MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

Misafir 17 Şubat 2007 00:51

Ayyaş Resital



köprüaltında üç sarışın gölge
birimiz ayyaş
ikimiz yosunlu simit
süt kokulu son şişe

meyhanenin köşesini dönmeden
sarhoş oluruz
kirli dudaklarımızda okşanmamış yağmur

siz...siz bilemezsiniz
karanlık kadar bahtiyarız




Hakan Kartal


tikkymelike 17 Şubat 2007 00:51

YANIK KOKUSU

Yanık kokusu sardı yine içimi dışımı
Ynan sevdam değil
Yanan yüreğimin ta kendisi
Gözlerimde kördüğüm olmuş bir sevda masalı
Hayat süresi olan
Yaşlı
Yorgun
Ahmak
Sebebsiz bir ömrü çürütmüş
Ve yüzünde hiç birşey yapmamış,
Olmasına rağmen ayatın tüm kırışıklarını taşıyan
Mahmur bir kadın gibiyim şimdi
Ellerimde başkasına adanmış bir hayatın yükü
Kalbimde başkasına gitmiş bir adamın hiç bitmesin;
Gitmesin diye taşıdığım kokusu var şimdi...
Toprak ve güneşin oynadığı oyuna geldim
Elimde kalan;
Elimde kalmayan eşit geliyor şimdi...
Ne acı...
Hayat süresi dolan bir kadının ruhunda
Kaderine mahkum bir rolü tüketiyorum şimdi....

Aylin Ön


Misafir 17 Şubat 2007 00:54

Kirli Notalar




duvarlar çiziyorum, kaybolan köşelerimi toplayıp
titrek muma kırık yüzler işliyor nefesim
kapı karanlık

nöbetinden düştüm
ay ışığına ateş bastığım acıların

uysal yağmurlar doğurup anaç bulutun gölgesinden

yıldızlar, serseri kumsallar, sırnaşık gitarda kirli nota
çıplak tohum ekiyorum sancılı gülüşlere
göğsümdeki vadiyi üşütüyor güneş



duvarlar yıkıyorum, dört yanım cehennem
kapım zincir
silahsızım
ah... toprağa karışır parmaklarım

kanım akıyor sonbahara
kendimden geliyorum




Hakan Kartal


arwen 17 Şubat 2007 00:59

Her gece

Yorgunum, yorgun çoooook yorgun
Kapanıyor gözlerim
Duramıyorum ayakta bitkinim
Uzanıyorum yatağa
Yatakla bütünleşiyor vücudum
Benliğimin senle bütünleştiği gibi
Yakıyorum baş ucu lambamı
Karşımda resimleri sevdiklerimin
Alıyorum elime kara kaplıyı
Yazıyor, yazıyorum durmaksızın
Sanki bitkin olan ben değilim
Sadece sensiz olan beynim
Durmuyor kalem kağıt üstünde
Anlamlı anlamsız harfler
Birbirinin üstünde
Yaş otuz üç yazıyor yazıyorum
Yorgun bedenim sarıyor benliğimi
Titriyor elim kolum
Yazmak istiyor aklım ama
Hükmedemiyor ellerime
Duruyor kalem
Kapanıyor kara kaplı
Sonra usulca ışık sönüyor
Yorgan ince ama yinede sarılıyorum
Kapatıyorum gözlerimi uykuya doğru
Aslında uyumuyor
Senin kollarına yelken açıyorum
Her gece belirsiz saatlerde


ufuk murat uğur


Mystic@L 17 Şubat 2007 00:59

Uluorta

-seyrek gülüş sen ne güzel bir şeysin-
-nazlanırsın ama bir gün gelirsin-

düşen bir yaprağa bağladım hayatımı
olsun artık diyorum ne olacaksa
paralı asker miyim neyim ben
ekleyip duruyorum sabahları akşama
ve kendimi arıyorum meşgul çalıyor
gerçi söylenmez böyle şeyler uluorta
aşk diyor başka bir şey demiyor kalbim
nasıl bir dostluk ki bu, hem kadim
hem de mayhoş elma tadında.

kendimi de koysam ayağımın altına
yine de yetişemiyorum ey aşk,
omzunun hizasına.
çünkü bende birikiyor her şeyin tortusu
ve ayağını kaldırıyor dünya, konuşurken benimle.
budanan oğullar gibiyim sessiz ve narin
nereye konsam geri sayım başlıyor
kurcalıyor beni bir çırağın elleri
ah, unufak olsam ve desem ki
ağzın tat görmesin hayat
kandırdın beni.

sorma,
elim kırılsın bir daha
dokunursam güneşe.

kılpayı kaçırılmış bir şeyin
bıraktığı ardında
neyse oyum ben.
yaralı serçe, benim için dua et:
gök bir kayalık gibi şimdi üstümde
dr. şükrü öncüoğlu'ndan
üç ayda bir reçete.

acıyan bir şeyim ben burdan çok uzaklarda
ve koskocaman bir hansın sen uğraşma bu çocukla
çünkü nasıl bir şey biliyorum itin taştan korkması
bir yastık arıyorum kuş seslerinden
mühim değil sonrası.

sorma,
yangın sönseydi suyla
denizler her akşam böyle yanmazdı.

yakartop oynayan melekler gördüm güneşle
ve büyük çiftçiler gördüm dağları biçen
yolundaydı herşey, ben bile yolundaydım
ama
kıyıya vardığımda
kendimi unuttuğumu anladım
karşı kıyıda.

şiirler söyledim belki duyarsın diye
çığlığıydım içinde dilsiz bir şehzadenin
sana seslendim durdum bu küçücük odadan
acımı duy, sensin pusulam benim
ki dünya
silinmiş bir harita
gibi yabancı bana.

sorma,
usulca uzandığında
bir ceset oluyorsun öpüldükçe şımaran.

İbrahim Tenekeci


Misafir 17 Şubat 2007 01:00

hakikat





/



korsan beyin...sahte pusula
üç kuşak eskitilmiş yönlerimiz
ve göğsümüzde çarpıntı...hakikat
dünya...
çürük sevda dolu ambar
kabuğu soğumuş taş yürek
biraz sen biraz ben...biraz da tabiat
zaman...
dümende nefes / batık gemi
cam kenarı tekil yolculuk
geride kalan biraz biz...biraz da hayat

geldim...

sesimde ne bir öfke
ne de feryat





Ferhat Gülsün


Misafir 17 Şubat 2007 01:00



Uzaklarda dügün

Bir dügün var çok uzaklarda
Mutluluk adına kurulmakta bir yuva
Gelinde damatta umutlu yarından
Umuyorlar bekliyorlar

Paylaşacaklar hayatı efsunla
Şirinler olacak yaşamda
Toz pembe olacak hayat
Yeniyken hep öyle gidicek yaşam

Umutları bitmeyecek yaşayacaklar hep
Sevdikleri yanlarında dügünlerinde
Halaylar üç ayaklar oynanmakta
Çicek açmışlar her kez her yan

Umutlar var olan bir aile olacaklar
Ömür boyu diyerek adım atıyorlar
Paylaşmak adına güvene mutluluga
Çicekler erguvanlar adına

Yarın belli olmaz yakında olur meyveleri
Şimdiki gbi güler gözleri mutlulukla
Minnacık bir hayat gelicek meydana
Aglıyacak dertlerini anlatma adına

Olacaklar çok tepelerde mutluluk
Bir yaşam iki üç kişilik
Aile olacaklar meyvalarıyla
Mutlulukları daim olsun

Bir ömür mutlu olsun esintide
Tüm insanlarımız bir arada
Nejla Özkan


arwen 17 Şubat 2007 01:03

Kendi yalnızlıklarımızda boğuluyoruz
Neyın özlemı
Neyın eksıklığı
İçimizdekı yarayı kım kanatmıs,
Kıme içirıyoruz bu sert içkıyı..

Hepımızım gecesınde
Kımlerle buluşuyoruz
Kımlere soyluyoruz ısyan şarkılarını

Kandırılmış
Hapsolmuş
Soyutlanmış ruhlarımız

Kutsal toprağımızda yeşermış..

Bır ben var içimde çıkaramadığım
O benı kıme vermelı

Kıme yuklemelı
Kımı buyutmelı

Korkmadan
Dusunmeden
Kıme teslım olmalı
Kıme sahıp olmalı

Kımı sahıplenmelı
Kımı terketmelı,

Bılebılırmısın

Zaman dızer yollarına sevdaları
Kum tanelerı nasıl kaybolursa esen ruzgarda
Ayrısırsa toprağın kuytusunda

Öyledır yalan sevdalar
Zamanlara yenılır

Hasretlere seslenır

Bır kelıme bıtırebılırmıs ya yalan sevdaları
Bır sozle sonebılırmıs ya ıcındekı yanar sandığın ateş ı suzan

Hıc gelmemıs gıbı gıdebılırsın o zaman
Kolay vazgeçebılen bır aşkım olmadıkı hiç benim
,
Gidişini hissedebiliyim?

Ben yenıden doğmuşcasına bakarım hayata
Her bıtısın başlangıcı
Her donemecın bır uçumuru vardır mutlaka

Giden değildir aslında kaybeden
Bıten değildır aslında terkedılen

Mahkemesı yoktur sevdaların
Suçluyu asmaz
Asılı yakmaz gerçek aşklar

Gözyaşı dokebıldığın her sevdaya tutul! !
Gıdebıldığın her adımda koş..

Vazgeçebılen bır sevdam olmadıkı benım
Gıdışını hissedebılıyım..

Hiç varolmamışsınkı
Yok edebıleyım..


suzan batmankaya


Misafir 17 Şubat 2007 01:03

Yanıl(sa)ma

Her renk kendini yakar bu kentte
ulu orta
Geride bir avuç kül/gri
...
gölgesinde bezgin düşüncelerin
antik bahçelerden çocukluğumu topladım
kadınlığımın ağırlığı
göz ucumda/yaşlanırken

yosun yatakları dağınık
ıhlamur ağaçları mahçup
gönye ile çizilmiş kadın suretinde gökyüzü / nemli
toprak rüzgarın kucağına oturmuş / savruk
uzun ve suçunu bastıramamış
bir mevsim kabardı saçlarımda
beklediğim
yağmur kokusu / toprağın göğsünden sızan

-kıyamet çanlarını çalan sen olacaksın
ve ben senin mahşerine günahsız geleceğim
günahkar mevsim(im)-

-gülezar-
gül olmak neyi değiştirir
parmağımın ucunda asılı dururken acım

avuçlarıma sızan kan
ikiye bölsün yaşam çizgimi
bana yaşamadıklarımı verin
gerisi sizde kalsın / ömrümden armağan
...

rengi yok gülümseyişlerin
elimde kalan bir avuç gri /kül

İlknur YILDIRIM..


tikkymelike 17 Şubat 2007 01:10

KIRIK DÜŞLER ÜLKESİNE YAPTIĞIM YOLCULUKLARDAN

Kırık düşler ülkesine yaptığım yolculuklardan
Hep tek başıma oldu dönüşlerim
Oysa tek kırılan ben olmamalıydım hayattan
Seninleyken yaptığım hataları tekrarlamaktan
Gocunmuyorum sensizken
Ne de olsa seninle yaşanmışlığın cesareti yüreğimde
Ertelediğim düşlerde yaşıyorum şimdilerde
Yalnızlığın tadındaki buruklukta hoşuma gidiyor yavaşdan
Ben düşler ülkesini seçiyorum gönüllü
Gerçekleri sana postalıyorum bugün
İyi bak kendine demeyeceğim artık
Ona bile hakkı olmalı söylerken insanın
Hiç uğruna harcanmış hayatlardan göçüşüm
Belki böylesi daha iyi
Kendi başının çaresine bakarken öğreniyorsun hayatı
Anlamış olmalıydım çoktan oysaki
Bir seçim yapmak olsaydı dileğim
Kendimi seçerdim
Kocaman açıyorum gözlerimi yeniden
Seninleyken sıkı sıkı yumduğum günden beri
Daha bir hazırım herşeye
Yaşadıklarımdan,yaşayacaklarımdan da
Artık ben sorumluyum...

Aysun Çarkacı


Misafir 17 Şubat 2007 01:10

Gizli Şehir

Ressamın tualinde, bir eski evin
Ahşap penceresinde
Siyah bir gecenin
Etrafına ıssızlık çöktüğünde
İstanbul’un tarihi bir yerleşim bölgesinde
Tütsüsü yayılır ruhuma
Haliç’e esen bad-ı seherin

Eminönü Yeni Cami uzakta
Koşamaz balıkçı motorları
Boğuşur dalgasız denizde
Kulaç atar karşıki sahile,
Bir başka mor gece yaşanır
Piyer Loti de.

Bir şehr-i İstanbul gizlidir
Bu mezarlıkta.
Ay süzülür, Halic'e selam verip
Çeker gider
Ulvi sessizlik her gece böyle
Devam eder

Bu beldenin Sultan'ına hayran olur etraf
İnsanlar ibadet ederler beş vakit
Çevresinde saf tutarak
İstekler sunulur, dilekler arz olunur,
Dost-u yarin dibinde dualar okunur.

Bu çarkın içine giren çıkamaz bir daha
Hacetler iletilir buradan Allah’a
Sebepler aleminde yaşıyorsak dünyada,
Sebep yahu duamıza, bizi bağışla.

Mehmet Akif Tiryaki


Misafir 17 Şubat 2007 01:12

Şehr-i Aşk
bir şehir/
güzelliği fotoğraflarda kalmış/siyah beyaz
...

Gün aşıran kadınlar sokağında
hüzünbaz evler,
Cumbalarından mendil düşürüyor
avare aşıkların ayak ucuna
_____lale kokusunu yenilerde tanıdı kent
biraz sarhoş taklidi
biraz yalan dolan
bir gün daha nasılsa geçer
başın ölüme dönük
______ne çok istemiştim büyümeyi,
büyümek ölmekmiş anlatmadı hilebaz hayat...

sallantısı ağaçların zevk-i sefadan
devir aşk devri..

Aşka rastgelsin diye karşılaşmalar
zaman kollanıyor şimdilerde..
Bahisler akreple yelkovanın bitmeyen yarışına..

______kentin en yüksek yerine dikilmiş saat kulesi,
ki evine saat alacak kadar zamanı yok kimsenin...

Adımlarım ağır aksak aşktan döndü,
yalnızlık çarpıldı yüz kere yüzüme
ah yüzüm ne kadar sahte
yüzüm neden yüzsüz

_____ay ışığından aydınlık çalan sokak lambaları
yirmi bir mumluk bir hayatı üflediler nefesime,büyüyorum...

köşe başlarını tutan
meçhul dokunuşların eşliğinde eksiliyorum
toplanmak isterken
kaça bölünür bir insan bu kadar yokken..

ah ellerim neden titrek
ellerim neden (el)sizsiniz
tutun beni düşüyorum

aşk gibi gelen,aşka çarpmadan dönenlere...

İlknur YILDIRIM...


Misafir 17 Şubat 2007 01:32


.................

düş düşkünü çocukluğum
ömrümün izdüşümünde asılı kaldı
tınısını yitirdi yakarışlar
sen gelirsin diye gülüşlerimi astım
penceremin demir parmaklıklarına
olmadı avunmadı yüreğim
hoyratlığım acımdandır bilmezsin
bahar sendedir gelmezsin
sana yansımış suretim
aynalarda gördüğüm
sırtımda kambur gibi taşıdığım kirli geçmişim var
varlığımı düşünmedim yoksulluğum kadar
ki
kimliğimi
kana bulanmış bir aşkın yanı başına düşürdüm
zanlıyım
göz altında ölüyorum
faili meçhul aşk ölümleri koynumda
yaralıyım dünden yana
günceme sesin düştü
kanadım,ağladım,yandım
düşündüm sonra
seni sevmek istanbul kadar
bir çocuğun elma şekerini sevdiği kadar
anne kokusu kadar sevmek seni
bu dünyayı hiçe saymak
ölümlere kucak açmak seni sevmek
seviyorum seni
geleceğin kadar yalandı sevmelerin
savruk bir kentin
yaralı meydanlarında beklerim seni
üşürüm
ama
yine de severim seni...

İlknur YILDIRIM...


tikkymelike 17 Şubat 2007 01:38

ÜÇÜNCÜ KARANLIK

Boşluğa vurulan
Bir prangaydı
Çelişkisinde kinin...
Renklendirilen
Rakamlar
Önyargıya dayandı
Geginleşen sözcükler
Takıldıkça tuzağa
Bölündü
Temmuz ışıkarı
Orta yerinden...
İncelmişti dostluk
Sabahın
Selamsız başlangıcında.
Maskesi düştü
Bencilliğin
Varsayımlara
Değer biçme zamanı
Hırsın hasılatı
Kaldırıldı
Çıkar tahtasında.
Döndürüldü çark
Soğukluğunda
Yürek atışlarının...
Tek yönlü
Esti rüzgarlar
Sabahında
Üçüncü karanlığın

Üzeyir Lokman Çaycı


Misafir 17 Şubat 2007 01:43

*ŞEHİRSEL AŞK*
yana yakıla kuşanmışken sensizliği
köhnemiş bilmişliklerimle
geceleri dumana bürünen bu şehirde
büyüttüm ben aşkı...
kömür koktu yüreğim
islere bulandı yatağım
zehir akıttı bedenim
çiçekler zehir koktu...
bir yanı eksik kalmış çocukluğumun
ağıdını sen mi yakacaktın
ucu bucağı yok inançlarımın
ucuda bucağıda bende yitti
bu şehri sakladım ellerimde
biraz mağrur
gururu ve öfkeyi saçlarında taşıyan bu şehri
ben ağladım şehir sustu
ben sustum şehir kan kustu
neden sonra anladım
bu şehir biraz seni
ama en çokta beni büyütmüş
aşk diye...

İlknur YILDIRIM...


arwen 17 Şubat 2007 01:48

Henüz okula yeni gidiyordum
Annem ablan olur dese de
Ben abla demiyordum
Çünkü onu seviyordum

Çatal kapıya vuruyordu bir gün çoban
Açtığımda kapıyı kalbim duruyordu
Kucağında bir kuzu
Küpeli koyun doğurmuştu
O da yanında, kuzuyu seviyordu

O akşam babamı çağırmaya gelmiş
Çiçekler içinde bindallıyı giymiş,
Dünürcüleri gelecekmiş meğerse
Görmüş çocuğu beğenmiş

Kaçtım yanlarından küçük bir odamız vardı
Annem yoğurdu,peyniri orda yapardı
Ağlıyordum geldi anam yanıma
‘Ağlama oğlum’ diyordu şaşkınlığıyla
‘Ben sana onun kızını alırım’

Düşlerimde o anne ben baba oldum
Şehre gidip şeker tuz aldım
Dut ağacının en tepesine
Düşersin desin diye çıktığım
Naylon gözlük takıp baktığım
Ağladığım ilk aşkımdı o benim

Şimdi aşk değil benim aradığım
Yüreğimde o çocuk saflığım
Gıptayla baktım gördüğümde
Hep o sevgiydi aradığım


sami çimen


Misafir 17 Şubat 2007 01:51


Bir Sigara İçimlik Mutluluklar

Biliyorum, bunun adı artık tırmalamak.
Yeter, ben de biliyorum, bırakmalı artık…
Ne çıkar zaten sonundan bu bataklıkların,
Dibinden derinliklerin?
Ne çıkar bu yolların sonundan?
Ne çıkar bu ırmakların suyundan?
Güneşin batışından,
Aydınlıktan,
Karanlıktan…
Ne çıkar artık bu gözyaşlarından?

Kâğıttan, kalemden…
Ne çıkar artık?

Aşklardan, eski kadınlardan,
Sevgilerden, özlemlerden.
Eski sevişmelerden ne çıkar artık?


Yeni hüzünler mi, yeni gözyaşları mı?
Yeni aşklar, yeni kadınlar,
Yeni sevgiler, yeni özlemler mi çıkar?
Yeni dipsiz derinlikler, yenİ bataklıklar, yeni sonsuz yollar mı?

Ne çıkar, ne çıkar artık?
Ne kaldı ki geriye ?

Yeni yıkıntılar,
Yeni mahvoluşlar,
Yeni hüzünler,
Yeni gözyaşları gelecek biliyorum.

Ama biliyorum, canım yanacak yine…
Yine kalemler bitecek,
Yine şişeler devrilecek…
Yine dolacak gözler, süzülecek o yaşlar kirpiklerden…
Yine yakılacak son sigaralar,
Koyulacak son kadeh şaraplar.
Yine de yeni kadınlar, yeni aşklar, yeni sevgililer, yeni besteler de gelecek,
Bir sigara içimlik mutluluklar da…


Tolga GÖRKEM..


arwen 17 Şubat 2007 01:57

Özlemler azdıkça yüreğim yandı
Aşkımdan mecnuna döndüm bir zaman
Belki de bu benim bittiğim andı
Ardıma bakmadan gittim bir zaman

Kabuslu günlerim uzadı durdu
Beynimi kemirdi sevdanın kurdu
Terk ettim sılayı vatanı yurdu
Deryada denizde yittim bir zaman

Gahi yücelerde bulutlar ile
Gahi benliğimde umutlar ile
Gahi bataklıkta pis otlar ile
Gözyaşı içinde bittim bir zaman

Bazen kurda kuşa gittim yem oldum
Bazen Ali iken bazen Sem oldum
Bazen dizginlendim bazen gem oldum
Zalime zulüme yettim bir zaman

Yüreğim kanadı gözlerim yaşlı
Alem bir dert çekti ben iki başlı
Gittiğim yollar hep çakıllı taşlı
Özüme çok zulüm ettim bir zaman

Semahi yara çok derman kalmadı
Çok selam gönderdim yarim almadı
Dert azat etmedi beni salmadı
Ben beni özümden ittim bir zaman



erol duran


Misafir 17 Şubat 2007 02:00

Yalnızlık HatıЯası
Yazılan sayfalar, anlamlı ama boş sözler...
Kelimeler, cümleler;
Sevgililer ve ayrılıklar...

Duvarda asılı zaman katilleri;
Saatler... !!!
Zamanın öldüğünü hatırlatır hep!
Ve zaman öldüğü kadar da ölümsüzdür senin için...
Kırıcı, ölümcül, kanlı bir maratondur o.

Hatra gelir hep eski sevgililer,
Güzel günler, ayrılıklar...
İlk bakışlar, ilk öpüşmeler...
İlk sevişmeler, ilk sigaralar beraber yakılan...
İlk aşklar...

Belirsizlikler ve anlamsızlıklar gelir hatra hep...
Özlenen dostlar yalnızlığı hatırlatır hep;
Saatler boyu yalnızlık...

Şişesinin dibinde kalmış birkaç damla mey,
Ve birkaç sarmalık tütündür o anın dostları...
Ve belki de biraz selüloz, biraz kursun...

Yirmi beş mumluk ampulün gölgemsi aydınlığında,
Çizik plakların cızırtısını dünlerken yakılan sigara
Ve o unutamadığın şarkı...

Yıkılan hayaller, başarısız planlar...
Hepsi yüzüne vurur yalnızlığını içten içe gülerek...
Hepsi kaybolur devr-i âlemde...
Sen de...

Tolga Görkem...


tikkymelike 17 Şubat 2007 02:06

SENCE

Seni kırmak bana bir suç
Seni görmemek cehennemin diğer bir adı
Sen bendeki sevgiyi göremedin
Göremezsin de;
Çünki bendeki bendeki sevgiyi görmek zaman ister
Düşün seni görmemek bana bir cehennem
Seni kırmak bana bir suç
Seni kaybetmek bana sence nedir?
Bence ben olmamak
Peki beni görmemek,,kırmak ve kaybetmek
Sence nedir?

Canan Boran


arwen 17 Şubat 2007 02:07

Bu imzasız ateşkesim
Açık kapılarımın çalan zilleri
Üstüne basılmış bedenim bilmem ki
Hangi savaşının ganimeti

Kapıya yakın bir aşkmış bizimkisi
Her kavgada çıkılan
Anahtarlarını kilidimde yitirdin
Kalbimdeki artık öpünce geçmeyen yaradan..

İSTanbul kaRşıların KarŞIsı


zeynep esra öztürk


Misafir 17 Şubat 2007 02:15

Hafıza-i Beşer




Yer soyundu kabuğundan kıvılcımlar saçarak
Kirli elleriyle silkeliyor sırtından safraları toprak…

Dallı budaklı şehrin
Çetrefilli çekiciliğine müptela nefesler
Pişmanlık uyanışlarının
Yalama tövbelerinde azgın sevişmeler
Duygusu sömürünün
Varmasız adımlarında günahkâr şoseler

Dağılın
Uykuları haram kıldı Tanrı bu gece
Hani kudretini unuttuğunuz Tanrı
Dillerde iki hece
Nasıl da hatırlattı?

Tövbe

En ihtiraslı orgazmında son vuruş hışmı, faylar
Şehvete, şaraba tapınan balık bakışlı ahmaklar

Avuntusuz ölüm
Gamsız yüreklerde asılır
Kirli şehir günaha topraktan önce uyanır



Nadir Atalay …..


arwen 17 Şubat 2007 02:31

Bir sevda masalıdır maziden kalan.
Yakmıyor eski ateşi,kalpteki közler,
Hüznü bile yok edip harcıyor zaman,
İnsan sevgiliden çok o aşkı özler.

Göz göze söylenen aşk şarkıları,
Fısıltılar,biter tatlı sözler,
Yıllar acımasız çevirdikçe sayfaları,
İnsan sevgiliden çok aşkını özler..

Ümit,heyecan solar duygular,
Hasret ateşiyle yanarken gözler.
Hayalle geçer savrulur zaman,
İnsan sevgiliden çok o aşkı özler...



cansın erol


Misafir 17 Şubat 2007 02:33


Terkediliş !!!

Sepia renkli hayaller, paramparça olurken boğazın sularında,
Kör bir kadın, umursamadan yakmıştı bir aşkın negatiflerini...

Kalp kırıklarım kesmeye başlamış en atar damarlarımı;
Sehpanın üstünde kalan, yarısı içilmeyecek bir çay bardağı,
öteki yarısı dolu, çay kaşıksız ve çay tabaksız;
Ve sigara tablasında kalan üç tane sigara teki,

Panik !!!

Eli kanlı sevgili,
Eski sevgili,
Boğazın meltemi,
Eski sevgili,
On dakika önce sevgili
Sevgili katilim; eski sevgili...
Sevgilimin katili sevgili,
Eski katilim, sevgilim, katilim, eski sevgilim ...!!!

Bol çapaklı fotoğraftaki yaldızlı güzel, sepia tanrıça...
Nasıl da aşık oldum katilim ben sana ?

Dur !
Gitme !
Peh ...

Git !
Parlayamazsın artık, git...

Kalp kırıklarım kestikçe bileklerimi,
Kızıla çaldı bir düş; sepia renkli...
Paramparça oldu bir hayal boğazın sularında.
Bir katil; eski sevgili; sevgiliden olma;
Bir aşk, negatifleri yanan; kör bir kadının ellerinde;
Ve bir ceset; kendi katiline aşık...


Tolga Görkem


tikkymelike 17 Şubat 2007 02:46

BELKİ

Herkesin uyuduğu saatte uyumadım bile
Uyku tutmadı
Yüzüme sürdüğün elin...sıcaklığı hala duruyor desem,
Durmaz!
Çok gözyaşı aktı üstüne
O ellerin üşüdü mü desem,
Üşümez!
Kimbilir kimi ısıtır yine?
Ne acı bu hayat
Bana kalsaydı sıcaklığın...?
Başka biri ısıtsa desem,
Belki!!! uyuturum beni
OLMUYOR,OLMADI!
Kaçtığım kadar yakalandım
BU GECE YİNE UYKU TUTMADI

Ceyhun Yılmaz




ÇARESİZİM

Sevgim avuçlarımda uyandım yine bu sabah
Bir baktım yoksun
Sevgimi bırakmışsın öksüz
Hemen aldım avuçlarıma
Sen bıraktın,
Ben koyacak yer bulamadım...
Cam kenarına koysam güneş alır,
İçerisi zaten nemli
Başkasına göstermemeli
Avuçlarımda sevgim
ÇARESİZLİĞİ BİLİR MİSİN?
BİLDİĞİNDEN DAHA ÇARESİZİM....

Ceyhun Yılmaz


BARIŞ 17 Şubat 2007 11:23

Barış Koyun Çocukların Adını

Oyunu sever bütün çocuklar
birdirbir, uzun eşek, körebe
bu yüzden anlamı aynıdır, değişmez
oyun sözcüğünün halkların dilinde

(Oyun koyun çocukların adını)

Savaşa karşıdır bütün çocuklar
kışın: kar altında her sabah
tükenip erise de solgun nefesi
yazın: göğsü sırmalı fabrikalarda
çarkları döndürse de yoksul alevi
savaşa karşıdır bütün çocuklar
nice ölümlerden geçmişlerdir
nice rüzgarlar içmişlerdir
gelincik tarlası çocuklar

(Emek koyun çocukların adını)

Gökyüzünün penceresinden şimdi
bir kuş havalansa
kanat çırpışlarında
hayatın yağmalanmış sevinci
- Kuş uçar rüzgar kalır

(Sevinç koyun çocukların adını)

Uzay denizlerinde şimdi
bir balık ağlasa
gözyaşı billurlarında
yüz bin umut kıvılcımı
- Alev uçar nazar kalır

(Umut koyun çocukların adını)

Çocuk bahçelerinde şimdi
bir çiçek açsa
hüzün sevince dönüşür
sevinç çiçeğe
- Ölüm uçar çocuklar kalır

(Mutluluk koyun çocukların adını)

Barıştan yanadır bütün çocuklar
sabah: kuşatılmış bir toplama kampında
ayrılığın tetiğini okşasa da elleri
akşam: yıldızların mor orağıyla
sessizliği devşirse de yetim öksüz sesi
barıştan yanadır bütün çocuklar
nice çığlık emmişlerdir
nice korku gezmişlerdir
yürekten hisli sevmişlerdir
güvercin harmanı çocuklar

(Devrim koyun çocukların adını)

Barışı sever bütün çocuklar
beştaş, saklambaç, elim sende
bu yüzden anlamı aynıdır, değişmez
barış sözcüğünün halkların dilinde

(Barış koyun çocukların adını)

Refik Durbaş


Nephthys 17 Şubat 2007 12:39

Suskunum Sana

Hangi şiire başlasam suskunum sana
Dağ göğsünde bir kaya diliyle suskun
Güneşte kavrulan bir kum tanesi
Çatlayan dudaklarım oluyor her gece
Yağmura suskun yaşamaya suskun
Haykırabilsem
Belki bir nehir köpürebilir sesimde
Silinebilir kuraklığın bütün izleri
Upuzun çöller vadileşebilir içimde

Hangi güzelliği özlesem suskunum sana
Yürek boşluğunda bir of kadar suskun
Özlüyorum seni masmavi
Koşuyorum sana bembeyaz
Ve kahroluyorum bir anda kapkara
Ah oluyorum
Of oluyorum
Ve susuyorum
Oysa haykırabilsem
Işık yumağı bir pınar olur soluğum

Hangi türküye uzansam suskunum sana
Ağıt ağıt, özlem özlem suskun
Tut ki vurulmuşum
Aşktan ve kandan bir damla olmuşum
Bir saçlarının rüzgarına
Bir de ağzının kıyılarına konmuşum
Hangi dalga silebilir beni senden
Hangi kasırga koparabilir
Ben saç tellerinde bir ezgi olmuşum
Coşkuların her şahlanışında
Sana deprem deprem susmuşum
Ve sana susmaktan inan ki yorulmuşum

Yeter olsun gözlerinde ışık fırtınası
Sözlerinde baskı yasası yeter
Hangi kavgayı özlesem suskunum sana
Zafer sabahlarında gece kadar
Bayram sabahlarında yas kadar suskun
Böyle güzelliklere de
Böyle suskunluklara da lanet olsun
Al bu suskunluğumu al artık
Al ki
Bütün gürültüler kahrolsun

Adnan Yücel




Misafir 17 Şubat 2007 13:04

Orada Kalamazlar



Aydınlık için bir mum yakanlar
İsanlık için ışık tutanlar
Tarhi için kityap yazanlar
Hiçbir zaman karanlıkta kalmazlar

Öğrenmek için kitap okuyanlar
Öğretmek için kucak açanlar
Öğretim için bir taş koyanlar
Hiçbir zaman darboğazda kalmazlar

Okulsuz köylere okul yapanlar
Gelecek kuşağa bir harf yazanlar
Kütüp hanelere kitap bağışlayanlar
Tanrı huzurunda yalnız kalmazlar

Geçmişini tarihini bilmeyen
Biliyorsa doğruları söyleyen
Elbisesiz bir fakiri giydiren
Ahirette mükaffatsız kalmazlar

Devletimizi parselleyip soyanlar
Milyarlarına milyarları katanlar
Hayali ihracaattan para kapanlar
Yurt dışına kaçar Türkiyede kalmazlar

Tarihini yurt dışına satanlar
Müzelerden antıkayı kapanlar
Amerikada villa alıp satanlar
Bir gün döner oralarda kalmazlar




Ali Eryılmaz



asia 17 Şubat 2007 13:11

Bir Adin Kalmali

bir adin kalmali geriye
bütün kirilmis seylerin nihayetinde
aynalarin ardinda sir
yalnizligin pesinde kuvvet
evet nihayet
bir adin kalmali geriye
bir de o kahreden gurbet
sen say ki
ben hiç aglamadim
hiç atese tutmadim yüregimi
geceleri, koynuma almadim ihaneti
ve say ki
bütün siirler gözlerini
bütün sarkilar saçlarini söylemedi
hele nihavent
hele buselik hiç geçmedi fikrimden
ve hiç gitmedi
bir topak kan gibi adin
içimin nehirlerinden
evet yangin
evet salas yalvarmanin korkusunda talan
evet kaybetmenin o zehirli bugusu
evet nisyan
evet kahrolmus sayfalarin arasinda adin
sokaklar dolusu bir adamin yalnizligi
bu sevda biraz nadan
biraz da hiçkirik tadi
pencere önü menekselerinde her aksam
daglar sonra oynadi yerinden
ve hallaçlar atti pamugu fütursuzca
sen say ki
yerin dibine geçti
geçmeyesi sevdam
ve ben seni sevdigim zaman
bu sehre yagmurlar yagdi
yani ben seni sevdigim zaman
ayrilik kursun kadar agir
gülüsün kadar felaketiydi yasamanin
yine de bir adin kalmali geriye
bütün kirilmis seylerin nihayetinde
aynalarin ardinda sir
yalnizligin pesinde kuvvet
evet nihayet
bir adin kalmali geriye
bir de o kahreden gurbet
beni affet
Kaybetmek için erken, sevmek için çok geç
Ahmet Hamdi Tanpinar


Nephthys 17 Şubat 2007 14:47

Severek Ayrılanlar - Ayna

Severek ayrılanlar,bilirler ayrılığı
Severek ayrılanlar yaşarlar pişmanlığı
Çok uzak şehirlerde aynı çarpar iki yürek
Çok uzak bir şehirde beklendiğini bilerek,


Gün gelir için yanar elin gider mektuplara,
Gün gelir beni ararsın gözün dalar uzaklara,
Yaz gelir sıcak olur akşam sahil yollarında
Her adımda beni arasın gözün dalar ufuklara.

Rüzgar aşkımı kucağına alsa,
Dağları tepeleri aşsa
Saçlarına ulaşsa...

ŞARKININ SONUNDA OKUNAN ŞİİR:

Severek ayrılanlar bilirler ayrılığı ,
Sen benin eş ruhumsun,
Unutmuş olsan hissederdim,
Unutmuş olsan yanımda durmazdı her sabah hayalin,

Seni görmek için geri geldim
Sen gideli çok olmuş,
Nereye gidersen git çantanda bir resmim aklında gülüşüm olsun,
Ben seni gerçekten sevdim bitmez demiştim
Bitmedi...



"gül yüreklim senden bana kalan son armağan bu şarkı.....şiirinde dediği gibi sen benim eş ruhumsun unutmuş olsan hissederdim.... hissettim.... SEN BENİ UNUTMUŞSUN....HAYALİN YOK ARTIK SABAHLARI YANIBAŞIMDA......."



tikkymelike 17 Şubat 2007 15:43

BEN SENSİZ BURDA

Yaslanıp omuzuna gecenin
Sabahı karşılar gibi,
Ama dünyaya günaydın diyemeden.

Yatar gibi çimenler üstünde,
Ama çimenlerin kokusunu alamadan.

Koşar gibi denize doğru,
Ama denizde kulaç atamadan.

Uzanır gibi bir çocuğun başına,
Ama çocuğun başını okşayamadan.

Tırmanır gibi gürbüz bir ağaca,
Ama ağaçtan bir meyve koparamadan.

Kavuşur gibi bir eski dosta,
Ama eski dostla kucaklaşamadan.

İş başında türkü söyler gibi,
Ama sesimi ben bile duyamadan..

A.Kadir


Misafir 17 Şubat 2007 15:56

23 Nisan
İlk Meclisin açıldığı günde
Bayram olur bizde
Gelin katılın siz de
Kutlu olsun 23 Nisan

Atatürk'ten bizlere
En güzel armağandır
Söyleriz hep birlikte
Kutlu olsun 23 Nisan
Ozan Özel


seul_soliste 17 Şubat 2007 21:22

SENSİZ OLMAK

nerde o denizim benim, lekesiz gökyüzüm?
hani o içtikçe susuzluğumu arttıran çeşme?
kim götürdü bakışlarımı, ne oldu gözlerime?
hani benim ellerim, ayaklarım, saçlarım, yüzüm?

bu ben değilim besbelli, bu bir başkası!
gözlerim yabancı bakıyor gözlerime aynadan
o kim? böyle durup durup beni aldatan?
besbelli bir oyuna gelmişim açıkçası

birini sevmişim besbelli, beni koyup gitmiş,
ondan şimdi aradığım hep o, hep ben!
o ikisi kırmış beni, yıkmış , incitmiş

şimdi bilmediğim bir şarkı her yerde söylenen;
sevinçten , mutluluktan , sevgiden uzak.
ne acı! senin olmak , sende olmak , sensiz olmak!

ümit yaşar oğuzcan


Misafir 17 Şubat 2007 23:24

Baba
Sığmazsın bilirim bir kaç mısraya,
Anlatmak isterim seni dünyaya,
Acelen neydiki uçtun semaya,
Mezar,ının başında ağlarım baba,

Gururu sevgiyi senden öğrendim,
Mis gibi kokunu özledim baba,
Bu kadar genç yaşda ölmemeliydin,
Hasretin ciğerimi deliyor baba,

Bu kadar acıya nasıl dayandın,
Sabırlı olmayı öğrettin baba,
Bu koca dünyaya neden sığmadın,
Geride bıraktın bizleri baba,

Hastane yolları kaderin oldu,
Yanında biz varız üzülme baba,
O kanser illeti ecelin oldu,
Mevladan ümitler kesilmez baba,

Sen gittin kimsemiz kalmadı şimdi,
Bizi terketmeye hakkın yok baba,
Dostum dediklerin düşmandır şimdi,
İyiki namerdi görmedin baba,

Ağlarım gizlice sensiz günlerde,
Faydasız bilirim ağlamak baba,
Yaşamak isterdin sende bizlerle,
Sensizken mutsuzuz inanki baba,

Siğaran elinde kaşların çatık,
Nasılda sevdiğini gizlerdin baba,
Bir dilim ekmeğe soğanı katık,
Çayıda çok fazla severdin baba,
Şenol Mersin


Mystic@L 17 Şubat 2007 23:42

seyrek gülüş sen ne güzel bir şeysin-
-nazlanırsın ama bir gün gelirsin-

düşen bir yaprağa bağladım hayatımı
olsun artık diyorum ne olacaksa
paralı asker miyim neyim ben
ekleyip duruyorum sabahları akşama
ve kendimi arıyorum meşgul çalıyor
gerçi söylenmez böyle şeyler uluorta
aşk diyor başka bir şey demiyor kalbim
nasıl bir dostluk ki bu, hem kadim
hem de mayhoş elma tadında.

kendimi de koysam ayağımın altına
yine de yetişemiyorum ey aşk,
omzunun hizasına.
çünkü bende birikiyor her şeyin tortusu
ve ayağını kaldırıyor dünya, konuşurken benimle.
budanan oğullar gibiyim sessiz ve narin
nereye konsam geri sayım başlıyor
kurcalıyor beni bir çırağın elleri
ah, unufak olsam ve desem ki
ağzın tat görmesin hayat
kandırdın beni.

sorma,
elim kırılsın bir daha
dokunursam güneşe.

kılpayı kaçırılmış bir şeyin
bıraktığı ardında
neyse oyum ben.
yaralı serçe, benim için dua et:
gök bir kayalık gibi şimdi üstümde
dr. şükrü öncüoğlu'ndan
üç ayda bir reçete.

acıyan bir şeyim ben burdan çok uzaklarda
ve koskocaman bir hansın sen uğraşma bu çocukla
çünkü nasıl bir şey biliyorum itin taştan korkması
bir yastık arıyorum kuş seslerinden
mühim değil sonrası.

sorma,
yangın sönseydi suyla
denizler her akşam böyle yanmazdı.

yakartop oynayan melekler gördüm güneşle
ve büyük çiftçiler gördüm dağları biçen
yolundaydı herşey, ben bile yolundaydım
ama
kıyıya vardığımda
kendimi unuttuğumu anladım
karşı kıyıda.

şiirler söyledim belki duyarsın diye
çığlığıydım içinde dilsiz bir şehzadenin
sana seslendim durdum bu küçücük odadan
acımı duy, sensin pusulam benim
ki dünya
silinmiş bir harita
gibi yabancı bana.

sorma,
usulca uzandığında
bir ceset oluyorsun öpüldükçe şımaran.

İbrahim Tenekeci


BlueNighT 17 Şubat 2007 23:49

Neden Olmasın

sen hiç kağıttan
kayıklar yaptın mı hayallerine?
ve soğuktan titreyen gecelerini
yıldızlara eşleyip
yükledin mi güvertelerine?

sen hiç kağıttan
uçaklar yaptın mı düşlerine?
ve eylülün bir gününde
sevgini hüzünlere bırakıp
bağladın mı kanatlarına?

sen hiç sevgi uçurtmaları
uçurttun mu gökyüzüne?
ve Karadeniz'den Akdeniz'e...
neden olmasın diye
salıverdin mi sevgini iplerine?

sen hiç umut denizine
olta attın mı?
ve ucuna olmazlarını bağlayıp...
ta derinliklerinde
maziden bir perde,ya da
yarına bırakılmayan özlemlerini
beklerken kıyılarda?

Kemal Eyüboğlu


Misafir 18 Şubat 2007 00:05

Küçük bir dünyanin içine gizlenmissin
Sadece hissedebiliyorum seni
Tipki senin beni hissedebildigin gibi
Bazen bütün umutlarimi ,bütün sikintilarimi
Oradan sana söylüyorum
Tipki senin bana söyledigin gibi
Içimizin karanligini bosaltiyoruz bazen
Bazen de iki kelime saklayabiliyoruz
Seni böyle hissetmek, seni böyle sevmek güzel
Bir bakiyorum bir adim geliyor,
Bir bakiyorum kilometrelerce uzaksin
Geceleri seni düslüyorum yine
Küçük bir makinenin içinden
Biliyorum ayni yerdeyiz ayni seyi dinliyoruz
Hissedebiliyoruz ayni seyi
Elimde sana dair hiçbir sey yok
Sadece yani basim da çalan minik bir radyo
Bilmiyorum su an ne haldesin
Ve de evin neresindesin
Belki salon da koltuga oturmus,
Belki odanda yatagina uzanmis
Ayni seyleri düslüyoruz
Gecenin bizim için hazirladigi güzelligi dinliyoruz
Ben bu gece çok hüzünlendim
Göz yaslarim yanagimda kaldi
Bir ananin acisini paylasti göz yaslarim
Bir sevgilinin siirinde duygulandim
Ama bunlarin hepsinde seni düsledim
Tipki senin beni düsledigin gibi

erkan kültekin


arwen 18 Şubat 2007 00:34

mor akşamlarda bir çilingir sofrası
ay ışığına doğru kalkmış bir kadeh
tüm içkiler sana..,
boşalan şişelerde sen.
takvimler bitmiş ardı ardına
umuda bekleyiş başlar yine derinden.
sallanarak yürürken gece vakti,
adını sayıklar dönmeyen dilinde.
meskeni sokaklar oldu,adı avare
lakabı da mecnun, dediler.....
turnalara döktüğü türkülerde
senin adın geçer
yıldızlar kayarkende bir şiir okur,
'sen sevemedin beni'diyor şiirde
şiir ezberinde...
gözleri şuursuzca akarken
yolunu kaybetmiş bir tavşan gibi korkak olur
o koca adam.....

tükendi yılları..bitirdi kendini...,bitiremedi sevdasını
öldü öldü dirildi,senden vazgeçmedi,geçemedi
'o benim sırtımda.....'
'benimle gömülecek' diyor mezara
'adımı yazarken taşıma,
onun adını da yazın' diyor yanına
kahretti kaderine,
çığlıklarına gömdü seni..................
........................
o seni çok sevmişti,sen bilemedin dediler..!


hatice müge fındık


BlueNighT 18 Şubat 2007 00:39

Şarkılar
Ağladığını istemem ben ölürsem
Beni en sevdiğin halimle hatırla
Uzak bir yerde çalıştığımı düşün
Hayatta olduğuma inan
Bir gün gelir kendiliğinden
Geçer bütün üzüntüm.

Her yeni gelen günü
Yeni bir ümitle beklemeli
Her yeni gün
Yeni havalarla gelir.
Gece, yağan yağmurla uyursun
Sabah, bir de bakarsın odan güneşli

Her gelen vapuru, treni
Yeni bir ümitle beklemeli
Her gelen vapur, tren
Yeni insanlarla gelir
Ben esmerdim güzelim
Bu sefer bir sarışını seversin
Aşk yaşayanlar içindir.
Necati Cumali


arwen 18 Şubat 2007 00:43

GECE VE KALEM

Gece
köpüren dalgaları gibi denizin
kendi sessiz çığlığında çalkalanırken
yalnızlığın hüznü vurur kalemime

Bir mektup
bir resim bırakmadan ardında
Öylece
nasıl geldiysen bu iskeleye
yine öylece gittin
Yağmur yağıyordu

Geceyi
bu kadar ürküten dolunay mıdır
yoksa ayın tam kalbine gömdüğüm
yitirilmiş duygularım mı

Ya telgrafın tellerine
konmayı unuttu kuşlar
Ya gidenlerin dönmediği
yolu yokuş bir uzak kente düştü yolun
Ne bir ses
ne bir koku senden

Gecenin
iç karartan sessizliğinde
yağmalanmış ömrüm ve yalnızlığımdır
tam karşımda gölge gibi
bir duvardan diğerine düşen

Senden sonra
bunca kuraklığıma inat
bir damla yağmur düşmedi
ne geceye ne gündüze
Oysa yağmurlara kuruyordum saatleri
ve takvimleri kırlangıç fırtınasına

Geceye
celladın yağlı ipi dokunurken
yalnızlığın kanları damlar kalemimden
şarap rengi şafak, ne kadar da uzak

Sen gittin
ben öylece kaldım
kıpırdamadan


atila ışık


BlueNighT 18 Şubat 2007 00:45

Sevdalar Böyle Başlar

Önce dünyama sesin girdi özlemli, kısık
Bir mutluluk muştusu gibi ta uzaklardan
Çok sonrası öptüğüm o gül dudaklarından
Önce sesindi çağıran beni gür ve aydınlık

Önce küçük ellerin kondu avuçlarıma
Yolunu sasırmış bir kus gibi, ürkek
Alıştım herseline, her yerine giderek
Saplandın iğnelerce parmak uçlarıma



Önce bir aksamdı gelen seninle dopdolu
İnanılmaz, doyulmaz, anlatılmaz, kanılmaz
Bir aksamdı sevgiden, apaydınlık, bembeyaz
Bir aksamdı, alev istekli, duygulu

Her şey gerçekti, öylesine güzel, yalansız
Ağladım sensiz geçen ve geçecek günlere
Sende ölümsüzlüğün çağrısını duydum önce
Sonra tutuşup, yandım ben, sevdalandım apansız.


Ümit Yaşar Oğuzcan


arwen 18 Şubat 2007 00:47

Geceyle nöbetleşe imkansızı beklemek
Hiç bitmeyeceğini bilerek ölüme gitmek gibi
Sonu bilinmez
Nasihatlar kar etmez
Çare olmaz ki hiçbir söz
Hayat sanki karşıymış gibi
Acısı hiç bitmez

Gönlünün en ücrasında bir gül misali
Bulunmaza sakladığını düşünerek
Solmayacak mı sanırsın?
Avucuna tutuşturulduğunda kara sevda
Ve tutamayacaksan sımsıkı
Dikene inat
İncitme hiç
Ne ellerini kanat
Ne gülü kopar at

Ücrasına attığın o tohum
Yüreğinde bahçelenir haberin olmaz
Boranlarda kalsa da yüreğin
Bilmezsin
Ama öğrenirsin
Unutmak imkansız
Ve sen ayrılık limanın da beklemek zorundasın
Aşk bu yüzden Aşk


bünyamin demirci


Misafir 18 Şubat 2007 00:48

Duyuyor musun birtanem?
Dün gece yine sendin aklımda
Bir hüznün çıkmaz sokalarında
Gözyaşı oldu hasretin
Ilık bir buse gibi süzüldü yanaklarımda
Yanaklarım kırmızıydı, küskündü aynalara
Ne zaman karşılaşsak sen bakardın onlardan
Başıboş hoyrat aynalardan
Önce ilk sarıldığımız yere gitti duygularım
Bu gün gibiydi yaşadığımız küllenmemişti
O bir ömürdü sanki, ölmeye değerdi
Sonra gözlerin geldi aklıma, güzelliğin
Başımı döndüren mey gibiydin sen
Şelaleler akardı içime gözlerinden
Ardından öksüz kalırdım sanki giderken

Yinede yorulmazdım sensizliğe
Sensizlik ki darağacım, sensizlik ki paramparçayım
Ellerim seni arıyor bu gece, gözlerim gözlerini
Şarkılar hüzünlü, şarkılar buruk
Yoksun ya bu şehir yorgun, bu şehir vuruk
Seni arıyorum inadına gecelerde
Karanlıklar üstüne yemin ederim
Işığım sensin!
Seni seviyorum birtanem diyorum söyletensin
Basit bir aşk öyküsü değil ki bu
Saman alevi değil ki
Cehennem alevi sanki susuzum
Sensiz mutsuzum
Artık sabah olmayacak uykusuzum
Artık sensiz yaşanmayacak
Yaşıyor sanma beni sadece varsayımım
Sana bağımlı varlığım
Yokluğun ise tükenişimdir
Bir umudu katleder bin umudun olurum
Senin gibi ulaşılmazdır benimde gururum

Duyuyor musun birtanem? ?
Dün gece yine sendin aklımda
Aldın aklımı başımdan gittin
Canımı da aldın yüreğimden
Canımdın sen! !
Vazgeçilmezim, tartışılmazım
Yalnızlığımın sebebi, acılarımın denizi
Esirinim işte bu gece vakitleri
Kollarımda sensizliğin kelepçeleri
Yüreğimde sevdanın zincirleri
Bağlanmışım sana ayrılamam
Görmeden yaşayamam o gözleri

Bir gemi kalkıyor rıhtımdan
Dinle bak sesini, bu son seferi
Veda türküsüne benzer düdük sesi
Ardından mendil sallayanlar
Boşuna aslında boşuna ağlayanalar
Dönüşü olmayacak bu yolculuğun
Bende gidiyorum birtanem, umutlarım yanımda
Geriye bıraktığım limandaki ayak izleri
Ve haykırışım enginlere
Sen; dalgalardan dinle artık sesimi
Sahilde bekle beni
Bir garip martı görürsen gözleri yaşlı! !
Randevusu varmış gibi ecelle telaşlı! !
Bil ki; bir tutam sevgi yolluyorum sana
Bil ki; ağlıyorum uğruna
O zaman son kez de olsa hatırla beni
Cansız bedenime can istiyorum
Canımsın sen, SENİ SEVİYORUM

Ali Aydoğdu


BlueNighT 18 Şubat 2007 00:50

Amentü

İnsan
eşref-i mahlûkattır derdi babam
bu sözün sözler içinde bir yeri vardı
ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman
bu söz asıl anlamını kavradı
geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından
geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı
kararmış rakamların yarıklarından sızarak
bu söz yüreğime kadar alçaldı
damar kesildi, kandır akacak
ama kan kesilince damardan sıcak
sımsıcak kelimeler boşandı
aşk için karnıma ve göğsüme
ölüm için yüreğime sürdüğüm ecza uçtu birden
aşk ve ölüm bana yeniden
su ve ateş ve toprak
yeniden yorumlandı.



Dilce susup
bedence konuşulan bir çağda
biliyorum kolay anlaşılmıyacak
kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın
yanık yağda boğulan yapıların arasında
delirmek hakkını elde bulundurmak
rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için
bana deha değil
belgeler gerekli
kanıtlar, ifadeler, resmi mühür ve imza
gençken
peşpeşe kaç gece yıllarca
acıyan, yumuşak yerlerime yaslanıp uçardım
bilmezdim neden bazı saatler
alaturka vakitlere ayarlı
neden karpuz sergilerinde lüküs yanar
yazgı desem
kötü bir şey dokunmuş olurdu sanki dudaklarıma
Tokat
aklıma niye gelmezdi
babam onbeşli olmasa.

Meyan kökü kazarmış babam kırlarda
ben o yaşta koltuğumda kitaplar
işaret parmağımda zincir, cebimde sedef çakı
cebimde kırlangıçlar çılgınlık sayfaları
kafamda yasak düşünceler, Gide mesela.
Kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm
her sevinç nöbetinde kusmak sunuldu bana
gecenin anlamı tıkansın diye ıslık çalar
resimli bir kitaptan çalardım hayatımı
oysa hergün
merkep kiralayıp da kazılan kökleri
Forbes firmasına satan babamdı.

Budur
işte bir daha korkmamak için korkmaz görünen korku
işte şehirleri bayındır gösteren yalan
işte mevsimlerin değiştiği yerde buharlaşan
kelepçeler, sürgünler, gençlik acılarıyla
güçbela kurduğum cümle işte bu;
ten kaygusu yüklü ağır bir haç taşımaktan
tenimin olanca ağırlığı yok oldu.
Solgun evler, ölü bir dağ, iyice solmuş dudak
bile bir bir çınlayan
ihtilal haberidir
ve gecenin gümüş ipliklerden işlenmiş oluşu
nisan ayları gelince vücudu hafifletir
şahlanan grevler için kahkahalarım küstah
bakışlarım beyaz bulutlara karşı obur
marşlara ayarlanmak hevesindeki sesim
gider şehre ve şaraba yaltaklanarak
biraz ağlayabilmek için
fotoğraflar çektirir
babam
seferberlikte mekkâredir.

İnsanın
gölgesiyle tanımlandığı bir çağda
marşlara düşer belki birkaç şey açıklamak
belki ruhların gölgesi
düşer de marşlara
mümkün olur babamı
varlık sancısıyla çağırmak:
Ezan sesi duyulmuyor
Haç dikilmiş minbere
Kâfir Yunan bayrak asmış
Camilere, her yere

Öyle ise gel kardeşim
Hep verelim elele
Patlatalım bombaları
Çanlar sussun her yerde

Çanlar sustu ve fakat
binlerce yılın yabancısı bir ses
değdi minarelere:Tanrı uludur Tanrı uludur
polistir babam
Cumhuriyetin bir kuludur
bense
anlamış değilim böyle maceralardan
ne Godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur
yalnız
coşkunluğu karşısında içlendiğim şadırvan
nüfus cüzdanımda tuhaf
ekmek damgası durur
benim işim bulutlar arşınlamak gün boyu
etin ıslak tadına doğru
yavaş yavaş uyanmak
çocuk kemiklerinden yelkenler yapıp
hırsız cenazelerine bine bine
temiz döşeklerin ürpertisinden çeşme
korkak dualarından cibinlikler kurarak
dokunduğum banknotlardan tiksinmeyi itiraz
nakışsız yaşamakları
silâhlanmak sayarak
çıkardım
boğaza tıkanan lokmanın hartasını
çıkınımda güneşler halka dağıtmak için
halkı suvarmak bin saçlarımda bin ırmak
ıhtırdım caddeleri meğer ki mezarlarmış
hazırmış zaten duvar sıkılmış bir yumruğa
fly Pan-Am
drink Coca-Cola

Tutun ve yüzleştirin hayatları
biri kör batakların çırpınışında kutsal
biri serkeş ama oldukça da haklı.
Ölümler
ölümlere ulanmakta ustadır
hayatsa bir başka hayata karşı.

Orada
aşk ve çocuk
birbirine katışmaz
nasıl katışmıyorsa başaklara ağustos sıcağı
kendi tehlikesi peşinden gider insan
putların dahi damarından
aktığı güne kadar
sürdürür yorucu kovalamacayı.

Hanidir görklü dünya dünyalar içre doğan?
Nerde, hangi yöremizde zihnin
tunç surlardan berkitilmiş ülkesi
ağzı bayat suyla çalkanmış çocuğa rahim olan
parti broşürleri yoksa kafiyeler mi?
Hangi cisimdir açıkça bilmek isterim
takvim yapraklarının arasını dolduran
nedir o katı şey
ki gücü
gönlün dağdağasını durultacak?
Hayat
dört şeyle kaimdir, derdi babam
su ve ateş ve toprak.
Ve rüzgâr.
ona kendimi sonradan ben ekledim
pişirilmiş çamurun zifiri korkusunu
ham yüreğin pütürlerini geçtim
gövdemi alemlere zerkederek
varoldum kayrasıyla Varedenin
eşref-i mahlûkat
nedir bildim.

(1974)


İsmet Özel


Misafir 18 Şubat 2007 00:56

Her gün yanında olamamaktan korkuyorum

Sesini duyamamaktan

Seni görünce, sana alışmaktan da korkuyorum

Nedense sensizlikten de korkuyorum

Bir gün hoşça kal demenden

İstemesem de;

Bir gün, bir gül gibi

İçimde solmandan korkuyorum

Hafızamda bırakacağın hatıralardan

Hatıralardan kaçamamaktan

Adını unutamamaktan korkuyorum

Ah be güzelim;

Ben seni sevmekten korkuyorum.

Benimkisi sadece bir sevda

Göz yaşlarımla söndüremediğim

Korkularımı yenemediğim

Söyleyemediğim

Fakat, kendimi tükettiğim

Ve beni;

Yedi kat yerin dibine sokan

Utandıran, korkutan

An be an içimi yakan

Cesaretsiz bir sevdan

Bu nasıl bir sevda ?

Anlayamıyorum

Ah be güzelim;

Ben seni sevmekten korkuyorum.

Biliyor musun;

Aklımdan hiç çıkmıyorsun.

Sen benim;

İmkansızlar bahçesinden koparttığım

Edâlı gülümsün.

Hiçbir zaman koklayamayacağım

Adını söylerken burkulacağım

Sevmekten hep korkacağım

Fakat, ömrüm boyunca unutmayacağım

Edâlı gülümsün.

Ah be güzelim;

Aslında sen benim,

Kendi ömrümsün


MKÖ


arwen 18 Şubat 2007 01:02

denizin kenarındayım
terlemişim tuz darmadağın
kırışmış gömleğim
öyle bir yastayım ki
anlatsam kopar bağım
durduğuma bakma
gelir gider bir yanım
karışırda mavi suya
söz gider dağılırım

denizin kenarındayım
terlemişim en fenasından
bir rüzgar geliyor hafiften
sen ki sen öyle bahtiyarım
daha nasıl anlatayım
dudağımın kenarı
özlemekten geçtim
o rüzgarla yoldayım
tutundum yakamoza
ışıklı direklerle
düş’e sallanmaktayım


zafer zengin etnika


arwen 18 Şubat 2007 02:02

Yaşamı deneyenler
Hep olacaklardan sorumludur
Yanlış ya da doğru
Sonuçları kendi hayatlarına çıkar

Kendine tanımadığı bir insandan
Daha fazla yabancıdır
Kendimi tanıyorum diyenler

Oysa ne yapacağını bilmez
Ama bilerek yapar her şeyi
Gerçeğin kanatlarını
Gece gündüz giyenler

Güneşi en iyi görenlerdir
Sabah akşam
Perdeyi çekmeyenler

Yağmur tanelerine bakmayanlar
Yağmurun da bir su olduğunu
Bilmezler
Ölmezler
Yağmur taneleri gibi
Dinlenenler


erdal yaşayan


nisan_yagmuru 18 Şubat 2007 02:13

BENİ GÜZEL HATIRLA

Beni güzel hatırla!
Bunlar son satırlar...
Farzet ki, bir rüzgârdım, esip geçtim hayatından
ya da bir yağmur sel oldum sokağında
sonra toprak çekti suyu...
Kaybolup gittim, belki de bir rüya idim senin için.
Uyandın ve ben bittim...

Beni güzel hatırla!
Çünkü; sevdim seni ben, herşeyini...
Sana sırdaş oldum, dost oldum,
koynumda ağladın.
Yüzüne vurmadım hiçbir eksikliğini,
beni üzdün, kınamadım.
Alışıktım vefasızlığa, el oldun aldırmadım...

Beni güzel hatırla!
Sayfalarca mektup bıraktım sana.
Şiirler yazdım her gece, çoğunu okutmadım.
Sakladım günahını, sevabını içimde
sessizce gittim...
Senden öncekiler gibi sen de anlamadın.

Beni güzel hatırla!
Sana unutulmaz geceler bıraktım
sana en yorgun sabahlar...
Gülüşümü, gözlerimi, sonra sesimi bıraktım.
En güzel şiirleri okudum gözlerine baka baka,
söylenmemiş "Merhaba"lar sakladım her köşeye
vedalar bıraktım duraklarda.
Ne ararsan bir sevdanın içinde
fazlasıyla bıraktım ardımda.

Beni güzel hatırla!
Dizlerimde uyuduğunu düşün,
saçını okşadığımı, üşüyen ellerini ısıttığımı,
mutlu olduğun anları getir gözünün önüne.
Alnından öptüğüm dakikaları...
Birazdan kapını çalan kişi olabileceğimi düşün
şaşırtmayı severim biliyorsun.
Bu da sana son sürprizim olsun.
Şimdi, seninle yaşanan günleri ateşe veriyorum
beni güzel hatırla.
Gidiyorum...


Okan Savcı


ISLAK GÜL

Seninle paylaşmak uykularda en büyük günahları
Seninle uyanmak nice çılgın gecelerden sonra.
Alır, götürür beni kokun uzaklara, en uzaklara
Ağzın; dudaklarımda ıslak bir güldür sabahları

Tenin çekiyor beni, tenin tutmuş saçlarımdan
Afrikalı kölenim senin, esirinim, mecburunum
Gözlerin değmese gözlerime kahrolurum
Ölürüm, çekersen ellerini avuçlarımdan

Dönsün başım, tutuşsun damarlarımda kanım
Gel, otur yanı başıma, erişilmez kadınım
Yum iri gözlerini, devir kirpiklerini
Ser önüme, bir hazine gibi güzelliklerini

Sana en muhtaç olduğum şu anda gel.
Yaşamak olsan da gel, ölüm olsan da gel...

Ümit Yaşar OĞUZCAN


arwen 18 Şubat 2007 02:16

Benim
Bilinemeyen
Derinliklerime
Hiç korkmadan
İnebilseydin
Eğer
İşte o zaman
Okyanuslar bile
Vız gelirdi
Bize


ışık german ersoy


Misafir 18 Şubat 2007 05:16

Anarşist Sevda

Başım dumanlı
Sokaklarda serseri varlığım
Köşe başlarında yol keser namussuz
Cinayet sebebi olur sana uzaklığım…

Sis çökmüş üzerime
Ayaza durmuş içimde sevda
Bir kibrit yakımı ısınır tenim
Sensiz çektiğim efkar dumanında…

Ulan! ...
Alır başımı giderdim ya,
Bensiz de çekilmez ki bu şehir
Her akşam kim durur pencerenin altında
Kim bekler sessizce ışığı kapatmanı
Ve kim örter üstünü rüyalarının

Bu akşam da sensizlik çıktı bahtımıza
Bilmem ki ne olur yarın?

Başım dumanlı
Eli kanlı vakitlerin öncesi
Delikanlı düşlerim vardı benim
Bıyığı terlememiş kavgalarda büyüdük
Zindanlarda öğrendik acının rengini
Çok aradık adam gibi bir sevda
Bulamadık şu yüreğin dengini…

Adamlık mı kaldı sonra?
Basıp geçtiler üzerinden onurun
Gazete manşetlerinde idamlıklar listesi
Memleketi sevmek en büyük suç
Radyoda hep aynı skeç
“Asayiş berkemal” komedisi…

Hiç düşündün mü
Bir anarşist nasıl sever toprağı?
Tarlada ekin biçmeyi, ter akıtmayı
Onun da çatlar mı elleri soğuktan
O da hatırlar mı aklına düştüğünde
Yavuklusu için sessizce ağlamayı?

Hiç düşündün mü
Bir anarşist nasıl bakar gökyüzüne
Kaç mavi saklıdır kuytusunda gecenin?
Onun da düğümlenir mi boğazı
Kulağına gelen memleket türküsüne…

"Netekim" anarşist konmuştur adı
Ölümün gövdesi değer öyküsüne…

Başım dumanlı
Küfürbaz vakitlerin ertesi
Yosma bakışınla demlenirim…

Sen bana bakma, böyleyim işte
Ne kadar hüzne yıkasam ellerimi

O kadar kirlenirim…


.....................


Deniz ÜLKEGÜL



Saat: 07:25

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık