MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

Misafir 18 Şubat 2007 12:25

iç içe ayrık




üstü açık yokluğunda
iç içe kelimelerin sevişmesiydi
sana olan sevdam

bembeyaz kâğıtlar üzerinde
özlemek diliyle yazılmış onca satır
gidecek adresi bulunamayan

yoksun!

deniz ağlamak şimdi
sezmez kirpiklerin öpüldüğünü
sözcükler bilir içinde karanfil olan




S. Sevinç YILDIZ


Misafir 18 Şubat 2007 14:33

Ben «Bandırma Vapuru»
Esme rüzgar esme halim perişan
Mustafa Kemal'im güvertede
Ben Karadeniz'de dalgalarla boğuşan
Küçük köhne bir tekne
Baştan ayağa dek iman dolu
Bu hasretlik daha ne kadar uzar
Uçmak isterim Samsun'a doğru
Bakışlarım kararır gözlerim dolar,
Ben «Bandırma Vapuru»
Karadeniz'de küçük köhne bir tekne
Yağma yağmur esme rüzgar
Yolumu bekler Anadolu
Gümüş dere durmaz akar.
Mustafa Kemal'im güvertede
Dayamış alnım ufka bakar.
Ben «Bandırma Vapuru»
Var git başımdan Karadeniz
Bu gece efkarım var
N'oldu ey gönül n'oldu
Gümüş dere durmaz ağlar
Kan ağlar altmış üç ilimiz
Kan ağlar Anadolu
Ben «Bandırma Vapuru»
Mustafa Kemal'im güvertede
Kaputuna bürünmüş
Bakışlarında kararlılık saçlarında rüzgar
Yıldızlar geçiyor alnından
Uzak zaferlerin şavkı vurmuş yüzüne.
Ben «Bandırma Vapuru»
Duyarım sesler gelir Anadolu'dan
Samsun'a doğru
Bir şey var gecenin içinde
Rüzgarlarla karanlıklarla dağılan
Bir şey var gecenin içinde
Mustafa Kemal'in sevinciyle ağaran.

Mesut TARCAN


Nephthys 18 Şubat 2007 14:40

Gönlümün Kızı.

Hayalci bir umut var gözlerinde,
Tebessümü hayata taşımışlığın,
Çekme utanmaları üstüne,
Hani o cesaretin nerde?

Düşlerin düşlerin,
Onlar ne de sıcaklar.
Ne de güzel göz kapakların
Ve gölgen var ya,
Benden uzakta.
Ah böyle bakma!
Gözlerimin içine.

Kaç yalnızlığı uğurladın geceye?
Kaç burukluğa veda ettin,
İçinden?
Biliyorum!
Dikenden tereddüt etmeden,
Güle sarılışın bu yüzden.

Bir koku,
Bir korku,
Bir başkalık var sende.

Düşlerin düşlerin,
Onlar ne de sıcaklar.
Ne de güzel göz kapakların
Ve gölgen varya,
Benden uzakta.
Ah böyle bakma!
Gözlerimin içine.

Gülüşün ne içten,
Ve de gönülden.
Gülerken bir de
Ağlayışın var ya,
Böyle şeyler yapıp,
İçimi yakma.

Bu denli kararlı
Şu halin var ya,
Ne olur
Sakın bundan arınma!

Ve ruhun
Gönlümün kızı,
O ruhun var ya,
Tutsak eder ruhumu
Sevda köşküne.

İçinde sakladığın,
Asil kıskanma,
Yakıyorsa içini,
Bırak saklama!

Her zaman takındığın,
Bir halin var ya,
'Pes etmek! 'deyimine,
Rest çekmişliğin,
Sakın ha!
Gönlümün kızı,
Bundan ayrılma.

Düşlerin düşlerin,
Onlar ne de sıcaklar.
Ne de güzel göz kapakların,
Ve gölgen var ya,
Benden uzakta.
Ah böyle bakma!
Gözlerimin içine.

Karanlığa aydınlık akıtan,
İmanın var ya,
Ondan başka hiç bir,
İlah'a tapma.

Ve zikrin,
Ve fikrin,
Ve asilliğin,
Gönlümün kızı yapan seni.
Sakın unutma!

Kimseyi üzmemeye,
Yeminin var ya,
Merhametinle dünyaya,
Ezilmişliğin.
Aman ha!
Gönlümün kızı
Bundan yorulma.

Ah! o masum
Bakışın var ya
Ne olur
Gönlümün kızı
Bana başka gözle,
Bakma.

Düşlerin düşlerin,
Onlar ne de sıcaklar.
Ne de güzel göz kapakların
Ve gölgen var ya,
Benden uzakta.
Ah böyle bakma!
Gözlerimin içine.



Misafir 18 Şubat 2007 14:48

DARDAYIM Daradayım yalanım yok
Baskın yedim gün gece...
Örselendi aşklarım üstelik
Bir uzak diyardayım...

Günaydın anneciğim, günaydın babacığım
Yine sabah oluyor
Evde sabah olmaz deme
Orda günler geçmez deme
İçime sancı doğuyor...

"Yüreğimi bir kalkan bilip, sokaklara çıktım
Kahvelerde oturdum çocuklarla konuştum
Sıkıldım dertlendim dostlarımla buluştum
Bugün de ölmedim anne.

Kapalıydı kapılar, perdeler örtük
Silah sesleri uzakta boğuk boğuk
Bir yüzüm ayrılığa, bir yüzüm hayata dönük
Bugünde ölmedim anne.

Üstüme bir silah doğruldu sandım
Rüzgar beline dolandığımda bir dal
Korktum, güldüm, kendime kızdım
Bugünde ölmedim anne.

Bana böylesi garip duygular
Bilmem neye gelir nereye gider
Döndüm işte
Acı yüreğimden beynime sızar
Bugünde ölmedim anne.


Şiir: Ahmet Erhan


Nephthys 18 Şubat 2007 14:51

KIRGINIM.....


Kırgınım…
Kime olduğunu, neye olduğunu bilmeden kırgınım…
Belki hayata, belki kendime kırgınım sadece…

Kırgınım…
Yüreğim bir yanardağ gibi kaynayarak yanarken,
Nasıl oluyor da bir buz dağı oluveriyorum bir anda…

Kırgınım…
İçim sevgi ile kavrulurken neden böyle yıkıcı,
Parçalayıcı oluyorum…
En çok sevdiğim varlıkları biranda kırıp,
Un ufak ediyorum…

Kırgınım…
Öfkeme, tat almayan yüreğime,
Sevmenin, sevilmenin değerini bilmeyen
Kalbime…

Kırgınım…
Yeşilin huzurunu, mavinin derinliğini,
Görmeyen gözlerime...
Kuşların nidasını işitmeyen kulaklarıma
Kırgınım…

Kırgınım…
Mantığımla kalbimin arasında gidip gelen
Benliğime…

Kırgınım…
Sonuçlandıramadığım sevgilerime,
Sarılmaya korktuğum sevgililerime…

Kırgınım çok kırgınım,
Beceriksizliğime, korkaklığıma,
Kırgınım…
Beklide bir hayalden ibaret oluşuma…


HAYAL DAĞ





http://img157.imageshack.us/img157/1032/avatar1881707bm6.gif


Misafir 18 Şubat 2007 20:22




Orada Kalamazlar


Aydınlık için bir mum yakanlar

İsanlık için ışık tutanlar
Tarhi için kityap yazanlar
Hiçbir zaman karanlıkta kalmazlar

Öğrenmek için kitap okuyanlar
Öğretmek için kucak açanlar
Öğretim için bir taş koyanlar
Hiçbir zaman darboğazda kalmazlar

Okulsuz köylere okul yapanlar
Gelecek kuşağa bir harf yazanlar
Kütüp hanelere kitap bağışlayanlar
Tanrı huzurunda yalnız kalmazlar

Geçmişini tarihini bilmeyen
Biliyorsa doğruları söyleyen
Elbisesiz bir fakiri giydiren
Ahirette mükaffatsız kalmazlar

Devletimizi parselleyip soyanlar
Milyarlarına milyarları katanlar
ALİ ER YILMAZ


Misafir 18 Şubat 2007 20:27

Anısı Biz Olalım Bu Sokakların
Anisi biz olalım bu sokakların
öpüşmediğimiz tek saçak altı
hiçbir otobüs durağı kalmasın
Biz yürüyelim kent güzelleşsin
gurultusuz sözcükler bulalım
yeni sevinçlere benzeyen

Biz gelince bir yağmur baslar
yüzün çizilir buğulanan camlara
bir uzun karartma biter
akasyalar köpürür birdenbire
ve her avluda adınla anılan
çiçekler sulanır akşamüstleri

Bir arkadaş evine uğrarız yoluştu
bir fincan kahve içeriz,isitir bizi
başını sessizce omzuma koyarsın
gulureyhan olur soluğun
Biz kalırız kuşlar donup gelir
her balkonda bir menekşe sesi

Belki yeniden güzelleştiririz
adları değiştirilen parkları
perdeleri hiç açılmayan evlerde
ışıklar yanar çocuk sesleri duyulur
tanıdık sevinçlerle dolar yeniden
kendi sesini kemiren alanlar

Anisi biz olalım bu sokakların
ve hiç durmadan yağmur yağsın
biz gurultusuz sözcükler bulalım
sarmaşık fısıldaşsın yine
Gidersek birlikte gideriz
yeni sevinçler bulur hüzne benzeyen

Ahmet Telli


Misafir 18 Şubat 2007 20:30

Pia

ne olur kim olduğunu bilsem pia'nın
ellerini bir tutsam ölsem
böyle uzak seslenmese
ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
otelleri bomboş bulmasam
içlenip buzlu bir kadeh gibi
buğulanıp buğulanıp durmasam
ne olur sabaha karşı rıhtımda
çocuklar pia'yı görseler
bana haber salsalar bilsem
içimi büsbütün yıldız basar
bir hançer gibi çıkıp giderdim

ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
singapur yolunda demeseler
bana bunu yapmasalar yorgunum
üstelik parasızım pasaportsuzum
ne olur sabaha karşı rıhtımda
seslendiğini duysam pia'nın
sırtında yoksul bir yağmurluk
çocuk gözleri büyük büyük
üşümüş ürpermiş soluk
ellerini tutabilsem pia'nın
ölsem eksiksiz ölürdüm


Atilla İlhan


Misafir 18 Şubat 2007 21:25


Atlar/Nal sesleri/Bakir bahçeler


atlar/nal sesleri/bakir bahçeler

kir / pas
Aykılmaz bilinçaltımda
nal sesleri/hatırlamalıyım
bu yüz benim değil
gözlerim ne kadar benimdi oysa
-nerede bitti sahipliğim-

buğulu aynalar/hayal meyal
alnımın ortasında iki nokta
yaz(g)ıma ilişmiş/yıkamalı vakit dar
köpük köpük süzülmeli boynumdan
anlamı yitik varsıllığım

eza
bir adamın göğüs boşluğuma yıkıp geçtiği
bir tek eza

yığın yığın üzerime çullanan
kapkara bedenleri atların
nal sesleri/çılgınlık nidaları
bu kokuya yabancı tenim
istila / savaş
yenildiğim

sayrılı sancılı an(ı)lar
sırtımda takvim yaprakları
iğne ucu himayesinde
zaman ölgün gecelerde/ tutuk
cılız/ağlamaklı

-ulu orta bakir bahçeleri / kutsiyetinden bihaber-

can hıraş su sesi
kutsanmalı bu acı

_yılkı çocukluğum ne kadar emindi herşeyin güzel olacağından-

dört nala kaçırmalıyım kendimi
kendimin olmadığı her yere
ve durup dinlendiğim yerde
boşalmalı içimin zehir sarnıçları

kutsal sularda boğulan atlar / nal sesleri

bu uzaktaki gölge kimin?

adın kalmalı dişlerimin arasında
bir tükürükle fırlatıp atmaya kıyamadığım
sular akmalı / kutsal
sonra
durgun durgun uzanmalıyım saflığıma

mabedlerime gül kokusu serpili
atlar / nal sesleri / bakir bahçeler
unutturmalıyım kendime

İlknur YILDIRIM...


Nephthys 18 Şubat 2007 21:38

Yorgun Savaşçının Şiiri
İnsan bir açmaza düşmeye görsün
Başlamasın bir çöküntü yürekte
Ölümdür o yerde düşündügün
Sevilmek de boştur artık sevmek de

Gün ortası karanlık diz boyudur
Acıdır hep geçmişten ne kalmışsa
Yaşamak! O yanıtsız bir sorudur
Huzur bitmiş, hayaller dagılmışsa

Nefes almak yitirir anlamını
Bogazına dizilirken lokmalar
Bir çaresizlik sarar dört yanını
Sesler uzaklaşır, söner lambalar

İsyanın yüregine sıgmaz olur
Hep kader gelmişse sevinç yerine
Ölümün kara gölgesini bulur
Şimdi bakanlar yorgun gözlerine

Bir bozgun başlamıştır ki amansız
Düşmüştür kalelerin birer birer
Bak! Savaşcıların yatıyor cansız
Onlar ki hep sevdiler, hep verdiler

Yitirdin neyin varsa, anla artık
Tek başına kalan sensin ortada
Düşlerin toz duman, umutlar kırık
Dün anlamsız, yarınlar paramparça

Yapayalnızsın koca bir evrende
Uzakta, taparcasına sevdigin
Gelmiyecek, ne kadar gel desen de
Ondan böyle bir yangın yeri için

Ondan böyle yıkılan bir dünyanın
Altında bak tek başına kalmışsın
Uzagında özledinin bir anın
Çökmüşsün, devrilmişsin, yıkılmışsın

Sarmış kollarını boynuna ölüm
Ne yapsan boş, kurtulamazıin artık
De ki:-- Hep yalanmış, bitiyor öyküm--
Bak! Can kuşun havalarda çıglık çıglık...

Ümit Yaşar Oğuzcan

http://img378.imageshack.us/img378/5064/duivjefi7.gif"GÜL YÜREKLİM..... sana uçuyor bu beyaz güvercin......."NERDESİN?...


Misafir 18 Şubat 2007 21:42

dar/alan




yaren yardım et

ışıktan geçmek isteyen göz
önünde durdukça benlik
ruh sadece bedenlik

bir kaç hayat sırtında yaslı yaz
göremiyor rengini
o şimdi kasvetli biraz
ve tanrı kadar kederli sanıyor kendini

bulutlardan uçurtma yapma çabasında ten
her defasında kopan ipe serilir
yetim kızı sardığı kefen

/ nefesten çekilmeden
toprakla uyumaya gitmeliyiz /

o sevmez toprağı
yorgun fotoğraflar omzunda
ağırlaşıyor ninnisiyle kundağı:
ağlasın da büyüsün

yanı başında orman
çeviremiyor kırılan yanaklarını
öyle yalnız bir gülümseme

bindiği atlar geçiyor hatırından
sevdiği bütün adlar terkisinde

/ daraldı zaman
gönül gözü açık kimse kalmadı mı? /

annesi çok uzak
hasretten buruşmuş bir seccadede
kalbini bırakıyor secdeye





Esra Güzelipek


Misafir 18 Şubat 2007 21:50

Saat vurdu yine Safak zamani
Uyku tutmuyor gözlerimi
Dertler gelir gecer
Iz birakir yüzümde
Sanki siper tutmus Düsman
Dayamis Hanceri Bagrima
Korkum yok ölümden
Viz gelir Kursun
Iz birakmis mazi
Iz birakmis Musala taslari
Kan icinde yikandim
Belendim Hasret özlem aci icinde
Firarim var takipdeyim
Ihanet tutmus boynumu idama gidiyorum
Götur beni ne yazar
Kim durdurabilir ardimda bin bir Militani
Bin bir Demokrati
Vatan arayan boyun egmez hakkini arar
Kim durdurabilir bizi kim
Dokunmayin diyorum dokunmayin
Biz Kerbelayin kininden alan
Nevruz atesinden gelen bir ülkeyiz
SUAT ATAR


Misafir 18 Şubat 2007 21:55

sorguçlar takılana dek.....

insanlar köşe başında ölüyorlardı
yaşlı, yatalak
yarım kalıyordu her hikaye
her şey.
tut dedim kendime
ağacın altından yarım yamalak
bir gölge olsun
sarıl.
olmadı.
yıllardır kıvrımlaştım içimde
ulanlaştığım varoşlar mıydı
yoksa deliveren ırmağına uzanmış
at üstünde oynaşan köy mü
beni gece boyu efkarıyla şişleyen
bu çolak sessizlik.

bir kıvılcımla debeleniyordum
içimde
hayatsız bir an
ölmek
yatalak insanlar gibi
sessiz
uzanmak
ırmağın yanındaki kahverengi toprağa
beyaz süslemeli
bir entarin de oldu mu
düşmanını bile görürsün yanıbaşında.

ölmek
aykırı bir sanatıydı toprağın
dönüşümlü suratlar
kemikler unufak
ırmağın boynundaki köy değirmeni çalışıyordu boyna
gümbürtüsü günahların
ve farkında olmadan öldüğünün
şaşkın sorular geliyordu
ve son ayak sesi
....
....
.......
karanlık sadece güneşin gidişiydi
bu sefer ilahiydi hikayeler
bir sonuç bağlamak gerekli değildi o kadar
bir sebep yeterdi azrailin perdesine
olsundu ne çıkar
hikayeler yarım kalsındı
gitmek gitmek
uzun uzun gitmek vardı
şerit şerit
sorgu sorgu
sorguçlar takılana dek
cennetin kapılarına
deccal zincirini koparana dek
ölmek
bir firar kalbimden
düşüncelerimde arta kalan
ekmeğin buğusu kadar sıcak ensemde
ölmek
kapıların ardında
boylu boyunca
yatalak
ve yaşlı.



A.Serdar


Misafir 18 Şubat 2007 22:38


Gelsin

Hakk’ın emriyle dört kitap indi
Muhammed Mustafa elçi seçildi
İman ışığı parladı, küfür kesildi
Nuru Muhammedi görenler gelsin

İnançla inşa edildi hak din İslam
Birden aydınlandı şu küçük dünyam
Gamı beladan beri canım ona kurban
İslam’ın yoluna canın koyanlar gelsin

Server-i Kainat ki en hakiki mürşit
İlmi noksansız, buna Mevlamız şahit
Kalemle cihat ediyor binlerce müceddit
İslam’ın yoluna cihat edenler gelsin

İmam Hüseyin’in başı kesildi bu yolda
Nice erenler, dervişler asıldı bu yolda
Nice İslam bülbülü yakıldı bu yolda
İslam’ın yolunda şehit olanlar gelsin

Gelsinler şu gönlüme, saadeti bulayım
Hakkı batıldan ayırıp hakikate ereyim
Bilmiyorum ki ben bir alperen miyim
Allah için doğruyu söyleyenler gelsin
Deniz Efe


Misafir 18 Şubat 2007 22:43

Ötme Bülbül Ötme
Ötme bülbül ötme şer değil bağım
Yar senin elinden de ben yana yana
Tükendi fitilim eridi yağım
Yar senin elinden de ben yana yana
Ya dost ya dost ya dost
Deryadan bölünmüş sellere döndüm
Vakitsiz açılan güllere döndüm
Ateşi kararmış küllere döndüm
Yar senin elinden de ben yana yana
Ya dost ya dost ya dost
Haberim duyarsın da peyiklerinen
Yarimi sarsınlar şehitlerinen
Kırk yıl dağda gezdim geyiklerinen
Yar senin elinden de ben yana yana
Ya dost ya dost ya dost
Deryadan bölünmüş de sellere döndüm

Pir Sultan Abdal


Misafir 18 Şubat 2007 22:48

Yaraladı Dostlar Beni….! Adım gibi bildiğimi, ben söylerim, saklayamam,
Zaman naçar kaldı demek, dostlar beni karaladı,
Yüzü kara olan çakal, dostum olmaz, aklayamam,
Vuran vurdu sırtımızdan, dostlar beni yaraladı….

Doğruluktan dem vururuz, deliye çıkar adımız,
Durduk yerde dellenirken, dilde kalmıyor tadımız,
Hakka nasıl varacağız, dile düşerken yadımız,
Vuran vurdu sırtımızdan, dostlar beni yaraladı….

Kuyruğundan tutup seni, çıkartırım o ininden,
Şüphem vardır, biliyorsun, hem imandan hem dininden,
Sabır derim elbet sabır, taştığında kork kinimden,
Vuran vurdu sırtımızdan, dostlar beni yaraladı….

Tek kalsam da söylüyorum, bayrak bizim Vatan bizim,,
Dilde tekbir şehit düşen, kefensizce yatan bizim,
Yüreğimde, sol yanımda, dinim İSLAM atan bizim,
Vuran vurdu sırtımızdan, dostlar beni yaraladı….

Kapanmışken gönülleri, açılmaz ki perde perde,
Sağnak olsun her tür bela, ki düşsünler türlü derde,
Muhammedi resim yapan, dürzü nerde deyyus nerde,
Vuran vurdu sırtımızdan, dostlar beni yaraladı….
Ali Altınlı


Misafir 18 Şubat 2007 22:57

Fakiri doyurmak var
Haklı'yı kayırmak var
Kötüyü ayırmak var
İslam güzelden yana

Yolda kalmışa el at
Garibe acı hayat
Olmaz kardeş yan gel yat
İslam güzelden yana

İlim öğren ibadet
Ölüm önümüzde set
Kurbanda bol, bol ye et
İslam güzelden yana

Kula kul hiç olunmaz
Mecnuna yol sorulaz
Gönül,hatır kırılmaz
İslam güzelden yana

İnsansa zülum etmez
Cimriye para yetmez
Alimdir koyun gütmez
İslam güzelden yana

Kafirse zalim olur
Zekat bereket bulur
İnsan hu diye solur
İslam güzelden yana

Allahı bilen onar
İmanlı od'a yanar
O isterse su çağlar
İslam güzelden yana

Kaderin neyse yaşa
Yollar çıkarmış arşa
Kötü şeymiş kargaşa
İslam güzelden yana

Güzel gülü dermek var
Kötüyü sarmak var
Bak sonunda mezar var
İslam güzelden yana

İslam sevgi demektir
İslam saygı demektir
İslam emek demektir
İslam güzelden yana

(Serdar Sayıl-2004)
Serdar Sayıl


Mystic@L 18 Şubat 2007 23:05

ne olur kim olduğunu bilsem pia'nın
ellerini bir tutsam ölsem
böyle uzak seslenmese
ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
otelleri bomboş bulmasam
içlenip buzlu bir kadeh gibi
buğulanıp buğulanıp durmasam
ne olur sabaha karşı rıhtımda
çocuklar pia'yı görseler
bana haber salsalar bilsem
içimi büsbütün yıldız basar
bir hançer gibi çıkıp giderdim

ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
singapur yolunda demeseler
bana bunu yapmasalar yorgunum
üstelik parasızım pasaportsuzum
ne olur sabaha karşı rıhtımda
seslendiğini duysam pia'nın
sırtında yoksul bir yağmurluk
çocuk gözleri büyük büyük
üşümüş ürpermiş soluk
ellerini tutabilsem pia'nın
ölsem eksiksiz ölürdüm

Attilâ İlhan


arwen 18 Şubat 2007 23:10

Seni yazmak istiyorum Bebeğim
Seni yazmak, dize dize...
Önce gözlerini yazmalıyım senin
Gözlerini satır satır.
O gözler ki;
Seni ilk gördüğüm anı anımsatır.

Seni yazmak istiyorum Bebeğim
Seni yazmak, yaprak yaprak...
Dudaklarını yazmalıyım Bebeğim
Dudaklarını gonca gonca.
O dudaklar ki;
Islatır dudaklarımı uykudan uyanınca.

Seni yazmak istiyorum Bebeğim
Seni yazmak duygu duygu...
Yüreğini yazmalıyım Bebeğim
Yüreğini, sımsıcak.
O yürek ki;
İçine Dünya'nın en büyük aşkı sığacak.


ömer bilgin


arwen 18 Şubat 2007 23:13

Yalan mı sevgi üstüne söylenmiş bütün şarkılar
Dostluk adına yazılmış bütün romanlar yalan mı
Yalan mı şiirler

Uzanamadığımız bir ciğer gibi
Mundar ettiğimiz bütün güzellikler

Hep ayakta kalmak zorundayız değil mi?
Dimdik ve kuvvetli
Ama yanlışlarımızla ayakta kalmak
Yere yıkılmaktan bin beter değil mi?

Nasıl düşüneceğiz veya nasıl düşünmemiz gerek?

Eğer bir yanlışlığımız varsa ve bu yanlışlarımızı
Kendimizin kabulu doğrularla örtmeye çalışıyorsak
Haksızlığımızı haklıymış gibi gösterirken
Yüzümüz bir parça bile kızarmıyorsa
Senin doğrularının sonucuyla
Benim doğrularım çakışıyorsa
Ve ayrı ayrı yollardan giderek
'Hiç bir şeyin' kavgasını yapıyorsak ikimizde
Yazık...

Yazık sevgi üstüne söylenmiş bütün şarkılara
Dostluk adına yazılmış bütün romanlara
Yazık şiirlere

Nereye kadar 'ben'cilik
Nereye kadar 'bencil'lik
Kimindir öncelik?

Biz asırlar altında kaldık, ezildik
Yüzümüzde maskeler ile dolaştık
Olduğumuz gibi görünemedik
Niyetlerimizi sahte tebessümlerle perdeledik
Anlaşılmaz gözlerle baktık birbirimize

Asırlardır nifak tohumları ile bahçeler yaptık
Kan çiçekleriyle doldurduk her köşeyi
Sırtımızdan vurduk birbirimizi kalleş kurşunlarla
Yağlı urganlarda sallandırdık erdemliklerimizi
Mertlik, tüfek icat edilmeden önce de bozuktu
Sevgiler ise eski kitapların arasında unutulan
Kurumuş gül yapraklarıydı

Zoru başarmak nedir?
Haketmeyen birisine sevgiyle yaklaşabilmek mi?
Haklı olduğun halde seni haksız görenlere
Haklısınız diyebilmek mi?
Aradığımız erdemlik bu mu?
Eğer buysa ödülün ve cezanın anlamı nedir?

Doğrunun rengi tek yanlışınsa rengarenk
İki doğrunun rengini karıştırdığımızda
Ortaya çıkan yepyeni renk midir doğru?

Bütün kavgalar iki doğrunun da doğru olması mı?

Eğer hala köprüler kuramıyorsak uçurumlara
Hala kapılar açamıyorsak dostluklara
Ve hala ulaşamıyorsak insan olmanın onuruna

Yazık
Sevgi üstüne söylenen bütün şarkılara
Dostluk adına yazılan bütün romanlara
Barış şiirlerine yazık...


mehmet emin ermekin


Mystic@L 18 Şubat 2007 23:25

Ölmüş İçimde Hasret

İçimde bir sıkıntı
Bir kasvet... bir duman...
Dünya dar gelir inan
Seni düşündüğüm an

Titreyen ellerimde
Sevgimiz arap saçı
Umrumda değil zaman
Çalsa da bilmem kaçı

Zincirlere vurulur
Umutlar liman liman
Dünya dar gelir inan
Seni düşündüğüm an

Koparsam zincirimi
İlk koşacağım sensin
Sen çaresizliğimin
Çaresiz ümidisin

Bir hayıra yenilmiş
Yüreğimde bin evet
Kavuşmayı unutmuş
Ölmüş içimde hasret
Bir de çökerse kasvet...
Karanlık...duman duman...

Dünya dar gelir inan
İşte bana o zaman
Dünya dar gelir inan
Seni düşündüğüm an......

Sevgilim biz ikimiz
Ay ve Güneş gibiyiz
Alev alev yansak da
Artık birleşemeyiz

Hasretin tohumunu
Çıkar at yüreğinden
Bahar da yaz da geçti
Artık yeşeremeyiz......

İlhan İrem


Mystic@L 18 Şubat 2007 23:36

Hayatımdan çıkıp gider mi istesem
Biraz sonra bu kapıyı çarpıp gidecek
Düşünmedi anılarımızı bal gözlü
Yıllar ihanetin acı hatırasıyla geçecek.

Akar gider insan aleme yapmacık gülümseyiş
Biten aşklara son bu küfürlü serzeniş
Ankara’ya kış bu sene de yalnız gelmiş
Hey gidi kader tüketmiş de ömrü
Bu adam kalbini depremlerde yitirmiş.

Cafcaflı başlar her güzel ilişki
Mutsuzluk getirir kıskançlık krizleri
Kimse bu oyunun kurallarını bilemedi
Terk edişler kalbi harabeye çevirdi…



erman öğüt


Misafir 19 Şubat 2007 00:05


Abu Ammar

göremeden kurtuluş gününü
direnişin bayrağını dikemeden
...................Kudüs'ün acı yüklü çehresine

yani
....duyamadan zafer şarkılarını
..................Filistin halkının sesiyle

düştü başından kefiyesi
..................sırtından şalı
.........................vatansızlığın kederiyle

öksüz şimdi küçük general
.......ve pimi çekilmiş analar

yani
...son bir öpücükle körükleyip
.........................bağımsızlık ateşini

teslimiyetsiz
...........öldü ihtiyar

güle güle

yeşil bir zeytin dalı gibi
..........astık seni duvarımıza
...............................Abu Ammar




Ferhat Gülsün


arwen 19 Şubat 2007 00:23

Deli dolu gençliğin deli dolu sevdası
Deli dolu sevdanın sıcacık bir yuvası
Bu yuvayı bitirdi bir ihanet davası
Kimsenin suçu değil, ben sadece yalnızım

Yüreğimden bir anda silinip giden sevgi
Ve bu giden sevgiyle aşka duyulan kaygı
Suçlu mu aranacak yazılmışsa bu yazgı
Kimsenin suçu değil, ben sadece yalnızım

Hayatın şartlarına uyup uygarcasına
Kendimi bağlamışım iki can parçasına
Yüzümü dönüp bakmam dünyanın sırçasına
Kimsenin suçu değil, ben sadece yalnızım

İlgilenmem sanırdım aşk ve sevda diline
Bir gün kalbim kabardı canan doğdu elime
Can parçası ikiyken üç oldu birdenbire
Kimsenin suçu değil, ben sadece yalnızım

Yazgım mı böyle imiş kaderim mi bilemem
Yine sevdim çılgınca, vuslatım yok gülemem
Öyle bir aşka düştüm yanarımda ölemem
Kimsenin suçu değil, ben sadece yalnızım

Artık boğuyor beni geceler yapayalnız
Sırdaşım oldu benim penceremde ki yıldız
Ey aşklar siz sadece masallarda kaldınız
Kimsenin suçu değil, ben sadece yalnızım

Her aşkın bir öyküsü, her öykünün şiiri
Dolanır yüreklerde sevdalı aşk perisi
COŞARİ’de söz bitmiş gelmiyor ki gerisi
Kimsenin suçu değil, ben sadece yalnızım


ibrahim çoşar


Misafir 19 Şubat 2007 01:00

Kağıt Mendil...
Bana uyu demiştin...
Şiire uyandım....../



İstavrit bakışlı denizin
Balıkçı oltasında can çekişmesi
Güneşin vurulup düşmesi martı çığlığında
Çobanın türküsüne kuzunun ağlaması
Şairin devrik sözü, Ozanın kırık Bağlama'sı
Senin yüzünden…

Gelmeseydin
Bu gitmeler olmazdı
Yokuşlar yola düşmeler
Çıkmaz sokaklar ertesi
Sustuğum kaldırım taşları
Polis çevirmesi yosma bakışlar
Çalmadan geçip gittiğim kapılar
Yokluğunun adresi…

Hiç gidilmemiş bir yol öyküsü
Hani dağların kadınsı kuytusunda
Sere serpe özgürce uzanıp
Gökyüzünden yıldız toplamalar
Kekik kokusu, kırlangıç sesi
İçimin yenilgisi kavgalar
Senin yüzünden…

Gülmeseydin
Bu şiir ağlamazdı
Yormazdı beni düşünceler
Tenimin mezar taşı, ruhumun kıblesi
Sustuğum satır başları
Harflerin sesi, yakarışlar
Üstünü çizmediğim aldanışlar
Çokluğunun güncesi…


Bu duvar yazısı ayyaş didişmeler
Dibini bulduğum şarap şişesi
Sarhoş gölgeler
Binalar sokak lambaları
Mor ışıklı batakhane penceresi
Cebimde beş para etmez sevişmeler
Senin yüzünden…

Bulmasaydın
Bu şehir kaybolmazdı
Sensizlikte kahrolmazdı geceler
Boynumda dudak lekesi
Gözümde söz yaşları
Ten yangını dokunuşlar
Ve bütün ters düze okunuşlar
Kağıt bir mendil hikayesi…


Yol...

İz...Düşüm...

Deniz ÜLKEGÜL


arwen 19 Şubat 2007 01:03

Sen
Sevgi dağlarımın ölümsüz çınarı,
Sen,
Ruhumun yeşeren taze baharı,
Sen,
Aşk iksirimin bitmeyen pınarı,
Sen...Evet sen...
Gönlümün kupa kızı...
Sen,
hayatımın en büyük kumarısın...


ahmet kısa


Misafir 19 Şubat 2007 01:06

Neden Bize Geç Kaldınız



Uzanabilseydi ellerim şimdi
Kır düşmüş saçlarında olurdum

Her yaşına bir ak ekleyen
Yılların tutup yakasından
Yağmalanmış düşlerimin
Hesabını sorardım

-Neden bize geç kaldınız-

Uzanabilseydi ellerim şimdi
Özlediğim gözlerinde olurdum

Umurumda değil dünya
Umurumda değil ne kış ne yaz ne bahar
Kim ne derse desin
Düşünsün istediğini
Şikayetim yıllara

-Neden bize geç kaldınız-


Rötarlı bir tren
Var mıdır
Bizi bekleyen...






Nurten Altınok


arwen 19 Şubat 2007 01:08

sigara ve sen


İsmin dilimde
Elimde son sigara
Veda etmeliyim bu vefasızlara
Biri aklıma zarar
Yokluğu deli eder beni
Diğeri bedenime
Çektikce Zehirler içimi

Sigaramı yaktım az önce
İsmini kağıdına yazdım hece hece
Kurtulmalıydım ikinizdende
Bu son buluşmamdı sizlerle

Sondu ya
zevkini çıkarmak istedim biraz
Dumanını yavaş yavaş çektim
Çiğerimin en derin yerine
Oradan da bütün hüçrelerime


Her nefes alışımda
Bakıyordum üzerine
Adın da yanıyordu ateşte
Bitiyordu sigaram gibi isminde
Kurtulmama az kalmıştı
İkiniden de.

izmariti yere attım
topuğumla üzerine bastım
duman oldu seninde adın
rüzgar savurdu,
kalmadı bende bir varlığın

Delioğlan kandırmış kendini
Karşı geldi hücreleri
Kıvranmaya başladı bedeni
Şunu çok iyi anladı ki
GÜLÜM ve sigaram
Ruhumun ve bedenimin vazgeçilmezi....



mesut delioğlan


BARIŞ 19 Şubat 2007 01:28

Aç Gözlerini

En sevdigin elbiseni giydim
Bu gece kokunu sürdüm
Solgun yüzünü oksadim
Sessizce saçlarindan öptüm
Yazdigin mektuplari okudum
Kana kana su içer gibi
Plaklarini çaldim ah!
En çok o sarkida özledim seni.

Issizlik kapiyi çaldi, açmaya korktum
gece yarisi
Sehir uykuya daldi, baktim disariya
katran karasi
Rüzgar telasla kokunu getirdi bana
aldim koynuma
Buseni hafizamdan koparip
ilistirdim dudaklarima
Üsüdüm karanlikta
Tenine dokundum hissetsin diye
Aç gözlerini

Erguvanlarina su verdim
Içerken benimle konustular
Yastigini oksadim, kokladim
Anilar uçustular
Solugun saçlarimi yaladi sanki yine
bir meltem gibi
Teninin kokusu karisti kokuma
Yakistilar

Boguldum karanlikta
Yani basimdasin benden çok
uzaklarda
Ellerimi tut dokun bana
Aç gözlerini.

Attim kendimi caddelere
Yesil ceketin sardi beni
Yürüdüm üstüne karanligin korkusuz
Tuttum ellerini.


Can Dündar


tikkymelike 19 Şubat 2007 01:31

SAKLAMBAÇ

Nerde yitirsem

Hep sende buluyorum

Başlangıçlarımı

Sense

Hiç bitmez gibi

Bende oynuyorsun

Tüm saklambaçlarını

Tekin Gönenç


HAYATIN GERÇEĞİNİ BECEREBİLMEK

Ne çok şey var ya
Bizi güldüren
Biz niye bu şeylere gülemiyoruz
Şey diyorum,
Çünki
Komik olan bu bütünlük
Basitliklerin somutlaşmış hali
Ve biz yine hayatın gerçeklerini
Görmek zorundaymışız gibi
Vuruyoruz kendimizi doğrulara
Onu da becerebiliyor muyuz acaba?

Tolga Yıldız


arwen 19 Şubat 2007 01:41

Sevdiğim yaban mersini
Yaşadığım güz mevsimi
Kalan ümidim hepsini
Azgın sele verdim gitti

Denizde yalnız mercan adası
Uzaktan gelir yarin sadâsı
Gözümün önünde hatırası
Maziye bıraktım gitti


taha yaycı


tikkymelike 19 Şubat 2007 02:11

SEVDA

Yaklaş pencereye yaklaş
Toprak kokusunu duyuyor musun
Gümüş pırıltıları kaybolmadan
Islak yaprakların
Dışarıda olmalıyız
Bırak kapıdan çıkmayı
Elini ver
Yağmur birden kesilebilir
Bir bakarsın gece biter
Sabah ölebilirim
Tutunacak biricik dalım dünyada
Yanımda olmalısın yanımda
Tek kelime konuşmadan dolaşmak
Yaşadığımı duymak istiyorum.

Celal Vardar


arwen 19 Şubat 2007 02:12

aşk


ölü olmak gülüm
dökülürken göz yaşlarının
omzuma değmediği gündür


türk öğer koç


tikkymelike 19 Şubat 2007 08:16

BÖYLEYMİŞ

Yanarmış yürek böyle
Islak bir yeşil sebebiyle
Kaçarmış insan kendinden
Nereye gittiğini bilmeden
Ağlarmış gizlice
Kurumuş toprağı ıslata ıslata
Severmişde sevilmezmiş
Yalanda olsa gülermiş
Sebebini bilmeden

Yilmaz Erdoğan


Misafir 19 Şubat 2007 13:30

Ölmek Yalandan Düşlerde
Başka türlü ıslak olur seni özlemek geceleri,
Kaç paket mendile ağlarım seni bilmem.

Başka türlü çıplak olur sensizliği sessizliğe tercih etmelerim,
Kaç gecem geçti sensiz bilmem.

Bir düş, bir de yalandan müteşekkil bu aşkım.
Sevgilisi yok bu hikayenin.

Bir düş kurarım, yalandan; uyuşurum her gece.
Peki bir düş, kaç tur atar gözlerin önünde ?
Kaç defa sağ kurtulur bir yalan, onca biradan ?
Bir aşık, kaç kere ölür bir gecede ? ...

Yeter artık ölmelerim her gece.
Her sabah, ertesi; dirilmelerim zoraki.

Özledim seni elimi okşarkenki yalnızlığımda.
Özledim yalnızlığın sensizliğini hissedişlerimde.
Dokunurken sen bana, ama yine de sensizliğimde;
Özledim ...

Yoksa, aşık mı oldum ben sana ölmelerimde...

Tolga GöRKeM...


MaKaLeLe 19 Şubat 2007 13:45

Vuslat

Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,
Ömrün bütün ikbalini vuslatta duyanlar,
Bir hazzı tükenmez gece sanmakla zamanı
Görmezler ufuklarda, şafak söktügü anı...
Gördükleri rü'ya ezeli bahçedir aşka;
Her mevsimi bir yaz ve esen rüzgarı başka.
Gül solmayı; mehtab, azalıp gitmeyi bilmez...
Gök kubbesi her lahza, bütün gözlere mavi...
Zenginler o cennette fakirlerle müsavi;
Sevdaları hülyalı havuzlarda serinler,
Sonsuz gibi, bir fıskiye ahengini dinler.

Bir ruh, o derin bahçede bir defa yaşarsa
Boynunda O'nun kolları, koynunda O varsa,
Dalmışsa O'nun saçlarının rayihasiyle,
Sevmekteki efsunu duyar her nefesiyle.
Yıldızları, boydan boya doğmuş gibi, varlık
Bir mucize halinde o gözlerdendir artık.

Kanmaz, en uzun buseye, öptükçe susuzdur
Zira, susatan zevk, o dudaklardaki tuzdur.
İnsan ne yaratmışsa yaratmıştır o tuzdan...
Bir sır gibidir azçok ilah olduğumuzdan.
Onlar ki bu güller tutuşan bahçededirler.
Bir gün nereden hangi tesadüfle gelirler?
Aşk, onları sevkettiği günlerde, kaderden
Rüzgar gibi bir şevk alır, oldukları yerden.
Geldikleri yol, ömrün ışıktan yoludur o!
Alemde bir akşam ne semavi koşudur o!
Dört atlı o gerdüne, gelirken dolu dizgin,
Sevmiş iki ruh ufku görürler daha engin,
Simaları her lahza parıldar bu zaferle;
Gök, her tarafından, donanır meş'alerle!

Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,
Varlıkta bütün zevki o cennette duyanlar
Dünyayı unutmuş bulunurken o sularda,
-Zalim saat ihmal edilen vakti çalar da-
Bir an uyanırlarsa leziz uykulardan,
Baştanbaşa, her yer kesilir kapkara, zindan...
Bir faciadır böyle bir alemde uyanmak...
Günden güne, hicranla bunalmış gibi, yanmak...
Ey tali! Ölümden ne beterdir bu karanlık!
Ey aşk! O gönüller sana mal oldular artık!
Ey vuslat! O aşıkları efsununa ram et!
Ey tatlı ve ulvi gece! Yıllarca devam et!

Yahya Kemal Beyatlı |


Misafir 19 Şubat 2007 13:56


Tatlı Bela


İdamlık mahkûmun hürriyetini,
Beklediği gibi beklerim seni.
Şeytanın âleme şer niyetini,
Sakladığı gibi saklarım seni.

Adını kimseye söylemem asla.
Çileme ressam ol, ömrümü süsle.
Bülbülün gülünü besteli sesle,
Kokladığı gibi koklarım seni.

Habersiz çıktığım sevda turuna,
Umutlar sığmadan, taşar yarına.
Sevda kitabının sır satırına,
Siler yeni baştan eklerim seni.

Sevgisiz saniyem geçmesin diye,
Gözlerim uykuyu seçmesin diye,
Hayalin gecemden kaçmasın diye,
Uyanır uyanır yoklarım seni.

Hasretin acısı ömrüme zarar.
Suçun tamamını kendimde arar,
Yaralı gönlümde mahkeme kurar,
Celsenin başında aklarım seni.

Gönül camisine ayrılık haçı,
Asarak zulmetmek bahtımın suçu.
Meçhulün yolunda sevdamın göçü,
Giderken sırtıma yüklerim seni.

Âleme seyirlik sevda dramam,
Sürerken derdime çare aramam.
Vefalı gönlüne toz konduramam,
Zemzem suyu ile paklarım seni.

Mehmet Nacar


Mystic@L 19 Şubat 2007 14:57

Vuslat

Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,
Ömrün bütün ikbalini vuslatta duyanlar,
Bir hazzı tükenmez gece sanmakla zamanı
Görmezler ufuklarda, şafak söktügü anı...
Gördükleri rü'ya ezeli bahçedir aşka;
Her mevsimi bir yaz ve esen rüzgarı başka.
Gül solmayı; mehtab, azalıp gitmeyi bilmez...
Gök kubbesi her lahza, bütün gözlere mavi...
Zenginler o cennette fakirlerle müsavi;
Sevdaları hülyalı havuzlarda serinler,
Sonsuz gibi, bir fıskiye ahengini dinler.

Bir ruh, o derin bahçede bir defa yaşarsa
Boynunda O'nun kolları, koynunda O varsa,
Dalmışsa O'nun saçlarının rayihasiyle,
Sevmekteki efsunu duyar her nefesiyle.
Yıldızları, boydan boya doğmuş gibi, varlık
Bir mucize halinde o gözlerdendir artık.

Kanmaz, en uzun buseye, öptükçe susuzdur
Zira, susatan zevk, o dudaklardaki tuzdur.
İnsan ne yaratmışsa yaratmıştır o tuzdan...
Bir sır gibidir azçok ilah olduğumuzdan.
Onlar ki bu güller tutuşan bahçededirler.
Bir gün nereden hangi tesadüfle gelirler?
Aşk, onları sevkettiği günlerde, kaderden
Rüzgar gibi bir şevk alır, oldukları yerden.
Geldikleri yol, ömrün ışıktan yoludur o!
Alemde bir akşam ne semavi koşudur o!
Dört atlı o gerdüne, gelirken dolu dizgin,
Sevmiş iki ruh ufku görürler daha engin,
Simaları her lahza parıldar bu zaferle;
Gök, her tarafından, donanır meş'alerle!

Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,
Varlıkta bütün zevki o cennette duyanlar
Dünyayı unutmuş bulunurken o sularda,
-Zalim saat ihmal edilen vakti çalar da-
Bir an uyanırlarsa leziz uykulardan,
Baştanbaşa, her yer kesilir kapkara, zindan...
Bir faciadır böyle bir alemde uyanmak...
Günden güne, hicranla bunalmış gibi, yanmak...
Ey tali! Ölümden ne beterdir bu karanlık!
Ey aşk! O gönüller sana mal oldular artık!
Ey vuslat! O aşıkları efsununa ram et!
Ey tatlı ve ulvi gece! Yıllarca devam et!

Yahya Kemal Beyatlı


Misafir 19 Şubat 2007 17:05


oysa ki kuru incir
Şaraba da adama da kaçılırdı
besbelli yalnızlıktı tüm çukurların nasibi

.
şehre küsmeliydi önce
suçu olmasa da

akan kan
henüz sıcakken

ya sevişmeliydi
ya ölmeli

imameye varmak
böyle bir şeydi


.
şaraba da adama da kaçılırdı
geldiği gibi kalsaydı kadın

Ayben ÇEVİK...


tikkymelike 19 Şubat 2007 18:37

AÇIK

Biz hep açık konuştuk.
Gökyüzünden maviydi sözlerimiz.
Sığ bataklarda değildik,kuşlar gibiydik,
Uçarıydık.Gözlerimizde
Şavkıyan parıltılar gibiydik.
Biz iyiye iyi,güzele güzel dedik
Masallardan çekerdik mısraları,tülbent gibi.
Yalnız, şiirde yalan söylemezdik,
Umutlarımızda, hayallerimizde de yalancı değildik.

Cahit Külebi


arwen 19 Şubat 2007 18:50

Suskun yüreklerde kaldın
Bir şarkı bile olamadın,
Yanık türkülere söz.
Yakılan ağıtlar
Yol almadı bir türlü,
Onca çilekeş yaşamışlığını
Yaşadığınla kaldın.
Dönüp bakabilsen eğer,
Tanırmı seni
Kıt kanat geçindiğin bu yerler
Ağaç ağaç, pança pança söktüğün
Tarlanın son evleğinde.
Paydos verdiğin karasaban'ın.
Ayaklarını çoğu kez
Çıplak taşıyan bu patika,
Her kapısını çaldığında
Göz göze gelemediğin
Yuvandaki ailen.
Yakalandığın göçüklerde
Kaçıncı çalımını attığını unuttuğun
Azrail'in.
Ömrünü verdiğin
Maden ocağın
Her daim sizin için dönen moletler
Domuzdamı'lar kama'lar Fırçalar
Ah sen hep
Yaşadığınlamı kaldın.


muharrem akman


tikkymelike 19 Şubat 2007 19:09

YÜZÜNÜ ARADIN SEN HEP

Yüzünü aradın sen hep
En çok sevmek isterken bile...
Bir bulsan yüzünü
Bir bulsan insanlara dağıtılmış hasretini
İstediğin gibi sevecektin

Oysa utandın,utandın kendin oldukça
En çok severken bile
Sevdiğinin kişiliğine girdin bu yüzden
Ne söylesen hep eksik kaldı

Delice sevmeyi istedin aslında sen hep
Ama ne zaman böyle sevsen
Deli sevgini senden çaldılar
Ne zaman söylesen sevgini,seni seninle böyle
Yüzünü ararken bıraktılar...

Kıstın ateşini,küçülttün kanatlarını
Çekildin en arka odana
Gölgelerini bıraktın pencerelere
Ah bu hayattan sana kalan
Sadece deli sevgini özlemekti...
Sana kalan,
Bu hayatta kendini delice özlemekti..

Cezmi Ersöz


arwen 19 Şubat 2007 19:17

Giderek soğuyor sözcüklemiz.
İkimizi toplayınca biz etmiyoruz artık
Ama öyle içiçe geçmişiz ki;
Bizden ikimizi çıkarmak daha zor.
Ömrüme saplanmış sensiz gecelerin siyah matemi.
Gözümde yaş diye dökmüşüm yokluğunu.
Bu sisli şehir, bu durmadan yağan yağmur,
Bu acı,hüzün, bu AŞK,
Ve bu kahreden umut.
Ne çok adın varmış senin,biri diğerine benzemeyen.
Durgun bir denizin fırtınası kaçmış dudaklarına.
Bu yüzden,tuzlu yosun tadında cümlelerin.
Gerçeğin acıtan güzelliği, özlemenin delirten yalnızlığı,
Hayallerinin vazgeçilmez cazibesiymiş
Senin uzak şehir düşlerine düşen.
Yanyana yürüdüğümüz yol bitti.
Baktım ki; bir arpa boyu bile değil.
Geriye bu yara izi kaldı ikimizden.
Eksik yaşanmış her aşktan ne kalmışsa,
O kadar eksik kaldım işte.
Sen böyle yavaşça silinirken hayatımdan,
Bitiremedim son cümlemi.
İncecik bir hüzün yağdı kirpiklerime.
Senin duymadığın bir boşlukta yankılandı AŞK.
Tanıdık,tanımadık gölgeler yürüdü karanlığıma.
En derindeydi saklı düşlerim,
Ve sen en derinden giden olmayı seçtin.
Sustuğum kadarını konuşmadım henüz.
Başladığım her cümle,can kırığı olup battı içime.
Oysa saçına düşen akları sayacaktım senin.
Hayatın kırdığı yanlarını,sevgim tutturacaktı.
Yorgun başın,dizlerimde dinlenecekti yalnız.
Hayallerine koşacaktın sen her sabah,
Ben yine susup,dönüşünü bekleyecektim.
Ve sen gittin...
Yağmurlu br gecede düşmüştün içime,
İnadına bahar kokan bir sabahta,
Kayıyorsun yüreğimin gökyüzünden
Ellerim çaresiz vedalaşıyor sıcaklığınla.
Beni ben yapan ne varsa,
İlikleyip hayallerinin üzerine gidiyorsun.
Ne söylenir ki kaybolmuş bir aşkın ardından,
YOLUN AÇIK OLSUN.....


nilgün yıldırım


arwen 19 Şubat 2007 19:55

rüzgar ıslık çalıyor
uçurum aralarından
ve tebessüm içindeki güneşle bir oluyor
doldururken insan ruhunu
aç ruh,ölü ruh
morarmış bedenden ayrılıyor
boş nehir yatakları geniş vadiler ve yükselmiş iğretiler
ardında yok oluyor birer birer
üstünden geçerken sefil karıncaların
küçük bir lale görüyor
sıkılmış bir yumruk gibi uzanıyor
üşüyen ve korkan ruhuma
onu alıyor ve özüne sokuyor
ki arıların ve kelebeklerin
neşelerine ortak olsun
ve onların kentlerine
yolculukla karşılık versin


onur duru


arwen 20 Şubat 2007 03:26

Mutlu musun?

Ben bu soruyu muhatabına sordun
O mutlumuydu acaba
Onun mutluluğu benim mutluğumdu..
Ben… sensiz ne yaparım ki dediğinde
Cevabımı aldım
Mutluydum sanırım…. aldığım cevap tamıydı acaba mutluluğum

Bir bakış ve doyasıya sarılmakmış mutluluk
Sevmekmiş mutluluğun anahtarı
Kelimeler yetmezmiş… kanda canda yaşamakmış mutluluk
Çocuk gibi korumak kollamakmış sevgiliyi… mutluluk….mutlu imiş sevdiğim



arap kurt


Misafir 20 Şubat 2007 12:57

ÖLÜMLÜ AKARSU

Aktığı her yere,
Kırgınlığını götüren bir akarsuyum…
Ellerine saçıldım…
Yüzüne çarpılmak için…

Ayaklarının arasından geçerek,
Su diyen çocuklarına yetişen akarsuyum…
Nice denizlerde kendimi gizledim,
Kızaran yüzümü saklamak için…

Önündeki bentlerden aşamayan,
Asırlık taşları eriten,
Doğumundan çok
denize öldüğü yer önemli olan,
kıvrımlı bir coğrafyayım…
Bir ders kitabında
ölmeden önce,
son isteğim tenine dolanmak,
her bir hücrendeki acıyı yıkamak…

Volkan İPEK


tikkymelike 20 Şubat 2007 13:06

GİT...
git...

Git ardına bakmadan git
İhanet saymayacağım bu gidişini
Yazın gelmesini dört gözle bekleyen
Kuşlar gibi bekleyeceğim dönüşünü

Hadi,durma yolcu yolunda gerek
Ben alışığım kaderin sillesine
Artık zor gelmiyor gitmeler
Kimbilir,belki de gidişin
Yeni bir haberin müjdecisidir.

Hadi git ardına bakmadan git
Ağlatma o kara gözlerini,
Düşünme beni;
Dedim ya;artık dokunmuyor bana,
Eskisi gibi aşk ihanetleri

ERDEM-BENNER













Misafir 20 Şubat 2007 13:24

Maaşım Bu Ay Yetecek Sandım

Memur saray yapmış ceviz dalına
Amman amman
Çatısını yel uçurmuş gördünmü?
Amanın yandım
Amanın amanın amanın yandım
Peynirini yedim reçeline bandım
Maaşım bu ay yetecek sandım.

Sabah evden iş yerime giderken
Amman amman
Boş cüzdamın cepten düşmüş gördünmü?
Amanın yandım
Amanın amanın amanın yandım
Peynirini yedim reçeline bandım
Maaşım bu ay yetecek sandım.

Akşam üstü işten eve dönerken
Amman amman
Yanlışlıkla taksiye bindim gördünmü?
Amanın yandım
Amanın amanın amanın yandım
Peynirini yedim reçeline bandım
Maaşım bu ay yetecek sandım.

Hafta sonu uğramıştım markete
Amman amman
Doldurduğum poşetleri gördünmü?
Amanın yandım
Amanın amanın amanın yandım
Tezgahtarın güzeline kandım
Maaşım bu ay yetecek sandım.

Ev sahibin seni sordu dediler
Amman amman
Gözlüklerim yere düştü gördünmü?
Amanın yandım
Amanın amanın amanın yandım
Ayvayı yedim reçeline bandım
Maaşım bu ay yetecek sandım
Maaşım bu ay yetecek sandım.

Hasbi tanrıverdi



the_pretty 20 Şubat 2007 13:44

Seni Sevdim

Sen bana hep,
Durgun zamanlarımda geldin,
Karanlığımda uzanan sıcacık eldin,
Faili meçhul bir aşk,
Adı konmamış geleceğim,
Mavi düşlerimin mavi sevdası,
Yüzümdeki gülümsemeydin.

Sen bana hep,
Yorgun yıllarımdan geldin,
Akıntıya kapılıp giden günlerimde,
Yüzümdeki ışığım,
Sensizlikte aşığım, can yoldaşım sendin,
Sen ışık,
Ben ışığa aşık ateşböceğindim.

Sen bana hep,
Sürgün yemiş yüreğimden geldin,
Duymak istediğim cümlelerdi sözlerin
Yaşayamadığım kusursuz aşkı,
Ayaklarıma serdin,
Karanlığımın ışığı,
Ruhumun yoldaşı, ben seni böyle sevdim.

Sen bana hep,
İmkansızlığı yaşarken geldin,
Sana inanmak istediğim anlarımda ruhumu besledin,
Ben gibi sende mi yaşadın,
Duydun, hissettin,
Sen yoktun ki,
Ben sadece bir düşü sen diye sevdim.

Ayşe Manav


MaKaLeLe 20 Şubat 2007 13:56

Hangi Ayrılık

Hangi gün karar verdin,
Küt diye çekip gitmeye?
Hangi lafım dokundu sana,
Böyle inceden inceye?

Hangi otobüs söyle,
Hangi uçak, hangi tren;
Seni benden götüren,
Beni bir kuş gibi öttüren?

Hangi kırılası eller dolanır şimdi,
Kırılası belinde?
Hangi rüzgar şarkı söyler,
O ay tanrıçası teninde?

Hangi çirkin gerçek uğruna,
Tükettin güzel ütopyamızı?
Hangi boşboğazlara deşifre ettin,
En mahrem sırlarımızı?

Hangi cama kafa atsam;
Hangi kapıyı omuzlayıp kırsam?
Hangi meyhanede dellenip,
Hangi masaları dağıtsam?

Ben de bu sersem başımı,
Karakolun duvarına vursam!
Kendimi caddeye atıp,
Arabaların altına savursam!.

Hangi tercih beni,
En hızlı şekilde öldürür?
Hangi şekil öldürmez de
Ömür boyu süründürür?

Kayıp ilanı mı versem,
Şehir şehir dolanmak yerine?
Ödül mü koysam, ölü veya diri,
Seni bulup getirene?

Hangi ayrılık var ki,
Böyle diş ağrısı gibi, durmadan zonklasın?
Hangi cam kesiği var ki
Böyle musluk gibi, içime damlasın?

Hiç sanmam, hasta kalbim,
Bunu bir süre daha kaldıramaz..
Feriştah olsa, böyle
Eli-kolu bağlı, bekleyip duramaz!..

Hangi mübarek dua,
Hangi evliya tesir eder, seni döndürmeye?
Hangi aptal mazeret ikna eder,
Ateşimi söndürmeye?

Olur mu be, olur mu?
Bu da benim gibi adama yapılır mı?
Aşk dediğin mendil mi;
Buruşturup bir kenara atılır mı?

Vefa bu kadar basit mi?
Alınır mı, satılır mı?

Hangi hırsız çaldı
Seni yırtık cebimden?
Hangi pense kopardı,
Bizi birbirimizden?

Hangi uğursuz hamal taşıdı valizini?
Hangi çöpçü süpürdü,
Yerden bütün izini?

Hangi yaldızlı otel,
Çarşaf serip barındırdı?
Hangi süslü manzara,
Seni kolayca kandırdı?

Hangi şarlatan imaj,
Böyle çabuk ilgini çekti?
Hangi pembe vaatler,
O saf kalbini cezbetti?

Dağ gibi adamı eze-eze,
Hangi anası tipli parlak çömeze
Hangi alemlerde kahkahanı ettin meze?

Hangi yamyamlara yedirdin,
O masum rüyamızı?
Hangi mahluklar çiğnedi,
El değmemiş sevdamızı?

Hangi bıçak keser şimdi,
Benim biriken hıncımı?
Hangi mermi dağıtır,
İnsanlara olan inancımı?

Hangi bekçi,
Hangi polis artık zapteder beni?
Ve hangi su bağışlatır,
Hangi musalla temizler seni?

Hangi sevgili var ki
Senin kadar duyarsız ve kalpsiz?
Ve hangi sevgili var ki
Benim kadar çaresiz?

Hangi ayrılık var ki
Böyle kanasın ve böyle acısın?
Ve hangi taşyürek var ki
Benim kadar ağlasın?

Kaynak: Gözleri İntihar Mavi Yusuf Hayaloğlu |



Saat: 07:57

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık