![]() |
zamAN... Derin bir telaşın yankılandığı duvarları vardı, şehrin bir köşesinde emanet gibi duran tenha bir hastanenin... Acil servisin kapısına fırlatılmışçasına konuşlanan bir cankurtaran ve... bir cankurtaranın soğuk çığlıklarıyla kundaklanmış gariban bir sedye... Yol alırken üçü beşinin dermansız dermanlarıyla koşturdukları umutlarının üzerinde, yoldaşları olan damlalar vardı, mahzun bakışlarının gölgesinde... Zaman; en değerli altındı... *** Boynu yana düşmüş, kapalı gözler ardında; 'bırakın beni' dercesine mırıldanan, yine de isyanını, o üçü beşinin sevdasıyla tokaçlayan ihtiyar bir adamdı o mecburi istikametin yolcusu... Yorgun düşen bir yüreğin taşıdığı bedendi aciz yatan... Her gün binlerce kez çırpınan o yürek bin bir çilenin ev sahipliğinden bıkmıştı... Zaman; en değerli altındı... *** O üçü beşi var ya... ağlıyorlardı... Her bir gözden geçen bir şeritti yaşananlar... Belki de en bencil duygularla atılıyordu her adım... En değerlinin hayatlarından yiteceğini düşündürüyordu bu gidiş... 'Ölen ölmüş giden gitmiş' diyecekken en egoist yanları; 'ama artık yok! ' lara dönüyordu sivri dimağlarının keskin kıvrımlarında... Kimi, bir daha elini tutmayacağını düşünürken, kimi o eli bol patronundan sonra, kim bilir hangi hengâmelerle işinden atılacağını düşünmekteydi tikleşen bir zihinle... Kimi ondan kalanları diğer kardeşleriyle üleştirmek derdiyle yanarken, kimi bayram harçlığının eksileceğini düşünmekteydi... Üçü beşi var ya... Ağlıyorlardı... Ve zaman; en değerli altındı... *** Can çekişen koşturmaca, umut taciri bir kapının eylemsizliğinde kayboluyordu... Koridorun en biçimsiz kolonlarında yankılana yankıla son buluyordu .........feryat figan... yerini derin bir sessizliğe bırakıyordu, merak dolu bekleyişlerin çerçevelediği saatler... Ve dünya başına yıkılmasın diye tutan gibiydi, tavan köşelerinde kümelenen dengesiz kirişler; umut kayıplarının üzerine... Zaman yakındı ve... Zaman yine de en değerli altındı... *** Saatler sel olmuş akarken, bir dereden taşan kum taneleri gibi taşıyordu koridora, yeşil önlüklü yaşam melakeleri... Ömürlerinde görmedikleri çizgiler alınlarının tam ortasını siper alırken, avuçlarından kayan, bir faninin son nefesiydi... Yıllarca sarmaş dolaş olan ruh beden ayrılıyor; ömür nikahını derinden bir nefesle bozuyordu giden... Ve zoraki seçilen temsilci bir hekim; çıtkırıldım yüreklere su serpmeyi beceremedikleri için mahzundu, ve umut dolu gözlere sel bastırdığı için mahçup... Derin bir sessizliğin ardından, koridorları tokatlayan feryat figan alıp yürüyordu yeniden... Her köşe başına sinen iki el arası başlar ve dizlerini yumruklayan üçü beşinden ayrılan yürekli nidâlar... Sonra teselliler borç veriliyordu, ateşin düştüğü yerden ötede oturanlardan iki dudak arasında, çaktırmadan... Zaman akmıyordu... Ve zaman... Ömürle bozdurulan; bir altın gibi uçuyordu parmaklarının arasından... Kemal SÜME / 2005 |
. . Bes Dakika Bekle Git . Sen Istinye'de bekle ben buradayim Içimde köpek gibi havlayan yalnizligim Çünkü ben buradayim karanliktayim Belki gelmem gelemem bes dakika bekle git Çünkü elimi kestim beni kan tutuyor Sarabim bütün eksi suyum soguk Yanimda olmadin mi seni daha bir seviyorum Belki gelmem gelemem bes dakika bekle git Yüzünü islatmadan aglayabilir misin Yari geceden sonra telefon ettin mi hiç Karanlik adamlar hüviyetini sordu mu Ben senin olmadigini ariyorum Belki gelmem gelemem bes dakika bekle git Bana ait ne varsa seni korkutuyor Sana ait ne varsa hiçbiri benim degil Belki ölmek hakkimi kullaniyorum Belki gelmem gelemem bes dakika bekle git . Attila Ilhan . |
Saadet Ömür tezgahında çile dokudu, Cefa ateşine düşer SAADET. Sabırla şükretti dua okudu, Sevgi ocağında pişer Saadet. Ruhsuzun yüreği taşmı,demirmi, Helalden pişmeyen yemek yenirmi, Temelden yanlışa Töre denirmi, Nusibeti bir bir aşar SAADET. Çile girdabında yüreği yandı, Hayata bağlayan dört tane can’dı Onların gülmesi en mutlu andı, Evlad sevdasıyla yaşar SAADET. Azimle değişti hayatın rengi, Evinde düzeni sarraf ahengi, Cefanın,vefayla bulunur dengi, Mutlu bir hayata koşar SAADET. Kederli günleri geçmişte kaldı, Kızları yetişti mutluluk saldı, Hediye torunun sevgisi baldı, Pınar duygusuyla taşar SAADET. Kibar endamıyla buğday tenlidir, Hayat bilgisiyle çağdaş yönlüdür, Gizli hazinesi onun gönlüdür, Güzellik sunarken coşar SAADET, Kahverengi gözün,görmesin hüzün, Sevgiyle doludur,duygulu özün, Kalpleri ısıtır,tatlıdır sözün, Mutluluğu yaşa, başar SAADET. Kadir Kaya |
DUYGULARIM Yapraklar dökülünce hep düşünüp kalırım Bir hüzün çöker bana boşalır duygularım Yalnızlık çok zor gelir o halleri görünce Dost ve yaren kalmazmış inandım ben çökünce Nerede böceklerin, seni yiyen tırtıllar Dallarını yurt tutmuş barınak etmiş kuşlar İnsanlar sıcaklarda altında rahatlardı Resimlerini çekip tablonu yaparlardı Şimdi yokmuşsun gibi yanından geçiyorlar Dalını budağını baltayla kesiyorlar Bu kadar ihanete neden hiç kızmıyorsun Yoksa çok kızıyor da belli mi etmiyorsun Bu küçük ölüm bana çok büyük dersler verir Varlık anlam kazanır yokluk içinde erir Ünal Kar |
Varsayım Uzun kış geceleri, sen de beni ansaydın, Kapı her çalınışta beni geldi sansaydın, İçin için alevsiz, benim gibi yansaydın, Her engeli aşarak, koşup sana gelirdim. Uzaklardan sesimi bir kez bile duysaydın, Yalvaran çağrılara, beklemeden uysaydın, Hasret çeken kalbime ellerini koysaydın, Yokluğunu untup, varlığında erirdim. Bir gün evden çıkmayıp yapayalnız kalsaydın, Senin için yazdığım şiirleri alsaydın, Pencerenin önünde hülyalara dalsaydın, Her engeli aşarak gelip seni sarardım. Hayallerde olsa da hergün beni sorsaydın, Beklemekten usanıp bir falcıya varsaydın, Ümitsizlik içinde ondan beni sorsaydın, Bulamasam izini dağda taşta arardım. Umulmadık bir anda çıkıp bana gelseydin, Şu perişan halimi gözlerinle görseydin, Damlayan gözyaşımı yanağınla silseydin, Göklere yükselerek uçtuğumu sanırdım. O ipek saçlarına mor gülleri taksaydın, Şu an yanımda olup gözlerime baksaydın, Masamızın mumunu aşk oduyla yaksaydın, Canıma canlar katan gül yüzüne kanardım. İrfan Ünübol |
Sensiz İki Gün Nere gizlendimse aşikâr oldum Hedefte gördüler sensiz iki gün Dertler avcı oldu, ben şikâr oldum İnsafsız vurdular sensiz iki gün. Gözlerde avcıya yaranmak hazzı Zevkten dört köşeydi hepsinin ağzı Üstüme atıldı yüzlerce tazı Başımda durdular sensiz iki gün. Ayağıma prangalar taktılar Gözlerimi dağladılar yaktılar İki koldan, bir alnımdan çaktılar Çarmıha gerdiler sensiz iki gün. Kâle almadılar dileklerimi Yarasalar emdi iliklerimi Bükülmez sandığın bileklerimi Kırk yerden kırdılar sensiz iki gün. Tenimle bin çeşit dert senli benli Her yanım kan revan gör ki ne denli İğneli, çivili, çatal dikenli Tellere sardılar sensiz iki gün. Her cevre göğsünü geren kalbime Eyyub'un sabrına eren kalbime Cennete sorgusuz giren kalbime Sırrını sordular sensiz iki gün. Eseni Efsanem olmasın kuşkun Ecel âciz kaldı, Azrail şaşkın Nihayet onlarda ölümsüz aşkın Farkına vardılar sensiz iki gün. Cemal Safi |
Aydın mısın kilim gibi dokumada mutsuzluğu Gidip gelen kara kuşlar havada Saflar tutulmuş top sesleri gerilerden Tabanında depremi kara güllelerin Duymuyor musun kaldır başını kan uykulardan Böyle yürek böyle atardamar Atmaz olsun Ses ol ışık ol yumruk ol Karayeller başına indirmeden çatını Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm Alıp götürmeden büyük denizlere Çabuk ol Tam çağı işe başlamanın doğan günle Bul içine tükürdüğün kitapları yeniden Her satırında buram buram alınteri Her sayfası günlük güneşlik Utanma suçun tümü senin değil Yırt otuzunda aldığın diplomayı Alfabelik çocuk ol Yollar kesilmiş alanlar sarılmış Tel örgüler çevirmiş yöreni Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende Benden geçti mi demek istiyorsun Aç iki kolunu iki yanına Korkuluk ol Rıfat Ilgaz |
Aldırma Reis Sen içerdeyken ben Sinemalara gittim Bütün filmlerini seyrettim O sevdiğimiz artistin Sen içerdeyken ben Vita kutularında çiçek yetiştirdim Sokakta top oynadım çocuklarla Ayakkabılarımı eskittim Güneşe karşı durdum sabahları Geceleri bir başıma yıldızları bekledim Annenin gönlüne su serptim Aldırma dedim aldırma Bir şarkı söyle bir dilek tut herkes için Bir ada rüzgarı gibi Sürtünerek geç hayata Bir sarmaşık gibi tutun Ve değer ver hatıralara Aldırma dedim Sen annesin, aldırma Sen içerdeyken ben Kiramı ödedim pijamalarımı giydim Haber bültenlerini izledim Gazetelerden kupon kestim Sen içerdeyken ben Sigara içtim, öksürdüm Otobüse bindim Fotoğraflarımıza baktım Acıyan yanlarımı körelttim Deniz kıyısında yürüdüm Manavdan soğan aldım Yeni çıkan şarkıları dinledim Kafeste beslediğimiz kuşu saldım Islık çaldım .......... .......... İbrahim Sadri |
Bir başka canım yanıyor bu sefer Ve ben yine koşuyorum sana İstanbul kadar kalabalık İstanbul kadar yapayalnızım annem… Gözlerimin değdiği en uzak yerlere gitmek istiyorum. Yorulmadan koşmak, sorgulanmadan uzaklaşmak.. Varsın dağıtsın saçlarımı rüzgâr Kesecekmiş nefesimi, yoracakmış beni... Umursamıyorum Kelimelerim dökülüyor bir bir Kuramıyorum cümlelerimi. Beyoğlu tadında oluyor düşüncelerim Ve alacakaranlıklı geçiyor günlerim. Kirleniyor her gün hayallerim Yağmur yağmıyor artık üzerimize Değmiyor ayaklarım Cana can katan toprağa… Oysa umut manzaralı bir dünya bırakmıştın sen bana Şimdi emanet ayaklarım mayınlara Ten sahip çıkıyor Binlerce kimliksiz kurşuna… Ve çocuklarım ölüyor annem Siyahı, beyazı… Henüz yok çoğunun adları. Engel olamıyorum kan kokusuna Durduramıyorum bu kirli oyunları. Bir uçurtma kuyruğuna takılmaktı tüm dileğim Kırık zincirler arasında Ufalanan bir özgürlüğe kayıyor yüreğim Öylesine ıssız, öylesine çaresiz gözlerim… Ne yapsam ne etsem olmuyor annem Başkalaşıyor günbegün hallerim. Anlatmak istedim sana Sensiz geçen günlerimi, Oysa sen bilirdin söylenmemiş sözlerimi Okurdun ruhumu, anlardın kederimi. Şimdi sesim çığlık olsa bile duyulmuyor, Kitleniyor yüreğim sensiz atmıyor, Güneş ısıtmıyor, yağmur ıslatmıyor Ve inan bana annem kimse senin dokunduğun gibi dokunmuyor… selda köse |
gövde yıkımı hırçın hırs fırtınası geçti aramızdan savurup yakamızı dağıtan bakışların kasırga bakışlarım talan hoyrat sürgün gözlerimizin odalarına dolan dilsiz kelebek sessiz arzu dilek içimizdeki aşk... başka zamanlara aşka yol aladuran biz ki; sevdalı bir ağacın gövdesiydik tam da çiçeğe durmuşken kırılıp dalları kopan... Sevinç YILDIZ |
| Saat: 23:18 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık