![]() |
Akıl ve Para Akıl küpü derler adama, fazlaysa akıl; taşıyorsa. Akılsızdan kaçar adam, kafasında akıl taşıyorsa. Seveni çoktur adamın, yanında çok para taşıyorsa. Dostu yoktur adamın, yanında iflasını taşıyorsa. Necmi Ünsal |
Mevsimim ol seninle yanıp seninle donayım gerekse rüzgar ol rasgele savrulayım nefesinle sahile vurayım geceninin son saniyesinde sanma ki ki boş yere yazarım ben bu şiirleri seni yaşatırım benliğimin en saklı yerinde... necmeddin özcan |
imge dar uykusunda , imge avında , ozan . yığılmış şiir borçları . vurulup düşen ilk imgeyi , kayan bir yıldızı yakalar gibi , yakalıyor terli parmak uçları , koyuyor , eski bir şiirden arta kalmış / karalanmış / bir kağıdın boş olan , baş köşesine . başı , yastığa yorgun düşüyor . dize olmanın sancısında , sihirli bir tohum gibi imge . etrafında sıradan kelimeler geziniyor . bir şiir büyüyor , kendi travmasında . umrunda değil , gecenin ; ne şiir , ne ozan . cilveler önce / sonra .. tutuluyor imge , umulmadık bir kelimeye . birleşiyor : ilk dize .. sonra çoğalımlar .. sonra gene / sonra gece / sonunda .. şiir , gecenin ilgisini çekiyor , eriyor içine / sessizce . şiir , gecenin umrunda .. ozan değil .. Orhun BASAT |
MAVİ Sana her gelişimde İskeleye uğruyorum. Çözmek için dudaklarının mührünü bir damla deniz mavisi çekiyorum içime. Sadece bir damla deniz mavisi Onun dışında her gerçek, acıtır dudaklarını korkusuyla…. TAYLAN DEPREM |
Sen varken aklımda Uyku mu girer göze Suskunluğum yanıltmasın sakın Sessiz çığlıklar atıyorum ne gerek var söze. sami bağcı |
CAN ” Diyebilmek Gerek. Eğer; bu dünyada yaşıyorsak niye acaba? düşünmek gerek. Değil mi ki topu topu altmış yetmiş yıl yaşamak, sevgimizi sandukada saklamak ona küsmek, buna kızmak niye gerek. Madem ki sonu ayrılık ve hüzün sonu ölüm ve hazan. O zaman kaba olmak Diken saplamak ne diye gerek. Varsa, az da olsa gücün Sev sevebildiğin kadar. Sevgili yürekse cennet Göz gördüğünce Yürek hissettiğince Dikeni görmeden Gülü severcesine Yürekten sevmek. Sevgi cennetlikse eğer o zaman gül diye sevmek gerek. “CAN” diyebilmek gerek. saygılar. ve GÜL Sevgiler Mehmet Ali DEMİRCAN. |
SEVGİ Yıllar sonra aşık olmakta varmış Kime,niye? Çözemedim ne kalbimi ne de seni Bilinçsizce bağlandım kalbimle Belki alışkanlıktın benim için Ekmek gibi,su gibi; İhtiyaçtın belkide Ne oldu bana ne bu halim Geceleri yatakta dönüp duran benmiyim? Neyse!!! Kimbilir niye? Belki bir umutsun benim için Belki ulaşılmaz bir doruk Belkideee!! Bilmem kaçıncı sefer kaybedeceğim bir kumar Korkuyorum hem kendimden hem senden Sigara gibisin önce tiryakinim olacam Sonradaaa!!! Bu gidişle sonum olacaksın Bazende şarap gibi tatlı ve mayhoş Ama biraz fazla kaçırınca Kararsızım ve de sarhoş Denizler uzak gelmeye başladı Sevmekmi zor sevilmemekmi Çözemedim Unutsanda bir gün beni Ben kolay untmam bilirsin Kalbimin bir kısmı tapulu sana Tepe tepe kullan İster hepsini al İster bırak git Sana bir şey diyemem Hem kızmam ki bir de o var Alt tarafı giderse eğer Ufak bir deprem olur ve yıkar çatlak kalbimi Bu arada bir şey söylemeyi unuttum ama Neyse sona bırakmıştım onu da Ben galiba............ Uğur Aslan |
(AYIN ŞiiRi) AÇIK Biz hep açık konuştuk. Gökyüzünden maviydi sözlerimiz. Sığ bataklarda değildik, kuşlar gibiydik, Uçarıydık. Gözlerimizde Şavkıyan parıltılar gibiydik. Biz iyiye iyi, güzele güzel dedik. Masallardan çekerdik mısraları, tülbent gibi. Yalnız, şiirlerde yalan söylemezdik, Umutlarımızda, hayallerimizde de yalancı değildik. Biz buğday tarlalarında buğday, Ağu yeşili bahçelerde ot, Trenlerde düdük sesiydik. Yıldızlara çobandık, değirmenlere su, Bozkırlara bulut gölgesiydik. Seller aktı gitti. Biz kaldık. Bulutlar uçtu gökyüzünden. Rüzgarlar darmadağın etti. Ne bahçesinden hayır var, ne güzünden. Akıl da bulutlar gibi çekip gitti. Nerden bilirdik, çalışmaktan Kocayacağını sevgililerin, Yaşamanın güzelliği kadar Hoyratlığını, bezginliğini... Biz kaldık, koyup gitti bahar, Her şeyi nerden bilirdik. Cahit Külebi ----------------------------------------------------------------------------------------------------- PARÇA Senin gibi değildir benim ağlayışlarım, Haykırışım sessizdir ve gözyaşlarım yoktur ! Sabah uyanışımdır mezardan kalkışlarım, Çürümüş, kanlı, kara toprağa karnım toktur !... Senin gibi, Anıl, ben mutluluktan gülemem; Nelere gülüyorsam, delirdiğim içindir... Her an bin defa ölüp dirilirim, ölemem; Can çekişen bir kalbim vardır, o da senindir ... Çekip vurduğun gibi keşke kalakalsaydım, Beni gönderdiğin bu dünyada yaşıyorum. O günden beri zikir gibi ismini saydım, Sanki ben senden kopmuş bir parça taşıyorum. Nereye kaçarsan kaç benimlesin, bendesin; Bende olan parçanı arayacaksın her gün. Bırak seven sevmenin bedelini ödesin; Bırak Anıl, dünyamı ateşin yaksın her gün!... Soner Güler |
BUGÜN BEN BİR GÜZEL GÖRDÜM Bugün ben bir güzel gördüm Bakar cennet sarayından Kamaştı gözümün nuru Onun hüsnü cemalinden Salındı bahçeye girdi Çiçekler selama durdu Mor menekşe boyun burdu Gül kızardı hicabından Bahçenin kapısın açtım Sanırsın cennete düştüm Yar ile tenha konuştum Bir gül aldım yanağından Bahçenin kapısı güldür Yanında öten bülbüldür Sefil Emrah kötü kuldur Bağışla geç günahından tamer çelebi |
Gamzede Dağı Madem azat ettin, sadık köleni, Sultan karşısında durmak istemem. Gönlümün özlemi, sevda şöleni, Kendime saklarım, vermek istemem. Şeytanın fendine uydu asabın, Satıra sarıldı, gönül kasabın. Dünyamı yıksa da, yanlış hesabın, Çok merak ederim, sormak istemem. Gözlerin zulmetti, diyemem hâşa, Başımı tutarım, attığın taşa. Ömrünce mutlu ol, gülerek yaşa, Yüzünü hüzünlü görmek istemem. İnat füzesini rampaya kurdun, Daha ilk atışta hedefi vurdun. Sevda içtiğimiz bardağı kırdın, Saçının telini kırmak istemem. Ayrılan yollarda hasret durağı, İçinde kalacak sevgi yumağı. Tapulu malımdır, gamzede dağı, Gönlünü bu dağda yormak istemem. Bugünden tezi yok, kesilir sesim, Sol cebimde kalır, verdiğin resim. Dünyandan silinmiş, adım adresim, Ömrünün düşüne girmek istemem. Mehmet Nacar | |
Zenolu SÜLEYMAN BAŞTÜRK Dostum can dostum Dost can dost olan Süleyman Baştürk... Bir bakmışsın. Zaman akıp gitmiş Saçlarımızda gözlerimizde Yüreğimizde izleri. Hangi güç durdurabilir ki Can dostluğu arkadaşlığı İnsan yaşadıkca yeryüzünde Bir şeyler mutlaka hatırlar. Hiç bir şey unutturamaz. Dost can dost. Süleyman Baştürk,ü Yüce allah her insana. Süleyman Baştürk gibi dost nasip etsin. Muhsin Yener |
Macera Küçüktüm, küçücüktüm, Oltayı attım denize; Bir üşüşüverdi balıklar, Denizi gördüm. Bir uçurtma yaptım, telli duvaklı; Kuyruğu ebemkuşağı renginde; Bir salıverdim gökyüzüne; Gökyüzünü gördüm. Büyüdüm, işsiz kaldım, aç kaldım; Para kazanmak gerekti; Girdim insanların içine, İnsanları gördüm. Ne yardan geçerim, ne serden; Ne denizden, ne gökyüzünden ama... Bırakmıyor son gördüğüm, Bırakmıyor geçim derdi. Oymuş, diyorum, zavallı şairin Görüp göreceği. Orhan Veli Kanık |
berduşun karısı tozuttum yılları ergen bahçem olmadı hiç bülbülüydüm sakasıydım serçesiydim annemin tünemeden dal arası ah evim ah ocağım aşk imiş adı çocukluğuma bir damla bal oldum berduşun karısı tozuttum yılları katlandım bir oda üç yıl üç bebe çocuktum utanırdım soyundum köşe gizlice neeerden bileceksin adamım öyle yaşardım seninle neden sevdin beni el insanı gibiydin allaha ayan gözlerin şimdi sevmiyorlar beni yabancımsın öyle bakıyorsun artık ya ben ya ben nasıldım ayalindim sen işin zevkinde hissetmezdin adamım her lahza yaşanan her şeye çıra gibi yanardım şehir senindi gün boyu akşama çün gezerdin pencereden bakar geçen her ana ağıtlar yakardım bil duy artık canım yanıyor canım içim bomboş bu gün yine yalnızım aha şuramı delip geçiyor zaman yaşıyorum işte sessiz sedasız yarın da öbür gün de sonraki gün de yine bir başıma olacağım yanılır gelir birileri ya da giderdik birilerine sen sen... hep utanırdın benden bakmazdın yüzüme ünlerken inlerken sana başın dönmezdi dem almazdın benden yana biliyor musun sen utandın ben hiç utanmadım senden düşlerde sabah körlüğü sesler geliyor sokaktan açmazsın bilirim kaldırırsın yataktan üstün başın yüzün ağzın yine limelenmişsin soğan kokuyorsun tutunuyorsun bedenime çivi gibi batıyor parmakların yağlı saçların dikenleşmiş sakalın belli canın istiyor beni değil mi anason kokuyor aşkın doymuyorsun zıkkıma içersin yine birazdan hırlar ağzında adım sen bilmezsin serseri zehirdir haramdır sana helal saydığın tadım uyan uyan da sor aleme ben kimim ben neyim nedir adım... biliyor artık herkes sen bilemezsin ulan ......................... benim adım... Mehmet Necip ÖZMEN... |
Doğum günün kutlu olsun Uzaktan yazarim bu siiri sana Yanimda yoksun öpeyim be ana Darilma gelemiyorum diye yanina Dogum günün kutlu olsun, nice yillara Unutamam ana yaptigini senin bana Sacini süpürge ettin benim yoluma Yanimdaydin her agladigimda Dogum günün kutlu olsun, nice yillara Her derdimize bir derman buldun Cocuklarin icin hep calistin, kosturdun Simdi Nenelik yapiyorsun torunlara Dogum günün kutlu olsun, nice yillara Bizleri her kötülükten geri tutun Ama sen Ana, sen kendini unuttun Simsiyah sacini beyaza tutturdun Ellerinden öperim, dogum günün Kutlu olsun nice yillara! ! ! ! SUAT ATAR |
Niçin Solgun Giysilerim Niçin solgun giysilerim sallanır bir bayrak gibi? Ara sıra kötücül müyüm yoksa her zaman iyi miyim? İyiliği mi öğreniriz yoksa iyiliğin maskesini mi? Kötücül beyaz değil midir gül çalısı ve siyah değil midir iyiliğin çiçekleri? Kim belirler adları ve numaraları sayısız masumlar için? Pablo Neruda Çeviren: İsmail Aksoy “Sorular Kitabı”ndan |
RESIMLER Sen degiştin, resimlerin hiç degişmedi Nasıl seviyorum bilmezsin şu albümü Resimler yalancı degil, resimler olmuyor, Aslında acı olan şey; sevgilerin ölümü Sahte renkler yerini gölgelere bırakmış Resimlerde siyah beyaz gözlerin, dudakların İşte bak! ellerin ellerimi arıyor Resimlerde besbelli anlatamadıkların Şimdi bir çerçeveden gülümsüyorsun bana Hatırlıyor musun bu resmin çekildigi günü Bakışların ne kadar duygulu, ne kadar sıcak Anlıyorum neler düşündügünü. Bir başka resimde biraz kederlisin Hüzünlü bir şarkı dökülüyor dudagından Şimdi senden çok uzak bir şehirde Seni seyrediyorum bir albüm yapragında Bu karanlık yoktu, bir zaman sen vardın Yaşamak cömertce sundugun bir ışıktı Sen degiştin, onlar hiç degişmedi Resimlerin senden vefalı çıktı.. ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN |
Gözlerin İstanbul Oluyor Birden Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik, Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden. Martılar konuyor omuzlarıma, Gözlerin İstanbul oluyor birden. Akşamlardan, gecelerden, senden uzağım Şiirlerim rüzgardır uzak dağlardan esen Durgun sular gibi azalacağım Bir gün, birdenbire çıkıp gelmesen. Şarkılarla geleceksin, duygulu, ince Yalnız gözlerime bak diyeceksin. Ellerim usulca ellerine değince Kaybolup gideceksin Bir elim seni çizecek bütün pencerelere Bir elim seni silecek. Kalbim: Ebemkuşağı; günde bin kere Senin için yeni baştan can kesilecek. Ne güzel seni bulmak bütün yüzlerde Sonra seni kaybetmek hemen her yerde Ne güzel bineceğim vapurları kaçırmak Yapayalnız kalmak iskelelerde. Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik, Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden. Martılar konuyor omuzlarıma, Gözlerin İstanbul oluyor birden. Yavuz Bülent Bakiler |
Şimdi Sen Söyle…. Şiirlerimde ne var biliyor musun? Sen varsın…. Dostluğun var.. Sevinçlerim, umutlarım. Ayrılıklarım var…. Şiirlerimde hüzünlü şarkıların melodileri var.. Şiirlerimde martı jonatha’nın Pike yaparken duyduğu korkunç haz var….. Şiirlerimde adresi yazılmamış mektuplar, Bestelenmemiş şarkılar…. Şiirlerimde yaşanmış / henüz yaşanmamış Yada yarım kalmış sevilerim var… Şiirlerimde göndermeye vakit bulamadığım, Yada az bulduğum bir tık var. Şiirlerimde en kahredici anlarımda….. Yaşamın güzel günlerin müjdecisi var… Şiirlerimde doğurgan arkadaşlarımın.. Yorumları var ….. Tanrının sana çok, bana az olarak verdiği bu yetiyi Burada bırakayım mı….. Şimdi sen söyle…. Ey dost.. Susayım mı? Duygularımı linç edeyim mi? Aygül Ece -------------------------------------------------------------------------- Başımı Koyup Ağlayabileceğim Bir Omuz Lazım Şimdi Bana Başımı koyup ağlayabileceğim bir omuz lazım şimdi bana Ansızın kapıldığım bu duygudan çekip kurtarmalı beni Hep derler ya; Unutmanın en iyi yolu yeni bir merhabadır diye Anında keser ya dişin ağrısını alkol. Rızam olmasa da, Belki yeni bir kadeh uzatmalı hayat bana Suat Sağlam ------------------------------------------------------------------------- |
Baharım Olsan bir ses bir ışık hatta, bir renk olup girsen kalbime. maviler,pembeler,yeşiller dans etse, tutuşup elele pamuk bulutlara gizlesem seni. bilmese görmese duymasa kimse. sonra bir gün bir dokunuş bir gülümseme hatta, bir buse olup insen yeryüzüne. yüreğime alsam seni baharım olsan yeniden zamansız açsa, tüm çiçekler hazan bahçemde... 23.02.2006 Seher Ercan |
Sabaha Kadar Şu şairler sevgililerden beter; Nedir bu adamlardan çektiğim? Olur mu böyle, bütün bir geceyi Bir mısranın mahremiyetinde geçirmek? Dinle bakalım, işitebilir misin Türküsünü damların, bacaların Yahut da karıncaların buğday taşıdıklarını Yuvalarına? Beklemesem olmaz mı güneşin doğmasını Kullanılmış kafiyeleri yollamak için, Kapıma gelecek çöpçülerle, Deniz kenarına? Şeytan diyor ki: 'Aç pencereyi; Bağır, bağır, bağır; sabaha kadar.' Orhan Veli Kanık |
O ıslak bakan gözlerinde, bir mutluluk arar bakışlarım, gözyaşının altına sığınmış acılarınla, yine sev beni. Zannetme ki, zaman her zaman ki gibi kagıtlar mey, kalem mezem şiir hüzün şimdi. Sahile yazdığım ismini dalgalar siledursun, ben bıkmam yazarım, dalgalar yorulsun sen yeter ki, yine sev beni. Gördün mü zamanı, aşka siper olmuş dil durmuş, gönül yorulmuş olan yine aşka olmuş. Senden uzakta bir kandil tükeniyor, üflesen alevi, tarumar oluyor tut nefesi, gönül hicran doluyor. osman yılmaz |
Cadde Güzeli Geziniverir Caddede Bir Aşağı Bir Yukarı Yollar Sanki Onun Yok Başkası. 12.05.2001 Alkım Saygın |
İKAZ ergen terazi, sarkık kalem ve çürüyen bun ağaran bir cürm, leyle yetişen o mum seni ters-düz eden neydi ey kahin diline pelesenk olan çitlerin oyuncağı ne kan kırmızı hayallerin yonca tuttuğu ölü nedir ikrarını yumruklayan bu soluk bir kuş kanadı sayfalara revan olan ağrıyan uykusunda önemi yok bu sesin yok diz çöken sersemliğinde tül ve duvar ah o yaşanabilir uzaklığın getirdiği hüzün ah o çeşmine ömür katan aydınlık küçük paketler(halin)de satışa sunulan dünya tepeleme ruhlar giriyor çarşının başucundan kapıyı çalan kim kimdir kızların soluğuna sarılıp da ağlayan bayım bu sizin evcil erkekliğiniz bu sizin çıldıran fethinizin geri dönmüş nefsidir bulutlar bugün ayine geç kaldı bak buruşturuyor eteğini son durakta bir kadın elleri neden takılıyor omuzuna alayların bak tahtaları sıkışık bir tabuttan kaçan aşk biliyor af edilir kurtarılan cüssesiyle yeşil hilesinden tanıyın ayak diremekten feri kesildi vaaz saçlarımla sarkıtılan geceden bu son ikaz Habibe GENÇ |
Ben Aşk Adamıyım Dolaştığım denizlerce düşünüyorum, Bineceğim son gemi değil midir Hayır sahibi omuzlarda giden tabut. Herkes gibi teselliye muhtaç olsaydım eğer, Derdim ki: "Elbet bir ağlayanım olur benim de; Ramazan geceleri Yasin okuyanım, Baharda kabrime menekşe getirenim de." Fakat bütün bunlar da olur, Yine tasa etmem, Yine kırılmam kimseye. Ben aşk adamıyım, Sevmeye geldim insanları, Gönlümle, elimle, kafamla sevmeye; Hesapsız, karşılıksız, Ayrılık gayrılık gözetmeden. Gün gelip gidersem şayet, Öyle severekten gideceğim ki, Karanlık kıyılardan bile olsa, Candan selamlarım, Civarımdan geçecek gemileri; Güneşli gemileri; Şarkılı gemileri; İçlerinde kendim varmışım gibi! cahit sitki taranci- |
Can Olur musun Sen göz bebegimde parlayan bir ışık Dudaklarımdan dökülen bir name Rüyalarımda dolaşan bir melek Her an gönlümde açan renkli bir çiçek olur musun Anılarımdan silinmeyen bir hatıra Benliğimden kopmayan bir parça Damarlarımda dolaşan bir kan Bana hayat veren canımın içinde can olur musun Tarık Fikirli |
UTANMA SAATİ düşünmek ölmek olduğundan bazen boğaza takılan bir gemi gibi yutkunamazsın buğusuyla örtünen yabancı süzülen ışığıyla akıyor onulmaz hüzün ağır başlı bilgelerin hafifliğine karşı gelmez artık öfkeyi tepeleyen us bütün merdivenlerin çıktığı bir hıçkırık gönül aşınması henüz hastalıklı ten tenha bahçenin meyvesine tutkun bak duruyor pişmanlığın güneşi ve geçiyor vakti utanma saatinin Habibe GENÇ |
Sesleniş Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız, sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi. Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mum ışığında bitirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık. Vurulduk ey halkım, unutma bizi... Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep. Öldürüldük ey halkım, unutma bizi... Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı gözbebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden. Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi... Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık sustu. Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi... Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşımızdaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce, kolumuzu, omuz başından keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attık önlerine. Sonra da, otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz. Öldürüldük ey halkım, unutma bizi... Giresun’daki yoksul köylüler, sizin için öldük. Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. Dogu’daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul’daki, Ankara’daki işçiler, sizin için öldük. Adana’da, paramparça elleriyle ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük. Vurulduk, asildik, öldürüldük ey halkim, unutma bizi... Bagimsizlik, Mustafa Kemal’den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın, dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular. Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi... Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşı’nda emperyalizme karşi dalgalandirdigimiz bayragimizi daha da dik tutabilmekti bütün çabamiz. Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler. Vurulduk ey halkim, unutma bizi... Henüz çocuklugumuzu bile yaşamamiştik. Bir kadin eline degmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile almamiştik daha. Bir gece sabaha karşi, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarimizla çikarildik idam sehpalarina. Herkes taniktir ki korkmadik. Içimiz titremedi hiç. Mezar topragi gibi taptaze, mezar taşi gibi dimdik boynumuzu uzattik yagli kementlere. Asildik ey halkim, unutma bizi... Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasinda vuranlar, agabeyimiz, babamiz yaşlarindaydilar. Ya bu düzenin kirli çarklarina ortak olmuşlardi ya da susmuşlardi bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile, karşisindakilere bagirmamiş insanlarin gözleri önünde, öldürüldük. Hukuk adina, özgürlük adina, demokrasi adina, Bati uygarligi adina, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler. Korkmadan öldük ey halkim, unutma bizi... Bir gün mezarlarimizda güller açacak ey halkim, unutma bizi... Bir gün sesimiz hepinizin kulaklarinda yankilanacak ey halkim, unutma bizi. Özgürlüge adanmiş bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkim, unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi... Uğur Mumcu |
mestâne Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'ye... nur sürüyor üryan sesime o seyyâl beste münevver bir ummandır gönlüm dökül âheste kemâlimsin sözün beyza sînemiz mübâdil nasıl sökülür töz gül kokuyor hane-i dil can içimde can ol Hakka varsın bu selâmet şâyândır güze gazelin sabrımız metanet vecd ile mukaddes meşrebi gamlı bu cihan meczuba şemstir aşk söndürmesin yaradan irfan ol cahilin fikrine uyansın mahşer kabrin kapısı kilden silinmiyor mukadder bülbüle âşiyân neşvesi gaib bu bâğbân nasıl diner ey gûlçin serde mihnet-i derman Ferhat Gülsün |
Bakışın güneşti bakışımda Çölde batan güneş kızıllığına döndü gidişin Busenle mühürlü kaldı dudaklarım Kalbimin sızıyla fırtınaya döner rüzgar Yağmurla düştü hüznüm yollara Kentin ışıkları söner bakışınla Gündüze çevrilir geceler Sonbahar olur musun bahar bakışınla Başka yüzlerde doğmaz güneşim Tutsakken gözlerim sevdana Bir avuç kül yüreğimde bırakarak Gidebilir misin arkana bakmadan Ölümüne sevmek suç mu Suçum sevmekse Kurşunla öldür bakışımı Kır parçala gönül aynamı Sevdalara doğru yürür buzda ayrılık Gidebilir misin seni delicesine severken Atabilir misin gönlümü kör kuyulara Gidebilirsen git artık Aşk katili edasıyla git Git gidebilirsen Güneş ışığına düşen çiğ tanesiyim Buharlaşır yükselirim gökyüzüne Bulutlara anlatırım seni Anlatırım eriten aşkını Sevdam karışır yağmur damlalarına Yürekten gidebilir misin Gidebilir misin bakmadan arkana Karışır uzun havalara yangınım Ozanların yüreğine düşer ahım İz bırakırım türkülere Kelimelerle boyanmaz yalancı bahar Düş cinayetlerine uyanmasın sabahlar Ruhum asılı kaldı sağanaklara Döndüm çöl vahasında üşüyen kaktüse Yağmurdan önce gel Sağanak gülüşlerinle ıslanayım nurten tarım |
sevgilim Akıllı kadınsın diyorsun bana, Bu gün telefonda. Bu akıl sana olan duygularımı anlatmaya yetmiyor ki, Ayrılıklar, Sonbahar yaprak dökümü yüreğimde, Gözlerim yaş içinde sensiz gecelerde, Soğuk odalardaki yokluğuna sarılıyorum, Seni ve hayallerimizi kucaklıyorum. Elbise dolabındaki kalan giysilerine sarılıyorum, Bıraktığın boşluğu ısıtıyorum. Ellerime dokun, yüreğime dokun, Gözlerime dokun sevgilim, Yokluğundaki acılarıma dokun, Dokunuşlar, küçük ağrılar bırakır mı sende, Öyleyse bana bırak tenime tenindeki terinden, Ben sensiz gecelerde Düşünüyorum sevgilim, Adımladığımız bu aç sokakları, Karanlık loş varoşları, Yürüdüğümüz yoksul on yılı düşünüyorum sevgilim, Kimse bu sevgiye destek olmadı, Nasılda acımasızlardı, Biz nasılda acemiydik hayatta, Nasılda acemiydik insanları tanımakta, Hep severdik insanları sevmeyi, Ama yinede beğendiremedik kendimizi, Yoksul sofralardaki tek lüksümüzdü aşkımız, Yokluktan var eden aşkımızı yerdik, doyuncaya dek, Sevgilim, Ben bu gece senin bana verdiğin kudreti düşünüyorum, Bana dayanma gücü veren aşkını düşünüyorum, Seninle değil on yıl, Değil sürünmek vaadetse tanrı, Tanrının bana verdiği bir ömrü, Sana adıyorum sevgilim. özgür han |
Rüya... Bu akşam rüyamda,ben seni gördüm Yanıma çağırdım,gelmem diyordun ! Küsmüsün diyerek,bir neden sordum Apansız bağırdın,bilmem diyordun ! Şaşırıp kalmıştım,ben bu haline Bir isyan çökmüştü,sanki diline Hüzünlü nameler,gönül teline Vurdukça,bir türlü,gülmem diyordun ! Sitemim döküldü,o an sözümden Göz yaşım,aktıkça,sızdı yüzümden Hiç bakmadın bana ,gönül gözünden Damlayan yaşımı,silmem diyordun ! Çevirip gitmiştin,hemen başını Çıkmaza döndürdün,sabır taşımı Ben sana neyledim,çatıp kaşını Sineni yaralar,delmem diyordun ! Uyandım uykudan,sen yanımdaydın Demek ki,o an sen,her anımdaydın Ben kabus görürken,baş ucumdaydın Kıyamam uykuna,bölmem diyordun! Kıyamam uykuna,bölmem diyordun..! M.Levent ÖZGEÇ |
Sag olsun Özgürlük Saat vurdu yine Safak zamani Uyku tutmuyor gözlerimi Dertler gelir gecer Iz birakir yüzümde Sanki siper tutmus Düsman Dayamis Hanceri Bagrima Korkum yok ölümden Viz gelir Kursun Iz birakmis mazi Iz birakmis Musala taslari Kan icinde yikandim Belendim Hasret özlem aci icinde Firarim var takipdeyim Ihanet tutmus boynumu idama gidiyorum Götur beni ne yazar Kim durdurabilir ardimda bin bir Militani Bin bir Demokrati Vatan arayan boyun egmez hakkini arar Kim durdurabilir bizi kim Dokunmayin diyorum dokunmayin Biz Kerbelayin kininden alan Nevruz atesinden gelen bir ülkeyiz SUAT ATAR |
Hani, hiç olmuş muydu yaşamının anlamı.? Hani, hiç olmuş muydu yaşamının anlamı.? Bir gün geliverirse.. belki diye bekleyecek misin hep onu.? Seni sevmiş miydi.. Önemsemiş miydi..? ha.. Seni önemsemiş miydi h Hani, Hep varmış gibi görünüp te hiç olmadıysa ................ve de hiç gelmediyse.. Sen onun ne denli gelmesini istiyor olsan da, ne denli özlüyor olsan da.. ..............gelemeyecekse.. .............bunu da biliyorsan.. Senin beklemen, Senin beklemen anlamalısın, kendin içindir..kendini anlamlandırman, varlığını hissetmen içindir..yürürken yolda bedenini taşıyamayan ayaklarını zorla sürüklememen içindir.. Yaşamın gerçekleri içinde hayallerin, oldu bittiyle geçen günlerde olamayacakların düşlenmesidir.. Ayaklarının yerden kesilip kuşlar gibi uçtuğunu hissetmen içindir.. Hani, o hep aynı ikindilerden.. kendi kendine gelip geçerken serilmiş denizde keyif yaparken.. güneş olanca aydınlığıyla göz kamaştırırken.. Ortaköy’de bir kahvede deniz turkuaz mavi O’na olan özlemin kadar mavi, sarıya tutkulu martılar yüreğin gibi çırpıntılı.. Uzun zaman olmuştur, son görüşmenizden bu yana Denizin güneşi uğurlayıp, ay’a kavuşuncaya kadar beklemesindeki sabırsızlık kadar hırçın Ruhunda bıraktığı izler, .............öylece bekler..sabırsız, hırçın, dargın.. Öylece beklersin, suskun..karanlık..derin.. Senin beklediğindir o Ne gözleri, ne dokunuşları.. Senin beklediğindir o, Gelmeyeceğini sanırsın.. Gelmez de.. Senin beklemen hüzünlüdür ya.. Bir o kadar da ruhunu yenileyecek bir bekleyiştir.. Yeniden doğuşun kıvranışıdır.. Gelse de dersin. Gelse de.. Bir an önce yaşamın anlamını bulup çekip gitsen.. Hatta bitiremeyeceğini bildiğin bir çok şeye başlayıp yine de aldırmadan umursamadan her şeyi yarım bırakıverip gitsen.. Hatırla sevdiğini Görüşme zamanı geldiğinde Saatler su gibi akıp geçse de Sevdayla yanan gözlerde Ve yok olan zamanda Ayrılmayı hiç istemezken Hayalde olsa kollarında sonsuz bir mutluluğa dalarken Ve dudaklarından yüreğinin sesini ‘Seni seviyorum’ları okurken Sadece ‘çok güzelsin’ diyebilirsin..o’da ‘muhteşemsin’ der, sadece.. Seviyorum'lar dökülemez dudaklardan.. Ve ‘nolursun biraz daha kalsan ya..’ Diyemeden Bir veda ile hayallere yerleşiverir o an... Ortaköy’de bir kahvede deniz turkuaz mavi görünende siyah bir silüet ….balıkçı ve kayığı kolları bir öne bir geriye ömründen zamanı çeker gibi ….kararsız mı.? yaşamla alay eder gibi.. deniz turkuaz mavi gözleri gibi.. deniz turkuaz mavi yüreğini oynatan sözleri gibi.. karşı kıyıda bir İstanbul silüeti kara kalem resimler gibi… O anlık görüntüden, hayallerde kalan an’dan sonra ne zaman kesişecektir yolları.? Bir gün yıldızlara bakarken yine geliverir düşlerinden gözlerine.. Aynı yıldıza mı bakıyorsunuzdur.. belki.. Aynı hayalleri mi kuruyorsunuzdur.. belki.. Belki de hiç değil.. O başka bir yaşamda oldu bittilerle nefes alıp soluklanırken, sen orada onun hayaliyle hüzünlenirsin durmadan.. Ve yıldızlara söylersin.. Bir gün o da yıldızlara baktığında duyması için..hem belki de senin yıldızına bakacaktır.. Çocuk yüreğindeki pembe yıldızına.. Sadece kendi olarak sana gelse.. Sana ihtiyaç duymadan seni önemsese, seni istese.. Sadece yüreğini.. Sensiz olabilecekken Seninle olmayı seçtim dese.. Kendim değil, sen olmaya geldim dese.. Sadece rüyalarına değil, kollarına da geldim dese.. Artık sen uyandığında hep sana bakıyor olacağım, başka rüyalarda gezmeyeceğim dese.. Olur mu.? Yaşamaya var mısın.? Hani, Dağlardan denizlerden kuşlar gibi uçarak.. Her günü yepyeni bir bahar gibi yaşayarak İnce uzun parmaklarında ellerini saklayarak Yaşamaya var mısın.? ..........var mısın.? Seremoni Seremoni |
Sarktı gece... sarktı gece olanca karanlığıyla en kuytularıma bulutların arasında şimşekler harladı haşmetiyle bir an sadece bir an aydınlandı sema geceme göz kırptı aklınca kış ayları solgun olur, geceleri üşümelerim. Uzatsam ellerimi tutabilir misiniz, ya da sarılsam size katlanabilir misiniz. tenim ak benim, duygularım hükümdar baş edemem yüreğimle duygusal... dağların tepelerinde özgürlük, kendi içime sığamam ki tepelerinde barınayım. martıların kanadına konmuş aşk, uçurtmam yok.! yanına varayım, mavi olur bulutların üstü, düş gibi sen gibi can, geceler. en son baharı yaşadığımda kararttım duygularımı ah o eski aşk olmasa neyleyim seni hüznü karaya çalmış sabah içimdeki sen yanım varma telaşım olmasa... ekleyebilir miydim geceleri gündüzlere, hüzünleri şiirlere sıra sıra. senin için ________yar! ! ! Zeki ARLAN... |
BIR BOGUM UKTE SEVDAM Gelemiyorum yanına ! O kadar çok engel var ki arada Bir uçurtmanın kuyruğuna takılıp gelmek istedim; Çekmedi yorgun bedenimi. Bulutlara takılmayı denedim; Bir yıldırımla attı üzerinden. Dalgalara bıraktım kendimi kıyılarına vurmak için Kağıttan bir gemi kesti yolumu Koparılan takvim yapraklarıyla gitgide tüketiyor zaman beni Gün geceye gömdü gözlerimi Gece güne savurdu yüreğimi Küle dönen kor tenimde İzi kaldı dokunuşlarının. Üşüyorum... Sıcaklığını bulmak için vurdum kendimi sahranın göbeğine. Güneşin ortasına attım ip merdivenimin ucunu. İp tutuştu... Ben yanamadım. O kadar nasırlaştı ki sensiz can Öylesine mahsun kaldı ki duygular Sevda nerdedir, Özlem ne tarafa düşer? Ne yönüm kaldı, ne mevsimim Sana çıkan yolu bulamadım... Tuttuğum nefeste kaldı, Bir boğum daha ukte sevdam. Arzu Altınçiçek |
Sensizlik Ormanında Sensizlik ormanındayım yine sensiz, Ağaçlar dökmüşler yapraklarını birer birer, Hepsi birer gazel uçuşuyor yerlerde, Savruluyorlar rüzgarın estiği yöne. Bülbüller güllere şarkı söylemiyor artık, Susmuş bülbüller,solan gülleri görünce. Çiçekler açmıyor artık,her taraf bozkır, Papatyalar saydırmıyor artık, Seviyor mu sevmiyor mu diye. Sensizlik ormanın da akşam oluyor, Gök yüzünün kızıl rengi yok artık, Zifiri karanlık oldu her yer, Korkuyorum, Üşüyorum. İçim titriyor, Çaresizim! bir umut ışığı bekliyorum. Sensizlik ormanın da sabah oluyor, Tan ağarırken çoook uzaklar da, Dalın da kalmış tek bir yaprak, Çok uzaklarda da olsa bir kuş sesi, Yeniden umut veriyor,yeniden bana. Sensizlik ormanın da günler geçmiyor, Gözüm o tek kalan yaprak ta. Dua lar ediyorum o da düşmesin diye, Kimbilir diyorum belki de bir sabah, Benim de gönlüm de bahar olacak. Ağaçlar yeşerecek,Bülbüller şarkı söyleyecek, Akşamlarları yaprakların arasından sıyrılan, Aşkımızın şahidi yıldız lar görünecek. Sensizlik ormanın da sensiz yaşanmıyor, Her günüm acı,her saatim hicranla dolu. Bir tek yaprağı beklemek umutsuzca, Düşecekse düşsün,bitsin artık bu çile Sensizlik ormanın da yaşam, yaşam değilki zaten........... Cemal Şimşek |
Acele et. Islanmak istiyorsa çatlamış saçların Bahar kokulu toprağın yüreği gibi Yağmur sonsuza dek yağmayacak Acele et Aç göğsünü ufuklara şimdi durmadan kalbin Acele et Yıldızların arasından senin yıldızını göreceğiz Ve senin çiçeğini çiçeklerin arasından Bir defa koparacaklar Bir defa kopacak son fırtına Bir tane sen, bir defa sen, bir defa son Bir daha şimdi olmayacak Bu şarkıyı bir daha duyamayacaksın rüzgarın kucağında Bu dans, ağaçların dansı bitecek Güneş batmadan Bir defa doğacaksın Ve bugünkü Güneş bir defa doğacak Bakınca ruhunla bak gözlerine kadının Acele et batıyor Güneş Bugünün cenazesini kaldırmadan dün geceki gibi Hücrelerinle kokla tabiatı, bir daha dokunamayacaksın Bir daha kapanmayacak gözlerin, hücrelerinle uyu Bu elmayı santim santim ye, tüm yapraklarını öp çiçeğin Acele et kervan göçüyor Bitmez sandığın yolun yarısına bir çırpıda geldiğin gibi Bir çırpıda son çırpınış, son defa son dalga gelecek Okyanusun karnına göçtüğün zaman acele etme Sonsuzluğa yetecek vaktin olacak. MUHAMMED BOZDAĞ UNUTUŞ Yum gözlerini, yitir kendini karanlıkta göz kapaklarının kırmızı yaprakları altında. Gömül vızıldayan sesin düşen sesin halklarına ve uzaklarda yankılanan dilsiz bir çağlayan gibi, davulların çalındığı yerde. Bırak kendini karanlığa, kendi etine gömül, kendi yüreğine; kemik, o mor şimşek, kamaştırsın gözlerini, kör etsin, mavi göğsünü göstersin akşam ışığı körfezler ve gölgeli koyaklar arasında. O sıvı karanlığında uykunun ıslat çıplaklığını; kıyıya kimbilir kimin bıraktığı gövdeni, o köpek danteli unut. Sonsuz kadın, yitir kendini kendi benliğinin sonsuzluğunda, bir başka denizde buluşan bir deniz gibi unut kendini, beni unut. Dudaklar, öpüşler, aşk, her şey yeniden doğar o ölümsüz, o yalın unutuşta: gecenin kızlarıdır yıldızlar. Octavio Paz |
Yokluğundur Suretim Ayrı dünyalara savrulur göz yaşlarım Her damlada sen uçarsın aklımdan Yüreğimin haremine düşersin. Başlarım seni toplamaya, sormaya Martıların kanadı susar dalgalara, ___________________Gelmezsin… Bir serseri rüzgar değer tenime Senin hasretince vurulur Bend olur bedenim, savrukluğun durulur. Bir tebeşir tozu kaçar düşlerime Çizgilerimden suretin sorulur, ___________________Bilmezsin… Akar, akar. Aktıkça düşlerim çağlaşır Kururlar yanaklarımda hasretlerim Ellerim! vuslat yarasındadır, kederli. MizanSENlerim uzaklaşırlar benden Düşerler Toprağın rahmine iki_şerli ____________________Silmezsin… İçimin kan/yon/larına düşerim pusulasız Aklım ateşleri y/aşar, b/içilir ömrüm Ay ışığında üşür göl/gem vurulur vakitsiz Bir umut direnir martının kanadında rüzgarlara İmzalanır Aşklar Ölümlere akitsiz ____________________Çelmezsin… Orkun Işık |
Öyle olsun gideceksen eğer; Hadi git,ardına bile bakmadan. Attığın hiç bir adımın hesabını yapmadan. Git ve sakın ola düşünme! Ardından koşan çığlığa hiç aldırmadan. Yürüyerek gelen gözyaşı seli ile, Adımlarına bulaşan kanlı çamurdan, Her zaman yaptığını yap umursamadan. Hadi git bir adım bile geriye atmadan. Beklediğin umut'un o renkli süsü, Islah olmayan nefs'in omuzlarında yükü. Gözlerime ettiğin sağanak duası ile, Saçlarımda ak,yüzümde acının tebessümü. Ve sen; başını dik tut,göğsünü gerde yürü. Ardına hiç bakmadan git. Sana alkış tutup baş tacı yapacaklar., Onur duy,gurur duy,ben yaptım de.. Çünkü; sana madalya takacaklar. Çıkarma göğsünden verilen şaheseri Raf raf diz yüreğine çaresiz isimleri Fazlasını umduğun edepsiz beklentiyi. Son gününde sana madalya takacaklar. Hani bir cellat,bir kurban demiştim ya..! Beni bir kere kurban diye, Seni ömür boyu cellat diye anacaklar. Hadi durma şimdi git hiç düşünmeden. ÜNAL KANLI |
DÜŞLERDE GÜLDÜ ZAMAN Zaman geçiyordu düşlerden hiçliğine tamamlarken gerçeği kristal küreye vuran ışıktı zaman Kırık ve renkli Zaman geçiyordu acıtan gülüşlerden nakşında kuruyan kirpik rimeli nemlenmiş vedalarda bir ipek mendildi zaman Yırtık ve kirli Zaman geçiyordu telâşelerden sıkıntılar dökülüyordu heybesinden bir bir kaygılar tenhalıktı büyüyen karanlığında zaman Dehşet ve kindi Aynıların görüntüsünden geçiyordu zaman haza haz, acıya acıydı kimineyse üzerinden yılları yüklenmiş nehirler geçen bir çakıl taşıydı zaman Yük ve mihnetti Zaman geçiyordu sevişmelerden ince ışıklarda kırılan aşkın süzüldüğü camdı zaman camdan süzülen ışığın hangi tarafı kimdi Sen ve öteki Bir büyük bütünden geçiyordu zaman silinemez sevgiden doğumun, ölümün ötelerinde güzeli yeşertiyordu içinde varoluşun çiçeği zamanı çoğaltan oydu belki de Gül ve dikeni Zaman geçiyordu düşünüşlerden savuruyordu saçlarını evrene bir telinde yıldız, diğerinde güneşti neyi kovalıyordu o koca bilge bilinir mi nasıl yaşardı zaman Keyif ve zevki Acılardan geçiyordu zaman, dertlerden kemer gibi dolamıştı beline sargı bezini merhemi dilindeydi derin yaralar gezginiydi zaman Yorgun ve terli Derilmez bahçeydi zaman, uçsuz bucaksız bütün kipleri içeren tüm hâlleri de her şey onun içinde büyütüyordu kendini aşıyordu zamanı yalnız Yokluk ve sevgi Tamlardan geçiyordu zaman kendini büyütenden hangi varlık tamamlansa, heplense tümü hiçe gönderiyordu yokluğun teğetinde hiçi başka zamana her anıyla kendini bütünlüyordu zaman Uçuk ve yerli düşürülen saatlerden geçiyordu zaman tik taksız bukağıdan, zincirden zihnin bilince açılan penceresinde beşikten mezara değildi zaman, daha öteleriydi Artı ve eksi Geçilemiyordu yokluk sessizlikler de Şimdinin sarpında yaşanan ulaşılmazlar köprüsüydü zaman umudun sıratı selleyen uçurumuydu Sonsuz ve ilki Ali Osman Kars |
MERHABA Merhaba! Doğan gün Dal uçları, tomurcuklar Dağların esen rüzgârı Sığırcık kuşlarının sevinci bahar Güneşe koşan çocuklar Merhaba! Merhaba! Sevgi düşüm Utangaç gülüşüm İlk yaşam çığlığım Gelin duvağım Türkü tadındaki yaşam Yürekteki sevda, gözlerdeki ışıltı Dudaktaki şarkı, Özlemi çekilen yarınlar İçerdekiler, dışardakiler Hasreti kanayan dostlar Merhaba! Merhaba! Ağaçta göveren dal Güllerin güne gülüşü Yerdeki çiy, gökteki ay Yağmurun çimlere dökülüşü Yedi iklim, dört mevsim Evrenin renk renk cümbüşü Salkım saçak umut Merhaba! Merhaba! Güneşle beslediğim Sevgiyle süslediğim Dostluk diyarı ülkem Hasretim, Asyam, Anadolum Yüreğim, sevdam, yeni gelinim Merhaba! Nuri CAN |
Her şeyimi verdim,gönlümü verdim Bu sevda uğruna,ömrümü verdim Bulmadım bir huzur,görmedim vefa Beyhude çekmişim,bunca yıl cefa Anlamsız kaprislerin,her gün kurbanı oldum Sevmekle yanıldığım,bu sevdadan yoruldum Nasıl aldandım,nasılda kandım Sever görünen kalpsizi,seviyor sandım Anladım bu sevdadan,artık bana fayda yok Bitsin artık bu oyun,çok çektim,çok HAMİT KORKEN |
Bu gece zemheriden bir ışık doğdu, Aktı yüreğime doldu. Bu gece yaşamın ne kadar hoş, Ne kadar güzel ve ne kadar sevgiyle Dolu olduğunu yeniden anladım. Bu gece üzerimde ki ağırlığın, Sevgiyle nasıl hafifliyebileceğini, Sevginin bütün karanlıkları Işıkla aydınlatacağını yeniden öğrendim. Kelimelerin dansında, Valsinde ve tangounda dolandım. Rockında kafamı salladım, Popunda oynadım, Kelimelere partnerim gibi sarıldım Bu gece. İnsan bir yaştan sonra Sadece kısıtlı şeyleri arıyor. Bir kaç sevgi kelimesine İnsanın ruhu dolanıyor. Her zaman hüzün hakim olamaz yüreğimize, Bende yeniden anladım bunu bu gece. Bir gülüş, Bir kelime, Bir sözcük, Beni mutlu etmeye yetti bu gece. Dilerim her gecem bu gecem gibi olur bundan böyle. gürsel pal |
BIR NEFESLIK DÜS Bazı duygular vardır anlatılamaz, anlaşılır sadece. Sevenin sevdiğini bilmesi kadar, sevilen de anlar sevildiğini. Sevgi her zaman belirli kelimelerle söylenmez. Çoğu defa bir bakış yeter de artar bile... Yeryüzünde hiçbir kuvvet insanoğlunu sevme hakkından alıkoyamaz. Sevmek çoğu zaman var olmaktır. Sonunda bizi yok olmaya götürse bile. Ben şimdi varım ve seni sevmek hakkımı kullanıyorum. Sen bile buna karşı koyamazsın. Sana gelinceye kadar sonu gelmez bir arayıştı sevgilerim. Bir zaman başkalarında aradım seni, başka yüzlerde, başka ellerde aradım. Aldandım, fakat birgün seni bulmak ümidini kaybetmedim. Nasıl olsa gelecektin birgün. Ve işte geldin de! Bana tatmadığım hüzünleri tattırmaya, bilmediğim kederleri öğretmeye geldin. Acıdan yana ne kalmışsa yaşamadığım hepsini bir bir sen yaşatacaksın bana. Birgün yaşamanın gereksizliğini de senden öğreneceğim. Bu selin akışını hiçbirşey duduramaz artık. Ummadığım ve ummadığın bir anda çıktın karşıma. Coşkun ırmaklar gibi, amansız seller gibi geldin, mutlaka yıkarak ve benden birçok şeyleri beraberinde sürükleyerek gideceksin. İşte o zaman yoklukların en dayanılmazı ile karşı karşıya kalacağım. Ergeç gideceksin; beni anlayamadan, beni sevemeden gideceksin. Yalnız bir iç kırıklığı kalacak senden, tesellisiz bir hüzün kalacak. Yıllardır aradığım sendin ama sen gittikten sonra başkasını aramayacağım. Gelmeyecek bile olsan, ömrümün sonuna kadar arardım seni Ama geldin bir kere; ister bilerek gelmiş ol, ister bilmeden... Geldin ya! Şimdi herşey güzel seninle. Yürümenin, konuşmanın, nefes almanın bir başka anlamı var artık. Sen varsın ya, herşey bambaşka gözlerimde... Ümit Yaşar OĞUZCAN |
Aşk! Bugün içindir Yarını olmaz! .. Yarına bırakılan aşkların; Çoğu kez dönüşü olmaz… tevfik yalçın |
GÜL KOKULU YARIM Ve sen kadınım... Biricik gül kokulu yarim... Sen hiç çıkmadın aklımdan yine bu hafta. Çok güzel düşlerde ağırladım seni. Birlikte harika yolculuklara çıktık gökyüzünde, inan bir an aklımdan çıkmıyorsun. Her kadının gözlerinde senin bakışlarını arıyorum, sıcaklığını yokluyorum anlamsız bakışlarda, seninle görüşmeyeli çok oldu biliyorum, ama üzülmüyorum uzaklığına. Nasılsa her an yanımdasın, nereye baksam orada bir çift bakış beni bekliyor. Yokluğunu çekmiyorum yani, senin de beni böyle düşündüğünü hissediyorum. Güzelim benim, eminim ki, aynı duygularla çarpıyor kalplerimiz. Ah güzelim, doya doya öpüyorum hayalini. Mahmut Kuru |
Panayır Yine geldi geçti son eylül akşamları, Rüzgar yüklenmekte serinlikleri, Yüreğimde yine o insafsız panayırlar. Allı morlu kadınlar geçmekte, Kahkahalar şuh dumanaltı.. Ve kuytuların çocukları yine ağlamaklı, Çakmak çakmak iri gözleri, Yüzlerinde bir adam nefreti, Elleri hala çocuksu... Hayat voltaları atılmakta tükenmişliğin dar sokaklarında, Yolüstü süslenmiş çöp bidonları, Alabildiğine renkli, Alabildiğine şirin, Ama en önemlisi alabildiğine pis kokan... Bir dönme dolap. Aşıklardan uzak, yarı başı dönmeli yarı sarhoş. Yönü belirsiz bir kalabalık, Alabidiğine karışık, Alabildiğine gürültülü, Ama en önemlisi alabildiğine ter kokan... Yüzlerde çingene pembesi hayaller, Sarmaş dolaş yalan ve gerçekler, Saat kulesi gece yarısını çalmakta, Alabildiğine hızlı saniye, Alabildiğine yorgun yelkovan, Ama en önemlisi alabildiğine uykulu akrep.. Mehtap bir ağaç gölgesinde dansöz, Bir denize tutsak yakamoz Yıldız yüklü gece alabildiğine parlak. Şafak yeni günlere gebe, Alabildiğine uzun, Alabildiğine soğuk, Ama en önemlisi, Alabildiğine acımasız... Ve son notaları hüzzam bir şarkının, Bir piyanonun son tuşları çalıyor yaşlı bir elde, Yaprak döküyor dev çınarlar, Bir ölünün günahlarını döktüğü gibi. Bir yürek kayboluyor bir bedende tutsak. Tıpkı toprağa konan ceset gibi... Erkan Başok | |
Artık * bir zamanlar İzmir de vapurlar önce beni alıp giderlerdi eğdim başımı beni saran derin karanlıklara artık kentin koğuş kıyılarında volta atarken elimden kaydı savrulan ümitlerim körfeze düştü tam ortasından ıslandı kuru isteklerim kaldı şimdi kısaca ümitlerimde delikler var artık * bir zamanlar ayıklığım sırt üstü yüzerek uzaklaştı taaa buradan söylüyorum renklerim kiracısız artık üstüne kapandığım sesimin tam önünde solmaktayım akan derenin gölgesinde döktüğüm sevdalar çekip gittiler beklentilerim çingenelerin giydiği gibi renkli değil tiner çekti arzularım kısaca halüsinasyonlar içindeyim artık * bir zamanlar saymaktan yorulurdum bende kalan günleri devrilmiş her isteğimin tersindeyim artık günler gitti ben kaldım çok eski pazartesindeyim tomurcuklarım döküldü kaç kere çok iyiyim diye hasat veririm süne zararlısı böcekler yedi tohumlarımı kısaca gübresiz nadaslara kaldım artık * bir zamanlar su katılmamış çeliktim ambar kokularına da sözüm geçmiyor artık durup durup çıplak ateş taşıyorum kızgın potama arzularım ince teller halinde örslerin üzerinde kusurlarım beni dövüyor dövülmüş hatalarımla haddimce hanelerdeyim kısaca cürufum artık * bir zamanlar İzmir in kıyılarını cebime koyardım biriktirdiğim renkli taşları betonlar örtü artık kapısına zincir asılmış Rum evlerinde kaldı çocukluğum eğildikçe kolonları tavandan düştü beklentilerim heybeler dolusu midye kırıkları bahçesindeyim sokak çocuklarının çaldığı yontulmuş pervazlarımda gitti kısaca çöküyorum artık * bir zamanlar sulara düşen sürülerimi toplardım çağırma beni körfez gelmem artık içiminin denizinde dalgalar azalıyor ya evimin kapısı bulamıyorum kapıyı bulsam anahtarı unutuyorum afişleri yırtık sabit duraklara yasladım başımı kısaca dinginsiz yaşıyorum artık * itinayla koyduğum akan yalnızlığımı zamanında dolduramadım artık gözlerimin açlığında hiç bir olamadım hiç bir yerdeyim hiç bir şeyim anlasanıza kısaca hiç bir zamandayım artık * Serdar San - İzmir, 22. 02 2006 |
Pergel Sevgili, seninle ben pergel gibiyiz: İki başımız var, bir tek bedenimiz. Ne kadar dönersem döneyim çevrende: Er geç baş başa verecek değil miyiz? http://img159.imageshack.us/img159/966/featherrn6.gifÖmer HAYYAM |
Mahur Beste . Senlik dagildi bir aci yel kaldi bahçede yalniz O mahur beste çalar Müjgan'la ben aglasiriz Gitti dostlar sölen bitti ne eski heyecan ne hiz Yalniz kederli yalnizligimizda sirali sirasiz O mahur beste çalar Müjgan'la ben aglasiriz Bir yangin ormanindan püskürmüs genç fidanlardi Günesten isik yontarlardi sert adamlardi Hoyratti gülüsleri aydinligi çalkalardi Gittiler aksam olmadan ortalik karardi Bitmez sazlarin özlemi daha sonra daha sonra Sonranin bilinmezligi bir boyut katar ki onlara Simsiyah bir teselli olur belki kalanlara Geceler uzar hazirlik sonbahara . Attila Ilhan --------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- |
| Saat: 11:14 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık