MsXLabs
Sayfa 3 / 71

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Kahve Molası (https://www.msxlabs.org/forum/kahve-molasi/)
-   -   Asla Bitmeyen Konu (https://www.msxlabs.org/forum/kahve-molasi/11-asla-bitmeyen-konu.html)

Misafir 2 Mart 2006 16:39

Yıldızın Yeri..


Yıldız ona sesleniverdi ansızın:

“Neden ağlıyorsun, çocuğum? Seni böyle hüzünlendirecek ne var?”
Çocuk, yanaklarından süzüle süzüle akan yaşları silerek yıldıza dedi ki:
“O kadar uzaktasın ki, hiçbir zaman sana dokunamayacağım.”
Ve yıldız, çocuğun hüznünü giderecek bir cevap verdi:
“Böyle uzaklarda durduğuma bakma, eğer yüreğinde olmasaydı asıl yerim, göremezdi beni senin gözlerin


Misafir 3 Mart 2006 08:43

İnsanoğlu, bir gün virgülü kaybetti.
Söyledikleri birbirine karıştı.
Noktayı kaybetti.
Düşünceleri uzayıp gitti, ayıramadı onları.
Ünlem işaretini kaybetti.
Sevincini, öfkesini, bütün duygularını yitirdi.
Soru işaretini kaybetti.
Soru sormayı unuttu, her şeyi olduğu gibi kabul eder oldu.
İki noktayı kaybetti.
Hiçbir açıklama yapamadı.
Hayatının sonuna geldiğinde elinde sadece "tırnak işareti" kalmıştı.
“İçinde de başkalarının düşünceleri vardı, yalnızca.”


Misafir 3 Mart 2006 11:57

Yaşam için 13 ifade...
GABRİEL MARCİA MARQUEZ


Yaşam için 13 ifade...
1- Seni sen olduğun için değil, senin yanında olduğum zaman, ben olduğum için seviyorum.

2- Hiç kimse senin gözyaşlarını haketmez ve onu hakeden seni asla ağlatmayacak olandır.

3- Birinin seni senin istediğin gibi sevmemesi, onun seni bütün varlığıyla sevmediği anlamına gelmez.

4- Gerçek dost, elini tuttuğunda kalbine de dokunandır.(Böyle dostlar biliyorum )
5- Birini özlemenin en kötü yolu, yanyana oturduğun halde onu hiçbir zaman elde edemeyeceğini bilmendir.

6- Üzüntülü olduğun zamanlarda bile gülümsemeyi asla bırakma, biri gülümsemene aşık olabilir.

7- Bu dünyada bir insan olabilirsin, ama birisi için bir dünya olabilirsin.

8- Zamanını seninle geçirmekle ilgilenmeyen biriyle zamanını harcama.

9- Belkide Allah doğru kişiyle karşılaşmadan önce yanlış kişilerle karşılaşmamızı istemiştir. Böyle olunca minnettar olacağızdır.

10- Bir sona geldiğin için ağlama, onu yaşadığın için gülümse.

11- Seni kıracak insanlar herzaman olacaktır, öyleyse güvenmeye ihtiyacın var, sadece dikkatli ol!..
12- Daha iyi bir insan ol ve yeni bir insanla karşılaşmadan, o kişinin, senin kim olduğunu bildiğini ümit etmeden önce, kendinin kim olduğunu bildiğinden emin ol.

13- Çok fazla uğraşma, en iyi şeyler ummadığın zamanlarda olur.

"OLAN HERŞEYİN ARKASINDA BİR SEBEP VARDIR"



sims_2 3 Mart 2006 16:47

bitmeyen tek şeyy eğlence


Misafir 4 Mart 2006 03:21

Sizce başarının sırrı ?
 
BİRAZ UZUN AMA OKUMANIZI İSTERİM BELKİ HAYATININZDA BAZI DEĞİŞİKLER GÖREBİLİRSİNİZ



Başarının sırrı: Mutluluk

Yaşamınızın ve okul hayatınızın yolunda gitmesi için, gündelik hayatınızda da işlerinizin tıkırında olması şart! Olumsuz duygular yüzünden okulda veya iş yaşamınızda başarısız olmak istemiyorsanız, onların üstesinden gelmeye bakın!


Gün içerisinde değişik değişik duygular yaşarız. Arkadaşımızın bizim için yaptığı ufak bir iyilikten mutluluk duyar, peşimize takılan bir köpekten korkarız ya da beklemedik bir olay karşısında şok oluruz! Haliyle yaşadığımız bu duygular hayatımızı etkiler. Eğer mutluluk gibi olumlu duygular yaşıyorsak iyi güzel de, olumsuz duygular insanın canını sıktıkları yetmiyormuş gibi, bir de hayatımızı olumsuz yönde etkiler. Buna okul hayatımız da dahil... Üzgün olduğumuz için derslere konsantre olamayız, öğretmenimizden nefret ettiğimiz için okula gitmek istemeyiz ya da sınav kaygısı nedeniyle okulda başarısız oluruz. Peki, bu ve benzeri olayların üzerindeki etkisinden nasıl kurtulacağını biliyor musun?

1. ŞOK

Bazen feleğimizi şaşırtan durumlar yaşarız. Sizin de mutlaka olmuştur, bir düşünün. Örneğin, sevgiliniz sizi en yakın arkadaşınızla aldattığında ya da en çok güvendiğiniz arkadaşınız en gizli sırlarınızı ortaya çıkardığında... Bu tip durumlarda, yaşadığınız şokun etkisiyle hiçbir şey düşünemeyebilirsiniz. Ama şöyle bir silkelenip kendinize gelmelisiniz. Öncelikle yapmanız gereken, kendinizi düşünmek. Şoku atlatmak için önce bir bardak soğuk su için ve ılık bir duş alın.

Ardından annenize veya çok sevdiğiniz birine kocaman sarılarak, ondan pozitif enerji kapın. Sonra oturup olayı düşünmeye başlayın. Eğer en yakınlarınız sizi şok ettiyse, bunu niye yaptıklarını düşünün. Eğer onları haklı çıkaran hiçbir sebep yoksa, bir süre şoku yaratan insanlardan uzak durmaya ve olanları unutmaya çalışın. Bu arada hayatın sürprizlerle dolu olduğunu unutmayın ve olayı kafanızda büyütmeyin. Eğer olaya çok fazla takılıp kalırsanız, etkisinden kurtulmanız da bir o kadar zor olur

2. İNKAR

Bazı olayları insan kabullenmekte zorlanır; örneğin "ölüm" gibi, terk edilmek gibi... Bu tip durumlarda kendinize karşı dürüst olmalı, cesaretinizi takınıp olayla yüzleşmeli, olanları kabullenmeye çalışmalısınız. Bunları beceremiyorsanız, kendinizi aşırı çaresiz hissettiğiniz durumlarda duygu ve düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşmayı ya da yazmayı deneyin.

3. YALNIZLIK

Kalabalıklar içinde bile, bazen yapayalnız kalmış gibi hissederiz kendimizi. Sanki kimse bizi anlamıyor, kimse bizi takmıyor, kimse bizi sevmiyordur... Bazen de gerçekten bu duygulara kapılmamızı gerektirecek olaylar gerçekleşir. Arkadaşınız kendine yeni bir grup bulmuştur, başka bir şehre taşınmıştır, ailemiz küçük kardeşimize daha çok ilgi gösteriyordur ya da kedimiz ölmüştür... Dünyada bir başına kaldığınızı ya da kimsenin sizi anlamadığını düşündüğünüz zamanlarda, çevrenize şöyle bir göz atın. Arkadaşlarınız, aileniz, akrabalarınız... Bir kişiyle aranız bozuk diye, diğerlerini görmezden gelmeniz ya da onların da sizi aslında anlamadığını düşünmeniz, sizi sevenlere haksızlık olur. Eğer yalnızlığınız arkadaşsızlıktan kaynaklanıyorsa, hiç arkadaşınız yoksa, mutlaka insanlarla ilişki kurmaya çalışmalısınız. Spor aktiviteleri ya da okul klüpleri, bu iş için birebir!

4. SUÇLAMA

İşin aslını söylemek gerekirse, kötü şeylerin sorumlusu olarak görülmekten hiç hoşlanmayız. Dolayısıyla, çoğu zaman kendi yaptıklarımızın suçunu başkasına atmaya ve yaptıklarımızı örtbas etmeye bayılırız. Oysa kötü olaylar karşısında, suçu başkalarına atmaya çalışmanın hiçbir faydası olmaz, hatta iyileşme sürecini yavaşlatır. Herkes hata yapma hakkına sahiptir, değil mi? İnsan suçunu kabullenmeli ki, hem kendine saygısı olsun hem de sorumluluk duymayı öğrensin. Bazen de tam tersi, her şeyin sorumlusu kendimizi görürüz. Bu tip durumlarda da, kendimizle barışık olmayı ve kendimize yüklenmemeyi öğrenmeliyiz.

5. HÜZÜN

Bir olay karşısında üzüldüğünüzde, ya da içiniz sıkıldığında, sakın hüzünlü ve ağır tempolu müzikler dinlemeye ya da duygusal filmler izlemeye kalkmayın. Saçma sapan bile olsa bir komedi filmi izlemek ya da eğlenceli arkadaşlarınızla vakit geçirmek kendinizi daha iyi hissetmenize yardımcı olacaktır. Eğer evdeyseniz temizlik yapmak, etrafı toparlamak, hiç olmazsa CD'lerinizi alfabetik sıraya sokmak bile işe yarayabilir.

6. ÖFKE

Öfkeli olduğunuzda, öncelikle sinirinizi başkasından çıkarmamayı öğrenmelisiniz. Erkek arkadaşınıza kızdınız diye, neden kız arkadaşınaıza ya da ailenize kızıp duruyorsunuz ki? Asıl yapmanız gereken, derin bir nefes almak. Sonra da odanıza gidip yastığınızı elinize alarak onu kızdığınız insanın yerine koymak ve onun hakkından gelmekhttp://www.forumca.net/images/smilies/smile.gif Ona ne yapmak ya da ne söylemek istiyorsanız şimdi yapabilir veya müziği sonuna kadar açarak, bağıra çağıra sözlere eşlik ederek deşarj olabilirsiniz.

7. KAYGI

Sürekli aklınızda soru işaretleri mi var, "Ya sınavdan çakarsam", "Üniversiteyi kazanamazsam", "Erkek arkadaşım beni terk ederse" diye... Çıldırdın galiba! Hayat sürekli bu endişelerle geçer mi? Rahatlayın ve olayları akışına bırakın. İşler olursa olur, olmazsa olmaz. Kendinizi yıpratmanıza ve bunları, sanki dünyanın sonuymuş gibi büyütmenize gerek yok. Farkındaysanız, olayları kafasına sizin kadar takmayanların işleri hep rast gidiyor. Siz de çalışın çabalayın ve kalanını Allah'a bırakın.

8. NEFRET

Arkadaşınızı çok seviyordunuz, ta ki sizin uzun zamandır hoşlandığınız yakışıklıya asıldığını öğrenene kadar... O yüzden şu an ondan nefret ediyorsunuz. Şimdi ne yapacaksınız? Onunla konuşun. Bunu niye, neden yaptığını öğrenin. Söyledikleri sizi tatmin etmiyorsa, sizi her an arkandan vurabilecek bir kişiyle arkadaşlığınızı devam ettirip ettirmemeye kendiniz karar verin. Eğer konuştuğunuz halde ona olan nefretiniz dinmediyse, bu duygudan uzaklaşmak için, o arkadaşınızdan da uzaklaşmaya çalışın. Yoksa onu her gördüğünüzde sinir olacaksınız.


Misafir 5 Mart 2006 09:57

aşk bitince fırat geçilmez

Fırat’ın bir yakasında yaşayan bir delikanlı ile öbür yakasında yaşayan güzel bir kadın varmış. Birbirlerine aşık olmuşlar. Delikanlı her gece Fırat’ın sularında yüzerek karşı yakaya geçer sevgilisine ulaşırmış. Şafak sökmesine yakın delikanlı sevgilisine öpücük kondurup Fırat’ın azgın sularına girip öbür yakaya geçermiş. Bu gecelerce böyle sürüp gitmiş. Yine bir gece delikanlı Fırat’ı geçip sevgilisinin yanına gitmiş. Şafak sökerken delikanlı veda öpücüğünü vermek üzere kadının yanına sokulmuş, kadına dikkatle bakarak;
- senin bir gözün ama mıydı ! demiş.
Kadın o zaman delikanlıya bakarak;
- sen sen ol, sakın ola bugün Fırat’a girme demiş.
Delikanlı kadından ayrılmış, Fırat’a girmiş ve yüzme bilmediğinden boğularak ölmüş. Bizim delikanlı gerçekte yüzme bilmiyormuş, duyduğu aşk yüzünden, onun gücü sayesinde Fırat’i geçermiş. O aşk bitincede......
__________________


Misafir 7 Mart 2006 07:07

Çek GiT!!
 
Sil baştan başlamak gerek bazen... Hayatı Sıfırlamak!


Misafir 7 Mart 2006 20:50

Merhaba..

Herşey bu sözle başladı..
Uzun zaman önce, 1 gece..
Asla vedalaşmamak üzere..


Misafir 7 Mart 2006 21:05

http://img70.imageshack.us/img70/9297/1152iu1ct.gif
CANIM,SEVDİĞİM,YÜREĞİM...
BU DUVARLAR YETMİYOR BİZİ AYIRMAYA BİLESİN!
BU PARMAKLIKLAR,BU DEMİR KAPILAR,BU HAVA İNAN.
BAZEN BİR YUMRUKTA YIKACAK KADAR GÜÇLÜ,
BAZEN BİR SERÇE KADAR GÜÇSÜZSEM BİR NEDENİ VAR!
HANGİ ZORLUĞU YENMEMİŞ İNSANOĞLU?
HELE TAŞIYORSA İÇİNDE BU İNSANCA SEVGİYİ?
GÜZEL GÜNLER ZORLU DURAKLARDAN GEÇER SEVDİĞİM!
DAMLA DAMLA BİRİKİYOR İNSAN,
DAMLA DAMLA SEVDİĞİM!
BİR GÜN AKIP GİDECEĞİZ HAYATA;
DUVARLAR YIKILACAK,
AÇILACAK BÜTÜN KAPILAR,BİLESİN!
BENİM YÜREĞİM SENSİN ŞİMDİ;
SENİ VURUR DURUR!
VE YİNE
DAMLA DAMLA ÇOĞALIYORSUN İÇİMDE.!
YILMAZ GÜNEY
Asla bitmeyecek olan tek sey sevgi dir



Misafir 11 Mart 2006 21:25

Gittin...

Bir sevda masalı bıraktığın arkanda, kırık dökük...
Limanlar sessiz, yelkenler paramparça...
Hiç bir gemi ulaşamıyor gitmek istediği yere...
Sensizken bu şehir bile olamıyor mutlu...

Her şarkıda seni bulmak,...
her mısrada seni okumak ve seni yazmak alabildiğince yüreğim...
Ve sonunda hep sana varmak, sende uyanmak sabağın karanlığına...
Yokluğunda nefes almak... Soğuk soğuk seni terlemek geceleri..
Senden gidişlerde senide götürmek hüzün yüzünle...
Gidişlerinde, kendini bırakıp yanımda,...
mutluluğu götürmeni izlemek saatlerce...

Senden terkedilmek...
Uzaklaştırılmak tüm düş yüklü satırlarından...
Sevdasız kalmak, sevdansız kalmak...

Sevgilim... Sensiz buz tutmuş bir nehir, lal bir bülbül, âmâ bir mavi gibiyim...
Yokluğunda yerle yekzan, sevgisiz kırlangıç gibiyim...
Öpücükle geçmiyor içimdeki çocuğun yaraları...
Dost türküsü hafifletmiyor artık gidişinin acısını...

Bittim işte bak... Bittim...

Sensizken yokum ben... Biliyordun da; yok olacaktım... Ama gittin...

Tüm hayalleri yıkıp gittin...

Bari sevmiyorum deseydin... Bari gözlerinden akmasaydı onlarca yaş..

Sevgilim.. Sen de istemedin...

Ama gittin...


Misafir 16 Mart 2006 17:06

Ten kafestir, ruhsa 1 kuş..
Kuş kafesinden sıyrıldıkça gönüller incelir, kanat çırpar alemlerde..




Mr-KaCaK 16 Mart 2006 17:13

Senin kısa Bir Hayatın var Yoksa Zamanmı Cok Yaslanıyor


Misafir 21 Mart 2006 23:16

felluce (CD Extra)
Şiir: Ali Ulurasba Müzik : Gündoğar
Düzenleme : Bedirhan Gökçe

Medeniyetin Felluce çağındayım.
Ne tarafa dönsem kan,
Baba uyan,
Ey uyuyan dünya uyan.
Çocuğundur artık kanayan.
Baba uyan, uyandır kardeşimi,
Kim bizi postallar altında ezen?
Bizi kirleten kim?
Saçından sürüklenen kardeşim nerede?
Nerde kayarken dilek tuttuğum yıldızlar.
Kirpiklerime yağan sabah güneşi.
Elimi uzattığımda dokunduğum gökyüzü, nerede?
Nerede, her hafta pazara giderken
Sımsıkı tutunduğum o nasırlı ellerin?
Rahmet mi bu yağan baba?
Yoksa azap mı?
Sanki bir kapı açılıyor düşümde,
Masalımın ilk çağından,
Kör bir kuyuya düşüyorum.
Güneşin imparatorluğundan,
Karanlığın zaferi çıkıyor karşıma.
Yarım kalan düşlerimde.
Masal yüzlü bebekler ağlıyor hala.
Filistin duvarında,
Çocuğuna sarılan bir baba,
Kudurmuş bir işgali,
Dünyanın beynine kazıyor.
Necef de, Bağdat da, Çeçenya da,
Bir çağ yanıyor baba,
Bir çağ yanıyor ve bir kez daha yıkılıyorum.
Ve bir kez daha adım kanlarla
Zulmün kitabına yazılıyor.
Böyle mi olmalıydı baba.
Bükülmeyen bileyin,
Taşlarla kırılmalı.
Adın teröriste çıkmalıydı.
Senin katilin aklanmalı.
Bir imparatorluğun
Nazar boncuğu Mostar, yıkılmalıydı,
Böyle olmamalıydı baba.
Böyle olmamalıydı,
İşgale karşı koymanın bedeli
Senin kapanan gözlerini seyretmek,
Olmamalıydı.

Baba uyan, ne olur uyan
Evladındır artık kanayan.
Haçlı seferlerinde hep,
Hep ben ölmeliydim öyle mi?
Doğudan, batıya,
Her mezara kendimi gömmeliydim.
Böyle miydi baba?
Oysa Tuna nehri kadar özgürlüktüm ben,
Dicleydim, Fırattım vatandım ben.
Bir avuç su, bir karış toprak,
Değildim ben.
Baba ne kaldı şimdi Felluce den?
O da yanıyor şimdi, Musul gibi,
Kerkük gibi, Filistin gibi.
Yanıyor sapan taşlarının,
suskun dilindeki ateşten.
Kimin olursa olsun artık,
Bu kanlı zafer.
Adını kim koyarsa koysun bu zalim çağın.
Eğer camide vuruyorlarsa yaralı bir babayı camiden.
Bu zulme alkış tutan,
Bu zulme sessiz kalan,
Herkes utansın.
Baba uyan, evladındır şimdi kanayan.
Ey bana büyük, kainata küçük dünya,
Sen yabancı değilsin çocuk ölümlerine,
Ana yüreğinin böyle göğüsten sökülmesine,
Şahitliğin taa Kızılderili kabuslarından.
Çok ağladığın olmuş zenci kölelerin,
Zincirli bembeyaz ellerine.
Sen onları da kurtaramamışsın ya.
Eyvah! Eyvah!
Şimdi, şimdi ne Mescid-i Aksa,
Ne Süleyman mabedi,
Hatırla,
Alnından vurulan Ramazan’ı
Bayrama yetişemedi.
Şu kan kusan ağzında,
Bayat bir şekeri bile çiğneyemedin.
Uyan baba, baba uyan!
Utan ey uyuyan dünyam utan,
Düşlerime daha turnalar girecekti.
Uyan! Utan! Utan.


Mystic@L 21 Mart 2006 23:34

ERKEKLERE YAPILMAYACAKLAR

Erkeklere toplum önünde bir şey öğretmeye kalkmayın, sadece baş başayken eğitebilirsiniz.Toplum Önünde 'her şeyi biliyor' olurlar..

Televizyonda maç seyrederken 'konsantre'olunca takımanmaçı kazandıracağını sanan tek canlı erkektir..

Erkeklerin algılamaları okadar düşüktür ki,takımın attığı golü yüz kere seyretmeden durumu anlayamazlar..

Erkek arkadaşınızın kalbini kırmadan terk etmenin tek yolu'senden bir çoçuk sahibi olmak istiyorum'emektir..

Eşine durmadan şişmanladığını söyleyen bir erkek kendi durumunu yıkanırken gömleği çekmiş olmasına bağlar.

Erkekler sabahları gazeteyi ilk okuyanın kendisi olmasını isterler,eğer ilk siz okursanız san ki' kadınına erkek eli değmiş' gibi erkeklikleri yara alır.

Erkekler duygusallığını ele verince otoritesi biter ve bu nedenle 'ilişkimiz hakkında konuşmak, istemiyorum ' lafı bir erkeğin kanını durduracak başka bir cümle yoktur.


Misafir 26 Mart 2006 12:30

Gerçek Sevgi..
Bu duyguyu tatmayanınız yoktur heralde. Gerçek sevgiyi buldugunuzda o sizi asla
bırakmaz. Gerçek olanı görmek gercek olanı yaşamak cok güzeldir. Ve sevgi için
yapılmayacak şey kalmaz. Hayatın ne olumsuzlulugu olursa olsun, yaşamak
istemediklerini dahi unutturur insana. Bazen aklın sınırlarını zorlar, bazen
kural tanımaz...

Sevgi su gibidir. İhtiyaçtır. Düşünsenize susuzluktan neler oluyor. Sevgisiz
insan kurak toprağa benzer. O koskoca çatlaklarından sızacak bir damla suya
hasret kalır ya toprak, insan da bazen bir damla sevgiye hasret kalmaz mı?

Nedendir sizce? Nedendir yıllarca bekleyiş, nedendir mücedeleler, nedendir bir
buse için can vermek. İnanın böyledir, vardır sevgi...

Sen başkasın, ben başkayım, sen ordasın, ben buradayım diye bir şey
olmuyor.Yalnız yüreğinin sesine kulak veriyorsun. Bir şeyi istiyorsan gerçekten
iste ,yürekten iste....Sevgi, aşk kuralsızdır. Ne giyindiğin kıyafeti, ne
makamı, ne mesafeleri ne de başka bir şeyi dinler... Onun fermanı okunmaya
başladımı her şey susar. Her şey çaresiz kalır... Sevgi söz konusu olduğunda göz
hiç bir şeyi görmez. Hiç bir güç onu yıkamaz sanki...Çünkü; kendisi de güçlü bir
varlık haline gelir. Sevginin gücü vardır artık onda.Ruhunun derinliklerinden
gelen bu ezgi güçlenmeye başladıkça aşamayacağı engel yoktur .Çok ama çok
seversin. O, senin güzelliğine sevgisiyle güzellik katar ,yalnızlığını
unutturur. Sen ve o ikiniz. İki varlığın birlikte varolduğunu hissettirir sana.

Sevgiyi yakaladığınızda asla kaybetmemeye çalısın .Hele bu zamanda çıkarsız,
gercek sevgiler bulmak zor olmaya başladı. Katıksız sevin. Kendiniz için sevin,
yaşamı anlamlı kılmak için sevin. Sevin ki yağmurun, mevsimlerin m*******
öğrenin; güneşin sıcaklığını hissedin. Göreceksiniz bu hayat yetmeyecek size.
Sevgisiz olmayacak.

Unutmayın gerçek sevgiyi bir defa kaybederseniz, belki bir daha bulamazsınız...
Sevgiyle kalın...

Ayşegül Tuğlu




ahmetseydi 2 Nisan 2006 10:04

Rakamların Diliyle
 
Dünyada yaşayan çocuk sayısı: 2 milyar 850 milyon

•••

Dünyada bir günde ölen çocuk sayısı: 35 bin

•••

Her gün ishal nedeniyle hayatını kaybeden çocuk sayısı: 18 bin

•••

Yeterli beslenemeyen çocuk sayısı: 800 milyon

•••

Temiz su içemeyen çocuk sayısı: 400 milyon

•••

Yetersiz beslenmeden dolayı büyüme ve gelişme bozukluğu içinde büyüyen çocuk sayısı: 170 milyon

•••

Önlenebilir veya tedavi edilebilir hastalıklardan dolayı her yıl ölen çocuk sayısı: 4 milyon

•••

6-11 yaş arası hiç okula gitmeyen çocuk sayısı: 140 milyon

•••

Her 100 çocuktan kaçı okuma yazma bilmiyor: 24

•••

Türkiye’de her yıl doğan bebek sayısı: 1 milyon 360 bin

•••

Türkiye’de kimsesiz çocuk sayısı: 700 bin

•••

SHÇEK’in himaye ettiği çocuk sayısı: 21 bin

•••

Türkiye’de anne baba dayağı yiyen çocuk oranı: %72
Öğretmen dayağı yiyen çocuk oranı: %22

•••

Dünyada işçi çocuk sayısı: 300 milyon

•••

Dünyada sokakta yaşayan çocuk sayısı: 90 milyon

•••

Dünyada sağlıksız koşullarda yaşayan çocuk sayısı: 1 milyar 100 milyon

•••

Dünyada her yıl bir ay yaşamadan ölen bebek sayısı: 4 milyon

•••

Her yıl AIDS’in pençesine takılan çocuk sayısı: 1 milyon

•••

Her yıl AIDS nedeni ile hayatını kaybeden bebek sayısı: 500 bin

•••

Son 10 yılda yaşanan savaşlarda ölen çocuk sayısı: 2 milyon 325 bin

•••

Son on yılda aktif olarak savaşlara katılan çocuk sayısı: 300 bin

•••

Dünyada okula gidemeyen çocuk oranı: %20

•••

Irak’ta, ayda yalnızca 5 yaşın altında ölen çocuk sayısı: 5.000

•••

Çalışmak için okulu terk eden çocuk oranı: %57

•••

Çocuğuna özel olarak vakit ayırıp ilgilenen aile oranı: % 44

•••

Türkiye’de sokakta yaşayan çocuk sayısı: 20 bin

•••

Türkiye de 5 yıl sonra sokaklarda yaşama riski olan çocuk sayısı: 1.5 milyon
Eğer önlem alınmazsa sokakta yaşamak zorunda kalan çocuklardaki artış sayısı günde: 822
Eğer önlem alınmazsa sokakta yaşamak zorunda kalan çocuklardaki artış sayısı yılda: 300 bin


Misafir 2 Nisan 2006 22:51

JAPON DEYİP GEÇME
 
Amerika’nın en büyük şirketlerinden biri, yeni açtığı fabrika için gerekli olan 1200 makinayı bi Japon firmasına sipariş etmek zorunda kalmış. Başka çareleri yokmuş, çünkü Japonların geliştirdiği bi teknolojiymiş bu. Amerikalılar çekik gözlülere kıl olduklarından yapılan sözleşmeye onları sinir edecek maddeler eklemişler. Bi tanesinde de, 1200 makinadan en fazla 3'ünün bozuk çıkabileceğini, aksi takdirde, kesinlikle tek bir sent bile ödeme yapmayacaklarını belirtiyolarmış. Japonlar sözleşmeyi imzalamışlar imzalamasına ama “Ulan bu yankilere derslerini vermek lazım şimdi” demişler kendi aralarında. Neyse, siparişin teslim tarihi gelmiş. Gemi limana yanaşmış. Mallar indirilmiş, sayılmış, Amerikalılar bakmışlar 1197 makina var. Bunlar şaşırmışlar tabii, “Allah Allah noluyo” falan. Derken DHL’in kamyonu yanaşmış fabrikanın kapısına. Kargo kamyonunda 3 tane daha makina varmış. Kutuların üzerinde de kocaman kocaman harflerle “Dikkat bozuk!” yazıyormuş.


Misafir 8 Nisan 2006 17:17

Aksiliğim üstümde sende kelimeler hep feraziye, gördüğün kadar arazi...

Kimse mükemmel değil ki. !

Ne umdun ki benden kadı kızı bile veremli...

Benim kusurum anca naz senin ki mesafei. !

Ahmak kişilik sensin, cevizi dişiyle kıran fake'sin...

Her geyikle muhabbette yanar dönersin. !

Ben rüzgarın aruz vezni sen kükürdü ancak...

Sus karıncalandı kalp söyle paşa nedir amac ?!

Bence ringe havlu at, Mach kırar kol bacak !

Esti gecti hayatımdan bir esen ve bin zafer...

Kazı kazan, kazandığım bir kadın ve bin keder !

Kaderdaşlar sıralı, kader sıvadı kolları !...

Bedava ekmek kalabalığı !

Zulûm taşıyla kanatıverdi başımı felek kafesi, düşüncemden seni de çaldı, elimde hırsız kellesi !


Misafir 9 Nisan 2006 01:19

Güneşin İlk Çağı
 
Tolkien Evreninde Hayali Tarihsel Çağ
Tüm Tolkien hikayeleri açısından Güneşin Çağları asıl odak noktasını oluşturmakla birlikte, gökyüzünde güneş Otuzuncu Valarian Çağına yani Arda'nın yaradılışından 30.000 ölümlü yılı sonrasına kadar yükselmemektedir. Fakat Güneş Çağları boyunca geçen Güneş yılları süresi de oldukça uzundur. Yüzükler Savaşı ile Üçüncü Çağın sonuna dek, toplam 7.063 ölümlü yılı geçmiştir.
Valinor Yıllıklarındaki ilk kronolojilerde Tolkien, Arda'nın yaradılışından 29.980 ölümlü yılı sonra Melkor ve Büyük Örümcek Ungoliant'ın Valinor'da Ağaçların Çağlarına son vererek ağaçların ışıklarını sonsuza dek yokettiklerini anlatır. Fakat iki Valar, Yavanna ve Nienna, ağaçların kalıntılarından Parlak Isil adını taşıyan gümüş renkli bir çiçek ile Ateş-Altını Anor adını taşıyan altın renkli bir meyva kurtarmayı başarırlar.

Bunlar Demirci Aulë tarafından yapılan taşıyıcılara yerleştirilir ve yaradılışın 30.000. yılında bu parlak taşıyıcılar göğe yerleştirilir. Bunlar Ay ve Güneştir ve sonsuza dek Arda topraklarını aydınlatacaklardır.

Yıldızlara Yeniden Işık Verilmesinin Elflerin Uyanışını simgelemesi gibi, Güneşin Doğuşu da, İnsanların Uyanışını simgeler. İlk gün ışığı İnsanların gözüne değdiğinde yeni bir çağa uyandılar. Iluvatar, Zamanın başlangıcında ölümsüz elf ****** yaratarak Cuiviénen Gölüne sakladığı gibi, ölümlü İnsan ****** da yaratmış ve Orta Dünyanın doğusunda Rüzgar Dağlarının ardında bulunan ve Hildórien yani izleyicilerin ülkesine gizlemişti.

Maddi ve manevi dayanıklılık açısından, bu yeni insanlar Elflere göre çok daha zayıftı. Ölümlüydüler ve ömürleri Cücelerinkinden (Dwarves) bile kısaydı. Elfler, bu hastalıklı insanlara acıyarak onlara öğretebildikleri her şeyi öğrettiler ve bu sırada aslında ölümlülüğüm gizli bir güç olduğunun farkına vardılar. Çünkü bu yeni soy, değişen dünyanın niteliklerine çok daha kolay uyum sağlayabiliyordu ve çabucak ve büyük sayılarda ölümler meydana gelmesine rağmen, Orclar hariç tüm soylardan çok daha hızlı üreyebiliyorlardı.

Gezgin insanların kabileleri tüm Orta Dünya topraklarını dolaştı. Fakat bunlar arasında en iyi ve en dayanıklıları Edain, yani Beleriand'daki Eldar krallıklarına ilk ulaşanlardı. Güneşin İlk Çağı, Noldor Yüksek Elflerinin Eldamar'dan Melkor ya da onların taktığı ismi ile Morgoth yani Karanlık Düşmanın kovalayarak Orta Dünyaya geldikleri Kahramanlık Çağı idi. Morgoth yalnızca Işık Ağaçlarını yoketmekle kalmamış, Formenos'daki Elf kalesine saldırarak Noldor Yüksek Kralını öldürmüş ve Silmariller adıyla bilinen sihirli mücevherleri çalmıştı. Bu üç mücevher Noldor'un en önemli hazinesi idi ve Noldorlar tarafından Valar Ağaçlarının ışığından yapılmıştı. Bu mücevherleri ele geçirme mücadelesi Büyük Mücevherler Savaşına yol açtı ve Tolkien'e Silmarillion'un ana temasını sağladı. Bu mücadele altı yüz yıl sürdü ve bu dönemde altı büyük savaş maydana geldi.

Güneşin İlk Çağının başlangıcından yirmi ölümlü yılı kadar önce Morgoth, Işık Ağaçlarının ışığını söndürdü, Silmarilleri ele geçirdi ve Angband'a kaçtı. Beleriand Savaşları ise, on yıl kadar sonra, Morgoth Orc güçlerini Beleriand Elflerinin üzerine yolladığında başladı. Bu Ork çetelerinin yenilerek Angband'a geri püskürtüldüğü İlk Savaş idi. Güneşin Doğuşundan dört ölümlü yılı önce ise Dagor-os Giliath yani Yıldızların Altındaki Savaş adıyla bilinen İkinci Savaş meydana geldi. Morgoth'un orduları, kuzeybatı Beleriand'a henüz ulaşmış bulunan Noldor Elflerine saldırdı. Sayılarının düşmanlarına göre çok daha az olmasına rağmen, Noldor on gün boyunca savaştılar. Saldırganların tamamını öldürerek Orcları Angband'a geri çekilmeye zorladılar.
Güneşin İlk Çağının 56 yılında Morgoth, daha önce gönderdiği iki ordunun toplamından daha güçlü bir ordu meydana getirerek yolladı. Bu Üçüncü Savaş, Dagor Aglareb yani Zaferle Sonuçlanan Savaş olarak bilinir çünkü Elfler Morgoth'un Orc ordularını yenilgiye uğratmakla kalmamışlar, kaçış yollarını keserek onları tamamen yoketmişlerdir. Zafer o kadar kesindiki, bunun ardından Elfler dört yüz yıl boyunca Angband'ı kuşattılar. Bu dönemde Orclar zaman zaman Hithlum'u yağmaladılar ve 260 yılında Ejderha Glaurung saldırmayı denediyse de, bu dönemde Beleriand'da genel olarak barış hüküm sürdü. Morgoth'un hizmetkarlarından çok azı, Demir Dağların doğusuna geçmeye cesaret edebildi. Fakat sonunda Morgoth Uzun Barışı sona erdirdiğinde, bu iş için çok iyi hazırlanmıştı. 455 yılındaki saldırıda, Morgoth'un Orc orduları Balroglar ile Ateş Püskürten Ejderhalar önderliğindeydi. Bu Dördüncü Savaş, Dagor Bragollach yani Ani Ateşin Savaşı olarak bilinir. Bunun ardından da, Beşinci Savaş Ninaeth Arnodiad yani Sayısız Gözyaşının Savaşı meydana gelmiştir. Bu iki savaş Morgoth'un kesin zaferi ve Beleriand'daki Elf krallıklarının yokoluşu ile sonuçlanmıştır. 496 yılında Nargothrond yağmalanmıştır. Bundan kısa bir süre sonra Menegroth yokedilmiş ve 511 yılında da son Elf kalesi Gondolin düşmüştür.
Neredeyse yüz yıl boyunca Morgoth, Orta Dünya üzerindeki zalim hakimiyetini sürdürmüştür. Sonunda Valar ve Maiar, kötülüklerine daha fazla izin veremeyeceklerini anlamışlar ve 601 yılında üçüncü ve son kez Karanlık Düşmana saldırmışlardır; bu mücadele Öfke Savaşı ve Büyük Savaş adlarıyla bilinmektedir. Mücadele o kadar çetin olmuştur ki, yalnızca Angband değil, güzel Beleriand topraklarının tamamı da yokedilmiştir. Morgoth tüm canavar ve şeytanları ile birlikte hatta bir ateş püskürten ejderhalar ordusunu yardımına çağırdıysa da, yenilerek Boşluğa atılmaktan kurtulamamıştır. Beleriand tamamen yokolmuştur. Demir Dağları ile Mavi Dağlar parçalanmış, Beleriand sular altında kalmış ve sonunda tamamen batı denizine gömülmüştür. Böylece Güneşin İlk Çağı sona ermiştir.


Harlem 9 Nisan 2006 01:57

Allahım !!!
 
Allahım !

BANA ÖYLE BİR GÖNÜL VER Kİ:

Bir kuruluşun tepe noktasında yetkili olsam bile,
bunu asla başka şekilde kullanmamalıyım.
Günlük yaşamda "ben" yerine, daha çok "sen" sözcüğünü kullanabileyim...


BANA ÖYLE BİR SEVGİ VER Kİ:

Sonsuz bir hazine gibi bitmesin, çoğalsın daha da sevdikçe,
doldursun sarsın çevremi.
Hatta düşmanlarımı da sevebileyim...


BANA ÖYLE BİR GÜÇ VER Kİ:

Herkesten daha çok çalışabileyim, tutsak düşmeyeyim
doğanın koşullarına, eşim ve çocuklarımı da mutlu et ki,
mutluluğu başkalarına da götürebileyim...


BANA ÖYLE BİR SAĞLIK VER Kİ:

Düşünebileyim, konuşabileyim.


BANA ÖYLE BİR ERDEM VER Kİ:

İbadet edebileyim, iyilik etmeyi ve sevinçten buğulanmış gözlerle, teşekkür
edenlere;
bir şey yapmadım, anımsamıyorum diyebileyim.


BANA ÖYLE BİR YETENEK VER Kİ:

İyi eş, baba, anne, iyi komşu, iyi arkadaş, iyi vatandaş olabileyim.


BANA ÖYLE BİR UMUT VER Kİ:

Bugüne kadar yapmış olduğum hatalar için
karamsarlığa düşmeyeyim, herşeyden aklanmış olarak yaşama
yeniden başlamak üzere bağışlanabileceğimi bileyim.


BANA ÖYLE BİR ANLAYIŞ VER Kİ:

düşünebildiğim, yargılayabildiğim, inandığım, kahrolduğum, varolduğum şu
anda bu sözleri söyleyebildiğim için şükredebileyim.


BANA ÖYLE BİR TALİH VER Kİ :

Yıllar sonra beni hatırlayanlar "herkese iyilik eden, tüm insanları seven,
o düzeyde de sevilen bir kişiydi " diye konuşsanlar ve ben de huzur içinde
olabileyim.


BANA ÖYLE BİR İRADE VER Kİ:

Birgün yenilip, içimdeki şeytanın kurallarına doğru yönelirsem;
bu bir düşünce ise düşüncemi, bu bir adım ise ayağımı, bu bir uzanma ise
elimi durdurabileyim.


BANA ÖYLE BİR SABIR VER Kİ:

Sükûneti bulayım, durabileyim, düşünebileyim...


Misafir 9 Nisan 2006 14:41

Artık Yansın bu dünya! umrumda değil.


ahmetseydi 9 Nisan 2006 16:44

NE KADAR yakına taşınırsa taşınsın insan, her gitmek biraz ölmek gibidir. Ne kadar uzağa gitmeye kalkarsa kalksın, hemen yanı başında insanın, o tanıdık keder, o zaten gidecek olmanın kederi, bir gün gelip o büyük taşınmanın kederi, ölmek kederi... Ölümlü...


NihLe 11 Nisan 2006 14:25

gece bitmez gündüz bitmez
bu yalnızlık hiç bitmez
ne kavgam bitti ne sevdam
ömür geçer gönül geçmez


:smiley9: bu konu yine bitmez :smiley9:


Misafir 12 Nisan 2006 17:57

Lanet..
sen gitmeden önce bu kalbp bizim şehrimizdi
bu şehirde dolaşırdık elele,
türlü oyunlarla bu şehirde kaybolurdun sen
sen varken ışık doluydu şehrim,umut dolu,aşk doluydu
ama gittiğinden beri bu şehirde tek bir ışık bile doğmadı.
Hiç bişey eskisi gibi olmadı bende
herşey darmadağınık bi halde.
Tüm sokaklarım kendimle verdiğim savaşta harabeye dönmüş,
Oysa ki bu şehre hiç savaş sokmayacaktık,yeni oyun alanları açacaktık birlikte
bizden sonra kim gelirse örnek olsun onlara die.
Tüm evler yağmalanmış,cam kırıkları şehrin sınırlarını parçalamış, hiç birşey dönüş biletini almadığın otobüsle gittiğin günkü gibi deil artık..
Sebepsiz olsada gidişin ben o şehrin tam orta yerine koca bi anıt yaptırdım
Güllerin içinde kalmış ve dikenleriyle yıpranmış bi kalp heykeli
altında ise senin hatıran olduğu yazılı,gittiğin günün tarihi ve adın
her gelen görsün bu şehrin lanetinden korksun istedim
son kez bizim için bişey istedim.
artık lanetli bir şehir burası..
gittiğin yeni şehir ne kadar alımlıdır bilemem ama bigün uğrarsan buraya sakın geçme gezdiğimiz yollardan
çünkü bu lanet tek yabancılara deil senin esmer ve dayanılmaz teninide sarar,benden çaldığın her günün fazlasını alır senden..
Karanlığa boğulmuş bu şehrin sokaklarında ağlasamda sen die gelme istemem senin mutsuzluğundan bişey kaybetmeni..











Misafir 13 Nisan 2006 22:02

Gücü elde etmek için dar kafalı olmak gerekir.. Gücü korumaksa büyük olduğunu kanıtlamaktan geçer.. Bu 2 özellik nadiren 1 arada bulunur..
Ve hiç 1 zafer 1 bedel ödenmeden kazanılmaz..


Misafir 15 Nisan 2006 01:35

Nefretimsin!

Aptal kelimelerden nefret ettim!
Anlatamadılar beni! ...
Senden nefret ettim!
Hiç ama hiç anlamadın beni! ...

Ölüm ölüm dedim
Ölümden bıktım!
Ne ölümle ilgili bişi yaptım
Ne ölüm benle ilgili bişi yaptı
Ben sonunda ölümden nefret ettim!

Hayata küsüm dedim;


I3uz_KaLpLi 18 Nisan 2006 11:14

I am not loving somebody any more..


Misafir 19 Nisan 2006 12:43

Ben sevildim.
Sen sevildin..
Biz sevildik..
O..
O, tartışma demek..


Misafir 23 Nisan 2006 18:08

Kime sorsam,dönüşüm yok..
Nereye baksam mavi...
Yelkenimde deli rüzgar.
Her yanım tuz,her yanım yel..
Deliyim.............
Ahhh..deniz olayım,
Tuzumu rüzgara savurayım....
Deliyim........
Ahhh..ne yelken,ne yel...
Ufuklarda kaybolayım....
DELİYİM SENİN İÇİN!!
AFFET...........


ahmetseydi 24 Nisan 2006 13:53

Yokluğunda ne ateşleri hasretimle yaktım da
Bir seni yakamadım, beni yaktığın gibi
Çölde su, mahpus ta gün, oruçta ekmek gibi bekledim seni
Sense araya korkular koydun.
Yasaklar koydun...
Bitmez tükenmez engeller koydun
Şimdi nerdesin diye sakın sorma
Sen çağırdın da ben gelmedim mi?

Sen varken darılmazdım çiçeksiz baharlara,
Yağmurlu havalara...Bu kasvetli akşamlara
Sen varken
Bakıp içlenmezdim tren istasyonlarına
Otobüs duraklarına...
Sen varken ayrılanlara ağlamazdım...
Yıkılmazdım biten sevdaların ardından
Gidenlere küsmezdim
Kalanlara acımazdım...
Sen varken böyle üşümezdim-titremezdim
Masumdum, çocuklar gibi
Böyle delirmezdim-küfretmezdim...
Hele ölmeyi hiç düşünmezdim.
Şimdi soruyorum sana
Adı sevdaysa bu cehennemin
Sen yaktın da ben yanmadım mı?

Biliyorsun
Bütün acılarına 'yeşil ışık' yaktım olmadı
Bütün korkularına'arka çıktım'olmadı
Dağlara merdiven dayadım olmadı
Haziranda kar oldum yağdım avuçlarına olmadı
Sevdim olmadı -yandım olmadı-taptım olmadı
Benden artık pes
Bu aşkın biletini istediğin gibi kes
Nasılsa gidiyorsun
Biliyorum git...
Ama ardında
Ağlayan bir çift göz
Paramparça bir yürek
Ve yıkılmış bir dağ görmek istemiyorsan
Çek silahını-daya sırtıma
Titrersem namerdim...
Sen vurdun da ben ölmedim mi?


Ahmet Selçuk İlkan


Misafir 24 Nisan 2006 15:05

İnsanlar neden elindekilerle yetinmeye kalkmazlarda hep bir fazlasını isterler


ahmetseydi 25 Nisan 2006 10:41

Seni sevmek saadet; Erisene ne mutlu.
Askin gözlere irmak; Agliyana ne mutlu.
Ve bu kadar cehennem acisini cekerek,
Seni sevipte, hala yasiyana ne mutlu


http://img88.imageshack.us/img88/424/081or2he3dq.jpg


dilayla 25 Nisan 2006 11:31

BunUdA bİlMiYoRDuM dEmEyİnn::=)
 
:^) Bunuda bilmiyordum demeyin....; )))
1. Insan kalbi, kani pompaladiginda yarattigi basinc ile kani 10 metre uzaga firlatabilir. (uuuuhhh...aman Tanrim!)
2. Bir Domuzun orgazmi 30 dakika sürer. (Bir dahaki yasaminda Domuz olmak isteyen çok olabilir !!!!)
3. Basinizi sürekli olarak bir Duvara vurarak saatte 150 kalori harcayabilirsiniz. (Halen Domuzun yaptigi ise inanamiyorum yaaa....)
4. Bir Karinca agirliginin 50 kati agirligi kaldirabilir, 30 kati agirligi cekebilir ve zehirlendiginde her zaman sag tarafina dogru düser. (nasil tespit etmisler inanin cok merak ediyorum)
5. Bir Hamamböcegi 9 gün basi koparilmis olarak, acliktan ölene kadar, yasayabilir (Yorum yapmayacam, igrenc cünkü. bööööhhhh .....)
6. Bazi Arslanlar günde 50 defa ciftlesebilirler. (Domuzun durumu daha iyi sanki...muhahahaha)
7. Sicrayamayan (ziplayamayan) tek hayvan Fildir. (Bu, iyi bir haber!)
8. Devekusunun gözu beyninden daha büyüktur. (Böyle insanlar taniyorum valla...)
9. Deniz yildizinin Beyni yoktur. (Böyle olan insanlar da taniyorum billa..)
10. Kutup Ayilari solaktir. (acaba nasil buldular, ellerine kalem mi verdiler?)
11. Zevk icin sevilen yaratiklar Sadece Insanlar ve Yunuslardir (E peki domuz, o ne oluyor...??? :^)


Misafir 25 Nisan 2006 13:03

hergün bir ömür gibi geçiyor
yanımda yoksun
biraz önce balkona çıktım ve bulutlara baktım
seni çizmişler
bulut olmak istedim
sana gelebilmek için
buluttan bi teselli istedim bana getirmesi için seni
oda bana senin ona verdigin
yüreğindeki sevgini verdi
evet şimdi yüreğimde
bir tutam sevgi var
ve ben sana o bulutu gönderiyorum
seni seviyorum...
aşkıma her şeyime bitaneme
ahmetime


Misafir 25 Nisan 2006 15:23

Asla Bitmeyen Konu...
 
http://ozel.balca.net/resima/jpg/sitem10040.jpg

BİR YALAN UĞRUNA BİTTİ İŞTE...
UYUZDUN UYUZ KALACAKSIN...!

http://ozel.balca.net/resima/jpg/sitem10018.jpg
ANLAMADIN, ANLAMIYORSUN, ANLAYAMAYACAKSIN...
KENDİME YAZIK EDİYORUM BUNU ÇOK İYİ BİLİYORUM...!
GİDECEKSİN DİYE HERŞEY, AMA UMRUNDAMI SENİNBEKLEYENİN ÇOK NE OLSA...!


ahmetseydi 26 Nisan 2006 10:42

Ben gönlüme aldım seni,
Hiç tereddüt etmeden bir dakika bile 'gider mi' diye düşünmeden
Canımı, ömrümü kaybetmeyi göze alıyorum,
'acaba değer mi ? ' diye düşünmeden.

Her günümü, her anımı seninle geçiriyorum
Sessizce, delice
Herkesten habersiz,
Kimi zaman senden bile...

Gecelerim de senin, rüyalarımda,
Hayallerim, ümitlerim de.
Kalp atışlarım sevginle her dakika her saniye
Bekliyor gelir mi, ararmı diye.

Ben gönlüme aldım seni,
Hiç tereddüt etmeden bir dakika bile 'gider mi' diye düşünmeden
Canımı, ömrümü kaybetmeyi göze alıyorum,
'acaba değer mi ? ' diye düşünmeden.

Meydan okuyorum şimdi sana,
Cesaretin var mı?
Yaşadığın bu aşkı haykırmaya,
Yada en azından Seni Seviyorum diye bağırmaya...

Cesaretin var mı unutmaya.
Son noktayı koymaya.
Bu kadar yalandan sonra
Cesaretin varmı aynaya bakmaya...


Yasmin Kaynar


gölge_m 26 Nisan 2006 10:49

Hangi şiire başlasam suskunum sana
Dağ göğsünde bir kaya diliyle suskun
Güneşte kavrulan bir kum tanesi
Çatlayan dudaklarım oluyor her gece
Yağmura suskun yaşamaya suskun
Haykırabilsem
Belki bir nehir köpürebilir sesimde
Silinebilir kuraklığın bütün izleri
Upuzun çöller vadileşebilir içimde

Hangi güzelliği özlesem suskunum sana
Yürek boşluğunda bir of kadar suskun
Özlüyorum seni masmavi
Koşuyorum sana bembeyaz
Ve kahroluyorum bir anda kapkara
Ah oluyorum
Of oluyorum
Ve susuyorum
Oysa haykırabilsem
Işık yumağı bir pınar olur soluğum

Hangi türküye uzansam suskunum sana
Ağıt ağıt, özlem özlem suskun
Tut ki vurulmuşum
Aşktan ve kandan bir damla olmuşum
Bir saçlarının rüzgarına
Bir de ağzının kıyılarına konmuşum
Hangi dalga silebilir beni senden
Hangi kasırga koparabilir
Ben saç tellerinde bir ezgi olmuşum
Coşkuların her şahlanışında
Sana deprem deprem susmuşum
Ve sana susmaktan inan ki yorulmuşum

Yeter olsun gözlerinde ışık fırtınası
Sözlerinde baskı yasası yeter
Hangi kavgayı özlesem suskunum sana
Zafer sabahlarında gece kadar
Bayram sabahlarında yas kadar suskun
Böyle güzelliklere de
Böyle suskunluklara da lanet olsun
Al bu suskunluğumu al artık
Al ki
Bütün gürültüler kahrolsun

Dj_gölge_m


Misafir 26 Nisan 2006 10:56

Asla Bitmeyen Konu...
 


Erkekler Ağlamaz



İçinde bin pişmanlık gözlerinde yaş

Yüzünde yasak duyguların verdiği garip telaş

Sesinde bir burukluk ellerin soğuk

Boğazında düğüm düğüm kelimeler

Erkekler ağlamaz...
Sil gözyaşını kaçırma gözlerini benden suçlu suçlu
Erkekler ağlamaz...
İnsanız unutma sustururum zamanla içimdeki acıyı
Gözyaşların içimi eritiyor
Erkekler ağlamaz canım sil gözyaşını
Yaşadığın o günleri unutmak zor
Geceler boyunca beklemek nedir onu bir de bana sor
Çok özlemek ve sevmediğini bilmek
Sonu gelmez acılarınla beraber
Erkekler ağlamaz...



Uyuzum: Senin İçin Gözyaşı Döküyorum ve Yine Aklımda Olduğunu Belirtiyorum...


Cadısı: Birtanem Erkekler Ağlamaz Sil Gözyaşını, Hem Hiç Kimse İçin Ağlamaya Değmez.
Sen Ağlama Dayanamam Ağlama Gözbebeğim Sana Kıyamam...(U)

http://www.sevdimseni.net/Resimli_Yazilar/images/utanmadim.jpg


ahmetseydi 26 Nisan 2006 11:15

Kardelenin Öyküsü

kardelenin öyküsü bu
biraz ürkek
biraz çocuk
gökyüzüne sevdalı
aşkı arıyordu en son
bulamadıysa eğer
ağlıyor olmalı...

gözlerimin içine bakardı
tüm saflığınla..
ne desem yüzünden yaş akardı
bir gün koptu benden
şiir yazdım ona
okuyor olmalı...

gerçekler ona göre değil
düşlerde gezinirdi gece yarıları..
bir gün o da uyanacak ayrılıklara
belki ağlayacak sabaha karşı
ama şimdi.. şu an
uyuyor olmalı...

durup durup kaçardı benden
bir köşeye saklanırdı
cesaretin varsa sev derdi hep
ki o benim gökyüzümdü
anlamadı...




ahmetseydi 27 Nisan 2006 10:17


Yüreğine düşen acının sebebi ben olmamalıyım.
Sana yazdığım kadar, yada mektupla sana havale ettiğim duygularımın kaçta birini yüzüne söyleyebildim.Kalemin kağıda temas etmesi, yüreğimin avuçlarına süzülmesi demektir.O nedenle hakikatimin en ince sırlarını sana yazdığım mektuplarımda bulacaksın.Sana öyle sıradan mektuplar yazmak seni ciddiye almamaktır. İhaneti yakıştıramam kendime, taşıyamam. Yüreğine düşen acının sebebi ben olmamalıyım




ahmetseydi 27 Nisan 2006 13:40

Artık gitme demeyeceğim, zaten iyice hazırsın bu sefer.
Herşeyi yanında götür; anılarımızı, umutlarımızı, sevgimi de al belki lâzım olur.
Tek kelime etmesem diyorum, ama etmeliyim, sana bilmediğin bir şeyden
bahsetmeliyim; kendimden. Evet, onca zaman tanıdığını sandığın benden.
Hırçın yanımı gördün daha çok, oysa öyle uysal bir çocukmuşum ki.
Neydi beni zaman zaman hoyrat yapan?
Sanırım, düşünmedin.
Birini ayrı tutsam da renklerin hepsini sevdim, mevsimleri de.
Aslında çok şey var sevdiğim,
kavgalar ve savaşlar dışında bir de niye olursa olsun vedalaşma anları,
İsterdim ki uyumlu halimi yaşasaydın daima ama bana hep vurgun
saatlerinde geldin, ya da sen vurdun.
Uzaklara bakardım uysal çocukluğumda içimde dolmayan derin boşluğumla,
denizden gelecek bir gemi bekledim durdum,
sonra yıldızlara baktım yıllarca ve sen sandığım bir yıldıza.
Kadınlar, erkekler, çocuklar ve şehirler tanıdım, çoğunu da sevdim.
Aşklarım da oldu, hem de uğruna ölebileceğim aşklar, ama en çok seni sevdim.
Ve şimdi gidiyorsun, evet git içimdeki melek sana dua edecek.
Sanırım kahrolmayacağım bu veda sahnesine - senin baban öldü mü?
Bu gidiş ölümden beter olamaz.
Hangisi doğru bilmiyorum,
Seni uğurlayıp öylece kalmak mı?
Yoksa, benim uyumamı bekleyip gitmen, benim de sensiz sabaha uyanmam mı?
Bence şimdi git, hayır gitme! Yani git de önce üstümü ört, ben uzanayım şöyle, ışığı kapat ve git.
Hayır hayır gitme!
Yani git de ışığı yak git, ben karanlıktan korkuyorum da!
Hem sensizlik hem karanlık bu kadarı fazla.
Üstümü de örtme bu şevkat de fazla, ışıkların hepsi açık olsun.
İçim burkuluyor sen nasıl gidersen git.
Dur, burayı iyi dinle; birkez daha söylüyorum ve son kez.
Seni seviyorum.
Sen giderken ben içimden haykıracağım 'kusursuz bir aşktı bu' diye.
Kusursuz bir aşktı benim sana büyüttüğüm sen ne yaşadın bilmiyorum...

Yine de tanıdı gönlüm yaşadı
Bir kusursuz aşk büyüttüm sana pişman değilim

Her akşam vaktinde bu gönül üzülür
Hüzünle dolar seni düşünür
Şimdi çok uzakta kimbilir neredesin
Geri dön ya da dönme ben sendeyim



http://img85.imageshack.us/img85/1796/violetkiss19sa.jpg

Biliyorum, konuşacak bir şeyimiz kalmadı, paylaşacak hiçbir şeyimiz yok ortada. Yine de yüreğimden, gücümün yettiği yere kadar sana sesleniyorum, seninle konuşuyorum. Bugün sana olan kırgınlığımı rafa kaldırdım, sevgimi aldım avuçlarımın arasına, ona sığınıyorum. Cümlelerimi kısalttım, kelimelerim buruk, gülüşlerim istenmeyen evlat dudaklarımda. Bir ihtimal gelişine sığındığımı farkettiysem de, engel olmadım gurursuz ama umutlu ve sabırlı hasretine. Anlık hayaller anlık mutluluklara gebe kalıyor..bugün gönlümü hoş tutmak istiyorum...imkansız olan her rüyaya inanasım geliyor. Bir çocuk gibi, isteklerimi bastıramıyorum. Çalmayan telefonuma elim gidiyor, sana hala bende olduğunu ısrarla yazmaya çalışıyorum. Bende olan seni hiç kırmadım, değiştirmedim ve hep korudum desem de, sendeki benin nasıl olduğunu, gülüp gülmediğini, anlamsız bir sıkıntıyla merak ediyorum. İçimdeki güzelliğine inanıp inanmamanı artık umursamıyorum..!

Bulutlar yağmurunu toprakla öpüştürebilseydi bugün, bana o verdiğin ama tutmadığın sözünü sahiplenerek, dans edebilirdim ıslaklığıma aldırmadan. Ki aslında ıslanan sadece yüreğim olurdu, bedenim değil...Üşüyorum, bu üşüme yalnızlığımdan geliyor ve sarıyor her tarafımı. Tutunabileceğim hiçbir güzellik yok, hatırlamaktan usanmayacağım anılarım dışında. Isınabilmek için onlara sarılıyorum. Anlamsız ve cevapsız sorular hınzırca sırıtıyor, ben görmemeye çalışıyorum.

Düşler uzak gibi görünüyordu ama yakındı. Belki de görmeyi istemek gerekiyordu. Gözlerini aç desem kapatacaksın ama kapatma gözlerini..! Biliyorum levrekler derinlerde ve dalgalı denizlerde yaşar. Levrekler uzak bir düş gibi zor yakalanır. Ama sen becerirsin düşleri yakalamayı, derinlere dalmayı, uzaklara kavuşmayı..Sahi, becerebilir misin..?

Kendime bir demet papatya aldım ama bakmadım falıma. Gözlerimi gelişlere verdim, gözlerimdeki hüzün bile seni özlemiş, kafayı bulunca itiraf etti sonunda. Düşüncelerim gururlu, hayallerim ve sevdam değil. Gelseydin; kendimi unutup sana akacaktım, susturacaktım içindeki isyanı, kavgaların ortasında bir güneş gibi doğup ısıtacaktım yüreğini, sevinçten ağlayacaktım bu defa, mutluyken hemen sarhoş oluşum gibi, dokunacaktım, kusacaktım birikmişliğimi, hasretimi ama gelmedin, gelmezdin, gelmeye hiç de niyetin yoktu aslında. Kendimi kandırdığımı anladığımda, ağlıyordum...

Eskiden kimi şarkıların ne kadar anlamlı olduğunu düşünürken, şimdi ayrılığın ardından çalınan her şarkı umutsuzluğumu ve sevgimi anlatıyormuş gibi geliyor. Sevdiğim ne çok şarkı varmış, bunu senin gidişin gösterdi bana. Her şarkıda sen varsın, her yerde, her gördüğüm insanda, denizde, gecede, uykumda...Nasıl beceriyorsun her yerde olabilmeyi. Bu bir marifetse eğer, niye benim yanımda değilsin ki...?

Göz yaşlarım asilliğini yitiriyor ve yenik düşüyorum sevdana. Gittin..belki de hiç gelmemiştin, ben geldiğini sandım. Ayak uyduramadım yorgunluğuna. Dudaklarına, düşlerindeki öpüşü konduramadım. Kimi zaman bir çocuk oldum gülüşlerinde şımaran, kimi zaman bir kadın dokunuşlarında kendini bulan. Ama en çok da imkansızın oldum, hırçınlığın, yirmi yaşın, gecikmişliğin...Her gelişimde bir kez daha gönderdiğin oldum. İnanamadığın, yenemediğin, üzerinden atlayamadığın korkuların oldum. Ağladığın, bağırdığın ya da sustuğun isyanın oldum. Aşk pazarında harcadığın mevsimler oldum, sessizce boşalan gözyaşların,birikmişliğin oldum. Son ses dinlediğin bir şarkının nakaratı oldum, dilinin ucuna gelip de söyleyemediğin kelimeler, ister istemez yaşadığın talihsizlikler oldum. Yüreğindeki kadın ben olmak isterken, yüreğine sığınan ve tozlanacak olan bir anı oldum. Hak etmediklerin, artık yeter dediklerin ve herşeyin olmak isterken belki de hiçbir şeyin oldum. Söylesene, ben gerçekte senin neyin oldum...? Sesin hep uzakları çağırıyordu, ben üstüme alındım, sana geldim. Bilseydim, bana ait olmayan bir seslenişi sahiplenir miydim..? Şimdi bir mevsimlik aşk kaldı avuçlarımda. Sadece bir mevsim yaşanan ama bir ömür gibi gelen aşk...Kalbime henüz söylemedim gittiğini. Öğrenirse onun da acı çekmesinden korkuyorum. Seni hala benimle biliyor ve seviyor ama ben kalbime ilk defa yalan söylüyorum.

Gittin...sevdamın öksüzlüğüne alışabilirim belki ama sesinin uzak yolların sonunda olması acıtıyor içimi. Suskunluğun en büyük silahındı, suskunluğunla vurdun beni. Ben alışkınım kendi yaralarımı kendim sarmaya. Asıl acı olan ve kanatan unutulmak aslında. Söylesene, unutulmak kime yakışıyor..? Unutan sen olsan da, sana bile yakışmıyor..Merak etme, üstüne giydirmedim bu duyguyu, unutulmayan olmak sende daha güzel duruyor. Görüyorsun işte, aşka ve sana ihanet etmiyorum ben, ki kırgınlığım aşka.Sen üstüne alındın...Bir sonbahar’da, güneş hala daha ısıtırken bedenimi seni çıkarttı karşıma. Sen “bitti” dediğinde yağmur yağıyordu, aşkın canı sıkıldı, seni aldı...


Elini son defa yanağıma koy
İstemiyorsan giderim giderim
Serin bir sonbahar akşamında söz
İsmini unutur silerim silerim
Tuttuğun kalem olsa yüreğinin elleri
Bir defa daha yazsa bebeğim bebeğim bebeğim

Eğer bir masal perisi girerse rüyalarına
Öldü dersin gül güzeli tılsımını kaybetti

Uğruna döktüğüm gözyaşlarım için
Yağmurdan özür dilerim dilerim
Kuruttuğum kızıl gülleri alıp
Senin için senden geçerim geçerim





Misafir 27 Nisan 2006 14:21

Bu konu bitmez..
 
Yakınlaştıkça kaybolan
bir kente dönüşürdün
Keşfedilmezim olurdun
içinde yolculuk etsem de...
Günahkar mevsimimdin.

Hiç umut yoktu sende
o yüzden vazgeçilmezdin,
vazgeçilmezimdin...


ahmetseydi 28 Nisan 2006 09:48

figan düşer denizlere sular çekilir
yağmur yağmaz vahalardan kirpiklerime
bir rüzgar hıçkırır tenhada, bir dal kırılır
boynunu büker sabah kervanları kelebekler ölür

gitme
bir yıldız küser göğüne, içini çeker bir çocuk
şaşırır yönünü rüzgarlar
bütün pınarların suyu çekilir
solar nazlı çiçekleri kalbimin, üzülürüm

gitme
öksüz kalır içimdeki imge dağları
saçlarını öpen seher yeli, çoban yıldızı
bir daha turnalar geçmez, bülbüller ötmez
çiçekler açmaz bahçemde ah be gülüm

Gitme
acılara mahkum olur yüreğim
ardında fırtınalar kalır, ayrılıklar, anılar, yanlızlıklar
boynu bükük aşklar, gözü yaşlı şarkılar
alışamam yokluğuna, yokluğun ölüm

gitme
içimdeki bütün vagonlar devrilir
bir kar yağar istasyonlara, üşürüm

gel gitme sevgilim terketme beni
umutsuz çaresiz bekletme beni

gitme
bütün ormanlar ateşe verilir
kuşlarda gider bu kent de, ölürüm

gitme kal
menevşeler açsın dağlarda
sevince dönüşsün gökyüzü
iki çığlık arasında bırakma beni ah gülüm
yokluğuna alışamam yokluğun ölüm.


Misafir 1 Mayıs 2006 14:13

Bir sevda kompozisyonuydu yazdıklarım...
Giriş te ben,
Gelişme de, sonuç ta...
Ve en sevmediğim bölümüydü sonuç,
Beş puan bile vermezdim bir öğretmen olsaydım..!
Ama dedim ya;
Bir öğretmen olsaydım
Yalnızca aşkı öğretirdim sana...
O zaman sen de benim gibi geceye bırakırdın ödevlerini...
Ama yoksun artık..
Kimbilir kimlerden ders alıyorsun şimdi? ..


ahmetseydi 4 Mayıs 2006 13:24

gitme
bir yıldız küser göğüne, içini çeker bir çocuk
şaşırır yönünü rüzgarlar
bütün pınarların suyu çekilir
solar nazlı çiçekleri kalbimin, üzülürüm







BİR HASRETLİK YÜZÜN VARDI.. BU KALP SENİ UNUTRU MU, KALBİM SENİ UNUTUR MU...

ANLAMI YOK TÜM SÖZLERİN, YAŞANACAK SENELERİN....

DÜN YİNE YAPA YALNIZ DOLAŞTIM SOKAKLARDA, GÖZLERİMDE YAŞ, KALBİMDE SIZI...

NE OLACAK HALİM..!?
NE OLUR ANLA BENİ.. GELİYORUM SANA


srwhite 4 Mayıs 2006 22:04

kalbiniz kırıldımı ,arkadan vuruldunuzmu ,açıkça çıkar hesapları yüzünüze çarptımı,düşmanlıktan sarsıldınızmı,sahte gözyaşları sizi duyarsızlaştırdımı ,hiç senelerinizi nasıl düşünmeden geçirdiğinizi ,insanların hayatınızdan neler çaldığınızı düşündüğünüz oldumu; en güvendiğiniz birden güvenemediğiniz oldumu,hayatınızı kurtarmak için yalanlar söyledinizmi en yakınlarınıza kendiniz için,depresyona girip bir kaç kere yalnız atlattınızmı ,o zaman yanılıyorsunuz hemen yardım alınızzz....günde yarım antideprasan ,bir adet uyumanızı sağlayan ilaç birde tanımadığınız duyarsız görünen bir yüze içinizdekileri fışkırtınız..birkaç kere ..sonra yine kendinizle başbaşa ..dierim iyi insanlar olur çevrenizde ..şans bizimle olsun..


Misafir 6 Mayıs 2006 01:22

Güzeller Çok Ama Meyil Birine Olur...!


Misafir 6 Mayıs 2006 14:30

Nice gemiler geçti bu limandan, bazen sabah bazen gün batarken,kimi uzun uzun çaldi düdügünü,dalgalar köpürdü, deniz agladi. Kimi sessizce gitti,gözyaslarini saklayarak. Martilarin çigligina karisti hiçkiriklar, çok gemi ayrildi bu limandan, kugu gibi süzülerek gitti bazisi, bazisi ürkek, bazisi korkuyla bazen de hiç gitmek istemediler. Aslinda rüzgâra direndi yelkenler. Kimini deniz aldi götürdü zorla, ve hep birisi oldu geride kalan,havada asili kalmis,küskün bir el ve deniz,küskün islak gözler. Çok ayriliklar gördü bu deniz, bu liman, kimi döndü kisa bir süre sonra kimi asla dönmedi.



http://img413.imageshack.us/img413/7537/cwz185821my.gifhttp://img108.imageshack.us/img108/9573/tnmanzara20resimleri202000318r.jpghttp://img413.imageshack.us/img413/7537/cwz185821my.gif
Yine ayrilik zamani deniz, mavilik, iskele ve sonsuz mavilik her sey ayni. Ama hayir bu ayrilik ayni degil. Daha önce rüzgâr degmedi yelkenime, dalgalar dövmedi kanatlarimi böylesine. Böylesine çekip gitmedi tek basina. Sadece düsledi.

Hep ayni cosku, hep ayni tutku beni ayakta tutan ve simdi denize açilma zamanı. Ne liman tutabilir beni nede iskeledekiler. Bir tek deniz gerçek olan gitmek, yada dönmek degil. Iste martilar yerini aldi.Gidiyorum...


Misafir 6 Mayıs 2006 21:59

Aptal kelimelerden nefret ettim!
Anlatamadılar beni! ...
Senden nefret ettim!
Hiç ama hiç anlamadın beni! ...

Ölüm ölüm dedim
Ölümden bıktım!
Ne ölümle ilgili bişi yaptım
Ne ölüm benle ilgili bişi yaptı
Ben sonunda ölümden nefret ettim!

Hayata küsüm dedim;


ahmetseydi 7 Mayıs 2006 03:41

Nasıl geldim buraya, ve ya neyle bilmiyorum,
Uçakla mı, trenle mi,gemiyle mi, yürüyerek mi.._?
Bilmediğim bir yerdeyim, bilmediğim bir yerdeyim...


Sesler farklı, yüzler farklı bizim değil kaldırımlar,
Güneş mavi, ay kapkara, ters düşüyor yıldırımlar...


Nasıl geldim buraya, ne zaman bilmiyorum,
Sabahla mı, akşamla mı, geceyle mi ölünce mi.._?
Bilmediğim bir yerdeyim, bilmediğim bir yerdeyim...

Sesler farklı, yüzler farklı, bizim değil kaldırımlar,
Güneş mavi, ay kapkara, ters düşüyor yıldırımlar...


;)



Saat: 20:28
Sayfa 3 / 71

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık