MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

arwen 13 Şubat 2007 23:16

Ben sadece sensiz kaldım sen gidince
Ama sen kalpsiz kaldın bensiz gidince
Aşkımı haykırdım herkeze gündüz gece
Ama sen aşksız kaldın bensiz gidince...

Ben aşkımı kitaba yazdım hece hece
Manasını okuttum ihitiyara gence
Haykırdım aşkımı bu aleme delice
Ama sen manasız kaldın bensiz gidince..

Ancak hayatı anlarsın, aşkı bilince
Eğer anlamaz isen bu hayat bir bilmece
Murat anladı hayatı seni sevince
Ama sen anlamsız kaldın bensiz gidince...


murat gençosman


Misafir 13 Şubat 2007 23:16

ölüm anım

BU AKŞAM ÖLÜMLER BİR BAŞKA ACI VERİYOR,
BİR BAŞKA SÜRÜNDÜRÜYOR.
DERT BİR YANDAN, KEDER BİR YANDAN,
GAM BİR YANDAN VURUYOR.
TEK KURTULUŞ ÖLÜM GÖRÜNÜYOR.
ÖLMEDEN ÖNCE SON SİGARA,
ÇOK GÜZEL TÜTÜYOR.
KARA TOPRAK BAĞRINA BİR İNSAN
DAHA GÖMMEK İÇİN,
TÜRKÜLER SÖYLÜYOR.
İŞTE DOSTUM KARA TOPRAK,
ÖLMEYE BENİ ÇAĞIRIYOR.


İŞTE GİDİYORUM,
BU DÜNYAYA BİR DAHA DÖNMEMEK,
BİR DAHA DERT ÇEKMEMEK,
BİR DAHA SEVMEMEK İÇİN,
BİR DAHA SEVİLMEMEK İÇİN,
İŞTE GİDİYORUM.
AMA ŞUNU UNUTMA,
BEN ÖLÜRKEN DE SENİ SEVİYORUM...

ELVEDA...
şerif elçi


arwen 13 Şubat 2007 23:21

aynalar...
göz iliği günde,
aldanış...

har sandalları içinde,
kül deryasında kalışı,
anlatılmazdı yananın...

ne masalıydı,
ne fısıltısıydı rüyanın;
duvarda tozlu geçmiş,
can kırıkları içinde,
eğilip kalkışıydı,
bir adamın.
ki yorgun,
ve başı dik kavgasında,
yalnızlığa sataşmasıydı...

aynalar...
bir arkası mazim...

bir türkü,
narın tütsüler içinde,
boğuk notadan çalan..

telaşlı,
acemi bir acıdan bakıyorum,
terk edenin ardından...

kolay,
kim bilir karşımda duran aynaya,
yarından bahsetmek.
gözleri susturmak,
dil kelepçedeyken,
kimbilir daha acı olanı,
ya sevdayı,
susmazı,
hep konuşanı yüreğe,
öldürmek,
haddinden güç...

aynalar,
göz iliği günde, aldanış...

gidiyorum,
çıkıyorum hüzün gelinciğim.
beni bekleyen rıhtım vaktine.

dışarda bekleyen,
içerde depreşen sızıya kaldım.
arkası zindan,
bir yüzü ayan yaraya düştüm...

bekle bir günü,
bir günü tomurcuktan topla..
ki gün,
filizlendi,
boy verdi gerdanında sevginin...

baktığım gül,
gördüğüm sen,
tuttuğum elin,
dal üstünde senin...

işte,
herşey,
varlık adına kalan,
yokluk gibi bir anlam,
adın...

ve aynalar,
gün iliği günde,
iki göz yaşı...
sadakat....


ahmet arslan


Misafir 13 Şubat 2007 23:39

Başka Mevsimi Olmalı Artık Ömrün


Zaman içinde biriken yoksunluğumdu varlığın
Yıllarca bir şarkının içine hapsettiğim kırmızıydın

“Kutupta yaz gibi özledim seni” dedi sessizce dilim.

Kavruldum onca vakit, yüreğimdeki harın kızıllığında
İçten içe sancıdım, bir o yana bir bu yana savrulmalarda

Ne unutabildim rengini, ne de uzanabildi elim.

İsteksiz giden yolcunun geride bıraktığı hulyalarda
Siyahı sardı kollarım sabaha uyandığımda

Boynu bükük kaldı zalim pazarlıkta hayalim.

Ne söz vardı gidişinde, öksüz düşler birikti dönüşüne
Acıya boyamamıştım bulutları ama cesaretsizdi pembeye

Hangi renkte şimdi yarına kurduğum saatim?

Ne sarıları bitirebildim dökülen yapraklarda
Ne de açan renkleri yaşayabildim ilkbaharlarda

Yaşanacak bir başka mevsimi yazmalı artık takvim!

Yazan:?



Misafir 13 Şubat 2007 23:44

ORDA KALMAZLAR
Aydınlık için bir mum yakanlar
İsanlık için ışık tutanlar
Tarhi için kityap yazanlar
Hiçbir zaman karanlıkta kalmazlar

Öğrenmek için kitap okuyanlar
Öğretmek için kucak açanlar
Öğretim için bir taş koyanlar
Hiçbir zaman darboğazda kalmazlar

Okulsuz köylere okul yapanlar
Gelecek kuşağa bir harf yazanlar
Kütüp hanelere kitap bağışlayanlar
Tanrı huzurunda yalnız kalmazlar

Geçmişini tarihini bilmeyen
Biliyorsa doğruları söyleyen
Elbisesiz bir fakiri giydiren
Ahirette mükaffatsız kalmazlar

Devletimizi parselleyip soyanlar
Milyarlarına milyarları katanlar
ALİ ER YILMAZ


arwen 13 Şubat 2007 23:49

Alnımda biriken kırışıklara inat
Birirktirdim içimde yokluğunun sancısını
Çiziktirdim ormanların kayın ağaçlarına
Baykuşların canhıraş haykırışını

Kanımdan besleniyor yokluğunda nilüfer
Ne hicran, ne rüzgar bu, eser serteser
Acısız, köksüz sevdalara inat
kanımdan besleniyor ırmaklarda nilüfer

Sığmadın da okyanuslara hey hat
Beni kör kuyularda ölümsüz bıraktın
Elsiz, ayaksız,yalansız bıraktın
Seherde fecrin ışıklarına inat
Güneşsiz,şiirsiz, ilhamsız bıraktın

Bir hiç gibi, damarımda kanar yokluğun
Mutlu aşk yalan diye sevdasız bıraktın.


ramazan adil uysal


Misafir 14 Şubat 2007 00:01

ANA DOLU INSANI
burda insanların kaderi kara,
Elleri nasırlı, yüzleri yara.
Köyde çoban ise gider davara,
Dolaşmaktan tutmaz olur ayağı...

Kadınlar ahırda ineği sağar,
Köpeğe yal verir, koyuna zağar;
Kışın köyde yol kapanır, kar yağar;
Duman olur, geçit vermez Beydağı...

Hep askere gider Osman`la Mehmet,
Tarlada çalışır Hasanla Ahmet,
İklimler değişti yağmıyor rahmet,
Susuz kaldı bahçe, kurudu bağı...

Haydar iş bulamaz gider gurbete,
Biraz gücense de küsmez devlete;
Havyarı hiç bilmez, hasrettir ete;
Ayran içer al-al olur yanağı...

Yalın ayak gezer Müslüm`ün kızı
Görenin kalbinde açar bir sızı.
Akşam görününce Çoban Yıldızı,
BAHRİ ÇAVUŞ OĞLU


Misafir 14 Şubat 2007 00:04

İmkansız



kıyametinle geldin,
çağla rengi öpüşün
mart bitimi horlaması.
harımında ; bir tutam segen
dalaması terk etmeyen

akşam sefasının pembe
yanılsamasında,kalbe saplı
pürmüzdür dizeler
imkansızlığı eriten

kör kuyuların,geceyi
kıskandıran çetrefil
sessizliğinde ; engel cahili
aşktır sığındığım

idin hırsını sevginin
lirik uyumuna banarım
pıtrak dize gelir
ok kendini vurur
imkansızlık diz çöker
korkuyla gölgelenmiş aşkın kimsesizliğine

Mehmet Bardakçı


Misafir 14 Şubat 2007 00:17

EĞER
okadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Can YÜCEL


Misafir 14 Şubat 2007 00:18

Kimdi o? Yanındaki kimdi? Ne konuşuyordunuz? İşte buna dayanamam. Kahrolurum.
Dün gece ne yaptın? Nereye gittin? Ah otursaydın da beni düşünseydin ya! Eğlenebildin mi bari?
Yatarken ne okudun? Sonra iyi uyuyabildin mi? Rüyanda neler gördün? Söylesene.
Anladım artık beni sevmiyorsun. Sevdiğini sanmakla yanılmışım.
Zaten çirkin bir adamım ben, sinirliyim, kıskancım, fazla hisliyim. Daima beni seveceğini düşünmemeliydin. Suçluyum. Kendimi sevgilerimin bencilliğinden kurtaramadım. Zayıf, bencil bir adamım öyleyse.
Sonra yalancıyım, iki yüzlüyüm. Seninle konuşurken seninle yatmayı düşünüyorum. Sevgiyle elini tuttuğum zaman, aslında kalçalarını tutuyorum, bilmiyorsun.
Kendime göre hesaplarım da var benim. Yanımda olman gurur veriyor, sevinç veriyor bana. Fakat sana kimse bakmasın istiyorum, kimse konuşmasın seninle. Hep benim ol, durmadan benim ol. Günün her saatinde ve ölünceye kadar benim ol.
Beni seviyor musun? Evet mi? Öyleyse söyle. Kimdi o? Yanındaki kimdi? Nereye gidiyordunuz?
Seven zalimdir biliyorsun, aşk egoisttir. Sen zalim olma. Anlamıyorsun, anlamıyorsun.... . Biraz anla beni.
Sana sitem etmeyeceğim artık. Bütün suç benim. Seni bu kadar sevmemeliydim. Şu köhne ve utanmaz dünyada ne bir kimse bu kadar sevilmeye değer, ne de bir kimsenin bu kadar sevmeye hakkı var.
Kendimizi ne sanıyoruz? Biz neyiz ki? Sus, cevap verme. Teselliye ihtiyacım yok.
Seni bu kadar sevmenin cezasını kendime ödeteceğim.
Göreceksin.
http://img159.imageshack.us/img159/966/featherrn6.gifÜmit Yaşar OĞUZCAN


Misafir 14 Şubat 2007 00:20

EKSİK KALDI
Masada elin yerine sımsıkı tuttuğum çayımla
Isını alamadım eksik kaldı..
Çocuklarımızdan konuştuk
Oyunlarımızdan
Seyirciydik yaşamlarımıza
Sözler eksik kaldı..
Kurulmamış kalemizin taşları ayaklarımızda
Olmayan kulelerde dalgalanan yüreğimiz;
Kırgın, sinirli, isyankar bakışlarımızda,
Korkak bir sevgi kırıntısı
Eksik kaldı..
Dalga dalga çekildik dolunayda kendimize,
Bardakta çayımız bile eksik kaldı..
Kötücül bir boşluk gece yatağımda
Sınırlı zamanlara zorlanmış iki yabanıl sözcükte
Ortak ne varsa eksik kaldı..
ECE ARABUL GÜNEL


arwen 14 Şubat 2007 00:22

Ara sıra ikileme düşüyorum
Hesap tamam ama
İçinden çıkamıyorum
Bazen bir yaşıtımla karşılaşıyorum
Sene bir, ay aynı
Neredeyse günü bile tutturuyorum
Ama bakıyorum benden genç
İstemesem de farkında olmadan
Hala yaşlanmıyor diye
İçin için kıskanıyorum

Eski günlere dalıyoruz
Hatıraları anlatmaya başlıyoruz
Akranlarımızdan bazılarını da
Rahmetli diye anıyoruz
Vedalaşıp ayrılırken
Benden genç yaşıtımdan
Bir suçluluk girdabına düşüyorum
Utanıyorum rahmetli akranlarımdan
Hala yaşıyorum diye
İçin için özür diliyorum


necdet yağan


MaKaLeLe 14 Şubat 2007 00:50

O Benim İşte

Simsiyah gözlerle süzdü süzeli,
Bir hülyaya dalmış... O benim işte.
Ahu gözlü bir güzeller-güzeli,
Kalbini mi çalmış? O benim işte.

Şerbet gibi sunmuş, zehir tasını.
Bir ömür çektirmiş, bitmez yasını,
Buğulu gözlerle ilk sevdasını;
Bir gönüle salmış... O benim işte.

Diyar-diyar gezmiş, varmış her yere.
Son bir defa görüp, aşkına ere.
Sönen umutlarla belki Bin kere;
Kader ''-Ah! ''ı almış... O benim işte.

Taht kurmuş kalbime, gönlüme sultan.
Hasretinle yanmış-yıkılmış Dört yan!
Bir Şiir yazılmış: ''-Sevgiye Destan.''
Efsane... Masalmış, O benim işte.

Başı göklerdeyken, düşmüş birisi,
Ufkunu kaplamış bir sevda sisi,
Hüzün deryasının, Hasret Gemisi...
Son yolcusu kalmış: O benim işte...

İrfan Yılmaz |


arwen 14 Şubat 2007 00:55

Rengi siyahi ömre bedel gülen gözlerinde
Işıl, ışıl aşkı, sevdayı okurken
Zemheri ayazı gecelerde sıcacık ellerinde
Aşığım sana der, türküler söyleriz...

Aşk senin yüreğinde bir başka güzel
Yanında, dizin dibinde seni yaşamak
Şimal yıldızı gibi parlayan gözlerinde
Ezelim, ebedim olacaksın biricik aşkım...

Baharı, yazı, kışı sevmeyi sen öğrettin bana
Aşığa nazlı nazlı bakmayı sende gördüm
Lale kızılı dudağından buse akarken
Dereler misali çağladım durdum sana
Elimde hanımeli çiçeğim
Demiştim: hatırla, yazacağım sana
Ezelim, ebedim olacaksın biricik aşkım...
Ayse Cemrem. B.


rıza baldede


Misafir 14 Şubat 2007 01:12

ASLIMI SORAR SAN AVŞAR SOYUNDAN
Aslımı sorarsan Avşar soyundan
Ayrı düştüm aşiretten beyimden
Pınarbaşı'ndan da beş yüz evinen
Çıkıp da cana kıyanlardanım

Çekerim çileyi böyl'olsun bugün
Alırım mı sandın şol Kozan Dağın
Biz bir kurt idik de Bozoklu köyün
Ürkütüp sürüsün yiyenlerdenim

Dadaloğlum der de böyle olmazdım
Gördüğüm günlerin birini görmezdim
Kavga kızışınca geri durmazdım
Meydanda kardaşa kıyanlardanım
DADALOĞLU


arwen 14 Şubat 2007 01:17

hanımeli
Gözlerinde başladı asi yolculuğum
hiç bir vakit sevgi kaygısı taşımadım
Ela gözlerinin asude çekiminde kaldım
Mevsimler boyu sürdü yolculuğum

karanfil
Yasaklı kitap gibi bağrıma bastım seni
Yakacaklarsa bedenim yansın diye sevgili
ruhumu gözlerine hapseden bendim
Yinede dodo”ydum aşktan anlamayan

papatya
ağrılarını cam buğusuna yazan sevgili
içinde meryem taşıyan züleyha
kopmaz,kördüğümde olsa sana olan sevdam
Sen kalbinden kalbime zeytin dalı uzattın...

petunya
merhaban esenlik veren gece mavisi
hilesi,kelime oyunu olmaz seven kalbin
ötelerde mırıldanırsın şarkımızı, soluklanırım
umudu yitirmemeyi senden öğrendim

orkide
fotoğrafın gece yanıklarımı dindiren şifa
özlemekten pul pul dökülür derisi tenimin
sarıldığında çarem olursun,nilüfer kokarsın
zambak açar gamzelerinin kuytusunda ….

nergiz
Gül yaprağı gibi kalbinin kapısındaydım
buyur ettin kardelen....
mavi menekşe,laleler,fesleğen bırakıyorum
düşlerinden önce,gözlerin kapandığı an..

Portakal çiçeği
Kor ateştir düştüğü yere can verir cemrem
sevgililerin ellerinde çiçekler belli ki şubattır
sokakları leylak,açelya kokusu işgal eder
faili bellidir sunulan çiçeklerin “yakinen sevgilidir”

Kırmızı Gül demeti gülümsemen
Seni,sana sunamam gonca gülüm…


rıza baldede


Misafir 14 Şubat 2007 02:13

Kirli Notalar



duvarlar çiziyorum, kaybolan köşelerimi toplayıp
titrek muma kırık yüzler işliyor nefesim
kapı karanlık

nöbetinden düştüm
ay ışığına ateş bastığım acıların

uysal yağmurlar doğurup anaç bulutun gölgesinden

yıldızlar, serseri kumsallar, sırnaşık gitarda kirli nota
çıplak tohum ekiyorum sancılı gülüşlere
göğsümdeki vadiyi üşütüyor güneş



duvarlar yıkıyorum, dört yanım cehennem
kapım zincirl
silahsızım
ah... toprağa karışır parmaklarım

kanım akıyor sonbahara
kendimden geliyorum


Hakan Kartal


arwen 14 Şubat 2007 02:17

Bir gün sabah uyandığında
Yaşamına şöyle bir bak
Her zaman yaşadığın
Robot günlerden birisi olsun
Ve sen yine her gün yaptığın şeylerin
Aynısını tıpkısını yap
Ama günün bir yerine
Bir kırmızı çizgi çekmeyi unutma
Bu kırmızı çizgi
Senin ölüm anın olsun
Ve sen bu andan geriye bir bak
Dilersen yine aynı şekilde yaşa
Sanki hiç yaşamıyormuşçasına

Veya cesur ol
Ve gerçekten yaşamaya başla
Yaşamanın anlamı ve gereği neyse
Öyle ol
Sev, mutlu ve neşeli ol
Olmaya çalışma
Sadece “ol”
Neşe ol sevgi ol
“Yaşam ol”

Kaybet kendini yaşamın içinde
Kaybet ki yeniden başla yaşamaya
Ama sakın
Sakın yaşıyormuş numarası
Yapmaya hiç çalışma...


mr can akın


tikkymelike 14 Şubat 2007 08:48

GÖNLÜMÜN İÇİ

Gönlümle iç içe olduğundafark edemediğim sevdanı
Beni terk ettiğinde anladım
Sevdiğim senle yanyana oluşlarımızdaki özeli
Seni göremediğimde göz yaşlarımda buldum
Hep deniz dalgasında bulduğum duygularımızı
Kıyıya yanaştığımda yalnız kalınca gördüm
Her gün gökyüzünde buluştuğumuz noktayı
Yere çarpıp tekrar seni saramadığımda fark ettim
Solmayan bir çiçek misali kokan sevgimizi
Dudakları bükülmüş ayna karşısında gördüm
Çınlayan sevda demini
Artık sensizliğe saldım
Senin var olduğunda yok olduğunu
Kalbim dolu ama ellerim boşken anladım..

Gülay Şahin


iblis1907 14 Şubat 2007 09:05

ÖLÜMLÜ AKARSU

Aktığı her yere,
Kırgınlığını götüren bir akarsuyum…
Ellerine saçıldım…
Yüzüne çarpılmak için…

Ayaklarının arasından geçerek,
Su diyen çocuklarına yetişen akarsuyum…
Nice denizlerde kendimi gizledim,
Kızaran yüzümü saklamak için…

Önündeki bentlerden aşamayan,
Asırlık taşları eriten,
Doğumundan çok
denize öldüğü yer önemli olan,
kıvrımlı bir coğrafyayım…
Bir ders kitabında
ölmeden önce,
son isteğim tenine dolanmak,
her bir hücrendeki acıyı yıkamak…

Volkan İPEK


Misafir 14 Şubat 2007 09:59

KALBİMDE DERSİN
Son gün bu mekanda, musalla taşına konulurum
Beyazlar kefenim olur, bir tabutta yeri bulurum
Kılarlar cenaze namazımı, dualarla yolcu olurum
Sonra alırlar senden, kara toprakta son bulurum

Sevgin alabildiğine, öyle büyük ki gönlümde
Ölüm bile korkutamaz asla, ölsem sevginle
İçinde yaşat beni ebedi, dünyadan silinsem de
Ve sürdüreyim varlığımı, o kahverengi gözlerinde

Unutma, bol bol sevgini serp mezarıma, sula
Açsınlar, aşkımın çiçekleri bir bir sonsuzluğa
Sonra da, bir gün beni bir soran olursa sana
Yaşatıyorum O ölmedi, kalbimde dersin onlara

Belki, başka bir dünyaya göç etmiş olsa da yüreğim
Hasretim sana, hiç bir an çürümez ki bedenim
Ayrılık ne kadar acı da olsa, koparamaz biz sevdiğim
Söyle, sensiz Cennet'te dahi rahat edebilir miyim?

(Hakkari, 17 Temmuz 2003)

İbrahim SARIHAN


Nephthys 14 Şubat 2007 12:23








Bir Ateşim Yanarım
Bir ateşim yanarım külüm yok dumanım yok

Sen yoksan mekanım belli değil zamanım yok



Fırtınalar içinde beni yalnız bırakma

Benim senden başka sığınacak limanım yok


Ümit Yaşar Oğuzcan


Yalnızlığa Dair
Can yoldasin olmazsa olmasin
Yalnizim diye hayiflanmayasin,
Egilmis ustune gokyuzu masmavi
Bir anne sefkatine musavi.
Uc adim otede deniz
Dosttur, ne ofkesi ne durgunlugu sebepsiz.
Bir derdin varsa acabilirsin agaclara
Agac yaprak verir, sir vermez ruzgara
Ve kis yaz,
Dalda kus eksik olmaz
Dag basinda duman

Yalnizlik nedir goreceksin
oldugun zaman.

Cahit Sıtkı Tarancı





Misafir 14 Şubat 2007 22:55

«BENCE SEN DE ŞİMDİ HERKES GİBİSİN»




Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor
Onlardan kalbime sevda geçmiyor
Ben yordum ruhumu biraz da sen yor
Çünkü bence şimdi herkes gibisin




Yolunu beklerken daha dün gece
Kaçıyorum bugün senden gizlice
Kalbime baktım da işte iyice
Anladım ki sen de herkes gibisin




Büsbütün unuttum seni eminim
Maziye karıştı şimdi yeminim
Kalbimde senin için yok bile kinim
Bence sen de şimdi herkes gibisin









Nazım Hikmet Ran


arwen 15 Şubat 2007 00:12

Sen gittin ya
Hiçbir şey değişmedi
Her şey bıraktığın gibi
Bıraktığın yerde duruyor merak etme
Fazladan şu sol yanıma keskince bir sızı eklendi
O kadar

Sabaha senle uyanıyorum
Kahvaltıyı beraber yapıyoruz buharı üstünde
Demli çayla
Çok içiyorsun diyorsun sigaramı yakarken
Kötü öksürüyorsun içim acıyor
Ardından
Bende çok içiyorum bırakalım diyorsun
Alelacele çıkıyoruz evden
Sokak kapısının önünde kucaklaşıyoruz
Gülüşün
El sallıyor uzaktan

Gün boyu
Manyetolu telefonda düşüp duruyor sesin
Nabzım seni vuruyor
Kokun tenimde
İştahım pek yok
Öğle yemeklerini kırıntıyla geçiştiriyorum
Ziyafeti akşama saklıyorum

Manavla bakkalla selamlaşıyorum eve giderken
Bizim Pakize var ya
Çöplüğün kedisi
Camı tıklar hemen beni görünce pencereden
Hakkını yemeyeyim birde şu sokak lambası
Hani beni altında ilk defa öptüğün
Göz kırpar buruk tebessümle
Ben mutfakta oyalanırken
Yaramaz çocuklar gibiydin ya
Senden patates kızartmalarını saklardım
Sofrada birlikte olalım diye
Bu Pakize senden sabırsız
Senin gibi dolaşır durur ayaklarımın altında
Kuralımı bozmam amma
Hele ki senin aldığın vazoya çiçek koymadan
Kimse oturamaz karşıma

Yemek arasında çay demlerim
İki paket selpak almadan da oturmam haberlere
Sokulurum köşedeki yastıkların koynuna
Ha unutmadan selamları üstümde kalmasın
Menekşeler hep seni sorar
Birde şu bizim kapıcı Ahmet Efendi
Abla bir isteğin varsa söyle çekinme
Ağabeyimden haber var mı der
Sağ olsunlar

Karanlıktan korkardım ya
O yüzden bütün ışıkları yakıyorum geceleri
Fatura biraz kabarık gelecek ama
Boş ver
Öyle seviyorum ki yıldızları seyretmeyi
Bir bakmışım sabah oluvermiş
Bir iki saat uyku yetiyor bana
İnadına seviyorum geceleri
Takvime çizik atmak
Nasıl güzel bilemezsin
Bekliyorum
Günlerin geceye dönmesini…


zekiye koç


MaKaLeLe 15 Şubat 2007 00:49

Gam Elinden Benim Zülfü Siyahım

Gam elinden benim zülfü siyahım
Peykân değdi sinem yaralandı gel
Hüdâ hakkı için ağlatma beni
Bugün sevda candan aralandı gel

Gamdan hisar oldu mekânım yurdum
İşitmez âvazım dinlemez virdim
Bir değil beş değil on değil derdim
Düğümler baş verdi sıralandı gel

Hasretinle vasıl olam mı böyle
Mecnun'a da baki kalır mı Leylâ
Ölümlü dünyadır gel helâl eyle
Yüklendi barhanam gidelendi gel

Ne çekerse dertli sinem dağ olmaz
Günler gelir geçer ömür çoğ olmaz
Neşterlidir yaralarım onulmaz
Göğerdi çevresi karalandı gel

Pir Sultan Abdal'ım haftada ayda
Günler gelir geçer bulunmaz fayda
Gönül Hak arzular camm hayhayda
Toprağım üstüme kürelendi gel

Pir Sultan Abdal |


Mystic@L 15 Şubat 2007 00:51

Hassas Terazi

Ben nerde a dediysem
orda a
önümde ibresi sağa sola
kımıldayan terazi.

Az uzağınıza gittiysem
böyle daha iyi göresiz
bir hafif yankı denizler ötede
ses eder siz.

Hep kendim için mi bazı şeyleri
gizlediysem bilmeseniz
başka dünyalarda a vardı
görülür hesabı ben/de a dediysem.

Behçet Necatigil


arwen 15 Şubat 2007 00:56

iskele deniz isteksiz
bir çocuk gibi bakmakta
homurtularla bir vapur
karşı kıyıya akmakta
bir köşede dönen fener
kalan yağını yakmakta
gözleri ıslak bir adam
çaktırmadan ağlamakta
acılarını sanki bir
urgana sıralamakta
ufukta sarı bir gölge
gözleriyle boğulmakta
birtaraftanda yüreği
hasretinden sızlamakta
seni sevmiyorum diye
yerlere şiir yazmakta
mutlulukta bu adama
anlaşılan çok uzakta



mustafa semerci


Mystic@L 15 Şubat 2007 00:58

Umut Özlemi

Duvarlar geliyor üstüme perde perde hissediyorum.
Kurtulma imkanım var, kurtulma isteğim yok.
Perçinleşmişim umutsuzluklarla, hüzüne demir atmaya,
Karamsarlıklar beni arıyor tüm yanlızlarda,
Ne zaman biter bu kabus, hep ben miyim suçlu?
Hiçbir zaman yaşayamadım yazı, sevinci, baharı.
Bedenim ve ruhum ayrılmış iki düşman gibi,
Ben ise arada kalan kararsız bir duygu.
Ayrılık ve hasret var mutluluğa, pembelere.

Bir sonbahar yağmurunda,
Dalını arayan dökülmüş sarı bir yaprak,
Sonsuza kadar anlatır;
Tüm pas tutmuş duygularımı.
Kimbilir belki de toprakla buluşmaktır,
Bu hüzün ateşini söndürecek.
Ama ne zaman, nerde ve nasıl?
Tıpkı zamanı belli olmayan,
Treni beklemek gibi...

Gaziantep
Onur Pekmez


arwen 15 Şubat 2007 01:03

Az önce bitti gün
Sevgililere adanan
Sevgiye tek gün
Dağları, deryaları sığ eden
Bir ömür tüketen
Bedenler çürüten
Ruhları eriten
Dostu düşman eden
Meyleri dost tutan
Sevdaya tek gün
Bitti gün...


ömer şancı


arwen 15 Şubat 2007 03:32

Bu gün sevgililer günü

Oyuna getirip gururumu ezdiğin
Bana inat kapattırdığın
O telefonundan aradım seni yine
Olmadığını bile bile

Özlemiştim çünkü
Sevmediğini bile bile

Alo deseydin ne mi olurdu
Sessizce kapatırdım
Layık olmadığın aşkımı
Bir kez daha haykırma
Aptallığını yaşamazdım


kevser saki


MaKaLeLe 15 Şubat 2007 03:58

Rakımlar Güzelim

Sen karşıma çıktığında, bir Temmuz gecesiydi.
Yıldızların dans ettiği, bir Toros zirvesiydi.
Sanki aynı zaman tunelinden geçip de gelmiştik
Gözlerimdeki çizgiler ayak izlerindi.

Toroslar ve sen.
Kaç yıllık özlemimdi
bir bilebilsen
Gördüklerim, düş değil,
bir gençlik ahımdı.
Buzlarımın çözüldüğü,
gözlerimin yeşerdiği
Toroslar, Hira Dağı’mdı

Sen indin yüreğime
türkülerle,
şiirlerle
ayet, ayet.
Bir yirmi yıl daha sürer,
bitmezdi bu hasret
O temmuz gecesi
yıldızları toplayıp
sen yüreğime inmeseydin şayet.

Ağlara düşmüş balıklar gibi naçar,
kurşun yemiş ceylanlar gibi kaçardım.
Yollarım yolsuzdu
varamazdım ben
Dillerim dilsizdi,
soramazdım ben
Kollarım kolsuzdu,
saramazdım ben

Ekebilseydim yüreğini
kardelenler boy atardı
Martılar karışırdı,
turna sürülerine
ellerin, ellerime değebilseydi.

Büyüdün sonra gözlerimde.
yellere savurduğum
duygularım gibi büyüdün.
Göz bebeklerim,
çocuklarım gibi büyüdün.
Dağlara sevdalı,
sol yanım gibi büyüdün.

Büyüdün sonra gözlerimde,
gençliğimi ektiğim,
ve de tükettiğim,
virane varoşlar gibi büyüdün.
Büyüdün gözlerimde,
düşlerime sığmayan,
Toroslar gibi büyüdün.

Seninle kök saldım
en çorak dağlara.
Gamzelerinde içtim sularımı
kana, kana.
Rüzgarlarla sevişen saçlarını,
kara bulutlara gölge ederdim.
İzlerin kutsaldı,
yorgun ayaklarımı ellerime alıp,
kanatlanan yüreğimle,
yüreğine giderdim.

Sis basardı tepeleri kimi gün,
göz gözü görmezken
kapalı gözlerimle seni görürdüm.
Sen, sekerken kayalarda
meri keklikler gibi,
bir gönül avcısıydım
amaçsız, silahsız
ardından yürürdüm.

Kaybolmayı özledim hep.
Fırlatıp kimliğimi bu kentin çöplüğüne
yüreğine gizlenip kaybolmayı özledim.
Dört duvarı, temelden yıkıp
dört kitabın, dördünü de yakıp
dört iklimi, saçlarına takıp
yüreğine gizlenip kaybolmayı özledim.

Kaybolmayı özledim hep
yaralı bir turna gibi göçüp gitmeyi
yaralı bir turna gibi her şeyi terk etmeyi.
Kaf Dağları’nı özledim,
gece masallarını.
Duygularım yalansa
yalanları özledim.
Kendimi özledim,
kendimi aradım insansız kentlerde
dillerim laldı
gürültülerin sessizliğinde.
Dağlara vurdum izlerimi
izlerine karışmıştı.
dağlarımı özledim.

Sonra da seni buldum
bir temmuz gecesinde.
Yıldızların dans ettiği
bir Toros zirvesinde.
Sonra da seni buldum
yönlerin tükendiği,
ağıtların dindiği,
halayların saçlarına indiği,
bir Temmuz gecesinde.

Biliyorum,
"ne yaşadık ki seninle,
ne çok abartmışsın,
Bu platonik bir aşka benziyor
çok şeyler katmışsın" diyeceksin.
Oysa, dedim ya güzelim,
aynı zaman tünelinden geçip de gelmiştik
gözlerimdeki çizgiler ayak izlerindi.
Cemre yeni düşerken buzul yüreğime,
sevdalarımı yükleyip turna kanatlarına
ben seni bir eylül fırtınasında kaybetmiştim.

Bir eylül fırtınasıydı,
gençlik yıllarımızı kasıp kavuran.
Bir eylül fırtınasıydı,
dağ gibi umutlarımızı dağlara savuran.
Eylüller sancılı,
eylüller gebe,
eylüller, kan kokan kızıl bir şafaktı
Gözlerin gizlenirken göz bebeklerimde
ellerin yıldızlar kadar uzaktı.

Sonrası sürgündü,
sonrası vurgundu,
sonrası sönmüş volkanlar gibi durgundu.
Sonrasını demeye ne gerek vardı
her şey aşikardı.
Eylüllerden, Toroslara uzanan
bitmeyen bir ah-u zardı.
Sonrası yaşanmamış kopuk bir zamandı.
berisi neresiydi
ötesi neydi
İzlerimiz gölgeli,
sözlerimiz virandı.

O günden beridir güzelim,
o günden beri.
Bir avucumda kavgam,
bir avucumda sevdam,
ve yüreğimde yaram,
hep seni aradım
bir dağdan, bir dağa.

Oy benim rakımlar güzelim oy
darbeler vurgunum,
varoşlar sürgünüm,
kavgalar yorgunum.
Kaçamak düşlerimin firari perisi,
kopuk yüreğimin öte yarısı
Biliyor musun
bir dağlara sevdalandım,
bir de sana.
Bir de ikiniz gelince yan yana
yaşamaya sevdalandım
ölesiye.

Ey benim dört mevsimim ey
zemheri yüzlüm
ağustos gözlüm
karakış izlim
Biliyor musun
gözlerine gizleyip zamanı
Dokuz ayı devirdim
Toroslardan bu yana
Bir de şiir doğurdum sana,
her mısrası, bin desen.
Görsen inanamazsın,
tıpkı sen.
Bir şiirime babalık yaptın
dağlarımın anası,
yüreğimin yarası
Bir şiirime babalık yaptın
zina suçlum,
gönül borçlum,
toprak avuçlum.
Al kucağına, al
dizelerim üşüyor,
okşa,
sev biraz.

Oy benim rakımlar güzelim oy
Darbeler kaçkını
firari ceylanım.
Beynimi çökerten
Toroslar heyelanım.
Dilimde türkümsün
sazımda süssün
Düşlerimde yedi renk,
soframda aşsın.
Fırlat yüreğini,
dağlara fırlat
yüreğime düşsün.

Ey benim rakımlar güzelim ey
Eylüller ezelim,
fırtınalar gazelim ey
Biliyor musun
seninle güzelleşiyor
seninle olan her şey...

Hıdır Çam |


Misafir 15 Şubat 2007 06:21

Bir Arsızın Günlüğünden- II

4.Gün…

/Sensiz açan bir karanfil vakti../

Anladım ki
Çok şey değişmiyor hayatta
Yine meteliksiz kalıyorsun mesela
Eksik olmuyor ağzından tütün kokusu
Gözlerinde hep aynı kalıyor hüzün
Ve yüzün
Üşüyen parmaklarımda bir güz eskisi…

Çok şey değişmiyor inan
Yine sabah oluyor
Güneşin koynunda bulut yazgısı
Yağmur sesinde telaşsız zaman
Anlatan, dinleten, ağlatan…

Canın sıkılıyor
Sigara yakıyorsun
İzmarit kokan uykularda
Duman altı bir düş sönüyor içinde…
Ne bileyim
Çaya biraz şeker, biraz özlem katıyorsun
Sonra oturup şiir yazıyorsun
Kırık bir kalem ezgisinde
Cam kesiği harfler yüreğine batıyor
Sessizce kanıyorsun…

Çok şey değişmiyor inan
Aynı kalıyor yastıkta kokun
Ve tek bir saç telinde
İnadına çoğalıyor yokluğun…
Pencereye hep aynı ismi yazıyorsun
Aynı resme bakıyorsun duvarda
Her sabah Aynada kalıyor yüzün
Sözün demir kelepçe. yüreğin darda
Dağılıyorsun…



5. Gün…

/ Yarsız, yaralanmalar…/

Bir çocuğun yüzünde
Ağladım…

Avuçlarında parmaklarım kesildi
Koptu göğümün mavi uçurtması
Tutamadım…

Ve korktum büyümekten
Durmadı dizlerimde
O Eylül kanaması
Sıktım dişimi, susmak istedim
Susamadım…

Sonra eksilmeyi öğrendim
Her kavgada amansızca yenilmeyi
Vurduğum her bedende
Vurulmayı, kanamayı, düşmeyi…

Bir de sevişmeyi
Göğüs uçlarında –dik başlı kavgalarım-
Islak ve kaygan teninde
Yormayı, yorulmayı, sevmeyi…
O bahar kokunu ciğerlerime çekerken
***** yaz akşamlarında
Sırtıma doğrulan namluya gülüp geçmeyi…

Bu gün
Bir kadının gözlerinde ağladım…

Sermaye bakışlarında
Bir pula sattığı hayat
Dudaklarında yorgun şehvet
Soyunmuş vücudunda
O baştan çıkaran davet

Eğildim, yaklaştım
Dokunamadım…

Sonra gitmeyi öğrendim
Gittiğim yolda
Vakitsiz bir molada
Sana rastlamayı…

Seni bilmeyi, seni bulmayı
Yokluğuna seni anlatmayı…

Ayazdı, kimseler yoktu yanımda
Peşime düşmüştü siyah elbiseliler
Bir çığlık gibi üzerime üşüştüler
Namlu sesleri…

Korkmadım…





6. Gün…

/ Hiç kimseden arta kalan yalnızlık…/


Çoğalsın içimde köşe başları
Her dönüşte sızın çarpsın yüzüme
Sözüme katli ferman bakışları
Merhem yaparım…

Sen koynunda bensizlik büyüt
Sensiz kasırgalar yürüt mevsimlerime
Kırıp talan ettiğin bütün dalları
Ayazında biriktirir, yakarım…

Esir et gölgemi sokaklarına
Göz yaşın dokunsun ayak sesime
Bana diktiğin tüm duvarları
Bakarsın gün gelir, yıkarım…

Hiç kimseden sermaye sürgün vakitler
Koca bir kalabalık karışır nefesime
Enseme dayadığın soğuk akşamları
Kim bilir belki kovarım bu şehirden…



Deniz ÜLKEGÜL


tikkymelike 15 Şubat 2007 10:12

ARTIK SOKAĞA ÇIKABİLİRSİN

Artık sokağa çıkabilirsin
Evine çağırdın ilk yaz sevinçlerini
Çocukluğuna
Yırtıldı gözlerin,içine hayat doldu
O karanlık ışık...
Yükün yok
Artık her sabah hoyrat bir özgürlük uyandırıyor seni...

Kalbinde herşey eşitlendi
Haz ve sıkıntı
Boşlul ve güven
Hasret ve ölüm
Gözlerine hastalıklı bir güzellik geldi

Şimdi acı çeken yanınla bile alay ediyorsun...

Kalbine çağırdın herkesi
Kendini bile
Artık sokağa çokabilirsin
Ömründen düştün kendini

Cezmi Ersöz


Nephthys 15 Şubat 2007 11:38

İki Bıçak

İki bıçak seç kendine
Biri yaralamak için
Biri öldürmek
Pusu kur gözleri
Karanlık gölgesine
Biri sevmek için
Biri ihanet
İki yürek seç kendine
Biri yaşamak için
Biri gizlenmek
Bir korkak, bir kaçak, bir firar

Kaç kişisin sen sevdiğim, çocuk
İçimdeki bıçak bir kere daha dönüyor
Olduğu yerde
Kalırsan sel basar yataklarımı
Gidersen uçurum çiçekleri açar kalbimde
Kimi zamanlar olur sevgilim
İki bıçak bile yetmez bir tek ölüme

Murathan Mungan






SEN GÜL YÜREKLİM...... AKAN BU İNCİ TANELERİNİ HİÇ GÖRMEDİN......
BİR GÜN... ELİNDE İNCİ BİR TESBİH OLUR BELKİ..... İNCİDEN....
İÇİ KIRIK DÖKÜK AMA DIŞI PIRIL PIRIL BİR İNCİDEN.....


Nephthys 15 Şubat 2007 12:09

BU ŞİİR DE GİDECEĞİ YERİ BİLİYOR.....




Sevdalar Böyle Başlar


Önce dünyama sesin girdi özlemli, kısık
Bir mutluluk muştusu gibi ta uzaklardan
Çok sonrası öptüğüm o gül dudaklarından
Önce sesindi çağıran beni gür ve aydınlık

Önce küçük ellerin kondu avuçlarıma
Yolunu sasırmış bir kus gibi, ürkek
Alıştım herseline, her yerine giderek
Saplandın iğnelerce parmak uçlarıma


Önce bir aksamdı gelen seninle dopdolu
İnanılmaz, doyulmaz, anlatılmaz, kanılmaz
Bir aksamdı sevgiden, apaydınlık, bembeyaz
Bir aksamdı, alev istekli, duygulu

Her şey gerçekti, öylesine güzel, yalansız
Ağladım sensiz geçen ve geçecek günlere
Sende ölümsüzlüğün çağrısını duydum önce
Sonra tutuşup, yandım ben, sevdalandım apansız.


Ümit Yaşar Oğuzcan


MaKaLeLe 15 Şubat 2007 14:29

Bafra Tütünü

Ciğerlerime çekiyorum
Bafra tütünüm usulca seni
Sen yanarken için için
bilsen deli kız, bir bilsen
Döktüğüm yaşlar kim için
Başlı başına bir sanatmış yaşamak
Yaşamak düşmelerle kalkmalarla,
Hakkıyla, layıkıyla icrası için
Kah tufanları beslesin
Kah yangınları söndürsün gözlerim, gözlerin
Hey derdi aşkımdan büyük sevdiğim,
Ağır ağır ciğerime çektiğim Bafra tütünüm,
Ağla sellercesine yangın büyümesin
Sil gözlerin, taneler bağrımı delmesin
Ve yanasın için için, ben de yanarım sen için...

Özcan Günergök |


Misafir 15 Şubat 2007 19:28

Bir Arsızın Günlüğünden- III

7. Gün...

/Ay ışığında kırık bir adam /



İçimde uzak bir kadın
Hüznüm kadar taze bakışları
Yalnızlığım kadar yakın…

Sakın söyleme
Bilirim duvarların
Aşılmaz olduğunu
Ve küçük bir pencerede
-Kan revan gün batımı-
Mavinin kaybolduğunu…

Solduğunu saksımda gülün
Bakkal Osman’ın ansızın öldüğünü
Kemal Sunal’ın mezarda bile
Beni nasıl güldürdüğünü…

Sürdüğünü
Yine de akıp gittiğini hayatın
Söyleme…

Gözlerime
Bir sus bıraktın
Bilirim duvarların aşılmaz olduğunu…

Bilirim…

Yaşamaktın…




8. Gün…

/Soluğumu kesiyor bedenin
Ne yana dönsem kanıyorum…/

Hani sevişmek bazen
Biraz insan biraz hoyrat biraz sen
Telaşlı, düş yorgunu
Saçların hala ıslak
Ter içinde avuçların
Gözlerin kadar yengi hayat
Gözlerin kadar kadın…

****** voltaların
Pazarlıksız sürgünü
Tenimde ayaz dokunmalar
Gözlerimin neminde ıslanan dudakların
Dudakların saat başı yüreğimi sorgular
Sorgularda sır gibi tuttuğum adın…

Anladın…

Bu akşam, yine istedim seni
Bu yüzden hüznüme batıyor tırnakların…





9. Gün…

/Meteliksiz akşamlarda
İhtimal bakışlı köşe hayali…/

Şimdi şu köşeden
Dönünce karşıma çıksan
Çakılıp kalsan gözlerime
Ellerin titrese düşer gibi olsan
Tutsam parmak uçlarından hayatı
Yeniden…

Neden
Diye sormadan
Ve hatta hiç konuşmadan
Dokunsak…

Ağır aksak
Belki sıradan
Yorulsak…

Yasak koyduğumuz
Hani kaybolduğumuz
Ürktüğümüz, kaçtığımız, korktuğumuz
Bu talan şehirde
Çocuklar gibi koşup oynasak…

Küçülsek sonra
Bulamasalar bizi
Kaldırsalar
Tren garlarında asılan
Sevdalı yasak resmimizi…

Kaybolsak

Düş/izi…

Deniz ÜLKEGÜL..



Misafir 15 Şubat 2007 20:17

menekşe soyunur rengini
mavi çatlar dudağımda
küllenirim...


ömür kırılır tan eşiğinde
düşer sancım toprağa
düğümlenirim...


güneş filizlenir ege'de
açar bursa sabahına
dillenirim...


büyüt beni


bir intihar dönüşü
geceye salıncak
çizebilirim...






Ferhat Gülsün


Misafir 15 Şubat 2007 21:09

YOLUN KENARI

devamlı yolda olan / yolun kenarına bakarmış...




bir bordör taşıydı

......................... yolun kenarında

döndü başı

...................dönen tekerleklere bakmaktan

ve

o seyrederken evleri

........................toprak düşecek yaşı

................................................. özlemle bekledi

ve

göz kırptı

................ yolun kenarındaki

.............................. günebakanlar

savurdu saçlarını mısırlar

ve

bir kanal geçer karşıdan

............................içinde hayat

sağında bir söğüt

..............................salkım saçak



solundaki kavak

........belli ki güneşe ulaşacak



ve

göz göze geldiler

...................yolun kenarında

................................iki mavi çocuk

haydi gidelim

...........uzat elini

görmezmisin ki

.....................yollar uzun

ve

yolun ortasında

..............bir tarla faresi

....................gülümser öylece hayata

Sefer YEŞİLYURT...


arwen 16 Şubat 2007 00:44

Bir şarkı duyacaksın bir gün,
Çok eski zamanlardan gelen.
Kim bilir hangi duyguyla bestelenen.
Kendinden bir şeyler bulacaksın,dinlerken belki de
Düşünürmüsün acaba,şimdi onlar nerelerde.

Kısacık ömründe sevmiş,sevilmiş,
Hangi şaiirin kaleminden
Kimbilir neler hissettide yazdı derinden.
Hangi dost meclisinde,
Hangi kemanın sesinde.
Söylendi nice sevdalı dudaklarda
Düşünürmüsün acaba.

Bir şarkı duyacaksın bir gün,
Çok eski zamanlardan gelen.
Belki de selvi tepelerinde,
Şimdi rüzgarlarla söylenen


cansın erol


Misafir 16 Şubat 2007 00:47

Damlalar
Minik zerreler
Büyük oluşumlar
Pırıl pırıl berrak
Sevgi dolu ıslak
Hele gözlerden süzülen sıcak damlalar.
Damlalar dolar
Göl olur
Deniz
Okyanus
Damla deyip geçme…
Selda Yüksel


MaKaLeLe 16 Şubat 2007 00:48

Liseli Kız

Benim de bir zamanlar sevdiğim vardı
Beyaz dantel yakalı liseli bir kız.
Bağlarda, bahçelerde, yaylalarda yeşeren
Al karanfiller gibiydi aşkımız...

Gülünce içimde rengârenk güzel,
Güller açılırdı iri.
Hani bilirsiniz ya yıldızsız siyah
Geceler gibiydi gözleri.

Bir mermer çeşmeden akan su gibi,
Geçip gidiyordu günlerimiz.
Biz bize yaşıyorduk kendi kaderimizi
Bütün yaratıklardan habersiz.
Ve yuvada bekleşen sabırsız, küçük
Serçeler gibiydik ikimiz.

Gözleri konuşurdu susunca, mahzun:
'Seni seviyorum' derdi.
Sevdadan, gurbetten, hasretten yana
Sıcak türküler söylerdi...

Üstelik bir ceylan gibi sebepsiz
Ürkek halleri vardı.
Ayrılık deyince oturup sessiz
Çocuklar gibi ağlardı.

Bilmiyorum şimdi kaç yıl, kaç mevsim
İçli mektuplar yazdık.
Bazen yan yana yürür, beraber otururduk
Ama konuşamazdık.

Ben görmedim şimdi öyle diyorlar
Büyümüş artık liseli kız, gelin olmuş...
Unuttum her şeyi diyormuş
Ve her gece rüyâsını nur topu kadar güzel
Sarışın çocukları süslüyormuş.

Görsem çocuklarını şimdi diyorum
Bakamam yüzlerine çaresiz
Bana bakar çocuklar sessiz.
Çocukları gözlerinden tanırım
Biliyorum, hiç birşey bilmezler ama
Bakamam, utanırım

Yavuz Bülent Bakiler |


arwen 16 Şubat 2007 00:53

Seveceksen

Bir evet demen aşkıma
Bil ki bana hayat verecek.
Çünkü senden önce aşkı hiç tanımadım.
Bir hayır demen aşkıma
Bil ki bana mutsuzluk getirecek.
Çünkü seni tanıdıktan sonra
Tanrıma hiç iyi bir kul olamadım.

Gör işte senin kölenim
Kulunum işte.
Gururuyla göklerde gezen ben
Sevdamla ayaklarına düşüyorum.
Nefsine sabır taşı çatlatan ben
İşte önünde çöküyorum.
Bir nebzecik sevgine
Bir anlık bakışına
Vefakâr bir âşık gibi
Koyup da aşkımı yılların ocağına
Gör işte,
Pişirip sana sunuyorum.

Kırma beni.
Gönlümü okşayarak sev.
İncitmeden sev.
Sakın ola,
Acıyarak sevme beni,
Seveceksen isteyerek sev,
Yürekten sev.


halid ertuğrul


Misafir 16 Şubat 2007 00:55

Çırpıntı




Havada karartı var
hüzne çalmış yüreğini aydınlık
o kızın aklında sen varsın

hadi git
ayaza yat
yüreğin acılara dayansın......





Zeki Arlan...


Misafir 16 Şubat 2007 00:59

- 'İstiklal-i tam
benim karekterimdir.'
Mustafa Kemal


Güç verdi yeniden
Bitmiş-tükenmiş Türkeli'ne
Umut verdi
Işık verdi
Ses verdi
Sesimize

Bir kez daha seslendi
Amasya'da
Sivas'ta
Erzurum'da
hepimize

Güveniyordu budun'una
Güveniyordu kendisine

Çakınlar çakardı beyninde
Ve en önde o giderdi
Komutan değil
Sanki bir erdi

Gök gözlü kurt bakışlı
Bir subay
Ve bir budun ölüme koştu
Ardında alay alay

'Ya ölüm dedim ya istiklal
Bir adım bağımsızlık
Bir adım Mustafa Kemal.'

İstiklal-i tam
Benim karekterimdir
Kurtuluş benim
düşüncem
göz ışığım
alın terimdir

Bir tek andımız vardı
Dağ-taş-orman-arı-çiçek
Kadın-erkek-genç-yaşlı
Ya ölüm dedik ya istiklal

Bir yiğit dikildi karşımıza
Ben varım dedi
Ardımda bir budun var
Geleceği görüyorum ak
Türkeli'nin geleceği parlak

Bağımsızlık
Bir türkü olur dolanır
Türkün dudaklarında
Ekitler yeşerir yeniden
Türkeli topraklarında

Daha durmaz bu yürüyüş
Devirir gider çağları
Dağlar koynunda saklar
Yıldızlar yolunu çizer
Bir bağımsızlık türküsü
Bir anda Türkeli'ni gezer
Al bayrak dalganır
Bağımsızlık burçlarında

Yarın Türkeli'min her burcunda
Bayrağım dalgalanır al-al
Bir adım bağımsızlık
bir adım Mustafa kemal

1998
Nihat Yücel


arwen 16 Şubat 2007 01:01

Düş

Seni,
Yine şarkılarda dinliyorum,
… ve sen, biliyorum
Notalarda yaşıyorsun.
Nağmeler gecenin saçlarına takılınca,
Notalardan düşüyorsun,
Bir türküden çok uzun bir hava oluyorsun.
Ellerin yokluğa uzanınca,
Doluyor üzüntünün sararmışlığıyla.
Özlemlerine uzanan kollarında,
Duygularımın seline kapılıyorsun.
Ne ben gidebiliyorum,
Ne de sen gidebiliyorsun.
Seni kovmak istiyorum dünyamdan,
Beni de sürüklüyorsun.
Atılmak istiyorum,
Yokluğa akan ırmak sularına.
Atılıyorum da;
Ama
Hâlâ koynumda sanıyorum seni,
Sarılıyorum... Sarılıyorum...
Birden uyanıp bakıyorum,
Yastıklar ezilmiş kollarımın arasında.


halid ertuğrul


Misafir 16 Şubat 2007 01:03

Piyonlar
Hey!
Bu oyunda şah yapan
Şımarma!
Bu değil her şey!
Sonra sana
Gururun olur kapan.

Hey!
Bu oyunda mat olan
Somurtup kararma!
Verme hüzne pey!
Nedir bu keder?
Ayaktasın hâlâ.
Alnın açıksa,
Bu sana yeter.
Etme kendini heder!

Hey!
Siz piyonlar
Unutmayın!
Dünya yaşlandı epey.
Kimlerle doldu reyonlar.
Yaraları kanatmayın.

Nihayet sürülür bir kuytuya
Yenilmez şampiyonlar.
Şah da yapsanız,
Mat da olsanız;
Konur aynı kutuya
Bütün piyonlar.


Necmi Ünsal


arwen 16 Şubat 2007 01:11

Silinir renkler ve şehir
Ben kapatınca gözlerimi
Oysa ben seni bekliyorum
Gözümü kırpmadan
Ahşap bir pencere gibi

Rüzgarla savrulur
Sarı ışıklarında
Sokak lambasının
Yağmur tanecikleri

……………..

İnat etme
Ay ışığı
Gir içeri


kalender sever


arwen 16 Şubat 2007 01:27

Yoksunum.
Ne işim var avutacak,
Ne gücüm, boşluğa rağmen tutunacak.

Her seferinde aynı şey,
Bir iç sıkıntısı ardısıra gelen yoksunluk.
Sığındığım çarelerim, artık yok.
Boş, izbe, karanlık bir mahzen hissizliğinde içim.
Geçti umut etmek mevsimi,
Sildiler gözlerimden sevdiklerimi.
Yazamadan kalbime adlarını.

Her aradığımda,
Uçurumun kıyısında beklerken buluyorum,
Giderek azalan ruhumu...
Her sabah öncekinden karanlık doğuyor.
Güne uyanmaya korkar oluyorum.

His kırıntıları arasında,
Okumaya çalışıyorum, son gayretimle
Şifreli anlamlarını kalbimin
Ve seçiyorum, acısını yoksunluğunun,
Tek çarem olan, aradığım o hayalin.



çağrı göcek


Misafir 16 Şubat 2007 02:14

Güzeldiniz

bir zamanlar sizi de sevmiştik hatırlar mısınız
güzelsiniz demiştik gerçekten güzeldiniz
her gece ayla beraber çıkardınız gökyüzüne
gün olur güneşler doğardı aydınlığınızdan
gözlerinizin şavkı vururdu duvarlara
gün olur dağ rüzgarıyla gelirdiniz
insanı büyüleyen bir havanız vardı
güzelsiniz demiştik gerçekten güzeldiniz

tutunca avuçlarımızda eriyecek sanırdık ellerinizi
öyle beyazdılar, inceydiler, anlatılmaz
ya dudaklarınız o yaban eriği kokulu
insanı deli divane eden dudaklarınız
hiç öpmemiştik ama bilirdik tadını öpmüşçesine
zekiydiniz aklımızdan geçenleri bilirdiniz
bir tanrı yüreğiyle severdik sizi
güzelsiniz demiştik gerçekten güzeldiniz

nereye gitsek sizi bulurduk karşımızda
yürüsek gölgemizdiniz uyusak düşümüzdünüz
kır çiçekleri açardı bastığınız yerde
iyot kokuları gelirdi uzak denizlerden
gözlerinize gemilerin bir gelir biri giderdi
yosun yeşili elbiseler giyerdiniz
bilseniz nasıl da yaraşırdı size
güzelsiniz demiştik gerçekten güzeldiniz

şimdi ne desek faydasız yoksunuz
bir karanlıktır bıraktığınız arkanızda
yüzünüzü görmek mümkün değil artık
kulaklarımızda yalnız aksi kaldı gülüşlerinizin
hani yokluğunuz bu kadar uzun sürmeyecekti
hani giderken yine gelirim demiştiniz
vefasızlık bile yakıştı size
güzelsiniz demiştik gerçekten güzeldiniz

ümit yaşar oğuzcan



Saat: 22:05

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık