![]() |
iç içe ayrık üstü açık yokluğunda iç içe kelimelerin sevişmesiydi sana olan sevdam bembeyaz kâğıtlar üzerinde özlemek diliyle yazılmış onca satır gidecek adresi bulunamayan yoksun! deniz ağlamak şimdi sezmez kirpiklerin öpüldüğünü sözcükler bilir içinde karanfil olan S. Sevinç YILDIZ |
Ben «Bandırma Vapuru» Esme rüzgar esme halim perişan Mustafa Kemal'im güvertede Ben Karadeniz'de dalgalarla boğuşan Küçük köhne bir tekne Baştan ayağa dek iman dolu Bu hasretlik daha ne kadar uzar Uçmak isterim Samsun'a doğru Bakışlarım kararır gözlerim dolar, Ben «Bandırma Vapuru» Karadeniz'de küçük köhne bir tekne Yağma yağmur esme rüzgar Yolumu bekler Anadolu Gümüş dere durmaz akar. Mustafa Kemal'im güvertede Dayamış alnım ufka bakar. Ben «Bandırma Vapuru» Var git başımdan Karadeniz Bu gece efkarım var N'oldu ey gönül n'oldu Gümüş dere durmaz ağlar Kan ağlar altmış üç ilimiz Kan ağlar Anadolu Ben «Bandırma Vapuru» Mustafa Kemal'im güvertede Kaputuna bürünmüş Bakışlarında kararlılık saçlarında rüzgar Yıldızlar geçiyor alnından Uzak zaferlerin şavkı vurmuş yüzüne. Ben «Bandırma Vapuru» Duyarım sesler gelir Anadolu'dan Samsun'a doğru Bir şey var gecenin içinde Rüzgarlarla karanlıklarla dağılan Bir şey var gecenin içinde Mustafa Kemal'in sevinciyle ağaran. Mesut TARCAN |
Gönlümün Kızı. Hayalci bir umut var gözlerinde, Tebessümü hayata taşımışlığın, Çekme utanmaları üstüne, Hani o cesaretin nerde? Düşlerin düşlerin, Onlar ne de sıcaklar. Ne de güzel göz kapakların Ve gölgen var ya, Benden uzakta. Ah böyle bakma! Gözlerimin içine. Kaç yalnızlığı uğurladın geceye? Kaç burukluğa veda ettin, İçinden? Biliyorum! Dikenden tereddüt etmeden, Güle sarılışın bu yüzden. Bir koku, Bir korku, Bir başkalık var sende. Düşlerin düşlerin, Onlar ne de sıcaklar. Ne de güzel göz kapakların Ve gölgen varya, Benden uzakta. Ah böyle bakma! Gözlerimin içine. Gülüşün ne içten, Ve de gönülden. Gülerken bir de Ağlayışın var ya, Böyle şeyler yapıp, İçimi yakma. Bu denli kararlı Şu halin var ya, Ne olur Sakın bundan arınma! Ve ruhun Gönlümün kızı, O ruhun var ya, Tutsak eder ruhumu Sevda köşküne. İçinde sakladığın, Asil kıskanma, Yakıyorsa içini, Bırak saklama! Her zaman takındığın, Bir halin var ya, 'Pes etmek! 'deyimine, Rest çekmişliğin, Sakın ha! Gönlümün kızı, Bundan ayrılma. Düşlerin düşlerin, Onlar ne de sıcaklar. Ne de güzel göz kapakların, Ve gölgen var ya, Benden uzakta. Ah böyle bakma! Gözlerimin içine. Karanlığa aydınlık akıtan, İmanın var ya, Ondan başka hiç bir, İlah'a tapma. Ve zikrin, Ve fikrin, Ve asilliğin, Gönlümün kızı yapan seni. Sakın unutma! Kimseyi üzmemeye, Yeminin var ya, Merhametinle dünyaya, Ezilmişliğin. Aman ha! Gönlümün kızı Bundan yorulma. Ah! o masum Bakışın var ya Ne olur Gönlümün kızı Bana başka gözle, Bakma. Düşlerin düşlerin, Onlar ne de sıcaklar. Ne de güzel göz kapakların Ve gölgen var ya, Benden uzakta. Ah böyle bakma! Gözlerimin içine. |
DARDAYIM Daradayım yalanım yok Baskın yedim gün gece... Örselendi aşklarım üstelik Bir uzak diyardayım... Günaydın anneciğim, günaydın babacığım Yine sabah oluyor Evde sabah olmaz deme Orda günler geçmez deme İçime sancı doğuyor... "Yüreğimi bir kalkan bilip, sokaklara çıktım Kahvelerde oturdum çocuklarla konuştum Sıkıldım dertlendim dostlarımla buluştum Bugün de ölmedim anne. Kapalıydı kapılar, perdeler örtük Silah sesleri uzakta boğuk boğuk Bir yüzüm ayrılığa, bir yüzüm hayata dönük Bugünde ölmedim anne. Üstüme bir silah doğruldu sandım Rüzgar beline dolandığımda bir dal Korktum, güldüm, kendime kızdım Bugünde ölmedim anne. Bana böylesi garip duygular Bilmem neye gelir nereye gider Döndüm işte Acı yüreğimden beynime sızar Bugünde ölmedim anne. Şiir: Ahmet Erhan |
KIRGINIM..... Kırgınım… Kime olduğunu, neye olduğunu bilmeden kırgınım… Belki hayata, belki kendime kırgınım sadece… Kırgınım… Yüreğim bir yanardağ gibi kaynayarak yanarken, Nasıl oluyor da bir buz dağı oluveriyorum bir anda… Kırgınım… İçim sevgi ile kavrulurken neden böyle yıkıcı, Parçalayıcı oluyorum… En çok sevdiğim varlıkları biranda kırıp, Un ufak ediyorum… Kırgınım… Öfkeme, tat almayan yüreğime, Sevmenin, sevilmenin değerini bilmeyen Kalbime… Kırgınım… Yeşilin huzurunu, mavinin derinliğini, Görmeyen gözlerime... Kuşların nidasını işitmeyen kulaklarıma Kırgınım… Kırgınım… Mantığımla kalbimin arasında gidip gelen Benliğime… Kırgınım… Sonuçlandıramadığım sevgilerime, Sarılmaya korktuğum sevgililerime… Kırgınım çok kırgınım, Beceriksizliğime, korkaklığıma, Kırgınım… Beklide bir hayalden ibaret oluşuma… HAYAL DAĞ http://img157.imageshack.us/img157/1032/avatar1881707bm6.gif |
Orada Kalamazlar Aydınlık için bir mum yakanlar İsanlık için ışık tutanlar Tarhi için kityap yazanlar Hiçbir zaman karanlıkta kalmazlar Öğrenmek için kitap okuyanlar Öğretmek için kucak açanlar Öğretim için bir taş koyanlar Hiçbir zaman darboğazda kalmazlar Okulsuz köylere okul yapanlar Gelecek kuşağa bir harf yazanlar Kütüp hanelere kitap bağışlayanlar Tanrı huzurunda yalnız kalmazlar Geçmişini tarihini bilmeyen Biliyorsa doğruları söyleyen Elbisesiz bir fakiri giydiren Ahirette mükaffatsız kalmazlar Devletimizi parselleyip soyanlar Milyarlarına milyarları katanlar ALİ ER YILMAZ |
Anısı Biz Olalım Bu Sokakların Anisi biz olalım bu sokakların öpüşmediğimiz tek saçak altı hiçbir otobüs durağı kalmasın Biz yürüyelim kent güzelleşsin gurultusuz sözcükler bulalım yeni sevinçlere benzeyen Biz gelince bir yağmur baslar yüzün çizilir buğulanan camlara bir uzun karartma biter akasyalar köpürür birdenbire ve her avluda adınla anılan çiçekler sulanır akşamüstleri Bir arkadaş evine uğrarız yoluştu bir fincan kahve içeriz,isitir bizi başını sessizce omzuma koyarsın gulureyhan olur soluğun Biz kalırız kuşlar donup gelir her balkonda bir menekşe sesi Belki yeniden güzelleştiririz adları değiştirilen parkları perdeleri hiç açılmayan evlerde ışıklar yanar çocuk sesleri duyulur tanıdık sevinçlerle dolar yeniden kendi sesini kemiren alanlar Anisi biz olalım bu sokakların ve hiç durmadan yağmur yağsın biz gurultusuz sözcükler bulalım sarmaşık fısıldaşsın yine Gidersek birlikte gideriz yeni sevinçler bulur hüzne benzeyen Ahmet Telli |
Pia ne olur kim olduğunu bilsem pia'nın ellerini bir tutsam ölsem böyle uzak seslenmese ben bir şehre geldiğim vakit o başka bir şehre gitmese otelleri bomboş bulmasam içlenip buzlu bir kadeh gibi buğulanıp buğulanıp durmasam ne olur sabaha karşı rıhtımda çocuklar pia'yı görseler bana haber salsalar bilsem içimi büsbütün yıldız basar bir hançer gibi çıkıp giderdim ben bir şehre geldiğim vakit o başka bir şehre gitmese singapur yolunda demeseler bana bunu yapmasalar yorgunum üstelik parasızım pasaportsuzum ne olur sabaha karşı rıhtımda seslendiğini duysam pia'nın sırtında yoksul bir yağmurluk çocuk gözleri büyük büyük üşümüş ürpermiş soluk ellerini tutabilsem pia'nın ölsem eksiksiz ölürdüm Atilla İlhan |
Atlar/Nal sesleri/Bakir bahçeler atlar/nal sesleri/bakir bahçeler kir / pas Aykılmaz bilinçaltımda nal sesleri/hatırlamalıyım bu yüz benim değil gözlerim ne kadar benimdi oysa -nerede bitti sahipliğim- buğulu aynalar/hayal meyal alnımın ortasında iki nokta yaz(g)ıma ilişmiş/yıkamalı vakit dar köpük köpük süzülmeli boynumdan anlamı yitik varsıllığım eza bir adamın göğüs boşluğuma yıkıp geçtiği bir tek eza yığın yığın üzerime çullanan kapkara bedenleri atların nal sesleri/çılgınlık nidaları bu kokuya yabancı tenim istila / savaş yenildiğim sayrılı sancılı an(ı)lar sırtımda takvim yaprakları iğne ucu himayesinde zaman ölgün gecelerde/ tutuk cılız/ağlamaklı -ulu orta bakir bahçeleri / kutsiyetinden bihaber- can hıraş su sesi kutsanmalı bu acı _yılkı çocukluğum ne kadar emindi herşeyin güzel olacağından- dört nala kaçırmalıyım kendimi kendimin olmadığı her yere ve durup dinlendiğim yerde boşalmalı içimin zehir sarnıçları kutsal sularda boğulan atlar / nal sesleri bu uzaktaki gölge kimin? adın kalmalı dişlerimin arasında bir tükürükle fırlatıp atmaya kıyamadığım sular akmalı / kutsal sonra durgun durgun uzanmalıyım saflığıma mabedlerime gül kokusu serpili atlar / nal sesleri / bakir bahçeler unutturmalıyım kendime İlknur YILDIRIM... |
Yorgun Savaşçının Şiiri İnsan bir açmaza düşmeye görsün Başlamasın bir çöküntü yürekte Ölümdür o yerde düşündügün Sevilmek de boştur artık sevmek de Gün ortası karanlık diz boyudur Acıdır hep geçmişten ne kalmışsa Yaşamak! O yanıtsız bir sorudur Huzur bitmiş, hayaller dagılmışsa Nefes almak yitirir anlamını Bogazına dizilirken lokmalar Bir çaresizlik sarar dört yanını Sesler uzaklaşır, söner lambalar İsyanın yüregine sıgmaz olur Hep kader gelmişse sevinç yerine Ölümün kara gölgesini bulur Şimdi bakanlar yorgun gözlerine Bir bozgun başlamıştır ki amansız Düşmüştür kalelerin birer birer Bak! Savaşcıların yatıyor cansız Onlar ki hep sevdiler, hep verdiler Yitirdin neyin varsa, anla artık Tek başına kalan sensin ortada Düşlerin toz duman, umutlar kırık Dün anlamsız, yarınlar paramparça Yapayalnızsın koca bir evrende Uzakta, taparcasına sevdigin Gelmiyecek, ne kadar gel desen de Ondan böyle bir yangın yeri için Ondan böyle yıkılan bir dünyanın Altında bak tek başına kalmışsın Uzagında özledinin bir anın Çökmüşsün, devrilmişsin, yıkılmışsın Sarmış kollarını boynuna ölüm Ne yapsan boş, kurtulamazıin artık De ki:-- Hep yalanmış, bitiyor öyküm-- Bak! Can kuşun havalarda çıglık çıglık... Ümit Yaşar Oğuzcan http://img378.imageshack.us/img378/5064/duivjefi7.gif"GÜL YÜREKLİM..... sana uçuyor bu beyaz güvercin......."NERDESİN?... |
dar/alan yaren yardım et ışıktan geçmek isteyen göz önünde durdukça benlik ruh sadece bedenlik bir kaç hayat sırtında yaslı yaz göremiyor rengini o şimdi kasvetli biraz ve tanrı kadar kederli sanıyor kendini bulutlardan uçurtma yapma çabasında ten her defasında kopan ipe serilir yetim kızı sardığı kefen / nefesten çekilmeden toprakla uyumaya gitmeliyiz / o sevmez toprağı yorgun fotoğraflar omzunda ağırlaşıyor ninnisiyle kundağı: ağlasın da büyüsün yanı başında orman çeviremiyor kırılan yanaklarını öyle yalnız bir gülümseme bindiği atlar geçiyor hatırından sevdiği bütün adlar terkisinde / daraldı zaman gönül gözü açık kimse kalmadı mı? / annesi çok uzak hasretten buruşmuş bir seccadede kalbini bırakıyor secdeye Esra Güzelipek |
Saat vurdu yine Safak zamani Uyku tutmuyor gözlerimi Dertler gelir gecer Iz birakir yüzümde Sanki siper tutmus Düsman Dayamis Hanceri Bagrima Korkum yok ölümden Viz gelir Kursun Iz birakmis mazi Iz birakmis Musala taslari Kan icinde yikandim Belendim Hasret özlem aci icinde Firarim var takipdeyim Ihanet tutmus boynumu idama gidiyorum Götur beni ne yazar Kim durdurabilir ardimda bin bir Militani Bin bir Demokrati Vatan arayan boyun egmez hakkini arar Kim durdurabilir bizi kim Dokunmayin diyorum dokunmayin Biz Kerbelayin kininden alan Nevruz atesinden gelen bir ülkeyiz SUAT ATAR |
sorguçlar takılana dek..... insanlar köşe başında ölüyorlardı yaşlı, yatalak yarım kalıyordu her hikaye her şey. tut dedim kendime ağacın altından yarım yamalak bir gölge olsun sarıl. olmadı. yıllardır kıvrımlaştım içimde ulanlaştığım varoşlar mıydı yoksa deliveren ırmağına uzanmış at üstünde oynaşan köy mü beni gece boyu efkarıyla şişleyen bu çolak sessizlik. bir kıvılcımla debeleniyordum içimde hayatsız bir an ölmek yatalak insanlar gibi sessiz uzanmak ırmağın yanındaki kahverengi toprağa beyaz süslemeli bir entarin de oldu mu düşmanını bile görürsün yanıbaşında. ölmek aykırı bir sanatıydı toprağın dönüşümlü suratlar kemikler unufak ırmağın boynundaki köy değirmeni çalışıyordu boyna gümbürtüsü günahların ve farkında olmadan öldüğünün şaşkın sorular geliyordu ve son ayak sesi .... .... ....... karanlık sadece güneşin gidişiydi bu sefer ilahiydi hikayeler bir sonuç bağlamak gerekli değildi o kadar bir sebep yeterdi azrailin perdesine olsundu ne çıkar hikayeler yarım kalsındı gitmek gitmek uzun uzun gitmek vardı şerit şerit sorgu sorgu sorguçlar takılana dek cennetin kapılarına deccal zincirini koparana dek ölmek bir firar kalbimden düşüncelerimde arta kalan ekmeğin buğusu kadar sıcak ensemde ölmek kapıların ardında boylu boyunca yatalak ve yaşlı. A.Serdar |
Gelsin Hakk’ın emriyle dört kitap indi Muhammed Mustafa elçi seçildi İman ışığı parladı, küfür kesildi Nuru Muhammedi görenler gelsin İnançla inşa edildi hak din İslam Birden aydınlandı şu küçük dünyam Gamı beladan beri canım ona kurban İslam’ın yoluna canın koyanlar gelsin Server-i Kainat ki en hakiki mürşit İlmi noksansız, buna Mevlamız şahit Kalemle cihat ediyor binlerce müceddit İslam’ın yoluna cihat edenler gelsin İmam Hüseyin’in başı kesildi bu yolda Nice erenler, dervişler asıldı bu yolda Nice İslam bülbülü yakıldı bu yolda İslam’ın yolunda şehit olanlar gelsin Gelsinler şu gönlüme, saadeti bulayım Hakkı batıldan ayırıp hakikate ereyim Bilmiyorum ki ben bir alperen miyim Allah için doğruyu söyleyenler gelsin Deniz Efe |
Ötme Bülbül Ötme Ötme bülbül ötme şer değil bağım Yar senin elinden de ben yana yana Tükendi fitilim eridi yağım Yar senin elinden de ben yana yana Ya dost ya dost ya dost Deryadan bölünmüş sellere döndüm Vakitsiz açılan güllere döndüm Ateşi kararmış küllere döndüm Yar senin elinden de ben yana yana Ya dost ya dost ya dost Haberim duyarsın da peyiklerinen Yarimi sarsınlar şehitlerinen Kırk yıl dağda gezdim geyiklerinen Yar senin elinden de ben yana yana Ya dost ya dost ya dost Deryadan bölünmüş de sellere döndüm Pir Sultan Abdal |
Yaraladı Dostlar Beni….! Adım gibi bildiğimi, ben söylerim, saklayamam, Zaman naçar kaldı demek, dostlar beni karaladı, Yüzü kara olan çakal, dostum olmaz, aklayamam, Vuran vurdu sırtımızdan, dostlar beni yaraladı…. Doğruluktan dem vururuz, deliye çıkar adımız, Durduk yerde dellenirken, dilde kalmıyor tadımız, Hakka nasıl varacağız, dile düşerken yadımız, Vuran vurdu sırtımızdan, dostlar beni yaraladı…. Kuyruğundan tutup seni, çıkartırım o ininden, Şüphem vardır, biliyorsun, hem imandan hem dininden, Sabır derim elbet sabır, taştığında kork kinimden, Vuran vurdu sırtımızdan, dostlar beni yaraladı…. Tek kalsam da söylüyorum, bayrak bizim Vatan bizim,, Dilde tekbir şehit düşen, kefensizce yatan bizim, Yüreğimde, sol yanımda, dinim İSLAM atan bizim, Vuran vurdu sırtımızdan, dostlar beni yaraladı…. Kapanmışken gönülleri, açılmaz ki perde perde, Sağnak olsun her tür bela, ki düşsünler türlü derde, Muhammedi resim yapan, dürzü nerde deyyus nerde, Vuran vurdu sırtımızdan, dostlar beni yaraladı…. Ali Altınlı |
Fakiri doyurmak var Haklı'yı kayırmak var Kötüyü ayırmak var İslam güzelden yana Yolda kalmışa el at Garibe acı hayat Olmaz kardeş yan gel yat İslam güzelden yana İlim öğren ibadet Ölüm önümüzde set Kurbanda bol, bol ye et İslam güzelden yana Kula kul hiç olunmaz Mecnuna yol sorulaz Gönül,hatır kırılmaz İslam güzelden yana İnsansa zülum etmez Cimriye para yetmez Alimdir koyun gütmez İslam güzelden yana Kafirse zalim olur Zekat bereket bulur İnsan hu diye solur İslam güzelden yana Allahı bilen onar İmanlı od'a yanar O isterse su çağlar İslam güzelden yana Kaderin neyse yaşa Yollar çıkarmış arşa Kötü şeymiş kargaşa İslam güzelden yana Güzel gülü dermek var Kötüyü sarmak var Bak sonunda mezar var İslam güzelden yana İslam sevgi demektir İslam saygı demektir İslam emek demektir İslam güzelden yana (Serdar Sayıl-2004) Serdar Sayıl |
ne olur kim olduğunu bilsem pia'nın ellerini bir tutsam ölsem böyle uzak seslenmese ben bir şehre geldiğim vakit o başka bir şehre gitmese otelleri bomboş bulmasam içlenip buzlu bir kadeh gibi buğulanıp buğulanıp durmasam ne olur sabaha karşı rıhtımda çocuklar pia'yı görseler bana haber salsalar bilsem içimi büsbütün yıldız basar bir hançer gibi çıkıp giderdim ben bir şehre geldiğim vakit o başka bir şehre gitmese singapur yolunda demeseler bana bunu yapmasalar yorgunum üstelik parasızım pasaportsuzum ne olur sabaha karşı rıhtımda seslendiğini duysam pia'nın sırtında yoksul bir yağmurluk çocuk gözleri büyük büyük üşümüş ürpermiş soluk ellerini tutabilsem pia'nın ölsem eksiksiz ölürdüm Attilâ İlhan |
Seni yazmak istiyorum Bebeğim Seni yazmak, dize dize... Önce gözlerini yazmalıyım senin Gözlerini satır satır. O gözler ki; Seni ilk gördüğüm anı anımsatır. Seni yazmak istiyorum Bebeğim Seni yazmak, yaprak yaprak... Dudaklarını yazmalıyım Bebeğim Dudaklarını gonca gonca. O dudaklar ki; Islatır dudaklarımı uykudan uyanınca. Seni yazmak istiyorum Bebeğim Seni yazmak duygu duygu... Yüreğini yazmalıyım Bebeğim Yüreğini, sımsıcak. O yürek ki; İçine Dünya'nın en büyük aşkı sığacak. ömer bilgin |
Yalan mı sevgi üstüne söylenmiş bütün şarkılar Dostluk adına yazılmış bütün romanlar yalan mı Yalan mı şiirler Uzanamadığımız bir ciğer gibi Mundar ettiğimiz bütün güzellikler Hep ayakta kalmak zorundayız değil mi? Dimdik ve kuvvetli Ama yanlışlarımızla ayakta kalmak Yere yıkılmaktan bin beter değil mi? Nasıl düşüneceğiz veya nasıl düşünmemiz gerek? Eğer bir yanlışlığımız varsa ve bu yanlışlarımızı Kendimizin kabulu doğrularla örtmeye çalışıyorsak Haksızlığımızı haklıymış gibi gösterirken Yüzümüz bir parça bile kızarmıyorsa Senin doğrularının sonucuyla Benim doğrularım çakışıyorsa Ve ayrı ayrı yollardan giderek 'Hiç bir şeyin' kavgasını yapıyorsak ikimizde Yazık... Yazık sevgi üstüne söylenmiş bütün şarkılara Dostluk adına yazılmış bütün romanlara Yazık şiirlere Nereye kadar 'ben'cilik Nereye kadar 'bencil'lik Kimindir öncelik? Biz asırlar altında kaldık, ezildik Yüzümüzde maskeler ile dolaştık Olduğumuz gibi görünemedik Niyetlerimizi sahte tebessümlerle perdeledik Anlaşılmaz gözlerle baktık birbirimize Asırlardır nifak tohumları ile bahçeler yaptık Kan çiçekleriyle doldurduk her köşeyi Sırtımızdan vurduk birbirimizi kalleş kurşunlarla Yağlı urganlarda sallandırdık erdemliklerimizi Mertlik, tüfek icat edilmeden önce de bozuktu Sevgiler ise eski kitapların arasında unutulan Kurumuş gül yapraklarıydı Zoru başarmak nedir? Haketmeyen birisine sevgiyle yaklaşabilmek mi? Haklı olduğun halde seni haksız görenlere Haklısınız diyebilmek mi? Aradığımız erdemlik bu mu? Eğer buysa ödülün ve cezanın anlamı nedir? Doğrunun rengi tek yanlışınsa rengarenk İki doğrunun rengini karıştırdığımızda Ortaya çıkan yepyeni renk midir doğru? Bütün kavgalar iki doğrunun da doğru olması mı? Eğer hala köprüler kuramıyorsak uçurumlara Hala kapılar açamıyorsak dostluklara Ve hala ulaşamıyorsak insan olmanın onuruna Yazık Sevgi üstüne söylenen bütün şarkılara Dostluk adına yazılan bütün romanlara Barış şiirlerine yazık... mehmet emin ermekin |
Ölmüş İçimde Hasret İçimde bir sıkıntı Bir kasvet... bir duman... Dünya dar gelir inan Seni düşündüğüm an Titreyen ellerimde Sevgimiz arap saçı Umrumda değil zaman Çalsa da bilmem kaçı Zincirlere vurulur Umutlar liman liman Dünya dar gelir inan Seni düşündüğüm an Koparsam zincirimi İlk koşacağım sensin Sen çaresizliğimin Çaresiz ümidisin Bir hayıra yenilmiş Yüreğimde bin evet Kavuşmayı unutmuş Ölmüş içimde hasret Bir de çökerse kasvet... Karanlık...duman duman... Dünya dar gelir inan İşte bana o zaman Dünya dar gelir inan Seni düşündüğüm an...... Sevgilim biz ikimiz Ay ve Güneş gibiyiz Alev alev yansak da Artık birleşemeyiz Hasretin tohumunu Çıkar at yüreğinden Bahar da yaz da geçti Artık yeşeremeyiz...... İlhan İrem |
Hayatımdan çıkıp gider mi istesem Biraz sonra bu kapıyı çarpıp gidecek Düşünmedi anılarımızı bal gözlü Yıllar ihanetin acı hatırasıyla geçecek. Akar gider insan aleme yapmacık gülümseyiş Biten aşklara son bu küfürlü serzeniş Ankara’ya kış bu sene de yalnız gelmiş Hey gidi kader tüketmiş de ömrü Bu adam kalbini depremlerde yitirmiş. Cafcaflı başlar her güzel ilişki Mutsuzluk getirir kıskançlık krizleri Kimse bu oyunun kurallarını bilemedi Terk edişler kalbi harabeye çevirdi… erman öğüt |
Abu Ammar göremeden kurtuluş gününü direnişin bayrağını dikemeden ...................Kudüs'ün acı yüklü çehresine yani ....duyamadan zafer şarkılarını ..................Filistin halkının sesiyle düştü başından kefiyesi ..................sırtından şalı .........................vatansızlığın kederiyle öksüz şimdi küçük general .......ve pimi çekilmiş analar yani ...son bir öpücükle körükleyip .........................bağımsızlık ateşini teslimiyetsiz ...........öldü ihtiyar güle güle yeşil bir zeytin dalı gibi ..........astık seni duvarımıza ...............................Abu Ammar Ferhat Gülsün |
Deli dolu gençliğin deli dolu sevdası Deli dolu sevdanın sıcacık bir yuvası Bu yuvayı bitirdi bir ihanet davası Kimsenin suçu değil, ben sadece yalnızım Yüreğimden bir anda silinip giden sevgi Ve bu giden sevgiyle aşka duyulan kaygı Suçlu mu aranacak yazılmışsa bu yazgı Kimsenin suçu değil, ben sadece yalnızım Hayatın şartlarına uyup uygarcasına Kendimi bağlamışım iki can parçasına Yüzümü dönüp bakmam dünyanın sırçasına Kimsenin suçu değil, ben sadece yalnızım İlgilenmem sanırdım aşk ve sevda diline Bir gün kalbim kabardı canan doğdu elime Can parçası ikiyken üç oldu birdenbire Kimsenin suçu değil, ben sadece yalnızım Yazgım mı böyle imiş kaderim mi bilemem Yine sevdim çılgınca, vuslatım yok gülemem Öyle bir aşka düştüm yanarımda ölemem Kimsenin suçu değil, ben sadece yalnızım Artık boğuyor beni geceler yapayalnız Sırdaşım oldu benim penceremde ki yıldız Ey aşklar siz sadece masallarda kaldınız Kimsenin suçu değil, ben sadece yalnızım Her aşkın bir öyküsü, her öykünün şiiri Dolanır yüreklerde sevdalı aşk perisi COŞARİ’de söz bitmiş gelmiyor ki gerisi Kimsenin suçu değil, ben sadece yalnızım ibrahim çoşar |
Kağıt Mendil... Bana uyu demiştin... Şiire uyandım....../ İstavrit bakışlı denizin Balıkçı oltasında can çekişmesi Güneşin vurulup düşmesi martı çığlığında Çobanın türküsüne kuzunun ağlaması Şairin devrik sözü, Ozanın kırık Bağlama'sı Senin yüzünden… Gelmeseydin Bu gitmeler olmazdı Yokuşlar yola düşmeler Çıkmaz sokaklar ertesi Sustuğum kaldırım taşları Polis çevirmesi yosma bakışlar Çalmadan geçip gittiğim kapılar Yokluğunun adresi… Hiç gidilmemiş bir yol öyküsü Hani dağların kadınsı kuytusunda Sere serpe özgürce uzanıp Gökyüzünden yıldız toplamalar Kekik kokusu, kırlangıç sesi İçimin yenilgisi kavgalar Senin yüzünden… Gülmeseydin Bu şiir ağlamazdı Yormazdı beni düşünceler Tenimin mezar taşı, ruhumun kıblesi Sustuğum satır başları Harflerin sesi, yakarışlar Üstünü çizmediğim aldanışlar Çokluğunun güncesi… Bu duvar yazısı ayyaş didişmeler Dibini bulduğum şarap şişesi Sarhoş gölgeler Binalar sokak lambaları Mor ışıklı batakhane penceresi Cebimde beş para etmez sevişmeler Senin yüzünden… Bulmasaydın Bu şehir kaybolmazdı Sensizlikte kahrolmazdı geceler Boynumda dudak lekesi Gözümde söz yaşları Ten yangını dokunuşlar Ve bütün ters düze okunuşlar Kağıt bir mendil hikayesi… Yol... İz...Düşüm... Deniz ÜLKEGÜL |
Sen Sevgi dağlarımın ölümsüz çınarı, Sen, Ruhumun yeşeren taze baharı, Sen, Aşk iksirimin bitmeyen pınarı, Sen...Evet sen... Gönlümün kupa kızı... Sen, hayatımın en büyük kumarısın... ahmet kısa |
Neden Bize Geç Kaldınız Uzanabilseydi ellerim şimdi Kır düşmüş saçlarında olurdum Her yaşına bir ak ekleyen Yılların tutup yakasından Yağmalanmış düşlerimin Hesabını sorardım -Neden bize geç kaldınız- Uzanabilseydi ellerim şimdi Özlediğim gözlerinde olurdum Umurumda değil dünya Umurumda değil ne kış ne yaz ne bahar Kim ne derse desin Düşünsün istediğini Şikayetim yıllara -Neden bize geç kaldınız- Rötarlı bir tren Var mıdır Bizi bekleyen... Nurten Altınok |
sigara ve sen İsmin dilimde Elimde son sigara Veda etmeliyim bu vefasızlara Biri aklıma zarar Yokluğu deli eder beni Diğeri bedenime Çektikce Zehirler içimi Sigaramı yaktım az önce İsmini kağıdına yazdım hece hece Kurtulmalıydım ikinizdende Bu son buluşmamdı sizlerle Sondu ya zevkini çıkarmak istedim biraz Dumanını yavaş yavaş çektim Çiğerimin en derin yerine Oradan da bütün hüçrelerime Her nefes alışımda Bakıyordum üzerine Adın da yanıyordu ateşte Bitiyordu sigaram gibi isminde Kurtulmama az kalmıştı İkiniden de. izmariti yere attım topuğumla üzerine bastım duman oldu seninde adın rüzgar savurdu, kalmadı bende bir varlığın Delioğlan kandırmış kendini Karşı geldi hücreleri Kıvranmaya başladı bedeni Şunu çok iyi anladı ki GÜLÜM ve sigaram Ruhumun ve bedenimin vazgeçilmezi.... mesut delioğlan |
Aç Gözlerini En sevdigin elbiseni giydim Bu gece kokunu sürdüm Solgun yüzünü oksadim Sessizce saçlarindan öptüm Yazdigin mektuplari okudum Kana kana su içer gibi Plaklarini çaldim ah! En çok o sarkida özledim seni. Issizlik kapiyi çaldi, açmaya korktum gece yarisi Sehir uykuya daldi, baktim disariya katran karasi Rüzgar telasla kokunu getirdi bana aldim koynuma Buseni hafizamdan koparip ilistirdim dudaklarima Üsüdüm karanlikta Tenine dokundum hissetsin diye Aç gözlerini Erguvanlarina su verdim Içerken benimle konustular Yastigini oksadim, kokladim Anilar uçustular Solugun saçlarimi yaladi sanki yine bir meltem gibi Teninin kokusu karisti kokuma Yakistilar Boguldum karanlikta Yani basimdasin benden çok uzaklarda Ellerimi tut dokun bana Aç gözlerini. Attim kendimi caddelere Yesil ceketin sardi beni Yürüdüm üstüne karanligin korkusuz Tuttum ellerini. Can Dündar |
SAKLAMBAÇ Nerde yitirsem Hep sende buluyorum Başlangıçlarımı Sense Hiç bitmez gibi Bende oynuyorsun Tüm saklambaçlarını Tekin Gönenç HAYATIN GERÇEĞİNİ BECEREBİLMEK Ne çok şey var ya Bizi güldüren Biz niye bu şeylere gülemiyoruz Şey diyorum, Çünki Komik olan bu bütünlük Basitliklerin somutlaşmış hali Ve biz yine hayatın gerçeklerini Görmek zorundaymışız gibi Vuruyoruz kendimizi doğrulara Onu da becerebiliyor muyuz acaba? Tolga Yıldız |
Sevdiğim yaban mersini Yaşadığım güz mevsimi Kalan ümidim hepsini Azgın sele verdim gitti Denizde yalnız mercan adası Uzaktan gelir yarin sadâsı Gözümün önünde hatırası Maziye bıraktım gitti taha yaycı |
SEVDA Yaklaş pencereye yaklaş Toprak kokusunu duyuyor musun Gümüş pırıltıları kaybolmadan Islak yaprakların Dışarıda olmalıyız Bırak kapıdan çıkmayı Elini ver Yağmur birden kesilebilir Bir bakarsın gece biter Sabah ölebilirim Tutunacak biricik dalım dünyada Yanımda olmalısın yanımda Tek kelime konuşmadan dolaşmak Yaşadığımı duymak istiyorum. Celal Vardar |
aşk ölü olmak gülüm dökülürken göz yaşlarının omzuma değmediği gündür türk öğer koç |
BÖYLEYMİŞ Yanarmış yürek böyle Islak bir yeşil sebebiyle Kaçarmış insan kendinden Nereye gittiğini bilmeden Ağlarmış gizlice Kurumuş toprağı ıslata ıslata Severmişde sevilmezmiş Yalanda olsa gülermiş Sebebini bilmeden Yilmaz Erdoğan |
Ölmek Yalandan Düşlerde Başka türlü ıslak olur seni özlemek geceleri, Kaç paket mendile ağlarım seni bilmem. Başka türlü çıplak olur sensizliği sessizliğe tercih etmelerim, Kaç gecem geçti sensiz bilmem. Bir düş, bir de yalandan müteşekkil bu aşkım. Sevgilisi yok bu hikayenin. Bir düş kurarım, yalandan; uyuşurum her gece. Peki bir düş, kaç tur atar gözlerin önünde ? Kaç defa sağ kurtulur bir yalan, onca biradan ? Bir aşık, kaç kere ölür bir gecede ? ... Yeter artık ölmelerim her gece. Her sabah, ertesi; dirilmelerim zoraki. Özledim seni elimi okşarkenki yalnızlığımda. Özledim yalnızlığın sensizliğini hissedişlerimde. Dokunurken sen bana, ama yine de sensizliğimde; Özledim ... Yoksa, aşık mı oldum ben sana ölmelerimde... Tolga GöRKeM... |
Vuslat Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar, Ömrün bütün ikbalini vuslatta duyanlar, Bir hazzı tükenmez gece sanmakla zamanı Görmezler ufuklarda, şafak söktügü anı... Gördükleri rü'ya ezeli bahçedir aşka; Her mevsimi bir yaz ve esen rüzgarı başka. Gül solmayı; mehtab, azalıp gitmeyi bilmez... Gök kubbesi her lahza, bütün gözlere mavi... Zenginler o cennette fakirlerle müsavi; Sevdaları hülyalı havuzlarda serinler, Sonsuz gibi, bir fıskiye ahengini dinler. Bir ruh, o derin bahçede bir defa yaşarsa Boynunda O'nun kolları, koynunda O varsa, Dalmışsa O'nun saçlarının rayihasiyle, Sevmekteki efsunu duyar her nefesiyle. Yıldızları, boydan boya doğmuş gibi, varlık Bir mucize halinde o gözlerdendir artık. Kanmaz, en uzun buseye, öptükçe susuzdur Zira, susatan zevk, o dudaklardaki tuzdur. İnsan ne yaratmışsa yaratmıştır o tuzdan... Bir sır gibidir azçok ilah olduğumuzdan. Onlar ki bu güller tutuşan bahçededirler. Bir gün nereden hangi tesadüfle gelirler? Aşk, onları sevkettiği günlerde, kaderden Rüzgar gibi bir şevk alır, oldukları yerden. Geldikleri yol, ömrün ışıktan yoludur o! Alemde bir akşam ne semavi koşudur o! Dört atlı o gerdüne, gelirken dolu dizgin, Sevmiş iki ruh ufku görürler daha engin, Simaları her lahza parıldar bu zaferle; Gök, her tarafından, donanır meş'alerle! Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar, Varlıkta bütün zevki o cennette duyanlar Dünyayı unutmuş bulunurken o sularda, -Zalim saat ihmal edilen vakti çalar da- Bir an uyanırlarsa leziz uykulardan, Baştanbaşa, her yer kesilir kapkara, zindan... Bir faciadır böyle bir alemde uyanmak... Günden güne, hicranla bunalmış gibi, yanmak... Ey tali! Ölümden ne beterdir bu karanlık! Ey aşk! O gönüller sana mal oldular artık! Ey vuslat! O aşıkları efsununa ram et! Ey tatlı ve ulvi gece! Yıllarca devam et! Yahya Kemal Beyatlı | |
Tatlı Bela İdamlık mahkûmun hürriyetini, Beklediği gibi beklerim seni. Şeytanın âleme şer niyetini, Sakladığı gibi saklarım seni. Adını kimseye söylemem asla. Çileme ressam ol, ömrümü süsle. Bülbülün gülünü besteli sesle, Kokladığı gibi koklarım seni. Habersiz çıktığım sevda turuna, Umutlar sığmadan, taşar yarına. Sevda kitabının sır satırına, Siler yeni baştan eklerim seni. Sevgisiz saniyem geçmesin diye, Gözlerim uykuyu seçmesin diye, Hayalin gecemden kaçmasın diye, Uyanır uyanır yoklarım seni. Hasretin acısı ömrüme zarar. Suçun tamamını kendimde arar, Yaralı gönlümde mahkeme kurar, Celsenin başında aklarım seni. Gönül camisine ayrılık haçı, Asarak zulmetmek bahtımın suçu. Meçhulün yolunda sevdamın göçü, Giderken sırtıma yüklerim seni. Âleme seyirlik sevda dramam, Sürerken derdime çare aramam. Vefalı gönlüne toz konduramam, Zemzem suyu ile paklarım seni. Mehmet Nacar |
Vuslat Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar, Ömrün bütün ikbalini vuslatta duyanlar, Bir hazzı tükenmez gece sanmakla zamanı Görmezler ufuklarda, şafak söktügü anı... Gördükleri rü'ya ezeli bahçedir aşka; Her mevsimi bir yaz ve esen rüzgarı başka. Gül solmayı; mehtab, azalıp gitmeyi bilmez... Gök kubbesi her lahza, bütün gözlere mavi... Zenginler o cennette fakirlerle müsavi; Sevdaları hülyalı havuzlarda serinler, Sonsuz gibi, bir fıskiye ahengini dinler. Bir ruh, o derin bahçede bir defa yaşarsa Boynunda O'nun kolları, koynunda O varsa, Dalmışsa O'nun saçlarının rayihasiyle, Sevmekteki efsunu duyar her nefesiyle. Yıldızları, boydan boya doğmuş gibi, varlık Bir mucize halinde o gözlerdendir artık. Kanmaz, en uzun buseye, öptükçe susuzdur Zira, susatan zevk, o dudaklardaki tuzdur. İnsan ne yaratmışsa yaratmıştır o tuzdan... Bir sır gibidir azçok ilah olduğumuzdan. Onlar ki bu güller tutuşan bahçededirler. Bir gün nereden hangi tesadüfle gelirler? Aşk, onları sevkettiği günlerde, kaderden Rüzgar gibi bir şevk alır, oldukları yerden. Geldikleri yol, ömrün ışıktan yoludur o! Alemde bir akşam ne semavi koşudur o! Dört atlı o gerdüne, gelirken dolu dizgin, Sevmiş iki ruh ufku görürler daha engin, Simaları her lahza parıldar bu zaferle; Gök, her tarafından, donanır meş'alerle! Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar, Varlıkta bütün zevki o cennette duyanlar Dünyayı unutmuş bulunurken o sularda, -Zalim saat ihmal edilen vakti çalar da- Bir an uyanırlarsa leziz uykulardan, Baştanbaşa, her yer kesilir kapkara, zindan... Bir faciadır böyle bir alemde uyanmak... Günden güne, hicranla bunalmış gibi, yanmak... Ey tali! Ölümden ne beterdir bu karanlık! Ey aşk! O gönüller sana mal oldular artık! Ey vuslat! O aşıkları efsununa ram et! Ey tatlı ve ulvi gece! Yıllarca devam et! Yahya Kemal Beyatlı |
oysa ki kuru incir Şaraba da adama da kaçılırdı besbelli yalnızlıktı tüm çukurların nasibi . şehre küsmeliydi önce suçu olmasa da akan kan henüz sıcakken ya sevişmeliydi ya ölmeli imameye varmak böyle bir şeydi . şaraba da adama da kaçılırdı geldiği gibi kalsaydı kadın Ayben ÇEVİK... |
AÇIK Biz hep açık konuştuk. Gökyüzünden maviydi sözlerimiz. Sığ bataklarda değildik,kuşlar gibiydik, Uçarıydık.Gözlerimizde Şavkıyan parıltılar gibiydik. Biz iyiye iyi,güzele güzel dedik Masallardan çekerdik mısraları,tülbent gibi. Yalnız, şiirde yalan söylemezdik, Umutlarımızda, hayallerimizde de yalancı değildik. Cahit Külebi |
Suskun yüreklerde kaldın Bir şarkı bile olamadın, Yanık türkülere söz. Yakılan ağıtlar Yol almadı bir türlü, Onca çilekeş yaşamışlığını Yaşadığınla kaldın. Dönüp bakabilsen eğer, Tanırmı seni Kıt kanat geçindiğin bu yerler Ağaç ağaç, pança pança söktüğün Tarlanın son evleğinde. Paydos verdiğin karasaban'ın. Ayaklarını çoğu kez Çıplak taşıyan bu patika, Her kapısını çaldığında Göz göze gelemediğin Yuvandaki ailen. Yakalandığın göçüklerde Kaçıncı çalımını attığını unuttuğun Azrail'in. Ömrünü verdiğin Maden ocağın Her daim sizin için dönen moletler Domuzdamı'lar kama'lar Fırçalar Ah sen hep Yaşadığınlamı kaldın. muharrem akman |
YÜZÜNÜ ARADIN SEN HEP Yüzünü aradın sen hep En çok sevmek isterken bile... Bir bulsan yüzünü Bir bulsan insanlara dağıtılmış hasretini İstediğin gibi sevecektin Oysa utandın,utandın kendin oldukça En çok severken bile Sevdiğinin kişiliğine girdin bu yüzden Ne söylesen hep eksik kaldı Delice sevmeyi istedin aslında sen hep Ama ne zaman böyle sevsen Deli sevgini senden çaldılar Ne zaman söylesen sevgini,seni seninle böyle Yüzünü ararken bıraktılar... Kıstın ateşini,küçülttün kanatlarını Çekildin en arka odana Gölgelerini bıraktın pencerelere Ah bu hayattan sana kalan Sadece deli sevgini özlemekti... Sana kalan, Bu hayatta kendini delice özlemekti.. Cezmi Ersöz |
Giderek soğuyor sözcüklemiz. İkimizi toplayınca biz etmiyoruz artık Ama öyle içiçe geçmişiz ki; Bizden ikimizi çıkarmak daha zor. Ömrüme saplanmış sensiz gecelerin siyah matemi. Gözümde yaş diye dökmüşüm yokluğunu. Bu sisli şehir, bu durmadan yağan yağmur, Bu acı,hüzün, bu AŞK, Ve bu kahreden umut. Ne çok adın varmış senin,biri diğerine benzemeyen. Durgun bir denizin fırtınası kaçmış dudaklarına. Bu yüzden,tuzlu yosun tadında cümlelerin. Gerçeğin acıtan güzelliği, özlemenin delirten yalnızlığı, Hayallerinin vazgeçilmez cazibesiymiş Senin uzak şehir düşlerine düşen. Yanyana yürüdüğümüz yol bitti. Baktım ki; bir arpa boyu bile değil. Geriye bu yara izi kaldı ikimizden. Eksik yaşanmış her aşktan ne kalmışsa, O kadar eksik kaldım işte. Sen böyle yavaşça silinirken hayatımdan, Bitiremedim son cümlemi. İncecik bir hüzün yağdı kirpiklerime. Senin duymadığın bir boşlukta yankılandı AŞK. Tanıdık,tanımadık gölgeler yürüdü karanlığıma. En derindeydi saklı düşlerim, Ve sen en derinden giden olmayı seçtin. Sustuğum kadarını konuşmadım henüz. Başladığım her cümle,can kırığı olup battı içime. Oysa saçına düşen akları sayacaktım senin. Hayatın kırdığı yanlarını,sevgim tutturacaktı. Yorgun başın,dizlerimde dinlenecekti yalnız. Hayallerine koşacaktın sen her sabah, Ben yine susup,dönüşünü bekleyecektim. Ve sen gittin... Yağmurlu br gecede düşmüştün içime, İnadına bahar kokan bir sabahta, Kayıyorsun yüreğimin gökyüzünden Ellerim çaresiz vedalaşıyor sıcaklığınla. Beni ben yapan ne varsa, İlikleyip hayallerinin üzerine gidiyorsun. Ne söylenir ki kaybolmuş bir aşkın ardından, YOLUN AÇIK OLSUN..... nilgün yıldırım |
rüzgar ıslık çalıyor uçurum aralarından ve tebessüm içindeki güneşle bir oluyor doldururken insan ruhunu aç ruh,ölü ruh morarmış bedenden ayrılıyor boş nehir yatakları geniş vadiler ve yükselmiş iğretiler ardında yok oluyor birer birer üstünden geçerken sefil karıncaların küçük bir lale görüyor sıkılmış bir yumruk gibi uzanıyor üşüyen ve korkan ruhuma onu alıyor ve özüne sokuyor ki arıların ve kelebeklerin neşelerine ortak olsun ve onların kentlerine yolculukla karşılık versin onur duru |
Mutlu musun? Ben bu soruyu muhatabına sordun O mutlumuydu acaba Onun mutluluğu benim mutluğumdu.. Ben… sensiz ne yaparım ki dediğinde Cevabımı aldım Mutluydum sanırım…. aldığım cevap tamıydı acaba mutluluğum Bir bakış ve doyasıya sarılmakmış mutluluk Sevmekmiş mutluluğun anahtarı Kelimeler yetmezmiş… kanda canda yaşamakmış mutluluk Çocuk gibi korumak kollamakmış sevgiliyi… mutluluk….mutlu imiş sevdiğim arap kurt |
ÖLÜMLÜ AKARSU Aktığı her yere, Kırgınlığını götüren bir akarsuyum… Ellerine saçıldım… Yüzüne çarpılmak için… Ayaklarının arasından geçerek, Su diyen çocuklarına yetişen akarsuyum… Nice denizlerde kendimi gizledim, Kızaran yüzümü saklamak için… Önündeki bentlerden aşamayan, Asırlık taşları eriten, Doğumundan çok denize öldüğü yer önemli olan, kıvrımlı bir coğrafyayım… Bir ders kitabında ölmeden önce, son isteğim tenine dolanmak, her bir hücrendeki acıyı yıkamak…
|
GİT... git... Git ardına bakmadan git İhanet saymayacağım bu gidişini Yazın gelmesini dört gözle bekleyen Kuşlar gibi bekleyeceğim dönüşünü Hadi,durma yolcu yolunda gerek Ben alışığım kaderin sillesine Artık zor gelmiyor gitmeler Kimbilir,belki de gidişin Yeni bir haberin müjdecisidir. Hadi git ardına bakmadan git Ağlatma o kara gözlerini, Düşünme beni; Dedim ya;artık dokunmuyor bana, Eskisi gibi aşk ihanetleri ERDEM-BENNER |
Maaşım Bu Ay Yetecek Sandım Hasbi tanrıverdi |
Seni Sevdim Sen bana hep, Durgun zamanlarımda geldin, Karanlığımda uzanan sıcacık eldin, Faili meçhul bir aşk, Adı konmamış geleceğim, Mavi düşlerimin mavi sevdası, Yüzümdeki gülümsemeydin. Sen bana hep, Yorgun yıllarımdan geldin, Akıntıya kapılıp giden günlerimde, Yüzümdeki ışığım, Sensizlikte aşığım, can yoldaşım sendin, Sen ışık, Ben ışığa aşık ateşböceğindim. Sen bana hep, Sürgün yemiş yüreğimden geldin, Duymak istediğim cümlelerdi sözlerin Yaşayamadığım kusursuz aşkı, Ayaklarıma serdin, Karanlığımın ışığı, Ruhumun yoldaşı, ben seni böyle sevdim. Sen bana hep, İmkansızlığı yaşarken geldin, Sana inanmak istediğim anlarımda ruhumu besledin, Ben gibi sende mi yaşadın, Duydun, hissettin, Sen yoktun ki, Ben sadece bir düşü sen diye sevdim. Ayşe Manav |
Hangi Ayrılık Hangi gün karar verdin, Küt diye çekip gitmeye? Hangi lafım dokundu sana, Böyle inceden inceye? Hangi otobüs söyle, Hangi uçak, hangi tren; Seni benden götüren, Beni bir kuş gibi öttüren? Hangi kırılası eller dolanır şimdi, Kırılası belinde? Hangi rüzgar şarkı söyler, O ay tanrıçası teninde? Hangi çirkin gerçek uğruna, Tükettin güzel ütopyamızı? Hangi boşboğazlara deşifre ettin, En mahrem sırlarımızı? Hangi cama kafa atsam; Hangi kapıyı omuzlayıp kırsam? Hangi meyhanede dellenip, Hangi masaları dağıtsam? Ben de bu sersem başımı, Karakolun duvarına vursam! Kendimi caddeye atıp, Arabaların altına savursam!. Hangi tercih beni, En hızlı şekilde öldürür? Hangi şekil öldürmez de Ömür boyu süründürür? Kayıp ilanı mı versem, Şehir şehir dolanmak yerine? Ödül mü koysam, ölü veya diri, Seni bulup getirene? Hangi ayrılık var ki, Böyle diş ağrısı gibi, durmadan zonklasın? Hangi cam kesiği var ki Böyle musluk gibi, içime damlasın? Hiç sanmam, hasta kalbim, Bunu bir süre daha kaldıramaz.. Feriştah olsa, böyle Eli-kolu bağlı, bekleyip duramaz!.. Hangi mübarek dua, Hangi evliya tesir eder, seni döndürmeye? Hangi aptal mazeret ikna eder, Ateşimi söndürmeye? Olur mu be, olur mu? Bu da benim gibi adama yapılır mı? Aşk dediğin mendil mi; Buruşturup bir kenara atılır mı? Vefa bu kadar basit mi? Alınır mı, satılır mı? Hangi hırsız çaldı Seni yırtık cebimden? Hangi pense kopardı, Bizi birbirimizden? Hangi uğursuz hamal taşıdı valizini? Hangi çöpçü süpürdü, Yerden bütün izini? Hangi yaldızlı otel, Çarşaf serip barındırdı? Hangi süslü manzara, Seni kolayca kandırdı? Hangi şarlatan imaj, Böyle çabuk ilgini çekti? Hangi pembe vaatler, O saf kalbini cezbetti? Dağ gibi adamı eze-eze, Hangi anası tipli parlak çömeze Hangi alemlerde kahkahanı ettin meze? Hangi yamyamlara yedirdin, O masum rüyamızı? Hangi mahluklar çiğnedi, El değmemiş sevdamızı? Hangi bıçak keser şimdi, Benim biriken hıncımı? Hangi mermi dağıtır, İnsanlara olan inancımı? Hangi bekçi, Hangi polis artık zapteder beni? Ve hangi su bağışlatır, Hangi musalla temizler seni? Hangi sevgili var ki Senin kadar duyarsız ve kalpsiz? Ve hangi sevgili var ki Benim kadar çaresiz? Hangi ayrılık var ki Böyle kanasın ve böyle acısın? Ve hangi taşyürek var ki Benim kadar ağlasın? Kaynak: Gözleri İntihar Mavi Yusuf Hayaloğlu | |
| Saat: 07:57 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık