![]() |
senin sesinle başlayan bir ıslık kehribar kokusu kulaklarımda nasıl bir nargile yakmak bu fitil gibi sarhoşlukta.. kim bu öldürücü musikinin güftesini gömebilir kuytuluğun makamına yalnız hicazdı felaket efem saatlerinde kimi görsem göz yarası yüzümde, kimi duysam senin sesinden ıslak bir ıslık ve ben artık her şarkıda kendime vokal yapıyorum, yüzüm gözüm ıpıslık... Yılmaz Erdoğan |
BENİ RÜZGARA VERME Öfkeli bir deniz gibi Üstünden atma beni Yazdığın gibi silme Yumlama parçalama Ne yapsam kırılmaz diye İtme koca dağlardan Gidip gelip ağlatma Bu bensiz yapamaz de İçinin derinlerine sakla Gösterme kimseye beni Gönlünde tut bırakma Kuşlara parçalatma Çöllere koyup dönme Gözden çıkarma beni Tam her şeyimi aydınlatırken Yeter bu kadar deyip sönme Bir gidip bir gelip Çocuk gibi oyalama Korkutma yıldırma beni Beni sakın bırakma Afşar Timuçin |
Sana seslenmek için Gece sesizce başlıyor ve ırmağın- Öte yakasına geçiyor atlılar. Bir papatyanın acısını dinliyorum. Gökyüzü gitgide genişliyor. Islak yaprakların derin yeşilliği Islak dağların uyandırdığı keder. Kendime bir demet çicek topluyorum Öğretmenimin iliklediği göğsüm Ne kadar genç Ağzımda taptaze bir tütün kokusu Ve taze ceviz kabuklarının kararttığı parmaklarımda Bir ağız mızıkası. Öğrendiğim ilk şarkılar Yollar yollar yollar boyunca Söylediğim ilk şarkılar Sevgilim olan bütün kızlar Siyah önlükleri ve Kaçamak bakışlarıyla geçip gittiler İlk fotoğraflarımdaki yakışıklı saçım... Ey akşam, ey bir aşkın Başlaması ve bitmesi Ey turuncu akşam, bütün akşamların akşamı Ey mor akşam, dudaklarım gibi moraran. Gece evleri sardığında Ve bahçeleri Işıklar içinde kaçıp giden Bir tavşan gibi yalnızım. Yolun iki yanında kalan Karanlık dağların ötesinde Neler olup biter Ve girdiğimiz uykulu kasabada Lokantadaki uykulu çocuk Olgun ışıklı lokantada Olgun patatesler. Bir adamın Doğmasi ve ölmesi Ve bazı işlemeler yapması hayatında Bazı bağlardan Üzüm toplaması Bazı sinamalara gitmesi Bazı kızları sevmesi Ve ölesiye yalnızlık çekmesi Bazı şehirlerde. Ey akşam, turuncu ve mor akşam Ey gökyüzü, ey benim Gittikçe esmerleşen kalbim. Şimdi beyaz bir kızın Yanında olabilmek için Bazı çılgınlıklar yapabilirim Onu boynundan öpsem ve onunla Dünyada olup bitenleri konuşsak İngiliz birahanelerinde Damalı kasketleri Ve şaşılacak kadar yorgun yüzleriyle Ve bütün emekçiler gibi Çocuksu gözleri Partal elleriyle oturan İşçilerden konuşsak Zencilerden konuşsak sonra Gülünce bütün yüzleriyle gülen Yakışıklı ve hazin Zencilerden. Gece dünyanın her yerinde Geliyor ve her yerde Aynı duygu uyanıyor kalbimizde. Sen şimdi Duvarına bir şiirimi asmışsındır Uyuyorsundur Belki düşünüyorsundur Sonuncu kattaki odandan Yıldızlara bakarak. Ve yıldızlar her zaman Eski ve tanıdıktır. Özellikle bir tren penceresinden bakıldığında. İçimiz nedensiz bir hüzünle dolduğunda Sırt üstü uzanıp toprağa Baktığımız yıldızlar. Bir harman yerinde ya da. Düz bir damda. Uzaktan Bütün kürtçe türküler gibi Yanık bir türkü gelirken Sıcaktan bunalırken Evler ve yollar; Ve yaşlı kadınlar Uyuklar gibi büzülüp minderlerine Düşünürlerken eskisini Olağanüstü günlerini Gece sesizce başlıyor ve ırmağın Öte yakasına geçiyor atlılar Çalıların hışırtısını dinliyorum. Sana seslenmek için Yeni şiirler tasarlıyorum.. Ataol Behramoğlu |
Sevgi Şiirleri-3 Para için, ün için Ya da başka herhangi Birşey için sevgiyi Çiğnersen şıralık Şaraplık üzüm gibi Kimse de durbakalım Demezse eğer Ay yıldızları Güneş günü toplar gider. Mehmet Karabulut |
Aşk Hayatın hızıyla yaşadık o aşkı Her şey bir anda başladı Yaşandı Ve bitti... Yan yana gidip de bir süre Ayrı yönlerde uzaklaşan İki tren gibi... Ataol Behramoğlu |
FAHRİYE ABLA Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar Kapanırdı daha gün batmadan kapılar Bu afyon ruhu gibi baygın mahalleden Hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın sen! Hülyasındaki geniş aydınlığa gülen Gözlerin , dişlerin ve akpak gerdanınla Ne güzel komşumuzdun sen fahriye abla Eviniz kutu gibi küçücük bir evdi Sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi Güneşin batmasına yakın saatlerde Yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede Yaz kış yeşil bir saksı ıtır pencerede Bahçede akasyalar açardı baharla Ne şirin komşumuzdun fahriye abla Önce upuzun sonra kesik saçın vardı Tenin buğdaysı , boyun bir başak kadardı İçini gıcıklardı bütün erkeklerin Altın bileziklerle dolu bileklerin Açılırdı rüzgarda kısa eteklerin Açık saçık şarkılar söylerdin en fazla Ne çapkın komşumuzdun sen fahriye abla Gönül verdin derlerdi o delikanlıya En sonunda varmışsın bir erzincanlıya Bilmem şimdi hala bu ilk kocandamısın Hala dağları karlı erzincandamısın Bırak geçmiş günleri gönlüm hatırlasın Hatırada kalan şeyler değişmez zamanda Ne vefalı komşumuzdun sen fahriye abla AHMET MUHİP DIRANAS |
Yorgun Eller Sen ele değmemiş bir çiçektin Koparıp koklayacaktım Yabancı bir rüzgar Dağıttı yapraklarını dediler Ağladım. Erkenden düştüm yollara Ellerim sevinçli Artık beklemiyor seni dediler Kahroldum. Sesin güzeldi, içliydi Damla damla akar derdim içime Senin şarkılarını Başkalarına söyledi dediler Dudaklarım kurudu. Sana yeni bir evren getirdim Tertemiz umutlar Tut gidelim diyecektim O şimdi başka düşlerde dediler Vazgeçtim... İlknur ÖZDEN |
Ask . Bunca gün, ah, bunca gün görmeyi seni böyle kirilgan, böyle yakin, nasil öderim, neyle öderim? Uyandi kana susamis ilkbahari korularin, çikiyor tilkiler inlerinden çiylerini içiyor yilanlar, ve ben gidiyorum seninle yapraklarda çamlar ve sessizlik arasinda, sorarak kendime nasil, ne zaman ödeyecegim diye su bahtimi Bütün gördüklerim içinde yalniz sensin hep görmek istedigim dokundugum her sey içinde senin tenindir hep dokunmak istedigim: seviyorum senin portakal kahkahani hoslaniyorum uykudaki görüntünden Ne yapmaliyim, sevgilim, sevdicegim bilmiyorum nasil sever baskalari eskiden nasil severlerdi, yasiyorum, bakarak, severek seni, ask tabiatimdir benim Her ikindi daha da hosuma gidiyorsun. Nerde o? Hep bunu soruyorum kayboldugunda gözlerin Ne kadar geç kaldi! Düsünüp inciniyorum, yoksul, aptal, kasvetli duyuyorum kendimi geliyorsun sen, bir esintisin seftali agaçlarindan uçan. Bu yüzden seviyorum seni, bu yüzden degil o kadar neden var ki, o kadar az, böyle olmali ask kusatan, genel üzgün, müthis, bayraklarda donanmis, yasli, yildizlar gibi çiçek açan, bir öpüs kadar ölçüsüz. . Pablo Neruda |
Unuttum Seni bir kış günü ve keskin ayazı şubatın seninle yine bir vurgun yerinde gözlerinde kaybolmuşken unutup şubatın soğuğunu; unutamam seni demiştim, unutamam seni hiç bilmeden benden kopup gitmelerini ama işte unuttum belki sordu belki ihtiyacım vardı sana rağmen sana ihtiyacım vardı belki sana rağmen sana ihtiyacım vardı belki şimdi eser yok şubatın ayazından ve senden sen koptun gittin benden yok yere belki bir hiç uğruna belki o hiç şimdi sana azap veren yapacak hiç birşey bırakmayan ve senin gibi unutulan bir herşey.. senin gibi belki ihtiyacım vardı sana rağmen sana artık herşey bir sokak lambasının donuk ışığı altında ve şubat rüzgarının soğuğu; artık herşey unutulsa senin gibi ve seni unutamamalar yok olsa şunu hiç unutma unuttum seni hatırlamamacasına Ömer Seydi Ekinci |
soluğunu duydum bir sırrı çalmak gibi bu daha hırsızlığı yaşayamadan tatmadan o arsızlığı rüyanın tam ortasında uyandım baktım ki yoksun dediklerine göre artık sevmiyorum da diyormuşsun olsun çekemiyorlar umursamadım inan o bir rüyaydı haydi gel seni sevmiyorum de bana haydi de söyle yeter ki sen söyle alaaddin emre |
| Saat: 12:25 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık