![]() |
Ayyaş Resital köprüaltında üç sarışın gölge birimiz ayyaş ikimiz yosunlu simit süt kokulu son şişe meyhanenin köşesini dönmeden sarhoş oluruz kirli dudaklarımızda okşanmamış yağmur siz...siz bilemezsiniz karanlık kadar bahtiyarız Hakan Kartal |
YANIK KOKUSU Yanık kokusu sardı yine içimi dışımı Ynan sevdam değil Yanan yüreğimin ta kendisi Gözlerimde kördüğüm olmuş bir sevda masalı Hayat süresi olan Yaşlı Yorgun Ahmak Sebebsiz bir ömrü çürütmüş Ve yüzünde hiç birşey yapmamış, Olmasına rağmen ayatın tüm kırışıklarını taşıyan Mahmur bir kadın gibiyim şimdi Ellerimde başkasına adanmış bir hayatın yükü Kalbimde başkasına gitmiş bir adamın hiç bitmesin; Gitmesin diye taşıdığım kokusu var şimdi... Toprak ve güneşin oynadığı oyuna geldim Elimde kalan; Elimde kalmayan eşit geliyor şimdi... Ne acı... Hayat süresi dolan bir kadının ruhunda Kaderine mahkum bir rolü tüketiyorum şimdi.... Aylin Ön |
Kirli Notalar duvarlar çiziyorum, kaybolan köşelerimi toplayıp titrek muma kırık yüzler işliyor nefesim kapı karanlık nöbetinden düştüm ay ışığına ateş bastığım acıların uysal yağmurlar doğurup anaç bulutun gölgesinden yıldızlar, serseri kumsallar, sırnaşık gitarda kirli nota çıplak tohum ekiyorum sancılı gülüşlere göğsümdeki vadiyi üşütüyor güneş duvarlar yıkıyorum, dört yanım cehennem kapım zincir silahsızım ah... toprağa karışır parmaklarım kanım akıyor sonbahara kendimden geliyorum Hakan Kartal |
Her gece Yorgunum, yorgun çoooook yorgun Kapanıyor gözlerim Duramıyorum ayakta bitkinim Uzanıyorum yatağa Yatakla bütünleşiyor vücudum Benliğimin senle bütünleştiği gibi Yakıyorum baş ucu lambamı Karşımda resimleri sevdiklerimin Alıyorum elime kara kaplıyı Yazıyor, yazıyorum durmaksızın Sanki bitkin olan ben değilim Sadece sensiz olan beynim Durmuyor kalem kağıt üstünde Anlamlı anlamsız harfler Birbirinin üstünde Yaş otuz üç yazıyor yazıyorum Yorgun bedenim sarıyor benliğimi Titriyor elim kolum Yazmak istiyor aklım ama Hükmedemiyor ellerime Duruyor kalem Kapanıyor kara kaplı Sonra usulca ışık sönüyor Yorgan ince ama yinede sarılıyorum Kapatıyorum gözlerimi uykuya doğru Aslında uyumuyor Senin kollarına yelken açıyorum Her gece belirsiz saatlerde ufuk murat uğur |
Uluorta -seyrek gülüş sen ne güzel bir şeysin- -nazlanırsın ama bir gün gelirsin- düşen bir yaprağa bağladım hayatımı olsun artık diyorum ne olacaksa paralı asker miyim neyim ben ekleyip duruyorum sabahları akşama ve kendimi arıyorum meşgul çalıyor gerçi söylenmez böyle şeyler uluorta aşk diyor başka bir şey demiyor kalbim nasıl bir dostluk ki bu, hem kadim hem de mayhoş elma tadında. kendimi de koysam ayağımın altına yine de yetişemiyorum ey aşk, omzunun hizasına. çünkü bende birikiyor her şeyin tortusu ve ayağını kaldırıyor dünya, konuşurken benimle. budanan oğullar gibiyim sessiz ve narin nereye konsam geri sayım başlıyor kurcalıyor beni bir çırağın elleri ah, unufak olsam ve desem ki ağzın tat görmesin hayat kandırdın beni. sorma, elim kırılsın bir daha dokunursam güneşe. kılpayı kaçırılmış bir şeyin bıraktığı ardında neyse oyum ben. yaralı serçe, benim için dua et: gök bir kayalık gibi şimdi üstümde dr. şükrü öncüoğlu'ndan üç ayda bir reçete. acıyan bir şeyim ben burdan çok uzaklarda ve koskocaman bir hansın sen uğraşma bu çocukla çünkü nasıl bir şey biliyorum itin taştan korkması bir yastık arıyorum kuş seslerinden mühim değil sonrası. sorma, yangın sönseydi suyla denizler her akşam böyle yanmazdı. yakartop oynayan melekler gördüm güneşle ve büyük çiftçiler gördüm dağları biçen yolundaydı herşey, ben bile yolundaydım ama kıyıya vardığımda kendimi unuttuğumu anladım karşı kıyıda. şiirler söyledim belki duyarsın diye çığlığıydım içinde dilsiz bir şehzadenin sana seslendim durdum bu küçücük odadan acımı duy, sensin pusulam benim ki dünya silinmiş bir harita gibi yabancı bana. sorma, usulca uzandığında bir ceset oluyorsun öpüldükçe şımaran. İbrahim Tenekeci |
hakikat / korsan beyin...sahte pusula üç kuşak eskitilmiş yönlerimiz ve göğsümüzde çarpıntı...hakikat dünya... çürük sevda dolu ambar kabuğu soğumuş taş yürek biraz sen biraz ben...biraz da tabiat zaman... dümende nefes / batık gemi cam kenarı tekil yolculuk geride kalan biraz biz...biraz da hayat geldim... sesimde ne bir öfke ne de feryat Ferhat Gülsün |
Uzaklarda dügün Bir dügün var çok uzaklarda Mutluluk adına kurulmakta bir yuva Gelinde damatta umutlu yarından Umuyorlar bekliyorlar Paylaşacaklar hayatı efsunla Şirinler olacak yaşamda Toz pembe olacak hayat Yeniyken hep öyle gidicek yaşam Umutları bitmeyecek yaşayacaklar hep Sevdikleri yanlarında dügünlerinde Halaylar üç ayaklar oynanmakta Çicek açmışlar her kez her yan Umutlar var olan bir aile olacaklar Ömür boyu diyerek adım atıyorlar Paylaşmak adına güvene mutluluga Çicekler erguvanlar adına Yarın belli olmaz yakında olur meyveleri Şimdiki gbi güler gözleri mutlulukla Minnacık bir hayat gelicek meydana Aglıyacak dertlerini anlatma adına Olacaklar çok tepelerde mutluluk Bir yaşam iki üç kişilik Aile olacaklar meyvalarıyla Mutlulukları daim olsun Bir ömür mutlu olsun esintide Tüm insanlarımız bir arada Nejla Özkan |
Kendi yalnızlıklarımızda boğuluyoruz Neyın özlemı Neyın eksıklığı İçimizdekı yarayı kım kanatmıs, Kıme içirıyoruz bu sert içkıyı.. Hepımızım gecesınde Kımlerle buluşuyoruz Kımlere soyluyoruz ısyan şarkılarını Kandırılmış Hapsolmuş Soyutlanmış ruhlarımız Kutsal toprağımızda yeşermış.. Bır ben var içimde çıkaramadığım O benı kıme vermelı Kıme yuklemelı Kımı buyutmelı Korkmadan Dusunmeden Kıme teslım olmalı Kıme sahıp olmalı Kımı sahıplenmelı Kımı terketmelı, Bılebılırmısın Zaman dızer yollarına sevdaları Kum tanelerı nasıl kaybolursa esen ruzgarda Ayrısırsa toprağın kuytusunda Öyledır yalan sevdalar Zamanlara yenılır Hasretlere seslenır Bır kelıme bıtırebılırmıs ya yalan sevdaları Bır sozle sonebılırmıs ya ıcındekı yanar sandığın ateş ı suzan Hıc gelmemıs gıbı gıdebılırsın o zaman Kolay vazgeçebılen bır aşkım olmadıkı hiç benim , Gidişini hissedebiliyim? Ben yenıden doğmuşcasına bakarım hayata Her bıtısın başlangıcı Her donemecın bır uçumuru vardır mutlaka Giden değildir aslında kaybeden Bıten değildır aslında terkedılen Mahkemesı yoktur sevdaların Suçluyu asmaz Asılı yakmaz gerçek aşklar Gözyaşı dokebıldığın her sevdaya tutul! ! Gıdebıldığın her adımda koş.. Vazgeçebılen bır sevdam olmadıkı benım Gıdışını hissedebılıyım.. Hiç varolmamışsınkı Yok edebıleyım.. suzan batmankaya |
Yanıl(sa)ma Her renk kendini yakar bu kentte ulu orta Geride bir avuç kül/gri ... gölgesinde bezgin düşüncelerin antik bahçelerden çocukluğumu topladım kadınlığımın ağırlığı göz ucumda/yaşlanırken yosun yatakları dağınık ıhlamur ağaçları mahçup gönye ile çizilmiş kadın suretinde gökyüzü / nemli toprak rüzgarın kucağına oturmuş / savruk uzun ve suçunu bastıramamış bir mevsim kabardı saçlarımda beklediğim yağmur kokusu / toprağın göğsünden sızan -kıyamet çanlarını çalan sen olacaksın ve ben senin mahşerine günahsız geleceğim günahkar mevsim(im)- -gülezar- gül olmak neyi değiştirir parmağımın ucunda asılı dururken acım avuçlarıma sızan kan ikiye bölsün yaşam çizgimi bana yaşamadıklarımı verin gerisi sizde kalsın / ömrümden armağan ... rengi yok gülümseyişlerin elimde kalan bir avuç gri /kül İlknur YILDIRIM.. |
KIRIK DÜŞLER ÜLKESİNE YAPTIĞIM YOLCULUKLARDAN Kırık düşler ülkesine yaptığım yolculuklardan Hep tek başıma oldu dönüşlerim Oysa tek kırılan ben olmamalıydım hayattan Seninleyken yaptığım hataları tekrarlamaktan Gocunmuyorum sensizken Ne de olsa seninle yaşanmışlığın cesareti yüreğimde Ertelediğim düşlerde yaşıyorum şimdilerde Yalnızlığın tadındaki buruklukta hoşuma gidiyor yavaşdan Ben düşler ülkesini seçiyorum gönüllü Gerçekleri sana postalıyorum bugün İyi bak kendine demeyeceğim artık Ona bile hakkı olmalı söylerken insanın Hiç uğruna harcanmış hayatlardan göçüşüm Belki böylesi daha iyi Kendi başının çaresine bakarken öğreniyorsun hayatı Anlamış olmalıydım çoktan oysaki Bir seçim yapmak olsaydı dileğim Kendimi seçerdim Kocaman açıyorum gözlerimi yeniden Seninleyken sıkı sıkı yumduğum günden beri Daha bir hazırım herşeye Yaşadıklarımdan,yaşayacaklarımdan da Artık ben sorumluyum... Aysun Çarkacı |
Gizli Şehir Ressamın tualinde, bir eski evin Ahşap penceresinde Siyah bir gecenin Etrafına ıssızlık çöktüğünde İstanbul’un tarihi bir yerleşim bölgesinde Tütsüsü yayılır ruhuma Haliç’e esen bad-ı seherin Eminönü Yeni Cami uzakta Koşamaz balıkçı motorları Boğuşur dalgasız denizde Kulaç atar karşıki sahile, Bir başka mor gece yaşanır Piyer Loti de. Bir şehr-i İstanbul gizlidir Bu mezarlıkta. Ay süzülür, Halic'e selam verip Çeker gider Ulvi sessizlik her gece böyle Devam eder Bu beldenin Sultan'ına hayran olur etraf İnsanlar ibadet ederler beş vakit Çevresinde saf tutarak İstekler sunulur, dilekler arz olunur, Dost-u yarin dibinde dualar okunur. Bu çarkın içine giren çıkamaz bir daha Hacetler iletilir buradan Allah’a Sebepler aleminde yaşıyorsak dünyada, Sebep yahu duamıza, bizi bağışla. Mehmet Akif Tiryaki |
Şehr-i Aşk bir şehir/ güzelliği fotoğraflarda kalmış/siyah beyaz ... Gün aşıran kadınlar sokağında hüzünbaz evler, Cumbalarından mendil düşürüyor avare aşıkların ayak ucuna _____lale kokusunu yenilerde tanıdı kent biraz sarhoş taklidi biraz yalan dolan bir gün daha nasılsa geçer başın ölüme dönük ______ne çok istemiştim büyümeyi, büyümek ölmekmiş anlatmadı hilebaz hayat... sallantısı ağaçların zevk-i sefadan devir aşk devri.. Aşka rastgelsin diye karşılaşmalar zaman kollanıyor şimdilerde.. Bahisler akreple yelkovanın bitmeyen yarışına.. ______kentin en yüksek yerine dikilmiş saat kulesi, ki evine saat alacak kadar zamanı yok kimsenin... Adımlarım ağır aksak aşktan döndü, yalnızlık çarpıldı yüz kere yüzüme ah yüzüm ne kadar sahte yüzüm neden yüzsüz _____ay ışığından aydınlık çalan sokak lambaları yirmi bir mumluk bir hayatı üflediler nefesime,büyüyorum... köşe başlarını tutan meçhul dokunuşların eşliğinde eksiliyorum toplanmak isterken kaça bölünür bir insan bu kadar yokken.. ah ellerim neden titrek ellerim neden (el)sizsiniz tutun beni düşüyorum aşk gibi gelen,aşka çarpmadan dönenlere... İlknur YILDIRIM... |
................. düş düşkünü çocukluğum ömrümün izdüşümünde asılı kaldı tınısını yitirdi yakarışlar sen gelirsin diye gülüşlerimi astım penceremin demir parmaklıklarına olmadı avunmadı yüreğim hoyratlığım acımdandır bilmezsin bahar sendedir gelmezsin sana yansımış suretim aynalarda gördüğüm sırtımda kambur gibi taşıdığım kirli geçmişim var varlığımı düşünmedim yoksulluğum kadar ki kimliğimi kana bulanmış bir aşkın yanı başına düşürdüm zanlıyım göz altında ölüyorum faili meçhul aşk ölümleri koynumda yaralıyım dünden yana günceme sesin düştü kanadım,ağladım,yandım düşündüm sonra seni sevmek istanbul kadar bir çocuğun elma şekerini sevdiği kadar anne kokusu kadar sevmek seni bu dünyayı hiçe saymak ölümlere kucak açmak seni sevmek seviyorum seni geleceğin kadar yalandı sevmelerin savruk bir kentin yaralı meydanlarında beklerim seni üşürüm ama yine de severim seni... İlknur YILDIRIM... |
ÜÇÜNCÜ KARANLIK Boşluğa vurulan Bir prangaydı Çelişkisinde kinin... Renklendirilen Rakamlar Önyargıya dayandı Geginleşen sözcükler Takıldıkça tuzağa Bölündü Temmuz ışıkarı Orta yerinden... İncelmişti dostluk Sabahın Selamsız başlangıcında. Maskesi düştü Bencilliğin Varsayımlara Değer biçme zamanı Hırsın hasılatı Kaldırıldı Çıkar tahtasında. Döndürüldü çark Soğukluğunda Yürek atışlarının... Tek yönlü Esti rüzgarlar Sabahında Üçüncü karanlığın Üzeyir Lokman Çaycı |
*ŞEHİRSEL AŞK* yana yakıla kuşanmışken sensizliği köhnemiş bilmişliklerimle geceleri dumana bürünen bu şehirde büyüttüm ben aşkı... kömür koktu yüreğim islere bulandı yatağım zehir akıttı bedenim çiçekler zehir koktu... bir yanı eksik kalmış çocukluğumun ağıdını sen mi yakacaktın ucu bucağı yok inançlarımın ucuda bucağıda bende yitti bu şehri sakladım ellerimde biraz mağrur gururu ve öfkeyi saçlarında taşıyan bu şehri ben ağladım şehir sustu ben sustum şehir kan kustu neden sonra anladım bu şehir biraz seni ama en çokta beni büyütmüş aşk diye... İlknur YILDIRIM... |
Henüz okula yeni gidiyordum Annem ablan olur dese de Ben abla demiyordum Çünkü onu seviyordum Çatal kapıya vuruyordu bir gün çoban Açtığımda kapıyı kalbim duruyordu Kucağında bir kuzu Küpeli koyun doğurmuştu O da yanında, kuzuyu seviyordu O akşam babamı çağırmaya gelmiş Çiçekler içinde bindallıyı giymiş, Dünürcüleri gelecekmiş meğerse Görmüş çocuğu beğenmiş Kaçtım yanlarından küçük bir odamız vardı Annem yoğurdu,peyniri orda yapardı Ağlıyordum geldi anam yanıma ‘Ağlama oğlum’ diyordu şaşkınlığıyla ‘Ben sana onun kızını alırım’ Düşlerimde o anne ben baba oldum Şehre gidip şeker tuz aldım Dut ağacının en tepesine Düşersin desin diye çıktığım Naylon gözlük takıp baktığım Ağladığım ilk aşkımdı o benim Şimdi aşk değil benim aradığım Yüreğimde o çocuk saflığım Gıptayla baktım gördüğümde Hep o sevgiydi aradığım sami çimen |
Bir Sigara İçimlik Mutluluklar Biliyorum, bunun adı artık tırmalamak. Yeter, ben de biliyorum, bırakmalı artık… Ne çıkar zaten sonundan bu bataklıkların, Dibinden derinliklerin? Ne çıkar bu yolların sonundan? Ne çıkar bu ırmakların suyundan? Güneşin batışından, Aydınlıktan, Karanlıktan… Ne çıkar artık bu gözyaşlarından? Kâğıttan, kalemden… Ne çıkar artık? Aşklardan, eski kadınlardan, Sevgilerden, özlemlerden. Eski sevişmelerden ne çıkar artık? Yeni hüzünler mi, yeni gözyaşları mı? Yeni aşklar, yeni kadınlar, Yeni sevgiler, yeni özlemler mi çıkar? Yeni dipsiz derinlikler, yenİ bataklıklar, yeni sonsuz yollar mı? Ne çıkar, ne çıkar artık? Ne kaldı ki geriye ? Yeni yıkıntılar, Yeni mahvoluşlar, Yeni hüzünler, Yeni gözyaşları gelecek biliyorum. Ama biliyorum, canım yanacak yine… Yine kalemler bitecek, Yine şişeler devrilecek… Yine dolacak gözler, süzülecek o yaşlar kirpiklerden… Yine yakılacak son sigaralar, Koyulacak son kadeh şaraplar. Yine de yeni kadınlar, yeni aşklar, yeni sevgililer, yeni besteler de gelecek, Bir sigara içimlik mutluluklar da… Tolga GÖRKEM.. |
Özlemler azdıkça yüreğim yandı Aşkımdan mecnuna döndüm bir zaman Belki de bu benim bittiğim andı Ardıma bakmadan gittim bir zaman Kabuslu günlerim uzadı durdu Beynimi kemirdi sevdanın kurdu Terk ettim sılayı vatanı yurdu Deryada denizde yittim bir zaman Gahi yücelerde bulutlar ile Gahi benliğimde umutlar ile Gahi bataklıkta pis otlar ile Gözyaşı içinde bittim bir zaman Bazen kurda kuşa gittim yem oldum Bazen Ali iken bazen Sem oldum Bazen dizginlendim bazen gem oldum Zalime zulüme yettim bir zaman Yüreğim kanadı gözlerim yaşlı Alem bir dert çekti ben iki başlı Gittiğim yollar hep çakıllı taşlı Özüme çok zulüm ettim bir zaman Semahi yara çok derman kalmadı Çok selam gönderdim yarim almadı Dert azat etmedi beni salmadı Ben beni özümden ittim bir zaman erol duran |
Yalnızlık HatıЯası Yazılan sayfalar, anlamlı ama boş sözler... Kelimeler, cümleler; Sevgililer ve ayrılıklar... Duvarda asılı zaman katilleri; Saatler... !!! Zamanın öldüğünü hatırlatır hep! Ve zaman öldüğü kadar da ölümsüzdür senin için... Kırıcı, ölümcül, kanlı bir maratondur o. Hatra gelir hep eski sevgililer, Güzel günler, ayrılıklar... İlk bakışlar, ilk öpüşmeler... İlk sevişmeler, ilk sigaralar beraber yakılan... İlk aşklar... Belirsizlikler ve anlamsızlıklar gelir hatra hep... Özlenen dostlar yalnızlığı hatırlatır hep; Saatler boyu yalnızlık... Şişesinin dibinde kalmış birkaç damla mey, Ve birkaç sarmalık tütündür o anın dostları... Ve belki de biraz selüloz, biraz kursun... Yirmi beş mumluk ampulün gölgemsi aydınlığında, Çizik plakların cızırtısını dünlerken yakılan sigara Ve o unutamadığın şarkı... Yıkılan hayaller, başarısız planlar... Hepsi yüzüne vurur yalnızlığını içten içe gülerek... Hepsi kaybolur devr-i âlemde... Sen de... Tolga Görkem... |
SENCE Seni kırmak bana bir suç Seni görmemek cehennemin diğer bir adı Sen bendeki sevgiyi göremedin Göremezsin de; Çünki bendeki bendeki sevgiyi görmek zaman ister Düşün seni görmemek bana bir cehennem Seni kırmak bana bir suç Seni kaybetmek bana sence nedir? Bence ben olmamak Peki beni görmemek,,kırmak ve kaybetmek Sence nedir? Canan Boran |
Bu imzasız ateşkesim Açık kapılarımın çalan zilleri Üstüne basılmış bedenim bilmem ki Hangi savaşının ganimeti Kapıya yakın bir aşkmış bizimkisi Her kavgada çıkılan Anahtarlarını kilidimde yitirdin Kalbimdeki artık öpünce geçmeyen yaradan.. İSTanbul kaRşıların KarŞIsı zeynep esra öztürk |
Hafıza-i Beşer Yer soyundu kabuğundan kıvılcımlar saçarak Kirli elleriyle silkeliyor sırtından safraları toprak… Dallı budaklı şehrin Çetrefilli çekiciliğine müptela nefesler Pişmanlık uyanışlarının Yalama tövbelerinde azgın sevişmeler Duygusu sömürünün Varmasız adımlarında günahkâr şoseler Dağılın Uykuları haram kıldı Tanrı bu gece Hani kudretini unuttuğunuz Tanrı Dillerde iki hece Nasıl da hatırlattı? Tövbe En ihtiraslı orgazmında son vuruş hışmı, faylar Şehvete, şaraba tapınan balık bakışlı ahmaklar Avuntusuz ölüm Gamsız yüreklerde asılır Kirli şehir günaha topraktan önce uyanır Nadir Atalay ….. |
Bir sevda masalıdır maziden kalan. Yakmıyor eski ateşi,kalpteki közler, Hüznü bile yok edip harcıyor zaman, İnsan sevgiliden çok o aşkı özler. Göz göze söylenen aşk şarkıları, Fısıltılar,biter tatlı sözler, Yıllar acımasız çevirdikçe sayfaları, İnsan sevgiliden çok aşkını özler.. Ümit,heyecan solar duygular, Hasret ateşiyle yanarken gözler. Hayalle geçer savrulur zaman, İnsan sevgiliden çok o aşkı özler... cansın erol |
Terkediliş !!! Sepia renkli hayaller, paramparça olurken boğazın sularında, Kör bir kadın, umursamadan yakmıştı bir aşkın negatiflerini... Kalp kırıklarım kesmeye başlamış en atar damarlarımı; Sehpanın üstünde kalan, yarısı içilmeyecek bir çay bardağı, öteki yarısı dolu, çay kaşıksız ve çay tabaksız; Ve sigara tablasında kalan üç tane sigara teki, Panik !!! Eli kanlı sevgili, Eski sevgili, Boğazın meltemi, Eski sevgili, On dakika önce sevgili Sevgili katilim; eski sevgili... Sevgilimin katili sevgili, Eski katilim, sevgilim, katilim, eski sevgilim ...!!! Bol çapaklı fotoğraftaki yaldızlı güzel, sepia tanrıça... Nasıl da aşık oldum katilim ben sana ? Dur ! Gitme ! Peh ... Git ! Parlayamazsın artık, git... Kalp kırıklarım kestikçe bileklerimi, Kızıla çaldı bir düş; sepia renkli... Paramparça oldu bir hayal boğazın sularında. Bir katil; eski sevgili; sevgiliden olma; Bir aşk, negatifleri yanan; kör bir kadının ellerinde; Ve bir ceset; kendi katiline aşık... Tolga Görkem |
BELKİ Herkesin uyuduğu saatte uyumadım bile Uyku tutmadı Yüzüme sürdüğün elin...sıcaklığı hala duruyor desem, Durmaz! Çok gözyaşı aktı üstüne O ellerin üşüdü mü desem, Üşümez! Kimbilir kimi ısıtır yine? Ne acı bu hayat Bana kalsaydı sıcaklığın...? Başka biri ısıtsa desem, Belki!!! uyuturum beni OLMUYOR,OLMADI! Kaçtığım kadar yakalandım BU GECE YİNE UYKU TUTMADI Ceyhun Yılmaz ÇARESİZİM Sevgim avuçlarımda uyandım yine bu sabah Bir baktım yoksun Sevgimi bırakmışsın öksüz Hemen aldım avuçlarıma Sen bıraktın, Ben koyacak yer bulamadım... Cam kenarına koysam güneş alır, İçerisi zaten nemli Başkasına göstermemeli Avuçlarımda sevgim ÇARESİZLİĞİ BİLİR MİSİN? BİLDİĞİNDEN DAHA ÇARESİZİM.... Ceyhun Yılmaz |
Barış Koyun Çocukların Adını Oyunu sever bütün çocuklar birdirbir, uzun eşek, körebe bu yüzden anlamı aynıdır, değişmez oyun sözcüğünün halkların dilinde (Oyun koyun çocukların adını) Savaşa karşıdır bütün çocuklar kışın: kar altında her sabah tükenip erise de solgun nefesi yazın: göğsü sırmalı fabrikalarda çarkları döndürse de yoksul alevi savaşa karşıdır bütün çocuklar nice ölümlerden geçmişlerdir nice rüzgarlar içmişlerdir gelincik tarlası çocuklar (Emek koyun çocukların adını) Gökyüzünün penceresinden şimdi bir kuş havalansa kanat çırpışlarında hayatın yağmalanmış sevinci - Kuş uçar rüzgar kalır (Sevinç koyun çocukların adını) Uzay denizlerinde şimdi bir balık ağlasa gözyaşı billurlarında yüz bin umut kıvılcımı - Alev uçar nazar kalır (Umut koyun çocukların adını) Çocuk bahçelerinde şimdi bir çiçek açsa hüzün sevince dönüşür sevinç çiçeğe - Ölüm uçar çocuklar kalır (Mutluluk koyun çocukların adını) Barıştan yanadır bütün çocuklar sabah: kuşatılmış bir toplama kampında ayrılığın tetiğini okşasa da elleri akşam: yıldızların mor orağıyla sessizliği devşirse de yetim öksüz sesi barıştan yanadır bütün çocuklar nice çığlık emmişlerdir nice korku gezmişlerdir yürekten hisli sevmişlerdir güvercin harmanı çocuklar (Devrim koyun çocukların adını) Barışı sever bütün çocuklar beştaş, saklambaç, elim sende bu yüzden anlamı aynıdır, değişmez barış sözcüğünün halkların dilinde (Barış koyun çocukların adını) Refik Durbaş |
Suskunum Sana Hangi şiire başlasam suskunum sana Dağ göğsünde bir kaya diliyle suskun Güneşte kavrulan bir kum tanesi Çatlayan dudaklarım oluyor her gece Yağmura suskun yaşamaya suskun Haykırabilsem Belki bir nehir köpürebilir sesimde Silinebilir kuraklığın bütün izleri Upuzun çöller vadileşebilir içimde Hangi güzelliği özlesem suskunum sana Yürek boşluğunda bir of kadar suskun Özlüyorum seni masmavi Koşuyorum sana bembeyaz Ve kahroluyorum bir anda kapkara Ah oluyorum Of oluyorum Ve susuyorum Oysa haykırabilsem Işık yumağı bir pınar olur soluğum Hangi türküye uzansam suskunum sana Ağıt ağıt, özlem özlem suskun Tut ki vurulmuşum Aşktan ve kandan bir damla olmuşum Bir saçlarının rüzgarına Bir de ağzının kıyılarına konmuşum Hangi dalga silebilir beni senden Hangi kasırga koparabilir Ben saç tellerinde bir ezgi olmuşum Coşkuların her şahlanışında Sana deprem deprem susmuşum Ve sana susmaktan inan ki yorulmuşum Yeter olsun gözlerinde ışık fırtınası Sözlerinde baskı yasası yeter Hangi kavgayı özlesem suskunum sana Zafer sabahlarında gece kadar Bayram sabahlarında yas kadar suskun Böyle güzelliklere de Böyle suskunluklara da lanet olsun Al bu suskunluğumu al artık Al ki Bütün gürültüler kahrolsun Adnan Yücel |
Bir Adin Kalmali bir adin kalmali geriye bütün kirilmis seylerin nihayetinde aynalarin ardinda sir yalnizligin pesinde kuvvet evet nihayet bir adin kalmali geriye bir de o kahreden gurbet sen say ki ben hiç aglamadim hiç atese tutmadim yüregimi geceleri, koynuma almadim ihaneti ve say ki bütün siirler gözlerini bütün sarkilar saçlarini söylemedi hele nihavent hele buselik hiç geçmedi fikrimden ve hiç gitmedi bir topak kan gibi adin içimin nehirlerinden evet yangin evet salas yalvarmanin korkusunda talan evet kaybetmenin o zehirli bugusu evet nisyan evet kahrolmus sayfalarin arasinda adin sokaklar dolusu bir adamin yalnizligi bu sevda biraz nadan biraz da hiçkirik tadi pencere önü menekselerinde her aksam daglar sonra oynadi yerinden ve hallaçlar atti pamugu fütursuzca sen say ki yerin dibine geçti geçmeyesi sevdam ve ben seni sevdigim zaman bu sehre yagmurlar yagdi yani ben seni sevdigim zaman ayrilik kursun kadar agir gülüsün kadar felaketiydi yasamanin yine de bir adin kalmali geriye bütün kirilmis seylerin nihayetinde aynalarin ardinda sir yalnizligin pesinde kuvvet evet nihayet bir adin kalmali geriye bir de o kahreden gurbet beni affet Kaybetmek için erken, sevmek için çok geç Ahmet Hamdi Tanpinar |
Severek Ayrılanlar - Ayna Severek ayrılanlar,bilirler ayrılığı Severek ayrılanlar yaşarlar pişmanlığı Çok uzak şehirlerde aynı çarpar iki yürek Çok uzak bir şehirde beklendiğini bilerek, Gün gelir için yanar elin gider mektuplara, Gün gelir beni ararsın gözün dalar uzaklara, Yaz gelir sıcak olur akşam sahil yollarında Her adımda beni arasın gözün dalar ufuklara. Rüzgar aşkımı kucağına alsa, Dağları tepeleri aşsa Saçlarına ulaşsa... ŞARKININ SONUNDA OKUNAN ŞİİR: Severek ayrılanlar bilirler ayrılığı , Sen benin eş ruhumsun, Unutmuş olsan hissederdim, Unutmuş olsan yanımda durmazdı her sabah hayalin, Seni görmek için geri geldim Sen gideli çok olmuş, Nereye gidersen git çantanda bir resmim aklında gülüşüm olsun, Ben seni gerçekten sevdim bitmez demiştim Bitmedi... "gül yüreklim senden bana kalan son armağan bu şarkı.....şiirinde dediği gibi sen benim eş ruhumsun unutmuş olsan hissederdim.... hissettim.... SEN BENİ UNUTMUŞSUN....HAYALİN YOK ARTIK SABAHLARI YANIBAŞIMDA......." |
BEN SENSİZ BURDA Yaslanıp omuzuna gecenin Sabahı karşılar gibi, Ama dünyaya günaydın diyemeden. Yatar gibi çimenler üstünde, Ama çimenlerin kokusunu alamadan. Koşar gibi denize doğru, Ama denizde kulaç atamadan. Uzanır gibi bir çocuğun başına, Ama çocuğun başını okşayamadan. Tırmanır gibi gürbüz bir ağaca, Ama ağaçtan bir meyve koparamadan. Kavuşur gibi bir eski dosta, Ama eski dostla kucaklaşamadan. İş başında türkü söyler gibi, Ama sesimi ben bile duyamadan.. A.Kadir |
23 Nisan İlk Meclisin açıldığı günde Bayram olur bizde Gelin katılın siz de Kutlu olsun 23 Nisan Atatürk'ten bizlere En güzel armağandır Söyleriz hep birlikte Kutlu olsun 23 Nisan Ozan Özel |
SENSİZ OLMAK nerde o denizim benim, lekesiz gökyüzüm? hani o içtikçe susuzluğumu arttıran çeşme? kim götürdü bakışlarımı, ne oldu gözlerime? hani benim ellerim, ayaklarım, saçlarım, yüzüm? bu ben değilim besbelli, bu bir başkası! gözlerim yabancı bakıyor gözlerime aynadan o kim? böyle durup durup beni aldatan? besbelli bir oyuna gelmişim açıkçası birini sevmişim besbelli, beni koyup gitmiş, ondan şimdi aradığım hep o, hep ben! o ikisi kırmış beni, yıkmış , incitmiş şimdi bilmediğim bir şarkı her yerde söylenen; sevinçten , mutluluktan , sevgiden uzak. ne acı! senin olmak , sende olmak , sensiz olmak! ümit yaşar oğuzcan |
Baba Sığmazsın bilirim bir kaç mısraya, Anlatmak isterim seni dünyaya, Acelen neydiki uçtun semaya, Mezar,ının başında ağlarım baba, Gururu sevgiyi senden öğrendim, Mis gibi kokunu özledim baba, Bu kadar genç yaşda ölmemeliydin, Hasretin ciğerimi deliyor baba, Bu kadar acıya nasıl dayandın, Sabırlı olmayı öğrettin baba, Bu koca dünyaya neden sığmadın, Geride bıraktın bizleri baba, Hastane yolları kaderin oldu, Yanında biz varız üzülme baba, O kanser illeti ecelin oldu, Mevladan ümitler kesilmez baba, Sen gittin kimsemiz kalmadı şimdi, Bizi terketmeye hakkın yok baba, Dostum dediklerin düşmandır şimdi, İyiki namerdi görmedin baba, Ağlarım gizlice sensiz günlerde, Faydasız bilirim ağlamak baba, Yaşamak isterdin sende bizlerle, Sensizken mutsuzuz inanki baba, Siğaran elinde kaşların çatık, Nasılda sevdiğini gizlerdin baba, Bir dilim ekmeğe soğanı katık, Çayıda çok fazla severdin baba, Şenol Mersin |
seyrek gülüş sen ne güzel bir şeysin- -nazlanırsın ama bir gün gelirsin- düşen bir yaprağa bağladım hayatımı olsun artık diyorum ne olacaksa paralı asker miyim neyim ben ekleyip duruyorum sabahları akşama ve kendimi arıyorum meşgul çalıyor gerçi söylenmez böyle şeyler uluorta aşk diyor başka bir şey demiyor kalbim nasıl bir dostluk ki bu, hem kadim hem de mayhoş elma tadında. kendimi de koysam ayağımın altına yine de yetişemiyorum ey aşk, omzunun hizasına. çünkü bende birikiyor her şeyin tortusu ve ayağını kaldırıyor dünya, konuşurken benimle. budanan oğullar gibiyim sessiz ve narin nereye konsam geri sayım başlıyor kurcalıyor beni bir çırağın elleri ah, unufak olsam ve desem ki ağzın tat görmesin hayat kandırdın beni. sorma, elim kırılsın bir daha dokunursam güneşe. kılpayı kaçırılmış bir şeyin bıraktığı ardında neyse oyum ben. yaralı serçe, benim için dua et: gök bir kayalık gibi şimdi üstümde dr. şükrü öncüoğlu'ndan üç ayda bir reçete. acıyan bir şeyim ben burdan çok uzaklarda ve koskocaman bir hansın sen uğraşma bu çocukla çünkü nasıl bir şey biliyorum itin taştan korkması bir yastık arıyorum kuş seslerinden mühim değil sonrası. sorma, yangın sönseydi suyla denizler her akşam böyle yanmazdı. yakartop oynayan melekler gördüm güneşle ve büyük çiftçiler gördüm dağları biçen yolundaydı herşey, ben bile yolundaydım ama kıyıya vardığımda kendimi unuttuğumu anladım karşı kıyıda. şiirler söyledim belki duyarsın diye çığlığıydım içinde dilsiz bir şehzadenin sana seslendim durdum bu küçücük odadan acımı duy, sensin pusulam benim ki dünya silinmiş bir harita gibi yabancı bana. sorma, usulca uzandığında bir ceset oluyorsun öpüldükçe şımaran. İbrahim Tenekeci |
Neden Olmasın sen hiç kağıttan kayıklar yaptın mı hayallerine? ve soğuktan titreyen gecelerini yıldızlara eşleyip yükledin mi güvertelerine? sen hiç kağıttan uçaklar yaptın mı düşlerine? ve eylülün bir gününde sevgini hüzünlere bırakıp bağladın mı kanatlarına? sen hiç sevgi uçurtmaları uçurttun mu gökyüzüne? ve Karadeniz'den Akdeniz'e... neden olmasın diye salıverdin mi sevgini iplerine? sen hiç umut denizine olta attın mı? ve ucuna olmazlarını bağlayıp... ta derinliklerinde maziden bir perde,ya da yarına bırakılmayan özlemlerini beklerken kıyılarda? Kemal Eyüboğlu |
Küçük bir dünyanin içine gizlenmissin Sadece hissedebiliyorum seni Tipki senin beni hissedebildigin gibi Bazen bütün umutlarimi ,bütün sikintilarimi Oradan sana söylüyorum Tipki senin bana söyledigin gibi Içimizin karanligini bosaltiyoruz bazen Bazen de iki kelime saklayabiliyoruz Seni böyle hissetmek, seni böyle sevmek güzel Bir bakiyorum bir adim geliyor, Bir bakiyorum kilometrelerce uzaksin Geceleri seni düslüyorum yine Küçük bir makinenin içinden Biliyorum ayni yerdeyiz ayni seyi dinliyoruz Hissedebiliyoruz ayni seyi Elimde sana dair hiçbir sey yok Sadece yani basim da çalan minik bir radyo Bilmiyorum su an ne haldesin Ve de evin neresindesin Belki salon da koltuga oturmus, Belki odanda yatagina uzanmis Ayni seyleri düslüyoruz Gecenin bizim için hazirladigi güzelligi dinliyoruz Ben bu gece çok hüzünlendim Göz yaslarim yanagimda kaldi Bir ananin acisini paylasti göz yaslarim Bir sevgilinin siirinde duygulandim Ama bunlarin hepsinde seni düsledim Tipki senin beni düsledigin gibi erkan kültekin |
mor akşamlarda bir çilingir sofrası ay ışığına doğru kalkmış bir kadeh tüm içkiler sana.., boşalan şişelerde sen. takvimler bitmiş ardı ardına umuda bekleyiş başlar yine derinden. sallanarak yürürken gece vakti, adını sayıklar dönmeyen dilinde. meskeni sokaklar oldu,adı avare lakabı da mecnun, dediler..... turnalara döktüğü türkülerde senin adın geçer yıldızlar kayarkende bir şiir okur, 'sen sevemedin beni'diyor şiirde şiir ezberinde... gözleri şuursuzca akarken yolunu kaybetmiş bir tavşan gibi korkak olur o koca adam..... tükendi yılları..bitirdi kendini...,bitiremedi sevdasını öldü öldü dirildi,senden vazgeçmedi,geçemedi 'o benim sırtımda.....' 'benimle gömülecek' diyor mezara 'adımı yazarken taşıma, onun adını da yazın' diyor yanına kahretti kaderine, çığlıklarına gömdü seni.................. ........................ o seni çok sevmişti,sen bilemedin dediler..! hatice müge fındık |
Şarkılar Ağladığını istemem ben ölürsem Beni en sevdiğin halimle hatırla Uzak bir yerde çalıştığımı düşün Hayatta olduğuma inan Bir gün gelir kendiliğinden Geçer bütün üzüntüm. Her yeni gelen günü Yeni bir ümitle beklemeli Her yeni gün Yeni havalarla gelir. Gece, yağan yağmurla uyursun Sabah, bir de bakarsın odan güneşli Her gelen vapuru, treni Yeni bir ümitle beklemeli Her gelen vapur, tren Yeni insanlarla gelir Ben esmerdim güzelim Bu sefer bir sarışını seversin Aşk yaşayanlar içindir. Necati Cumali |
GECE VE KALEM Gece köpüren dalgaları gibi denizin kendi sessiz çığlığında çalkalanırken yalnızlığın hüznü vurur kalemime Bir mektup bir resim bırakmadan ardında Öylece nasıl geldiysen bu iskeleye yine öylece gittin Yağmur yağıyordu Geceyi bu kadar ürküten dolunay mıdır yoksa ayın tam kalbine gömdüğüm yitirilmiş duygularım mı Ya telgrafın tellerine konmayı unuttu kuşlar Ya gidenlerin dönmediği yolu yokuş bir uzak kente düştü yolun Ne bir ses ne bir koku senden Gecenin iç karartan sessizliğinde yağmalanmış ömrüm ve yalnızlığımdır tam karşımda gölge gibi bir duvardan diğerine düşen Senden sonra bunca kuraklığıma inat bir damla yağmur düşmedi ne geceye ne gündüze Oysa yağmurlara kuruyordum saatleri ve takvimleri kırlangıç fırtınasına Geceye celladın yağlı ipi dokunurken yalnızlığın kanları damlar kalemimden şarap rengi şafak, ne kadar da uzak Sen gittin ben öylece kaldım kıpırdamadan atila ışık |
Sevdalar Böyle Başlar Önce dünyama sesin girdi özlemli, kısık Bir mutluluk muştusu gibi ta uzaklardan Çok sonrası öptüğüm o gül dudaklarından Önce sesindi çağıran beni gür ve aydınlık Önce küçük ellerin kondu avuçlarıma Yolunu sasırmış bir kus gibi, ürkek Alıştım herseline, her yerine giderek Saplandın iğnelerce parmak uçlarıma Önce bir aksamdı gelen seninle dopdolu İnanılmaz, doyulmaz, anlatılmaz, kanılmaz Bir aksamdı sevgiden, apaydınlık, bembeyaz Bir aksamdı, alev istekli, duygulu Her şey gerçekti, öylesine güzel, yalansız Ağladım sensiz geçen ve geçecek günlere Sende ölümsüzlüğün çağrısını duydum önce Sonra tutuşup, yandım ben, sevdalandım apansız. Ümit Yaşar Oğuzcan |
Geceyle nöbetleşe imkansızı beklemek Hiç bitmeyeceğini bilerek ölüme gitmek gibi Sonu bilinmez Nasihatlar kar etmez Çare olmaz ki hiçbir söz Hayat sanki karşıymış gibi Acısı hiç bitmez Gönlünün en ücrasında bir gül misali Bulunmaza sakladığını düşünerek Solmayacak mı sanırsın? Avucuna tutuşturulduğunda kara sevda Ve tutamayacaksan sımsıkı Dikene inat İncitme hiç Ne ellerini kanat Ne gülü kopar at Ücrasına attığın o tohum Yüreğinde bahçelenir haberin olmaz Boranlarda kalsa da yüreğin Bilmezsin Ama öğrenirsin Unutmak imkansız Ve sen ayrılık limanın da beklemek zorundasın Aşk bu yüzden Aşk bünyamin demirci |
Duyuyor musun birtanem? Dün gece yine sendin aklımda Bir hüznün çıkmaz sokalarında Gözyaşı oldu hasretin Ilık bir buse gibi süzüldü yanaklarımda Yanaklarım kırmızıydı, küskündü aynalara Ne zaman karşılaşsak sen bakardın onlardan Başıboş hoyrat aynalardan Önce ilk sarıldığımız yere gitti duygularım Bu gün gibiydi yaşadığımız küllenmemişti O bir ömürdü sanki, ölmeye değerdi Sonra gözlerin geldi aklıma, güzelliğin Başımı döndüren mey gibiydin sen Şelaleler akardı içime gözlerinden Ardından öksüz kalırdım sanki giderken Yinede yorulmazdım sensizliğe Sensizlik ki darağacım, sensizlik ki paramparçayım Ellerim seni arıyor bu gece, gözlerim gözlerini Şarkılar hüzünlü, şarkılar buruk Yoksun ya bu şehir yorgun, bu şehir vuruk Seni arıyorum inadına gecelerde Karanlıklar üstüne yemin ederim Işığım sensin! Seni seviyorum birtanem diyorum söyletensin Basit bir aşk öyküsü değil ki bu Saman alevi değil ki Cehennem alevi sanki susuzum Sensiz mutsuzum Artık sabah olmayacak uykusuzum Artık sensiz yaşanmayacak Yaşıyor sanma beni sadece varsayımım Sana bağımlı varlığım Yokluğun ise tükenişimdir Bir umudu katleder bin umudun olurum Senin gibi ulaşılmazdır benimde gururum Duyuyor musun birtanem? ? Dün gece yine sendin aklımda Aldın aklımı başımdan gittin Canımı da aldın yüreğimden Canımdın sen! ! Vazgeçilmezim, tartışılmazım Yalnızlığımın sebebi, acılarımın denizi Esirinim işte bu gece vakitleri Kollarımda sensizliğin kelepçeleri Yüreğimde sevdanın zincirleri Bağlanmışım sana ayrılamam Görmeden yaşayamam o gözleri Bir gemi kalkıyor rıhtımdan Dinle bak sesini, bu son seferi Veda türküsüne benzer düdük sesi Ardından mendil sallayanlar Boşuna aslında boşuna ağlayanalar Dönüşü olmayacak bu yolculuğun Bende gidiyorum birtanem, umutlarım yanımda Geriye bıraktığım limandaki ayak izleri Ve haykırışım enginlere Sen; dalgalardan dinle artık sesimi Sahilde bekle beni Bir garip martı görürsen gözleri yaşlı! ! Randevusu varmış gibi ecelle telaşlı! ! Bil ki; bir tutam sevgi yolluyorum sana Bil ki; ağlıyorum uğruna O zaman son kez de olsa hatırla beni Cansız bedenime can istiyorum Canımsın sen, SENİ SEVİYORUM Ali Aydoğdu |
Amentü İnsan eşref-i mahlûkattır derdi babam bu sözün sözler içinde bir yeri vardı ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman bu söz asıl anlamını kavradı geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı kararmış rakamların yarıklarından sızarak bu söz yüreğime kadar alçaldı damar kesildi, kandır akacak ama kan kesilince damardan sıcak sımsıcak kelimeler boşandı aşk için karnıma ve göğsüme ölüm için yüreğime sürdüğüm ecza uçtu birden aşk ve ölüm bana yeniden su ve ateş ve toprak yeniden yorumlandı. Dilce susup bedence konuşulan bir çağda biliyorum kolay anlaşılmıyacak kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın yanık yağda boğulan yapıların arasında delirmek hakkını elde bulundurmak rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için bana deha değil belgeler gerekli kanıtlar, ifadeler, resmi mühür ve imza gençken peşpeşe kaç gece yıllarca acıyan, yumuşak yerlerime yaslanıp uçardım bilmezdim neden bazı saatler alaturka vakitlere ayarlı neden karpuz sergilerinde lüküs yanar yazgı desem kötü bir şey dokunmuş olurdu sanki dudaklarıma Tokat aklıma niye gelmezdi babam onbeşli olmasa. Meyan kökü kazarmış babam kırlarda ben o yaşta koltuğumda kitaplar işaret parmağımda zincir, cebimde sedef çakı cebimde kırlangıçlar çılgınlık sayfaları kafamda yasak düşünceler, Gide mesela. Kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm her sevinç nöbetinde kusmak sunuldu bana gecenin anlamı tıkansın diye ıslık çalar resimli bir kitaptan çalardım hayatımı oysa hergün merkep kiralayıp da kazılan kökleri Forbes firmasına satan babamdı. Budur işte bir daha korkmamak için korkmaz görünen korku işte şehirleri bayındır gösteren yalan işte mevsimlerin değiştiği yerde buharlaşan kelepçeler, sürgünler, gençlik acılarıyla güçbela kurduğum cümle işte bu; ten kaygusu yüklü ağır bir haç taşımaktan tenimin olanca ağırlığı yok oldu. Solgun evler, ölü bir dağ, iyice solmuş dudak bile bir bir çınlayan ihtilal haberidir ve gecenin gümüş ipliklerden işlenmiş oluşu nisan ayları gelince vücudu hafifletir şahlanan grevler için kahkahalarım küstah bakışlarım beyaz bulutlara karşı obur marşlara ayarlanmak hevesindeki sesim gider şehre ve şaraba yaltaklanarak biraz ağlayabilmek için fotoğraflar çektirir babam seferberlikte mekkâredir. İnsanın gölgesiyle tanımlandığı bir çağda marşlara düşer belki birkaç şey açıklamak belki ruhların gölgesi düşer de marşlara mümkün olur babamı varlık sancısıyla çağırmak: Ezan sesi duyulmuyor Haç dikilmiş minbere Kâfir Yunan bayrak asmış Camilere, her yere Öyle ise gel kardeşim Hep verelim elele Patlatalım bombaları Çanlar sussun her yerde Çanlar sustu ve fakat binlerce yılın yabancısı bir ses değdi minarelere:Tanrı uludur Tanrı uludur polistir babam Cumhuriyetin bir kuludur bense anlamış değilim böyle maceralardan ne Godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur yalnız coşkunluğu karşısında içlendiğim şadırvan nüfus cüzdanımda tuhaf ekmek damgası durur benim işim bulutlar arşınlamak gün boyu etin ıslak tadına doğru yavaş yavaş uyanmak çocuk kemiklerinden yelkenler yapıp hırsız cenazelerine bine bine temiz döşeklerin ürpertisinden çeşme korkak dualarından cibinlikler kurarak dokunduğum banknotlardan tiksinmeyi itiraz nakışsız yaşamakları silâhlanmak sayarak çıkardım boğaza tıkanan lokmanın hartasını çıkınımda güneşler halka dağıtmak için halkı suvarmak bin saçlarımda bin ırmak ıhtırdım caddeleri meğer ki mezarlarmış hazırmış zaten duvar sıkılmış bir yumruğa fly Pan-Am drink Coca-Cola Tutun ve yüzleştirin hayatları biri kör batakların çırpınışında kutsal biri serkeş ama oldukça da haklı. Ölümler ölümlere ulanmakta ustadır hayatsa bir başka hayata karşı. Orada aşk ve çocuk birbirine katışmaz nasıl katışmıyorsa başaklara ağustos sıcağı kendi tehlikesi peşinden gider insan putların dahi damarından aktığı güne kadar sürdürür yorucu kovalamacayı. Hanidir görklü dünya dünyalar içre doğan? Nerde, hangi yöremizde zihnin tunç surlardan berkitilmiş ülkesi ağzı bayat suyla çalkanmış çocuğa rahim olan parti broşürleri yoksa kafiyeler mi? Hangi cisimdir açıkça bilmek isterim takvim yapraklarının arasını dolduran nedir o katı şey ki gücü gönlün dağdağasını durultacak? Hayat dört şeyle kaimdir, derdi babam su ve ateş ve toprak. Ve rüzgâr. ona kendimi sonradan ben ekledim pişirilmiş çamurun zifiri korkusunu ham yüreğin pütürlerini geçtim gövdemi alemlere zerkederek varoldum kayrasıyla Varedenin eşref-i mahlûkat nedir bildim. (1974) İsmet Özel |
Her gün yanında olamamaktan korkuyorum Sesini duyamamaktan Seni görünce, sana alışmaktan da korkuyorum Nedense sensizlikten de korkuyorum Bir gün hoşça kal demenden İstemesem de; Bir gün, bir gül gibi İçimde solmandan korkuyorum Hafızamda bırakacağın hatıralardan Hatıralardan kaçamamaktan Adını unutamamaktan korkuyorum Ah be güzelim; Ben seni sevmekten korkuyorum. Benimkisi sadece bir sevda Göz yaşlarımla söndüremediğim Korkularımı yenemediğim Söyleyemediğim Fakat, kendimi tükettiğim Ve beni; Yedi kat yerin dibine sokan Utandıran, korkutan An be an içimi yakan Cesaretsiz bir sevdan Bu nasıl bir sevda ? Anlayamıyorum Ah be güzelim; Ben seni sevmekten korkuyorum. Biliyor musun; Aklımdan hiç çıkmıyorsun. Sen benim; İmkansızlar bahçesinden koparttığım Edâlı gülümsün. Hiçbir zaman koklayamayacağım Adını söylerken burkulacağım Sevmekten hep korkacağım Fakat, ömrüm boyunca unutmayacağım Edâlı gülümsün. Ah be güzelim; Aslında sen benim, Kendi ömrümsün MKÖ |
denizin kenarındayım terlemişim tuz darmadağın kırışmış gömleğim öyle bir yastayım ki anlatsam kopar bağım durduğuma bakma gelir gider bir yanım karışırda mavi suya söz gider dağılırım denizin kenarındayım terlemişim en fenasından bir rüzgar geliyor hafiften sen ki sen öyle bahtiyarım daha nasıl anlatayım dudağımın kenarı özlemekten geçtim o rüzgarla yoldayım tutundum yakamoza ışıklı direklerle düş’e sallanmaktayım zafer zengin etnika |
Yaşamı deneyenler Hep olacaklardan sorumludur Yanlış ya da doğru Sonuçları kendi hayatlarına çıkar Kendine tanımadığı bir insandan Daha fazla yabancıdır Kendimi tanıyorum diyenler Oysa ne yapacağını bilmez Ama bilerek yapar her şeyi Gerçeğin kanatlarını Gece gündüz giyenler Güneşi en iyi görenlerdir Sabah akşam Perdeyi çekmeyenler Yağmur tanelerine bakmayanlar Yağmurun da bir su olduğunu Bilmezler Ölmezler Yağmur taneleri gibi Dinlenenler erdal yaşayan |
BENİ GÜZEL HATIRLA Beni güzel hatırla! Bunlar son satırlar... Farzet ki, bir rüzgârdım, esip geçtim hayatından ya da bir yağmur sel oldum sokağında sonra toprak çekti suyu... Kaybolup gittim, belki de bir rüya idim senin için. Uyandın ve ben bittim... Beni güzel hatırla! Çünkü; sevdim seni ben, herşeyini... Sana sırdaş oldum, dost oldum, koynumda ağladın. Yüzüne vurmadım hiçbir eksikliğini, beni üzdün, kınamadım. Alışıktım vefasızlığa, el oldun aldırmadım... Beni güzel hatırla! Sayfalarca mektup bıraktım sana. Şiirler yazdım her gece, çoğunu okutmadım. Sakladım günahını, sevabını içimde sessizce gittim... Senden öncekiler gibi sen de anlamadın. Beni güzel hatırla! Sana unutulmaz geceler bıraktım sana en yorgun sabahlar... Gülüşümü, gözlerimi, sonra sesimi bıraktım. En güzel şiirleri okudum gözlerine baka baka, söylenmemiş "Merhaba"lar sakladım her köşeye vedalar bıraktım duraklarda. Ne ararsan bir sevdanın içinde fazlasıyla bıraktım ardımda. Beni güzel hatırla! Dizlerimde uyuduğunu düşün, saçını okşadığımı, üşüyen ellerini ısıttığımı, mutlu olduğun anları getir gözünün önüne. Alnından öptüğüm dakikaları... Birazdan kapını çalan kişi olabileceğimi düşün şaşırtmayı severim biliyorsun. Bu da sana son sürprizim olsun. Şimdi, seninle yaşanan günleri ateşe veriyorum beni güzel hatırla. Gidiyorum... Okan Savcı ISLAK GÜL Seninle paylaşmak uykularda en büyük günahları Seninle uyanmak nice çılgın gecelerden sonra. Alır, götürür beni kokun uzaklara, en uzaklara Ağzın; dudaklarımda ıslak bir güldür sabahları Tenin çekiyor beni, tenin tutmuş saçlarımdan Afrikalı kölenim senin, esirinim, mecburunum Gözlerin değmese gözlerime kahrolurum Ölürüm, çekersen ellerini avuçlarımdan Dönsün başım, tutuşsun damarlarımda kanım Gel, otur yanı başıma, erişilmez kadınım Yum iri gözlerini, devir kirpiklerini Ser önüme, bir hazine gibi güzelliklerini Sana en muhtaç olduğum şu anda gel. Yaşamak olsan da gel, ölüm olsan da gel... Ümit Yaşar OĞUZCAN |
Benim Bilinemeyen Derinliklerime Hiç korkmadan İnebilseydin Eğer İşte o zaman Okyanuslar bile Vız gelirdi Bize ışık german ersoy |
Anarşist Sevda Başım dumanlı Sokaklarda serseri varlığım Köşe başlarında yol keser namussuz Cinayet sebebi olur sana uzaklığım… Sis çökmüş üzerime Ayaza durmuş içimde sevda Bir kibrit yakımı ısınır tenim Sensiz çektiğim efkar dumanında… Ulan! ... Alır başımı giderdim ya, Bensiz de çekilmez ki bu şehir Her akşam kim durur pencerenin altında Kim bekler sessizce ışığı kapatmanı Ve kim örter üstünü rüyalarının Bu akşam da sensizlik çıktı bahtımıza Bilmem ki ne olur yarın? Başım dumanlı Eli kanlı vakitlerin öncesi Delikanlı düşlerim vardı benim Bıyığı terlememiş kavgalarda büyüdük Zindanlarda öğrendik acının rengini Çok aradık adam gibi bir sevda Bulamadık şu yüreğin dengini… Adamlık mı kaldı sonra? Basıp geçtiler üzerinden onurun Gazete manşetlerinde idamlıklar listesi Memleketi sevmek en büyük suç Radyoda hep aynı skeç “Asayiş berkemal” komedisi… Hiç düşündün mü Bir anarşist nasıl sever toprağı? Tarlada ekin biçmeyi, ter akıtmayı Onun da çatlar mı elleri soğuktan O da hatırlar mı aklına düştüğünde Yavuklusu için sessizce ağlamayı? Hiç düşündün mü Bir anarşist nasıl bakar gökyüzüne Kaç mavi saklıdır kuytusunda gecenin? Onun da düğümlenir mi boğazı Kulağına gelen memleket türküsüne… "Netekim" anarşist konmuştur adı Ölümün gövdesi değer öyküsüne… Başım dumanlı Küfürbaz vakitlerin ertesi Yosma bakışınla demlenirim… Sen bana bakma, böyleyim işte Ne kadar hüzne yıkasam ellerimi O kadar kirlenirim… ..................... Deniz ÜLKEGÜL |
| Saat: 07:25 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık