![]() |
AÇILIR KAPILAR Alır seni korum damla damla suyuma, ekmeğime, aşıma, kaygıma, sevincime, acıma, umuduma, sabrıma, gücüme Alır seni bölerim parça parça, dağıtırım topraklara, denizlere, geceye, Açılır her sabah kapılar gözlerinde, girerim ışıltılı, yemyeşil bir bahçeye A.KADİR |
.Özleminin Karanlık Yüzü Nasıl özledim güzel gözlerini Bir bilsen Onları andım yine dün gece İçtim, sarhoş oldum bir iki derken. Gecenin kaçıydı bilmem Saatlere dargınım bu aralar Göz kapaklarım ihanet ediyordu Uyku üstüme üstüme yürürken Gece mi hain, Yoksa hayalini mi kıskanıyor uykular Yenik düştüm işte Tam da ellerini tutacakken. Hep aklımda sen Yine seni özleyerek uyandım Ben kokuna hasret İncecik belinden mahrum kollarım. Hayaller yaya kalıyor Rüyalar yavan Bir arzu ateşi Kuşatılmışım çepe çevre Zerre zerre yanmaktayım. Sana çok susadı yüreğim Kızılırmak olup aksan İnan damla damla içerim. Suç değil seni özlemek, ceza asla Ama bir engerek tarafından Her gün defalarca sokulmaktayım. (Son çıkış) , Sami Bağcı |
Önce Vatan Bu toprağa nice canlar verildi, Haindir ülkemi satan diyorum, Zalimler ordusu yere serildi, Önce vatan sonra vatan diyorum. Toprağını sürdüm ekini biçtim, Ekmeğini yedim suyunu içtim, Asker olmak için sıraya geçtim, Önce vatan sonra vatan diyorum. Bir elimde silah birinde kuran, Geldi diyorlar bak şehitlik sıran, Babam bile olsa karşımda duran, Önce vatan sonra vatan diyorum. Gözümü kırparda durursam beri, Korkarda bir adım atarsam geri, Kalbime saplayın tüm süngüleri, Önce vatan sonra vatan diyorum. Mehmetçik sınırda nöbet tutuyor, Bütün sevdikleri rahat yatıyor, Kalbi vatan vatan diye atıyor, Önce vatan sonra vatan diyorum. Ağlamasın anam ağlamasın yar, Vatan için ölmek olurmu hiç ar, Size ahirette şefaatim var, Önce vatan sonra vatan diyorum. |
KIRLARA VEDA Gözyaşlarının gücü vardı eskiden ırmak yüklü adamlardır, tuz katarlarının ardınca giden gölgemizde damlaların bıraktığı izlerden açılırdı hayal, tuzun sudan bukağısı çözulurken Utanır arınırdık şehirde fazla kalmak suçundan, akıl danışırdık yağmura, nasıl döneriz evlerimize doğru yollarından, nasıl fener yapıp kemiklerimizden, tütsüleriz gecenin mor arılarını çıkınca kovanından. Çoraksa gece, saçlarda yıldız, gözlerde yine yağmur, sarı bir zaman dilimi gibi fenerler (mum yanar, yağ dolanır, mumyalar toprağı çamur) kandaki yaralar gibi gülün ağrıttığı dikenler, ardımızdaki yoksul ve yerli bir söylenti... Böyle yürürdük ateşli ekinler gibi menzilsiz, Yoktu buğdaya un olmaktan ötesi bulgur çeken kadınlardan doğduk ya biz; güneşi taşta sırmalayan o kırıntı bilgeleri, aya bakan sundurmalarda çatlak topkulu annelerimiz, sıcak bağımsız, güleç mısırımız, dindar soğan tilmizleri; topuklar, ah o topuklar ve kerpici terkedişimiz. Kızıl toprak ve iri saman, yani Allah'ın harcı gözyaşlarının gücüyle eskiden serin eviçlerine sarı bir mahremlik sunardı, yağmur bir dua gibi geçerdi pencerelerden, yetim insan toprağın vicdanıyla doyardı. Demem o ki, gözyaşlarının gücü vardı eskiden. ADNAN ÖZER |
Çekeceksin Yırttım mutluluk defterini Kapattım gönül penceremi Aldım hasretlik kalemini Onun la yazıyorum dizelerimi Aldanmakmı zor inanmakmı Gülmekmi zor ağlamakmı Yoksa seni sensiz yaşamakmı Aşk kentini yıkıp dağıtmakmı Ne farkı var ki ecelden bu aşkın Beni arayıpta teselli verme sakın Aylarımıda yıllarımıda sen çaldın Dinmesin seninde hiç göz yaşın Bu ettiğini çekeceksin Yaradandan aşk dileneceksin Sende mutlu bir gün görmeyeceksin Mahşer günü hesabını vereceksin Yaptıklarını çekeceksin Yılmaz Karamersin |
aşk mıdır söyle seni sensiz yaşamak yokolmak sensiz sevişmelerde uykusuz bu gece sensizlik ülkesinin sessiz boğucu karanlıkları içinde sular gibi yalnızım sular gibi kimsesiz akıyorum toprağı ve havayı soluyarak sensin diye bu gece bu gece allahlar kadar allahsızım uzaklardan gelen köpek havlamalarına yağmurun son damlalarına ağaçların en incecik dallarına tutunacak kadar yalnızım Celal Kabadayı |
Önceleri... Özgür, öylesine yeşil yeşildin; İşte o zamanlardı, körpe, taptazeydik de, Umutluyduk. Diptiri vücutlarımız vardı. Evren aynalarına bakmaya, Dayanamadığımız; Bir kuşku, bir korku, Susayan dudaklar vardı Yaz, kış özgürlük kokardı ya saçların, Tüm kalplerde yaşayan, Bir gezgiydi o. O, karanlık gecelerin umuduydu da, Sevinçliydik... Tek bir mevsim sanmıştık zamanı, Biz mi aldandık; Güz mü geldi? Dökülen yapraklar sarı san, Bir mevsim çöküntüsü gibi, Tabut ardından gidercesine asfalt yolu!... Yüzler solgun Umutlar bitik bitik, Bozulmuş, motorsuz bir tekne, Mavi enginler içindeyiz şimdi. Ne yeşil bir ot, ne bir çiçek, Ne de bir ses duyulur dallarımızda. Hep doğan güneşi seyrederken; Doğmadı umutlu bir gün, Mutlu bir yarın diye, O günden beridir; Hep ağlarım. Hep aynı masal, aynı şarkı, Rüzgârın dilinde. BtZÎM EVREN bu!. Dönüşü hep doğrudan BATIYA, Bir öyle, bir böyle. O ebedî aldanıştan beri... Şimdi de; Bir yolculuk var. Bilinmeyen doğuya; Yolculuk. Doğacak güne, Yolculuk var da; Hep sorarım, NÎYE? Efrahim Halil |
AÇIK Biz hep açık konuştuk. Gökyüzünden maviydi sözlerimiz. Sığ bataklarda değildik, kuşlar gibiydik, Uçarıydık. Gözlerimizde Şavkıyan parıltılar gibiydik. Biz iyiye iyi, güzele güzel dedik. Masallardan çekerdik mısraları, tülbent gibi. Yalnız, şiirlerde yalan söylemezdik, Umutlarımızda, hayallerimizde de yalancı değildik. Biz buğday tarlalarında buğday, Ağu yeşili bahçelerde ot, Trenlerde düdük sesiydik. Yıldızlara çobandık, değirmenlere su, Bozkırlara bulut gölgesiydik. Seller aktı gitti. Biz kaldık. Bulutlar uçtu gökyüzünden. Rüzgarlar darmadağın etti. Ne bahçesinden hayır var, ne güzünden. Akıl da bulutlar gibi çekip gitti. Nerden bilirdik, çalışmaktan Kocayacağını sevgililerin, Yaşamanın güzelliği kadar Hoyratlığını, bezginliğini... Biz kaldık, koyup gitti bahar, Her şeyi nerden bilirdik. Cahit Külebi |
ACILARIMIN BAŞKENTİ "Ben kaybettikçe kazandım çok şeyi Sense kazandıkça kaybettin herşeyi" Ey! acılarımın başkenti ! Ey! gecelerimin cinneti ! Öyle kolay olmayacak gidişin Daha ilk adımında sendeleyeceksin Bir yangın yayılacak parmak uçlarında Bu şehrin buz tutmuş duvarlarına Göreceksin Gezdiğin bütün sokaklarda Düşlerim takılacak ayaklarına Titreyeceksin. Ey hayallerimin kaçağı ! Ey gönlümün sustalı bıçağı ! İlk darbeyi hatıralar saplayacak sırtına Bütün şarkılara küseceksin Sahipsiz mezarlarda bulacaksın ikimizden kalanı Ve bir duvar gibi çarpacak yüzüne İrkileceksin. Ey yalnızlığımın miladı ! Ey uykularımın celladı ! Önce kendi yalanların hançerleyecek seni Sonra "keşke"lerin Bir kar yangınında buzlar misali çözüleceksin Gözlerinden kara yağmur gibi dökülecek pişmanlığın Tükeneceksin Ey çığlıklarımın sireni ! Ey ömrümün kara treni ! Köhne bir istasyonda Tek kanatlı bir kuş konacak omuzlarına Kırdığın bir kalbi bırakacak avuçlarına Şaşıracaksın İşte bu son durağı olacak kaprislerinin Delik deşik bir hasretle düşeceksin kaldırımlara Ellerin bile elvermeyecek sana Ayakların çoktan çekip gitmiş olacak Gözlerin en uzak yıldızlara takılacak Ve yıkılacaksın Bir sen bir de o taş kalbin Kalacak sokak ortasında kaderinse yaşlı bir çöpçünün yorgun ellerinde Sızlayacak Belki biraz geç olacak ama İşte o gün Kimi kaybettiğini anlayacaksın. A.Selçuk İLKAN |
Seni Özlüyorum Ölüm!.. Seni Özlüyorum Ölüm!.. Hazmedilmemiş düşmanlıklar her yanımda Sonradan geçmiyor kar taneleri Öncesinde yaşıyor zamanın Durduğu yerden bakan yüreklerin külleri soğumuş Laf asılmış pervazlara kışlık katık diye Yetişemiyorum meleklere Yemeğimi çiğniyor ulu çınarlar Sessiz durmuyor senfoniler damarlarımda Hep aynı telden bam telinden vuruyor Darmadağın şimdi cümleler Yüzsüz kağıtların utangaç yanlarında Arzuhalim mecalim elimde sazım... Yaramaz çocuktum bittim yokluğum Can verdiğim geceler nerdesiniz Susmasam ve konuşmasam da Ağlamak evrenin cevherinde belki Döne döne yansın gözyaşlarım Seni özlüyorum ölüm Sana sessizliğimi adıyorum.. Bülent Özdemir |
| Saat: 12:25 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık