![]() |
AYRI AYRI Kaçamak bakışmalarımız dokunurdu birbirine suçlu suçlu yürürdük gülmeyi konduramadan dudaklarımıza acılarla delik deşik bir olgunluk izlerdi gölgelerimizi yağmur ıslatırken kaçak evi kimsesizliğimiz ayrı ayrıydı. Aslında yakamıza yapışmasaydı aşk sahtekarlar cennetinde çakışmasaydı yollarımız sen ve ben pekala kandırabilirdik kendimizi mutluluk oynayarak ayrı ayrı yas içimizde uzun yolculuğa çıkmış olurdu ve bitmemiş olurdu takas ................................. A.Kadir Bilgin |
Yeniden Al götür beni Adını bile Bilmediğim yerlere Hayata yeniden başlayalım Yalnızlığımda Acı tatlı günlere Yeniden başlayalım al götür beni Yüce dağlara enginlere ses verip Buradayım diye çağırayım Mutluyum, özgürüm diye Al çek beni Yeni sevdalara başlayalım orda seninle mutluluktan çıldırayyım Al sev beni Dizlerinde uyut Ellerin saçlarımı okşasın Seninle tat bulayım Türkü çağırıp Sevdalın olayım... Arslan Bayır |
Ben seni seviyorum bunda bir kasıt yok Acınası tesadüflerle ayrılıyorsun molekülden, hüzün hastası bir hayvansın şiddetli baş ağrılarıyla çalkalanan çok kurak iklimlerde, büyük sinir krizlerinde ağır işkence görmüş şehirlerde saadetin zarif, adaletin ince. bir miktar alkol ve ürperti alıyorsun kelimelerin karardığı peşin hükümlerde. şahsi sevişiyorsun şiddetin bütün bitki örtüsüyle. gözlerin ucuz, tutkun ucuz, direncin ucuz tehlikeli bir yalan gibi duruyorsun ruh yoksulluğunun harikulade iskeleti üzerinde. tutulamayacak yeminsin, yemin ederim, her insana gerçek aşkı öğretecek bir külfetin var ve alelacele asılmış bir çocuk militan gibi şaşkın ama onurlu bakıyorsun yükseldiğin gökyüzüne. ben seni ayakta alkışlıyorum hep ayakta alkışlıyorum seni ben yollarda yürürken alkışlıyorum sinemalarda, üçüncü sınıf oyuncularda alkışlıyorum afrika'nın içlerine doğru alkışlıyorum vuruşurken alkışlıyorum seni ben evet, hüzün hastası bir hayvansın acınası tesadüflerle ayrılıyorsun kainata gösterdiğin sahte hüviyetinden. o nasıl bir hale bana cimri, başkalarına bonkör bedeninde; bir acı votka tadı yakalıyorum dilenen bakışlarında 'suçsuzum' diyorsun, 'tarzım bu' diyorsun aç bir kurt gibi iniyor yüzüne hüzün kirpiklerin alnına deyiyor bende deyiyorum alnına cevapsız sorularımla uykum geldi diyorum seni sevmekten uykum geldi jilete abanıyorum korkuya abanıyorum tek arkadaşım yok öbür tarafta çünkü! çek perdeleri, kapat ışıkları bu telaşlı yokoluşun fosforu aydınlatır bizi uykum geldi diyorum tutulamayacak yeminsin, yemin ederim heryeri keserim, herkesi, herşeyi keserim bıçağımı taşıyan elde kader çizgim de gizli! bitiyor sancıda safları sıklaştıran o garip haz bitiyor bir kez olsun samimi bak bak! gecenin eteklerine eşkiya ayrılıklar siniyor! acınası tesadüflerle ayrılıyorsun molekülden ateşler içinde bırakıyorsun sana biriktirdiğim suyu oysa hiç sansım kalmadı yeniden doğmak için, bana ait olduğu belirtilen külden. al bu külü de götür al bu külü de götür, diğer taraflara üfle muzaffer bir hain gibi ayrıl tertemiz hayal hikayemden. http://img159.imageshack.us/img159/966/featherrn6.gifKüçük İSKENDER |
SEVDA’NIN TARİFİ.... Yerlere saçılmış inci tanelerinin üstünde Yürümek gibidir sevda. Basmaya kıyamazsın hem, başarsan da, Düşmeye mahkumsun mutlaka... Dalgalar vurdukça, bileklerine dek gömüldüğün, Kumsal gibidir sevda, Sular çekilince, çırılçıplak ayaklarınla, Kalırsın kızgın kumlarda... Çakır dikenlerin arasında açan, amber gözlü Bir papatyadır sevda, Ya uzaktan seyredeceksin güzelliğini, ya da, Aldırmayacaksın dikenlerin battığına... Kış ayazında donan bedenini, gürül, gürül yanan Bir ateşte ısıtmak gibidir sevda, Önce hissetmezsin o sıcaklığı, sonra dayanmalısın Teninde yürüyen binlerce karıncaya... Kanayan bir yaraya, kendi elinle ve çaresizce, Tuz basmak gibidir sevda, Önce keskin bir acı duyarsın,sonra, Alışırsın yaktığına.. Zümrüt-ü Anka’ların yaşadığı Kaf Dağını bulmak Gibidir sevda, Önce inanamazsın ulaştığına, sonra bu sevinci, Paylaşacak kimseyi bulamazsın yanında... Ceyda Görk |
Akşam yine toplandı derinde... Canan gülüyor eski yerinde Canan ki gündüzleri gelmez Akşam görünür havuz üzerinde, Mehtab kemer taze belinde Üstünde sema gizli bir örtü Yıldızlar onun guüdür elinde... Ahmet Haşim |
YANARAK SEVMEK SENi Beni bir dağ başında böyle yapayalnız kodular, rüzgârlara, kuşlara, bulutlara yakin, senin etinden, tırnağından ayrı, senin kokundan uzak. Benim güzelim, benim ceylan bakışlım, benim kafamın ateşi, yüreğimdeki. Mümkün mü su anda rüzgâr olmak, kus olmak, su anda üç dört portakal almak, getirmek sana, sana tuzlu badem, kabak çekirdeği. Su anda hiçbir şey mümkün değil. Su anda her şeyden ayrı, her şeyden uzağım ben. Su anda sadece yalnızlık ve kahir. Hayır, güzelim, hayır, ceylan bakışlım, hayır, kafamın ateşi, hayır, hayır, yüreğimdeki. Su anda mümkün ve güzel olan tek bir şey var: Yanarak sevmek seni. A.KADİR |
BAŞKASI Akşamları geçerim ara sokaklardan Kaybolmak için yürüdükçe Her yol ağzında rastladım kendime Ne çok kuş duman gibi dağılan Hepsi alaca,hepsi ürkek Gövdeleri baştanaşağı püren Bir acıyı tutmak gerek yerliyerinde Bu yüzden kapalı bütün perdeler Bastırıp göğsüne karanlığını Ne varsa unutulmuş yol kenarında Rüzgardan,ayak izlerinden arta kalan Kimi istediysem gelen başkası Gittiğim her yerde bendim bekleyen.. ................................... Özel Arabul |
YAŞANMAMIŞ ÖMÜR İSTERİM Katlanmak ne ki dostlar / ayrılıklara Vuslatlara özlem duymak / aramak ne ki! Ağlamak / dönmeyen bir vefasız için Kaptırmak dizginleri ***** zamana Kitaplar dolusu yalvarmak ne ki! Boynu bükük / yıllara teslim edilmek Çağırmak gelmeyeni / boşa beklemek Karşılıksız sevmek / ona susamak Sanki çölde bir vahayı aramak. Ayrılmak / beklemek hiç derdim değil. Korktuğum / zamana karşı sınav kaybetmek Kavuşmadan / yıllarımı boşa tüketmek. Ne ayrılık zor gelir Ne de ağlamak. Ne aydınlık günlerden geceye dalmak Ne / aramak sevgiliyi / boşuboşuna Onun özlemiyle yaşamak güzel Hayaliyle dolup dolup ******** güzel! Tanrım bana sorsa istediğimi Sevdiğimi istemem yanıbaşımda Alıştım özlemine / yine beklerim, Ancak onu daha çok özlemek için Sevmek için ölesiye / dünyalar kadar Tanrı'dan yaşanmamış bir ömür isterim Kamuran ESEN |
KELEBEĞİN KALBİNDEKİ AŞK Zamanlar Güneş ekilip, yıldız biçilen zamanlardı. Hatırlıyorum... Ya önce sen vardın yürek olarak içimde Ya da aşk vardı önce Gelip içimde kestiğin Hatırlamıyorum... Ben imkansıza dudak bükerdim Sense halime gülerdin... Olsun! O günlerde ben Biraz mutlu biraz umutlu Biraz içliydim Doğrusu en çok da Kelebeklerin kanadına işlediğin Aşkından dertliydim... Ama o zamanlar Güneş ekilip yıldız biçilen Zamanlardı Aşk dediğin belki de Geceye veda etmeyen bir ay'dı... Türküler saklardın derinlerinde Sazından kaçak... Bilmezdin. Ben görürdüm duyardım da Sen bir kez olsun söylemezdin Korkularını zaten Kimselere vermezdin... Ve böylece Sen yağmura Yağmur benim gözlerime hasret Yaşardık... Heyhat! Hep ama hep O imkansıza takıldın da sen Ve belki de bu yüzden Aşk gelip bizi sarsınca yüreklerimizden: Ben ağlardım gözlerim gülerdi... Sen gülerdin gözlerin susardı... Şimdi ben O zamanların renklerini unuttum. Belki mavi, belki sarı, belki aktı... Hatırladığım tek şey Güneşle yıldız arkadaştı... Bilenler bilirdi Çok sevmiştik biz Çok! Ben gönlümden Sen dilinden... Ben unutsam da şimdi Sen hatırlarsın. Sesinde ufacık bir hüzün olsa Ya da acıtan bir özlem gözlerinde Bembeyaz gecelerinde gelirdim sana bu şehrin... Gelirdim... Gönlümden... Ve sen "Hoş geldin" derdin Dilinden.... Kocaman bir çocuktum o zamanlar Belli! Dil nedir, gönül ne? Anlamını bildiğim Şüpheli! Şimdi söyle bana! Kaldıysa geriye ne kaldı? Tek tarafı hesaplı bir sevda Niyeti bozuk bir dava Bir de Sadece dağlara caka satan bir sema... Ama ben bunların hepsini sevdim. Şaşacak bir şey yok! Dedim ya... Ben Güneş ekilip yıldız biçilen zamanlardan geldim... Sonraları Belki de hiç gülmedim Ve sen Kelebeklerin ömrünün üç gün olduğunu Hiç bilmedin! Esra Güzelipek |
Karla Karışık Gözyaşı Yağıyor Karanlık bastı sen gidince kaldırımları Kalakaldım sokak ortasında Gidiş istikametindeki ay hazirandı Üzülme,zaten bitmesi geren bir sevdaydı… Sonra aylardan temmuz oldu Festival havası vardı sokaklarda Bıraktığın sokağın ortasından bir meyil kaymadı düşüncelerim Farkındaydım olması imkansızdı… Sonra ağustos eylül ekim kasım derken Sökülen gönül yaraları dikiş tutmaz oldu dökülen sararmış anılarda cabası Kuşlarla birlikteyken uğranılan bir akşam üstü Kışın habercisiydi aslında kasımdan… Aralık kapıyı aralayıp girerken bacadan Sobanın dumanından zehirlenmesini ümit ederdik Ama her aralık ayının ardı ocaktı ve öldürürdük bir önceki seneyi Yeni seneye merhaba derken Aslında geçen seneden hiçbir fark gözetmeyeceğini bilirdik Şimdi aylardan benim doğduğum ay Dışarısı kar boran… Ve ben sobanın başında oturmuş üşürken seni düşünüyorum Eksi bilmem kaç dereceye düşerken sıcaklık Sokaklarda karla karışık göz yaşı hüküm sürüyor… Uzat ellerini üşüyorum… Osman Coşkun |
| Saat: 23:59 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık