![]() |
Sönerken Yıldızlar Gelincikler Gülünce Yolun hiç de uzak değil umut biliyorum Sesin yağmurla birlikte tutuklu tel örgülerin arkasında Bulamıyorum seni beni unut gidiyorum ... Ve kuğuların kucakladığı, kentin denizsiz kıyısı Uzak düşler hala gemi mendireğine çekili korsan sevgilere Hasret düş kırklığı ölü sayrısı Güvercin taklaları art arda Kırmızı gece usulca bekler Ah acıları tütsülü acıları Büyük harfle başlayan aşkımızı Kırılmaz kinle Sönerken yıldızlar gelincikler gülünce Sen gelene kadar ... Yasak dizelere girebilirdi ancak kaçak sözcükler Ancak ölüm hüzünlü şiirlere Acemi yüreğim girerken yirmisine Bilemiyorum gözlerim kimde? |
Lodos Başlangıç Kim bilir kaç milyon ton ağırlığında ummanda çalkalanmakta su. En yalnız dalganın üzerinde boş bir konserve kutusu... + 1 Bir aydır ki hapisane geceleri böyledir : kızgın dişi kediler - apışları ıslak tüyleri diken diken enselerinde diş yerleri - bazan kuş bazan insan sesi çıkarıp dolaşıyorlar gebe kalana kadar. Mevsim bahara yakın. Hava lodos. Nasıl şiddetli nasıl sıcak esiyor... Biz altı yüz adet kadınsız erkeğiz. Alınmış elimizden doğurtmak imkânımız. En müthiş kudretim yasak bana : yeni bir hayat aşılamak, bereketli bir rahimde yenmek ölümü, yaratmak seninle beraber : sevgilim, yasak bana etine dokunmak senin... Mevsim bahara yakın. Fırtına. Lodos. Nasıl şiddetli nasıl sıcak esiyor... Bir yerlerde bir cam kırıldı yine - bu gece bu üçüncüsü -. Hangi boş koğuşun kapısı açık kalmış, küüüt, küt, nasıl çarpıyor... + 2 Tepedelen cephesinde bir ceset, örtülüyor altında karların, ve başından uçan miğferi yuvarlanıyor önünde rüzgârın... + 3 Fabrikanın avlusunda elektrik ışığı, ucunda ince bir telin sallanıyor iki yana. Bir kadın. Boynu çıplak, uzun saçlarıyla etekleri uçarak atölyenin kapısında... Rüzgâr vurdu putrellere. Atölyenin saçağından büyük bir buz parçası düştü yere... + 4 Ovaya dörtnala yaylılar iniyor : çıngıraklar hamutlarında beygirlerin. Ve iki yanda çırpınan muşambalarıyla koşuyorlar gece yarısı denize doğru... + 5 İnce uzun kılçıklardan ibaret kalan kavak ağaçları aydınlıktılar mehtâbolmadığı halde. Ve kalın ve dallı budaklı kestaneler kımıldanıyor - iki yana sallanıyor değil ağır ağır yer değiştiriyorlar âdeta - gidiyordu göz alabildiğine yıldızların ışığında yapraksız ahşap kalabalığı... Buna rağmen bu lodos, bu uğultu. Buna rağmen havada dişi bir ten kokusu ve yüklü bir yumurtalığın sıcaklığı... Dağlarda kar çözülüyor. Yürüyor usareler yapraksız dalların ucuna doğru. Gebe. Gebelik. Mevsim bahara yakın ve doğumun - korkunç güzel ve sıcaktır - günü doldu dolacak... |
Az Önce Dalıp Gitmişim Yine Az önce dalıp gitmişim yine, Gözlerini de almışım yanıma. Uzaklara, çok uzaklara gitmişim. Yine bencilliğim tutmuş, Kimseyle paylaşmadan ela rengini, Almış başımı gitmişim çok uzaklara. Korkularımı, hüzünlerimi, çilelerimi, ve beni kendimden eden her neyim varsa, hepsini atmışım en uçsuz uçurumlara. Az önce dalıp gitmişim yine, Sağa sola bakmadan, koşar adım, ve içimde ilk kez kaybolma korkusu olmadan düşmüşüm izini bilmediğim sokaklara. Az önce dalıp gitmişim yine, Ellerini de almışım ellerimin arasına. En soğuk havayı beklemişim Bahanem olsun diye, ellerine hükmetmek için. Ve az önce dalıp gitmişim yine, Çorak ve ıslatılmaya hasret dudaklarına Can suyunu vermişim özene bezene. İçinde aşk, İçinde özlem, İçinde sızı, Ve içinde sen varmışsın bu dalıp gitmelerin. Şüphe yok, Korku yok, Hüzün yok, Hele hele sensizlik hiç yok Bu sevda da. Kelimeler henüz aklını yitirmemiş. Çünkü hiçbiri bilmiyor Seni ne kadar çok sevdiğimi. Bak işte neler neler geçiyor içimden. Ve ben yine dalıp dalıp gidiyorum. Her dalıp gidişimde, Önce gözlerine, sonra ellerine, Ve yine en son dudaklarına saplanıyorum. Seni sevmemek en büyük hata. Ben seni sevme hakkımı kullanıyorum. Kimse dokunmasın bize, Bıraksınlar dalıp gidelim. Kimsesiz olalım, Tanıksız olalım, Herkeslere inat hayran hayran bakışalım birbirimize. Bak işte yine dalıp gidiyorum, Ellerimin gölgesi düşerken seni sevdiğimi yazdığım sayfalara, Sanki az önce yanımda değilmişsin gibi, Yine seni özlüyorum. Bildiğim şeyler ortada. Bilmediklerimi yine bilmiyorum. Mesela seviyor musun dudaklarımı? Boy pos önemli mi mesela? Özlüyor musun, Yalnız sana güzel ve buğulu bakan gözlerimi.? Söylesene hadi. Hiç düşünmeden söyle. Gönlünde kiracı mıyım yoksa ev sahibimi? Bildiklerim ortada. Bilmediklerimi yine bilmiyorum. Seni sevmek hayatımın en ince ayrıntısı. Üstüm başım sen, İçim dışım sen, Sevgim, kokum, mücadelem sen. Ben SENİ büyük harflerle SEVİYORUM. |
Tereddüt Geceleri deli kanlıydım erkekler ağlamaz sandım sen beni ağlattın üç yılda yüreğime üç damla kan damlattın ızdırap dolu gecelerde sen kabul edip sigaramı çekerdim içime yaşardım yanlız senin hayalinle ama ben saf bir çocukmuşum çünkü seni gerçek sandım heyecanımı saklayamaz eve koşar bir telefon açardım seni gördüğümde ise rüzgara kapılmış yaprak gibi uçardım balkonlarımız karşılıklı değildi olsun perdeyi aralar bakardım belki çıkar , görmesede ben el sallardım çünkü seni gerçek sandım..... biliyormusun nikotinsiz gecelere inat bir sigara bulur yakardım dumanı senin gibi yavaşça kaybolarak terkederdi beni şimdi sigarayıda bıraktım...... tereddüt gecelerine nispet yapardım inat olsun diye içimdeki tereddüte resmini çıkarıp bakardım şimdi onuda yırtıp attım..... hiçbir zaman sevgimi sana anlatamadım çünkü ben heyecanlanır konuşamazdım konuşsamda sen beni anlamazdın boşuna deyip konuşmayıda bıraktım galiba seni yanlış anladım.... nereden bilirdim şiir yazacağımı şiire şu iki satırla başladım ................................. ................................. bak işte sana iki satır yazdım şimdi ikisinide karaladım galiba seni yanlış anladım.... derken ben yine salıncaklardayım hayır hayır gülme! gülümse seni görmek için burdayım hani bana gülerek bakardın ya camdan korkarım ayrıldık geçemem artık buradan hani bir telefon konuşmasında evleniyorduk ya hani yalanda olsa beni sevdiğini söylerdin ya hani üstüme bir bardak su sepmiştin ya ah.. şimdi muhtacım bir damla suya hepsini karaladım bu sayfaya..... kendime inat, inata inat olsun diye çırpınmak için dolunaya bana kanat olsun diye ve "neden" diye sorduğumda kendime cevap olsun diye adını adımla suya yazdım anlarsın...bu şiiri sana yazdım...... sen beni hiç sevmemişsin ki sonunda anladım bunu bir kağıda yazıp duvara astım..... unutulan biri olarak reddi miras hakkım bütün anılarımı sana bıraktım gülüyorum kendime ne duruyorsun sende gülsene o da beni seviyor diye yaşardım şimdi yaşamayıda bıraktım..... benbi terkediyorsun , belkide ben seni şimdi yanlız kaldım özür dilerim herşeyi gerçek sandım..... senin başkalarından farkın benim seni farklı sanmammış dedim ya bu tek doğru sandığım inandığım yalanmış.......... |
***Kilit Vurdum Yüreğime*** Bugün kapattım kalbimin tüm kapılarını Kilit vurdum yüreğime Bir daha kimse girmesin diye Durmadan kanayan bir acı var içimde Her geçen gün büyüyen Dinmeyen göz yaşlarım gözümde Yüreğime akar durur öylece Kapanmış yüreğim sessizliğe Karanlık odamda kendimle Hesaplaşır dururum sessizce |
Ay Üstünü Açıyor Ay üstünü açıyor, hırçın uyuyor bu gece, Rüyamda aynı isim, içimde aynı acı Sessiz hıçkırıklar atıyorum uyanma diye, Donup kaldı bu sevda dilimde Sana döksem içimi;açmıyorsun gözlerini Demir almak bilmesede sevgisi yüreğimden Biliyormusun , artık dövüşmüyor ruhum onun için, Bir yama gibi kaldı acısı, İçinde ağladığım gözleri geldikçe aklıma Yetmiyor hiçbir cümle. Anımsamak dışında yüreğim gitgide esir oluyor. Bu gece üstünü çok açıyorsun. . . |
herşeye rağmen... herşeye rağmen seni sevmek güzeldi senin beni sevmediğini bilsem de yine de yanımda olduğunu bilmek dostca da olsa tenine dokunabilmek ellerini tutabilmek gözlerinin içine dalıp dalıp kendimi kaybetmek yalandan da olsa seni seviyorum diyişini hatırlayıp kendimi avutabilmek.... |
Suskun Gemi Yine bir kış mevsimi Yüreğimde rüzgar var Dalgalar savuruyor beni Bir o kıyıya Bir bu kıyıya... Yağmurlar boşalıyor yüreğime Hıçkırıklar kesiyor nefesimi Anlatamıyorum hayal iklimimin çağlayan pınarın Karanlığımı parçalayan bir çığlık Sessizliğimi bölüyor acı bir feryat Kimim... Neyim... Bilinmez! Düşüyorum toprağa Bazen bir yaprak gibi Kavuruyor küllerimi yangın alevinden arta kalan birkaç parça ates Duygularımın esiri olmuşum Vurmuşlar beni zincirlere Ellerim kelepçeli gözlerim bağlı... Kelimeler sığmıyor kalemime Her hece ayrı bir hicran Her gece ayrı bir vuslat Üşümeye duyarsız kalmış bedenim Alevler islemiş iliklerime Çağlayanlar süzülüyor gözlerimden Bir sen... Bir sen vardın iste! Bu yangınımı söndürecek Bir sen aaah! Bir bilsen... |
söz vermiştin bana.. Veda etmeyeceğim sana… Çok küçüktüm kalbim seni tanıdığında Hayallerim kocamandı sen rüyalarımı kapladığında Üşüdüğünde sana sarmak için vazgeçtim hayallerimden Beni küçük görme diye vazgeçtim gençliğimden O kadar sıkı tutuyordum ki ellerini Kimse inandıramazdı bana gidişini Arkandan baksam da kabullenemezdim Nasıl bir rüya biterdi ki Ben sensiz hiç uyanmadım sabaha Sensiz görmemiştim güneşin doğuşunu Sensiz üşümedim karların altında Ve sen… Sen bensizmişsin bunca yıl boyunca Ben senin elini sıkarken gitme diye Sen hep umut etmişsin benden sonrasını Madem engel oldum rüyalarına git Ben ağlarım ağlarım ağlarım ama Gün gelir geçer değil mi Zaten aşk nedir ki... Ben sana anlatırken satırlara sığmaz ama Sen okurken olsa olsa iki damla gözyaşı Veda etmeyeceğim sana Çünkü... Çünkü sözvermiştin bana Hayallerimi hep üstüne saracağına.. |
EY KENDİNİ BEGENMİŞ NEFSİM ! Ey nefsim! Sen kendini genç ve güzel addediyorsun. Gençligine güvenip güzelliginle de övünüyorsun. Lakin görmez misin ki gençligin gidecektir ve gençliginle birlikte güzelligin de sönüp çözülecektir. Dün çocuktun, bu günse yetişkin bir gençsin; yarın gelecek yaşlı olacaksın. Nasıl ki çocukluk çagın yerini gençlige bıraktı, aynen öyle de bu kuvvet çagın yerini zillet yaşına bırakacak. Bilirken bilmez, bu gün etrafina hükmederken yarın kendi bedenine dahi sözünü geçiremez olacaksın. Güzelligini de beş kuruşa sayma; zira 30 sene evvelki dillere destan güzeller, şimdi ya kabirdeler, ya da yüzleri buruşmuş kamburları altında iki büklüm olmuş birer harâbeler. Ey nefsim! Sen kendini seviyor; ama sadece kendini seviyorsun. Kerameti kendinden menkul şeyhler gibi, kendi zatında cazibeli haller bulup kendi kendine aşık oluyorsun. Öyle ki başkalarını sevdiginde, hatta hizmet deyip, hayır deyip başkalarının yardımına koştugunda dahi kendi menfaatin ugruna çalışıyor, sinsi sinsi kendi payına ne düşer diye hesap edip, dolaylı yoldan yine kendine varıyorsun. Kendini destanlara sığmayan bir Leylâ görüyor, kendi zatına aşık oluyorsun. Ama böyle yapmakla aşka zulmediyor, dünyadaki en güzel duygu sevgiye cevr ediyorsun. Bilmez misin, aşk denince bir aşık, bir de ona mukabil gelen maşuk olur. Sevgiden bahsedeceksen onda bir seven, bir de sevilen bulunur. Hem sevenin, hem de sevilenin aynı olması duyulmuş şey; aşığın, ayn-ı maşuk oldugu görüldük iş degildir. Gel bu kara sevdadan vazgeç; sevdanın karasını degil, ak olanını tercih et! Kendinde sevgiye layık gördügün ne güzelligin varsa hepsi Rabb’indendir; sen Rabb’ini sev! Aynaya degil, güzele; gölgeye degil, asla aşık ol! Ey nefsim! Sen kendinde hiç kusur bulmuyorsun. Kendini hep haklı biliyor, eksigi kusuru semtine dahi yanaştırmıyorsun. Kendini savunmada o denli maharetlisin ki, alenî hatalarını dahi dogru gösteriyor, kimi zaman beni bile haklılıgına ikna ediyorsun; zalimken mazlum, hainken ihanete ugramış gözüküyorsun. Kendini mükemmel bilmişsin; zinhar hatayı kabul etmiyorsun. Halbuki bilmez misin tek kusursuz olan Allah’tır. O’nun haricinde ne varsa, her şey kusurludur, hatalıdır. Şöyle bir bakıver kendine: Yaratılmış olmak, kusura mahkum olmak degil midir? Yere basmak zorunda olmak, hem yere basan, hem de havada uçan kuşlara nispetle bir eksiklik degil midir? Yazın güneşinde yanmak, kışın sogugunda donmak; geceleyin uyuya kalmak, hafızana kaydettigin şeyleri bir zaman sonra unutmak, birer nakîse degil midir? Ey benim gafil nefsim! Kusurunu kabul etmemekle en büyük hatayı işleyen kusurlu nefsim! Gel, geri dön! Yolun çıkmaz yoldur, kendini bil! Ah nefsim, gafil nefsim! Hayırlar işledim, başarılar elde ettim; görmedin mi nice ümranlar inşa ettim; hele bak bir akranlarıma, onların beceremedigi ne işler hallettim diyorsun.Lakin böyle demekle kendine yazıklar ediyorsun! Bilmezmisin ki hayır vücudidir; iyilik ancak bir varlıgın üzerine müesses olabilir. Sense vucudî degil ademîsin; varlıga degil yokluga yakınsın. Şöyle bir bak kendine: Şu benim bedenim, benden bir parça diye tuttugun elin senin midir?! Konuşuyorum dedigin dilin, bizatihi kendi başına elde ettigin bir sermaye midir?! Sana Allah’ın ihsan ettigi nimetleri sahibine ver de, şöyle kendi varlıgınla bir ortaya çık desem, ne cevap verirsin?! Var olabilmek için ne yaptın, kendini varlık alemine çıkarmak için ne harcadın desem, ne diyebilirsin?! Allah sana bu eli vermeseydi tutamayacak, bu dili ihsan etmeseydi konuşamayacaktın. Allah seni yaratmasaydı sen olmayacaktın. Şimdi nasıl olur da elinle tuttugun hayrı, dilinle konuştugun başarıyı kendin yaptın sayarsın. Ne cesaretle kalkar bunca hayrım var deyip, kendini hayırlı sayarsın! Sen hayırlı degil zararlısın! Sen hayrın sahibi degil, bilakis hırsızısın! Ey nefsim, sen bir mürâisin! Öyleki başkaları tarafindan bilinmek için canını bile verirsin. Bu gösteriş zaafı, bu bilinme arzusu, bu tanınma düşkünlügü, bu konuşulma sevdası sende öyle bir dereceye vardı ki, artık dem ile damar, et ile tırnak gibi oldu. Riya, sana ait bir san’at oldu. Bazen riyanı öyle kılıflıyor, öyle bir pazarlıyorsun ki, beni bile kandırıyor, o muhlisane hallerin altındaki zifiri riyayı bana dahi sezdirmiyorsun. Elde ettigin bir hayrı, ya insanları teşviktir anlatmalıyım diyerek, yada sinsi bir kombinasyonla başkalarına söylettirerek herkese ilan ediyor ve bütün bunların arkasında bir şirk-i hafîyi hemen her gün işliyorsun. Ey nefsim! Müslümanlıgını satma! Sevdana yalan karıştırma! Ey nefsim! Ben farklıyım diyorsun. Giyimimle farklıyım, kuşamımla farklıyım; başarılarımla farklıyım, zekâm ile farklıyım; sözümle farklıyım, sohbetimle farklıyım; kısacası ben herkesten ayrıyım diyorsun. İnsanlar içinde insanlardan bir insan olmayı zinhar kabul etmiyorsun. Ne var ki Hz. Adem’den bu güne dek, gelmiş-geçmiş onca insan tekinden biri de sensin, bunu fark edemiyorsun. Kendini saraylara mahsus, tek başına sergilenen kaşıkçı elması biliyorsun, halbuki bir cam küreye doldurulmuş misketlerden birisin, göremiyorsun. Hem bu farklı olma telaşesi de ne! Farklı olmanın meziyet oldugunu sana kim ögretti! Görmez misin Allah’ın yarattıgı varlıklar içerisinde farklı olanlar, ya çift başlı hayvanlar, ya da gördügünde içini kaldıran bir kısım hilkat garibesi mahluklardır. Onun haricinde mahlukatta ittirad vardır; bidüziyelik vardir. Yaratılmışlarda asıl olan farklı olmak degil, birbirine benzer olmaktır. Onun için sen sen ol, başkalarına benzer olmaktan gocunma! Hem gocunsan da para etmez, zira hilkattaki ittirad, sen istedin diye.. |
| Saat: 10:48 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık