti ne? Şirin ol katlanayım dağ gibi külfetine. Henüz layık değilken tomurcuk kadar aşka, Sana gül bahçesini kim açar benden başka! Hercai arılara meyhanedir çiçekler, Kim bilir şerefinden kaç kadeh içecekler! Madem aşk tablosunun takdirinden acizsin, Git de çağdaş ressamlar modern resimler çizsin. Ne vedaya gerek var, ne de mektuba hacet, Git de Allah aşkına bir selama muhtaç et! Güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan! Fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan! Kopsun nerden inceyse artık bu bağ, bu düğüm, Her gece daha berbat, daha vahim gördüğüm. Korkulu düşlerimi yorumdan kaçıyorum; Sırf sana üzülüyor, sırf sana acıyorum. Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit, Günahıma girmeden, katilim olmadan git! İlhan Topal |
TÜRKÜLER DOLUSU Kirazın derisinin altında kiraz Narın içinde nar Benim yüreğimde boylu boyunca Memleketim var Canıma ciğerime dek işlemiş Canıma ciğerime Sapına kadar. Elma dalından uzağa düşmez Ne yana gitsem nafile. Memleketin hali gözümden gitmez Binbir yerimden bağlanmışım Bundan ötesine aklım ermez. Yerliyim yerli olmasına ilmik ilmik, damar damar Yerliyim. Bir dilim Trabzon peyniri Bir avuç tiftik Bir çimdik çavdar Bir tutam şile bezi gibi Dişimden tırnağıma kadar Ressamım. Yurdumun taşından toprağından sürüp gelir nakışlarım Taşıma toprağıma toz konduranın Alnını karışlarım. Şairim şair olmasına Canım kurban şiirin gerçeğine hasına İçerisine insan kokusu sinmiş mısralara vurgunum Bıçak gibi kemiğe dayansın yeter Eğri büğrü, kör topal kabulüm Şairim Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası Ayak seslerinden tanırım Ne zaman bir köy türküsü duysam Şairliğimden utanırım Şairim Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm. Hey hey, yine de hey hey Salınsın türküler bir uçtan bir uca Evelallah hepsinde varım Onlar kadar sahici Onlar kadar gerçek İnsancasına, erkekcesine "Bana bir bardak su" dercesine Bir türkü süylemeden gidersem yanarım. Ah bu türküler Türkülerimiz Ana sütü gibi candan Ana sütü gibi temiz Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla Köyümüz, köylümüz, memleketimiz. Ah bu türküler, Köy türküleri Dilimizin tuzu biberi Memleket ahvalini onlardan sor Kitaplarda değil, türkülerde ara Yemen'i Öleni, kalanı, gidip gelmeyeni... Ben türkülerden aldım haberi. Ah bu türküler, köy türküleri Mis gibi insan kokar, mis gibi toprak Hilesiz hurdasız, çırılçıplak Dişisi dişi, erkeği erkek Kası kas, gözü göz, yarası yara Bıçağı bıçak. Ah bu türküler, köy türküleri Karanlık kuyularda açılmış çiçekler gibi Kiminin reyhasından geçilmez Kimi zehir, kimi zemberek gibi. Ah bu türküler, köy türküleri Olgun bir karpuz gibi yarılır içim Kan damlar ucundan, mürekkep değil İşte söz, işte ses, işte biçim: "Uzun kavak gıcım gıcım gıcılar" İliklerine kadar işlemiş sızı Artık iflah olmaz kavak ağacı Bu türkünün yüreğinde sancı var. Ah bu türküler, köy türküleri Ne düzeni belli, ne yazanı Altlarında imza yok ama İçlerinde yürek var Cennet misali sevişen Cehennemler gibi dövüşen Bir çocuk gibi gülüp Mağaralar gibi inleyen Nasıl unutur nasıl Ömründe bir kez olsun Halk türküsü dinleyen... Bedri Rahmi Eyüboğlu |
ÖLÜMLÜ AKARSU Aktığı her yere, Kırgınlığını götüren bir akarsuyum… Ellerine saçıldım… Yüzüne çarpılmak için… Ayaklarının arasından geçerek, Su diyen çocuklarına yetişen akarsuyum… Nice denizlerde kendimi gizledim, Kızaran yüzümü saklamak için… Önündeki bentlerden aşamayan, Asırlık taşları eriten, Doğumundan çok denize öldüğü yer önemli olan, kıvrımlı bir coğrafyayım… Bir ders kitabında ölmeden önce, son isteğim tenine dolanmak, her bir hücrendeki acıyı yıkamak…
|
Biliyorum Sana Giden Biliyorum sana giden yollar kapalı Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni. Ne kadar yakından ve arada uçurum; İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi. Uyandım uyandım, hep seni düşündüm Yanlız seni, yanlız senin gözlerini. Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım Ben artık adam olmam bu derde düşeli. Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki. Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği. Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda; Hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki. Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini. Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu; Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri. Raslaşmamak için elimden geleni yaparım Bu böyle pek de kolay değil gerçi... Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya; Bunun verdiği mutluluk da az değil ki. Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa, Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki. İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem, Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi: Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri. İlhan Topal |
Yeşil “ Yolu Dinle Unutmak istiyorum Nasıl sevdiğimi bile unutmak Kıyılarımın suları aşamadı O yüksek karlı dağları Sen mi ben mi Bilemedik bir şeyleri Sevdamızı incitmeden? Çiçeklerin açamadı Benimkiler gibi Bırakalım öykümüzü Bir masal gibi anlatsınlar Ne o baharlar açar Ne de o balıklar bizi dinler Bir kez de git yüreğinle Yeşil yolu dinle O kadar yürüdüm ki Yalnız ve yorgun Küllerini savur demiştin Okyanusa Bu derece dağıtamazdım seni Tükenirdim. Şimdi başım dingin Yüreğimin sızıları dinmiş Aşamadığım dağların Koşuları bitmiş Bir renk denizinde Sevgileri topluyorum. Kumların üzerindeki izler Belirsiz bir ülkede Çoktan kayboldu Bu masal dinledikçe yeşil Anlattıkça güzel Kal o dağlarda Bitmesin Yeşil yolun masalı Sevim YAZAR |
İSİMLENDİRİLEMEYEN DUYGU Nedir..beni sayfa,sayfa yazdıran? Kolumu,kanadımı kıran nedir? Onbeş uzaklarda gezdiren. Günlerdir uykumu kaçıran,nedir? Nedir..?Göğsümdeki korkunç heyacan. Kapımın önünden gelen ses nedir? Nedir? ta beynime hücum eden kan? Beni tekrar çocuk yapan his,nedir? Şemsi Belli |
Rüyalarım Olmasa Yıldızlara baktırdım, fallara çıkmıyorsun, Seni görmem imkânsız rüyalarım olmasa. Pencereden bakmıyor, yollara çıkmıyorsun; Seni görmem imkânsız rüyalarım olmasa... Zor mu geldi kalbinde bana sevgi saklamak? Yakıp gittiğin yeri dönüp bir kez yoklamak? Değil sabaha kadar seni öpüp koklamak, Seni sarmam imkânsız rüyalarım olmasa... Sevmesem özler miyim seni can pahasına? Ne olur bir fırsat ver, beni bir daha sına. Adını söyleyemem, senden bir başkasına; Seni sormam imkânsız rüyalarım olmasa... Düşlerimde incitsem günlerce uyuyamam, Sana değil, saçının bir teline kıyamam. Yıllar sonra dönsen de nerde kaldın diyemem; Seni kırmam imkânsız rüyalarım olmasa... Yalvarırım mektup yaz, beş dakkanı ayır da, Su serp yanan sineme sağlığını duyur da, Yaban gülü gibisin, dağda, kırda, bayırda; Seni dermem imkânsız rüyalarım olmasa... Cemal Safi |
Hiç Bir insani unutmak, bir insandan vazgeçmek, bir insani hayatindan sonsuza kadar çikartmak zorunda kaldin mi hiç? Hani ölmüs gibi, hani uzatsan da elini tutamayacagini bilmek gibi, her an kapindan içeri gülümseyerek girecegini bekleyip ama aslinda hiç gelemeyecegini de bilmen gibi. Ne zor sey degil mi ölmedigini bilmek , ama ölmüs gibi ulasilmaz olmasi artik o insanin sana, ne kadar katlanilmaz bir gerçek degil mi sen hala bu kadar sevgili iken? Özlemek, bu kadar özlemek, etini kemigini yakarcasina özlemek... çok kötü degil mi? Bu kadar özleyip onu görememek, ona dokunamamak, onu ısıtamamak , artik sonunun "Pi" hali degil mi?Biliyorsun degil mi? Ne kadar umutsuz bir arayistir o, kalabalik caddede geçen binlerce yüze bakmak belki bir kez daha görebilmek için o yüzü, belki biraz önce geçti bu kaldirimdan diye düsünmek, belki su an arkamda yürüyen insanlarin içinde bir yerde demek, belki su an üzerimdedir gözleri diye paranoyalar yasamak ne zordur degil mi? Ne kadar eritir insani farketmeden. Sende biliyorsun degil mi bunlari.? Bir sinema koltugunda sende iki kisi gibi oturdun mu hiç? Hiç iki kisi gibi zevk aldin mi bir konserden yalniz basina. Güzel bir kafe kesfettiginde, güzel bir film seyrettiginde, güzel bir sarki dinlediginde güzellikleri oraninda eksik kaldiklarini hissettin mi paylasamadigin için onunla. Bir barin kalabaliginda hiç yarim vücudunla sallandin mi ortada? Hiç iki kisilik beyninle yarim insan olabildin mi? Baktiginda aynana sadece yüzünün bir yarisini gördügün oldu mu hiç? Sana hayatindaki en büyük yoksunlugu yasatandan nefret edemedigin zamanlar oldu mu hiç? Gözünün içine baka baka kolunu bacagini kesen bir insanin yüzüne sevgi dolu bir gülümseme ile bakabildigin zamanlar oldu mu hiç? Hayatta inandigin bütün degerlerini altüst eden birisine ask siirleri yazabildin mi? Onu içinde korumanin seni yok etmek oldugu zamanlara feda oldun mu hiç? İçinde aglayan çocuga umut sarkilari söyleyemedigin, özlemini, susuzlugunu, açligini gideremedigin zamanlar oldu mu hiç? Kanayan yarasini gördügün ama merhem olamadigin zamanlar. Gücünün, hani o tanrisal gücünün bir çocugun aglamasini susturamayacak kadar oldugunu gördügün zamanlar oldu mu hiç? Hiiiiiiiç.... Hiiç... hiç... bir hiç.. CAN DÜNDAR...... |
İlginç bişey mutluluk Neden insan sevinçli günlerini eskide saklar ki, Yaşadığımız acılarsa hep bugünmuş hatırlar, Peki, bugün mutlu olmadık mı? İyi düşün… serhat gültekin |
yıl, bir kere yirmi bir ocak çeker cennetiniz kayıp cehenneminizde nergisler sürgün d/üşüyor soluğum adı ‘’hiç ’’durağında sırrında soyunuyor ayna şiir çıplak tadını çarmıha ger dilimde- git - indir kendini kendimden indir güne ağıt yakan kuşların gagasını aşk masum değil! Dolunay Ünal |
Çöz Lepiska saçlarını. Şöyle İki yana salla Salıver Uçuşsun.. Kalk ayağa, İnce topuklar üstünde Salın biraz Dalgalı deniz gibi, Görenlerin İçi gitsin. Otur yanıma, Bahar kokunu Çekeyim içime. Sımsıkı sarılayım Sana.. Sonra, Kördüğüm olalım. Ne kadar Uğraşsalarda, Çözemesinler Bizi... münir üsküdar |
Niçin İnsanlar sevmeyi unuttu mu ne? Ve de gülmeyi... Başımı kaldırsam kan görüyorum Yoksa kin Resimde gölgesi binlerce hasretin Ne sıcak bir merhaba Ne de bir tebessüm Kalmamış izi mutluluğun ve sevincin Oysa biz hala yaşıyoruz Bilmem ki niçin?.. Ahmet Selçuk İlkan |
Artık suya ihtiyaç yok Bedenimde... Bedenim beynimde yok Bir natürmort tablo gibi aynada Güneş ışınlarıyla oynayabilir gözlerim Sen sviyi çizen kadın Bir çeşme başında Bedenimden suyun geçişini güneşe Anlatabilirmisin çocuklarıma Siyah ve beyazla yetinerek her öğlen vakti Gel öyleyse Dinle tenimin masalını Ve dilimde ki sessizliği söyle Söyle çocuklarıma Damarlarımda ki vadilere Biriken kumların benim olmadığını Çünkü ben Suçlu değilim Yargıç güneşse Eğer suçluysam Suç ortağım güneştir Kansız bedenlerde vampir değilim Alı sevdim diye maviden çok Hep kırmızı aktı şimdiye kadar Ve güneş kıskanmadı beni Sevdi hep bedenimi Sen sevgiyi çizen kadın Sevgiyi yazmak Ve çocuklarıma güneşle anlatmak Bilsen ne zor Seviyle her gün yaşamak Ve en kötüsü imkansız Her şey bittiğinde Onu bir tablo gibi kenara koymak ismet zeren |
Y ü r e ğ i m d e k i G i z olandır korku dağlardan büyük umutsuzluk kol geziyor ülkemde dünyamda dağlarına karlar yağmış memleketimin ülkem işgal altındadır 88/89 bir saniyelik andır ülkem işgal altındadır binlerce canım kafeste milyonlarcası tutsak ülkem işgal altındadır açlık yokluk kıtlık özgürlüğe ve sana hasret dünyam işgal altındadır sarılmışız her bir yandan kuşatmadayız değişik değişkenler kuşatması cephede düşman içerde "dost" çevremizde belirsizler kuşatmadayız değişik değişkenler kuşatması yüreğimdeki giz geçmişimden geleceğime uzanan köprüm bilinire doğru akan güneşim apaydınlık ışığım ateş çemberinden geçtim irin denizinde sınandım ne leş kargaları bildi ilişkimizi ne dostlar tam kavradı seni yüreğime gizledim yüreğimdeki giz kör karanlık gecelerde iliğime kadar üşümüş tepeden tırnağa ıslak sabah seher ayazında yok oluşun eşiğinde seni yüreğime gizledim bilincim savaşım sevdam var oluş nedenim bir avuç toprak yüreğim beynimdeki gizleri toprağa taşıyan topraklaşan bir sıcacık yuva yüreğim dünyadan büyük dostları saran barındıran bir sıkılmış yumruk yüreğim faşizmin beynine yıldız yıldız çakan bir sıkılmış yumruk yüreğim yıldızlara doğru akan yıldızlaşan bir avuç toprak yüreğim çiçeğe bezedim öptüm toprağı öptüm çiçeği öptüm seni çağların derinliğinde sırladım seni yüreğime gizledim yüreğimdeki giz iyiliğin mutluluğun ustası güzelliğin ezgisi azdan çoğa çoktan çoğa utkunun türküsü kitleleri coşturan balerinim seni öğrendim evrenselliğini kavradım tarihin derinliğinden coğrafyanın genişliğine seni yaşıyorum geleceğini yazıyorum geleceğini yazıyorum kanımla kanımla sevgimi sunuyorum sırım sırım sırladım yüreğime gizledim seni yüreğime gizledim yüreğimdeki giz seni yüreğime gizledim yüreğimdeki giz "ille dostun bir tek gülü yaralar beni" dost hançerine göğüs gere gere seni yüreğime gizledim yüreğimdeki giz dost gülü korunman için kahramanlaşanlar korunmana alındılar adına kahraman kesilip el üstünde tutulan hainleri yaftaları boynunda gönderdim gönderiyoruz *** çukuruna sarılmışız çok yönlü kuşatmadayız değişik değişkinler kuşatması hainleri sıraladık da upuzun dizi dizi dost gülüne gücümüz yetmiyor dost gülüne gücümüz yetmiyor dost gülüne gücümüz yetmiyor can pazarına düşmüş 'dostlar' tavşandan hızlı serçeden korkak ışık hızıyla savruldular yanımızdan suçlayarak saygıyı yitiren soğuk yürekli sevgisizler ******* satar kendini satar seni satar beni satar insanlığından sıyrılıp da insanlığı satar çığlık aç anaların apış arasından fırlayan çığlığın bilinci sana çığlık gönderiyorum aç anaların rahmindekilere umut sana çığlık gönderiyorum ezilenlerin kavgasından çığlığa karışmış çığlık sana çığlık gönderiyorum dört bir yandan kavganın içinden sana çığlık gönderiyorum acılı onurlu çığlık esir düşüp teslim olmayanlardan onuru uğruna canını ezilmiş böcek gibi fırlatıp atanlardan sana çığlık gönderiyorum uğruna utkunun doruğuna erişenlerin onur utku sevgi kokan çığlığını sana çığlık gönderiyorum yanan yüreğimden senin çığlığını senin için uğruna ölümün üstüne uçanların sevda türküsü adını kanla kazıdık yüreklere beyinlere kanımızla sunduk sevgimizi sevenler kır çiçekleri toplasınlar diye kulaktan kulağa yürekten yüreğe ezgilerinle dağdan dağa türkünü söyledik sevda ateşindi ovalarda yaktığımız şehirleri diz çökerttik önünde tezgahlarda kıyımlarda darağacında gülümsedik en acımasız acılar altında güvenle bağlılıkla destanını yazdık direncin sevginin bilincin insanüstü sevgiyle sevildin anlayansın bilensin kar kırmızı yağanda cehennem harlamasında tutkun yol gösterenimizdi bizi bizden koruyan kavganın en acımasızıdır yaşadığım kanlı şiddetli kır çiçeklerinden dağ doruklarına metropollerin yoğunluğuna sevgilinin sözünde devrimin kucağında kavganın en acımasızıdır yaşadığım ha vurdu ha vuruldu düşman kavgası basit tekillik kavganın en şiddetlisidir yaşadığım beyinleri sarsan kendimle kavgamdır parçacıklarımı uzaya dağıtan başka zamana başka mekana başka boyuta gönderen mikrobik cımbızla topluyorum kendimi cüce yıldız acımasızlığından genişleyen uzaydan ve kendi ellerimle yaratılıyorum yeniden yeniden yeniden yaratanımızdır ellerin anlayansın bilen kavrayan biliyor biliyor biliyorsun yeniden yaratanımızdır ellerin bilenim anlayanım kavrayanımsın insanlara saygımın sevgimin sonsuzluğu kişiliğime vurduğum damgalardandır savaşın göbeğinde sesimi duyamaz olduğumda şehit kanlarımızın göletlerinde ayaklarım ıslananda düşman leşlerinin sendeletmesinde ağız dolusu küfretmemin kulaklara kadar açık ağızla gülmemin çiçek koklamamın çocuk sevmemin ve sevgiliye incecik yüreğimden kopardığım hasretli parçacıklarla selam göndermemin mutluluğunu plazmamdaki atomlara kadar duyumsamamı sen anlayabilirsin yatıp uzandım otlar üstüne ıslığımla parçaladım çiğ tanelerini ilahların gözyaşlarından yaptığım kolyeyi taktım da tanrıçamın boynuna armağan sundum yoldaşımın koynuna anlayanımsın seni kavradığıma tanığımsın biliyorsun kavrayanım biliyorsun evrenselliğinle bizleri kapsıyorsun yeniden yaratanımızdır ellerin yangı yürek yangısıyla dolaşıyorum kavganın göbeğinde yürek yangısıyla anaların yürek yangısıyla toprağa yavru vermiş anaların işkenceden ilmekten kurşundan tezgahtan darağacından pusudan canından can veren anaların yürek yangısıyla biliyor biliyor biliyorsun ellerin ellerin ellerin yeniden yaratanımızdır ellerin engel ilkyaz aylarında keçilerin belini ısıtan sıcaklık beynimin ürünü yüreğimin sevgisi insanlaşanları kucaklasın diye bünyemin yokluğa koşuşunda ölümüne yaşıyorum ölürüm dağlarına taşlarına suyuna çiçeğine ölürüm tutkuna ölürüm sana ölürüm gelişimine bensiz kalırsın yetim öksüz boynu bükük karnına tokat yer de vay arkam deyi dolanırsın gel öldürme beni senin için yaşanılır sevgi çiçeğim yaşanılır savaşılır yaşanılır yaşanılır savaşılır bunalımın bunalımımı geometrik katlayan bunalımın dostluk hücresinin intiharıdır sevgi çiçeği ezilir umut ışığı kararır kırılır hain güllesine dost hançerine göğüs gerişim bunalımına engel uzat ellerini aşalım engelleri duyumsuyor yaşıyor biliyorsun yaşıyor biliyor görüyorsun biliyor biliyor biliyorsun ellerin ellerin ellerin yeniden yaratanımızdır ellerin uğruna insanlık onuru için can verirken önünde uğruna onurumu çiğnedim ipekten halı yapıp tutkumu yüreğimin sevda çiçekleriyle yollarına serdim onurumu ezildim tutkunun doruğundayım inişsiz doruklarda buluttan buluta uçtum da geldim gönülden gönüle aktım da geldim yüreğime akanları teptim de geldim kapına yüz sürdüm küçüldüm ayrılığı yaşadım gök mavisi denizlerin derinliklerinde çöl karanlığı buz dağlarında sensizliği karınca kalabalığı insan selinde kendimden uzaklığı kuşun kanadından yerin kulağından geldi haberin ıssız çiğ tanelerinin esintisinden avundum yoluna baş koyduğum yaptığım çarmıha gerildim ellerimle yaptığım çarmıha çağlarca sayısını unuttum uğruna ölümlerimin sayısını sensizlik ölümden acı kor insana ayrılığı öldürmeyedir savaşım hasretliği öldürmeye insan insana sevecenlerin ışığı sevgi çiçeği sevgiye saygı insana sevgi yüceltiyor bizi insan insana buluştuk el ele tutuştuk uzunca uzun söyleştik insanlığı yaşadık acıların acısını ayrılığın acısını korkuların korkuncunu sevginin en mutlusunu insanlığı yaşadık adım adım koşar adım adım adım sağlam adım el ele yürek yüreğe omuz omuza yürüdük insanlaşma kavgasının ortasına bizleşmeye bütünleşmeye koşuyor beyninin (bilincinin) bulanıklığını aşıyor yoldaşlar arasında yoldaşlaşıyorsun nüve geçmişimden geleceğime uzanan köprüm bilinire doğru akan güneşim apaydınlık ışığım ben devrimim geleceğini belirleyenim kendini yaşıyor benden bana koşuyor benzerlerimi aşıyor bana ulaşıyorsun seni kendime kodladım kendine bakışta iç dünyanı tartışta izlerimi bulacak beni yaşayacaksın seni kendime kodladım bilincindeki bulanıklığı aşıyor insanlaşma kavgasında insanlaşıyor benzerimden benzerime bana koşuyorsun geleceğini belirleyenim seni kendime kodladım bilinire doğru sevginin sıcağın hasretiyle ateş saldım yüreğimden kopanlara acılı çığlık alazıyla ışıktım gönlünüzü hainleri ışınladım da dost gülüne gücüm yetmiyor gök ekinler yeşersin insanlaşma hızlansın diye yüreğimi verdim buyruğunuza beynimi bilincimi bedenimi tok uyunsun kardeşçe sevgi çiçekleri açsın evrende insandan insana saygı yaşansın diye yüreğimle kızıla boyadım bulutları güvercin saldım yıldızların ötesine ötesini size bırakıp güzelliği dostluğu kardeşliği işledim bilinçlere insanlara adandım insanlaşanlarca bende bulursunuz kendinizi geleceğinizim şimdiden güzel günlerin bitmediği çiçeklerin solmadığı mavilikler beldesinde beyazı yaşayın çocuğa saygının çiçeğe sevginin doruğunu insandan insana baskının açlığın ve tutsaklığın -miş li geçmişin rivayetiyle anlatıldığı mavilikler beldesinde beyazı yaşayın kelebeklerin kanadından izleteyim çiçekleri sonsuz maviliklerde beyazı yaşayın Sevgilim Devrimim Salim Yılmaz |
| Saat: 17:56 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık