![]() |
Ben sadece sensiz kaldım sen gidince Ama sen kalpsiz kaldın bensiz gidince Aşkımı haykırdım herkeze gündüz gece Ama sen aşksız kaldın bensiz gidince... Ben aşkımı kitaba yazdım hece hece Manasını okuttum ihitiyara gence Haykırdım aşkımı bu aleme delice Ama sen manasız kaldın bensiz gidince.. Ancak hayatı anlarsın, aşkı bilince Eğer anlamaz isen bu hayat bir bilmece Murat anladı hayatı seni sevince Ama sen anlamsız kaldın bensiz gidince... murat gençosman |
ölüm anım BU AKŞAM ÖLÜMLER BİR BAŞKA ACI VERİYOR, BİR BAŞKA SÜRÜNDÜRÜYOR. DERT BİR YANDAN, KEDER BİR YANDAN, GAM BİR YANDAN VURUYOR. TEK KURTULUŞ ÖLÜM GÖRÜNÜYOR. ÖLMEDEN ÖNCE SON SİGARA, ÇOK GÜZEL TÜTÜYOR. KARA TOPRAK BAĞRINA BİR İNSAN DAHA GÖMMEK İÇİN, TÜRKÜLER SÖYLÜYOR. İŞTE DOSTUM KARA TOPRAK, ÖLMEYE BENİ ÇAĞIRIYOR. İŞTE GİDİYORUM, BU DÜNYAYA BİR DAHA DÖNMEMEK, BİR DAHA DERT ÇEKMEMEK, BİR DAHA SEVMEMEK İÇİN, BİR DAHA SEVİLMEMEK İÇİN, İŞTE GİDİYORUM. AMA ŞUNU UNUTMA, BEN ÖLÜRKEN DE SENİ SEVİYORUM... ELVEDA... şerif elçi |
aynalar... göz iliği günde, aldanış... har sandalları içinde, kül deryasında kalışı, anlatılmazdı yananın... ne masalıydı, ne fısıltısıydı rüyanın; duvarda tozlu geçmiş, can kırıkları içinde, eğilip kalkışıydı, bir adamın. ki yorgun, ve başı dik kavgasında, yalnızlığa sataşmasıydı... aynalar... bir arkası mazim... bir türkü, narın tütsüler içinde, boğuk notadan çalan.. telaşlı, acemi bir acıdan bakıyorum, terk edenin ardından... kolay, kim bilir karşımda duran aynaya, yarından bahsetmek. gözleri susturmak, dil kelepçedeyken, kimbilir daha acı olanı, ya sevdayı, susmazı, hep konuşanı yüreğe, öldürmek, haddinden güç... aynalar, göz iliği günde, aldanış... gidiyorum, çıkıyorum hüzün gelinciğim. beni bekleyen rıhtım vaktine. dışarda bekleyen, içerde depreşen sızıya kaldım. arkası zindan, bir yüzü ayan yaraya düştüm... bekle bir günü, bir günü tomurcuktan topla.. ki gün, filizlendi, boy verdi gerdanında sevginin... baktığım gül, gördüğüm sen, tuttuğum elin, dal üstünde senin... işte, herşey, varlık adına kalan, yokluk gibi bir anlam, adın... ve aynalar, gün iliği günde, iki göz yaşı... sadakat.... ahmet arslan |
Başka Mevsimi Olmalı Artık Ömrün Zaman içinde biriken yoksunluğumdu varlığın Yıllarca bir şarkının içine hapsettiğim kırmızıydın “Kutupta yaz gibi özledim seni” dedi sessizce dilim. Kavruldum onca vakit, yüreğimdeki harın kızıllığında İçten içe sancıdım, bir o yana bir bu yana savrulmalarda Ne unutabildim rengini, ne de uzanabildi elim. İsteksiz giden yolcunun geride bıraktığı hulyalarda Siyahı sardı kollarım sabaha uyandığımda Boynu bükük kaldı zalim pazarlıkta hayalim. Ne söz vardı gidişinde, öksüz düşler birikti dönüşüne Acıya boyamamıştım bulutları ama cesaretsizdi pembeye Hangi renkte şimdi yarına kurduğum saatim? Ne sarıları bitirebildim dökülen yapraklarda Ne de açan renkleri yaşayabildim ilkbaharlarda Yaşanacak bir başka mevsimi yazmalı artık takvim! Yazan:? |
ORDA KALMAZLAR Aydınlık için bir mum yakanlar İsanlık için ışık tutanlar Tarhi için kityap yazanlar Hiçbir zaman karanlıkta kalmazlar Öğrenmek için kitap okuyanlar Öğretmek için kucak açanlar Öğretim için bir taş koyanlar Hiçbir zaman darboğazda kalmazlar Okulsuz köylere okul yapanlar Gelecek kuşağa bir harf yazanlar Kütüp hanelere kitap bağışlayanlar Tanrı huzurunda yalnız kalmazlar Geçmişini tarihini bilmeyen Biliyorsa doğruları söyleyen Elbisesiz bir fakiri giydiren Ahirette mükaffatsız kalmazlar Devletimizi parselleyip soyanlar Milyarlarına milyarları katanlar ALİ ER YILMAZ |
Alnımda biriken kırışıklara inat Birirktirdim içimde yokluğunun sancısını Çiziktirdim ormanların kayın ağaçlarına Baykuşların canhıraş haykırışını Kanımdan besleniyor yokluğunda nilüfer Ne hicran, ne rüzgar bu, eser serteser Acısız, köksüz sevdalara inat kanımdan besleniyor ırmaklarda nilüfer Sığmadın da okyanuslara hey hat Beni kör kuyularda ölümsüz bıraktın Elsiz, ayaksız,yalansız bıraktın Seherde fecrin ışıklarına inat Güneşsiz,şiirsiz, ilhamsız bıraktın Bir hiç gibi, damarımda kanar yokluğun Mutlu aşk yalan diye sevdasız bıraktın. ramazan adil uysal |
ANA DOLU INSANI burda insanların kaderi kara, Elleri nasırlı, yüzleri yara. Köyde çoban ise gider davara, Dolaşmaktan tutmaz olur ayağı... Kadınlar ahırda ineği sağar, Köpeğe yal verir, koyuna zağar; Kışın köyde yol kapanır, kar yağar; Duman olur, geçit vermez Beydağı... Hep askere gider Osman`la Mehmet, Tarlada çalışır Hasanla Ahmet, İklimler değişti yağmıyor rahmet, Susuz kaldı bahçe, kurudu bağı... Haydar iş bulamaz gider gurbete, Biraz gücense de küsmez devlete; Havyarı hiç bilmez, hasrettir ete; Ayran içer al-al olur yanağı... Yalın ayak gezer Müslüm`ün kızı Görenin kalbinde açar bir sızı. Akşam görününce Çoban Yıldızı, BAHRİ ÇAVUŞ OĞLU |
İmkansız kıyametinle geldin, çağla rengi öpüşün mart bitimi horlaması. harımında ; bir tutam segen dalaması terk etmeyen akşam sefasının pembe yanılsamasında,kalbe saplı pürmüzdür dizeler imkansızlığı eriten kör kuyuların,geceyi kıskandıran çetrefil sessizliğinde ; engel cahili aşktır sığındığım idin hırsını sevginin lirik uyumuna banarım pıtrak dize gelir ok kendini vurur imkansızlık diz çöker korkuyla gölgelenmiş aşkın kimsesizliğine Mehmet Bardakçı |
EĞER okadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer. Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer. Utanılacak bir şey değildir ağlamak, yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık, çalınan birinin kalbiyse eğer. Korkulacak bir yanı yoktur aşkların, insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer. O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses, hiçbir zaman duyulmasaydı eğer. Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar, kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer. Can YÜCEL |
Kimdi o? Yanındaki kimdi? Ne konuşuyordunuz? İşte buna dayanamam. Kahrolurum. Dün gece ne yaptın? Nereye gittin? Ah otursaydın da beni düşünseydin ya! Eğlenebildin mi bari? Yatarken ne okudun? Sonra iyi uyuyabildin mi? Rüyanda neler gördün? Söylesene. Anladım artık beni sevmiyorsun. Sevdiğini sanmakla yanılmışım. Zaten çirkin bir adamım ben, sinirliyim, kıskancım, fazla hisliyim. Daima beni seveceğini düşünmemeliydin. Suçluyum. Kendimi sevgilerimin bencilliğinden kurtaramadım. Zayıf, bencil bir adamım öyleyse. Sonra yalancıyım, iki yüzlüyüm. Seninle konuşurken seninle yatmayı düşünüyorum. Sevgiyle elini tuttuğum zaman, aslında kalçalarını tutuyorum, bilmiyorsun. Kendime göre hesaplarım da var benim. Yanımda olman gurur veriyor, sevinç veriyor bana. Fakat sana kimse bakmasın istiyorum, kimse konuşmasın seninle. Hep benim ol, durmadan benim ol. Günün her saatinde ve ölünceye kadar benim ol. Beni seviyor musun? Evet mi? Öyleyse söyle. Kimdi o? Yanındaki kimdi? Nereye gidiyordunuz? Seven zalimdir biliyorsun, aşk egoisttir. Sen zalim olma. Anlamıyorsun, anlamıyorsun.... . Biraz anla beni. Sana sitem etmeyeceğim artık. Bütün suç benim. Seni bu kadar sevmemeliydim. Şu köhne ve utanmaz dünyada ne bir kimse bu kadar sevilmeye değer, ne de bir kimsenin bu kadar sevmeye hakkı var. Kendimizi ne sanıyoruz? Biz neyiz ki? Sus, cevap verme. Teselliye ihtiyacım yok. Seni bu kadar sevmenin cezasını kendime ödeteceğim. Göreceksin. http://img159.imageshack.us/img159/966/featherrn6.gifÜmit Yaşar OĞUZCAN |
EKSİK KALDI Masada elin yerine sımsıkı tuttuğum çayımla Isını alamadım eksik kaldı.. Çocuklarımızdan konuştuk Oyunlarımızdan Seyirciydik yaşamlarımıza Sözler eksik kaldı.. Kurulmamış kalemizin taşları ayaklarımızda Olmayan kulelerde dalgalanan yüreğimiz; Kırgın, sinirli, isyankar bakışlarımızda, Korkak bir sevgi kırıntısı Eksik kaldı.. Dalga dalga çekildik dolunayda kendimize, Bardakta çayımız bile eksik kaldı.. Kötücül bir boşluk gece yatağımda Sınırlı zamanlara zorlanmış iki yabanıl sözcükte Ortak ne varsa eksik kaldı.. ECE ARABUL GÜNEL |
Ara sıra ikileme düşüyorum Hesap tamam ama İçinden çıkamıyorum Bazen bir yaşıtımla karşılaşıyorum Sene bir, ay aynı Neredeyse günü bile tutturuyorum Ama bakıyorum benden genç İstemesem de farkında olmadan Hala yaşlanmıyor diye İçin için kıskanıyorum Eski günlere dalıyoruz Hatıraları anlatmaya başlıyoruz Akranlarımızdan bazılarını da Rahmetli diye anıyoruz Vedalaşıp ayrılırken Benden genç yaşıtımdan Bir suçluluk girdabına düşüyorum Utanıyorum rahmetli akranlarımdan Hala yaşıyorum diye İçin için özür diliyorum necdet yağan |
O Benim İşte Simsiyah gözlerle süzdü süzeli, Bir hülyaya dalmış... O benim işte. Ahu gözlü bir güzeller-güzeli, Kalbini mi çalmış? O benim işte. Şerbet gibi sunmuş, zehir tasını. Bir ömür çektirmiş, bitmez yasını, Buğulu gözlerle ilk sevdasını; Bir gönüle salmış... O benim işte. Diyar-diyar gezmiş, varmış her yere. Son bir defa görüp, aşkına ere. Sönen umutlarla belki Bin kere; Kader ''-Ah! ''ı almış... O benim işte. Taht kurmuş kalbime, gönlüme sultan. Hasretinle yanmış-yıkılmış Dört yan! Bir Şiir yazılmış: ''-Sevgiye Destan.'' Efsane... Masalmış, O benim işte. Başı göklerdeyken, düşmüş birisi, Ufkunu kaplamış bir sevda sisi, Hüzün deryasının, Hasret Gemisi... Son yolcusu kalmış: O benim işte... İrfan Yılmaz | |
Rengi siyahi ömre bedel gülen gözlerinde Işıl, ışıl aşkı, sevdayı okurken Zemheri ayazı gecelerde sıcacık ellerinde Aşığım sana der, türküler söyleriz... Aşk senin yüreğinde bir başka güzel Yanında, dizin dibinde seni yaşamak Şimal yıldızı gibi parlayan gözlerinde Ezelim, ebedim olacaksın biricik aşkım... Baharı, yazı, kışı sevmeyi sen öğrettin bana Aşığa nazlı nazlı bakmayı sende gördüm Lale kızılı dudağından buse akarken Dereler misali çağladım durdum sana Elimde hanımeli çiçeğim Demiştim: hatırla, yazacağım sana Ezelim, ebedim olacaksın biricik aşkım... Ayse Cemrem. B. rıza baldede |
ASLIMI SORAR SAN AVŞAR SOYUNDAN Aslımı sorarsan Avşar soyundan Ayrı düştüm aşiretten beyimden Pınarbaşı'ndan da beş yüz evinen Çıkıp da cana kıyanlardanım Çekerim çileyi böyl'olsun bugün Alırım mı sandın şol Kozan Dağın Biz bir kurt idik de Bozoklu köyün Ürkütüp sürüsün yiyenlerdenim Dadaloğlum der de böyle olmazdım Gördüğüm günlerin birini görmezdim Kavga kızışınca geri durmazdım Meydanda kardaşa kıyanlardanım DADALOĞLU |
hanımeli Gözlerinde başladı asi yolculuğum hiç bir vakit sevgi kaygısı taşımadım Ela gözlerinin asude çekiminde kaldım Mevsimler boyu sürdü yolculuğum karanfil Yasaklı kitap gibi bağrıma bastım seni Yakacaklarsa bedenim yansın diye sevgili ruhumu gözlerine hapseden bendim Yinede dodo”ydum aşktan anlamayan papatya ağrılarını cam buğusuna yazan sevgili içinde meryem taşıyan züleyha kopmaz,kördüğümde olsa sana olan sevdam Sen kalbinden kalbime zeytin dalı uzattın... petunya merhaban esenlik veren gece mavisi hilesi,kelime oyunu olmaz seven kalbin ötelerde mırıldanırsın şarkımızı, soluklanırım umudu yitirmemeyi senden öğrendim orkide fotoğrafın gece yanıklarımı dindiren şifa özlemekten pul pul dökülür derisi tenimin sarıldığında çarem olursun,nilüfer kokarsın zambak açar gamzelerinin kuytusunda …. nergiz Gül yaprağı gibi kalbinin kapısındaydım buyur ettin kardelen.... mavi menekşe,laleler,fesleğen bırakıyorum düşlerinden önce,gözlerin kapandığı an.. Portakal çiçeği Kor ateştir düştüğü yere can verir cemrem sevgililerin ellerinde çiçekler belli ki şubattır sokakları leylak,açelya kokusu işgal eder faili bellidir sunulan çiçeklerin “yakinen sevgilidir” Kırmızı Gül demeti gülümsemen Seni,sana sunamam gonca gülüm… rıza baldede |
Kirli Notalar duvarlar çiziyorum, kaybolan köşelerimi toplayıp titrek muma kırık yüzler işliyor nefesim kapı karanlık nöbetinden düştüm ay ışığına ateş bastığım acıların uysal yağmurlar doğurup anaç bulutun gölgesinden yıldızlar, serseri kumsallar, sırnaşık gitarda kirli nota çıplak tohum ekiyorum sancılı gülüşlere göğsümdeki vadiyi üşütüyor güneş duvarlar yıkıyorum, dört yanım cehennem kapım zincirl silahsızım ah... toprağa karışır parmaklarım kanım akıyor sonbahara kendimden geliyorum Hakan Kartal |
Bir gün sabah uyandığında Yaşamına şöyle bir bak Her zaman yaşadığın Robot günlerden birisi olsun Ve sen yine her gün yaptığın şeylerin Aynısını tıpkısını yap Ama günün bir yerine Bir kırmızı çizgi çekmeyi unutma Bu kırmızı çizgi Senin ölüm anın olsun Ve sen bu andan geriye bir bak Dilersen yine aynı şekilde yaşa Sanki hiç yaşamıyormuşçasına Veya cesur ol Ve gerçekten yaşamaya başla Yaşamanın anlamı ve gereği neyse Öyle ol Sev, mutlu ve neşeli ol Olmaya çalışma Sadece “ol” Neşe ol sevgi ol “Yaşam ol” Kaybet kendini yaşamın içinde Kaybet ki yeniden başla yaşamaya Ama sakın Sakın yaşıyormuş numarası Yapmaya hiç çalışma... mr can akın |
GÖNLÜMÜN İÇİ Gönlümle iç içe olduğundafark edemediğim sevdanı Beni terk ettiğinde anladım Sevdiğim senle yanyana oluşlarımızdaki özeli Seni göremediğimde göz yaşlarımda buldum Hep deniz dalgasında bulduğum duygularımızı Kıyıya yanaştığımda yalnız kalınca gördüm Her gün gökyüzünde buluştuğumuz noktayı Yere çarpıp tekrar seni saramadığımda fark ettim Solmayan bir çiçek misali kokan sevgimizi Dudakları bükülmüş ayna karşısında gördüm Çınlayan sevda demini Artık sensizliğe saldım Senin var olduğunda yok olduğunu Kalbim dolu ama ellerim boşken anladım.. Gülay Şahin |
ÖLÜMLÜ AKARSU Aktığı her yere, Kırgınlığını götüren bir akarsuyum… Ellerine saçıldım… Yüzüne çarpılmak için… Ayaklarının arasından geçerek, Su diyen çocuklarına yetişen akarsuyum… Nice denizlerde kendimi gizledim, Kızaran yüzümü saklamak için… Önündeki bentlerden aşamayan, Asırlık taşları eriten, Doğumundan çok denize öldüğü yer önemli olan, kıvrımlı bir coğrafyayım… Bir ders kitabında ölmeden önce, son isteğim tenine dolanmak, her bir hücrendeki acıyı yıkamak…
|
KALBİMDE DERSİN Son gün bu mekanda, musalla taşına konulurum Beyazlar kefenim olur, bir tabutta yeri bulurum Kılarlar cenaze namazımı, dualarla yolcu olurum Sonra alırlar senden, kara toprakta son bulurum Sevgin alabildiğine, öyle büyük ki gönlümde Ölüm bile korkutamaz asla, ölsem sevginle İçinde yaşat beni ebedi, dünyadan silinsem de Ve sürdüreyim varlığımı, o kahverengi gözlerinde Unutma, bol bol sevgini serp mezarıma, sula Açsınlar, aşkımın çiçekleri bir bir sonsuzluğa Sonra da, bir gün beni bir soran olursa sana Yaşatıyorum O ölmedi, kalbimde dersin onlara Belki, başka bir dünyaya göç etmiş olsa da yüreğim Hasretim sana, hiç bir an çürümez ki bedenim Ayrılık ne kadar acı da olsa, koparamaz biz sevdiğim Söyle, sensiz Cennet'te dahi rahat edebilir miyim? (Hakkari, 17 Temmuz 2003) İbrahim SARIHAN |
Bir Ateşim Yanarım Bir ateşim yanarım külüm yok dumanım yok Sen yoksan mekanım belli değil zamanım yok Fırtınalar içinde beni yalnız bırakma Benim senden başka sığınacak limanım yok Ümit Yaşar Oğuzcan Yalnızlığa Dair Can yoldasin olmazsa olmasin Yalnizim diye hayiflanmayasin, Egilmis ustune gokyuzu masmavi Bir anne sefkatine musavi. Uc adim otede deniz Dosttur, ne ofkesi ne durgunlugu sebepsiz. Bir derdin varsa acabilirsin agaclara Agac yaprak verir, sir vermez ruzgara Ve kis yaz, Dalda kus eksik olmaz Dag basinda duman Yalnizlik nedir goreceksin oldugun zaman. Cahit Sıtkı Tarancı |
«BENCE SEN DE ŞİMDİ HERKES GİBİSİN» Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor Onlardan kalbime sevda geçmiyor Ben yordum ruhumu biraz da sen yor Çünkü bence şimdi herkes gibisin Yolunu beklerken daha dün gece Kaçıyorum bugün senden gizlice Kalbime baktım da işte iyice Anladım ki sen de herkes gibisin Büsbütün unuttum seni eminim Maziye karıştı şimdi yeminim Kalbimde senin için yok bile kinim Bence sen de şimdi herkes gibisin Nazım Hikmet Ran |
Sen gittin ya Hiçbir şey değişmedi Her şey bıraktığın gibi Bıraktığın yerde duruyor merak etme Fazladan şu sol yanıma keskince bir sızı eklendi O kadar Sabaha senle uyanıyorum Kahvaltıyı beraber yapıyoruz buharı üstünde Demli çayla Çok içiyorsun diyorsun sigaramı yakarken Kötü öksürüyorsun içim acıyor Ardından Bende çok içiyorum bırakalım diyorsun Alelacele çıkıyoruz evden Sokak kapısının önünde kucaklaşıyoruz Gülüşün El sallıyor uzaktan Gün boyu Manyetolu telefonda düşüp duruyor sesin Nabzım seni vuruyor Kokun tenimde İştahım pek yok Öğle yemeklerini kırıntıyla geçiştiriyorum Ziyafeti akşama saklıyorum Manavla bakkalla selamlaşıyorum eve giderken Bizim Pakize var ya Çöplüğün kedisi Camı tıklar hemen beni görünce pencereden Hakkını yemeyeyim birde şu sokak lambası Hani beni altında ilk defa öptüğün Göz kırpar buruk tebessümle Ben mutfakta oyalanırken Yaramaz çocuklar gibiydin ya Senden patates kızartmalarını saklardım Sofrada birlikte olalım diye Bu Pakize senden sabırsız Senin gibi dolaşır durur ayaklarımın altında Kuralımı bozmam amma Hele ki senin aldığın vazoya çiçek koymadan Kimse oturamaz karşıma Yemek arasında çay demlerim İki paket selpak almadan da oturmam haberlere Sokulurum köşedeki yastıkların koynuna Ha unutmadan selamları üstümde kalmasın Menekşeler hep seni sorar Birde şu bizim kapıcı Ahmet Efendi Abla bir isteğin varsa söyle çekinme Ağabeyimden haber var mı der Sağ olsunlar Karanlıktan korkardım ya O yüzden bütün ışıkları yakıyorum geceleri Fatura biraz kabarık gelecek ama Boş ver Öyle seviyorum ki yıldızları seyretmeyi Bir bakmışım sabah oluvermiş Bir iki saat uyku yetiyor bana İnadına seviyorum geceleri Takvime çizik atmak Nasıl güzel bilemezsin Bekliyorum Günlerin geceye dönmesini… zekiye koç |
Gam Elinden Benim Zülfü Siyahım Gam elinden benim zülfü siyahım Peykân değdi sinem yaralandı gel Hüdâ hakkı için ağlatma beni Bugün sevda candan aralandı gel Gamdan hisar oldu mekânım yurdum İşitmez âvazım dinlemez virdim Bir değil beş değil on değil derdim Düğümler baş verdi sıralandı gel Hasretinle vasıl olam mı böyle Mecnun'a da baki kalır mı Leylâ Ölümlü dünyadır gel helâl eyle Yüklendi barhanam gidelendi gel Ne çekerse dertli sinem dağ olmaz Günler gelir geçer ömür çoğ olmaz Neşterlidir yaralarım onulmaz Göğerdi çevresi karalandı gel Pir Sultan Abdal'ım haftada ayda Günler gelir geçer bulunmaz fayda Gönül Hak arzular camm hayhayda Toprağım üstüme kürelendi gel Pir Sultan Abdal | |
Hassas Terazi Ben nerde a dediysem orda a önümde ibresi sağa sola kımıldayan terazi. Az uzağınıza gittiysem böyle daha iyi göresiz bir hafif yankı denizler ötede ses eder siz. Hep kendim için mi bazı şeyleri gizlediysem bilmeseniz başka dünyalarda a vardı görülür hesabı ben/de a dediysem. Behçet Necatigil |
iskele deniz isteksiz bir çocuk gibi bakmakta homurtularla bir vapur karşı kıyıya akmakta bir köşede dönen fener kalan yağını yakmakta gözleri ıslak bir adam çaktırmadan ağlamakta acılarını sanki bir urgana sıralamakta ufukta sarı bir gölge gözleriyle boğulmakta birtaraftanda yüreği hasretinden sızlamakta seni sevmiyorum diye yerlere şiir yazmakta mutlulukta bu adama anlaşılan çok uzakta mustafa semerci |
Umut Özlemi Duvarlar geliyor üstüme perde perde hissediyorum. Kurtulma imkanım var, kurtulma isteğim yok. Perçinleşmişim umutsuzluklarla, hüzüne demir atmaya, Karamsarlıklar beni arıyor tüm yanlızlarda, Ne zaman biter bu kabus, hep ben miyim suçlu? Hiçbir zaman yaşayamadım yazı, sevinci, baharı. Bedenim ve ruhum ayrılmış iki düşman gibi, Ben ise arada kalan kararsız bir duygu. Ayrılık ve hasret var mutluluğa, pembelere. Bir sonbahar yağmurunda, Dalını arayan dökülmüş sarı bir yaprak, Sonsuza kadar anlatır; Tüm pas tutmuş duygularımı. Kimbilir belki de toprakla buluşmaktır, Bu hüzün ateşini söndürecek. Ama ne zaman, nerde ve nasıl? Tıpkı zamanı belli olmayan, Treni beklemek gibi... Gaziantep Onur Pekmez |
Az önce bitti gün Sevgililere adanan Sevgiye tek gün Dağları, deryaları sığ eden Bir ömür tüketen Bedenler çürüten Ruhları eriten Dostu düşman eden Meyleri dost tutan Sevdaya tek gün Bitti gün... ömer şancı |
Bu gün sevgililer günü Oyuna getirip gururumu ezdiğin Bana inat kapattırdığın O telefonundan aradım seni yine Olmadığını bile bile Özlemiştim çünkü Sevmediğini bile bile Alo deseydin ne mi olurdu Sessizce kapatırdım Layık olmadığın aşkımı Bir kez daha haykırma Aptallığını yaşamazdım kevser saki |
Rakımlar Güzelim Sen karşıma çıktığında, bir Temmuz gecesiydi. Yıldızların dans ettiği, bir Toros zirvesiydi. Sanki aynı zaman tunelinden geçip de gelmiştik Gözlerimdeki çizgiler ayak izlerindi. Toroslar ve sen. Kaç yıllık özlemimdi bir bilebilsen Gördüklerim, düş değil, bir gençlik ahımdı. Buzlarımın çözüldüğü, gözlerimin yeşerdiği Toroslar, Hira Dağı’mdı Sen indin yüreğime türkülerle, şiirlerle ayet, ayet. Bir yirmi yıl daha sürer, bitmezdi bu hasret O temmuz gecesi yıldızları toplayıp sen yüreğime inmeseydin şayet. Ağlara düşmüş balıklar gibi naçar, kurşun yemiş ceylanlar gibi kaçardım. Yollarım yolsuzdu varamazdım ben Dillerim dilsizdi, soramazdım ben Kollarım kolsuzdu, saramazdım ben Ekebilseydim yüreğini kardelenler boy atardı Martılar karışırdı, turna sürülerine ellerin, ellerime değebilseydi. Büyüdün sonra gözlerimde. yellere savurduğum duygularım gibi büyüdün. Göz bebeklerim, çocuklarım gibi büyüdün. Dağlara sevdalı, sol yanım gibi büyüdün. Büyüdün sonra gözlerimde, gençliğimi ektiğim, ve de tükettiğim, virane varoşlar gibi büyüdün. Büyüdün gözlerimde, düşlerime sığmayan, Toroslar gibi büyüdün. Seninle kök saldım en çorak dağlara. Gamzelerinde içtim sularımı kana, kana. Rüzgarlarla sevişen saçlarını, kara bulutlara gölge ederdim. İzlerin kutsaldı, yorgun ayaklarımı ellerime alıp, kanatlanan yüreğimle, yüreğine giderdim. Sis basardı tepeleri kimi gün, göz gözü görmezken kapalı gözlerimle seni görürdüm. Sen, sekerken kayalarda meri keklikler gibi, bir gönül avcısıydım amaçsız, silahsız ardından yürürdüm. Kaybolmayı özledim hep. Fırlatıp kimliğimi bu kentin çöplüğüne yüreğine gizlenip kaybolmayı özledim. Dört duvarı, temelden yıkıp dört kitabın, dördünü de yakıp dört iklimi, saçlarına takıp yüreğine gizlenip kaybolmayı özledim. Kaybolmayı özledim hep yaralı bir turna gibi göçüp gitmeyi yaralı bir turna gibi her şeyi terk etmeyi. Kaf Dağları’nı özledim, gece masallarını. Duygularım yalansa yalanları özledim. Kendimi özledim, kendimi aradım insansız kentlerde dillerim laldı gürültülerin sessizliğinde. Dağlara vurdum izlerimi izlerine karışmıştı. dağlarımı özledim. Sonra da seni buldum bir temmuz gecesinde. Yıldızların dans ettiği bir Toros zirvesinde. Sonra da seni buldum yönlerin tükendiği, ağıtların dindiği, halayların saçlarına indiği, bir Temmuz gecesinde. Biliyorum, "ne yaşadık ki seninle, ne çok abartmışsın, Bu platonik bir aşka benziyor çok şeyler katmışsın" diyeceksin. Oysa, dedim ya güzelim, aynı zaman tünelinden geçip de gelmiştik gözlerimdeki çizgiler ayak izlerindi. Cemre yeni düşerken buzul yüreğime, sevdalarımı yükleyip turna kanatlarına ben seni bir eylül fırtınasında kaybetmiştim. Bir eylül fırtınasıydı, gençlik yıllarımızı kasıp kavuran. Bir eylül fırtınasıydı, dağ gibi umutlarımızı dağlara savuran. Eylüller sancılı, eylüller gebe, eylüller, kan kokan kızıl bir şafaktı Gözlerin gizlenirken göz bebeklerimde ellerin yıldızlar kadar uzaktı. Sonrası sürgündü, sonrası vurgundu, sonrası sönmüş volkanlar gibi durgundu. Sonrasını demeye ne gerek vardı her şey aşikardı. Eylüllerden, Toroslara uzanan bitmeyen bir ah-u zardı. Sonrası yaşanmamış kopuk bir zamandı. berisi neresiydi ötesi neydi İzlerimiz gölgeli, sözlerimiz virandı. O günden beridir güzelim, o günden beri. Bir avucumda kavgam, bir avucumda sevdam, ve yüreğimde yaram, hep seni aradım bir dağdan, bir dağa. Oy benim rakımlar güzelim oy darbeler vurgunum, varoşlar sürgünüm, kavgalar yorgunum. Kaçamak düşlerimin firari perisi, kopuk yüreğimin öte yarısı Biliyor musun bir dağlara sevdalandım, bir de sana. Bir de ikiniz gelince yan yana yaşamaya sevdalandım ölesiye. Ey benim dört mevsimim ey zemheri yüzlüm ağustos gözlüm karakış izlim Biliyor musun gözlerine gizleyip zamanı Dokuz ayı devirdim Toroslardan bu yana Bir de şiir doğurdum sana, her mısrası, bin desen. Görsen inanamazsın, tıpkı sen. Bir şiirime babalık yaptın dağlarımın anası, yüreğimin yarası Bir şiirime babalık yaptın zina suçlum, gönül borçlum, toprak avuçlum. Al kucağına, al dizelerim üşüyor, okşa, sev biraz. Oy benim rakımlar güzelim oy Darbeler kaçkını firari ceylanım. Beynimi çökerten Toroslar heyelanım. Dilimde türkümsün sazımda süssün Düşlerimde yedi renk, soframda aşsın. Fırlat yüreğini, dağlara fırlat yüreğime düşsün. Ey benim rakımlar güzelim ey Eylüller ezelim, fırtınalar gazelim ey Biliyor musun seninle güzelleşiyor seninle olan her şey... Hıdır Çam | |
Bir Arsızın Günlüğünden- II 4.Gün… /Sensiz açan bir karanfil vakti../ Anladım ki Çok şey değişmiyor hayatta Yine meteliksiz kalıyorsun mesela Eksik olmuyor ağzından tütün kokusu Gözlerinde hep aynı kalıyor hüzün Ve yüzün Üşüyen parmaklarımda bir güz eskisi… Çok şey değişmiyor inan Yine sabah oluyor Güneşin koynunda bulut yazgısı Yağmur sesinde telaşsız zaman Anlatan, dinleten, ağlatan… Canın sıkılıyor Sigara yakıyorsun İzmarit kokan uykularda Duman altı bir düş sönüyor içinde… Ne bileyim Çaya biraz şeker, biraz özlem katıyorsun Sonra oturup şiir yazıyorsun Kırık bir kalem ezgisinde Cam kesiği harfler yüreğine batıyor Sessizce kanıyorsun… Çok şey değişmiyor inan Aynı kalıyor yastıkta kokun Ve tek bir saç telinde İnadına çoğalıyor yokluğun… Pencereye hep aynı ismi yazıyorsun Aynı resme bakıyorsun duvarda Her sabah Aynada kalıyor yüzün Sözün demir kelepçe. yüreğin darda Dağılıyorsun… 5. Gün… / Yarsız, yaralanmalar…/ Bir çocuğun yüzünde Ağladım… Avuçlarında parmaklarım kesildi Koptu göğümün mavi uçurtması Tutamadım… Ve korktum büyümekten Durmadı dizlerimde O Eylül kanaması Sıktım dişimi, susmak istedim Susamadım… Sonra eksilmeyi öğrendim Her kavgada amansızca yenilmeyi Vurduğum her bedende Vurulmayı, kanamayı, düşmeyi… Bir de sevişmeyi Göğüs uçlarında –dik başlı kavgalarım- Islak ve kaygan teninde Yormayı, yorulmayı, sevmeyi… O bahar kokunu ciğerlerime çekerken ***** yaz akşamlarında Sırtıma doğrulan namluya gülüp geçmeyi… Bu gün Bir kadının gözlerinde ağladım… Sermaye bakışlarında Bir pula sattığı hayat Dudaklarında yorgun şehvet Soyunmuş vücudunda O baştan çıkaran davet Eğildim, yaklaştım Dokunamadım… Sonra gitmeyi öğrendim Gittiğim yolda Vakitsiz bir molada Sana rastlamayı… Seni bilmeyi, seni bulmayı Yokluğuna seni anlatmayı… Ayazdı, kimseler yoktu yanımda Peşime düşmüştü siyah elbiseliler Bir çığlık gibi üzerime üşüştüler Namlu sesleri… Korkmadım… 6. Gün… / Hiç kimseden arta kalan yalnızlık…/ Çoğalsın içimde köşe başları Her dönüşte sızın çarpsın yüzüme Sözüme katli ferman bakışları Merhem yaparım… Sen koynunda bensizlik büyüt Sensiz kasırgalar yürüt mevsimlerime Kırıp talan ettiğin bütün dalları Ayazında biriktirir, yakarım… Esir et gölgemi sokaklarına Göz yaşın dokunsun ayak sesime Bana diktiğin tüm duvarları Bakarsın gün gelir, yıkarım… Hiç kimseden sermaye sürgün vakitler Koca bir kalabalık karışır nefesime Enseme dayadığın soğuk akşamları Kim bilir belki kovarım bu şehirden… Deniz ÜLKEGÜL |
ARTIK SOKAĞA ÇIKABİLİRSİN Artık sokağa çıkabilirsin Evine çağırdın ilk yaz sevinçlerini Çocukluğuna Yırtıldı gözlerin,içine hayat doldu O karanlık ışık... Yükün yok Artık her sabah hoyrat bir özgürlük uyandırıyor seni... Kalbinde herşey eşitlendi Haz ve sıkıntı Boşlul ve güven Hasret ve ölüm Gözlerine hastalıklı bir güzellik geldi Şimdi acı çeken yanınla bile alay ediyorsun... Kalbine çağırdın herkesi Kendini bile Artık sokağa çokabilirsin Ömründen düştün kendini Cezmi Ersöz |
İki Bıçak İki bıçak seç kendine Biri yaralamak için Biri öldürmek Pusu kur gözleri Karanlık gölgesine Biri sevmek için Biri ihanet İki yürek seç kendine Biri yaşamak için Biri gizlenmek Bir korkak, bir kaçak, bir firar Kaç kişisin sen sevdiğim, çocuk İçimdeki bıçak bir kere daha dönüyor Olduğu yerde Kalırsan sel basar yataklarımı Gidersen uçurum çiçekleri açar kalbimde Kimi zamanlar olur sevgilim İki bıçak bile yetmez bir tek ölüme Murathan Mungan SEN GÜL YÜREKLİM...... AKAN BU İNCİ TANELERİNİ HİÇ GÖRMEDİN...... BİR GÜN... ELİNDE İNCİ BİR TESBİH OLUR BELKİ..... İNCİDEN.... İÇİ KIRIK DÖKÜK AMA DIŞI PIRIL PIRIL BİR İNCİDEN..... |
BU ŞİİR DE GİDECEĞİ YERİ BİLİYOR..... Sevdalar Böyle Başlar Önce dünyama sesin girdi özlemli, kısık Bir mutluluk muştusu gibi ta uzaklardan Çok sonrası öptüğüm o gül dudaklarından Önce sesindi çağıran beni gür ve aydınlık Önce küçük ellerin kondu avuçlarıma Yolunu sasırmış bir kus gibi, ürkek Alıştım herseline, her yerine giderek Saplandın iğnelerce parmak uçlarıma Önce bir aksamdı gelen seninle dopdolu İnanılmaz, doyulmaz, anlatılmaz, kanılmaz Bir aksamdı sevgiden, apaydınlık, bembeyaz Bir aksamdı, alev istekli, duygulu Her şey gerçekti, öylesine güzel, yalansız Ağladım sensiz geçen ve geçecek günlere Sende ölümsüzlüğün çağrısını duydum önce Sonra tutuşup, yandım ben, sevdalandım apansız. Ümit Yaşar Oğuzcan |
Bafra Tütünü Ciğerlerime çekiyorum Bafra tütünüm usulca seni Sen yanarken için için bilsen deli kız, bir bilsen Döktüğüm yaşlar kim için Başlı başına bir sanatmış yaşamak Yaşamak düşmelerle kalkmalarla, Hakkıyla, layıkıyla icrası için Kah tufanları beslesin Kah yangınları söndürsün gözlerim, gözlerin Hey derdi aşkımdan büyük sevdiğim, Ağır ağır ciğerime çektiğim Bafra tütünüm, Ağla sellercesine yangın büyümesin Sil gözlerin, taneler bağrımı delmesin Ve yanasın için için, ben de yanarım sen için... Özcan Günergök | |
Bir Arsızın Günlüğünden- III 7. Gün... /Ay ışığında kırık bir adam / İçimde uzak bir kadın Hüznüm kadar taze bakışları Yalnızlığım kadar yakın… Sakın söyleme Bilirim duvarların Aşılmaz olduğunu Ve küçük bir pencerede -Kan revan gün batımı- Mavinin kaybolduğunu… Solduğunu saksımda gülün Bakkal Osman’ın ansızın öldüğünü Kemal Sunal’ın mezarda bile Beni nasıl güldürdüğünü… Sürdüğünü Yine de akıp gittiğini hayatın Söyleme… Gözlerime Bir sus bıraktın Bilirim duvarların aşılmaz olduğunu… Bilirim… Yaşamaktın… 8. Gün… /Soluğumu kesiyor bedenin Ne yana dönsem kanıyorum…/ Hani sevişmek bazen Biraz insan biraz hoyrat biraz sen Telaşlı, düş yorgunu Saçların hala ıslak Ter içinde avuçların Gözlerin kadar yengi hayat Gözlerin kadar kadın… ****** voltaların Pazarlıksız sürgünü Tenimde ayaz dokunmalar Gözlerimin neminde ıslanan dudakların Dudakların saat başı yüreğimi sorgular Sorgularda sır gibi tuttuğum adın… Anladın… Bu akşam, yine istedim seni Bu yüzden hüznüme batıyor tırnakların… 9. Gün… /Meteliksiz akşamlarda İhtimal bakışlı köşe hayali…/ Şimdi şu köşeden Dönünce karşıma çıksan Çakılıp kalsan gözlerime Ellerin titrese düşer gibi olsan Tutsam parmak uçlarından hayatı Yeniden… Neden Diye sormadan Ve hatta hiç konuşmadan Dokunsak… Ağır aksak Belki sıradan Yorulsak… Yasak koyduğumuz Hani kaybolduğumuz Ürktüğümüz, kaçtığımız, korktuğumuz Bu talan şehirde Çocuklar gibi koşup oynasak… Küçülsek sonra Bulamasalar bizi Kaldırsalar Tren garlarında asılan Sevdalı yasak resmimizi… Kaybolsak Düş/izi… Deniz ÜLKEGÜL.. |
menekşe soyunur rengini mavi çatlar dudağımda küllenirim... ömür kırılır tan eşiğinde düşer sancım toprağa düğümlenirim... güneş filizlenir ege'de açar bursa sabahına dillenirim... büyüt beni bir intihar dönüşü geceye salıncak çizebilirim... Ferhat Gülsün |
YOLUN KENARI devamlı yolda olan / yolun kenarına bakarmış... bir bordör taşıydı ......................... yolun kenarında döndü başı ...................dönen tekerleklere bakmaktan ve o seyrederken evleri ........................toprak düşecek yaşı ................................................. özlemle bekledi ve göz kırptı ................ yolun kenarındaki .............................. günebakanlar savurdu saçlarını mısırlar ve bir kanal geçer karşıdan ............................içinde hayat sağında bir söğüt ..............................salkım saçak solundaki kavak ........belli ki güneşe ulaşacak ve göz göze geldiler ...................yolun kenarında ................................iki mavi çocuk haydi gidelim ...........uzat elini görmezmisin ki .....................yollar uzun ve yolun ortasında ..............bir tarla faresi ....................gülümser öylece hayata Sefer YEŞİLYURT... |
Bir şarkı duyacaksın bir gün, Çok eski zamanlardan gelen. Kim bilir hangi duyguyla bestelenen. Kendinden bir şeyler bulacaksın,dinlerken belki de Düşünürmüsün acaba,şimdi onlar nerelerde. Kısacık ömründe sevmiş,sevilmiş, Hangi şaiirin kaleminden Kimbilir neler hissettide yazdı derinden. Hangi dost meclisinde, Hangi kemanın sesinde. Söylendi nice sevdalı dudaklarda Düşünürmüsün acaba. Bir şarkı duyacaksın bir gün, Çok eski zamanlardan gelen. Belki de selvi tepelerinde, Şimdi rüzgarlarla söylenen cansın erol |
Damlalar Minik zerreler Büyük oluşumlar Pırıl pırıl berrak Sevgi dolu ıslak Hele gözlerden süzülen sıcak damlalar. Damlalar dolar Göl olur Deniz Okyanus Damla deyip geçme… Selda Yüksel |
Liseli Kız Benim de bir zamanlar sevdiğim vardı Beyaz dantel yakalı liseli bir kız. Bağlarda, bahçelerde, yaylalarda yeşeren Al karanfiller gibiydi aşkımız... Gülünce içimde rengârenk güzel, Güller açılırdı iri. Hani bilirsiniz ya yıldızsız siyah Geceler gibiydi gözleri. Bir mermer çeşmeden akan su gibi, Geçip gidiyordu günlerimiz. Biz bize yaşıyorduk kendi kaderimizi Bütün yaratıklardan habersiz. Ve yuvada bekleşen sabırsız, küçük Serçeler gibiydik ikimiz. Gözleri konuşurdu susunca, mahzun: 'Seni seviyorum' derdi. Sevdadan, gurbetten, hasretten yana Sıcak türküler söylerdi... Üstelik bir ceylan gibi sebepsiz Ürkek halleri vardı. Ayrılık deyince oturup sessiz Çocuklar gibi ağlardı. Bilmiyorum şimdi kaç yıl, kaç mevsim İçli mektuplar yazdık. Bazen yan yana yürür, beraber otururduk Ama konuşamazdık. Ben görmedim şimdi öyle diyorlar Büyümüş artık liseli kız, gelin olmuş... Unuttum her şeyi diyormuş Ve her gece rüyâsını nur topu kadar güzel Sarışın çocukları süslüyormuş. Görsem çocuklarını şimdi diyorum Bakamam yüzlerine çaresiz Bana bakar çocuklar sessiz. Çocukları gözlerinden tanırım Biliyorum, hiç birşey bilmezler ama Bakamam, utanırım Yavuz Bülent Bakiler | |
Seveceksen Bir evet demen aşkıma Bil ki bana hayat verecek. Çünkü senden önce aşkı hiç tanımadım. Bir hayır demen aşkıma Bil ki bana mutsuzluk getirecek. Çünkü seni tanıdıktan sonra Tanrıma hiç iyi bir kul olamadım. Gör işte senin kölenim Kulunum işte. Gururuyla göklerde gezen ben Sevdamla ayaklarına düşüyorum. Nefsine sabır taşı çatlatan ben İşte önünde çöküyorum. Bir nebzecik sevgine Bir anlık bakışına Vefakâr bir âşık gibi Koyup da aşkımı yılların ocağına Gör işte, Pişirip sana sunuyorum. Kırma beni. Gönlümü okşayarak sev. İncitmeden sev. Sakın ola, Acıyarak sevme beni, Seveceksen isteyerek sev, Yürekten sev. halid ertuğrul |
Çırpıntı Havada karartı var hüzne çalmış yüreğini aydınlık o kızın aklında sen varsın hadi git ayaza yat yüreğin acılara dayansın...... Zeki Arlan... |
- 'İstiklal-i tam benim karekterimdir.' Mustafa Kemal Güç verdi yeniden Bitmiş-tükenmiş Türkeli'ne Umut verdi Işık verdi Ses verdi Sesimize Bir kez daha seslendi Amasya'da Sivas'ta Erzurum'da hepimize Güveniyordu budun'una Güveniyordu kendisine Çakınlar çakardı beyninde Ve en önde o giderdi Komutan değil Sanki bir erdi Gök gözlü kurt bakışlı Bir subay Ve bir budun ölüme koştu Ardında alay alay 'Ya ölüm dedim ya istiklal Bir adım bağımsızlık Bir adım Mustafa Kemal.' İstiklal-i tam Benim karekterimdir Kurtuluş benim düşüncem göz ışığım alın terimdir Bir tek andımız vardı Dağ-taş-orman-arı-çiçek Kadın-erkek-genç-yaşlı Ya ölüm dedik ya istiklal Bir yiğit dikildi karşımıza Ben varım dedi Ardımda bir budun var Geleceği görüyorum ak Türkeli'nin geleceği parlak Bağımsızlık Bir türkü olur dolanır Türkün dudaklarında Ekitler yeşerir yeniden Türkeli topraklarında Daha durmaz bu yürüyüş Devirir gider çağları Dağlar koynunda saklar Yıldızlar yolunu çizer Bir bağımsızlık türküsü Bir anda Türkeli'ni gezer Al bayrak dalganır Bağımsızlık burçlarında Yarın Türkeli'min her burcunda Bayrağım dalgalanır al-al Bir adım bağımsızlık bir adım Mustafa kemal 1998 Nihat Yücel |
Düş Seni, Yine şarkılarda dinliyorum, … ve sen, biliyorum Notalarda yaşıyorsun. Nağmeler gecenin saçlarına takılınca, Notalardan düşüyorsun, Bir türküden çok uzun bir hava oluyorsun. Ellerin yokluğa uzanınca, Doluyor üzüntünün sararmışlığıyla. Özlemlerine uzanan kollarında, Duygularımın seline kapılıyorsun. Ne ben gidebiliyorum, Ne de sen gidebiliyorsun. Seni kovmak istiyorum dünyamdan, Beni de sürüklüyorsun. Atılmak istiyorum, Yokluğa akan ırmak sularına. Atılıyorum da; Ama Hâlâ koynumda sanıyorum seni, Sarılıyorum... Sarılıyorum... Birden uyanıp bakıyorum, Yastıklar ezilmiş kollarımın arasında. halid ertuğrul |
Piyonlar Hey! Bu oyunda şah yapan Şımarma! Bu değil her şey! Sonra sana Gururun olur kapan. Hey! Bu oyunda mat olan Somurtup kararma! Verme hüzne pey! Nedir bu keder? Ayaktasın hâlâ. Alnın açıksa, Bu sana yeter. Etme kendini heder! Hey! Siz piyonlar Unutmayın! Dünya yaşlandı epey. Kimlerle doldu reyonlar. Yaraları kanatmayın. Nihayet sürülür bir kuytuya Yenilmez şampiyonlar. Şah da yapsanız, Mat da olsanız; Konur aynı kutuya Bütün piyonlar. Necmi Ünsal |
Silinir renkler ve şehir Ben kapatınca gözlerimi Oysa ben seni bekliyorum Gözümü kırpmadan Ahşap bir pencere gibi Rüzgarla savrulur Sarı ışıklarında Sokak lambasının Yağmur tanecikleri …………….. İnat etme Ay ışığı Gir içeri kalender sever |
Yoksunum. Ne işim var avutacak, Ne gücüm, boşluğa rağmen tutunacak. Her seferinde aynı şey, Bir iç sıkıntısı ardısıra gelen yoksunluk. Sığındığım çarelerim, artık yok. Boş, izbe, karanlık bir mahzen hissizliğinde içim. Geçti umut etmek mevsimi, Sildiler gözlerimden sevdiklerimi. Yazamadan kalbime adlarını. Her aradığımda, Uçurumun kıyısında beklerken buluyorum, Giderek azalan ruhumu... Her sabah öncekinden karanlık doğuyor. Güne uyanmaya korkar oluyorum. His kırıntıları arasında, Okumaya çalışıyorum, son gayretimle Şifreli anlamlarını kalbimin Ve seçiyorum, acısını yoksunluğunun, Tek çarem olan, aradığım o hayalin. çağrı göcek |
Güzeldiniz bir zamanlar sizi de sevmiştik hatırlar mısınız güzelsiniz demiştik gerçekten güzeldiniz her gece ayla beraber çıkardınız gökyüzüne gün olur güneşler doğardı aydınlığınızdan gözlerinizin şavkı vururdu duvarlara gün olur dağ rüzgarıyla gelirdiniz insanı büyüleyen bir havanız vardı güzelsiniz demiştik gerçekten güzeldiniz tutunca avuçlarımızda eriyecek sanırdık ellerinizi öyle beyazdılar, inceydiler, anlatılmaz ya dudaklarınız o yaban eriği kokulu insanı deli divane eden dudaklarınız hiç öpmemiştik ama bilirdik tadını öpmüşçesine zekiydiniz aklımızdan geçenleri bilirdiniz bir tanrı yüreğiyle severdik sizi güzelsiniz demiştik gerçekten güzeldiniz nereye gitsek sizi bulurduk karşımızda yürüsek gölgemizdiniz uyusak düşümüzdünüz kır çiçekleri açardı bastığınız yerde iyot kokuları gelirdi uzak denizlerden gözlerinize gemilerin bir gelir biri giderdi yosun yeşili elbiseler giyerdiniz bilseniz nasıl da yaraşırdı size güzelsiniz demiştik gerçekten güzeldiniz şimdi ne desek faydasız yoksunuz bir karanlıktır bıraktığınız arkanızda yüzünüzü görmek mümkün değil artık kulaklarımızda yalnız aksi kaldı gülüşlerinizin hani yokluğunuz bu kadar uzun sürmeyecekti hani giderken yine gelirim demiştiniz vefasızlık bile yakıştı size güzelsiniz demiştik gerçekten güzeldiniz ümit yaşar oğuzcan |
| Saat: 22:05 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık