![]() |
<< Karanlıkların içinde >> Kağıt önümde kalem elimde Yazıyorum hikayemi düşüncesizce Haykırıyorum kendi içimden sessizce Bağırıyorum beni sevmeyenlere Haykırıyorum delice Beni anlamıyorlar bile Çünki; onlar karanlıkların içinde Bir dünya düşün ki; içinde sevgi yok yanında kimse yok Ve bir ben düşün Yalnız sessiz;sessiz bir yerde SEVİL AKBARDAK |
Sensizlik Yanımda olmadığın her saniyeye seni bölüyorum, Senli geçen dakikaları tek tek zihnime kazıyor, Sensizliğe inat her dakikamı senle paylaşıyorum, Sen bana geldin geleli, Her nefeste seni soluyorum. Yanımda olmadığın her anıma seni ekliyorum, Her göz kırptığında, gözlerine doluyor, Sen diye bakıyorum ve sen olduğun için bakıyorum, Sensizlik ateşi dağlarken yüreğimi, Merhem niyetine seni anıyorum. Yanımda olmadığın her dakikama seni serpiştiriyorum, Ruhuma süzülen her bir damlayı içimde hissediyor, Ferahlatıcı senli düşüncelerle, yüreğimi besliyorum, Sen diyorum sen, Sensin içimdeki kandil ateşi sönmeyen. Yanımda olmadığın her günüme, seninle başlıyorum, Masmavi güne seninle günaydın diyor, Seninle uyanıyorum, Sen bende, her hücremde gezinirken, Ben seni yaşıyorum, Ben bunu hissediyor ve yaşıyorum, Bakışların daldığında, aklına geliyor muyum? Ya sen, Sen ne hissettin, Bilmiyorum. Ayşe Manav |
YALNIZ İNSAN Yalnız insan merdivendir Hiç bir yere ulaşmayan Sürülür yabancı diye Dayandığı kapılardan Yalnız insan deli rüzgar Ne zevk alır ne haz verir Dokunduğu küldür uçar Sunduğu tozdur silinir Yalnız insan yok ki yüzü Yağmur çarpan bir camekan Ve gözünden sızan yaşlar Bir parçadır manzaradan Yalnız insan kayıp bir mektup Adresi mi yanlış nedir Sevgiler der fırlatılır Kimbilir kim tarafından... ............................. Aragon |
Fatih'in Resmi Ayasofya kubbesinde ak bir bulut, Baktım, gitti gider. Balrengi tesbihim Kehribar günler, düştü yaprak ve umut, Güz yağmuru indi camda düğüm düğüm. Benimdi savrulan kaftanlar, benimdi Atların boynu, yerinde yeller eser! Surların taşlarına sürdüm elimi, Benimdi İstanbul, burçlar bana benzer. Altın sahanlarda aş yedim, su içtim Altın kupadan, zorlu Tuna'dan geçtim, Ben Sultan Mehmet, Avni, tuğlarla yüce. Bir resimde kaldım cüce, ben değilim, Sarığım, soğuk kürküm, kokusuz gülüm, Ararım, aranırım yerde delice. Oktay Rıfat Horozcu |
PROMETE Kalbinde her dakika şu ulvi tahassürün minkar-ı âteşinini duy, dâima düşün: Onlar niçin semâda, niçin ben çukurdayım? Gülsün neden cihan bana, ben yalnız ağlayım?.. Yükselmek âsümâna ve gülmek, ne tatlı şey!.. Bir gün şu hastalıklı vatan canlanırsa... Ey müştâk-ı feyz u nûr olan âti-i milletin meçhul elektrikçisi, aktâr-ı fikretin yüklen getir - ne varsa - biraz meskenet - fiken, bir parça rûhu, benliği, idrâki besleyen esmâr-ı bünye-hıyzini; boş durmasın elin. Gör dâimâ önünde esâtir-i evvelin gökten dehâ-yi narı çalan kahramâanını... Varsın bulunmasın bilecek nâm ü şânını!.. TEVFİK FİKRET |
Çanakkale Şehitlerine Şu Boğaz Harbi nedir ? Var mı ki dünyada eşi ? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi, -Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya- Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya, Ne hayâsızca tahaşşüt ki ufuklar kapalı! Nerde -gösterdiği vahşetle "bu, bir Avrupalı" Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi! Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer, Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer, Yedi iklimi cihanın duruyor karşında; Ostralya'yla beraber bakıyorsun Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler, rengârenk. Sâde bir hadise var ortada: Vahşetler denk. Kimi Hindû, kimi Yamyam, kimi bilmem ne belâ... Hani tâûna da züldür bu rezil istîlâ... Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-u asil Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyla sefil, Kustu Mehmed'ciğin aylarca durup karşısına; Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına. Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz... Medeniyet denilen *****, hakikat, yüzsüz. Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb, Öyle müthiş ki: eder her bir mülkü harab. Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı; Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı: Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin. Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam; Atılan her lâğımın yaktığı yüzlerce adam. Ölüm indirmede. gökler, ölü püskürmede yer; O ne müthiş tipidir: savrulur enkaaz-ı beşer... Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak; Boşanır sırtlara, vadîlere sağnak sağnak. Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller. Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere, Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre. Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler... Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!.. Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman? Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrından râm? Çünkü te'sis-i ilâhî o metîn istihkâm. Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler, Beşerir azmini tevkîf edemez sun-u beşer; Bu gögüslerse Hüdâ'nın ebedî serhaddi; "O benim sun-u bedîim, onu çiğnetme!" dedi. ÂSIM'ın nesli.. diyordum ya... Nesilmiş gerçek; İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek, Şühedâ gövdesi, baksan a, dağlar, taşlar O, rükû olmasa dünyâda eğilmez başlar, Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor; BİR HİLÂL uğruna, yâ Rab, ne GÜNEŞLER batıyor! Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!.. Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor TEVHÎDİ... BEDR'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi... Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın? "Gömelim gel seni târîhe!" desem, sığmazsın. Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb... Seni ancak ebediyyetler eder istiâb. "Bu, taşındır" diyerek KÂBE'yi diksem başına; Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ nâmiyle, Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmiyle, Ebr-i nîsânı açık türbene çatsam da tavan, Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan; Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına, Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına, Türbedârın gibi tâ haşre kadar bekletsem; Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem; Tüllenen mağribi, akşamları, sarsam yarana... Yine birşey yapabildim diyemem hâtırana. Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini; Şarkın en sevgili sultânı SELÂHADDÎN'i, KILIÇ ARSLAN gibi iclâline ettin hayran... Sen ki, İslâmı kuşatmış, boğuyorken husran; O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın; Sen ki rûhunla berâber gezer ecrâmı adın; Sen ki a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât! Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat... Ey şehid oğlu, isteme benden makber, Sana âğûşunu açmış duruyor PEYGAMBER. Mehmed ÂKİF ERSOY |
DERTLERİN ÜSTÜNE ÇEKİYORUMM SİFONU Dertlerin üstüne çekiyorum sifonu, Yeter artık nedir bu, Hasretin ayrı bir dert yalnızlığın ayrı bir dert, Artık hepsinden kurtuluyorum,. Dertlerin çekiyorum sifonu, Siliyorum sözlüğümden, Yok artık böyle bir kelime, Sadece huzur var dünyamda. Dertlerin üstüne sifonu çekiyorum, Ama yalnızlığımı kovamıyorum, Sanki ben dertlere değil de, Derler benim üstüme sifonu çekiyor. ............................................ Görkem Özbilgen |
Çanakkale Allah Allah nidalarıyla patladı toplar Gümbür gümbür; Zehir oluyor onlara bu yollar Yer gök karışmış sanki kıyamet Gözyaşlarında kalır Vuslat dolu azamet Çanakkale geçilmez der tüm gönüller Anlamaz bu nidayı o yabancı eller Yer gök karışmış Üstüme üstüme gelir düşman Savaşırız amansızca Düşmana vermeyiz ferman Gözlerimden yaşlar dökülür Mehmetciğin; Kanının son damlasına kadar Savaşacaktır kardeşliğin Namahrem ele sürdürmeyecektir Namusunu Allah Allah nidalarıyla Çevirir topun namlusunu Ölse de vermez Canı pahasına bu vatanı Anlar o zaman Vatanında kefensiz yatanı Taş, toprak, vatan, millet Bizimdir ,bizim kalacak illelebet. selim özşahin |
Ayrılık Gözyaşına Sığmaz Bir gün yenik düşmesin yine sevdamız siyaha, Gözyaşıyla anlatılmasın yalanlar bir daha. Bir ikindi serinliğinde ömrümüzü gölgeler sarmasın, Gecenin en karanlık yerinde yine sen varsın. Hiçbir zaman sonu gelmesin bu düşüncelerin, Kimse olmasa da ben dostu kalayım gecelerin. Biliyorsun gözyaşına sığmaz ayrılık inleyişlerde, Kavuşmak tutsaktır sabırsız bekleyişlerde. Zamanın ellerinde yalnızlıklar ateş, ayrılıklar kor, Aynalardaki yorgun benim, istersen yüreğine sor... -Ayrılık Gözyaşına Sığmaz isimli kitabından Ahmet Beltekin |
hasret geceleri gömülmüş karanlığa yıldızlara dargın yorganına sarılır ay yine öyle eski haliyle dudakları kırmızı dökülür nameler buğday başaklarından balıklar mendil tutar göz yaşlarına ağaçlar boy verir meyve verir inada bir de hasret türkülerini çalar radyolar penceremi özler bekler sarı güller yollar düz yollar kıvrımlı gündüz çiğnendiğinin yorgunluğunu atar uzanır alabildiğince hasret geceleri hasret geceleri sessiz kimsesiz yorgun yürekleri çekingen duymaz ıssız yatağında uzanan ırmağın sakinliğini gözler kapalı gök kapalı yer siyah karanlık serin hasret geceleri Mustafa Küçüktepe |
| Saat: 22:26 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık