![]() |
Sorry, your browser doesn't support Java(tm). Bir Çiçek Aldim Dün gece yine yalnizdim Sokaga çiktim Ve kendime bir çiçek aldim Kendim almamis gibi yürüdüm sokaklarda Ve yalniz degilmisim gibi düsündüm Ama her gece gibi Dün gece de yalnizdim Ve kendime bir çiçek aldim Bir saat geri alinmis saatler Ben geri almadim Ve bir saat daha yalniz kalmadim Bir masaya oturdum Iki çay ismarladim Ben içtim Sen soguttun Sana söyleyecegim her seyi yuttum Çok dert etmedim Çünkü yoktun Dün gece yine yalnizdim Rahat agladim Yoklugundan gizlemedim gözyaslarimi Ve lambalari hiç karartmadim Dün gece Her gece gibi yalnizdim Sokaga çiktim Ve kendime bir çiçek aldim Sen sandim Koklamadim.. |
Yüreğinde Yer Varmı ? http://www.diyadinnet.com/modules/Forums/images/smiles/0DD7D6DD7D60.gif Parmaklarının ucunda şu an hissediyor musun beni? Hisset! Hisset, Parmaklarına değen kağıdın içinde Dolaşan damarlarımı... Hisset damarlarımın, kanımın Seni aramak için Deliler gibi dolaşmasını... Parmaklarının ucunda şu an hissediyor musun beni? Dinle; duyuyor musun yüreğimin ritmini? Gönlümde esen rüzgârları dinle... Nefesimi tutmasam Gözlerindeki derin ovalarda titreyen Bütün yeşillikler kül olur, Sazlar büyür simsiyah, Kuruyan gözpınarlarında... Parmaklarının ucunda şu an hissediyor musun beni? Yazık! Mekanlar durduruyorsa seni. Ve yazık, kendini bağladıysan maddelere... İpsiz bir uçurtmayım ben... Ve kuyruksuz Saçlarının çizgilerinde süzülen... Rüzgârım sensin. Susma ve sakın gözlerini kapatma, düşerim! Yüreğinde yer var mı? Parmaklarının ucunda şu an hissediyor musun beni? Ve bir kaynak suyundan oluşan derenin Üzerine düşen yaprak gibi; Düşürüyor musun gülüşlerini Ve öpüşlerini sesimin üstüne? Akıyor musun benimle beraber, Akıyor musun yıldızlara doğru? Yıldızlar... Yıldızlar neden böylesine vefasız? Neden her üşüyüşümde Lapa lapa yağıyorlar avuçlarıma, Neden eriyip kayboluyorlar? Parmaklarının ucunda şu an hissediyor musun beni? Bilmiyorum. Bilmek istemiyorum... Ama parmaklarının ucunda şu an ne olur hisset beni... Hisset! Hisset, damarlarımdaki kanımın, Seni aramak için deliler gibi dolaşmasını... Söylemiştim değil mi? İpsiz bir uçurtmayım ben...Ve kuyruksuz... Saçlarının çizgilerinde süzülen... Rüzgarım sensin. Susma ve sakın gözlerini kapatma, düşerim. Yüreğinde yer var mı? |
Seni görüyorum yine İstanbul Gözlerimle kucaklar gibi uzaktan Minare minare, ev ev, Yol, meydan. Geliyor Boğaziçi’nden doğru Bir iskeleden kalkan vapurun sesi, Mavi sular üstünde yine Bembeyaz Kızkulesi. Bir yanda, serin sabahlarla beraber, Doğduğum kıyılar: Beşiktaşım. Baktıkça hep, semt semt, yer yer, Beş yaşım, onbeş yaşım, ah yirmi yaşım! Durmuş bir tepende okuduğum mektep, Askerlik ettiğim kışladır ötesi. Bir gün bir kızını benim eden Evlendirme dairesi. Benim de sayılmaz mı oralar? Elimi tutar gibi iki yanımdan, Babamın yattığı Küçüksu, Anamın toprağı Eyüpsultan. Önümde, açık kollarıyla boğaz, Çengelköy’den aktarma Rumelihisarı. İstanbul, İstanbul’um benim, Kadıköy’ü, Üsküdar’ı... Gün olur, Köprü ortasında durur Anarım, Adalar’da çamların uykusunu. Gün olur, Beyoğlu’nu özler içim, Koklamak isterim Tünel’in kokusunu. Bulut geçer üstünden, Gemi gelir yanaşır Bir eski türküdür, kulağıma fısıldar, “İçi dolu çamaşır.” Göğünde tanıdım ayın ondördünü. Kırlarında bilirim baharı, Herşey içimde, herşey, İstanbul yadigarı. Bir daha görüyorum seni dünya gözüyle, Göğün hep üstümde, havan ciğerlerimdedir. Ey doğup yaşadığım yerde her taşını Öpüp başıma koymak istediğim şehir! İsyanım var ne oflar çektim,ne ahlar Yıkılmakla bitmedi arada dağlar Saçlarımda çoğalır aklar, uzar yollar Olmaz olaydın gurbet, olmaz olaydın Zamana ne yuhlar vurdum duymadı Utanmaz gurbet küfürlere doymadı Yaktı ciğerimi kızgın maşa dağladı Olmaz olaydın gurbet, olmaz olaydın Yollar uzak he deyince varılmıyor Firarda aklım kahır çileler bitmiyor Gözlerimin akmadığı gün geçmiyor Olmaz olaydın gurbet, olmaz olaydın Dalıp dalıp gider uzaklara gözlerim Tanrım elem keder yazmış çekerim Ateşinde yandığım ben o yari özlerim Olmaz olaydın gurbet, olmaz olaydın Varacağım bir gün dedim and içtim Ay yıldız koydum günü belli ettim Zamana sanki yerinde say dedim Olmaz olaydın gurbet, olmaz olaydın Gönlümde özlem yüreğimde ki aşkla Canımı cebime koydum düştüm yola Aç koynunu geliyorum sılam sana Olmaz olaydın gurbet, olmaz olaydın |
http://www.myehost.de/resim/images/lmX20882.gif Ö z l e m e k ... Birden özleyiveriyorsunuz... Çoktan unuttugunuzu sandiginiz ya da yalnizca bir kere karsilastiginiz ve özlemek için yeteri kadar tanimadiginiz birini bir sabah çilginca özleyerek uyaniyorsunuz. Rüyalariniz, içinizdeki o gizli, esrarini ele vermez büyücü, siz çarsaflarinizin arasinda, bütün tehlikelerden uzak, güvenle yattiginizi sandiginiz bir anda, usulca ruhunuza sokulup, sizden habersiz oralara yigilmis cephanelikleri birer birer atesleyiveriyor. infilaklarla sarsilarak uyaniyorsunuz. Hayatinizda olmayan birini hayatiniza almak, ona dokunmak, onun sesini duymak için kivranirken buluveriyorsunuz kendinizi... Özlemek, o yakici istek, bilinen herseyi ve önem sirasini degistiriveriyor. Özlediginiz ise çok uzaklarda... Yaninda olmasini istediginiz halde yaninizda olmayan bir tek kisi, yaniniza bile yaklasmadan, hatta onu özlediginizden ve onu istediginizden haberdar bile olmadan, bütün hayati, bütün görüntüleri eritip baska kiliklara sokuyor... |
Bu kenti sevdim dedim Benim olsun demedim ki... Sevdim dedimse akşam kızıllığını Gönlüm gibi akıp giden şu çayı Şu ormanı,şu denizi,şu dağı Benim olsun demedim ki... Vuruldumsa gözlerinin gül bahçesine Yürek çizen çizgilerse kaçamak bakışların 'İşte buna sevmek derler!' dedimse Çattımsa acıların en güzeline Yedirdimse uykuları o tatlı kuşa Benim olsun demedim ki... Bu akşam kan kırmızı şarap istiyor canım Bu akşam dünyanın bütün şarkılarını Bu akşam dünyanın bütün özlemlerini Bu akşam beni yalnız bırakın! Bu akşam yalnızca O'nu düşüneceğim işte hepsi bu! |
KARADUT karadutum, çatal karam, çingenem nar tanem, nur tanem, bir tanem ağaç isem dalımsın salkım saçak petek isem balımsın ağulum günahımsın, vebalimsin dili mercan, dizi mercan, dişi mercan yoluna bir can koyduğum gökte ararken yerde bulduğum karadutum, çatal karam, çingenem daha nem olacaktın bir tanem gülen ayvam, ağlayan narımsın kadınım, kısrağım, karımsın. bedri rahmi eyüboğlu (1913 - 1975) ÇIKMAZ SOKAK bir daha dünyaya gelsem yine seni severdim beni üzesin diye beni deli divane edesin diye biliyorum sen de bir daha dünyaya gelsen yine beni sevmezdin kahrımdan öleyim diye... ümit yaşar oğuzcan |
GiTSiN Gözüme bakta döktügüm yaslari izleBÖLÜCÜ AŞK Askim toplumda infial yaratir bilirim. Kaldirim üstü binlerce linc edilirim. Küfürler, olmadi tekmeler yerim. Neden gücenirler ki sevgime? Ne incitmek, Ne de kirmaktir niyetim. Tepeden tirnaga sadece duru bir sevgiyim. Sonra göz altina alinir yarali bedenim. Kalmadi DGM`ye sevkedilirim. Kendi kendime "Devletin güvenligi bu kadar mi güvensiz kendine?" derim. "Düsünce sucu" diye bir sey varmis bu ülkede, Düsünce düsünceye sucmus, ben nerden bileyim? Demek ki, ben her an her saniye suc islemisim. Düsünce bir de aska durur mu ki yerinde ne fikrim ne de yüregim? Gece gündüz sevgilinin seyrindeyim. Bu halimse tamamen Aska düstügümden, yemin ederim. Hem sucum, hem sucuma delilim. Valla ne inkarim var, Ne de isyanim. Coktan kendi ipini cekmis bir deliyim. Olsa olsa zamanadir belki sitemim. Tamam, itiraf ediyorum. Yasadisi ASK örgütü üyesiyim Ve bölücünün biriyim. "Terörist sevdalarda" yüregim, ben ne edeyim? Yasasin askimin bölünmez bütünlügü ama Ben onu hem sevgiliye hem de siirine bölerim. Tanik diye cagirilan sevdigim, Zaten olur olmaz hücremde direnislerdeyim. Bir de sen öyle bakma bana, Bilirsin bir tek sana kirilir direnisim. Anlayacagin hakimim, Galiba ben yasalari bir cok kez cignemisim. Ha bu arada, Yine bir suc daha ama, Anayasa`nin bazi yasaklayici hükümlerden arinmasidir önerim. Sevgisiz bir yasa nasil "ana " olur siz söyleyin? Son olarak demek istedigim, Bedenimle iceride olabilirim Ama fikrimle her yerdeyim. Kah ülkede, Kah sevgilide, Kah annedeyim. En olmadik düste, En olduk gercekteyim. Düserken düsünceye ve aska Cezaevine düsen Tüm insanlar adina Beraatimi talep ederim. Zincir vurulmaz ki fikre ve yürege hakimim! Canim, Sevdigim, Yüregim Bu duvarlar yetmiyor bizi ayırmaya bilesin... Bu parmaklıklar, bu demir kapılar, bu hava, inan... Bazen bir yumrukta yıkacak kadar güçlü, Bazen bir serçe kadar güçsüzsem, bir nedeni vardır... Hangi zorluğu yenmemiş insanoğlu. Hele taşıyorsa içinde bu insanca sevgiyi. Güzel günler zorlu duraklardan geçer sevdiğim. Damla damla birikiyor insan. Damla damla sevgili... Bir gün akıp gideceğiz hayata... Duvarlar yıkılacak, açılacak bütün kapılar bilesin. Benim yüreğim sensin şimdi, seni vurur durur... Ve yine damla damla çoğalıyorsun içimde. hasretlik askima ceza verseler sevmeye hakkin yok deseler yedi kat yerin dibine gomseler soyle sevgilim sensiz yasamin imkani varm! hayalin gozumden bir gun gidermi gezdigimiz anlari yillar gecermi ismini anmadan gunler gecermi soyle sevgilim sensiz yasamin imkani varmi! mezarimi tastan oysalar her yanima cicek kopysalar sevdim diye atese atsalar soyle sevgilim sensiz yasamini imkani varmi umutlar seni yazdim sahildeki kumlara ismini fisildadim icimdaki duygulara gelsin dedim yater dedim ve sen yalnizca birtanem dinledim sarkilarda duydugum dalgalarda sigaramin dumaninda bir hayal bir ozlem olup kaldin Bilemiyorum Sevda yüklü bulutlar günaydın dedi bana bu sabah Arkalarına saklayıp kahkahası bol bir güneşi, Umutları toplamışlar yıldız uçlarından dün gece Yüreklerinde o çok sevdiğim yasemin çiçekleri... Kırmızı bir gülün kokusunda kondular pencereme Kanatlarında denizi taşıyan martılarla el ele... Ben de katılabilir miyim size, dedim Güldüler... Anlayamadım. Yüreğimi uzatıp penceremin pervazına, Onları izledim uzun uzun... Suskundum...Ve ürkek Bakışlarımı bıraktım bir yasemin yaprağına, Sustu... Dudaklarımla ağladım bir zaman Düşüncelerimi yıkadım, Ve bir bardağa koyup bıraktım Martının ayakları ucuna Gagasına aldı martı hepsini ve... gitti! Ellerimi uzattım, yağmurlar tuttu Bakışlarım ıslandı dudaklarımın kupkuruluğunda Anlıyordum... Koca bir yalnızlıktı her yağmur öncesinde yaşanan Bir martıyı bekliyordu düşünceler Terketmek için suskunlukları Yürekler hep el eleydi yasemin çiçekleriyle Ve güller kırmızı açardı sevda bahçelerinde hep Tatlı bir melodi uğradı kulaklarıma, sarsıldım! Sevincim gözlerimde nemdi yine işte Bitmişti nihayet yalnızlıklarım Gülümsemeleri getirdi melodiler başka dudaklardan, Gözlerinde sevda sözcükleri, Tellerinde mektuplar... ASK ILE EGLENEN BIR ISVEBAZ Güzelim afetsin lakin ben sana Divane olsamda asIk olmazdIm Pek acIk söylersem darIlma bana AsIk olsamda sadIk olmazdIm Sen gibi sahbazlar semiz kaz arar Bilirim cok alIk asIklarin var Ben bu koleksiyona girssem de nacar Onlarin birine faik olmazdIm Bende senin gibi capkInIm biraz Iki cambaz aynI ipte oynamaz Beni sevsen bile sen ey isvebaz Ben o muhabbete layIk olmazdIm ANLAMAK Bu duvarlar yetmiyor bizi ayırmaya bilesin... Bu parmaklıklar, bu demir kapılar, bu hava, inan... Bazen bir yumrukta yıkacak kadar güçlü, Bazen bir serçe kadar güçsüzsem, bir nedeni vardır... Hangi zorluğu yenmemiş insanoğlu. Hele taşıyorsa içinde bu insanca sevgiyi. Güzel günler zorlu duraklardan geçer sevdiğim. Damla damla birikiyor insan. Damla damla sevgili... Bir gün akıp gideceğiz hayata... Duvarlar yıkılacak, açılacak bütün kapılar bilesin. Benim yüreğim sensin şimdi, seni vurur durur... Ve yine damla damla çoğalıyorsun içimde. GECEDEKİ HAYALİN Up uzun bir gece... Bu gecenin sonu hiç yok gibi; Sanki hiçbir zaman güneş doğmayacak Kapkaranlık tıpkı gözlerin gibi... Gecede kaybolmuşum, yolumu değil kendimi arıyorum: “Allah’ım ben nerdeyim?” Ucu bucağı yok bu gecenin tıpkı gözlerin gibi, Düşmüşüm içine bir kez çıkamıyorum... Işıklar sömüş... İnsanlar rüyalarının ikinci baharını yaşıyorlar şimdi; Herşeyden umarsız... Hayalin geliyor... Baktığım bu camın karanlığında Ve arkasında çok uzaklardasın. Serap görüyorum gecenin karanlığında, Gecenin dondurucu soğuğunda; Kızgın çöllerdeki su gibi hayalin. Sana doğru koşuyorum; yetişemiyorum. Koştukça kaçıyorsun benden. Elimi uzatıyorum sana, Uzandıkça gecenin karanlığına gömülüyor hayalin. Sonra “dur” diyorum. “Ne olur dur”... Sesimi gecenin karanlığı alıp yutuyor sanki. Sonra bir ses... Uzaklardan. Senin sesin... Kanımı donduruyor, korkuyorum. Hıçkırklara boğulmuş sesin. Kömürgözlerinde bir telaş ve birkaç damla yaş... “Kurtar beni!” Sonra çınlıyor kulaklarım. Sesin dört duvar arasında; her duvardan aynı ses: “Kurtar beni!”... Başım kenetlenmiş ellerimin arasında, Sıkıyorum tüm gücümle; “ Ne olur ya dur ya sus!” Koşuyorum sesine ulaşmak, sana dokunmak için Karşımdaki duvara çarpana dek. Sonra arkamdaki duvarda beliriyor sesin Sonra sağımdan ve solumdan... Nefes nefeseyim. Tüm umudumu, tüm gücümü yitirmişim. Odanın ortasında çaresizce sensizliği yaşıyorum. Boynum bükük, başım öne eğilmiş... Yine de son nefesimde seni diliyorum Rabbimden. Sonra bir ışık... Göğü ve gecenin karanlığını yara yara iniyor üstüme. Ve bir kez daha beliriyor hayalin. Bu kez gözlerinde korkudan eser kalmamış. Sesinde hıçkırık yok... Gülümsüyorsun bana. Ve yine bir ses... Bu kez oldukça sıcak ve sevecen... Elini uzatıyorsun: “ Hadi gel bebeğim”... Sonra kanatlarının altında, Sonsuzluğa uçuyoruz beraber, Sonsuzluğu yaşamak için... sevgi kalbinle sev beni dilinle DEGIL sevginle agyat beni DERDINLE DEGIL guzeliginle sarhos et beni ICKINLE DEGIL OLUM AYIRSIN BIZI ELLER DEGIL “AŞK VE SEVGİ ÜZERİNE” Küçük bir fide gibidir aşk... Sulamazsan kurur, rüzgarlıksız o yana bu yana savrulur da durur. Üzerine titremelisin onun; sevginle gözyaşlarınla beslemelisin onu.Aşk; yürekle, sevgiyle, emekle büyür... Gün gelir toprağını beğenmez fide. Her fideyi her toprak tutamaz, her aşkı da her yürek yaşayamaz... Bazen sağlam bir fide, çorak topraklarda kendiliğinden büyür. Yetişir, çınar olur... Bazı aşklar da vardır; ne sevgi ister ne emek. Kendiliğinden olup bitiverir herşey. Toprak fideden habersiz, fide topraktan habersiz.Onun adı, “PLATONİK AŞK” tır... Aradan aylar yıllar geçer, gün gelir aşk büyür. Nasıl bir fide kök salar çınar olur! Nasıl söküp atmazsın onu? O da öyledir. Ona “SEVGİ” denir... Rüzgarlara dayanıklıdır çınar. Sellere dayanıklıdır. Sulamak ta yersizdir... Belki toprağa gelen binlerce tohumdan ancak birkaç tanesi büyür. Yürek te öyledir. Niceleri gelip geçer, aradığını bulamaz da bir kıvılcım, bir tebessüm anlatır yüreğine. Bir bakış acıtır. Yanar kül olursun. O bakış hiç silinmez. Hep onu ararsın, hep onu düşünürsün. Bunun adı da “YILDIRIM AŞKI” dır... Bazen saniyeler sene olur geçmez. Bazen seneler saniye olur; gözünü açtığın da her şeyi değişmiş bulursun ya! Sevgi de böyledir. Sevdiğine giderken şehirler arası bir yolculuktan sonra tüm dünyayı dolaşmış gibi hissedersin kendini. Ya onun yanındayken? Zaman sel gibidir. Bunu onu yolcu ettiğin de ya da onu arkanda bırakıp giderken anlarsın. Yol boyunca ağlarsın. Yol boyunca gördüğün her parıltı, sokak lambalarından süzülen her ışıltı onu anlatır, onun gözlerini anımsatır sana... Sevgi budur! Sevgi acı çekmektir gerektiğin de. Sevgi onunla aynı yola baş koymak, aynı yolda can vermektir... Sevgi ağlamaktır... Göz yaşı olmayan yer kanımca çoraktır, kuraktır. Sevgi yeşermez! Ektiğin fideler sürgün vermez... Bir Yerden Sonra Birbiri ardına geliyorsa mutsuzluklar Keskin bir bıçak gibi saplanıyorsa acılar Köşebaşlarını tutmuşsa umutsuzluklar Ve uçurumlarda yankılanıyorsa aşkın son çığlıkları Ayrılık güzeldir... En kalabalık yerlerde büyüyorsa kimsesizliğin Binlerce kahkaya karışıyorsa gözyaşların Son çiviyi çakıyorsan yorgun sabrına Daha kirpiklerinde can veriyorsa hayallerin Ve dilinin ucundaysa en çılgın küfürler Yalnızlık güzeldir... Güvendiğin yüreklere karlar yağmışsa Buz tutmuşsa o sımsıcak bakışlar Sen yangınlar içinde üşüyorsan Ve bir zavallılıksa artık o çok sevmek Böyle bir dünyaya tükürmek Ve ölmek güzeldir...!! İNSAN Birbiri ardına geliyorsa mutsuzluklar Keskin bir bıçak gibi saplanıyorsa acılar Köşebaşlarını tutmuşsa umutsuzluklar Ve uçurumlarda yankılanıyorsa aşkın son çığlıkları Ayrılık güzeldir... En kalabalık yerlerde büyüyorsa kimsesizliğin Binlerce kahkaya karışıyorsa gözyaşların Son çiviyi çakıyorsan yorgun sabrına Daha kirpiklerinde can veriyorsa hayallerin Ve dilinin ucundaysa en çılgın küfürler Yalnızlık güzeldir... Güvendiğin yüreklere karlar yağmışsa Buz tutmuşsa o sımsıcak bakışlar Sen yangınlar içinde üşüyorsan Ve bir zavallılıksa artık o çok sevmek Böyle bir dünyaya tükürmek Ve ölmek güzeldir...!! “ BURASI PEYGAMBER OCAĞI ” Burda ki en güzel şey, sayılı günlerin ileri doğru değil geri doğru gitmesi. Burada sabah kalktığında şafağın kaç ise bir daha ki sabaha kadar aynı sayıyı söylersin. Ertesi gün askerliğinden giden bir günün keyfini hatta gururunu yaşarsın. Bir günde çok fazla şey kaybedersin burda. Arkadaşlarını, dostlarını hatta sevgilini... Seni teselli eden tek şey ise askerliğinden giden bir günündür... Hatta saatleri, dakikaları, saniyeleri sayarsın. Her geçen saniye sivil hayatına ve gerçek dostlarına biraz daha yaklaşırsın... Eksilen dostlarının yerine yenileri gelir burda. Her geçen gün daha da yaklaşırsın burdaki dostuna. Açılırsın rahatlamak için.o da sıkıntılıdır ama sıkıntısını unutur da yaralarına merhem olmaya çalışır. O yüzden askerlik arkadaşları unutulmaz; o kadar çok şeyler yaşar paylaşırsınız ki o yüzden askerlik anıları hatıralar arasında önemli bir yere sahiptir... Burdaki herkesin ayrı bir derdi vardır. Arkadaşını telefonda konuştuktan sonra yüzüne baktığında anlarsın kimle konuştuğunu. Ağlıyorsa ya da buğulanmışsa gözleri muhtemelen küçük oğlunun veya kızının sesini duymuştur. Yüzünde bir tebessüm varsa, sevdasından “Seni seviyorum askerim” sözünü duymuştur; ya da telefonunu bütün hırsıyla kapatmışsa buraya gelirken hayallerini emanet ettiği kız arkadaşı, nişanlısı, karısı tarafından terk edilmiştir muhtemelen... Burada uyandığında güneş yoktur henüz. Her sabah “ Koğuş Kalk” sesiyle inanılmaz bir kargaşa başlar; dakikalar sonra bu kargaşa belli bir düzene bırakır yerini. Belli bir düzenden kastım; dün, önceki gün ve ondan önceki günkü düzen ile bu günün düzeni aynıdır... Her şey yerli yerine oturduğunda güneşin ilk sırmalarını görürsün karşıdaki tepelerin üzerinden. Yukarı doğru güneşe bakmak için başını kaldırdığında gözlerini kısmak zorunda kalırsın. Ama yine de bakarsın. Bu seni çok mutlu eder. Çünkü bunun anlamı yeni başlayan gün değil, geride bıraktığın koskoca bir gündür. Ve bu günü tekrar yaşamak zorunda değilsindir... Bazıları için bu ilk güneş sırmaları çok daha önemlidir. Çünkü o “Doğan Güneştir”. 450 gün boyunca bu günü beklemiş, hayal etmiştir. İşte onlar, o günün kıymetini çok iyi bilirler tıpkı yıllarca hayal ettikleri arzularının değerini bildikleri gibi...O gün vedalaşırlar teker teker tüm dostlarıyla. Mutludurlar ama yine de birkaç damla dökülür; göz yaşları yanaklarından süzülür, en sonunda toprağa kavuşur göz yaşının her bir damlası. Elinde çantası, 450 gününü geçirdiği bu yere bakmak için son bir kez daha döner arkasına. Arkasında koskoca bir ordu vardır sanki. Ordunun her bir arslanı imrenerek yolcu ederler aralarından ayrılan arslanı. Geride yine de koskoca bir ordu kalır... kimisi giden arkadaşlarının arkasından ağlar, kimisi merak eder kendi doğan güneşlerini... Askere gitmeyen, o çileyi çekmeyen bilemez sivilin kıymetini. Burada en şanslı kişiler çarşı iznine çıkanlarla, ziyaretçisi gelenlerdir. Bir anne değil, baba değil, sevgili değil; sivildeyken bir yerlerde oturup çay içmiş olduğu birisi dahi gelse ziyaretine o gün senin olur, seni mest eder. Sivildeyken gördüğü bir kişiyle aynı ortamda bulunmak başka bir anlamlıdır askerde... Burda sabah, öğlen, akşam içtimaları vardır. Günü gelir, kışın ortasında, karın yağmurun altında, çamurun içinde saatlerce beklersin. Yazın ortasında güneş o kadar tepededir ki kendi gölgeni bile göremezsin, kavrulursun. En çok ta bu koyar ya askere! Elindeki silah kolunu öyle bir uyuşturur ki sol omzunda bir kolun olduğunu unutursun. Her “Tüfek omza!” komutuyla sol omzuna öyle bir iner ki tüfeğin, kemik sesini duymak için zorlanmazsın... ama asker yine de sever tüfeğini. Esas duruşta namlusunu okşar sivilde bıraktığı sevdasının saçlarını okşarmış gibi. Selam durda, sevdasının elini tuttuğu gibi kavrar kabzasını. Çaprazda, dipçikten, kabzadan tutmak sevdasının omzuna sarılmak gibidir. Çünkü tüfek namusudur askerin ve koskoca bir ordunun. Her atış öncesi sarılırsın, hafiten yanağına yaslarsın. Sonra gezine usulca fısıldarsın: “Hadi bebeğim; hadi yüzümü kara çıkartma...” Burda yediğin birkaç dilim kuru ekmek, tabağının tabanını dahi doldurmayan çorbadır belki ama hem yemekten önce, hem yemekten sonra şükredersin: “ Tanrımıza Hamdolsun; Milletimiz Var Olsun!” Tabağındaki yemek doyurmaz seni ama Çanakkale’ deki, Kocatepe’ deki binlerce şehidimizin haftalarca, aylarca bulamadığı bu çorbanın her bitanesi, ekmeğinin her bir kırıntısı çok önemlidir asker için... Burada nöbet vardır gece gündüz. Öyle anlar gelir ki 24 saatinin ancak birkaç saatinde görebilirsin yatağını. Ama asker yılmaz. Gece ay tepedeyken mutludur asker. Burnunda tüttüğü köyü de aynı anda, aynı ayla aydınlanmaktadır. Belki sevdası da aynı ayın altında askeriyle aynı hayalleri kurmaktadır. İşte bu saatlerde askerin tek sırdaşı sevdası yerine koyduğu elindeki tüfeğidir. Tüfek soğuktur. Tüfek ağırdır. Ama bırakmaz asker yere namusunu. Uygun adımda bir avuç askerin ayaklarından çıkan sesle deprem oluyor zannedersin. Uygun adımda söylenen marşlar gök gürültüsünü andırır sanki. Aslında topu topu bir avuç askerdir ama karşısındakilere büyük bir korku salarlar yine de... Burası 81 ilin insanın kaynaşıp, hamur haline geldiği yer. Ve burası PEYGAMBER OCAĞI... Buraya girmek için yemin etmelidir her biri... Çocuk bilir girerken kışlaya; kışla önündeki bu kapıyı 3 ay sonra görecektir bir daha, ve 3 ay sonra görecektir köyünde bıraktığı *******, babasını... Yemin günü geldiğinde bayram yerine döner kışla. Çocuk gururlu, komutan gururlu, ana-baba gururlu... Beyazın üstünde albayrak, onun üstünde üstüne yemin edeceği tüfeği öyle bir ahenk oluşturur ki! Çocuk eğilir tüfeğine; karşıda 3 ay önce gördüğü anası vardır; bağırır “oğlum” diye. Ama duymaz çocuk. Kardeşi el sallar karşıdan ama görmez çocuk... Aslında hem duyar hem görür çocuk. Ama yine de kıpırdamaz. Arı ensesine konar sokar da gözünü bile kırpmaz. Çünkü o gün, çocukluktan askerliğe geçeceği yemin günüdür. Karşıda gözü yaşlı *******n “ oğlum “ diye feryad edişine vereceği tepki en fazla yanaklarından süzülen birkaç damla göz yaşıdır... O artık askerdir nihayetinde. Sonra binlerce gözün önünde o heybetli yürüyüşünü yapar asker. *******n önünden geçerken bir ara göz göze gelirler. Artık çok yakındır anası, kardeşi, bacısı, sevdası... O bakışma anlıktır ama çok şeyler anlatırlar birbirlerine... S a a t i D i n l e r k e n Saten yastıkta dudak baskıları Gene habersiz elveda öpücükleri Bizimkisi çıtkırıldım bir tuhaf geçimsizlik Sıcaklığın yanımda sen yoksun Guguklu saatim kime kalk diyeyim Sebzeleri şunu bunu ayıkladım Merak etme titizliğinle hazırladım Sade çorba zeytin ezmesi taze peynir Tuzsuz pide dilimleri sebzeli pilav Göbekte kuzu kızartması m e y v e l e r i ç e c e k l e r Kaşık çatal bıçak bardaklar El bezi peçeteler Eften püften başka şeyler. Zamana Karşı Özlemi baltalıyordu yanlızlık Seni çalmaya çalışan hırsızdı zaman Ağlayan bir cellattım ben Sorguya çekmeden tutukluyordum zamanı Zamana meydan okurcasına sevmiştim seni ben, Kanayan kalbime sokmuştum seni ben. Gözyaşı akıtmıyordu zaman Yıldızlar geceyle dosttu Gecenin koynunda üşürdüm ben Artık mezesiz içiyorum geceyi Zamana meydan okurcasına sevmiştim seni ben, Kanayan kalbime sokmuştum seni ben Sualsiz bir eceldi gidişin Durdursam zamanı, tutuklasam geri gelecek miydin? Uçamayan bir kelebektim ben Matem kaplamıştı kanatlarımı... Zamana meydan okurcasına sevmiştim seni ben, Kanayan kalbime sokmustum seni ben. |
BİR GÜN SUSARSA, ONU BENDEN ÇALAN ISLIKLAR, UZAYAN MEVSİMLERCE TEK BAŞINA KALIRSAN, YALNIZLIĞINA DÖKÜLÜRSE GÖZLERİNİN YAPRAKLARI, ORTA YERİNDEN KIRILIRSA EN ILIK UMUTLARIN, DUDAKLARINDA DİNERSE SEVDİĞİN ŞARKILAR, ÜSTELİK... ZAMAN BUZ KESERSE YELKOVANLARDA, KAVUŞAMAMAK ACI BİR YUDUM OLURSA KADEHLERDE, ÇARESİZ... MUTLULUK YALVARIŞINA AÇILIRSA ELLERİN, ANLARSIN BENİ... VE BİR ZAMANLAR GÜLDÜKLERİN GELİR AKLINA, HIÇKIRA HIÇKIRA AĞLAMAK İSTERSİN, AĞLAYAMAZSIN... İŞTE O ZAMAN ANLARSIN BENİ...... http://img5.imageshack.us/img5/4331/crow3jq.jpg SAKLASADA SÖZLERİM GİZLEYEMEZ DERDİMİ GİZLEYEMEZ GÖZLERİM DELİ GİBİ SEVDİĞİMİ İÇİMDE BİR SEVİNÇ VAR SENELERDİR TATMADIĞIM BİR BURUKLUK BİR HEYECAN DOYASIYA YAŞAMADIĞIM NE KAVGA NE ÜMİTSİZLİK NE AĞLAŞAN İNSANCIKLAR NEDE BAŞKA BİR DÜŞÜNCEM VAR BİR DUYGU KASIRGASI BU SARDI BÜTÜN BENLİĞİMİ KARŞI KOYMAK NEYE YARAR BİR YANIMDA DOĞRU VAR HATALARSA BİR YANIMDA AKLIM YAPMA DİYORSA DA GÖNLÜM BİR KEZ DÜŞTÜ AŞKA... (L) (L) (L) beni sevmek istesen, sana yürek, sana bilek, sana dudak olurdum, seni hala bekleyişim vefamdan gülüm... (L) (U) (L) sevgin; içimde hissedebildiğim zaman, aşkın; gözlerinde gördüğüm zaman, hasretin; sonunda bana döndüğün zaman, gülüşün; bana dönük olduğun zaman, ağlayışın; benim için olduğu zaman güzeldir... ve ! SEN; BENİM İÇİN YAŞADIĞIN ZAMAN GÜZELSİN... |
AŞKI SIRTINDAN VURDUM...!!! http://ozel.balca.net/resima/ivirzivir/ozlem10044-kus.gif Acısını içtim aşkın, Hüznüne dokundum Gökkuşağı gibi değildi renkleri Siyahında boğuldum Yoruldum hep yoruldum Kime tutunduysam yaralı kanadımla Yalanlarında kayboldum Masum bir çocuk bakışıyla geçtim Aşkın kör gözlerinden Yüreğimi büyüttüm, Düşler yetiştirdim minik avuçlarımda Ağlamayı öğrendim, Gülmeyi unuttum. Hırçın denizlerde, Boşa kürek çektim hep Yalnızlığın kıyısında, Unutulan bir liman gibi Bekledim, durdum Nereye gittiğini bilmeyen bir yolcunun Sessizliğinde geçti hayatım Aşkı bulayım derken, Yolumdan oldum.http://ozel.balca.net/resima/ivirzivir/ozlem10044-kus.gif Korkularım büyüdü aşkın kollarında Sessizlik parladı içimde, Bir yakamoz gibi Üç kuruşa yalnızlığa sattı Gülen suretimi Ne bana gösterdi kendi yüzünü, Ne güldürdü benim yüzümü Yar olmadı bana hiç Seslendim ses vermedi Sonunda sustum Ve bir akşam üstü Aşkı sırtından vurdum!....... http://ozel.balca.net/resima/ivirzivir/ozlem10044-kus.gif |
Yüreğinin Bir Köşesinde Bana Öleceksin Biliyorum hiçbirzaman affetmeyeceksin beni.. Her karşılaştığımızda bana nefretle bakacaksın, Sana yaptıklarımı hatırlayıp benden bir kez daha nefret edeceksin... Yemin edeceksin her aklına geldiğimde Beni unutmaya,resimlerimizi yırtıp atmaya! Am biliyorum ki olmayacak,yapamayacaksın Nefretin bazen ağır bassa da Öfkenin şiddeti yaş olup aksa da gözlerinden Benim ömrün boyunca seveceksin.. Bir gün bir başkası alsa da yerimi, Hiçbirşey eskisi gibi olamayacak... Benim acı çektiğim,pişmanlık duyduğum her an Sende yüreğinin bir köşesinde bana öleceksin... Aklar düşsede o ipek saçlarına, Göreceksin ki ben yine aynı insan,aynı meyhanede kaderime içeceğim... Sen duyacaksın,göreceksin halimi Geçmiş gelecek aklına ama dönmeyeceksin, Anlatacaksın herkese sana yaptıklarımı, Benden ne kadar nefret ettiğini her fırsatta söyleyeceksin herkese! Ama sen ne dersen de ömrün boyunca her zaman Yüreğinin bir köşesinde bana ölmeye devam edeceksin... http://www.sevgidunyam.com/image/jimmy.jpg |
| Saat: 06:13 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık