![]() |
senin sonsuzluğunu soluduğumda biraz küçüktüm seni görmeden ağlayan bir çocuk yanaklarımdan dökülen yaşlar hiç üzmediki beni birazcık özlemiş gibi yapan oğul ne topacık yüzün vardı. Minicik ellerin Saldırmaya hazır gözlerin Çok özledim Yine hep o yerdemisin Havalar soğuk Üşüyor musun Sizi soluyorum sonsuzluğunuzu Hep ellerim yüzünü arar Emin ol hiç dokunmadım Oğul başka yüze sen gibi Belki hala söyleyemedin ismimi Ellerinin içine değmedi ellerim Rüyalarında aradığın adam Kaç kere gelmeyi denedi Hiç mi özlemedi sandın yanmadı mı yüreği Ay düşerken gözlerinin içine benden Nasıl özledi oğul bir bilsen seni Beyhan Yıldırım |
Kar ve Mistik Çözülme yüz yılı koydum koynuma yüzyıl senle uyudum, çünkü yoktun nice kadınlar akıp geçmiştir sular seller gibi nice erkek gövdelerinden susuluyorsa, Mars’ın şimdi bilinmeyen çocukları adınadır bu suskunluk kırk yıl çölde dolaşanların yorgunluğunu kimse anlamaz sevgilim bulutlarla gelenler vardı ya hani, hani kan rengine dönen Ay giderken bir kaygı içindeydin, bitkindin, konuşuyorsun zannettin oysa sesini bir turna alıp çoktan uçurmuştu uzak ve soğuk iklimlere kar böyle mi güzelleşirdi sesinle, bu kadar mı güzel gelirdi... üzüm sıkma çukurlarında ezilmiş yatan korkunç mor üzüm ölülerini ve içinden yedi cin çıkmış olan Mecdelli Meryem’i unutamayışım ne acı işlediğim günahların azgın hırıltısı kulak memelerimi ısırıyor her gece kuyudan eski pişmanlıklarım ok gibi fırlayıp çarpıyor bir bir yüzüme yıldızların bir gün zeytin ağaçları gibi silkeleneceği korkusu içindeyim Geyik diye bir kelime girip hiç çıkmamıştır ya şiirlerden yıllar yılı Leyla ve Istanbul şiiri yazmamak için nasıl direndim, ah bir bilsen durdun ve baktın, uzun bir kimsesizliğe gidiyordun son gördüğümde... Fadıl OKTAY |
Şeytan Bunun Neresinde Telli sazdIr bunun adI Ne ayet bilir ne kadI Bunu calan anlar kendi Şeytan bunun neresinde Venedik'ten gelir teli Eriktendir bunun kolu Hey Allah'ın şaşkın kulu Şeytan bunun neresinde Abdest alsan aldın demez Namaz kılsan kıldın demez Kadı gibi haram yemez Şeytan bunun neresinde Icinde mi dIşInda mı Burgusunun başında mı Gogsunun nakışında mı Şeytan bunun neresinde Dut agacından teknesi Kirişten baglı perdesi Behey insanın teranesi Şeytan bunun neresinde Dertli gibi sarıksızdır Ayagı da carıksızdır Boynuzu yok kuruksuzdur Seytan bunun neresinde Dertli |
Sen olmalıydın şimdi Karlı dağlar eteğinde… Giyinirken Gökçebel ak gelinliğini, Takarken süt tepesi tül duvağını, Beslerken Obruk Şelalesi Göksu ırmağını, Çiğdemler başını çıkartırken yamaçlardan, Buzlar sarkarken ağaçlardan, Servi söğütler dallarını eğdirirken yere Sen olmalıydın şimdi, Bin kere… Sen olmalıydın şimdi Çocukların bindiği kızaklarda, Sevda türküleri söyleyen dudaklarda, Pembeye çalmış yanaklarda, Ellerimi üşütürken kar, Umuda gebeyken bahar, Sen olmalıydın şimdi, Nazlı yar. Sen olmalıydın şimdi Ardıç ağacına toplanan ardıç kuşu… Yalnız başına öten kınalı keklik… Menekşeler senle bulmalıydı güzellik Şu ellerimi uzatıp ta tutamadığım bulutlar arasında Göz kırpan güneş gibi Sen olmalıydın şimdi Can gibi, dost gibi, eş gibi… Ahmet Kaytancı |
UYUYAN GÜZEL Seni ikimizde seviyoruz anlaşılan, Birbirimize inat, kıyasıya Hiçbir rakip birbirine bu kadar yakın olmadı Seni seviyor olmam ama onu sevmiyor olamamam bu işin kötü yanı Seni ikimizde seviyoruz, Ben ikinizi de seviyorum. Onun beni sevip sevmediği bilmiyorum.O beyaz atlı prens, Bense bu masalı anlatan. Ya sen, Beyaz atlı prensin öptüğü uyuyan güzel mi, Yoksa bu masalı anlatan kişinin dizlerinde uyuyan güzel mi? Beyaz atlı prensin öptüğü uyuyan güzelsen uyan Çünkü masal böyle devam ediyor. Eğer masalı anlatan kişinin dizlerinde uyuyan güzelsen İster uyan, ister uyanma, Çünkü o seni her halinle seviyor… arzu ve ali |
ESKİ MEKANLARA ESKİ DOSTLARA UZANAN TÜM SEVGİLER BENİM BUZLAR İÇİNDE DE OLSA YORGUN BEDENİM BEN HEP O ESKİ BENİM O YÜZDEN HEP SICAKTIR ELLERİM TUT KORKMA. HEP BÖYLE YANLIZ DEĞİLDİR UZAK TEPELER GÜN GELİR YORULUR SANCILAR.PERDELER İNER . ZAMAN GİBİ HER ŞEY YOK OLUR. DEĞİŞMEZ BENİM SEVGİLERİM KORKMA GECENİN GÖZLERİ HEP BÖYLEMİDİR? SULAR TAŞ KESİLİR DENİZLER DUMAN GÖKLERİN EN GECE OLDUĞU ZAMAN. DERİNLERDE NURLA DOLAR GÖZLERİM KORKMA DOKUN BEN O ESKİ BENİM. erdogduluyuz |
SON VE SONDAN SONRASI duran zaman, susan sesler, inmeli bir beden gibi saatler… salıncaklı bir koltuğa bağlanmış ve unutulmuş meczup hikayeler… ne kaldı bizden ? işte son, işte sonumuz, işte, sondan sonrası ve acınası kelimeler… ak kağıtlar, kara kalemler, her saniyesi imzalı şiirler, şiirler, şiirler… karanlık dalgalara salmış kendini kara kirpikli menevişli ela gözler… unutmak ne zor, nasıl imkansız, nasıl tutsak olunur, nasıl hapseder bu efsaneler ? ne kaldı bizden? işte son, işte sonumuz, işte, sondan sonrası ve acınası kelimeler … derin çizgili avuçlar birikmiş yıllar içinde gökyüzünde, avlular dolup taşmış dualarla, biz niye yokuz içlerinde? nerelere savrulduk ? nereye gitti hayaller ? ne cabuk vazgectik, hani unutulmazdı sevenler ? ne kaldı bizden ? işte son, işte sonumuz, işte, sondan sonrası ve acınası kelimeler … donup kalan gözyaşıyım, son nefes gibiyim, sancıyım, onulmazım, nedendi bu illetler ? gurur yarasıyım, kurşun belasıyım, yürek boşluğumda git gide büyüyen bozulmuş bir hücre duvarına yaslandım, korkmaktayım… son bir gayretle soruyorum şimdi, nerde o lanet olası sesin ? nerde o güven deyip te, uzatamadığın, o sımsıcak olduğunu söylediğin eller ? ne kaldı bizden ? işte son, işte sonumuz, işte ,sondan sonrası ve acınası kelimeler ... Ceyda Görk |
Dün anlamı yoktu mısraların. Şarkılar boşa söylerdi sevdadan yana. Ben âşık olmadan sana. Kulak doldururdu sadece türküler, Enstrümanlar beynimde tepinirdi. Avaz avaz aklımı tırmalardı nameler, Bir besteyi dinlemedim kana kana. Ben âşık olmadan sana. Çiçeklerin anlamı yoktu benim için. Bülbül neden öterdi güle hasret? Işığa koşan böceklerin, Aklından şüphe ederdim çoğu zaman. Mecnunu hiç sorma; Delirmiş görünürdü bana. Ben âşık olmadan sana. Yıldızlara hiç bakmazdım. Ay hangi günü yaşıyor, Aklıma bile takmazdım. Mevsimlerin anlamı neydi? İlkbaharı insanlar neden severdi? Kumrular bir kuştu benim için Tıpkı leylekler, kırlangıçlar gibi. Serviler hiç bu kadar güzel görünmemişti bana. Ben âşık olmadan sana. Ferhat’ın dağları delmesine aklım ermezdi. Gülün dikenini gözüm görmezdi. Kimse saçlarını benim için örmezdi. Hiç sevda şiirleri yazmamıştım; Alev alev ateşe, Kara kara dumana… Benim için herkes Leyla’ydı, herkes Suna. Ben âşık olmadan sana. Ahmet Kaytancı |
Bitmeyen Kavga... Biz başka bildik yaşamayı Yenildikçe verdiğimiz kavgada Öğrendik yeniden başlamayı…… Anladık sonra Ölüm dediğimiz bir uzak yol bize Üç adım mahpus, beş hane vuslat Türküler ki bir avuç hasret, sevdiğimize… Sandılar ki vazgeçeriz bu düşten, Yağmur kokusundan, topraktan, güneşten.. Saltanat dedikleri şu kokuşmuş leşten Gam biçeriz kendi yüreğimize…………… İnsan olmak zor iş gülüm Kolayına kaçmadık sevdanın Utanmayı da bildik yeri geldiğinde Öfkeyi katıp haykırmayı da sesimize… An geldi sustuk söylediğimize Tanımadık dost bildiğimiz yüzü İhbarcı vaatlere kanmadı yüreğimiz Duymadık sırtımıza bıçak gibi saplanan sözü… Kanarken fabrikada işçinin teri Islak hüzünler biriktirdi avucunda kadın Çocukların, resmiyet kazanan kaderi Kopardı ipini bütün uçurtmaların….. Bekleyin! dediler Gelecek yarın…. Fişlendi sözün Dışlandı sazın Şimdi bir mezar daha kazın Tuzunda ne acılar saklı şu Deniz’in… Maviye çalan rengi gözlerinizin Bir de toprak kokan ellerinizin Ruhuna kırbaç vurulan hikayesidir bu.. Uçkura peşkeş çektiğiniz sevdalar Ve üç kuruşa sattığınız genç kızlar Dar ağacında sallanan aşkın gölgesidir bu… Susmadık Kaçmadık Yenilmedik Vurup öldüremediğiniz canın Korkularınızda yankılanan sesidir bu… Aşk… Yeni baştan…………………………… Deniz ÜLKEGÜL |
Dağ yıkılır ya üstünüze, Altta siz, Üste sis… Elveda demeden bir dostunuza, Öpersiniz Azrail’in anlından Yatarsınız zamansız zamanlarda Bir hıçkırık sesi duymadan Çırıl çıplak, Kefensiz… Ya da bir başkasına olursunuz, Kefen siz. Bir bulut çıkar ya yağmur öncesi. Arkasından yağar yağmurun incesi. Sanki avuç açmış göklere doğru Binlercesi… Açılır ya semaya kollar, Rahmetin yanağına öpücük yollar Bir bakmışsınız saçlara düşmüş aklar, Bir bakmışsınız omuzlar çökmüş, Günah defterinizde uçsuz bucaksız hafakanlar Ve kendi kendinize söylendiğiniz anlar; “Ne çabukta geçiyor yıllar.” Avuçlarınıza sıkışmış, çaresiz başınız Dünden kalan hatıralar… Bir sevgili öpücük kondurur yanaklarınıza; Biliyor, Siz gideceksiniz, Bir daha dönmeyeceksiniz. Yol, yokuş aşağı başlıyor ya Bu telaş boşuna… Kıskançlık krizleriniz tepeden tırnağa sarsa da sizi Baktığınız aynalarda kandırsanız kendinizi Gençlik geri gelmeyecek, Siz ölümüne sevseniz de Kırlarda açan çiçekleri… Çiçekler boyun bükecek, Çiçekler bilmeyecek. Hayat bu ya, Kıvrım kıvrım gittiğiniz yollar Son büklümden size bakacak. Sizin gonca diye kokladığınız, Yüreğinizi yakacak. Hüzünler toplanacak göz çukurlarınıza Sevginiz birer damla olup, Yanaklara akacak. Sanmayın değişir hayatın akışı Mecnun Leyla da huzuru bulur. Kerem’in deldiği dağları taşı, Aslı mekân eyler, Aslı kırdırır. İlahi kanundur bu, Bulutlar göğe çıkar, Bulutlar yağmur olur Yağmurlar yere akar. Zifiri karanlıklarda gördüğünüz, Pembemsi düşleriniz. Arada bir selam verse de, Bu sizin son bakışınız, Bu sizin son görüşünüz, Bu sizin son gidişiniz. Hadi! Koy bir yanağa veda buseni Gözlerin kalsın sarhoş gözlerin güzelliğinde Lodoslar tararken beyaz saçları Nasıl olsa sen gideceksin geldiğin yerlere Nasıl olsa bedeni saracak kara topraklar Nasıl olsa mevsimlerin dördü birden geçecek üzerinden Hadi! Ne beklersin hala bulutların ardında Yağmurlar deli yağıp, Cama mı vursun istersin? Yelkovan aklını yitirip, Akrep mi dursun istersin? Senin çaldığın havalar, Hüzünlüdür artık. Bu kalkan geminin son yolcusu sen değilsin. Senin canın çıkmış artık, can değilsin. Deryalar gibi görme kendini Sen bir damla bile etmezsin. Umman değilsin. Ahmet Kaytancı |
| Saat: 19:07 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık