![]() |
Barış Nedir Sevgilim barış nedir sevgilim biliyor musun bir köprü müdür üstüne gölgeler düşünce çöken halka açılamadan batan bir şirket iki savaş arasında verilen çay molası mıdır barış yoksa hurdacıya söylediği son sözler mi bisikleti vurulan bir çocuğun söyle sevgilim Einstein'ın Roosevelt'e yazdığı mektup mudur barış Lozan'dan gelen telefon mu Mustafa Kemal'e çöplerini bilimin süpürdüğü bir sokak mıdır barış yoksa söyle sevgilimde ki tünediği balkon uçuruma düşen yavru bir kuştur barış saatçiyi hapse attıkları için kurulamayan bir meydan saati ayağımızdaki paslı çiviyi bacağımızı keserek çıkaran bir melekde ki aptalların türküsü oyuna getirilenlerin ülküsüdür barış dişleri sökülmüş Asya kaplanıdır kapitalizmin sirkinde ki sevgilim içine bayat pil konmuş el feneridir barış fosforlu izleridir bayrakların üzerinde gezen salyangozların barış düşsel beyaz buluttur bir kaleye çarpıp dağılan kör bir toplumun tehdit dolu yazılarla kirlettiği bir defterdir barış kendinde bulamayıp başkalarında aradığıdır insanın barış halkının üzerine devrilen bir devlettir zor dönemeçlerde açılmadığı için posta kutusunda ölen bir mektuptur barış patlayıp seyircileri öldüren bir futbol topudur son dakikada bunların hiçbiri hiçbiri değilse barış söyle sevgilim savaşın düş kurduğu yerlerde hangi yüzsüzün uydurduğu bi' sözcük türşu dillerden düşmeyen barış Akgün Akova |
Aklım Almıyor Unutmak sevmekten kolay demiştin; Olmuyor sultanım, kolay olmuyor. Hepsi bir mevsimlik olay demiştin; Dolmuyor sultanım, zaman dolmuyor... Sen gittin kaderim düşman kesildi; Alnına simsiyah mührü basıldı. Bütün aynaların yüzü asıldı; Gülmüyor sultanım sensiz gülmüyor... Ben Allah'tan sonra seni överim Seninle var oldu benim değerim. Senden başkasını nasıl severim! Almıyor sultanım, aklım almıyor... Cemal Safi |
. . Incinen Gurur . Pencereden baktigimda görüyorum Senin yüzün incir yapraginda Senin ürkekligin duvar üstünde yürüyen Bir kedinin kivrakliginda Aynada dururken görüyorum Kirmizi öpüsün sol yanagimda Disimi firçalarken senin agzin Serin sularin berrakliginda Raki devrilmis masalarda yoklugun Veya benden önce kalkip gitmisligin Gece boyu dolandigim barlarda Sarhoslara tekrarladigim adin Balikçi kahvesinde, çorbacida, kenarlarda Dökülmek istemiyorum hayir! .. Çingene çiçekçiler habire yaltaklandiginda Bilmedigim sorularin açtigi çukuru Yalanlarla doldurmak istemiyorum Seni kaybettim galiba Iki tasin arasinda kaldim Bu, benim hatam degildi Seni ben çook geç tanidim Derin acilar bahçivani Yüregime ne ektin böyle... Ask korkagini bagislar mi? Söyle... Aramak ne kötü herkeste seni Her gözde bulup yanilmak seni Ah turuncu rüyalar güzeli Hem kendini yok ettin Hem beni Baska ne acitabilir içimi Yasim kirki devirmisken Seni böyle patavatsizca sevmisken Ve, tam aynayi günese çevirmisken Baska ne... Seni vefasiz asklara birakiyorum Yüzümü kirilan bardaklarda ara Düsünme ben ne olurum Sanirim bi daha onarilmaz Incinen gururum . Yusuf Hayaloglu |
Aklım Çıkıyor İçmeden resmine bakamıyorum Kırılırsın diye aklım çıkıyor İçince karşına çıkamıyorum Darılırsın diye aklım çıkıyor... Korkarım derdimi sana dökerken Utanır gözümden yaşlar akarken Uzunca yazamam belki okurken Yorulursun diye aklım çıkıyor.... Yakasız gömleği giysem eğnime Biricik resmini koysam koynuma Ne zaman geçirsem ipi boynuma Sarılırsın diye aklım çıkıyor..... Her beden bir candan sorumlu sanma Hey ! Ruhu kalbimi saran muamma...! Benim bir kurşunluk işim var amma! Vurulursun diye aklım çıkıyor.... Cemal Safi |
*Seni Sana Terk Ediyorum geceler telaşla koşuyordu gölgeme bir gece kuşu daha uçuyordu avuçlarından yırtıyordu gecenin karanlığını baykuş sesleri arz inliyordu yıldızların aksine en sade suretini koyup çıkınıma /sırtıma atıp seni sana terk ediyorum... bozkırın koynunda deli dolu at süren ben dökülen eylüllere soktum gökyüzünün maviliğini ayın dolmuş haliydi son durağım içimdeki trenler çoktan devrildi, vagonlar darmadağın çatlamış dudağımı şiirlerle ıslatıp seni sana terk ediyorum... kanıyor ayak uçlarım dilime inat kaçırıyorum bakışlarımı alev küresinden bıçaklar kaygan zeminlerde bilenirken geceye sızan birkaç damla kan gözlerimden yüreğime sessizce akan en şiddetli zehri acılarıma katıp seni sana terk ediyorum... kaldırım taşlarında uyuttuğum düşleri bir atımlık barut kokan sabrımı gün görmemiş hayâllerime vuruyorum tütsüye mahkûm petekten oğul almak zırdeli şafaklara ağlamak bana mı düştü yar sabahla gidiyorum, balımı peteklere satıp seni sana terk ediyorum... kaç kalibreydi boynumdan vurduğun söz sahi ceylanlar neden hep boynundan vurulur gölgem kan kaybından ölmekte kırılan bir kalemin hesabı mı yapılır sevdam yüreğimde musallaya yatıp seni sana terk ediyorum... Turhan TOY |
ANILARDA YAŞARKEN Cekingen adimlarla sesiz ve urkek Bir gun uzaklardan bir giz gibi geldin O buyulu sarkilarini soyleyerek Gencligimi geri getirdi ellerin Sundun paha bicilmez guzellegini Oylesine diri oylesine sicak Boylesine bir mutluluk anladim ki Omur boyunca bir kez yasanir ancak Bir kez nefes aldigini anlar bir gun Bir kez bir kisiyle insan butunlenir Ozlem dedigimiz o hancer bir dusun Bir kez saplanmak icin kac kez bilenir Anilarsa bitmez bizimdir daima Umulmadik yerlerde yeserir buyur Yasamak bastanbasa yalan olsa da O alir bizi uzaklara goturur Emzirir gur memelerinden istekle Biz farkina varmadan uzar omrumuz Anilarda yasarken bir gun gelir de Biz de biber ani olur oluruz. Ümit Yaşar Oğuzcan |
Affet Göz kaptırdığım renkten,kulak verdiğim sesten, Affet senden habersiz aldığım her nefesten... (1980) Necip Fazıl Kısakürek |
Oy Havar!!. Fazla tanıdık.. Büyük yabancı… Bildiğim kokulardan aldığım duyumlar mı değişti Daha mı çirkefe durdu zaman Ölümdür bundan ötesi Yoksan, yokluğum çözemez problemden öteliklerdeki karmaşayı Sayılarla oynarım en fazla Ötesini beceremem sen olmazsan Olmayacaksan Olmam Olamam Çekilecek çok “ahhh”lı acım olur. Kanarım. Sarmam. Sardırmam. El sürdürmem. O zaman yabana durur yine aklım. Susarım, fazlaca. Küstahlaşırım. Zevksizleşirim Ölüm olur ötesi Bir adım sonrası ölüme durur Yoksan, yokluğumdaki anlam kaybolur Susar o zaman içimdeki tınılar Hep karanlığa gark olurum Eskisi kadar Eskiden beter… Tiksinirim odalardan, duvarlardan, insanlardan Fazlaca çirkinleşir ellerim Sesim okuyamaz olur hiçbir dizeyi O zaman, ölüm olur bir adım ötesi Yaşarım Ölürüm, en çok … Soysuzlar çoğalır yok olursan Bunu yapamazsın Ölmemelisin sen Benden önce Duyuyor musun Duy Uyan Hadi Kanıyorum. Nasıl kıyarsın. El sürdürmem sen olmayacaksan. Sarmam. Sardırmam. Yine korkarım karanlık tüm alanlardan. Ve nefret ederim aynı anda ışıklı sokaklardan. Çok sahte bulurum herkesi. Sevemem. Sevdirmem kendimi. Sen olmazsan ölüm olur bir adım ötesi… Sözlerin olur her harf Konuşamam Bütün yetilerimi kaybederim Ahhh Uyan Kanıyorum Nasıl kıyarsın Nasıl gidersin Sözün var Sözüm var Biz, güçlü olacaktık Asla “yenildim” dememeye söz verdim Hadi, gözünü seveyim uyan Kan revan her yanım. Sen olmazsan sardırmam. El sürdürmem. Yine susarım. Vazgeçerim. Çok bilirim. Çirkinleşirim…. Uyan Büyük, tarifsiz özlemine giydirmiş olamazsın ölümü Bunu yapamazsın Biliyorum, yalan bu Uyanırım birazdan Kıyamazsın sen Bu kadar kan revan kırmızılara salmış olamazsın hücrelerimi Uyan diyorum Duyuyorsun Duy Kanıyorum Nasıl yaşarım Kim anlar “Yenilmek” olmazdı, olmayacaktı. Sözün vardı Sözüm vardı Sözümüzdü Nasıl bozarsın Yoksan, ölüm olur bir adım sonrası “Sağ olsun” diyorlar “Başın sağ olsun” Oyyy Havarrr Ben buna dayanabilir miyim Hadi, kanatıyorlar Canım yanıyor Duy sesimi Duy Hadi Uyannnn … Sarahatun Demir |
Kedi Aklı Bir diyeceğim yoktu hüzünden yana Yıpranıyordu kötü kadınlarda aşkım pis karanlıklarda Yetmiyordum yeni insanlara yetişemiyordum Ölür kalırdım belki de sokak aralarında bir kenarda Kimin umurunda dedi ama kendimi inandıramadım buna da Yakışmıyordum eski pencerelere yosunlu sulara .......... .......... Arif Damar |
Ömür İki tarih arasına sıkıştırılmış, Uzunluğu meçhul süreç... Doğum tarihi şu, Ölüm tarihi bu, Yazılır beyaz, mermer bir taşa... Sonra o gösterişsiz taş, Dikiliverir sessizce, Ağrılardan ve sorunlardan Azade başa... Zembereği boşanmış tatlı canların, Kıyametlerce sessizliğidir ölüm Ve sevenlerin, sevilenlerin ebedi suskunluğu... Ne sevgiliye verilen şirin sözler, Ne sevdaya edilen candan yeminler, Ne de divane gönüllerin doyumsuz coşkunluğu... Sade bir şey var ortada, Sanal iki tarih arasında, Sıkışmış, hazana tutkun hayatların, Hüzün karası yorgunluğu... İşte insan... Dolaşıyor bin bir kurumla, ‘’Evreni ben yarattım’’ dercesine... Ama Doğum tarihi şu, Ölüm tarihi ise Cevabı meçhul bir soru... Tutkuyla yaşanan aşklar, Bir anlık vuslata adanan başlar. Ve sonra, Hayat arenasının orta yerinde, Kader değirmeninde öğütülüp, Hicran ateşinde pişerek, Ucu, üstü açık bir mezarda biten, İntihar etmiş umutların yolu, Sanal iki tarih arasında sıkışmış, Kısacık bir süreç insan ömrü... Nihayet büyük hicret başlarken bekaya, Bir namazlık mola, musalla limanında... Sonra devam eder omuzlar üstünde, Muazzam vakarıyla, Ebedi sükûnete Tek kişilik, Tenha bir yolculuk... Fatihalar, dualar ve âminler arasında, Son bulur Ömür, Ölüm tarihi şu... İki tarih arasında... Selami Ateş |
| Saat: 05:32 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık