![]() |
Geç Zaman geç zaman bir kuytuda bırak benim elimi, ebedi sükuneti ben orada bulayım o huzur beldesine sürüyüp bedenimi anılar gölgesinde hep beraber olayım. gelirse çocukluğum sislerin arasından buz tutan yüreğimde bir kıvılcım tutuşur. bin melek kanatlanır ruhumun beyazından, şu ihtiyar gönlümde huzur şevkle buluşur... nasıl geçti bunca yıl, belki orda anlarım... ne yaptım, nere koştum, nasıl harcadım seni? beni bırak benimle, belki durmaz ağlarım... lakin istemem bir kez beni öyle görmeni... Geç Zaman! bir kuytuda bırak benim elimi. aşkım ve gözyaşlarım o köşede küllensin. usulca bırakırken emanet nefesimi, bu yorulmuş bedenim, haşre kadar dinlensin... |
Seviyorum Seni Seviyorum seni ekmeği tuza batırıp yer gibi Geceleyin ateşler içinde uyanarak ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi Ağır posta paketini neyin nesi belirsiz telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi Seviyorum seni denizi ilk defa uçakla geçer gibi İstanbul'da yumuşacık kararırken ortalık içimde kımıldayan birşeyler gibi Seviyorum seni Yaşıyoruz çok şükür der gibi. |
Geçerdi Hep Geçerdi hep Pırıltılı kanunlar Neves gecelerden İhtimal buhranlı gecelerdi hep Yüreğinde yalnızlığın tortusu Vazoda yaseminler Ufukta yağmur kuşları Çözülmez bilmecelerdi hep Ansızın dalar Bir yorgunluğa uyanırdın Güneş çekilmiştir bahçelerden Lambalar çok erken yanmış Aldatılmak korkusu Sık sık bozulan yeminler Enfarktüs kuşkuları Sinsi bir kederdi hep Zaman zaman düşündüğün Aklına geldikçe güldüğün Şan şeref ve ün Beyhude şeylerdi hep |
Beni Unutma Bir gün gelir de unuturmuş insan En sevdiği hatıraları bile Bari sen her gece yorgun sesiyle Saat on ikiyi vurduğu zaman Beni unutma Çünkü ben her gece o saatlerde Seni yaşar ve seni düşünürüm Hayal içinde perişan yürürüm Sen de karanlığın sustuğu yerde Beni unutma O saatlerde serpilir gülüşün Bir avuç su gibi içime, ey yar Senin de başında o çılgın rüzgar Deli deli esiverirse bir gün Beni unutma Ben ayağımda çarık, elimde asa Senin için şu yollara düşmüşüm Senelerce sonra sana dönüşüm Bir mahşar gününe de rastlasa Beni unutma |
Canım İstanbul Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar. İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim; O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim. Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur; Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur. Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale, Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale. İstanbul benim canım; Vatanım da vatanım... İstanbul, İstanbul... Tarihin gözleri var, surlarda delik delik; Servi, endamlı servi, ahirete perdelik... Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at; Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat... Şahadet parmağıdır göğe doğru minare; Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?.. Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet; Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet... O manayı bul da bul! İlle İstanbul'da bul! İstanbul, İstanbul... Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği; Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği. Oynak sular yalının alt katına misafir; Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir. Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar, Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar... Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi? Cumbalı odalarda inletir "Katibim"i... Kadını keskin bıçak, Taze kan gibi sıcak. İstanbul, İstanbul... Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler! Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler... Eyüp öksüz, Kadıkoy süslü, Moda kurumlu, Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu. Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından. Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar; Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar... Gecesi sünbül kokan Türkçesi bülbül kokan, İstanbul, İstanbul... 1963 Necip Fazıl Kısakürek |
Kanayan Yara İçimden söküp atamadığım Bir yara var Ne zaman elimi atsam kanıyor Bu yaraya can dayanmaz Sanki içimi ateş almış yanıyor Suçum, günahım, yırtığım yok Her şey bana yamanıyor Altta kal canın çıksın Herkes üstüme abanıyor Haklı olsan da şikâyetin kadıya mı? Oda ***** bellediğinle kalıyor Gine haksız sen oluyorsun Haksızlar haklı olarak nam salıyor Haklılar hakkını değirmende alıyor Para pisliğin yorganı oluyor Ört bas edip üstünü kapatıyor. |
DURMAYALIM Sa'di diyor ki: 'Bir gece biz kervan ile Ağır ağır gitmekte iken yolumuz düştü bir çöle. Hızla geçmek için o korkutucu ıssız çölü, Bütün yolcular istirahati feda ederek, Gitmektelerdi.Bir aralık bende yürümeye güç Hiç kalmamış ki düşmüşüm artık uykuya yenik. Avare bir yolcuyu bekler mi kafile? Çaresiz yola devam edecek varıncaya dek konak yerine. Bir de uyandım ki başucuma dikilmiş bir deveci şunları söylemekte: 'Kalk ey zavallı yolcu, uzaklaştı kervan! Uykum benim de yok değil ama bu çöl, İstirahat yeri olurmu ki bin türlü korku var? Varmak istediği yere varıp durmayıp giden; Yoktur kurtuluş ümidi bu çöller geçilmeden. Yazık ki yolda böyle düşen uyku derdine, Hep yolcular gider de kalır kendi kendine! ' Gerçi olayın kendisi önemsizdir, bunda haklısın, ancak düşün: İnsaflı ol, bundan başka hikmet dolu bir prensip varmı bugün? Varmak istersen -diyor Sa'di eğer maksada, Tuttuğun yollar hiç bitmeyecek gibi olsada; Yola devam et, durmayıp git, yolda kalmaktan sakın! Azim sahibi insan için neymiş uzak, neymiş yakın? Hangi güçlüktür ki gayrete gelince kolaylaşmasın? Hangi korkunç şey varki insandan korkmasın? |
Kanayan Bİr Kalp Yangılar var yüreğimde kelimelere dökemediğim Yalnızlığa baş kaldıran bir sen var içimde Sensizliğe katlanamayan bir kalp var bedenimde Bir türlü acılarımı dillendiremediğim Karanlık bir dünya Kelimeler dolusu geçen günler var dünde Sayfaların yetersiz mürekkeplerin tükendiği Hatırlamaya cesaret isteyen hatıralar Yarını hayallerle süsleyen umutlar Mantığın zorlandığı anlatmaya değil Bizzat yaşamaya Tutmak isteyip de tutamadığım ellerin Beni o anı yaşatan bakışlarının ardında Gözlerinin kaçtığı gerçekleri isteksiz kabullenme Yersiz kaçış sayısız pişmanlık Kalbin anlattığı sonu mutlu biten hikayeler Acının yaşanmadığı göz yaşların sızısından uzak Peşi sıra gelen özlemler Anlatmak isteyip de anlatılamayan Ölümü bile göze alan Küçük bir çocuğun öpüşü kadar saf Gurursuz yaşamaya cesaret isteyen Masum bir sevgi var sana adanmış.. |
Kapalı Kapılar Ardındayım Yürüyorum çıkmaz sokaklarda Tüm yollar benim ama eşlik eden kimsem yok Tek kaldım dipsiz kuyularda Tırmansam tek bir çıkışım yok Her kapı ardına kadar açık Koşuyorum fakat yetişmek imkansız mesafeler uzun Direniyorum yetişiyorum da ama çat! Suratımda bir serinlik Kapalı kapılar ardındayım Gözlerim dolu geziyorum ıssız sokaklarda İçim acıyor bir yandan bir yandan da yüreğim ağlıyor Duyuyorum hıçkırıklarını ama nafile ulaşamıyorum kilidini vurduğum yüreğime Zaman su gibi akıp geçerken zengin sofralarda Ben yaşıyorum her anı bu fakir yüreğimde Acım körükleniyor bu alev alev yanan yaz gecelerinde Ama ne çare şu yanan gönlüme bir damla su veren sevdiğim yok. |
Ben ve Sen Aramızda bir uçurum Kıyılarında çiçek boşluğunda çiçek kokusu Bir ucunda sen diğer ucunda ben Sana ağlar gözlerim seni göremeden Sana çarpar yüreğim seni her an özleyen Bir kıyıda sen bir kıyıda ben Aramızda sonsuzluk var seni benden esirgeyen Ya sensiz acı çekmek yada sonsuzlukta Sensizlik ile ölüm arasında bir tercih yaptım Sensiz yaşamaktansa bedenimi boşluğa bıraktım. Ölürsem sevdiğim sana doyamadan Bir mezar kazdır ama ağlamadan Tabutumun rengini isterim kara Örnek olsun tüm sevip de ayrılanlara Eğer bir gün yolun düşerse o mezarlığa Otları sararmış bir mezar ara Orda sana tapan bir sevgili yatıyor Gün batar hasretim çöker içime Bir garip olurum senden uzakta Gözümde büyür mesafeler Bir şeyler düğümlenir boğazıma Dar gelir o zaman bomboş sokaklar Sığdıramam yüreğimi koça şehre Hiçbir şey istemem yalnızlığıma senden başka Bir tek hayalin yeter ıslak gözlerime |
| Saat: 15:38 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık