![]() |
GÜNEŞTE İNANILMAZ PATLAMA Rusya'nın "Koronas-Foton" uydusunun "Tesis" gözlemevi Güneş'te 4 Temmuzda son bir yılın en büyük patlamasını tespit etti. Ria Novosti haber ajansına göre, 2008 yılı mart ayından bu yana Güneş'te meydana gelen en büyük patlama 11 dakika sürdü. Patlama sonucunda yayılan röntgen ışınlarının GOES ölçeğine göre C 2,7 şiddetinde olduğu bildirildi. |
YÖK'ten Okul Harçlarına Büyük Zam http://www.hurriyet.com.tr/p/newsDetail/spacer.gifhttp://www.hurriyet.com.tr/p/newsDetail/spacer.gifhttp://www.hurriyet.com.tr/p/newsDetail/spacer.gifA.A. 7 Temmuz 2009http://www.hurriyet.com.tr/p/hp/spacer.gif http://www.hurriyet.com.tr/p/spacer.gif YÖK, üniversite öğrencileri arasında “harç” olarak adlandırılan katkı paylarının, 2009-2010 akademik yılı için yüzde 8 artırılmasını kararlaştırdı. YÖK fakültelere göre katkı payı miktarlarını belirledi. Öğrencilerden alınacak katkı payı miktarları, Bakanlar Kurulunun kararıyla kesinleşecek. YÖK'ün önerdiği miktarlara göre, örgün öğretimde en fazla katkı payını tıp fakültesi öğrencileri, en düşük katkı payını Açıköğretim Fakültesi öğrencileri ödüyor. Katkı payı miktarları örgün öğretimde 71 TL ile 591 TL arasında değişiyor. Lisans programlarının 2009-2010 akademik yılı katkı payı miktarları şöyle: “Tıp fakülteleri 591 TL, diş hekimliği ve eczacılık fakülteleri 494 TL, veteriner fakülteleri 386 TL, tıbbi biyolojik bilimler ve fizik tedavi ve rehabilitasyon programları ile teknik eğitim fakülteleri 281 TL, İTÜ İşletme Fakültesi 402 TL, mühendislik, mimarlık, mühendislik-mimarlık, inşaat, makine, maden, elektrik-elektronik, kimya metalürji, mühendislik ve teknik, uçak ve uzay bilimleri, ziraat ve orman fakülteleri, mimarlık ve tasarım fakülteleri 387 TL, gemi inşaat ve deniz bilimleri, deniz bilimleri, su ürünleri, denizcilik, tekstil teknik ve tasarım, sanat ve tasarım, güzel sanatlar fakülteleri 316 TL, fen, fen-edebiyat (fen programı), dil ve tarih-coğrafya, ilahiyat, eğitim, mesleki eğitim, sağlık eğitim, sağlık bilimleri, endüstriyel sanat eğitim, ticaret turizm eğitimi, eğitim bilimleri, edebiyat, fen- edebiyat (edebiyat ve sosyoloji programı) iletişim bilimleri ve iletişim fakülteleri 284 TL, hukuk, iktisat, işletme, siyasal bilgiler, iktisadi ve idari bilimler 313 TL, Açıköğretim Fakültesi 71 TL.” YÜKSEKOKULLAR Yüksekokullar içinde de en fazla katkı payını devlet konservatuvarı ve sivil havacılık ve yabancı diller yüksekokulu öğrencileri ödeyecek. Katkı payları devlet konservatuvarlarında 545 TL'den 589 TL'ye, sivil havacılık ve yabancı diller yüksekokullarında 435 TL'den 470 TL'ye yükseltildi. Mesleki teknoloji, tütün eksperliği, ev ekonomisi yüksekokulları öğrencileri 227 TL, bankacılık ve sigorta, uygulamalı bilimler, ilahiyat meslek, sağlık, endüstriyel sanatlar, takı teknolojisi ve tasarımı, beden eğitimi ve spor, spor bilimleri teknolojisi, fizik tedavi ve rehabilitasyon, hemşirelik, ulaştırma, engelliler entegre yüksekokulları, tapu kadastro, sağlık hizmetleri, turizm ve otelcilik işletme ve turizm işletme ve otelcilik yüksekokulları, sivil havacılık, sosyal bilimler, teknik bilimler, su ürünleri, denizcilik, deniz işletmeciliği ve yönetimi, adalet yüksekokulları ile ormancılık ve uzaktan eğitim meslek yüksekokulu öğrencileri 190 TL katkı payı ödeyecek. Lisanstüstü öğrenim ücreti de 239 TL'den 258 TL'ye çıkarıldı. İKİNCİ ÖĞRETİMDE ARTIŞLAR YÜKSEK YÖK'ün önerdiği rakamlara göre, örgün öğretim gören öğrencilerin derslerini tamamlamasının ardından öğleden sonra veya akşam öğrenim gören “ikinci öğretim” öğrencilerinin katkı payı miktarlarındaki artış daha yüksek oldu. İkinci öğretimde artış oranları bazı programlarda yüzde 100 ve üstünde oldu. Engelliler entegre yüksekokulunda ikinci öğretim ücretleri yaklaşık yüzde 500 arttı. Katkı payları ikinci öğretim öğrencilerinden ortalama öğrenci maliyetinin yaklaşık yarısı kadar alındığı için miktarlar örgün öğretim öğrencilerinden daha yüksek olarak belirleniyor. 2009-2010 akademik yılı ikinci öğretim öğrencilerinden alınması öngörülen öğrenim ücretleri tespit edilirken yükseköğretim kurumlarının 2009 mali yılı bütçeleri göz önünde bulundurularak bulunan cari hizmet maliyeti esas alınıyor. Buna göre, 2009-2010 akademik yılı ikinci öğretim için veteriner fakülteleri bin 976 TL'den 5 bin 276 TL'ye, teknik eğitim fakülteleri bin 62 TL'den bin 412 TL'ye, mühendislik, mimarlık, mühendislik-mimarlık, mühendislik ve teknoloji, mimarlık ve tasarım, inşaat, makine, maden, elektrik-elektronik, kimya metalürji, uçak ve uzay bilimleri, ziraat ve orman fakülteleri bin 416 TL'den 2 bin 400 TL'ye; gemi inşaat ve deniz bilimleri ve deniz bilimleri bin 782 TL'den 2 bin 549 TL'ye, fen, fen-edebiyat (fen programı) fakülteleri bin 186 TL'den 2 bin 343 TL'ye, hukuk, iktisat, işletme, siyasal bilgiler, iktisadi ve idari bilimler fakülteleri bin 70 TL'den 2 bin 160 TL'ye, dil tarih ve coğrafya, ilahiyat, eğitim mesleki eğitim, sağlık eğitim, endüstriyel sanat eğitim, ticaret turizm, eğitim bilimleri ve edebiyat fakülteleri 951 TL'den 2 bin 426 TL'ye, fen-edebiyat fakültesi (edebiyat ve sosyal program), iletişim bilimleri ve iletişim fakülteleri 891 TL'den bin 110 TL'ye çıkarıldı. Bu arada, tıbbi biyolojik bilimler ve fizik tedavi ve rehabilitasyon programları bin 976 TL'den bin 613 TL'ye düşürüldü. İkinci öğretimde devlet konservatuvarı 3 bin 952 TL'den 6 bin 935 TL'ye, sivil havacılık yüksekokulu 3 bin 952 TL'den 5 bin 540'a, mesleki teknoloji tütün eksperliği ve ev ekonomisi yüksekokulları bin 781 TL'den 4 bin 430 TL'ye, bankacılık ve sigorta, uygulamalı bilimler, sağlık, endüstriyel sanatlar, takı teknolojisi ve tasarımı, beden eğitimi ve spor, spor bilimleri yüksekokulları ve ilahiyat meslek yüksekokulları bin 70 TL'den bin 227'ye, engelliler entegre yüksekokulu bin 782'den 8 bin 605 TL'ye, tapu kadastro, sağlık hizmetleri, turizm ve otelcilik, turizm işletmeciliği ve otelcilik, sivil havacılık, sosyal bilimler, teknik bilimler, uzaktan eğitim, su ürünleri meslek yüksekokulları ve adalet yüksekokulları 713 TL'den bin 940 TL'ye, denizcilik ve deniz işletmeciliği ve yönetimi yüksekokulları 891 TL'den bin 563 TL'ye çıkarıldı. Üniversite kurulları, katkı payı miktarlarını, üniversitenin özelliğini, öğrenim dallarının niteliklerini ve sürelerini göz önünde tutarak fakülte, yüksekokul, enstitü ve bölümler itibarıyla yüzde 20 oranına kadar artırabiliyor. Kaynak: HÜRRİYET - TÜRKİYE'NİN AÇILIŞ SAYFASI |
Nikola Tesla ve Ergenekon 1943’te ölen İtalyan fizikçi ve mucit Nikola Tesla’nın adı Ergenekon II’nin 1114’üncü sayfasında, yazar Ümit Oğuztan’ın ev ve işyerinde yapılan aramalarda el konulan evrak ve dökümanlar sıralanırken, İtalyan fizikçinin adı da iddianamede “Nikola Tesla isimli şahıs” olarak geçmektedir. İlgili maddedeki adı geçen bölüm : “Nikola Tesla-HAARP- NBC.doc isimli MsWorld dosyası tespit edilmiştir. Belge incelendiğinde, Nikola Tesla isimli şahıs ve ABD’nin HAARP olarak bilinen Yüksek Frekans Aktif Aurora Araştırma programı ile ilgili NBC silahları hakkında teknik detay bilgiler içerdiği görülmüştür.” |
Tarihi projede büyük gün pazartesi http://www.hurriyet.com.tr/p/spacer.gif http://www.hurriyet.com.tr/p/spacer.gif http://www.hurriyet.com.tr/p/spacer.gif 21. yüzyılın projesi olarak görülen Nabucco'da imza pazartesi günü atılıyor. Peki bu proje Türkiye'ye ne getirecek? İşte tüm ayrıntılar... “Baku-Tiflis-Ceyhan 20. yüzyılın projesiydi. Nabucco doğalgaz boru hattı projesi ise 21. yüzyılın projesi olacak…” Ankara’da bugünlerde, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Dışişleri Bakanlığı koridorlarında, en üst düzey sohbetlerde bu cümle sık sık tekrar ediliyor. Yüzler gülüyor; çünkü müzakereleri 2002’de başlayan Nabucco doğalgaz boru hattı projesinde en önemli adımlardan biri atılıyor. 13 Temmuz Pazartesi günü Ankara’da, bir Cumhurbaşkanı, 6 Başbakan ve 9 bakanın katılımıyla, hattın inşasına ilişkin “Hükümetlerarası anlaşma” imzalanacak. İmza törenine katılanlar da, davet edildiği halde gelmeyenler de, hatta hiç davet edilmeyenler bile, projenin stratejik önemini ortaya koyacak şekilde. EVSAHİBİ Başbakan Erdoğan Toplam 3300 kilometre uzunluğunda olacak, 2000 kilometresi Türkiye’de n geçerek, Avusturya’ya kadar uzanacak Nabucco boru hattı, toplam 6 ülke topraklarına inşa edilecek. Pazartesi günü yapılacak, evsahipliğini Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın üstlendiği törende de, yani Türkiye ile birlikte Bulgaristan, Romanya, Macaristan ve Avusturya’nın Başbakanları anlaşmaya imza koyacaklar. Ancak diğer davetliler de anlaşmanın önemini ortaya koyuyor; Mesela, Nabucco’yla doğrudan hiç ilgisi olmada da, imza töreninde ABD de üst düzey bir kongre üyesi, Cumhuriyetçi azınlık lideri milletvekili Logar ile Başkan Obama’nın enerji konusundaki özel temsilcisi Büyükelçi Richard Morningstar tarafından temsil edilecek. Zeynep Gürcanlı YAZIYOR Durun daha bitmedi; Avrupa Birliği de törende en üst düzeyde yer alacak; Bizzat AB Komisyonu Başkanı Barosso, imza törenine katılarak, AB’nin projeye verdiği siyasi desteği somutlaştıracak. Törende ayrıca, ilgili ülkelerden Gürcistan da Cumhurbaşkanı Şaakaşvili düzeyinde temsil edilecek. Suriye, Azerbaycan, Mısır, Türkmenistan gibi ülkelerden bakan düzeyinde, Almanya’dan müsteşar düzeyinde katılım var. 8 milyar Euro’luk projenin finansmanı konusunda da büyük ilerleme sağlanmış durumda. Daha şimdiden Avrupa yatırım bankası projenin dörtte birini, yani yaklaşık 2 milyar doları finanse etmeyi garanti etmiş durumda. Pek çok büyük banka ve uluslararası finans kuruluşu da şimdiden ilgili toplantılara katılıp, ilgi belirtmeye başladılar bile. VE KATILMAYANLAR… Törene davetli olup da gelmeyenler de, hiç davet edilmeyenler de anlamlı; Mesela, Rusya törene davet edilmiş. Ama imzaya üç gün kalmasına rağmen, hala Rusya’dan katılıma ilişkin bir yanıt yok. Belli ki Nabucco’ya alternatif olabilecek Güney Akım projesi üzerinde çalışan Ruslar, Nabucco anlaşmasının imza töreninde öyle üst düzey bir görüntü vermek istemiyor. İlginç bir başka davetli ülke ise Irak. Ancak potansiyel olarak Nabucco’ya gaz sağlayacak ülkelerden biri olarak görülen ırak’tan da hala bir yanıt yok. Dünyanın en zengin doğalgaz rezervlerinden birine sahip olan İran ise, Ankara tarafından her zaman “Nabucco’nun potansiyel tedarikçi ülkelerinden biri” olarak görüldü. Ancak belli ki, İran’da seçim sonrasındaki son olaylardan sonra yaşananlar ne Washington’da, ne de AB’de hoş karşılanmamış. Nitekim bu durum da, “İran’a davet gönderilmemesi” olarak somutlaşmış durumda. Hükümetlerarası anlaşma imzalandıktan sonra, sıra “proje destek anlaşmalarına” gelecek. Nabucco hattını oluşturan şirketler, bu kez de ilgili ülkelerle teker teker masaya oturup, ayrıntılara ilişkin “proje destek anlaşmaları” imzalayacaklar. Proje destek anlaşmalarında, çevre konularından, sigortaya, mülkiyet haklarından, döviz transferlerine kadar hattın inşasına ilişkin tüm ayrıntılar yer alacak. Bu anlaşmaların 6 ay içinde tamamlanması bekleniyor. TÜRKİYE NE KAZANACAK? Nabucco projesinin yaklaşık 2000 kilometresi Türkiye topraklarından geçecek. Proje inşasına 2010’da başlanması, inşaatın yaklaşık 4 yıl sürmesi bekleniyor. Bu süre zarfında, boru hattı inşaatı Türkiye istihdamına büyük fayda sağlayacak. Bu dört senelik dönemde yaklaşık 15 bin kişinin istihdam edilebileceği tahmin ediliyor. Proje bittikten sonra ise, Türkiye’nin kazancı vergilerden olacak. İmzalanacak hükümetlerarası anlaşmaya göre, boru hattının topraklarından geçen ülkeler herhangi bir geçiş ücreti almayacaklar. Ancak vergi gelirlerini paylaşacaklar. Bu paylaşma da, boru hattının ülke topraklarındaki uzunluğu ile doğru orantılı olacak. Nabucco’nun yaklaşık yüzde 60’ı Türkiye topraklarından geçtiğinden, vergi gelirlerinin yüzde 60’ını da Türkiye alacak. Bunun Türkiye’ye yıllık getirisi ise, yaklaşık 450 milyon Euro olacak. UCUZ GAZ İMKANI Nabucco’nun bir başka faydası ise, Türkiye’nin artan enerji kaynakları sorununa çözüm getirecek olması. Türkiye, başından beri hattan geçecek yıllık 37 milyar metreküp doğalgazın belli bir bölümünün Türkiye’ye satılması için garanti verilmesini istiyordu. Bu garanti miktarı için yüzde 15 gibi oranlar üzerinden pazarlıklar yapılıyordu. Ancak belli ki, Türkiye’nin masaya koyduğu yüzde 15 kartı pek kabul görmedi. Ancak bunun yerine yeni bir yöntem oluşturulmaya çalışılıyor; Bu yeni yöntemin adı Caspian Development Cooperation adlı bir örgütlenme. Türkçesi Kafkas Kalkınma İşbirliği. Bu oluşumun, gazı satın alacak ülkelerin şirketleri tarafından oluşturulması üzerinde çalışılıyor. Bu şirketlerin bir çeşit oligapol yaratıp, gaz tedarikçisi ülkelerin karşısına birlik olarak çıkmaları, toplu pazarlık yoluyla da, gazı daha ucuza almaları CDC’nin kurulma nedenini oluşturuyor. CDC kurulduktan sonra, tedarikçi ülkelerle masaya oturacak. Alınacak doğalgazın miktarı, ücreti konusunda, Nabucco’dan gaz alacak olan tüm ülkeler, tedarikçi ülke ile “topluca” pazarlık edecekler. GERİ AKIM ÖZELLİĞİ DE VAR Nabucco’nun bir başka özelliği ise, doğudan batıya doğru gaz akışının yanı sıra, batıdan doğuya doğru akışa da olanak vermesi. Bu durum, Türkiye’nin enerji güvenliği açısından çok önemli. Türkiye’nin herhangi bir nedenle gazsız kalması nedeniyle, Avrupa’daki ortaklarının stoklarından gaz alabilecek. AKILLARDAKİ SORULAR Proje çok büyük olunca, ilgili ülke sayısı da, buna doğru orantılı olarak büyüyor. Bu da siyasi sorunları büyütüyor. Nabucco projesi söz konusu olduğunda akıllara en çok gelen soru, “Nabucco’ya gazı hangi ülkeler sağlayacak” oluyor. Malum; Rusya da kendi alternatif projesini oluşturuyor ve Azerbaycan, Türkmenistan, hatta İran gibi gaz zengini ülkeleri bu projeye dahil etmeye çalışıyor. Ancak Türk Dışişleri kaynakları, Nabucco gibi “tarihi” nitelikte bir projeye gaz bulmanın sıkıntı olmayacağı görüşünde; Bir kere proje ABD’nin tam desteğini almış durumda. Nabucco’dan geçecek gazın alıcıları ise Avrupa Birliği ülkeleri. Proje, Avrupa’nın Rusya dışında bir kaynaktan gaz ihtiyacını karşılayacak olması nedeniyle enerji güvenliği açısından büyük önem taşıyor. Dolayısıyla, bir yandan ABD, bir yandan AB’nin etkisiyle, Azerbaycan, Türkmenistan gibi gaz sağlayıcı ülkelerin, üstelik Nabucco inşa edilip somut olarak ortaya çıkmaya başladığında, projeye katılmaya daha hevesli olacağına inanıyor Ankara. Bu çerçevede hemen aklımıza gelip de soruverdiğimiz, “ama Rusya daha yeni Azerbaycan’la bir gaz alım anlaşması yaptı” sorusuna Türk Dışişleri yetkililerinin yanıtı da kısa ve net; “Rusya ile Azerbaycan’ın yaptığı gaz anlaşması yıllık 500 milyon metreküpü içeriyor. Nabucco’nun kapasitesi ise yıllık 37 milyar metreküp. Yani Rus-Azeri anlaşmasındaki gaz miktarı, çok düşük. Nabucco’yu etkilemez…” Üstelik ileride projeye gaz tedarik edecek ülkelerin sayısının artması üzerinde çalışmalar da sürüyor. Bu konuda en hareketli ülke ABD; Irak’taki zengin doğalgaz kaynaklarının da Nabucco hayata geçtiğinde, kurulacak bir boru hattıyla Nabucco’ya bağlanması üzerinde çalışmalar daha şimdiden başlamış durumda. Washington, bu konuda şimdiden Bağdat’ı sıkıştırmaya başladı bile. Ankara daha da umutlu; “İran’da gelecekte neler olacağı belli olmaz. Batı’yla yumuşama, İran’ın da projeye dahil olmasını getirebilir” umudu hala var Türk yetkililerde. AB İLE BÜTÜNLEŞME Nabucco Türkiye’nin enerji güvenliği ve ucuz enerji kaynağı sağlaması açısından çok önemli. Ancak bir başka önemi ise, Türkiye’nin, yaklaşık 8 milyar dolarlık bu proje ile doğrudan AB’ye entegre olması. Ankara’da belki de en çok önemsenen konulardan birinin başında da zaten bu durum geliyor; Türkiye’nin Avrupa’nın kopmaz bir parçası haline gelmesi… |
Yeşil sahalarda milyonda bir olacak talihsizlik... Danimarka Futbol liginin lideri Nordsjaelland'ın yıldız oyuncularından 24 yaşındaki Jonathan Richter, lig ikincisi Hvidovre ile oynanan maç sırasında üzerine düşen yıldırım sonucu komaya girdi. Danimarkalılar şimdi Richter'in sağlığına kavuşması için dua ediyor... Kaynak: E-Kolay |
O An'a Hazır mısınız? Önümüzdeki cuma gözünüz saatte olmalı. Çünkü, dünya 100 yıldan bu yana ilk kez gerçekleşecek bir anı yaşayacak. 7 Ağustos'ta hayat boyu bir kez gerçekleşebilecek bir ana tanıklık edeceğiz. Fakat, gözümüz saatte olmalı. Çünkü göz açıp kapayıncaya kadar geçmiş olacak. 8 Temmuz 1909 tarihinden, yani 100 yıl önceden bu yana ilk defa Cuma günü, tarih ve saatler artan değerle arka arkaya sıralanacak. Bu 'an'ı yakalamak isteyenlerin tam olarak saat 12:34:56'da gözlerini saatlerinin üzerinden ayırmamaları gerekiyor. Yüzyılın 9'uncu ayında, 8'inci haftasında, 7'inci gününde yanyana koyulduğunda karşımıza 12:34:56/7/8/9 veya 123456789 çıkıyor. İnternette bu anı konu alan birçok bloglara mesajlar yağıyor. Aslında kaçıranların bir şansı daha olacak. '1' rakamını sevenler de 2011 yılında bir saniyeliğine denk gelecek 11:11:11/11/11/11'i bekleyebilir. Kaynak. Milliyet Gazetesi |
Antalya merkezli bir firma, 3G teknolojisini tamamen bloke edebilen yeni bir cihaz geliştirdi. Merkezi Antalya'da bulunan bir güvenlik şirketi, cep telefonuyla konuşmalarda görüntü naklini de sağlayan 3G teknolojisini bloke eden modül üretti. Şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Veli Erçelik, AA muhabirine yaptığı açıklamada, şirket olarak 1998 yılından bu yana yüksek teknoloji cihazları ürettiklerini belirterek, 2100-2200 arası frekansı kullanan 3G'yi Türkiye'de bloke eden ilk firma olduklarını söyledi. 3G teknolojisiyle sesin yanında görüntü naklinin de herkes için kullanılabilir hale geldiğini dile getiren Erçelik, ses ve görüntü hırsızlığının ürettikleri modül sayesinde engellenebileceğini kaydetti. 3G'den önce GSM operatörlerinin 900 ve 1800 frekanslarından iletişimi sağladıklarını ifade eden Erçelik, jummer (frekans engelleme) kullanan kurum ve kuruluşlardaki cihazların, 900 ve 1800 frekanslarını engellediğini, 3G teknolojisinin kullandığı 2100 ve 2200 frekanslarının mevcut jummerlarla engellenemediğini belirtti. Erçelik şöyle konuştu: “Var olan sistem 900, 1800 olarak çalışmaktadır, 2100'ü bloke etmez. Bloke etse bile otomatik olarak 2100'e atlar sistem. Örneğin 900 frekansı kullanan bir operatörü bloke ederseniz cihaz otomatikman 2100'e atlar. Çünkü aynı operatör 3G dolayısıyla 2100'den de hizmet veriyor. Dolayısıyla görüşme devam eder. Telefonunuz masanın üzerinde hiç bir sinyal, ışık, titreşim vermese bile, bu cep telefonu dinlenebilir. Cep telefonları vericidir. Yani bulunduğunuz ortamdaki konuşmaları, isteyen kişi istediği yerden dinleyebilir. Jummer cihazları, bunları da bloke etmiş olur.” Erçelik, 3G'yi bloke eden cihazı 2 bin 500 TL'ye sattıklarını kaydederek, farklı şekil ve ebatlarda cihaz ürettiklerini, sigara paketine yerleştirilebilen boyutlarda da cihazlarının bulunduğunu anlattı. Müşterilerinin, devletin resmi güvenlik kurumları olduğunu aktaran Erçelik, şu bilgileri verdi: “Özel kuruluşlara ve kişilere bu cihazların satışı yasal değil. Şu anda güvenlik kurumlarında olan cihazlar, 50-100 bin dolarlık cihazlardır ancak 3G'yi engellemezler. Eğer bu kurumlar, cihazları değiştirmeye kalkarlarsa yine 50-100 bin dolar harcamak durumundalar ancak bizim ürettiğimiz modülü kendi cihazlarına monte ederlerse 3G de bloke edilebilecek. Şu anda 3G engelleme modülü sadece bizde var.” Cihazın test aşamasının bittiğini ve modüle yoğun talep geldiğini dile getiren Erçelik, cihazları İzmir'deki atölyelerinde ürettiklerini ifade etti. Camilere de frekans engelleyici taktıklarını belirten Erçelik, “camilerden de talep geliyor. Camilere küçük, sadece cami içinde etki edecek cihaz takıyoruz. Namaz sırasında açılıyor, namazın ardından kapatılıyor. Aksi halde cami çevresindeki esnaf mağdur oluyor” diye konuştu. HÜRRİYET - TÜRKİYE'NİN AÇILIŞ SAYFASI |
Dirilerden Değil Ölülerden Kazanıyor ANTALYA(CİHAN)- Antalya`da bir boya şirketinin bayiliğini yapan genç girişimci, küresel kriz sebebiyle işleri iyi gitmeyince faaliyetini askıya alarak yeni arayışlara yöneldi. Sıkıntılı günlerinde dedesinin mezarını ziyaret eden gencin aklına kabir bakım işine girmek gibi bir düşünce geldi. Türkiye`de mezarların bakımsızlığından hareket eden 29 yaşındaki Mehmet Çetin, kabir bakım hizmetleri veren ( www.antalyakabirbakimi.com ) bir şirket kurarak tanıtıma başladı. 15 günde 10 tane iş alan genç girişimci, günde onlarca telefon ve elektronik posta almaya başladı. `Krizi fırsata çevireceğiz` söylemi Antalya`da karşılık buldu. Bugüne kadar ticaretin değişik alanlarında faaliyet gösteren Mehmet Çetin, son işi de iyi gitmeyince çareyi sektör değiştirmekte buldu. Ancak Çetin`in yeni faaliyet alanı duyanlar için ilk etapta ilginç geliyor. Çünkü, o dirilerden değil, ölülerden para kazanıyor. `Antalya Kabir Bakım Hizmeti` adında bir şirket kuran genç girişimci, şehir içindeki 2 büyük mezarlıkta faaliyet gösteriyor. Yakınları tarafından ziyaret edilemediği için bakımsız kalan mezarlarla ilgilenen Çetin, temizlik başta olmak üzere genel bakım yaptıktan sonra, kabri otlardan temizliyor, toprağını düzenleyip tamamlıyor, suluyor. İsteğe bağlı olarak yeni çiçekler dikiyor, gübreleme yapıyor. İnsanların işsiz kaldığı bir dönemde ekmeğini ölülerden çıkaran Mehmet Çetin, yakınlarının `Zaten kriz var. İnsanlar böyle bir iş için para harcamaz.` yönündeki eleştirilerine kulak tıkadığını belirterek, `Oysa benim aldığım en büyük şikayet fiyat. Çok düşük olduğu söyleniyor. Cüzi bir rakam alıyorum. `Yükselt` diyen müşterilerim bile var.` diye konuşuyor. Mehmet Çetin`in, Antalya`da bu yönde bir açık olduğunun farkına varmasına dedesinin mezarı neden olmuş. Dedesinin kabrinin Andızlı Mezarlığı`nda olduğunu anlatan Çetin, `3 yıl önce mezarın toprağı çökmüştü ama bir türlü işlerden fırsat bulup gidemedim. Benim durumumda olan birçok kişi olduğunu fark ettim. O zaman bu konuyu bilgisayarıma not düştüm. Bugün de uygulamaya koydum.` dedi. Türkiye`de mezarlıkların temizlik ve bakımının belediyelere ait olduğunu anlatan Çetin, `Ancak kişisel bakım yapmıyorlar. Mezarlarımız sahipsiz. Müşterilerimin yüzde 90`ı sadece bayramlarda yakınlarının mezarını ziyaret ettiğini söylüyor. Batıdaki mezarları hepimiz biliriz. Bakımlı ve gayet temizdir. Bizde ise bu konuda büyük eksiklik var.` diye konuştu. Kabir bakımıyla ilgili dini, çiçek dikimi ve bakım konularında danışmanlık hizmeti alarak hareket ettiğini belirten Çetin, `İşin dini boyutunu araştırdım. Diyanetle yazışma yaptım. Kabir adabıyla ilgili web sitemde bilgi de var. İnsanlara kabristana gittiklerinde nasıl hareket etmeleri gerektiğini anlatıyorum.` şeklinde konuştu. Şimdilik Müslüman mezarlıklarında hizmet veren Mehmet Çetin, işini büyütüp geliştireceğini söylüyor. Antalya`daki gayri Müslim mezarlarına da bakım hizmeti vermeyi planladığını kaydeden Çetin, web sitesini Türkçe dışında İngilizce, Almanca ve Rusça dillerinde de hizmet verir hale getireceğini söyledi. İlerleyen günlerde bayilik vermeyi de planlayan genç girişimci, müşterileri ile sözleşme yapıyor. Kabir bakım hizmetleri yıllık 50 ile 330 TL arasında değişiyor. Kredi kartına taksit imkanı da bulunan hizmet sonrasında bakımı yapılan mezarın fotoğrafı çekiliyor ve kabrin son hali müşteriye elektronik posta ile gönderiliyor. Babasının mezarının bakımı için anlaşan Almanca öğretmeni Osman Dağlı, arabasına bırakılan el ilanı vasıtasıyla haberdar olduğu hizmetten memnuniyetini şu sözlerle dile getirdi: `Babam 2000 yılının ocak ayında vefat etti. Bizim mezarı sık sık ziyaret etme şansımız olmuyordu. Bazen ihmalkar davrandığımız da oluyordu. Ayda bir kez bile uğradığım ya da hiç uğramadığım zamanlar olmuştur. Ancak şimdi her hafta mezarın bakımı yapılıyor. Bu güzel bir hizmet.` Bakım hizmeti mevsimlere göre değişiklik gösteriyor. Kışın daha az bakıma ihtiyaç duyan mezarlara yazın daha fazla gitmek gerekiyor. Bunun için mevsimlik paketler oluşturulmuş. Standart, normal ve tam olarak adlandırılan paketlerin fiyatı 50 ile 330 YTL arasında değişiyor. Yılda 6`dan başlayan bakım periyodu ise yılda 72 kereye kadar çıkabiliyor. Kabir ziyaretini tek başına gerçekleştiremeyecek durumda olanlara nezaretçisi ile birlikte özel taşımacılık hizmeti de sunulurken, mezarlıklarda tercih edilen çiçekler arasında kasımpatı, nergis, buz çiçeği, katırtırnağı, zambak ve gül ilk sırayı alıyor. |
Aykut Oray, Köyceğiz'deki otel odasında ölü bulundu Hürriyet Gazetesi, 11 Ağustos 2009http://img218.imageshack.us/img218/8509/8576145.jpg Televizyondaki ‘Bizimkiler’ dizisiyle ünlenen, tiyatro ve sinema oyuncusu 67 yaşındaki Aykut Oray, film festivali için geldiği Muğla'nın Köyceğiz İlçesi'nde kaldığı oteldeki odasında ölü bulundu. Oray'ın kalp krizi sonucu öldüğü tahmin edilirken, soruşturmanın sürdüğü bildirildi. Çok sevdiği arkadaşını otel görevlileriyle birlikte odasında ölü bulan oyuncu Nebahat Çehre de savcıya ifade verip, apar topar İstanbul'a döndü. 4'üncü Köyceğiz Kaunos Altın Aslan Türk Filmleri Festivali'ne katılmak için 8 Ağustos'ta Köyceğiz'e gelen usta oyuncu Aykut Oray, dün öğle saatlerinde sanatçı Ekrem Bora'nın da aralarında bulunduğu grupla, Dalyan'ın İztuzu Sahili'nde gezinti yaptı. Akşam da festival kapsamında Raşit Çelikezer'in yönettiği, ‘Gökten Üç Elma Düştü’ adlı filmi Gül Erda ile birlikte izleyen Oray, beli ve böbreklerinin ağrıdığını söyleyip, kaldığı Panorama Otel'deki odasına çekildi. Odasında tek kalan Oray, sabah kahvaltıya inmeyince arkadaşı Nebahat Çehre merak edip otel görevlilerine haber verdi. Çehre, otel görevlisi Ezgi Gençosmanoğlu ile bir başka görevliyi daha yanına alıp, saat 12.00 sıralarında Aykut Oray'ın odasına çıktı. İçeri girildiğinde, usta oyuncunun yatağın üzerindeki cansız bedeniyle karşılaşıldı. Elbiseleri üzerinde olan Oray'ın ağzından kan geldiği ifade edildi. Arkadaşının ölüsüyle karşılaşan Çehre gözyaşlarına boğuldu. Kalp krizi sonucu öldüğü tahmin edilen Aykut Oray'ın cenazesi, savcının incelemesinin ardından otelden alınıp hastaneye götürüldü. Otopsiden sonra, sanatçının kesin ölüm nedeninin tespit edileceği bildirildi. Bu arada, arkadaşının cansız bedeniyle karşılaşan oyuncu Nebahat Çehre de savcıya ifade verdikten sonra apar topar İstanbul'a hareket etti. Saat 13.30 uçağıyla İstanbul'a giden Çehre, Köyceğiz'den ayrılmadan önce gözyaşlarına hakim olamayıp, “Odada bulduğumuzda üstünü bile değiştirmemiş, giysileriyle duruyordu. Sanırım olanlar gece odaya gelir gelmez olmuş olmuş” demekle yetindi. Oray ile filmi yanyana izleyen Gül Erda ise “Keşke yalnız başına otele göndermeyip ben de yanında gitseydim. Ama ‘Önemli bir şeyim yok. Belim ve böbreklerim ağrıyor. Siz filmi seyredin uyursam geçer’ deyince, tamam deyip tek başına gitmesine razı oldum” diye konuştu. Ekrem Bora da “Türk sinema ve tiyatrosu çok büyük bir oyuncusunu kaybetti. Çok iyi arkadaşımdı. Yıllarca birlikte çalıştık. Çok üzgünüm” dedi. SON KONUŞMA Aykut Oray, her yıl katıldığı 4'üncü Köyceğiz Kaunos Altın Aslan Türk Filmleri Festivali'nin geçen cumartesi günkü yapılan açılışında, “Belediye başkanı sevgili kardeşim Salih'i çok seviyorum. Onun gerçekleştirdiği bu kültürel hizmete ben de katkıda bulunmak için elimden gelen her şeyi yapıyorum. Diğer arkadaşlarımın da 9 bine ulaşan Köyceğiz nüfusunun kültüre olan bu sevgisini boşa çıkartmamak için katıldıklarını biliyorum. Köyceğiz halkının bu güzel filmleri emek vererek seyretmeleri beni çok mutlu ediyor. Filmlerin oyuncu ve yönetmenleri ile görüşlerini paylaşmaları çok hoşuma gidiyor. Benim açımdan son derece keyifli ve güzel bir olay” demişti. |
Piyade Taburunda 4 Şehit http://www.takagazete.com/haber_images/yeni_17082009.140826.jpg Elazığ`ın Karakoçan ilçesinde göreve çıkan timdeki bir askerin üzerinde el bombasının patlaması sonucu 4 asker şehit oldu. Alınan bilgiye göre, ilçeye bağlı Koçyiğitler köyü bölgesinde devriye görevi yapan timdeki askerlerden birin üzerindeki el bombası patladı. Patlamada 4 asker yaralandı. Yaralı askerler helikopterle Elazığ Asker Hastanesi`ne götürülürken yolda şehit oldu. Patlamanın el bombasının kazayla patlaması sonucu meydana gelmiş olabileceği belirtildi. Kaynak: A.A |
Yücel Çakmaklı Hayata Gözlerini Kapadı http://image.haber7.com/haber/haber7/photos/622120090824113226421.jpg Milli sinemanın öncü ismi, Devlet Üstün Hizmet Madalyası sahibi yönetmen Yücel Çakmaklı hayatını kaybetti. Çakmaklı, bir süredir tedavi altında idi. Afyonkarahisar'ın Bolvadin ilçesinde 1937 yılında doğan Çakmaklı, 1959'da İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü'nden mezun oldu. Askerlik sonrası Yeni İstanbul Gazetesi'nde Tarık Buğra'nın yönettiği sayfada sinema yazıları yazmaya başlayan Çakmaklı, bir yandan da Erman Film Stüdyoları'nda yönetmen yardımcısı olarak çalıştı. Çakmaklı, 1968 yılına kadar 50 kadar filmde Dr. Arşevir Alınak, Osman Seden, Orhan Aksoy gibi yönetmenlere yardımcılık yaptı. İlk belgesel filmi Kabe Yolları'nı yönettikten sonra 1969 yılında Elif Film şirketini kuran yönetmen, ''milli sinema'' olarak adlandırılan akıma dayalı filmler çekti. TRT bünyesinde çalışmalarına devam ettiği 1975-1990 yılları arasında kısa hikayelerden televizyon filmleri yaptı. Prag'da 1978'de televizyon filmleri arasında ödül alan ilk yapım olan ''Çok Sesli Bir Ölüm'' ile ''Çözülme'' filmlerini çekti. ''KÜÇÜK AĞA, KURULUŞ, ALİŞ İLE ZEYNEP...'' Tarık Dursun K.'dan, ''Denizin Kanı'', Tarık Buğra'dan ''Küçük Ağa'' ve ''Kuruluş'' gibi roman uyarlamalarını dizi olarak televizyona aktaran Çakmaklı, Necip Fazıl Kısakürek'in ''Bir Adam Yaratmak'' ve Turan Oflazoğlu'nun ''4. Murad'' gibi tiyatro eserlerinden televizyon oyunları yaptı. Çakmaklı'nın, ''Müzik odaklı drama'' dalında hazırladığı eserler arasında Hacı Arif Bey'in hayat hikayesi ile bir Rumeli türküsünden yola çıkarak çektiği ''Aliş'le Zeynep'' sayılabilir. Çocukluğu ve ilk gençliğinde edindiği tecrübelerle Türk Sinemasının en otantik yönetmenlerinden biri olmaya hak kazanan Yücel Çakmaklı, pek çok ilke imza atan ve çok değişik konuları filmleştiren bir yönetmen olarak tanındı. TBMM tarafından 10 Temmuz 2008 tarihinde Devlet Üstün Hizmet Madalyası'na layık görülen Çakmaklı'ya, 19 Ekim 2008'de Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından sinemadaki 50 yıllık hizmetleri dolayısıyla ''Emek Ödülü'' verilmişti. |
Senatör Kennedy 77 yaşında öldü Amerikan siyasetinin en etkili isimlerinden Senatör Edward Kennedy, 77 yaşında beyin tümörüne karşı verdiği mücadelenin ardından hayata veda etti. http://www.bbc.co.uk/worldservice/assets/images/2009/08/26/090826054425_edward_kennedy226.jpg Edward Kennedy ABD siyasetinin en etkin ailelerinden birinden geliyordu Demokrat Parti Massachusetts senatörü olan Kennedy'nin geçen yıl Mayıs ayında ölümcül tümör taşıdığı açıklanmıştı. Kennedy ailesi, senatörün ölümünü sabah erken saatlerde kısa bir açıklamayla ilan etti. Haberin duyulması ardından başta ABD olmak üzere, dünyanın dört bir yanında taziye mesajlarıyayınlayan liderler, Kennedy'ye övgüler yağdırdı. Eski ABD başkanlarından John F Kennedy'nin kardeşi olan Edward Kennedy, ABD'nin son yarım yüzyıllık tarihinde etkin bir rol oynayan siyaset hanedanının son önde gelen üyesiydi. Kaynak: BBC Haber, 26 Ağustos 2009 |
4 şehitin zanlısı teğmene tutuklama http://image.haber7.com/haber/haber7/photos/304120090826064703339.jpg Elazığ'da şehit düşen 4 askerin komutanları tarafından cezalandırılırken öldüğü iddiasıyla ilgili suçlanan teğmenin tutuklandığı bildirildi. Elazığ'da 17 Ağustos'ta meydana gelen ve 4 Mehmetçik'in şehit olduğu olayın perde arkasından skandal bir iddia çıktı. Taraf Gazetesi'nin ortaya attığı iddiaya göre, mevzide uyuyan askerler komutanları tarafından cezalandırılırken hayatlarını kaybetti. Daha önce açıklandığı gibi kaza sonucu değil kanunsuz bir emir sonucu cezalandırılmak istenirken şehit olan 4 erle ilgili iddialar gündeme bomba gibi düştü. Ancak gün boyunca Genelkurmay Başkanlığı'ndan bu iddialarla ilgili bir açıklama yapılmadı. Hurriyet.com.tr'nin ulaştığı kaynaklar, iddiaların araştırıldığını ve suçlanan Teğmen Mehmet Tümer'in tutuklandığını söyledi. |
Bozüyük'te tren kazası Ankara-İstanbul seferini yapan Cumhuriyet Ekspresi, Bilecik-Bozüyük arasında Karaköy mevkinde iş makinesiyla çarpıştı. Bazı vagonlar raydan çıktı... Bozüyük İtfaiye Müdür vekilinin verdiği bilgilere göre kazada 4 kişinin hayatını kaybettiği, 17 kişinin de yaralandığı bildirildi. İlk görüntüler çok kötü ekleyemedim. Kaynak: Milliyet Gazetesi 27 Ağustos 2009, 19.00 |
09/09/09'da Evlilik Çılgınlığı Evlilik günlerini unutulmaz hale getirmek isteyen Ruslar, 9 Eylül 2009 tarihinde evlenmek için nikâh dairelerine akın etti. Uğurlu olduğu düşünülen günlerde evlenerek ömürboyu mutlu olmayı isteyen çiftler limuzin ve fotoğrafçı bulmak için sıraya girmiş durumda. Moskova Evlilik Dairesi'nden yapılan açıklamada 9 Eylül 2009 tarihinde evlenmek için bin 36 başvurunun yapıldığı kaydedildi. Evlilik Dairesi, Moskova'da gençler arasında evlilik için Çarşamba gününün pek tercih edilmemesine rağmen 09.09.09 tarihi için istina durumun oluştuğunu belirtti. Normal şartlarda günde 300 - 500 evliliğin gerçekleştiği Moskova'da 9 Eylül'de evlendirme daireleri tam üç kat daha yoğun çalışacak. Aynı gün dünya genelinde milyonlarca kişi evlenmeye ve doğum yapmaya çalışıyor. 3 rakamlı günlerde evlenme trendi özellikle son yıllarda artış gösterdi. 7 Temmuz 2007 yılı, geçen yıl 08.08.08 rakamlarının oluştuğu 8 Ağustos 2008 tarihinde de yoğun ilgi görmüştü. Kaynak: Sabah Gazetesi |
A Milli Takımımız, Avrupa Basketbol Şampiyonası finallerinde D Grubu'ndaki ikinci sınavında Bulgaristan'ı sahadan sildi: 94-66 (D) Grubu'ndaki ilk maçında dün Litvanya'yı 84-76 yenen ''12 Dev Adam'', Bulgaristan'ı da rahat geçerek, ilk iki maçını kazanmayı başardı ve averajla liderliğe yükseldi. Milli Takım, son karşılaşmasını yarın TSİ 19.15'de ev sahibi Polonya ile yapacak ve kazanması halinde (D) Grubu'nu lider tamamlayarak, bir üst gruba yükselecek. Karşılaşmaya, Bekir ve Ersin'in sayılarıyla başlayan Milli Takım, 5. dakikada 8 sayılık farka ulaştı (14-6). Videnov ile Rowland'ın basketleriyle karşılaşmaya ortak olmaya çalışan Bulgaristan, dengeyi kurmakta başarılı olamadı ve ilk periyot 24-15 Türkiye'nin üstünlüğünde geçildi. ''12 Dev Adam'', ikinci periyotta Bulgaristan karşısında üstünlüğü tamamen eline aldı. Çok fazla top kaybı yaparak, çok kötü bir şut yüzdesiyle oynamayı sürdüren rakibi karşısında, Ender ile art arda 3 sayılık basketler kazanan milli takım, Ersan, Sinan, Ömer Aşık, Hidayet ve Oğuz'un da skora katkı yapmasıyla devreyi 25 sayı farkla 53-28 galip kapattı. İlk yarıda farkın açılmasından sonra üçüncü periyoda rölantide başlayan milliler, pota altını Oğuz ile iyi kullanarak, skor üretmeyi sürdürdü. Bulgaristan'ın Videnov ile bulduğu basketler, farkın kapanmasını sağlayamadı ve milliler son çeyreğe, 72-52 önde girdi. Mücadelenin dördüncü periyodunda da rakibine şans tanımayan Milli Takım, karşılaşmayı 28 sayı farkla 94-66 kazandı. Antrenör Bogdan Tanjevic, henüz ilk yarıda farkın açılması nedeniyle, son iki çeyrekte Hidayet ile Ersan'ı dinlendirme yoluna gitti. Yüksek ateşi nedeniyle dünkü Litvanya maçın çıkamayan Ömer Onan ile sol ayak bileğinden sakatlanan ve bugün röntgeni çekilen Engin Atsür, Bulgaristan karşılaşmasında yer alamadı. Salon: Centennial Hall Hakemler: Guerrino Cerebuch xxx (İtalya), Shmuel Bachar xxx (İsrail), Fernando Rocha xxx (Portekiz) Bulgaristan: Rowland xx 15, Videnov xx 14, Stoykov xx 12, Deyan Ivanov x 2, Evtimov x 3, Georgiev x 4, Kaloyan Ivanov x 4, Mladenov x 4, Angelov xx 5, Kostov x 3, Slayekov x Türkiye: Kerem xx 3, Bekir xx 7, Ersan xxx 16, Hidayet xxx 8, Ömer Aşık xxx 10, Oğuz xxx 10, Ender xxx 17, Sinan xxx 14, Semih x 2, Barış xx 7 1. Periyot: 15-24 Devre: 28-53 (Türkiye lehine) 3. Periyot: 52-72 5 Faulle Çıkanlar: 22.35 Semih (Türkiye), 39.02 Mladenov (Bulgaristan) GRUPTAN ÇIKMAYI GARANTİLEDİK 36. Avrupa Basketbol Şampiyonası finallerinde (D) Grubu'nda mücadele eden Türkiye, Bulgaristan galibiyetinin ardından, averajla grubunda ilk sıraya yükseldi ve gruptan çıkmayı garantiledi. Polonya'da devam eden şampiyonanın ikinci gününde, Bulgaristan'ı 94-66 yenen Türkiye, puanını 4'e çıkararak, grubunda averajla ilk sırayı aldı. Grupta, ev sahibi Polonya, Litvanya'yı 86-75 yenerek, puanını 4'e çıkarırken, ikinciliği elde etti. Grubun diğer takımlarından, galibiyeti bulunmayan Litvanya, 2 puan ve averajla üçüncü sırada yer alırken, Bulgaristan da aynı puanla grubun sonuncusu oldu. (D) Grubu'nun son maçlarında, Türkiye bugün TSİ 19.15'de Polonya, Litvanya ise TSİ 22.15'de Bulgaristan ile karşılaşacak. Şampiyonada dün , A, B ve C gruplarında alınan sonuçlar ise şöyle: A GRUBU İsrail-Makedonya: 79-82 Yunanistan-Hırvatistan: 76-68 B GRUBU Almanya-Rusya: 76-73 Letonya-Fransa: 51-60 C GRUBU Slovenya-Sırbistan: 80-69 İspanya-Büyük Britanya: 84-76 Kaynak: Sabah Gazetesi |
selamlar başbakanım benim sana mesajım terör ve vatandaşlarıyla ilgili bu ülkeden bu devletten neden terör kalkmıyor ben sebebini diyim bizden korkmuyolar biz yakaladığımız terörleri assak kalkarlar ortadan korkarlar ben burda terör vatandaşlarıyla tartışıyorum sizden artık vatan hainlerini asma ve terör vatandaşlarını tutuklama kanunu istiyorum biz boşuna şehit vermiyoruz analarımızı ağlatmıyoruz neden acıyoruz vatan hainlerine nedne hala paşalar gibi ülkemizde yaşıyolar artık yeni bi düzenlemeler yapılması ve konunlar konulması gerekir yoksa bu devlet bu şekilde gider yine şehitler veririz yine ağlarız selamlarımla |
dilekçe Alıntı:
7 çocuğum var işim yok perişanım bizimle ilgilenmiyorlar bizi oyalıyorla ekiyorum birkaç şey çıkıyordu arsa elimizden çıktı savcılar bişi yapmıyorlar arsa taposu var ama arsamı elimden alıyorlar rica ediyorum ütfen elektrik müdürlerine mesaj yazın bizimle ilginlensinler sahte evraklar verip vatandaşı kandırıyorlar lütfen ilgilenin sayın başbakanım ben 1967 doğumluyum senin gibi bir başkan görmedik sizden memnunuz işimiiz hallatmek için değil rica ediyorum direklerimi türk tedaş direklerine rica ediyorum siirt müdürlerini söyleseniz çok mumnun oluruz bizi kandırmasınlar 20 yıldır gelip gidiyorum ilgilenmiyorlar 2 dilekçe siirt savcılığına baş vuruyorum dilekçe yazıyorum hala sahte lik yapıyorlar ama 1 elektrik faturası vermediğimizde hemen kesiliyor vatandaşada aynısı yapılsın insan hakları diye bişi var hakkımızı versinler bizim geleceğimiz sadece o arsa dır o arsayıda elimizden alıoyrlar siirt tedaş müdürlerine ve memurlarına davacılıyım bu yazıyı savcılara gönderin işimden oldum tarlayo sürdüm 1 kavun bile çıkmadı isterseniz siirt sağırsu köyünde arsama gelip bakabilirsiniz eğer inanmıyorsanız hiç bukadar millete gidiyor yardım gidiyor ben tarlama hiç yardım gitmiyo 6 çocuk okutuyorum onları okutmam için yardım edin 1 arsam vardı oda siir tedaş ları yüzünde ekmeğimde giiittti gereğin yapılması için arz ederim saygılarla |
'Oğlumun sutyenini kendim taktım' “Eşcinsel yakını olmak” nasıl bir şey? İşte bir annenin hayretle okuyacağınız sözleri... Bir cenaze töreniydi. Arkadaşım babasını kaybetmişti. Cami avlusunda arkadaşım iki gözü iki çeşme ağlarken yanımıza yaklaşan kardeşi, “Ben şimdi ne yapacağım? Nerede durmalıyım? Böyle zamanlar benim için en zor anlar. Kadınlar bölümünde mi kalmalıyım yoksa erkekler bölümüne mi gitmeliyim?” dedi... Transseksüel kimliğine kavuşmak için yasalardan “olur” beklediği dönemde yaşadığı belirsizliklerin bir özeti gibiydi bu sözleri. Eşcinseller sonraları Türkiye gündemine oturmaya başladı. Nefret cinayetlerine kurban gittiklerinde, “eşcinsel hakem” - “eşcinsel polis müdürü” olarak maruz kaldıkları ayrımcı uygulamalarla... Bu dizide, “Nerede durmalıyım?” diyen eşcinsel ve transseksüeller ile annelerini dinleyecek, hayata onların penceresinden bakacak, sorunlarını öğrenip belki de “anlamaya” çalışacaksınız. “Eşcinsellik hastalık mıdır?” gibi soruların yanıtlarını da uzmanından alacaksınız. Hikâyeniz nasıl başladı? 2006’da işyerimde beyin anevrizması geçirdim. Su almaya mutfağa gittim, bardağımı çalkalarken damarım patladı. Tıbbın benden umudu kesmesine rağmen, iki beyin ameliyatı geçirdikten sonra yaşama yeniden bağlandım. Kaç çocuğunuz var? İki. Büyük oğlum 1986’lı. Avusturya’da okuyor. Viyana Teknik Üniversitesi’nde hem endüstri makine hem de tıp fakültesini birlikte götürüyor. 1990’da “biyolojik olarak erkek” bir çocuğumuz daha doğdu. Karadeniz’in küçük bir kasabasında yaşıyordum. Çocuklarımın babası doktordu. Anlaşamadık çocuklarımı aldım, “Bir tabak çorba parası kazanırım” deyip İstanbul’a geldim. Yıl 1997’ydi. Lise mezunuydum, AÖF sınavlarına girdim, halkla ilişkiler bölümünü bitirdim. Bilgisayar kursuna gittim. Sonra da sigortacılık mesleğini öğrendim. Ve sigortacıda çalışırken beyin kanaması geçirdiniz. Sonra? Ameliyattan sonra evime geldim. Küçük çocuğum 16 yaşındaydı. Karşıma geçip oturdu. Ağlıyordu. “Anne benim bedenim başka ben başkayım” dedi. “Bu ne demek?” diye sordum. “Anne ben aslında kızım” dedi. Boşanmaktan, beyin kanamasından, parasız kalmaktan daha zor. Şok... Hayatımı alt üst etti. Fakat tedirginliğimi belli etmedim. “Merak etme ben bir çare bulurum” dedim. Sırtını sıvazlayıp gönderdim. Sonra tıraşlı kafamı zor kaldırarak bilgisayarın önüne oturdum. Ne olduğunu internetten mi öğreneceksiniz? Evet, çünkü ben transseksüel nedir bilmiyorum. Ben asker çocuğuyum. Katı disiplin içinde büyümüşüm. “Bedenim başka ben başka”, “Ben aslında kızım” laflarını google’a yazıp aradım. Sonra beş parasız, dört kredi kartımla İstanbul’da gezmediğim psikiyatrist kalmadı. Nasıl bir çocuktu? Özel bir kolejde burslu okuyordu. Efendi, terbiyeli, çalışkandı. Ben hastalanmadan önce anoreksiya oldu. Yemiyor, kilo almak istemiyor, su içip kepek ekmeği yiyordu. Bu arada Marmaris’ten arkadaşlarım geldi. İki de kızları var. Fakat benim çocuğumda bir aksilik, yorganın altından çıkmıyor. Meğer kızları kıskanıyormuş. Onlarla bir alışveriş merkezine gittik. Tişört alalım diye tutturdu. Kabine girdi. İkinci bir tişört götürdüm ve kabinin önünde kalakaldım. Çocuğumun iki tane göğsü çıkmış. “Aaa, bu nasıl olmuş?” dedim. Sonra öğrendim, eczaneden doğum kontrol ilacı alıyormuş, göğüs yapsın diye. Sonunda Çapa’da Cinsel Kimlik Tedavi Merkezi’nde Prof. Dr. Şahika Yüksel’e gittim. Sonra? Doktor önce çocuğumu sonra beni çağırdı. “Senin çocuğun transseksüel, kabule geç” dedi. Odadan çıkıyorum ama bacaklarım tutmuyor. Titriyorum. Onkolojinin parkında oturdum. Böğüre böğüre ağladım. O kadar ağlıyorum ki, çevredekiler “Başınız sağ olsun” diyordu. Neye ağladım biliyor musunuz? 9 Temmuz 2007’de 16 yaşındaki oğlumu, evladımı kaybettim. Aynı gün koskocaman bir kızım doğdu. Bu kızı nasıl büyüteceğim diye ağladım. Asker bir baba, ‘Elalem ne der?’i bol bir anne, çevre, oturduğum semt çocuğun okulu, parasızlığım, yalnızlığım, her yer karanlıktı. "KAŞINI ALMASINI ÖĞRETTİM" Kızınızla neler yaşadınız kabullenme döneminde? Yatağının altında cımbız, yastığının altında törpü bulduğumda tuhaf oldum. Sonra “Oğlun gitti, o öldü” dedim. Gittim makyaj çantası aldım. Nasıl kaş alınacağını gösterdim. Çünkü biliyorum ki ben bunları ona sağlayamazsam dışarıda, sağlıksız ortamlara girip çıkacak, o zaman daha da içim yanacak. Ben içim baştan yansın diye düşündüm. Hatta gittim, pazardan renkli renkli sutyenler aldım. Dolgulu sutyenleri ellerimle seçtim. İlk sutyeni ona takarken, öğretirken “Bak yavrum bu böyle bağlanıyor, böyle ayarlanıyor” dedim. Ancak içimden de “Allah’ım ben ne yapıyorum?” diye kahroluyordum. Sonra yine ‘Öbürü öldü, gitti’ diyordum. Onun bunlarla mutlu olduğunu görünce, ben de mutlu oluyordum. "OKULDAN ALMAK ZORUNDA KALDIM" Peki nasıl kabullendiniz? Çocuğumun penceresine geçtim. O nasıl uyacak çevreye, okula? Emzirirken “Sana bir şey olsa canımı veririm” diye baktım. Daha sınavımın bitmediğini anladım. Sonra “Benim çocuğum kızmış, elbisesi yanlış dikilmiş” deyip kızımın elinden tutmaya karar verdim. O kadar kolay mı? Hiç kolay değil. Deniz kenarında günlerce ağladım. Lise 2’yi bitirmişti. Çocuğumu okuldan aldım. Neden aldınız okuldan? Çünkü tırnaklarını uzatmaya, saçlarını oksijenle açmaya başladı. Abartı başladı. Bir dershaneye gittim. “Böyle bir çocuğum var” dedim. Dışarıdan liseyi bitirdi sonra da üniversiteye hazırlandı. Çapa’da da iki yıllık uyum sürecine başlandı. Ve üniversite sınavı geldi çattı Sınava girerken doktorundan “Fakültemizde takip edilmektedir” diye bir yazı aldım. Nüfus cüzdanı mavi, kendi pembe. O kadar gergindi ki, beklediği o lafı söyledim: “Kızım heyecanlanma...” Kazandı mı peki sınavı? İstanbul Üniversitesi’ni kazanmıştı ama dershanedeki hocaları cinsel kimliği nedeniyle zorlanabileceğini söyledi. Vakıf üniversitesine göndermeye karar verdik. Transseksüel kimliğini bir tek dekan biliyor. Bu arada kız ismini aldı. Çapa’daki psikiyatri heyeti iki yılda veriyor onayı. Şu an hormonlar veriliyor "ANNEANNESİ BAĞRINA BASTI" Bu süreçte büyük oğlum bana çok destek oldu. En başta dedesini bilinçlendirdi. Babam “Kızım çocuğunun elini sıkı tut” dedi. Annem ise çok kızdı. Sonra bir bayram bizi kabul etti. Kızım ‘Ne giyineyim anne?’ diye sordu. “En şatafatlı eteğini giy ve kırmızı rujunu sür” dedim. Anneanne bizi kapıda karşıladı. “Ben hep bir kız torunum olsun istiyordum” deyip bağrına bastı kızımı. 68 yaşında bir kız toruna sahip oldu. "EVLADINIZDAN VAZGEÇMEYİN" Önce çocuğum dedim, sonra kız demeye başladım. Baktım hoşuna gidiyor, Kız buraya gel, kız şöyle yap demeye başladım. Hem kendim alışıyorum hem onu sevindiriyorum. Babasına gelince... Kızını sadece mail attığım fotoğraflarda gördü. Ben de oğlumu özleyince fotoğraflarına bakıyorum. Kızım oğlumun fotoğraflarının bir kısmını yırttı. Sakladıklarıma bakıyorum gizli gizli. O yokken. Bir de sünnet gömleğini saklıyorum. Gizli gizli ağlıyorum ama kızım oğlum için ağladığımı bilmiyor. Anası olmayanın hiçbir şeyi olmuyor. Ne işi, ne dostu, ne yasası, hiçbir şeyi. Bu nedenle ne olursa olsun evladınızdan vazgeçmeyin... |
"Maratonda intihar şoku!" Avrasya Maraton koşusu yapılırken, Boğaziçi Köprüsü'den 30-35 yaşlarında bir erkek, saat 10.10 sıralarında denize atladı. Görgü tanıklarının anlattığına göre montunu çıkaran şahıs, arkasına bile bakmadan hızla köprüden atladı. Köprünün Sarayburnu'na bakan tarafından atlayan kişi, denizde bir süre yüzdükten sonra sulara gömüldü. Ortaköy ve Üsküdar'da deniz polisi, köprüden atlayan kişiyi bulabilmek için arama çalışmalarına başladı. |
"Facebook'ta 'dürttü' karakolluk oldu" Dünyaca ünlü sosyal paylaşım sitesi Facebook'ta birini 'dürten' (poke) Amerikalı kadın tutuklandı. Polis, Facebook'un kullanıcılarına birbirlerinin dikkatini çekebilmeleri için sunduğu özelliği kullanan 36 yaşındaki Shannon Jackson'ı hakkında çıkarılan koruma emrini ihlal ettiği için tutukladı. Jackson'ın 'dürttüğü' kişiye 'telefon etmesi, herhangi bir şekilde temas kurması' mahkeme kararıyla yasaklanmıştı. Polisin, internet üzerinden birine rahatsızlık verme durumlarına müdahale etmesi yaygın olmamakla birlikte, bu tür bir olayın ilk kez gerçekleştiği belirtiliyor. 'Poke' özelliği Facebook kullanıcılarının birbirlerine mesaj göndermeden, selamlaşmalarını sağlıyor ve çok kullanılan özelliklerden birisi. ABD'nin Tennessee eyaletindeki Hendersonville şehrinde meydana gelen olayda, polis, şikayet eden kişinin Facebook'ta 'dürtüldüğüne' dair ekran görüntüleri kayıtlarını ele geçirdi. Suçlu bulunması halinde bir yıla kadar hapis cezası ya da 2 bin 500 dolar hapis cezası alacak olan Jackson gelecek ay mahkemeye çıkarılacak. Her ne kadar 'dürtme' yüzünden tutuklanma bir ilk teşkil etse de, bu Facebook'un bir tutuklamaya yol açması anlamında ilk vaka değil. Bu ay başında İtalya'da bir hırsız girdiği evde Facebook hesabına girip, daha sonra kapatmayı unutarak kendini ele vermişti. |
Apple'ın belalısı! 20 yaşındaki George Hots , "bu kez kırılamaz" denilen İPhone 'i altetti. http://img25.imageshack.us/img25/9757/georgehotz15109ic031733.jpg Apple’ın tüm çabalarına rağmen en popüler cep telefonu iPhone’u iki yıldır durmadan “hack”leyerek firmayı milyonlarca dolar zarara uğratan 20 yaşındaki George Hots, “bu kez kırılamaz” denilen yeni telefonu da alt etti Kedi fare oyunu gibi... Her şey 2007 yılının Ağustos ayında 17 yaşındaki genç bir Amerikalı bilgisayar dehasının kişisel blogunda, “iPhone’u kırdım” başlığıyla Apple’ın tüm dünyada 20 milyondan fazla satan telefonu iPhone’un tüm sim kartlarla çalışmasını sağlayacak bir yöntem geliştirdiğini açıklamasıyla başladı. George Hotz adlı bu genç, Apple’ın iPhone için tüm ülkelerde GSM operatörleriyle yaptığı milyonlarca dolarlık özel anlaşmaları yerle bir eden teknolojiyi (unlock) dünyada ilk geliştiren kişi oldu. Ardından Apple ile Hotz arasında tam bir kedi-fare oyunu başladı. Apple, hemen Hotz’un 500 saatlik çalışma sonunda bulduğu açığı kapatan bir yama çıkardı. Ancak Apple’ın güvenlikle uğraşan yüzlerce güvenlik uzmanı 1989 doğumlu bu genci bir türlü aşamadı. Son işi bir haftasını aldı Apple, iPhone’un içindeki işletim sistemini yeniledikçe Hotz yeni bir açık bulup yine kırmayı başardı. iPhone’un en yeni güvenlik teknolojisiyle donattığı “3G” telefonu kırması ise sadece birkaç saatini aldı. Bu yılın 3 Temmuz’unda ise Apple’ın son telefonu iPhone 3GS’i piyasaya çıkmasından hemen sonra kırmayı başardı. Önceki gün ise Apple’ın “artık telefonumuz çok güvenli” şeklindeki açıklamasına nazire yapar gibi yeni işletim sistemini (firmware) kırdı. Şimdi Hotz’un bir haftada yazdığı program (Blackra1n) sayesinde iPhone kullanıcıları Apple’dan para vererek program satın almak yerine bedava geliştirilen programları telefonuna yükleyebiliyor. Apple ise 20 yaşındaki bu bilgisayar dehasıyla nasıl baş edeceğini kara kara düşünüyor. http://adtext.adnet.com.tr/counthighlight.ashx?t=1255864063800&ids=%287098,23397,100027%29,%287098,23394,100086%29,%287098,23395,100256%29,%287098,23350,100024%29,%287098,22748,100255%29 |
Korkutan gerçek! Kuzey Kutbundaki içbuzulun 20-30 yılda yaz döneminde tamamen eriyeceği bildirildi. http://img39.imageshack.us/img39/931/kuzeykutbu15109ic204233.jpg İngiltere'deki Cambridge Üniversitesi'nden Peter Wadhams, 20-30 yılda Kuzey Kutbunun tüm deniz buzunun tamamen kaybedileceğini, ancak daha kısa zamanda büyük ölçüde inceleceğini, yaz döneminde, yaklaşık 10 yılda kuzey buz denizinin açık bir deniz halini alacağını belirtti. Wadhams, İngiliz kaşif Pen Hadow'un liderliğindeki bir ekibin, ilkbaharda 73 gün boyunca elde ettiği verilere dayanılarak çıkarılan sonuçları Londra'daki basın toplantısında açıkladı. Hadow ve ekibinin incelediği yaklaşık 450 kilometrelik alanda buzulun ortalama kalınlığının 1,8 metre olduğunu açıklayan Wadhams, buzulun yazın daha hassas duruma geldiğini, 1,8 metre kalınlığın yıl içinde oluşmuş buzula işaret ettiğini, iklim değişikliğinin somut göstergesi olarak yıllarca süren buzul birikmelerinin hızla azaldığını ifade etti. Araştırmaya imza atanlardan Dünya Doğayı Koruma Vakfından Martin Sommerkorn, araştırmanın çok karanlık bir tablo çizdiğini, buzul tabakasının tahmin edilenden daha hızlı eridiğini vurguladı. Sommerkorn, buzulun tamamen erimesinin, bölgede yaşayan hayvanların neslinin tükenmesinin yanı sıra okyanuslardaki su seviyesinin yükselmesine, hava değişikliklerine, dalgalara ve sera etkisine yol açan gazların çok yüksek oranda salımına yol açacağına dikkati çekti. |
Azeriler'den ilk hamle doğalgazda! Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, uzun yıllardan beri dünya fiyatlarının üçte birine Türkiye'ye doğalgaz sattıklarını belirterek, 'Hangi ülke buna razı olabilir, bu hiçbir mantığa sığmayan bir meseledir' dedi. Aliyev, "Azerbaycan'da son 9 aylık Sosyal ve Ekonomik Gelişimöin değerlendirildiği toplantıda yaptığı konuşmada, Azeri gazının Avrupa'ya ihracı ve Türkiye ile sürdürülen alım-satım ve transit görüşmelerini değerlendirirken, Ankara'ya açıkça sitem etti. Azerbaycan'ın Avrupa Birliği pazarına doğalgaz ihraç etmeye hazır olduğunu ancak iki yıla yakın bir zamandan beri bu imkanlardan Türkiye ile sürdürülen görüşmelerin sonuçlanmaması nedeniyle bu konuda bir ilerleme sağlanamadığını söyledi. Aliyev şöyle dedi: "Ancak ne yazık ki iki yıla yakındır, biz bu imkanlardan mahrum kaldık. Bunun esas sebebi de efsuslar olsun ki (teessüfler olsun ki) Türkiye ile Azerbaycan arasında transit meselesinin çözümlenememesidir. Azerbaycan bütün ülkelerle hem dost hem de tarafdaş ülkelerle ilişkilerini karşılıklı çıkarlar üzerine kuruyor. Başka ülkeler ilk olarak kendi çıkarlarını nasıl kolluyorlarsa, biz de elbette başta kendi çıkarlarımızı kolluyoruz. Ama bunu kollarken bezim tarafımızdan yapılan teklif dünya pratiğine dayanıyor. Hem fiyat hem de tarifler (vergi,rüsum) bakımından. Hiçkimseye sır değil ki; Azerbaycan uzun yıllardır Türkiye'ye gazı dünya fiyatlarının üçte biri değerinden satıyor. Hangi ülke kendi kaynaklarını, özellikle bu ortamda dünya fiyatlarının yüzde 30'una satar ve bunu kabul edebilir? Yani bu, hiçbir mantığa sığmayan meseledir. Geçen yılın Nisan ayından bugüne kadar yapılan çok sayıda görüşmelerde ne yazık ki hiç bir neticeye gelemedik. Biz istiyoruz ki gazımız dünya fiyatlarından olmasa da hiç olmazsa ona yakın fiyata alınsın. Rusya gazının fiyatı ile aynı olmasa da hiç olmazsa ondan yüzde 8, yüzde 10 aşağı olsun ama yüzde 50 olmasın. Hangi ülke bununla razılaşır?" Şahdeniz-2 Projesi ile ilgili bilgi verdi. Nabucco Projesi'ni ilk aşamada beselemesi düşünülen Şahdeniz-2 Projesi ile ilgili olarak da bilgi veren Aliyev, bu projeyle Azerbaycan ekonomisine 20 milyar dolarlık yabancı yatırım geleceğini ancak iki yıldır bu projeye başlayamama sebeplerini de şöyle anlattı: "Neye göre, çünkü burada bizim Şahdeniz Konsorsiyumu'nun ortakları da haklılar. Gaz üretimi kesin bir pazara bağlanmalıdır. Gaz üretimi petrol üretiminden farklıdır. Petrolü ürettin, boru hattın varsa çıkarsın dünya pazarına, kime istersen dünya fiyatından satarsın. Ama gaz ticareti böyle değil, kesin bir pazara dayanmalıdır. Bütün tarifler, fiyatlar, gazın miktarı çeşitli formlara göre belirlenmelidir. Onun için biz iki yakındır. Şahdeniz-2'nin iznini veremiyoruz. Böylelikle, Azerbaycan ekonomisi çok büyük kayıplarla karşılaşıyor. Bu,kaybedilmiş kazanç,kayıp demektir. Biz eğer bundan iki yıl evvel başlasaydık,iki yıl önce gaz çıkardı ve biz de konsorsiyum ortakları da daha çok para kazanırdık. Şimdi biz vakit kaybediyoruz. Neye göre? Bir daha demek istiyorum ki; bu mesele çok ciddidir. Azerbaycan ve onun tarafdaşları, dünyanın önde gelen petrol şirketleri bu üretime başlamaya hazırdırlar. Hatta en yoğun kriz döneminde de Azerbaycan ekonomisine 20 milyar dolar yatırım yapmaya hazırlar. Çünkü onlar bize inanıyorlar. Artık bizim işbirliğimiz, ortaklığımız sınavdan geçti. Ancak biz suni şekilde yaratılan sebepler yüzünden bunu gerçekleştiremiyoruz. Hem fiyat hem de tarifeler bizi tatmin etmiyor ve Azerbaycan teklif edilen fiyatla hiçkimseye gazını satmayacak. Tarif hakları uluslararası tecrübeye dayanmalıdır. Bize teklif edilen tarife rakamları (vergi,rüzum) bölgede mevcut olan tarifelerden yüzde 70 yukarıdadır. Ne için? Ne için biz para kaybetmeliyiz? Bu mesele sadece bizi değil bizim Avrupalı tarafdaşlarımızı da çok ciddi düşündürüyor. Şahdeniz-2 Konsorsiyumu'nun ortakları da bildiğime göre, çok rahatsızlar. Çünkü Şahdeniz'le ilgili kontrat 2006 yılında imzalandı ve müddeti var. 2026 yılında konsorsiyum ortaklarının bu yatakla ilgili bütün hakları sona eriyor. Ancak eğer biz bugün Şahdeniz-2 Projesine başlasak en iyi ihtimalle, oradan ilk gazı 2015 yılında göreceğiz. 2015'den 2026'ya kadar toplam 11 yıl zaman var. Şahdeniz yatağının minimal rezervi 1 trilyon 200 milyar metreküptür. Yani bu 1 trilyon 200 milyar metreküp gazı çıkartmak için Şahdeniz'den yılda 100 milyar metreküp gaz üretilmesi gerekiyor. Bu da mümkün değil. Biz istiyoruz ki, yabancı ortaklarımızla işbirliğimiz daha da derinleşsin. Bu ortaklık hem bize hem de yabancı şirketlere hayırdan başka hiç bir şey getirmiyor. Yabancı şirketler acele ediyor. Avrupa Birliği bize acele ettiriyor. Bu mesele her defa bütün görüşmelerde müzakere ediliyor. Böyle bir durumda transit konusunun çözümlenmemesi ve bizim karşımıza en baştan kabul edilmeyecek şartların koyulması (Türkiye tarafından) aslında, bu güzel, dünya çapında, çok yararlı projenin bozulmasına yol açabilir. " Rusya ve İran alternatifi Son iki yıldır bu meseleyi abartmadan, dostça çözmeye çalıştıklarını belirten Aliyev, "Ancak bizim imkanlarımız tükendi ve bize verilen teklif Azerbaycan tarafından hiçbir zaman kabul edilmeyecek. Böyle bir durumda alternatif yollar araştırmaya çalışmalıyız. Bu yollar da var" dedi. Bu amaçla pratik olarak çalışmaya başlandığını ve Rus Gazprom şirketi ile yapılan anlaşmayla Rusya pazarına yılbaşından itibaren gaz sevkine başlanacağını kaydeden Aliyev, "İhraç edilecek gazın miktarı taraflar arasında razılaştırılacak. Biz evvelce çok aşağı, tevazükar rakamlarla başladık, ancak bu ihracatın yukarı rakamı yoktur. Ne kadar olsa o kadar da ihraç edeceğiz" diye konuştu. Rusya'ya gaz ihracatının Azerbaycan için avantajlı olduğunu da söyleyen Aliyev, bu ülke ile aralarında transit ülke bulunmadığını ve mevcut bir doğalgaz boru hattının bulunduğunu hatırlattı. Rusya Azeri gazına verdiği fiyatın da iyi olduğunu belirten İlham Aliyev, "Niye biz bundan yararlanmayalım?" diye sordu. İran'a gaz ihracatı konusu üzerinde de çalıştıklarını ve bu ülke ile de transit problemi bulunmadığını belirten Azeri lider, "İran bugün Türkmenistan'dan gaz alıyor. Niye Azerbaycan'dan almasın? Biz İran'a petrol ürünleri satıyoruz. Niye gaz satmayalım?" dedi. Azeri gazının Avrupa'ya Gürcistan üzeriden Karadeniz limanları vasıtasıyla ihracı için de teklifler aldıklarını ve buna prensip olarak olumlu baktıklarını kaydeden Aliyev, "Eğer bizim üç boru hattımız olmasaydı, bugün Azerbaycan petrolünün ihracı konusunda büyük problemler ile karşılaşabilirdik. Biz gaz sahasında da aynı politikayı takip edeceğiz" diye konuştu. |
Bartholomeos: Türkler Hz. Muhammed'in mesajını kavramadı "Fener Rum Patriği Bartholomeos'un tartışma yaratan, ''Türkiye'de çarmıha gerilmiş gibi hissediyorum'' ifadelerini kullandığı '60 dakika' programı Amerikan CBS televizyonunda dün akşam yayınlandı." Fener Rum Patriği Bartholomeos'un söyleşisi daha önce CBS'in internet sitesindeki bir haberde yer almış ve Patrik'in, Türkiye'de "ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüklerini" ileri sürerek, "(Türkiye) Kudüs'ün devamı, bizim için onun kadar kutsal ve mübarek bir toprak. Bazen çarmıha geriliyor olsak da burada kalmayı tercih ederiz" dediği ifade edilmişti. Dün akşam yayınlanan programın tamamı ise şöyle... "60 Dakika" programına katılan ve programın muhabirlerinden Bob Simon'ın sorularını yanıtlayan Patrik Bartholomeos, "Dünyadaki bir çok kişi merak ediyor. Milyonlarca Ortodoks'un lideri neden yüzde 99'u Müslüman olan bir ülkede yaşıyor?" sorusu üzerine, "Biz bu ülke Müslüman olmadan önce de buradaydık, kilisemizin kuruluşundan beri buradayız" dedi. Türkiye'de "ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüklerini" ileri süren Barthelomeos, "Türk vatandaşlarına tanınan haklardan tam olarak yararlanmadığımızı hissediyoruz" diye konuştu. Barthelomeos, "İkinci sınıf vatandaş muamelesi görüyorsanız, bir Rum olarak, neden Yunanistan'a gitmiyorsunuz?" sorusu üzerine de, "Çünkü biz ülkemizi seviyoruz. Burada doğduk, burada ölmek istiyoruz. 17 asırdır olduğu gibi misyonumuzun burada olduğunu hissediyoruz. Bizim ülkemizin yetkililerinin bu tarihe neden saygı göstermediğini merak ediyorum" ifadelerini kullandı. "Utanç verici ve suç" Bartholomeos, programın Heybeli Ada Ruhban Okulu'nun kapalı olmasıyla ilgili olarak "Hiçbir gerekçe gösterilmeden kapalı tutulması yazık, utanç verici ve bir suç. Niçin?" ifadesini kullandı. Okulun, "sevgi, barış ve birlik telkininde bulunan kişileri yetiştirdiğini" ifade eden Bartholomeos, "kiliseye, bu insanları yetiştirme fırsatı tanınmayarak insanlık onurunun rencide edildiğini" savundu. Bartholomeos, "Başbakan ile defalarca görüştüm, somut sorunlarımızı ilettim, ondan yardım istedim. Hiçbir zaman cevap almadım" dedi. "Cemaatinizin bir gün yok olacağından korkuyor musunuz?" sorusu üzerine Bartholomeos, "Hayır, biz kurtulduk. Biz mucizelere inanırız" diye konuştu. Bartholomeos, Türkiye için, "Kudüs'ün bir devamı, bizim için onun kadar kutsal ve mübarek bir toprak. Biz burada kalmayı tercih ederiz. Bazen çarmıha geriliyor olsak da burada kalmayı tercih ederiz. Çünkü İncil'de, İncil'in bize sadece İsa Peygamber'e inanmamız için değil, İsa Peygamber için acı çekmemiz için verildiği yazıyor" ifadesini kullandı. Bartholomeos, "çarmıha gerilme" sözünün tekrar hatırlatılması üzerine, Hz. İsa'nın tekrar dünyaya döneceğine inandıklarını belirterek, "Çarmıha gerildikten sonra yeniden diriliş başlar" dedi. Bartholomeos, "Kendinizi bazen çarmıha gerilmiş mi hissediyorsunuz? sorusuna da "Evet öyle" yanıtını verdi. "Zorla çıkarılmaktan korkuyorlar" Programın başlangıcında Simon, Bartholomeos'un "Yeni Roma'nın ve Konstantinapol'ün Başpiskoposu ve Ekümenik Patriği unvanının çok etkileyici olduğunu" belirterek, "300 milyon Ortodoks'un patriği. Yüzde 99'u Müslüman olan bir ülkede, İstanbul'da yaşıyor. İsa'nın ölümünü takip eden yüzyıllardan beri, daha Türkiye ortada yokken, İstanbul'a yerleşen patriklerin en sonuncusu" ifadesi kullanıldı. İstanbul'un daha önceleri "Konstantinapol" olarak adlandırıldığı ve Hırıstiyanlığın en önemli kenti olduğu belirtilen programda, "Zaman değişti. Modern Müslüman Türkiye'de Patrik, sıcak karşılanmadığını hissediyor. Türk yetkililer, Hırıstiyan mülklerine el koydular, Hırıstiyan kiliselerini, manastırlarını ve okullarını kapattılar. Cemaati, Türk yetkililerin, Patrik Bartholomeos'u kiliselerin en eskisi olan kilisesini Türkiye'nin dışına zorla çıkarmasından korkuyor" ifadeleri yer aldı. "Patrik Bartholomeos'a ölüm tehdidi" Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi'nin tanıtıldığı programda, "patrikhanenin çevresinde eskiden Rum ve Hırıstiyanların, şimdi ise çoğunlukla Müslümanların yaşadığı" belirtildi. Muhabir Simon, "yaptıkları çekimin sonuna doğru bir Türk polisinin Patrik Bartholomeos'u kendisine yönelik ölüm tehdidi olduğuna dair uyardığını, ancak daha sonra ihbarın asılsız çıktığını" ileri sürerek, "kilise yetkililerinin, kendilerine yönelik önceki tehditlerin ciddiyetini dile getirerek, bu nedenle kilisenin etrafının kamera ve dikenli tellerle kaplandığını, ayrıca Patrik'in 24 saat korunduğunu söylediklerini" aktardı. İstanbul'un "doğunun batıyla buluştuğu Boğaziçindeki antik kent" olarak tanımlandığı programda, İstanbul'un siluetinin "minarelerle dolduğu, şehrin en zengin ve en ünlü kiliselerinin ise bugün müze olduğu" ifadeleri kullanıldı. Ayasofya Müzesi'nin de tanıtıldığı programda Simon, "İstanbul'da bugün bir Hıristiyan bulmanın zor olduğunu" belirterek, "gezdikleri kiliselerin Pazar ayinlerinde bile boş olduğuna" değindi. Programda, "geçen yüzyılın sonunda Türkiye'de yaşayan yaklaşık 2 milyon Ortodoks Hıristiyanın 1,5 milyonunun 1923 yılında ülkeden sürüldüğü, 150 binin de 1955'teki İstanbul'daki olaylardan sonra ülkeyi terk ettiği ve şu anda Türkiye'de sadece 400 bin Ortodoks'un kaldığı" öne sürüldü. "Hz. Muhammed'in hoşgörü mesajı Türk yetkililerce kavranmadı" Simon, "Patrik, duyduğu hayalkırıklığını daha iyi anlamamız için, kendi misyonumuza çıkarak, Kapadokya'ya gitmemizi önerdi" diyerek, programında, balonla seyahat ettikleri Kapadokya'yı ve Kapadokya'daki Hıristiyanlığa dair izleri tanıttı. Programda, Mısır'ın Sina Dağı'ndaki St Catherine Manastırı'nda Hz. Muhammed'e ait olduğu belirtilen bir el yazması gösterilerek, bunun, "1400 yıl kadar önce, Hz.Muhammed'in kendi el damgasıyla imzalanmış ve mühürlenmiş, manastırın Hıristiyanlarına dini özgürlük ve koruma öneren bir mektup" olduğu belirtildi. Mektubun, "Hz. Muhammed'in farklı dinlere mensup insanlar arasında hoşgörü ve barışa öncelik verdiğinin bir örneği" olarak nitelendiği programda Simon, "Patrik Bartholomeos, bize Hz. Muhammed'in hoşgörü mesajının Türk yetkililer tarafından pek kavranmadığını göstermek istedi ve bizi Heybeliada'ya götürdü" ifadesini kullandı. Programda Simon, Heybeliada Ruhban Okulu'nu Patrik Bartholomeos ile birlikte gezerek, okulu tanıttı. (CNNTÜRK.COM) |
İşte milli piyango 'uğurlarımız' Milli Piyango tarafından bu yılbaşı özel çekilişindeki büyük ikramiye tutarının 30 milyon lira olurken, 'uğur getirme' yolları deneniyor. Bilet alan herkes rüyalarını süsleyen 30 milyon liralık büyük ikramiye için, biletin Ankara ve İstanbul’dan alınması, çocuğa çektirilmesi ve üzerindeki numaralara göre bilet seçilmesi gibi "uğur getirme" yolları deneniyor. Milli Piyango tarafından bu yılbaşı özel çekilişindeki büyük ikramiye tutarının 30 milyon lira olarak açıklanması, zengin olmanın hayalini kuranların heyecanını artırıyor. Bilet alan herkes büyük ikramiyenin kendisine çıkacağı hayalini kursa da en fazla 4 kişiye çıkacağı gerçeğini ise bilet alanların çoğunluğu aklına bile getirmek istemiyor. En azından yılbaşı akşamına kadar hayaliyle de olsa mutlu olmayı tercih ediyor. Herkesin rüyalarını süsleyen 30 milyon liralık büyük ikramiye için bilet alınması ise pek çokları için keyifle yapılan bir ritüel halini alıyor. Bilete büyük bir ikramiye çıkması için uğur yapılmaya, daha bileti alırken başlanıyor. Satışa sunulan her bilete matematiksel olarak ikramiye çıkma ihtimali aynı olsa da pek çok kişi bileti Ankara ve İstanbul’dan almayı tercih ediyor. Ankara ve İstanbul’da da özellikle daha önce büyük ikramiye çıkmış bayilerden satın alınan biletlerin ’uğur getireceğine’ inanılıyor. İşte Milli Piyango biletine yılbaşı ikramiyesi vurması için en çok başvurulan uğurlar: -Bilet, uğur getireceği düşüncesiyle çocuklara çektiriliyor -Bilet, daha önce büyük ikramiye çıkmış bayiden alınıyor -Kadınlar bereket olarak görülerek onlara çektiriliyor -Kendi şanslarına inananlar, bileti destenin içinden kendi eliyle seçiyor -Tesadüfün uğur getireceğine inananlar gözünü kapatarak, bilet yelpazesi içinden bir tane çekiyor -Bazıları biletlerin numaralarını tek tek inceleyerek, şans numaralarına göre bileti belirliyor, bazıları da peş peşe birbirini takip eden seri numaralı biletleri uğurlu sayıyor. |
Eyfel'in merdivenleri satıldı! "Paris'in simgesi olan Eiffel Kulesi'den 1983'te çıkarılan 7.8 metrelik merdivenleri açık artırma ile 85 bin Euro'ya satıldı." Fransa'nın başkenti Paris'le özdeşleşmiş olan Eiffel Kulesi'nin merdivenleri açık artırma ile yeni sahibine kavuştu. 1983'te kuleden çıkarılan 7.8 metrelik ve 40 basamaklık merdiven 85 bin Euro'ya satıldı. Drouot Müzayede Evi'nde yapılan açık artırmada merdivenleri Paris’in doğusundaki Troyes bölgesinden bir demir işçisi satın aldı. Adını açıklamak istemeyen adam merdivenleri kesip yeniden satacağını söyledi. Adam aynı şeyi Berlin Duvarı için de yaptığını dile getirdi. Merdivenler 1983'te Eiffel Kulesi'nden çıkarıldığında satılmak üzere 24 parçaya bölünmüştü. Bazı parçalar daha önce açık artırmalara sunulmuş ve 550 bin Euro civarında fiyatlara alıcı bulmuştu. |
Ağaç adamın dalları yeniden çıkmaya başladı 'Ağaç adam' diye adlandırılan Endonezyalı Dede tüm vücudunu saran saçak gibi siğillerin yeniden kötüye gittiğini söyledi. Cnntürk'ten Metin Güneş'in haberine göre; geçtiğimiz ağustos ayında ameliyatla vücudundan 6 kilo ağırlığında siğil alınan Dede Kosvara kontrol altında tutulmak üzere hastaneden taburcu edilmişti. Dede, "Alınan siğiller evime döndükten sonra yeninden çıkmaya başladı. Bir ara balığa çıkıp cep telefonu kullanabiliyordum ama şimdi bu tür şeyleri yapabilmem için yeniden yardıma ihtiyaç duyuyorum" dedi. Amerikalı bir doktor siğillerin şiddetli İnsan Pappiloma Virüsü (HPV) hastalığının sonucu oluştuğunu ve hastalığın hayati bir tehlike oluşturmadığını söylemişti. Doktorlar Dede’de görülen bu hastalığın dünyada şimdiye kadar görülen en kötü türü olduğunu belirttiler. Endonezyalı bir doktor Dede’nin siğillerinin yeniden alınması için yakında tekrar ameliyat edileceğini söyledi. 37 yaşındaki Dede siğillerin ilk önce 10'lu yaşlarında dizini kestikten sonra çıkmaya başladığını farketti. Zamanla boynuz gibi çıkıntılar tüm vücudunu kaplamaya başlayınca da işinden kovuldu, eşi tarafından terkedildi ve komşuları tarafından dışlandı. Dede’nin iki çocuğu bulunuyor. Televizyon kanalı Discovery Chanel Dede’nin hastalığını ve yaşamını konu eden bir belgesel yayınladı. |
Sigara 9 lira olacak' Bütçe görüşmeleri sırasında MHP Grubu adına konuşan Manisa Milletvekili Erkan Akçay, 2009 bütçesini “Cumhuriyet tarihinin en kötü bütçesi olarak” niteleyerek, 2010 bütçesinin de aynı akıbetten kurtulamayacağını ileri sürdü. Haberler Anında Cebinizde Hürriyet Mobil Haberler Anında Bilgisayarınızda Haber Alarmı Haber Kaçırmaya Son Hürriyet Mind Sitene Haber Ekle Kazan Bumerang MHP Manisa Milletvekili Erkan Akçay, tütün mamulleri için öngörülen vergi artışları ile 6 TL'lik sigaranın 8.5-9 TL'ye yükseleceğini iddia etti. Akçay, “Sigara tiryakilerine duyurulur” diye konuştu. Mevcut iktidar döneminde ekonominin bütün temel sorunlarının derinleştiğini belirten Akçay, 2010 bütçesinde öngörülen açığın 65-70 milyar TL'yi bulabileceğini öne sürdü. “Bu bütçeyle hiçbir sorun çözülmez” diyen Akçay, tütün mamulleri için öngörülen vergi artışları ile 6 TL'lik sigaranın 8.5-9 TL'ye yükseleceğini iddia etti. Akçay, “Sigara tiryakilerine duyurulur” diye konuştu. |
Halter kaldırırken doğurdu! 2008 Pekin Olimpiyatları'nda yarışan Elizabeth Poblete, antreman sırasında çocuk doğurdu. 2008 yılında düzenlenen Pekin Olimpiyatları'nda yarışmış Şilili halterci Elizabeth Poblete, Brezilya'nın Sao Paulo kentinde antrenman esnasında bir erkek çocuk dünyaya getirdi. Doğumdan bir hafta önce katıldığı müsabakadan galip çıkan Poblete, hamile olduğunu doğurduğunda öğrendiğini ve şoke olduğunu anlattı. Bir kilo 150 gram olarak dünyaya gelen altı aylık bebek, halen yoğun bakımda tutuluyor. Genç annenin, tedavi masrafları üstlenilmediği için hastaneden ayrıldığı ileri sürüldü. Hastane ise 22 yaşındaki anneyi masrafları ödemediği için gönderdikleri iddiasını reddetti. |
Domuz gribinden ölenler artık açıklanmayacak Sağlık Bakanlığı domuz gribinden ölenlerin sayısının artık açıklanmayacağını duyurdu. Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan son resmi açıklamada ölü sayısının 415 olduğu bildirilmişti. Sağlık Bakanlığı'nın resmi internet sitesinde ayrıca şu açıklamaya yer verildi: "Grip pandemisi tüm dünyayı etkilemeye devam etmektedir. Salgının yayılım hızını etkileyen en önemli faktör, toplumda hastalığa karşı oluşan bağışıklık düzeyidir. Diğer önemli faktörler; korunma tedbirlerine riayet, iklim şartları, nüfus yoğunluğu ve hareketliliğidir. Gribe karşı bağışıklık, hastalığı geçirmek veya aşı olmak suretiyle oluşmaktadır. Hastalık genellikle hafif ve orta şiddette seyretmekle birlikte, ciddi hastalık ve ölüm riski de bulunmaktadır. Bu sebeple aşılanma, kişileri hastalıktan koruduğu gibi, salgının yayılım hızını da azaltan en uygun yoldur. Salgının yayılım hızını etkileyen faktörler sebebiyle, hastalığın ülkeleri etkileme düzeyi birbirinden farklılık göstermektedir. Güney yarımküre ülkelerinde hastalık Temmuz-Ağustos aylarında en yüksek seviyeye ulaşmış ve yaz dönemi ile birlikte oldukça azalmıştır. Ülkemizin de içinde bulunduğu kuzey yarımküre ülkelerinde ise sürecin başlangıç dönemi, aşılama oranları, iklim özellikleri gibi faktörler sebebiyle hastalığın yayılma eğilimi farklılık göstermektedir. ABD, Kanada, İsveç, İsviçre gibi aşılamanın yoğun olarak uygulandığı ülkelerde salgın yayılım hızında azalma ortaya çıkmışken, henüz aşılamaya başlayamamış veya yeterince aşılama yapamamış ülkelerde hastalık yayılmaya devam etmektedir. Pandemi başlangıcından bu yana ülkemizde yaklaşık 4 milyon kişinin hastalıkla karşılaştığı hesaplanmaktadır. Yaklaşık 2 milyon doz aşı uygulaması gerçekleştirilmiştir. Böylelikle ülkemizde hastalığa karşı bağışık hale gelen kişi sayısının 6 milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir. Bu sayı hastalığın yayılım hızının kesilmesi için yeterli değildir. Bu sebeple aşılanmanın kişisel ve toplumsal korunma için artarak devam etmesi çok önemlidir. Hastalığın mevsimsel özelliği sebebiyle kış sonrasında azalması ve bir dahaki sonbaharda tekrar artma eğilimine girmesi beklenmektedir. Hastalık artık tüm illerimizde görülmektedir. 67 ilimizde hayatını kaybeden vatandaşlarımız olmuştur. Hastalık her yaş grubunda görülmekle birlikte daha sık olarak çocuk-genç ve orta yaş nüfusta görülmektedir. Yaşlılar daha az hastalanmakla beraber, yaşlılarda hastalık daha şiddetli seyretmekte ve ölüme yol açabilmektedir. Hastalık; gebe ve lohusalar, kronik hastalığı bulunanlar ve okul öncesi çocuklarda daha fazla ölüme yol açmaktadır. Hayatını kaybedenlerin üçte biri 50 yaş altında ve sağlıklı olduğu bilinen kişilerdir. Ülkemizdeki haftalık ölüm sayıları hastalığın yayılım eğilimine paralel olarak belirli bir düzeyde seyretmekte olup, nüfusa oranı diğer ülkelerle benzerdir. Halen pandemik grip sebebiyle hastanelerde yatan hastalarımızın 181’inin takip ve tedavisi yoğun bakım ünitelerinde devam etmektedir. Pandemi aşısı dünyada 100 milyonun üzerinde uygulanmıştır. Dünya Sağlık Örgütü’nün açıklamalarına göre aşının yan etkileri mevsimsel grip aşısıyla benzerdir. Ülkemizde de yaklaşık 2 milyon doz aşı uygulanmış ve ciddi yan etkiye rastlanmamıştır. Son günlerde vatandaşlarımızın aşıya artan talepleri tüm sağlık kuruluşlarında ve bütün yaş gruplarına aşı yapılması suretiyle karşılanmaktadır. Aşılama ile ilgili herhangi bir aksaklık meydana gelmemesi için gerekli hazırlıklar yapılmıştır. Vatandaşlarımızca tespit edilen bir aksaklık olduğu takdirde ALO 184 SABİM hattı aranabilir. 10 yaş altında olup ilk aşı dozlarının üzerinden en az 3 hafta geçmiş olan çocuklarımızın ikinci doz aşılarını yaptırmaları önem arz etmektedir. Okul çağında olan ve velileri tarafından aşılanmaları uygun görülen çocuklarımızın okullarda aşılanmalarına sağlık ekiplerimizce devam edilmektedir. Ülkemizde hastalık aktivitesi devam etmekte olduğu için vatandaşlarımızın gecikmeksizin aşılanmaları önemlidir. Aşı uygulaması sonrasında hastalıktan koruyucu bağışıklığın oluşması ortalama 10-14 gün sürdüğünden, aşı olanların kişisel korunma önlemlerine riayet etmeleri gereklidir. Aşı aile hekimliklerimiz, sağlık ocaklarımız ve bütün hastanelerimizde ücretsiz olarak uygulanmaktadır." |
İhbar et parayı kazan 1931 yılında kaleme alınan ihbarlara ilişkin kanun önümüzdeki yıl değişiyor. ahsilatın yüzde 10'u kadar yapılan ödeme miktarında herhangi bir değişiklik üzerinde durulmazken, ihbarcıya daha hızlı ödeme yapılması üzerinde çalışılıyor. Edinilen bilgilere göre öncelikli olarak ihbarlar belirli bir standart ve kaliteye kavuşturulacak. Farklı isim veya amacından uzak ihbarlar elenirken, ortak bir havuz kurulacak. İncelemeler belgesi olanlar üzerine yoğunlaşacak, gereksiz ihbarların üzerine gidilmeyecek. Böylece vergi incelemelerinden daha kısa sürede sonuç alınacak. Ortalama altı ay ile 1 bir yıl arasında süren ihbar ödeme süresi ise azalacak. İhbar mekanizmasını daha etkin hale getirmek istediklerini aktaran Maliye'den üst düzey bir yetkili, "Mevcut uygulamaya göre belgesi olmayan tamamıyla bilgi ve duyuma dayanan onlarca ihbar mektubu alıyoruz. Yeni dönemde bu işe bir kalite getireceğiz. Belgesiz ihbar almayı düşünmüyoruz. Bu sayede gereksiz iş yükünden kurtulacağız. Böylece hak eden ihbarcıya ödeme daha hızlı şekilde yapılacak" dedi. İhbarcıya inceleme sonrasında tahsil edilen vergi üzerinden yüzde 10'u oranında ödeme yapılıyor. Bu miktarın üçte biri kati tahakkuk, geriye kalan üçte ikilik kısmı ise tahsilat sonrasında veriliyor. Gizli tutulmuş bulunan kaynakların açığa çıkarılmasını teşvik etmek ve bu konuda yardımı görülenleri ödüllendirmek amacıyla 26 Aralık 1931 tarih ve 1905 sayılı "Menkul ve Gayrimenkul Emval ile Bunların İntifa Hakları ve Daimi Vergilerin Mektumatı Muhbirlerine Verilecek İkramiye Hakkında Kanun" hazırlanarak 31 Aralık 1931'de yürürlüğe girdi. 1905 sayılı kanuna göre vergi kayıp ve kaçağını ihbar eden muhbirlerin, ne şekilde ihbarda bulunacakları ile vergi idaresi tarafından hangi şartlarla ve oranda ihbar ikramiyesi ödeneceğine ilişkin maddeler yer alıyor. Maliye Bakanlığı'nın verilerine göre önceki yıl kişi başı ortalama 7 bin lira kazanan ihbarcılar geçen yıl bu kazançlarını 8 bin 700 TL'ye kadar çıkardı. 2007'de 87 muhbire toplam 613 bin lira ödeme yapılırken, 2008'de 135 kişiye toplam 1 milyon 187 bin lira verildi. 1 Ocak 2008-31 Aralık 2008 tarihleri arasında, İdare'ye 4 bin 763 ihbar dilekçesi geldi. Aynı rakam önceki yıl 3 bin 636 idi. |
Facebook boşandırıyor Amerika'da yapılan bir araştırmada, ülkede 2009 yılında hazırlanan her 5 boşanma dilekçesinden birinde "Facebook" geçtiği belirlendi. Uzmanlara göre, eşler birbirlerini Facebook'ta kaçamak yapmakla veya Facebook'a dalıp birbirlerini unutmakla suçluyor. Amerika merkezli Divorce Online tarafından yapılan araştırmada, rastgele 5 bin boşanma dilekçesi incelendi. Bu dilekçlerin yüzde 20'sinde, yani 989'unda Facebook'a en az bir gönderme yapıldı. Bu dilekçelerde yaş grupları gözetilmedi. Ancak Yaş grupları gözetildiğinde özellikle 35 ve daha genç evliller arasında boşanma dilekçesinde Facebook'a göndermelere artıyor. Araştırmayı yapan Mark Keenan, "Bu dilekçelerin çoğunda Facebook'ta yapılan sadakatsizlikler yer aldı" dedi. |
Bu ayaklar 'kutsal'mış Hindistan'da bir adamın "tedavi etmek" amacıyla küçük çocukların üstüne çıkarken çekilen fotoğrafları dünyayı ayağa kaldırdı. Ülkenin doğusundaki Katihar'da yaşayan 50 yaşındaki Jamun Yadav isimli adamın, "şifalı" olduğunu iddia ettiği ayaklarıyla yere yatırdığı küçük çocukların üstüne basarak "tedavi etmeye" çalıştığı ortaya çıktı. Çocukların ebeveynlerinin bu tedavi yöntemimden sonradan haberdar olduğu ve adamı derhal polise şikayet ettikleri kaydedildi. Olay sonrası tutuklanan Yadav, Tanrı adına konuştuğunu ve kendisini savunmaya ihtiyaç duymadığını belirtti. |
Patilerini tutkallayıp yola attılar! ABD’nin Minnesota eyaletinde bir kedi anayolda patilerinden asfalta tutkalla yapıştırılmış olarak bulundu. Yoldan geçmekte olan bir çift tarafından yaralı zannedilen kedi mutlak bir ölümden kurtuldu. Tedavi altına alınan erkek kedinin patilerinin tabanlarının koparıldığı ve tutkal sürülerek ana yola atıldığı belirtildi. Minnesota’daki hayvan hakları derneğinden bir yetkili olayı “ağızları açık bırakacak kadar şok edici ve korkunç bir davranış” olarak belirtti. Timothy adındaki kedi tedavisi yapıldıktan sonra bir ailenin yanına verildi. |
'Dana' gibi Danua! Bu fotoğrafta bir hile ya da göz yanılması yok. 'Giant George' adlı Danua cinsi köpek tamamen gerçek Normalde iri boyutlara ulaşabilen Danua cinsi köpeklerden biri bu kez işi biraz 'abarttı'. Arizonalı Dave Nasser'ın 'Giant George' (Dev George) adlı köpeği tam bir azman... Dev George'un patilerinden omzuna kadar olan boyu 110 santimetre; burundan kuyruğa kadar uzunluğu 2 metre 13 santimetre; ağırlığı ise tam 112 kilogram... REKORTMEN OLABİLECEK Mİ? Hal böyle olunca dev köpeğin bakımı da bir hayli zor oluyor. Dünyanın en iri köpeği olmaya aday gösterilen ve aslında köpekten ziyade küçük bir atı andıran George, ayda 50 kilogram mama tüketiyor. Şu an 4 yaşında olan Dev George ve sahipleri, tescilli olarak dünyanın en iri köpeği unvanını kazanabilmek için başvurdukları Guinness'ten onay bekliyor. Dünyanın en büyük köpeği olarak daha önce rekorlar kitabına giren Gibson adlı başka bir Danua ise geçen ağustos ayında kanserden ölmüştü. |
Şeytanın aklına bile gelmez Afrika'da güneş enerjisi ile çalışan buzdolabı taşıyan develer, seyyar klinik görevinde kullanılmaya başlandı. Doğu Afrika ülkesi Kenya’daki develer son zamanlarda çok ilginç bir aksesuar taşımaya başladı. Sırtlarına yerleştirilen güneş panelli buzdolapları içinde medikal malzeme taşıyan develer, dünyanın ilk çevre dostu seyyar klinikleri haline dönüştüler. Fikrin sahibi yetkililer, medikal hizmetin çok yetersiz olduğu Kenya ve Etiyopya’da insanların ihtiyacı olduğu ilaçları ucuz, çevre dostu ve güvenilir bir yoldan sağlamak adına bu projeyi üretti. Son 10 senedir göçebe toplumlar en ıssız ve ulaşımın zor olduğu bölgelere ihtiyaçları olan ilaçları deve sırtında taşıyorlardı. Zor arazilerde ulaşım kolaylığı ve tasarruf sağlayan özellikleriyle dikkat çeken develer, yetkililerin aklına gelen parlak fikir ile seyyar klinik hizmeti görmeye başladılar. |
Bilim anlam veremedi ABD’nin başkenti Washington’daki Ulusal Hayvanat bahçesinde yaşayan 4.5 yaşındaki Tai Shan adlı panda, uykusunda gerçekleştirdiği jimnastik hareketi ile bilim dünyasını şaşırttı. Tai Shan adlı panda kendisini izlemeye gelen turistlerin bakışları arasında önce göz kapaklarını yavaşça kapattı, kısa bir süre sonra ise öne doğru yaylanmaya başladı. Herkes sevimli pandanın yüzüstü düşeceğini sanırken, o başını bacaklarının arasına koyarak yuvarlandı. Bir süre uykulu halde yuvarlanan pandanın bu hareketlerine hayvanat bahçesi çalışanları bir anlam veremiyor. Daha önce uyurken aynı zamanda hareket eden bir panda görmediklerini belirten uzmanlar, pandanın hayvanat bahçesinde doğduğunu, doğal hayatı bilmediğini bu durumun davranış bozukluğuna neden olmuş olabileceğini belirtiyor. Uzmanlar insanların da bazen uyku sırasında kalkıp hareket ettiklerini, bu davranışın bazı hayvanlarda görülmesinin olası olabileceğini söylüyor. YAPAY DÖLLENME İLE DOĞDU Bilim insanlarını akrobatik kabiliyetleri ile şaşkına çeviren Tai Shan’ın takla atma görüntüleri 61 yaşındaki bir turist tarafından görüntülendi. Olaya tanık olan turistler Tai’nin kafası yere değdiği anda uyandığını ve son anda mükemmel bir takla gerçekleştirdiğini belirtti. Tai’nin anne babası olan Mei Xiang ve Tian Tian adlı pandalar, Çin tarafından ABD’ye hediye edilmişti. Mei 2005’teki çiftleşme sonucunda hamile kalamamış, bunun üzerine yapay döllenme metodu kullanılmıştı. |
Yılın en tuhaf haberi Dünyanın en büyük bilgisayar üreticilerinden HP'nin yeni webcam'inin beyazları gördüğü ancak siyahları görmediği ortaya çıktı... Youtube'a konulan bir video nedeniyle ortaya çıkan "aksilik" dünyanın her yerinden büyük tepki çekerken, HP olayı inceleyeceklerini söyledi. Amerika'daki elektro market Market Smart'ta çalışan iki çalışan tarafından çekilen videoda, siyahi çalışan webcam'in önüne geldiğinde webcam onu izlemiyor. Ancak beyaz çalışan geldiğinde onu izliyor. HP, sorunun ışıklanmadan kaynaklanabileceği söyledi ancak iddiaları incelediklerini söyledi. http://adtext.adnet.com.tr/counthighlight.ashx?t=1261661525824&ids=%287098,23656,100086%29,%287098,23957,100249%29 |
Kurtlar Vadisi'nden etkilenip arkadaşlarını yaktılar Manisa'da 17 yaşındaki genci gasp edip vagonu yakan üç kişi olayı filmden etkilenerek yaptıklarını söyledi. Tren Garı'nda, 17 yaşındaki Şükrü Balcı'nın gasp edilip, uyuduğu vagonda ateşe vererek öldürülmesi olayının şüphelisi oldukları ileri sürülen üç kişi polis tarafından yakalandı. Şüpheliler cinayeti, bir televizyon kanalında izledikleri filmden etkilenerek, işlediklerini itiraf etti. Manisa Garı'na 15 Aralık'ta gelerek 6'ncı yoldan giriş yapan yük treninin vagonlarından birinde, geçen Perşembe günü saat 06.00 sıralarında, yangın çıktı. Yoğun sis nedeniyle geç farkedilebilen yangın, itfaiye ekipleri tarafından söndürüldü. Alevlerin söndürülmesinin ardından vagonda inceleme yapan itfaiye ve polis ekipleri, tanınmayacak halde, bir erkek cesedi ile karşılaştı. KİMLİĞİ ANAHTARLIKTAN BELİRLENDİ Yüzü koyun, ayakları dizinden karnına kıvrılmış vaziyette bulunan 30 yaşlarında olduğu sanılan, 1.70 boyunda, 70-80 kilogram ağırlığındaki erkek cesedinin üzerinden, ucunda posta güvercinlerinın ayağına takılan 32248 numaralı metal plaka bulunan anahtarlık ve tesbih çıktı. Bunun üzerine polis, Kuşlubahçe, Alaybey ve Dış Mahalle Posta Güvercinleri Sevenler Derneği'nde yaptığı incelemeler sonucunda, cesedin 17 yaşındaki Şükrü Balcı'ya ait olduğunu tespit etti. Polis ifadesine başvurduğu Balcı'nın ailesinden, çocuklarından 16 Aralık Çarşamba günü saat 22.00'den bu yana haber alamadıklarını öğrendi. FİLMDEN ETKİLENMİŞLER Soruşturmayı derinleştiren polis, Balcı'nın en son 18 yaşındaki H.C.G. ve 19 yaşındaki G.Y. ile gezerken görüldüğünü belirlendi. Polis, iki şüpheliyi Mobese kayıtlarından da tespit etti. Bunun üzerine polis, H.C.G. ve G.Y.'yi, dün gözaltına aldı. İki şüpheli polisteki sorgularında, vagonda uyuyan Balcı'nın cüzdanındaki 6 TL, 1 Euro ve Nokia 6500 marka cep telefonunu gasp ettikten sonra vagonu ateşe verdiklerini itiraf etti. Şüpheliler, ifadelerinde telefonu 17 yaşındaki K.K.'ye sattıklarını da söyledi. Polis, şüphelilerin ifadeleri doğrultusunda ‘hırsızlık malını satın almak’ suçundan K.K.'yı de gözaltına aldı. Şüphelilerin sorgularında, bir televizyon kanalında yayınlanan diziden esinlenerek, cinayeti işlediklerini söyledikleri de öğrenildi |
Havaya attığı bebeği tutamadı Kayseri'de bir baba, sevmek için havaya atıp tuttuğu bebeğinin ağır yaralanmasına neden oldu. Kocasinan ilçesi Barbaros Mahallesi'nde oturan Ramazan Köroğlu, 1 yaşındaki oğlu Ebrar'ı sevmek için havaya atıp tutmaya başladı. Ancak, babanın elleri arasından kayan bebek başının üzerine zemine düşerek ağır yaralandı. Ebrar bebek, Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesi beyin cerrahi servisinde tedavi altına alındı. Olaydan sonra “taksirle yaralanmaya sebebiyet vermek”ten gözaltına alınan baba Ramazan Köroğlu'nun polise verdiği ifadede “Oğlum Ebrar'ı sevmek için yukarı atıp tutarken bir anda elimden kaydı. Yaptığımdan çok pişmanım ama bir kaza oldu” dediği öğrenildi. Ramazan Köroğlu, ifadesinin alınmasından sonra Cumhuriyet Savcılığının talimatıyla serbest bırakıldı. Hastane yetkilileri, Ebrar'ın tedavisinin sürdüğünü, sağlık durumunun iyiye gittiğini söyledi. |
Öldükten yarım saat sonra hayata döndü Çin'de 73 yaşındaki bir kadın, kalbi durduktan yarım saat sonra hayata döndü. China Daily gazetesinin haberine göre, Çin'in güneyinde bulunan Hunan eyaletinin Çangşa şehrindeki bir hastanede koroner kalp rahatsızlığı bulunan kadın, E.K.G. (Elektrokardiyografi) çektirirken aniden kalbi durdu. Doktorlar, hastanın öldüğü sanıldıktan 30 dakika sonra beklenmedik bir şekilde kalbinin atmaya başladığını ve kadının hayata döndüğünü söyledi. Doktorlar, kalbi duran birinin yarım saat sonra canlanmasının çok nadir görülebileceğini, genelde bundan sonra 6 dakika içinde hasta geri döndürülemezse hayata dönüşün neredeyse imkansız olduğunu kaydetti. Atlara tecavüzden tutuklandı! Yarış pistinde bulunan atlara defalarca tecavüz ettiği tespit edilen adam tutuklandı. ABD'de yaşayan bir adamın, bir yarış pistinde bulunan atlara defalarca tecavüz ettiği ortaya çıktı. New York eyaletinin Goshen şehrinde yaşayan 18 yaşındaki Erick Rivera, yarış pistinin yakınında bulunan bir bölgede oda kiraladığını ve gece saatlerinde gizlice girerek burada bulunan atlarla birçok kez cinsel ilişkiye girdiği kaydedildi. Rivera'nın, hayvana eziyet ve haneye tecavüz suçlarından yargılanacağı bildirildi. (Milliyet) |
Cüneyt Gökçer vefat etti http://www.hurriyet.com.tr/_np/7279/9507279.jpg Tiyatro dünyasının duayenlerinden 89 yaşındaki Cüneyt Gökçer akşam hayata gözlerini yumdu. 1920 yılında Malatya'da doğan Cüneyt Gökçer Ankara'da tedavi görüyordu. Solunum yetmezliği nedeniyle hayata gözlerini yuman Gökçer, Devlet Tiyatroları genel müdürlüğü, Ankara Devlet konservatuarı müdürlüğü, Bilkent üniversitesi tiyatro Bölümü başkanlığı gibi görevlerde bulundu. Gökçer, yaklaşık 20 operanın rejisini yapmıştı. Ünlü sanatçı Ayten Gökçer'in olan Gökçer, yurtiçinde aldığı sayısız ödülün yanısıra 1963 yılında Yunanistan Krallığı'nın l. Georges nişanının Oficcier rütbesiyle, 1970'de İtalya Cumhurbaşkanlığı tarafında Commandatore nişanıyla ve daha sonra Polonya Kültür Nişanı ile ödüllendirildi. Yaprak Dökümü Sanat dünyası geçen hafta da Zeki Ökten'in yasını tutmuştu. Ünlü yönetmen Ökten, Amerikan Hastanesi’nde kalp ameliyatı sonrası yoğun bakıma alınmıştı. Ancak Ökten Cuma günü hayata gözlerini yummuştu. kelebek |
İstanbul'da elektrik kesintisi İstanbul'un bazı ilçelerinde 27 ve 28 Aralıkta elektrik kesintisi uygulanacak. Boğaziçi Elektrik Dağıtım AŞ'den yapılan yazılı açıklamaya göre, kesinti programı şöyle: Beyoğlu'nda 27 Aralıkta 07.00-16.00 saatleri arasında; Kemankeş Karamustafapaşa Mahallesi Gümrük ve Yemişçi Hasan sokaklar, Kemankeş Caddesi, Erişteci ve Karantina sokaklar, Mumhane Caddesi, Tulumba, Mangır, Kölemen Çıkmazı ve Demirciler sokaklar ile Necatibey Caddesi ve civarı. Bağcılar'da 09.00-19.00 saatleri arasında; İSTOÇ Oto Market P-1, P-2, P-3, R-3 bloklar, Silivri'de 09.00-17.00 saatleri arasında; Beyciler Köyü Kum Ocakları civarı, Arnavutköy'de 08.00-16.00 saatleri arasında; Hadımköy Deliklikaya, Sınırdere ve Ömerli mahalleleri, Palandöken Caddesi, Milfix Armina Evleri şantiyesi, Armatek Hidropres, Senur Ev Aletleri, Kiptaş Şantiyesi, 08.00-18.00 saatleri arasında; Hadımköy Billur Cam Koskop çıkışı, İnterlab çıkışı, Reçber Kablo, Cevahir Petrol, Tümka Kablo, Ersay Makine, İpregaz, Özaktif Çorap, Plastherm, Kiptaş, Ömerli ve civarı. Küçükçekmece'de 28 Aralıkta 09.00-14.00 saatleri arasında; Cennet Mahallesi Antikalar Caddesi, Yeni Mahalle, İbrahim Müteferrika, İmaret, 2505. ve 2506. sokaklar, Cengiz Sokak, Turgut Reis Caddesi ve Yahya Kemal Beyatlı Caddesinin bir kısmı, Silivri'de 09.00-17.00 saatleri arasında; Beyciler Köyü Kum Ocakları civarı. |
Gerçek biletle sahte bileti nasıl ayırt edeceksiniz? Sahte Milli Piyango bileti basarak piyasaya süren bir şebeke ortaya çıkarıldı. Ankara Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin gerçekleştirdiği bir operasyonda son yılların en büyük sahtecilik olayı ortaya çıkarıldı. Polisin gerçekleştirdiği operasyonda Ankara ve Manisa’da bulunan iki matbaada yüz binden fazla sahte Milli Piyango bileti ele geçirildi. Ankara Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Mali Suçlar Büro Amirliği ekipleri, bir istihbaratı değerlendirerek, sahte "kazı kazan" bileti basıldığını tespit etti. Olayla ilgili çalışmaları yoğunlaştıran mali polis, zanlıların aynı zamanda Milli Piyango’nun yılbaşı çekilişiyle ilgili sahte bilet bastıklarını da ortaya çıkardı. Bunun üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından alınan izin çerçevesinde "Talih Kuşu" adıyla projeli bir çalışma gerçekleştirildi. Çalışmaların tamamlanmasının ardından altı ilde eş zamanlı operasyon yapıldı. Operasyon kapsamında Mehmet S., Mehmet Y., Okan O., Mehmet S., Ahmet T., Fikret B., Ahmet T., Mehmet K., Vedat K., Erkan T., Ersel T., Esat E., İsmet K., Kemal K. ve Ahmet K. gözaltına alındı. Operasyon kapsamında Ankara Ulus’ta ve Manisa’da birer matbaa ortaya çıkarıldı. Zanlılarla birlikte satışa hazır durumda bin 107 adet Milli Piyango bileti, 4 bin 535 adet "kazı kazan" kartı, 9 bin adet üzeri kazınmış "kazı kazan" kartı, Milli Piyango İdaresi’ne ait sahte bayilik ruhsatı, kopyalama cihazları, manyetik şerit makinesi, pres makinesi, tarayıcı makine, tahta kesim kalıbı, fosforlu boyalar, renkli kağıtlar ele geçirildi. Matbaalarda ayrıca basılmış, ancak kesimi tamamlanmamış yüz binin üzerinde sahte Milli Piyango biletleri bulundu. Zanlıların, "kazı kazan" kartlarının orijinallerini yırtmadıkları ve bu biletlerin üzerine Hindistan’dan getirttikleri boyalarla kapatarak, yeniden piyasaya sürdükleri tespit edildi. Emniyet yetkilileri gözaltında bulunanlar arasında Milli Piyango bayilerinin de yer aldığını kaydederek, Mehmet S. ve Mehmet Y.’nin geçen yıl da sahtecilik suçlarından gözaltına alındıklarını kaydettiler. Yetkililer, kazı kazan alan vatandaşların aldıkları kartların boş çıkması durumunda, bu kartları yırtmaları gerektiğini belirterek, aksi durumda kötü niyetli kişilerin bunları boyayarak, tekrar piyasaya sürdüklerini ifade ettiler. SAHTESİ NASIL AYRILIYOR? Milli Piyango İdaresi, bu yıl sahtecilere karşı Merkez Bankası’nın taktiklerini kullandı. Filigranlı özel kağıtlara basılan biletler ışığa tutulduğunda, içinde Milli Piyango amblemi görülüyor. Ayrıca sol üst köşesindeki MP amblemiyle sağ alt köşedeki talih kuşu, sahteciliği önlemek için özel turuncu mürekkeple basılıyor. Milli Piyango biletleri, Merkez Bankası Banknot Matbaası’nda basılıyor. Büyük ikramiyenin 30 milyon lira olarak belirlendiği özel çekilişte 1 adet 5 milyon, 5 adet de 1’er milyon lira dağıtılacağını belirten Milli Piyango Dairesi Başkanı Ekrem Gürsoy, biletlerin sahtelerinden ayrılması için bazı tedbirler aldıklarını söyledi. TALİH KUŞU LOGOSUNA DİKKAT Bilet alanların, sol üst köşesindeki Milli Piyango amblemiyle, sağ alt köşedeki talih kuşuna dikkat etmelerini isteyen Gürsoy bunların basımının sahteciliği önlemek için özel turuncu mürekkeple yapıldığını vurgulayarak “Bunu görsünler” dedi. Bilet almak isteyenlerin Milli Piyango ruhsatı taşıyan seyyar ve sabit bayileri tercih etmelerini tavsiye eden Gürsoy, şunları söyledi: “Milli Piyango biletleri güvenlik açısından para değerinde. Filigranlı özel kağıtlara basılıyor. Biletlerimizin içinde Milli Piyango amblemi görülür, ışığa tutulduğunda. Vatandaşlarımız daha basit bir yöntemle sahte olup olmadığını anlayabilir. Milli Piyango biletimizin sol üst köşesindeki Milli Piyango amblemiyle sağ alt köşedeki talih kuşumuzun özel mürekkeple turuncu renkle sahteciliği önlemek için basımı yapılıyor. |
Otomobil sahipleri dikkat! Ankara, İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlerde vergi dairelerine 'çuvallar dolusu' trafik ceza tutanağı geldi. Kurumlar arasındaki bürokratik işlemlerin faturası yine vatandaşa çıktı. Emniyet Genel Müdürlüğü ile Maliye Bakanlığı arasındaki koordinasyonsuzluk sebebiyle vergi cezaları katlanacak. Zaman gazetesinin haberine göre, trafik cezalarının sisteme üç dört yıl gecikmeyle girilmesi sebebiyle vergi dairesinden "borcu yoktur" yazısı alınsa dahi birkaç yıl sonra vergi borcu ortaya çıkabiliyor. Emniyet güçleri tarafından kesilen trafik cezaları çuvallarla ilgili vergi dairesine gönderildiği için sisteme girilmesi üç dört yıl gibi bir zaman alıyor. Aradan geçen sürede vatandaş borcu olmadığına dair işlem yapmasına rağmen üç dört yıl sonra borcu gecikme faizi ile birlikte isteniyor. Bu kapsamda depolarda bekleyen yaklaşık üç milyon ceza faturası bulunuyor. Ortalama ceza 50 lira olarak hesaplandığında kamunun 150 milyon lirası depolarda bekliyor. Trafik polisleri tarafından kesilen cezaların elektronik ortam yerine çuvalla vergi dairelerine gönderildiğine dikkat çeken Maliye'den üst düzey bir yetkili, "Bunlar bizim sistemimize el yordamı ile giriliyor. Gelen belgeleri günü gününe işlemek mümkün değil. 2005-2006 yıllarından kalma cezalar mevcut. Vatandaş bu cezalar sisteme işlenmediği için "borcu yoktur" yazısı alabiliyor. Ancak işlendikten sonra gecikme cezası ile birlikte her an katlanmış bir borç ile karşı karşıya kalabiliyor" diyor. Çuvalla gelen evrakları ayrıştırmak için sadece İstanbul, Ankara ve İzmir'de bu iş için 200 civarında personel istihdam edilmiş durumda. |
Bir otomobilde 13 kişi! Şanlıurfa'da bir otomobile binen 13 kişi polisi bile şaşkınlığa uğrattı. Şanlıurfa'da polise bir ihbar geldi: 'Bir araba geçti, bagajında çocuklar vardı.' Polis aracı buldu. Manzara şuydu: Araçta üçü bebek, dördü çocuk 13 kişi vardı. Ceza kesilirken, bir kadın çocuklara vurdu: Sizin yüzünüzden yakalandık! |
Şirketler için yeni tehlike Sosyal iletişim siteleri nedeniyle çalışan verimliliğinde düşüş yaşayan şirketler için yeni tehlike, bu sitelerde oynanan oyunlar. FarmVille gibi oyunların verimi yüzde 12.5 oranında düşürdüğü açıklandı. Krizde az çalışanla çok iş yapmaya odaklanan şirketlerin en büyük düşmanı Facebook gibi sosyal iletişim siteleri oldu. Son dönemde ise şirketler için çok daha büyük bir tehlike var: Bu sitelerde oynanan oyunlar. FarmVille, Cafe World, Restaurant City, Pet Society gibi pek çok oyun iletişim siteleri üzerinden iş saatlerinde oynanıyor ve önemli bir verim kaybına neden oluyor. Son yapılan araştırmaya göre, sosyal iletişim sitelerinde oyun oynayan çalışanların verim kaybı yüzde 12.5’i buluyor. Nucleus Research’ten Rebecca Wettemann, “Bu nedenle giderek çok daha fazla şirket Facebook’u yasaklıyor” dedi. Şirketin araştırmasına göre, Facebook gibi sitelerin şirketlerin toplam verimliliğine zararı ise yüzde 1.5’e ulaşıyor. Üyelerin % 20’si oynuyor Dünya genelinde 350 milyon kullanıcısı olan Facebook’un yaptığı açıklamaya göre ise sitenin kullanıcılarının yüzde 20’si online oyun oynuyor. 70 milyon aktif kullanıcısı olan FarmVille en popüler oyun olarak gösteriliyor. Online oyunların verimliliğe katkısı olduğunu savunanlar da var. Danışman Anand Tatambhotla, bu oyunları oynamanın sigara ya da kahve molasına çıkmak gibi olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Oyun oynayanlar kafalarını boşaltıyor ve işlerine başladıklarında çok daha konsantre olabiliyor.” |
Kokaine başlama yaşı 10'a düştü! İngiltere'de anne-babaları korkutan tablo. Ulusal Tedavi Ajansı'nın yaptığı araştırmaya göre ülkede kokaine başlama yaşı 10'a düştü, kullanım oranı ise son 3 yılda yüzde 65 arttı. Akşam Gazetesi'nde yer alan habere göre ajansın sözcüsü Eliot Elam 'Büyük endişe duyuyoruz. Bu çocukları tedavi etmek için daha fazla finansal kaynak yaratmamız gerekli' dedi. Liberal Demokrat Parti'nin Sağlık İşleri ların Sözcüsü Norman Lamb ise, 'Kokain gibi bağımlılık yapan bir uyuşturucunun tehlikelerini anlatan mesajları daha yaygınlaştırmalıyız. Hükümet, vatandaşları uyuşturucu kullanmanın uzun dönemde yaratacağı tehlikeler konusunda daha iyi bilgilendirmeli' dedi. İngiltere'de 18 yaşından küçük 25 bin kişi kokain bağımlılığı tedavisi görüyor. |
Dev şirketlerin CEO'ları bu yıl ne kadar kazanacak? Walt Disney’in Üst Yöneticisi (CEO) Robert Iger’in 2009 yılı geliri 29 milyon dolara düştü. Walt Disney’in ABD Sermaye Piyasası Kurulu’na (SEC) sunduğu belgelere göre Iger’in, geçen yıl 30,6 milyon dolar olan geliri bu yıl 29 milyon dolara geriledi. Iger’in gelirinin düşüşünde, ekonomideki yavaşlamanın bu yıl Walt Disney’in gelirini olumsuz etkilemesi rol oynadı.Iger, maaş olarak 2,04 milyon dolar, hisse senedi olarak 6,34 milyon dolar, hisse alım opsiyonları olarak 8,31 milyon dolar, prim olarak 9,25 milyon dolar ve diğer ücretler olarak ise 3,08 milyon dolar alacak.Walt Disney’in 2009’da karı yüzde 25 düşüşle 3,3 milyar dolara indi. APPLE'IN CEO'SU 1 DOLAR ALACAK Bu arada, bilgisayar şirketi Apple’ın Üst Yöneticisi (CEO) Steve Jobs, 2009’da da adet olduğu üzere 1 dolar ücret alacak. Apple firmasının SEC’e sunduğu belgelere göre Jobs, herhangi bir prim ya da yan ödeme almıyor. Şirket, Jobs’a şirket seyahatleri için 4 bin dolar ödediğini açıkladı. Apple, geçen yıl Jobs’a yan ödeme olarak 871 bin dolar vermişti.Jobs, bu yıl altı ay sağlık sorunları nedeniyle çalışmaya ara vermiş, bu dönemde Jobs’a karaciğer nakli yapılmıştı. Jobs, Haziran ayı sonunda görevinin başına dönmüştü. Walt Disney şirketinde yüzde 7,4 hisseyle en büyük bireysel hisseye sahip Jobs’un, bu hisselerinin değeri şu anda 4,5 milyar doları buluyor.Apple’da 5.5 milyon adet hissesi bulunan Jobs’un, bu hisselerinin değeri ise 1,1 milyar dolara ulaşıyor. Fannie Mae ve Freddie Mac ABD’de devlete ait tutsat (mortgage) kuruluşu Fannie Mae ve Freddie Mac’in üst yöneticilerinin her birinin geliri bu yıl 6 milyon doları bulabilecek. ABD Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SEC) belgelerine göre, Fannie Mae’nin Üst Yöneticisi Michael Williams ve Freddie Mac’in Üst Yöneticisi Charles Ed Haldeman’ın her biri 900 bin dolar maaş, 3,1 milyon dolar vadeli ödeme ve bazı performans kriterlerini yerine getirmesi halinde 2 milyon dolar olmak üzere 6 milyon dolar kadar gelir elde edebilecek. Willams ve Haldelman’ın ödeme paketleri Hazine Bakanlığı ve Federal Konut Finans Kurumu (FHFA) tarafından onaylanırken, yöneticilere yapılacak bu ödemelerin kurtarma paketleri konusunda yeni eleştirilere yol açabileceği belirtiliyor. Freddie Mac, Temmuz ayında Haldeman’ı işe aldığında yıllık maaşının 900 bin dolar olduğunu açıklamış, ancak diğer ödemelerle ilgili bilgi vermemişti. Şirket, Eylül ayında işe aldığı yeni finans direktörü Ross Kari’nin ödeme paketinin 5,5 milyon doları bulabileceğini kaydetmişti. Fannie Mae’nin üst yöneticilik görevine Nisan ayında getirilen Williams, geçen yıl maaş olarak 676 bin dolar, pey akçesi olarak 260 bin dolar almıştı. ABD’de Eylül 2008’de yönetimi devletin denetimine geçen Fannie Mae ve Freddie Mac’in vergi mükelleflerine maliyeti 111 milyar doları buldu. Fannie Mae ve Freddie Mac, ABD’deki tüm tutsat kredilerinin yarısından fazlasını elinde bulunduruyor ve bu kredilerin toplamı 5,5 trilyon dolara çıkıyor. http://adtext.adnet.com.tr/counthighlight.ashx?t=1261780138791&ids=%287098,24048,100089%29,%287098,23656,101217%29,%287098,24118,100792%29,%287098,23965,101060%29,%287098,23892,100024%29 |
| Saat: 13:14 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık