![]() |
http://www.sevgidenizi.com/sizden_gelenler/images/cicek004.gif YOKSUN Yine yoksun burda. Eş tutupta kendini göçmen kuşlara, Dev bir kartal gibi havalanarak, Bilmem kaç bin fersah kanat çırpışı, Uzaklardasın. Sen orda, dünyanın öbür ucunda Bir denizde salınan yelkenli gibi, Ben burda; Bir yanım eksik gibi, bir yanım yarım. Yokluğundan ezilen yüreğim daralarak, Boynu bükük ardında, garip kalmışım. Ve ben şimdi; Dermanımdır diyerek, sığınıp anılara; Avutmaya çalışarak korkularımı, Tenimde kollarını, ellerini saçımda, Verdiğin eşyalarda, izlerinde ararım. Hadi gel desem; Gittiğin yollar, gelinen cinsten değil bir solukta. Korksam; çaresiz, korkularım avutur beni. Dertlerim sarar derman diye gecelerimi. Umsam; doğsa diye yine karanlık günlerime gözlerini, Tükenmedi takvimin yaprakları daha. Daha; yarısındasın dönülecek zamanı uzakların. Ve sen şimdi, Taa 100. boylamındasın dünyanın. Adım gibi biliyorum oysa; Bitecek sayılı günü, tarifsiz acıların. Yine dökecek bulutların tenime, teninin yağmurlarını. Yine sürecek hükmünü, gözlerin, kanımda en doyumsuz aşkları. Geri getirecek seni, gizlice anlaştığımız o demirden kuş, ama; Ne vakit kapasam gözlerimi, Kınından çekilmiş hançerdir tarifsiz korkularım, endişelerim... Ellerim yetmez; yorgan diye örterim üstüne yıldızları, Memleket kuşlarını yarenliğe yollarım. Yetmez; bir emanet türküsü salarım dağlara, Toprağa, havaya, okyanuslara; Ve yetmez daha, dualara kalkar ellerim, Sığınırım Allah'a, Kendinden kendinedir emanetim... 12.Şubat.2005 Öznur KARAYUMAK http://www.sevgidenizi.com/sizden_gelenler/images/cicek004.gif |
Kendine İyi Bak Kendimi ışıktan geçirdim, Göğsüme değen sıcaklığın kanı akar, Yaralarım dağlar tutmaz,/Kartal pençeli, Çürüyen ölüm besbelli geriden, Dönsem yüzüm kime bakar, Islıklanır fırtınadan önce mağrurluk, Yaşamak içindir öncesi bu suskunluk, Dudaklarında diazem,/Gözlerinde umutsuzluk, Sürüyen aşk besbelli geriden, Haritasında bedenin isyana kusursuzluk, Ertelenmiş arsızlıklar tufanı,/Yalanı her gerçeğin, Pencerede çırpınan kanatlar,/Zırhını savuran aşk, Acı giyinen hücrelerde kurşunlanan yasaklar, Us bütününde karışık bir mevsim salatası, Bir Kararsızlığım ben kıyısız her denize, Gerisi dil yarası,/Geçip giden ısırgan otu sancısı, Dokunsalar ölüm yazar duvarların alnındasın, Düşünsen kalansız kaldığın yerde,/Çırpınsan, Tavafı tamamlanan bir ömrün,/Sonundasın, Ben suskunluk,/Yağmur ve kar ötesi,/Belkisi yok, Yarım kalmış bir şarkı dilde,/Dursa da yürek birbaşına, Sen hep koşmalısın,/Beş para etmez hiçbirşey, Kendine iyi bakmalısın... |
Bir Geceyarısı Önümde siyah beyaz bir resmin Benim renkli gördüğüm ama aslında renksiz olan yaşamım Her bir dalı içilmeye gebe bir paket sigara İçerisinde izmarit ve külden başka bi şey olmayan küllüğüm Her gece resmine refakatçilik ediyor Ve ben resimde gökkuşağı gözlerine takılı kaldım Hüzün, sevgi, şefkat, tebessüm, mutluluk, eylül ve haziran Yağsın artık yağmur Ne zaman bitecek benim bu sevdam |
küçük İskender (1964) Şehsuvar I. gece saçlarına kadar sokulur, güzelliğine atılan ilmiklere kadar ulaşır. Koltukaltına kaç takım yıldız, burç saklar. Şehsuvar sığ sıkıntılar ardında derin bir havuz.. dikdörtgen dudaklarda çok yuvarlak sözcükler var! Herhangi birine selam versen dağılmaya mecbur oluyor yüzün. Uzaklara gideceğim ben diyor delikanlı, gobi çölüne.. Tarih atlaslarında yitireceğim her zerremi anlık bir yanılgıdır diyor suçüstü alttarafı anahtarlıkların hüznü üstüne çift kişilik yataklar için yazdığım senaryolar yollar: derisiz ceninler gibi çirkindir yollar: tanrının çocuk oyuncağı olduğu çağda işlenmiş günah-kırılmış ikona yollar: insanın kendi cenazesine geç gitmesi gibi bir şey! Özellikle! şimdi saatbaşı satranç oynayan sabıkalı beyoğlu kaldırımları utanca doğru atılan serinkanlı serseri adımları turfanda-radyodan ajans ve hava durumu ve muhallebiciler, daima kalabalıktır, daima terli içerde tavuk göğsü gözleriyle sevgililerimiz! Simli! ve öpüşenler oğullaşan, sıklaşan zenci elleriyle o tekerlemeler söylenmeyecek! o bilmeceler sorulmaz! kaç parmağı çatırdar ki hüsranımın kaç ciğeri şişer ki rakı şişelerinde gömdüğüm aşklarımın. Aşkı geçelim. Onu geçelim, onu unut şehsuvar! ya da kımıltısız bir kuş ölüsü dünya müzelerinde beton bağlayan aromalı kanatlarıyla kımıltısız kımıldar bir gün! Onu umut kımıldatır değil mi kımıldatır değil mi şehsuvar! saçmalıyorsun! Evine dön, o vıcık vıcık koynuna annenin, sabahlığın arkasında haydi! sırılsıklam memeler, ucu mantarla tıkanmış memeler ve şato zindanı dolaplarda boğdurulur porno dergilerinin şahsi derbederliği.. Direniş bir bakıma - Haklısın de! - imparatorluk ahlağı, doyum seferberliği! Ve emilmiş bir dili andıran dilsiz adı usancın bende gizlenen bedensiz bir ölümdü varsay ki fazlaca huysuz ki fazlaca havadar ah! Neden sütyen takmaz acaba uzamış adamlar, ayaklarına, yürümedikçe sarkmasın diye bacakları! evet! üstüne üstüne yüklendikçe kaçar kaçar ha kaçar sevda katillerinin otellerdeki kilometrelerce kadınlardan çalıp da başlarına geçirdikleri ten rengi külotlu çoraplar! kimsen de kalmaz birdenbire! Açtıkları yaradan kan bile akmayacak. Çoğu küstah! Çoğu şımarık! vahşi bir at almış altmış dağı aramıza taşır vahşi bir at almış altmış dağı aramıza taşır şehsuvar! Sınırlara mayın döşer bakışların vahşı bir at almış altmış dağı aramıza taşır şık bir omuz devrimiyle baharı getir tavlalar kırılır, iskambil kağıtları savrulur görücüye çıkan büyücü bir kız oluverirsin patlamış yirmi ikilik ampul gibi patlamış mısır seven mısırlı esmer çocukların tokluğa açlığı gibisindir vahşi bir at almış altmış dağı aramıza taşır yuvanı, anneni bugün terkettin tırnakların arap ses duvarını aşamaz sesin ışık kırılır mı hiç birleşir yeniden adeta - kardeş duası çeker muskalar tutar - senin merceklerinde şehsuvar! Baksana sultan! dikdörtgen dudaklarda daha ne çok yuvarlak sözcükler filan var. Gülsen ağızın düşüverecek ve kenarından biraz çatlayıverecek kahkahan. Ve vahşi bir at alıp bir altmış dağı daha aramıza taşıyacak! Ve vahşi bir atın bir hayat boyu süren saltanatına dönüşecek birden hasretlerle gitgide gitgide ağırlaşan zaman.. II. maviden öğreneceği çok şey olmalıdır denizin yakışıklı bir kadındır şehsuvar. Titredi mi gökyüzü de titrer, toprak da, deprem de titrer, onunla beraber umulmadık gülden fışkıran renk de! aynalar be şehsuvar, rujla boyanmış kırık aynalar zahiri görüntüler de sayılabilir, ahenk de! kasıklarında kasım gibi çoğalan susam ahırlara kilitlenir o atlar bilhassa meydanlar sevdanla, ağrınla cilalıdır. Olmasın mı? simit satan kimi çocuklarsa kördür, topaldır, mavidir bakirdir daha oysa! anne diye seslenir ölümlü çınarların dışa vurmuş toy köklerine şehsuvar, anne! kimsin sen? kimim ben der anne tekillikle kalaylanırken yüreği adamakıllı kıllı erkek kollarında. En zayıf sesiyle ağlar mı hiç! En karambol sesiyle ağlar mı hiç! En matem sesiyle ağlar anne! maviden kapacağı çok şey olmalıdır denizin bir kere: anneler öncelikli diri kalsın, anneler ****** olmasın efendiler.. nerede yaşadığını bilmeyen bir vapur sıyrılır uykularında şehsuvar'ın. Bütün shakespeare'ler bütün hamlet'leri düşünür. Balerin bir sabahtır, damlarında ayakparmaklarının uçlarında yürür güneş.. tüyler, taç yaprakları, aman gürültü etmeyin! her anın hep bir susan insanıdır şehsuvar. - şehrin surlarına, cemre olur düşüverir at cesetleri, bıçaklarda festival var - henüz büyüyememiş isyan henüz planları yarım bir katliamdır şehsuvar! söndürülememiş orman yangını gözlerinde sosyolojinin lümpenliği! söndürülememiş kireç kuyusu gözlerinde erken uyanışın yaşlı ergenliği! iniltinin suya yansıyan gövdesidir şehsuvar hey! anlasana sultan! dikdörtgen dudaklarda daha ne çok acısız iftiralar falan var.. şehsuvar kurtulmak da ister kurtuluşu neye bağımlıdır; - cevap şıkları - a) 30 nisanda hitler intihar etti. 7 mayısta almanya teslim oldu! intihar alnımı açtı, beynime gerdi beyazperdesini kafatasımda bir kabile buldum sonra buzuldan okyanuslar buldum damağıma açılan gözoyuklarında östakimde birtakım kanun taksimleri birtakım kanun kaçakları gibi esrarengiz iş sonra - esrarlı sigara içen bukalemunlarla küstük o sıra - hangi birini bölsem ötekine diğeri masasına çağıracak beni bardağımı doldurup ensemdeki tüyleri çekiştirecek beni kambur burunlu şairlerle tanıştıracak alelacele alelacele el sıkışılacak, memleket meselelerinden söz edilecek alelacele ayaküstü, ayaküstü sarhoş olunacak kusulacak ayaküstü alelacele yedi heceliler veya yedi uyurlar / uydurulacaklar uydurulacağız alelacele! Vazgeçmem gerekecek belli omurlarımdan, omurgamın içine tramvay hattı döşenecek kızlık adını işleyeceğim bekaretin tığla rönesansın kızlık zarına.. Leonardo! Leonardo! haminnem mona lisa'nın ta kendisi çıkacak. Zorla şehsuvar atlar yine karşıma çıkacak, karşı çıkacak aşk hanım hanımcık! Aşkı geçelim. Onu geçelim. Onu unut şehsuvar! onaylansın lütfen uzay boşluğunun karın boşluğuma doluşması.. sen! ruhumun organik hali! sen! gençliğimin gergin bırakılmış tek kası.. Arkası, şekilsiz bir dudak oldun yüzüme ikinci yeni metal bir şafak oldun göğüme sorgusuz sualsiz siz! şehsuvar'ı ve beni liflere ayıran kirpik diplerinden oluk oluk sperm gelen korkuluklar! milleti gerdanıma toplayıp parlak cesaretlere, oğlancıl ihmallere yürüdünüz peşinizden tükürecektim bir ihtimal, peşinizden, pencereme pençelerinizin hayasızlığını sürdünüz kapılar sürgülendi, kapı önlerinde evde biriktirilmiş kız kuruları süngülendi allah kahretsin, kahrettiniz beni, cani ettiniz kendi bedenimde kendi kendime tecavüz ettim deli oldum, kül oldum, ıslıklaşıp durdum aruz vezni serçelerle romen rakamı gerçeklerle dedim: bendim böcekler gibi sevişen o dostlarla tanıdınız mı? - Hayır! Pek çıkaramadık! - Ama tanımanız şart! Ah sultan! Ah şehsuvar! intihar alnımı açtı, aklımı buldu, sana selam söyledi.. ardından, ne olabilir ki başka, işte birkaç çiyli sardunya, birkaç yarım kitap, sevilmesi okşanması eksik birkaç ölü kedi işte!. b) Hiç sabahattin ali okudunuz muydu? enteresan bir soru biraz düşününüz / biraz düşününüz / az istiridyelerden söz edin bana / ince çerçeveli gözlüklerden / piyer loti'den / amerikan barlarda ardıardına içilen dublelerin biyografisinden, örneğin bürokrasiden, geleneksel aydın terbiyesizliğinin kronolojisinden, lobilerden, ortalarda bir yerden, farzımuhal katolik alkoliklerden / hadi! piyonlardan, paslı piyanolardan ispiyonlardan, kara şapkalı sivillerden ya da durup dururken beliren sivilcelerden söz edin bana. Siz hiç sabahattin ali okudunuz muydu tan vakti okumadıysanız, tam vakti dedi şehsuvar!. - sahi, tanımadınız mı?! - hayır, pek çıkaramadık! ne çok yuvarlak sözcük.. ne çok artistik.. c) bir cüce ile çocuk arasındaki farkı bana söyleyin hele, neden size düşman olsunlar ki? şehsuvar! çabuk! yaşlanıyorsun. Yaşlandın mı Ölüler sevindirilmek isterler lacivert mezarlarında hastahane köşelerinde septik ellenmek filan hani eskaza kaç fırsat vardır ki artık göz ilişsin, silah kalksın, kulak duysun bir de ikide bir hortlarsa davalar ansızın avukat tırnaklar kemirilirken ceviziçi odalarda tek başına doğmanın bir başına kırlaşmanın kendi kendini kırbaçlamanın acımasız acımasızlığı (ah! sultan! bir ceylan sizi-ezik büzük-üç büklüm) bu şehirde ya sen de vahşi bir at ya da olsan olsan kabuk bağlayamayan dinsiz bir yara olursun! - sahi, tanımadınız mı hala? - gene çıkaramadık d) Once there was a boy. He had no friends to help him.. - isminiz nedir, efendim? - gizlemek istiyorum. Söylemesem.. - kaç yaşındasınız? - yirmi iki.. - Nerelisiniz? - İstanbul'lu.. - ne iş yapıyorsunuz? - insanım.. - evli misiniz? - hiç denemedim.. - çocuklarınız var mı? - olabilir! - isimlerini söyler misiniz? - gizlemek istiyorum. Söylemesem.. - burasi neresi. - psikiatri. - ben kimim? - bilmem. Siz bu yaşa kadar bunu öğrenemediniz mi? - hangi yıldayız? - bu hangi gezegen? Tabii sizi üzmezsem ve yormazsam.. - Hangi ay? - hangi sevgi, değil mi ama. İlkin bu. Öncelik bu sorunun.. - ayın kaçı bugün? - hepsini adlandıralım, bunu mu istiyorsunuz?! - evet efendim, son dünya harbine katılan devletleri bana söyler misiniz? - savaşları ülkeler ilan eder, insanlar yapar! - biz o harbe iştirak ettik mi? - ben hiçbirine katılamayacak kadar, canlıyı-cansızı seviyorum. Siz, katılmış mıydınız? şehsuvar! çabuk! kandırılıyorsun. Kandırıldın mı? III. "sizler! hayatta yaşamaktan başka gayesi kalmayanlar coğrafya bilmeden öpüşmeye çalışanlar sizler! yapısalcılar, ruhsalcılar, masalcılar, halciler, falcılar parmak izleri sıfır, duruşları italik olanlar artık değeri cinine tonik yapanlar muhtelif muhterem darbeler heveslerde, tutkularda pür ihtilal.. geçinenler! sizler! geçinemeyenler, neme gerekçiler, emekçiler, emzikçiler, hainler, halidler, oğlanlar! yolda saati başkasına sorup sigarasına ateş alıp sendikaların apışarasında elle doyuma ulaşanlar! Sizler! aydınlar! aydıngerler, kolay gelsinciler, asimetrik esinciler ******cuklar, osurukcular, üfürükçüler, geri zekalı çocuklar! - ki şehsuvar'ın anayasası.. mayistler, septemberistler! sizler! free gitaristler, peace veletleri, makinistler! din sülükleri! varoluşçular: kapı komşularım! sloganın, olağanın şairleri! sosyal yanları kapitalleri, kapitalleri yalnızca soğan-ekmek-sosyalizm olanlar! otuz yaşına kadar solcu otuz-elli arası sosyal adaletçi ellisinden sonra bunayıp, otobüslerde bayanlara arkadan yaslanarak mutlu olabilen fevkalade entellektüellerimiz! captain black'çiler, bafra'cılar bir afra bir tafracılar, taşralılar vay gülüm doğu diyenler, yesinler seni müstehcen bantını mantığına yapıştıranlar! piyanist-şantörlerim: hormonlarım benim! marxist-şantörlerim: kabaetimin kenarları! sizler! liberaller, helaller, haramlar, sadrazamlar hamlar, hamcık ağızlılar, popodan bacaklılar omuriliklerini testislerinde saklayan delikanlılar! amcalarım, teyzelerim; siz, homoseksüeller! feministler, androsantrikler, sosyal demokratlar, teokratlar, aristokratlar, sen sümüklü burjuvazi! oportünistler, optimistler! bir teselli ver'ciler, allah vergisi takılanlar, öğrenciler, saygın öğretim üyeleri, seks yıldızları, heyy! Sizler! arkadaşlarım, alışamadıklarım; ellerim, ayaklarım! sizler! idealistler, egoistler, ütopistler, narsistler! Ben şehsuvar!." sığ sıkıntılar ardınca yükselen havuz kırmızı balık, bozuk abajur, kullanılmış jilet sınırlara mayın döşeyen bakışlarıyla siz olan şehsuvar! Ben şehsuvar! sığ sıkıntılar ardınca yükselen buhar çocukluğunu yaşayamadan büyümüş bir tümör kandırılmış, tanınmamış kretuvar; unutulmuş bir tornavida, hiçbir işe yaramayan çivi, sınırlara mayın döşeyen bakışlarıyla siz olan şehsuvar! O sınırlar sizin sınırlarınız. Ben şehsuvar! sığ sıkıntılar ardınca yükselen belediye otobüsü abonman biletlerimi sizler mi çaldınız?! - daha önce karşılaştığımıza eminsiniz, değil mi? IV. gece saçlarına kadar sokulur güzelliğine atılan ilmiklere kadar ulaşır! aşkı geçelim. Onu geçelim. Onu unutun! onu unut şehsuvar! ya da kımıltısız bir kuş oluşu istiklal caddesi boyunca yatar! ah sultan! bir vahşi at almış altmış dağı aramıza taşır! gece saçlarına kadar sokuldu da güzelliğine atılan ilmiklere kadar ulaştı. biz şehsuvar ulaşamadık! - heyhat! şehsuvar öldü de gitti bile hala onu filan tanıyamadık! ah! sultan! ah! şehsuvar! dikdörtgen dudaklarda ne çok yuvarlak sözcükler vardı. hangi birini böldüm ötekine diğeri beni kalabalık masasına çağırdı! (Gözlerim Sığmıyor Yüzüme’den) |
Şaşkınım Sana baktığım an gerçeklerden uzaklaşmama, Tenine dokunduğum an benliğimde kaybolmama, Her gülüşünde biraz daha yok olmama, Yaralı kalbime seni koymaya çalışmama, Şaşkınım! Şaşkınım elbet umutlarımın içimde yeşermesine, Yıllardan sonra seni bir türlü tanıyamayışıma, Gözlerimin kör kulaklarımın duymayışına, Şaşkınım hiç hak etmediğin halde, Sana bir şiir yazışıma... |
Yarım Şiir Seni sevmek, bir akşamüstü taze ekmek kokusu gibidir, aç karnına, Ve yanına bir dilim peynirdir, göz açıp kapamaktır hayat, tadı damağınızda kalan yeri, adı, sanı bilinmeyen o sevgilidir Güller koparırken bahçeden Papatyalara çevir başını der Ömrü uzun papatyalar Daha mı şanslıdır güllerden Yüreğinde ne varsa ona müteveccihen yol alır, gönlünün yoksul sevdası sandığın o volkanik ateş teveccüh görmeden yanarken dağbaşlarında, ne aradığını hatırlıyor musun marazi aşk şarkılarında Yakın dur, gözlerim seçmiyor Sesini yükselt kulağım duysa da yüreğim duymuyor Kör gözlerin gördüğü zamandayım Göller üzerinde dört mevsim sazlıklardayım Esen rüzgardayım üşütmeyen Denize bakıyorum tepeler üzerinden Gelmeyen gemilerin güvertesindeyim Beni sevmek, anlaşılmaz bir kitabın ilk sayfası gibidir ikinci sayfaya geçemediğin, söz verdiğin okumak için, okuyamadığın lakin, merak ettiğin, bir anlayan olursa çeker gider dediğin Bir ****** sevmek lazım, binlerce arıbeyinin tek kraliçesi Sigaradan kısılmış sesi Ve rakı kokan nefesinde hüzünler olan Gözlerinde mutluluk marifetim Pudra kokulu odalarda prangalı hürriyetim Bir ****** sevmek lazım Ki alsın başını duvarlara çalsın mülkiyetim Ruhum kapıda sıraya girenleri kıskanmasın Küçük bir kentin pavyonunda çalışmalı Akşamları iş çıkışı takıldığın Sesini dinlemelisin Varsa servetin tüketmelisin Şehir seni konuşmalı Yürürken seni işaret ettiklerini bilmelisin Tüm afran tafran dökülürken kaldırımlara, anlaşılmaz kitabın paramparça okunmaz halde, bir gül bulunca yerde, ona götürmelisin Oysa seni sevmek Baharda açan bir çiçek gibi uyumlu Soframdaki ekmek gibi doyumlu |
SÖZ DİNLE OĞUL Hak yoluna dön, doğru at ayağın Yetiş ömür geçiyor, sen hakka sığın Bitiyor gençlik, geçiyor çağın Söz dinle oğul, yazıktır size Kötülük kaplar olmuş, dört bir yanı Tanrıya bel bağla, sen hakkı tanı İstemen yanmasın, kimsenin canı Söz dinle oğul, yazıktır size Gafilin farkımı kaldı kazdan Geçiyor günler, kış ile yazdan Son fayda etmez, boş niyazdan Söz dinle oğul, yazıktır size Gafile kanma, kanma sözüne Yalan söyleyenin, bakılmaz yüzüne Tanrı perde çekmiş, cahilin yüzüne Söz dinle oğul, yazıktır size İnsan öz olup, hakça pişmeli Durmadan hak yoluna, girişmeli Yanlış kafayı, mutlaka değiştirmeli Söz dinle oğul, yazıktır size Tanrı görünmez, kul şekline girmez Tanrının yaptıklarına, akıl sır ermez Günah lekesini, hiç bir ilaç gidermez Söz dinle oğul, yazıktır size Gam etme dostum, gidenler geçti Bu yoldan gidenler, ne sular içti Hepside dünyadan, gün geldi göçtü Söz dinle oğul, yazıktır size Allah görmezmi sanırsınız, siz O en gizli şeyi bilir, bilin hepiniz Hatalar bırakır, arkasında iz Söz dinle oğul, yazıktır size Bir gözün diğerine, faydası yoktur İnsanın insana, ettiği çoktur Kıskançlık yüreğe, saplanan oktur Söz dinle oğul, yazıktır size Dostunu bilir ol, düşmandan sakın Tanrıdan başka yok, insana yakın Önüne arkana, iyice bakın Söz dinle oğul, yazıktır size Şebap der ömür, geçmiyor sanma Kütüler uğruna, yazıktır yanma Münafıklara uyup, sakın aldanma Söz dinle oğul, yazıktır size |
AĞLAMA BABA Baş ucuma dikildiğinde ıslanmasın gözlerin, İçin acımasın ,burkulmasın yüreğin Yokum diye yanında olamıyorum diye İlk defa bugün ağlama Baba… İçindeki acım dinmez biliyorum Biliyorum bitmez hasretim, Kalbinde taşınması zor bir özlemim. Ama yinede Sen bu gün ağlama Baba….. Ben huzurluyum,mutluyum, Bu gün gülmen tek arzum Rahat olsun artık yüreğin Nolur bugün ağlama Baba….. Seni düşünmeden emanet ettiğim Beklide ruhumu taşıyan Sözlerinde beni bulacağın ‘Hani şu küçük evler Cüce evi ‘ diye lakap takan, Yeryüzünde biri var artık Gözleri tıpkı ben gıbı bakan Ama nolur bügün ağlama Baba…… Tutmasada benim yerimi Dindiremesede içindeki hasretimi Hissediyorum O ben gibi sevecek seni Sımsıcak ısıtacak tertemiz sevgisi yüreğini Ama nolur bugün ağlama Baba……. Biliyormusun; yeni bir arkadaşım oldu dün İsmi Rüya Yeni geldi ama oda çok mutlu burada Canını acıtan iyneler ,derdini anlamayan beyaz önlüklüler, Yok diye, Benim şimdi gitmem lazım , arkadaşımla Uçurtma uçuracağız uzun uzun çayırlarda Gökyüzünün o sonsuz boşluğunda, Hadi gel bugün ağlama Baba…….. Sen benim EMANETİMSİN O GÖK GÖZLÜ KIZA….. |
Akdeniz Yaraşıyor Sana Akdeniz yaraşıyor sana Yıldızlar terler ya sen de terliyorsun Aynı ıslak pırıltı burun kanatlarında Hiç dinmiyor motorların gürültüsü Köpekler havlıyor uzaktan Demin bir çocuk ağladı Fatmanım cumbadan çarşaf silkiyor yine Ali Dumdum anasına sövüyor saatlerdir Denizi tokmaklıyor balıkçılar Bu sesler işte sessizliğini büyüten toprak O senin sardunyalar gibi konuşkan sessizliğini Hayatta yattık dün gece Üstümüzde meltem Kekik kokuyor ellerim hâlâ Seninle yatmadım sanki Dağları dolaştım Ben senden öğrendim deniz yazmayı Elimden düşmüyor mavi kalem Bir tirandil çıkar gibi sefere Okula gidiyor öğretmenim Ben de ardından açılıyorum Bir poyraz çizip deftere Bir ada var sırf ebabil Dönüyor dönüyor başımda Senle yaşadığım günler Gümüş bir çevre oldu ömrüm Değişince güneşine Neden sonra buldum o kaçakçı mağrasını Gözlerim kamaşınca senden Ölüm belki sularından kaçırdığım O loş suda yıkanmaktır Durdukça yosundan yeşil Kulaç attıkça mavi Ben düzde sanırdım yıkıntım Örenim alkolik âsarım Mutun doruğundaymışım meğer Senle çıkınca anladım Eski Yunan atları var hani Yeleleri büklümlü Gün inerken de öyle Ağaçtan iz düşümleriyle Yürüyor Balan Tepeleri Yürüyor bölük bölük can Toplu bir güzelliğe doğru Kadınım Yaraşıyorsun sen Akdenize CAN YÜCEL |
Kendini Biliyor Engin denizler gibi sakin ve soğuk, Dolunayda bana maviyi sevdiren,işveli Gelinlik gibi beyaz,mağrur Uludağ. Kalbimin şu vakitte çırpınmaya başlaması Senden bana ilahi bir aşk çağrışımıdır?Bilemem. O kendini biliyor ama. Başka gönüllerdeki aksimin yansımasıdır belki. Kalbim. ah şu yorgun kalbim. Hala çırpınıyor hiç durmadan karların üstünde vahşi taylar misali. Ne olurdu,ne olurdu Gönül pınarından içimi ferahlatacak bir yudum su verseydin bari, ellerinle kuruyan şu dudaklarıma. |
| Saat: 21:05 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık