![]() |
DEVLERİN ESRARI “yâr, ismini söylesem / düşer dillere dillere” ‘belâ’ demiştik elest bezminde Allah’a zamanın akmadığı o zamansız mekanlarda bir de sana ‘belâ’ demiştim hâlâ değişen bir şey yok bak bende gözlerindeki yaldız ezelden kıvılcım kirpiklerinin ucuyla ebede intizar yolun tozlarını süpürürsün. ince belli hüzünler abanır düşlerime ayak uçlarımda birikir kara yazgı sana benden öte kar beyazı iksir kalır bir kelebek ömrü kadar kısa ve muamma kalır kitaplarda yaşayan efsanelere bakma bir gün çözülür de devlerin esrarı. yaşasaydı bu zamanda Aslı’nın Kerem’i Şirin’in Ferhat’ı, Zin’in Mem’i aşk dersini bir dilenciden öğrenirlerdi. söylesem adını yâr ne Leyla kalır, ne Züleyha geriye. Zafer ŞIK |
Nerdesin nerde! İç burukluğum, gittikce hızlanan bir küheylan gibi dört nala artmakta. Bilinenin bilinmeyenle sırdaslığı ortaya çıktı işte! Dem damar birbirine karıştı. Umudum yok! Sevin! /Bu kadar keskin bir itirafı doğrusu kendimden beklemezdim. Yakıştıramadım da. Okyanusun bir tarafında el sallarken, bilinmezliğin çizgileri çizdi seni, bilinmezliğin örtüleri örttü.../ Yokluk yok olmasaydı o da olacaktı! Nerdesin! Hala mı yalvarmalıyım yok yere! Hala mı beklemeliyim giderken... Ah ki nerdesin! Hep aradığım dünlerde, bir yerdesin şuracıkta. Ama nerdesin! Tül perdelerin ardından kaybolma ne olur! Bir çocuk gibi sızlanmalarım neye yarar sonra! Sen gelmedikten sonra! Nerdesin! Yok ama yok nerdesin! /İç geçirmelerime acıyıp ta şöyle bir bakayım deme. Duymadığın hıçkırıklarım martı seslerini aşamıyor, ben bilirim! Nerdesin! / Ah ki nerdesin! Ki nerdesin ah! Nerdesin ah! Ah! fatih gökler |
İçimin Bahçesindeki Şımarık Çocuk Ahmet Ceren İçimin bahçesindeki şımarık çocuk Bir pencerenin ardından seyrediyorum şimdi Seni Koş koşabildiğin kadar Yorulmayı öğren Düşmeyi Ve kalkabilmeyi Sana bir el uzanmadan... İçimin bahçesindeki şımarık çocuk Yeni dünyalar keşfet kendine Kötülüklerden yılma İyilikleri kuyruk yap uçurtmana Buz gibi derelerden yıka yüzünü Bırak saçlarını okşasın rüzgar Ama zamansız koparma çiçeklerimi... İçimin bahçesindeki şımarık çocuk Gözyaşlarım büyütüyor işte ağaçlardaki meyvaları Baharın geldiğini düşün görünce onları Ama aklından da çıkarma Gelecek sert kışları... Dokun onlara Dokunur gibi gözyaşlarıma Damlaların sıcaklıðı içini ısıtsın Ama Zamansız soldurma çiçekleri... İçimin bahçesindeki şımarık çocuk Herşeyi öğrendiğinde,dünyayı öğrendiğinde Kapımı çal, Sana Yeni dünyalar sunacağım... |
Sigaramın ucunda yanan garip bir sevda. Dumanında görür gibiyim hatıralarımı. Sesleniyorlar sanki bana hep bir ağızdan elveda dergibi...................... Ucundaki kül ciğerim gibi unufak,ben sevdamdan,aşkımdan ve hasretten,bir zalimin elinden yandım,o bir kiprik çöpüyle yada vefasız bir çakmakla yandı.ne fark eder ikimizde yanmışız,kül olmuşuz........ Parmaklarımda sigaramdan kalma sarı renkler,lekeler var hatıra.onda geri kalan yere atılmış,benim gibi acı dumanı tüten ucu sarı renkli izmarit. Onuda bir dudak öptü,zefkle,keyifle içine çekti,bitince sonuna geldi,fırlatıp yere attı, üstüne basıp çiğnedi,geçip gitti. Benide bir dudak öptü,usandı,hevesi geçti işim bitince fırlatıp dışarı attı,hatırımın bağrını basıp,çiğnedi geçip gitti. ikimizde çiğnenmişiz,basılmışız,atılmışız ne fark eder.................. ibrahimoğlu halil |
*GÜLÜM BU ŞİİR SENİN İÇİN*:cry: SEVEMEDİ İSTANBUL İKİMİZİ.. Seninle hiç İstanbul’da olamadık Göremedi İstanbul ikimizi… Ne bir semaver tüketebildik Ne Aşiyan’da hüzün… Bir tepeden seyretmek için bu güzelim kenti Ne Çamlıca kısmet oldu ne Piyer Loti… Hiçbir vapur taşımadı bizi Marmara’da Bir güvertede seni Liseli aşıklar gibi dakikalarca öpemedim.. Ellerini avuçlarımda tutup ta içimi dökemedim Şöyle bir elimi atıp ta omzuna Kolun belimde Yürüyemedim seninle Beyoğlu’nda Bir sinema yada tiyatro koltuğunda Parmak uçlarıma değmedi dudakların Pasajda Arjantinleri çekip Nevizade’de bir iki tek atamadık Doyulmaz uykulara bir türlü yatamadık Seninle İstanbul’da olamadık Duyamadı İstanbul sesimizi Sahaflar’da yorulup ta kitaplara bakmaktan Çınaraltı’nda mola veremedik Karışıp çılgın kalabalığına Kapalı Çarşı’nın Tadına varamadık bir öğlen rakısının Yada Sultanahmet’te bir müzeyi gezip Dostlara uğrayamadık Gülhane’den uzanıp Sarayburnu’na İntiharı düşünemedik enine boyuna Ne Laleli’den geçebildik sevgilim Ne kendimizden Bir çalgılı Kumkapı meyhanesinde Aglayamadım doyasıya sımsıcak göğsünde Eski İstanbul’da gezdiremedim seni Yemiş’te Asmaaltında Ne kaldırımlarımı gördün ne çayhanelerimi Ne çocukluğumu bildin ne gençliğimi Seninle hiç İstanbul’da olamadık Saramadı İstanbul hiç bizi Çılgınlar gibi dolanamadık otobüslerle Trenlere binemedik Bırak bütününü bu koca kentin Sadece bir tek semtin İçinde bile olamadık İstanbul hiç doymadı bize bitanemmm Bizde O’na doyamadık… Kalemin Gözyaşı |
SEN VURDUN DA BEN ÖLMEDİMMİ "Adın sevdaydı......Şimdiki adını bilmiyorum." Yokluğunda ne ateşleri hasretinle yaktım da Bir seni yakamadım, beni yaktığın gibi Çölde su, Asker de gün,Oruçta ekmek gibi bekledim seni Sen se araya korkuları koydun Yasaklar koydun Bitmez tükenmez engeller koydun Şimdi nerdesin diye sorma bana Sen Çağırdında ben gelmedimmi. Sen varken darılmazdım çiçeksiz baharlara Yağmurlu havalara Bu kasvetli akşamlara darılmazdım Sen varken Bakıp içlenmezdim tren istasyonlarına Otobüs duraklarına Sen varken ayrılanlara ağlamazdım Yıkılmazdım biten sevdaların ardından Gidenlere kızmazdım Kalanlara acımazdım Sen varken böyle üşümezdim titremezdim Masumdum, çocuklar gibi Böyle delirmezdim küfretmezdim Hele ölmeyi hiç düşünmezdim Şimdi soruyorum sana Adı sevdaysa bu cehennemin Sen yaktın da ben yanmadımmı. Biliyorsun Bütün acılara "yeşil ışık" yaktım olmadı Bütün korkularına " arka çıktım " olmadı Dağlara merdiven dayadım olmadı Haziranda kar oldum yağdım avuçlarına olmadı Sevdim olmadı, yandım olmadı,taptım olmadı Benden artık pes Bu aşkın biletini istediğin gibi kes Nasılsa gidiyorsun Biliyorum git Ama ardında Ağlayan bir çift göz Paramparça bir yürek Ve yıkılmış bir dağ görmek istemiyorsan Çek silahını daya sırtıma Titrersem namerdim!!!! Sen vurdun da ben ÖLMEDİMMİ....? A.S.İLKAN |
SEVİNÇSİZ ANILAR Ölümüm kandil olacak, Akşamlar akşamlar akşamlar olacak Ben bu acılı baloda Maskesini yitirmiş seferi şair Ben inançsız yolcu Bütün istasyonlarda Kanlı rütbeler takılacak omuzuma Bir kuşluk vakti dalgın atların hıncını düşünürken Sen "Yalnızlığın bahçesini sulamış olacaksın" Ve gidiyorum... Dudaklarımda bir nergis tadı Bak, kar izleri örttü bile, Kendini iyi koru, bu kış çok uzun sürebilir. Anılarım tutkularıma bağlıydı bilirsin Artık pişmanlık olsa da olur olmasa da. Ne olursun sen hep böyle kal Varsın ellerim ellerinsiz kalsın. "Ölümüm kandil olacak, akşamlar akşamlar akşamlar olacak..." Cezmi Ersöz |
UNUT BENİ CAN Bu kaçıncı gece hasretinle yandığım Kaçıncı gece yıldızları yıkadığım göz yaşlarımla? Mesafeler yırtıldı hıçkırıklarımla Bosnalı kadınlar duydu feryadımı. Sen, sen duymadın mı can? Ne vardı bu kadar uzak yerlerde açacak? Benden uzak o iklimlerin, Benden uzak o şehrin, Kahrolasiıo kalabalıkların Benim kadar ihtiyacı mı vardı sana, Benim kadar hasret çekti mi? Kahrolası o şehrin semaları, Benim kadar yandı mı? Ne vardı can? Ne vardı uzak iklimlerde açacak? Ne vardı Kendimizi bu kadar kahredecek? Kara trenler umut olmamalıydı, uzayan yollarda kalmamalıydı bakışlar. Dünya, bir tek nokta olmalıydı can... Bir tek noktada dogmalıydık. Dönüp dönüp sana varmalıydı yollar, Ben, hep hasret türküleri söylememeliydim, Sen, hep hasret şiirleri okumamalı. Hasret diye bir söz olmamalıydı lügâtlarda Geceler boyu her gün göz yaşlarımla ıslanmamalıydı yıldızlar. Gönlüm bu sevdaya dar gelir oldu Boğuyor karanlıklar can... Mesafeler kurşun oldu amansız, Feryadıma şahit oldu yıldızlar Can... Can... Hasretin ağır bir yük omuzlarımda. Ben çekmekten usandım, sen usanmadın mı? Bildim, bitmeyecek bu hasret! Uzak iklimlerde açmış iki çiçeğiz. Hangimiz gelsek diğerinin yanına, Kuruyup, kaybolacağız. Ben, kıraç topraklara döndüm can, Ben, kurumuş dereler gibiyim. Issız mağaralarda kaldı umudum. Belli bu sevda kahredecek bizi, Unut be can... Unut bu sonu gelmez sevdamızı... Bırak yeni güneşler doğsun semalarında bulutlar gizlemesin yıldızlarını yeniden başlasın herşey yeniden doğ bensiz şafaklarda. Unut can, unut senin için yazdığım sevda şiirlerini. De ki; bir rüya idi bitti. De ki; bir hayaldi, solgun aynalarda yansıyan. De ki; bir romandı, sonu koskoca bir hiçle biten. Unut beni can, Unut vakit varken... Birak hasretin bana kalsın. Varsın cehenneminde kavrulsun gönlüm. Ben yine her gece saçlarını koklayayım uzak yıldızlarda. Gözlerimde takılı kalsın hayalin. Sen unut can, sen unut! Kahredersem, Milyon kere kahrolayım! Mehmet Taş |
SEVDA ŞİİRLERİ Burada bitiyor bir sevda, yenisi nerde başlar; ya da başlar mı bilmem? Kendi derinliğiyle dolan bir kuyu mu yüreğim; kendi boşluğuyla yetinen? Burada bitiyor bir sevda, ele avuca sığmayan kederler, kimi gülüşler ve bir o kadar da unutulmaya yatkın anılar bırakarak geride; belki birkaç da şiir... Sürüp gidecek yaşamım, kimi yerlerde sanki yeniden okur gibi bir romanı ve gülümser gibi yine aynı şeylere sıkıntılı, dalgın; çoğunlukla acılı. Burada bitiyor bir sevda, kaldım işte yine dağlar, uçurumlar arasında bir başıma. Burada bitiyor bir sevda, önsöz gibiydi bir çağrıydı, daha nice yeni sevdaya. Ahmet Erhan |
Rüyalarım Olmasa Yıldızlara baktırdım, fallara çıkmıyorsun, Seni görmem imkânsız rüyalarım olmasa. Pencereden bakmıyor, yollara çıkmıyorsun; Seni görmem imkânsız rüyalarım olmasa... Zor mu geldi kalbinde bana sevgi saklamak? Yakıp gittiğin yeri dönüp bir kez yoklamak? Değil sabaha kadar seni öpüp koklamak, Seni sarmam imkânsız rüyalarım olmasa... Sevmesem özler miyim seni can pahasına? Ne olur bir fırsat ver, beni bir daha sına. Adını söyleyemem, senden bir başkasına; Seni sormam imkânsız rüyalarım olmasa... Düşlerimde incitsem günlerce uyuyamam, Sana değil, saçının bir teline kıyamam. Yıllar sonra dönsen de nerde kaldın diyemem; Seni kırmam imkânsız rüyalarım olmasa... Yalvarırım mektup yaz, beş dakkanı ayır da, Su serp yanan sineme sağlığını duyur da, Yaban gülü gibisin, dağda, kırda, bayırda; Seni dermem imkânsız rüyalarım olmasa... Cemal Safi |
| Saat: 12:25 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık