![]() |
Hayal Olsun ya şu kısa arkadaşlığımız helal, Belki üzüleceksin ama hepsi hayal. Hiç istemezdim böyle bitsin bu iş, Fakat ne yapalım bu gidiş kötü gidiş. Belkisi fazla arkadaşım üzüleceğim elbet, İlk mi yapışacak yüreğime köz gibi gurbet. Kötüyümdür belki de bu yolda herkesten ben, Ama sen ne diyeceksin bu işe söyle sen! Sen put olsan karşında ben de putperest, Yine diyeceksin o zaman bu adam hayalperest. Aslında hayaller hepsinden de temizse, Günler boyu sürecek umut yüklü gerçeğin, Aşk uğruna verilen güzel sözler tavizse, Ne önemi kalır sanki aranılan gerçeğin. Yine de kabulümdür benim olsan hayaller, Sende istersen hep katı gerçekle yaşa. Zamanla tükenirse başımdaki o yeller, Vurur musun başını sertçe gerçek bir taşa? Diyeceğim buraya başlangıcın sonudur, Sevgi vaadederek kurulacak her hayal. Sorayım son kez sana vaad ettiğin bu mudur? HAYAL, HAYAL ve hep HAYAL!!! İrfan Ünübol |
Şayet bir gün Kaybolursam şiir gözlerinde Sakın telaşa kapılma emi? O yosun gözlere Dalıp dalıp çıkmaktır niyetim. Ki bir hazan vakti Bozabilirim bu niyeti. Ya da belki bir gün, Bir seher vakti Rastlaşırsak o rıhtımda, O gemiye binme ihtimali Varsa kaderde birlikte, Not düşeceğim ömrüme; Bu gün o gündür diye.. O şiir gözlerine dayanamam bilirsin, O yosun gözlerine.. Eğer ki bir gün Deli dolu çağlarına ait Anılarında kaybolursam, Sakın telaşa kapılma emi? Ben anılarımın hüznüyle ağlamaklı, Sen yüreğinde kemanınla, Gözyaşlarımı sileduracaksın ...... Unutkanlığına esir düştüğün O vakitlerde, Kemancı kızın öyküsünde buldum öznemi. Sancılı sesinle inledi bedenim. Ve hala; O şiir gözlerin, O yosun gözlerin, Bedenimin bir parçası, Ağlamaklı…. Yazarı bilinmiyor |
Avuçlarımda Olmayan Anılarım Avuçlarımda olmayan anılarıma Şimal soğuğunda sarıldım yalnızlığımda. Ki sırtım kuzey kutbuna dayalı, bahçemde laleler sarı, Ilıman iklimini özlediğimin ıslak dudakları Masumluğunda saklı nefesinin sılası… Avuç avuç Atlas kumu, Araladım çaresizce avucumu Akıttım sensizliğin saat kumunu, Ahlar arasında yıldızlar doğdu Alaz oldu, ihanetleri mahşer boğdu, Aşk çarptı kumul soğuğu… Kanatlarında siyah beyaz fotoğraflardan yükselen martıların dansı, Kızıllığında yaktı akrepleri lodosun alazı, Kervansarayların kemerleri sana yaslı, gözler yaslı, Kralların saraylarında hüzün takılı, duvarlar yıkılı. Kasvetinden gece yarısı boceklerinin ağzı tıkalı. Kalbinde yalnızca Güneş dövmesi kazılı, Ki zehri acısını içine akıtmıştı çöl tanrıçası… Kumlara gömülen bir avuç sevdaydı, Kandı en ağulusundan akıtılanı, Kanyak basılı sessizlikte, dağlanan gönül yarası. Kanadı kırık da öğrenmişti uçmayı Boğaziçi martısı. Kötülüğün gözlerinin gözlerinde efsunlandığı Kâinatın sıfırlandığı çöl gecesi dolunaylı, Kumulların tepesinde tilkinin son uluması… İsi battaniye diye örtünmüş şehrin varoşlarından süzülüp İliklerinin hurma tadına doyduğu başlangıca İlklerin gömüldüğü yeni bir ilke, İlk gün dansı heyecanımızki ilk adım, İsmi de önemli değil geçmişin, kazılı yüreğime adın, İlk defa değil ama yine de tüm kalbimle sorarım: İklimimde kasırgam ve sonum olmaya hazır mısın? Ali KUMAK |
Acının Duvarı Aşılınca Kendisi çatlamadan Toprağı çatlatamaz tohum Asmışım sinirini mutsuzluğun Ayrımsayamıyorum bile öyle mutsuzum Acısını artık duyamıyorum Ki kendim öyle bir acı olmuşum Nasıl görmezse göz kendini Kendimi arıyor bulamıyorum. Aziz Nesin |
judith’e eğer pazartesi gülleri topraklar boyu sürüklerse durur pencerede beklerim eğer Salı yağmuru sahilde parçalarsa o zaman durur pencerede dans ederim eğer çarşamba çarşamba üstüne güneşi ikiye katlarsa dururum pencerede ağlarım eğer perşembe belini parkta kırarsa giderim pencereden gelen adımlarla eğer cuma elbisesini bulutlara çarparsa o zaman durur pencerede sana iki kere ihanet ederim eğer cumartesi saçını bacada bulursa o zaman durur pencerede şarkı söylerim eğer pazar bedavaya ölüm dağıtırsa o zaman durur pencerede beklerim konrad bayer çeviri E. Altan viyana grubu: ortak çalışmalar sanat güzeldir zira sanat güzeldir çünkü sanat güzeldir yok olmayacak o çünkü eğer sanat yok olursa o zaman hiç sanat kalmazdı işte ama bu olamaz çünkü o zaman herşey sanatsız olurdu nakarat evet biz sançtılar yaratıcılarız ve yaratmak acı verir evet biz yaratıcılar sanatçıyız ve sanat yaratırız konrad bayer, gerhard rühm, oswald wiener çeviri E. Altan almanlar için noksansız ders şiiri karaca kanıyor tekerleklerin çubukları kırık onun eldiveninin kaybettim kuşlar yuvadan düşüyor kuzunu omzunda taşı genç güvercinler tarlaya uçuyor geceler sessiz ve karanlık büyük şehirde yüksek evler hayvanların isimleri gerekli kişilerin isimleri bana en zarif gömleği ver zaman her şeyi değiştirir tüm ülkede karanlıkta yakında iyilikte sokağın öte yanında nehrin öte yanında mezarın öte yanında dört tekerlekli bir araba üç kafalı bir köpek iki kulplu bir kap tek ayaklı bir insan arşınla satılmış tanrıya yakın sana yakın yarın bu zaman sevgimin işareti olarak tamamen dünya yerinde durdukça h.c. artman, konrad bayer çeviren E. Altan viyana: kahramanlar meydanı tümbüşüyle kahramanlar meydanı sirkme beccenderemedi ağatutuk damızdenizinde aralarında hatta kadınlar dizkastırana cüzdürmeyi canlabaşla deneyip, umutkarınla ve hazkırdılar da haylice gözükara alınperçemgebeşşağı ıkınarak kuzeyli, hırladı kana sunak arta-rakamlaşan sesiyle hırpalayan pimpirik birbaşınaları pssst! peltekledi yüce teke sa-tır sa-tır pervasız püsküren sesközüyle azarak kaynadı yavrukurtlar gölünde ve heil’a yorttu kadınlar dikkapt: eğer bir diz-çömen onları koçarsa Çeviren Hayati Yıldız tartışma bu 1) lirik mi? 1) bu lirik mi? bu lirik 1) mi? bu lirik mi 1) bu 1) liriktir 1) bu liriktir bu lirik 1)dir bu liriktir 1). Çeviren Hayati Yıldız rahat şiirler eski kelime oyunu raylarda – gitme yaygarayla! Ki sezmesin tren seni Adriyatik kıyılarında Sadece nikah mı kıydırsam? -Bence kendini balıklara kıydırsan Sıçıp batırana Aman n’olur, Aman n’olur: Kuşun üstüne mi yapılır! Sonra yapış yapış olur tüyleri, Edemez bir daha muhabbeti. Akvaryum flörtü Aramızdaki camı Kaldırmasam daha iyi olacak, Rana, Piranha. andreas okopenko Çeviren Hayati Yıldız |
Arama beni Bu sokak karanlık bak kaybolursun Sen şimdi uzaklaş boş ver geleni İzimi sürene sebep olursun Sen de onun gibi arama beni Haydi git kendini hiç yorma boşa Yolun çıkmaz senin bu sarp yokuşa Ölürsem zevk gibi bir matem yaşa Sende efkar gibi arama beni Cüneyt Yağcı |
Acele Eden Ecele Gider Gunes acti, uzun surmedi gozle gorulmuyor Cocuk okula basladi, uzun surmedi bir yerde calisiyor Ruzgar esti, uzun surmedi yaprak kimildamiyor Delikanli oldu ev gecindiriyor Kar basladi, uzun surmedi sular akiyor Karisi iyilesti, uzun surmedi timarhanede yatiyor Agac buyudu, uzun surmedi sobalarda yaniyor Emekli oldu, uzun surmedi kadavrada bekliyor Süreyya Berfe |
ARDIÇ KUŞU Bahar kadar güzeldin Özgür bıraktığım yerde, Bense en ucundaydım Örselenmiş bir dalın. Mırıldanırdım şarkıları Kendimce durmadan, Seninle olamadığım Uzaklarda bir yerde. Rengarenk çiçeklerle Donanmış yeryüzünde, Zarif bir çiçektin Solgun kalan ışıkta. Hayat paylaşılmakta Boşluklara sarınıp sensiz, Sabahtan akşama dek Akşamdan ayaz sabaha. Her kim öldürdüyse Sessiz ardıç kuşunu, Öldüremedi sevgiyi Çok şükür halâ. Bir dalın ucunda Kanat çırpıyor bak, Var gücüyle İnadına deli canlı… İbrahim SOYALAR |
Aşk Doğdu Bir yaz günü seni gördüm İçime bir heyecan, bir huzur doğdu Ne üzgünüm ne mutluyum karışık bir şey Ne olduğunu anlamadım Ama seni özlemeye başladım Sanki seni görmeden önce bir şey eksikti Ve sen o eksikliği doldurdun Elini tuttuğum o an O sıcaklığın bedenimi sardı Birilikte yaşadığımız her an bir hayal gibi saf ve temizdi Sevgi dolu, umut dolu Yüzün gönlümün sayfasının şiiri oldu Ama o gece gidecektin Senden ayrılmak ne kadar zormuş Bir son defa kollarıma alıp Sardım seni kokun tenimde kalsın diye Bu son öpüşmemiz demen kulağımda Bir şarkı gibi mırıldanıyor O gece sabaha kadar ilk defa saatler geçmesin Zaman dursun istedim Ve o ağustos sabahı gittin O son bakisin bende saklım Meğer aşk doğup bizi sarmış be aşkım. Zeynep Şahin |
Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik; İşte yakalandık, kelepçelendik! Çıktınız umulmaz anda karşıma, Başımın tokmağı indi başıma. Suratımda her suç bir ayrı imza, Benmişim kendime en büyük ceza! Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme! Acı, hapsettiğin sefil gölgeme! Nur topu günlerin kanına girdim. Kutsi emaneti yedim, bitirdim. Doğmaz güneşlere bağlandı vade; Dişlerinde, köpek nefsin, irade. Günah, günah, hasad yerinde demet; Merhamet, suçumdan aşkın merhamet! Olur mu, dünyaya indirsem kepenk: Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk? Çıkamam, aynalar, aynalar zindan. Bakamam, aynada, aynada vicdan; Beni beklemeyin, o bir hevesti; Gelemem, aynalar yolumu kesti. Necip Fazil, Cile 1956 Necip Fazıl Kısakürek |
| Saat: 22:26 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık