![]() |
Annelerin büyük bir çoğunluğu parmak emmenin açlıktan kaynaklandığını düşünürler.Oysa bu emme %50'den %87'lere varan yüksek bir oranda beslenmeye bağlı olmayan yaygın bir davranış niteliğinde görülür.1 yaş çocuklarının hemen yarısı parmaklarını emerler.9 ayda itibaren uykuyla parmak emme arasında yakın bir ilişkinin olduğu, uykusu gelen bebeğin parmağını ağzına götürdüğü görülür. Çocuğu parmak emmeden vazgeçirmek üzere yapılan çabalar, 3 yaşına kadar çocuk tarafından dirençle karşılanır. Bazı bebekler yeni dişlerinin çıkması ,bazıları da zorlukla karşılaştıklarında utanma ve sıkılma belirtisi olarak parmaklarını emerler. Genellikle 18. ay dolaylarında sıklaşan parmak emmenin 4 yaşına doğru kaybolması beklenir. Araştırmalar en geç 5-6 yaşlarında sona erdiği takdirde parmak emmenin zararının olmadığını,ancak süregelmesi halinde dişlerde deformasyona neden olabileceğini kanıtlamıştır. Alt ıslatmada olduğu gibi, sürekli parmak emme alışkanlığı da psikolojik sorun ve gerginliklerin bir sonucu olarak gelişebilir.Ebeveynler parmağını emen çocukların çene kemikleri ve dişleri üzerinde ki etkilerini düşünerek endişeye kapılabilir. Parmak emmenin alt ve üst dişleri geri ittiği doğrudur. Parmak emmenin dişleri ne kadar etkilediği parmak emme süresine ve en önemlisi parmağın ağızda ki duruşuna bağlıdır. Süt dişlerinde oluşan bu değişiklik 6 yaşından sonra çıkan asıl dişleri etkilemediği işaret etmektedir. Parmak ve emzik emme Emme fonksiyonu yeni doğmuş çocuklarda çok kuvvetlidir. Ancak parmak emme ve dil emme alışkanlıkları ilk 1.5 sene normal olmakla birlikte 2 yaşın sonunda kaybolur.Ancak parmak emme, emzik emme alışkanlığı devam edecek olursa henüz gelişmekte olan kas ve kemik yapıları üzerine basınç uygulayarak dişlerin yer değiştirmesine yol açar. Bu durumda üst ön dişler öne alt ön dişler ise geriye doğru eğilir ve alt ve üst ön dişler arasında açıklık meydana gelir.Alışkanlık bırakılırsa bu açıklık kapanır ancak 3.5 yaşından sonra kalıcılık artar. Parmak emme alışkanlığı gece uyurken de deva ederse daha etkili olur ve bunun sonucunda üst çenede darlık (V şeklinde bir çene kavsi) meydana gelir. |
Bebekler araç içinde kucakta taşınmamalı! Trafik kazalarında bebek ve küçük çocukların ölüm ve yaralanmalarının bir çoğu, bebek araç koltuğu ve emniyet kemeri kullanımı ile önlenebilir Küçük çocukların araç içinde erişkinlerin kucağındayken kazalara karşı yeterince korunamadığını belirten uzmanlar, bebek ve çocukların kaza anında araçtan "mermi çekirdeği" gibi fırlayabileceklerini ya da yetişkinin ağırlığıyla ezilebileceklerini söylüyor. İstatistiklere göre, dünya genelinde 1 milyondan fazla insanın trafik kazası sonucu yaşamını kaybettiğini, 15 milyon kişinin de yaralandığını ifade eden adli tıp uzmanı Doç. Dr. Semra Karataş, "Trafik kazaları sonucundaki yaralanmalar için harcanan para, ilerlemiş herhangi bir hastalığın tedavisi için harcanandan daha fazla" dedi. "BEBEK KOLTUĞU GEREKLİ" Trafik kazalarında küçük çocuklardaki ölüm ve yaralanmaların bir çoğunun bebek araç koltuğu ve emniyet kemeri kullanımı ile önlenebileceğine dikkati çeken Karataş, "Trafik kazalarında küçük çocukların araçlarda uygunsuz taşınması ile ilişkili yaralanmalar oldukça sık görülür. Çocukların organlarında çarpma esnasında yaralanmalar olabilir ki, 'emniyet kemeri sendromu' olarak adlandırılan bu durum ölümle sonuçlanabilir" dedi. Ailelerin bu konuda eğitilmesi gereğine işaret eden Karataş, çocuk için araç içinde en güvenilir bölgenin, arka koltuğun orta kısmı olduğunu bildirdi. "Bebek koltukları, hava yastığı önündeki koltuklara yerleştirilmemelidir. Çünkü kaza esnasında şişen hava yastığı bebeğe zarar verebilir" diyen Karataş, çocukların araç içinde tek başına korumasız olarak da bırakılmaması gerektiğini vurguladı. Karataş, şu önerilerde bulundu: -"Araç içinde bebek koltuklarının pozisyonları, çocuğun büyüklüğüne göre değişir. Bir yaşından ve 9 kilodan küçük bebekler, arkaya bakar tarzda taşınmalıdır. Bu şekilde bebeklerin boyun omurlarının yaralanma riski azalmış olur. -1 yaşın altında, 9 kilodan büyük ağırlıklı bebekler için tasarlanmış koltuklar kullanılmalıdır. Koltuklar, bebeğin 45 derecelik açıda yatmasına olanak verecek özellik ve konumda olmalı, ancak bebeğin başı öne düşmemelidir. -Ağırlığı 9-18 kilo olanların koltukları ise bebeğin yüzü karşıya gelecek şekilde oturtulmalıdır. -Prematüre bebekler kalkanlı bebek koltuklarına bindirilmelidir. -Kaza geçirmiş bir araç içindeki araba koltuğu mutlaka değiştirilmelidir." |
2 - 4 yaBu dönemde, çevrimiçi etkinlik genelde ebeveynlerle birlikte gerçekleştirilir. Ebeveynler, çocuklarını kucaklarına alıp aile fotoğraflarına bakabilir, bir Web kamerası kullanarak akrabalarıyla görüşebilir veya PBS Kids gibi çocuklara yönelik siteleri ziyaret edebilirş grubu: Başlangıç dönemi 5 - 6 yaş grubu: Kendi başlarına yapma dönemi Çocuklar 5 yaşına geldiklerinde, Web'i kendi başlarına keşfetmek isteyeceklerdir. Bu dönemle birlikte, çocuklar Internet’i kendi başlarına kullanmaya başlayacaklarından, ebeveynlerin çocuklarına Internet'te güvenli şekilde gezinme yollarını göstermesi önemlidir. MSN Kids sayfası, özellikle sekiz yaşın altındaki çocuklar için tasarlanmıştır ve çocuklara yönelik arama araçları sağlar. 7 - 8 yaş grubu: İlginin arttığı dönem Bu yaş grubundaki çocukların normal davranış biçiminin bir parçası yasaklanan davranışları sergileme eğilimidir. Bu yaş grubundaki bir çocuk, çevrimiçi ortamda ebeveynlerinin izin vermediği sitelere girebilir veya sohbet odalarında konuşabilir. MSN Premium veya diğer hizmetlerin çevrimiçi etkinlik raporları, özellikle bu dönemde kullanışlı olabilir. Çocuklar ebeveynlerinin onları izlediğini fark etmeyecektir, ancak gönderilen rapor nerelere gittiklerini gösterir. Bu yaş grubundaki çocuklar MSN Kids sitesini kullanmaya devam edebilir. 9 - 12 yaş dönemi: Çevrimiçi ortamı bilme dönemi Ergenlik dönemi öncesindeki çocuklar her şeyi bilmek ister ve Web'in bu konuda kendilerine ne kadar yardımcı olacağının farkındadır. Internet'in sunduklarını görmeye çalışmaları normaldir. Kabul edilemez olduğu düşünülen konularda (örneğin, cinsellikle ilgili uygunsuz içerik veya bomba yapımını anlatan metinler), ebeveynler, MSN Ebeveyn Denetimleri'ni kullanarak bu tür içeriği engelleyebilir. Ergenlik dönemi öncesindeki gençler, 8-13 yaş grubundaki çocuklar için tasarlanmış olan ve çocuklara yönelik arama araçları sağlayan MSN Kidz sitesini de kullanabilir. |
Bebeklerde görülen cilt rahatsızlıkları Bebeklerde görülen cilt rahatsızlıklarının tedavi gerektirip gerektirmediğini anlamak, erken müdahale açısından son derece önem taşıyor. Uzmanların verdiği bilgilere göre, yeni doğan bir bebeğin cildi normalde losyon ve krem kullanımını gerektirmiyor. Gereksiz yere ve bilinçsizce kullanılan yağlı kremler, sivilce oluşumuna ve cildin pürüzsüzlüğünü kaybetmesine neden oluyor. Bebeğin cildi kuru ise günde 2 kez bebek losyonu sürmek yeterli oluyor. Yeni doğan bebeklerde sık rastlanan; ancak bir süre sonra kendiliğinden yok olan döküntülerle tedavi gerektiren cilt hastalıkları hakkında bilgi sahibi olmak, bunları birbirlerinden ayırmak, erken müdahale açısından son derece önem taşıyor. Yeni doğan bebeklerde görünüşleri birbirinden farklı, değişik tipte döküntüler olabiliyor. Bebeklerde sık rastlanabilen döküntüler şunlar: "Süt Döküntüsü (Milia): Yeni doğan bebeğin burnunda ya da alnında görülebilen, beyaz veya sarımtırak noktacıklardır, bazen çenede de görülebilirler. Aslında sütle hiçbir ilgisi olmayan bu minik sivilcemsi noktacıklar, cilt gözeneklerinin, ciltte bulunan ve keratin adı verilen bir maddeyle tıkanması sonucu ortaya çıkar. Bebeğin cildi dış ortama alışınca, bu noktacıklar da kendiliğinden birkaç hafta içinde kaybolur. Dolayısıyla herhangi bir tedaviye gerek yoktur. Gözenekleri açmaya sakın çalışmayın. Cildi tahriş edip, mikrop kapmasına yol açabilirsiniz. Sıcak Döküntüsü/Ter Bezleri İltihabı (Miliaria): Hafif kabartılar halinde, kırmızı renkli, sivilce görünümünde döküntülerdir. Hatta sarımsı sivilce başı gibi görüntüleri bile olabilir. Bu döküntüler, bebeğin yüzünde veya vücudunun giysiyle kaplı tutulan yerlerinde görülebilirler. Bebeğin fazla sıcak tutulması nedeniyle ortaya çıkarlar. Ter bezlerinden ter atılamadığı için ortaya çıkan bu döküntüler de kendiliklerinden kaybolurlar. Bebeği aşırı giydirmemek, daha serin ortamda bulundurmak ve cildini kuru, temiz tutmak dışında bir tedaviye gerek yoktur. Bebeklik Sivilceleri: Görüntüleri, yetişkinlerde görülen akneler gibidir. Bebeklerin doğum öncesi annelerinden aldıkları hormonların etkisiyle oluşurlar. Birkaç hafta içinde kendiliklerinden geçecekleri için hiçbir tedaviye gerek yoktur, cildi temiz tutmak yeterlidir. Toksik Erime: Vücudun herhangi bir yerinde ortaya çıkabilir. Ciltte, güneş yanığı gibi kızarıklıkla çevrelenmiş kesecikler veya kabartılar halinde görülen bir döküntüdür. Tek tek, dağınık halde veya gruplar halinde olabilir. Yaşamın ilk haftalarında görülen bu problem, kendiliğinden kaybolur ve tedavi gerektirmez. Dudaklarda görülen minik kabartılar: Emme hareketi nedeniyle bebeğin hassas dudak derisinde görülebilirler. Bu kabartılar da dudak güçlendikçe kendiliklerinden geçerler. Yanaklarda Görülen Döküntüler: Egzamalı bebeklerde daha sık görülmekle birlikte, bazı bebeklerin yanaklarında görülen bir döküntü türüdür. Yanaklarda cilt, kırmızı renkli ve oldukça kurumuş görülür. Genellikle, ıslak kalan cildin gösterdiği reaksiyondur. Örneğin uyurken ağzından akan salyanın yastığı ıslatması nedeniyle, bebeğin yanağı sürekli bu ıslaklıkla temas halinde olabilir. Bu döküntüyü önlemek için, bebeğin cildi özel temizleyici losyonlarla silinerek temizlenmeli ve nemlendiriciler kullanılarak yumuşak tutulmalıdır. Doğum Lekeleri: Doğum lekeleri de oldukça yaygındır. Çoğu, doğum sırasında bebeğin maruz kaldığı basınç nedeniyle ortaya çıkar ve kısa bir süre sonra kendiliğinden kaybolur. Bazıları ise daha uzun süre kalabilir veya önemli bir problemin belirtisi olabilir. Böyle bir durumda doktorunuza başvurmanız gerekir." Tedavi gerektiren cilt problemleri Bebeklerin yaşama gözlerini açtıkları ilk günlerde ya da bir süre sonra bazı cilt rahatsızlıkları ortaya çıkabiliyor. Bunlardan bazıları tedavi gerektirir ve mutlaka bir sağlık kuruluşuna veya doktora başvurulmasını gerektiren sorunlardır. Tedaviye erken başlamak, hem rahatsızlığın ilerlemesini hem de tedavisinin uzun sürmesini engelleyecektir. Mikrobik nedenleri olan cilt hastalıklarının en yaygın olanları ise şunlardır: Pamukçuk: Bebeklerin ilk aylarında ağız içi ve dil üzerinde görülen mantarın yol açtığı bir rahatsızlıktır. Önce beyaz lekeler halinde başlar, sonra tüm dili ve ağız içini kaplar. Pamukçuk ağrı yaparak bebeğin beslenmesini de engeller. Bebek emziriliyorsa annenin meme temizliği, biberonla besleniyorsa biberonların temizliği bu rahatsızlıkla savaşırken çok önemlidir. Impetigo: Bakterilerin neden olduğu bu rahatsızlıkta, üzeri bal rengi kabuklarla kaplanmış kabarcıklar meydana gelir. Tedavi için, cilt üzerine sürülen özel kremler ve antibiyotikler kullanılır. Herpes Enfeksiyonu: Doğum sırasında anneden bebeğe bulaşan ve genellikle virüslerin neden olduğu bir enfeksiyondur. Vücudun çeşitli yerlerinde görülen bu rahatsızlık, birkaç kesecikle başlayıp, daha geniş bir bölgeye yayılabilir. Egzama: Egzamanın nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, daha çok kalıtımsal faktörler rol oynar. Ailede astım, saman nezlesi, egzama veya benzer rahatsızlıkların olması, bebekte egzama görülme riskini artırır. İstatistiklere göre, 8 bebekten 1'inde egzama görülmektedir. Egzama rahatsızlığında cildin aşırı kuru, kırmızı renkte, kaşıntılı ve yer yer küçük keseciklerle dolu olduğu gözlenir. Bebeğin yüzü, kulak arkaları, cilt boğumları, koltuk altları, diz ve dirsekleri, egzama rahatsızlığının ortaya çıkmasına uygun bölgelerdir. Bebeklerde atopik egzama daha yaygın olarak görülmektedir. Bebek cildi, çevresel faktörlere ve iritan maddelere karşı çok hassastır. Bu nedenle, bebeğin cilt bakım ürünleri ve giysileri özenle seçilmeli, aşırı sıcak, soğuk ve rüzgardan korunmalıdır. Bunların yanı sıra yaşamın ilk haftalarında bebeği evcil hayvanlardan, bitki polenlerinden ve sigara dumanından da uzak tutmak gerekir. Bebeklerin egzamalı, açık deri enfeksiyonları ve uçukları olan yetişkinlerden uzak tutulmasında da büyük yarar vardır. Cildin sürekli nemli ve yumuşak tutulmasını sağlayan bebek yağı, nemlendirici losyon ve kremler, kaşıntıyı azaltır. Genellikle huysuz, iyi beslenmeyen ve iyi uyumayan egzamalı bebeklere, dar olmayan ve pamuklu giysiler giydirmek de onları rahatlatacak yollardan biridir. "Seboreik egzama" da sebebi tam olarak anlaşılmamış, bebeklerde görülen bir başka cilt rahatsızlığıdır. Bu egzama türü daha kısa sürede kaybolur. Bebeğin yemesi ve uyuması, atopik egzaması olan bebeğe göre daha rahat ve düzenlidir. Seboreik egzama vakalarına bir mantar türünün neden olduğu düşünülmektedir. Bu rahatsızlığın tedavisinde, sağlık kuruluşu veya doktorun önerdiklerini dikkatle uygulamak, çevresel faktörlere dikkat etmek ve doğru cilt bakım ürünleri kullanmak çok önemlidir. Ihtiyoz: Bu cilt rahatsızlığı da kalıtımsaldır. Daha geç yaşlarda (1 ile 4 yaş arasında) ortaya çıkabilen rahatsızlık, bazı çocuklarda sadece kış aylarında görülür. Cildin kuru, kabuklu ve yer yer balık pulu görünümü almasına neden olan ihtiyoz rahatsızlığı da egzama gibi doktor gözetiminde tedavi edilmelidir." |
Çocukta ateşe dikkat! Çocuğunuz size her zaman alıştığınızdan daha sıcak geliyorsa ısısını ölçerek tam bir ölçKULAKTAN MI? DİL ALTINDAN MI? POPODAN MI? KOLTUK ALTINDAN MI? Bu dört yer de kabul edilir ateş ölçme noktalarıdır. Koltuk altı ölçümleri diğer ölçümlere göre 0,5ºC derece daha düşüktür. 2-2,5 yaşından küçük çocuklarda dil altından ölçüm yapmak teknik olarak biraz zordur. Civalı cam derece kullanmayınız. Elektronik derecelerin ölçüm yapmak süresi 3-4 dakikadır. Kulak dereceleri saniyeler içinde güvenilir ölçümler yapabilmektedir. Ancak ucunun bebeğinizin kulak kanalına iyi oturduğundan emin olmanız gerekir. Mutlaka rahat kullanabileceğiniz bir dereceniz olmalıdır. Bu derece ile çocuğunuz ateşli değilken birkaç sefer ölçüm yapmalısınız. KAÇ DERECE YÜKSEKTİR? Her seviyedeki ateş tehlikeli sayılmaz. Kabul edilen ateş sınırları şöyledir: Ateşsiz: 34,4-37,9 Ateşli: 38,0-39,9 Yüksek ateşli: 40,0 ve yukarısı Eğer çocuğunuzun ateşi yoksa fakat hasta görüntüsünü korumaya devam ediyorsa bir saat içinde ateşini bir daha ölçün. Eğer çocuğunuzun ateşi 38,0 ile 39,9 arası ise burada belirtilen talimatları uygulayın. Çoçuğunuzun ateşi yüksek ise hemen doktora bildirin. ÜÇ AYDAN UFAK ÇOCUĞUNUZ ATEŞLENİRSE Yeni doğan dönemdeki bebeklerde enfeksiyonla savaşma yeteneği kısıtlı olduğundan ciddi enfeksiyonlar gelişebilir. Ateşi 38ºC’nin üzerine çıkarsa, doktoru acilen arayın. Doktora danışmadan ilaç vermeyin. Çocuğunuzu teşekküllü bir hastanenin acil bölümüne götürebilirsiniz. ÜÇ AYDAN DAHA BÜYÜK ÇOCUKLAR İÇİN Ateş, vücudun enfeksiyonlarla savaşma yöntemlerinden biridir. Çocuğunuzun her ateşi çıktığında doktoru görmenizi gerektirecek bir durum olmayabilir. Dikkatli olmak koşuluyla kendi başınıza da çocuğunuzun ateşini kontrol altına alabilirsiniz. AŞAĞIDAKİ DURUMLARDA DOKTORUNUZU ACİLEN ARAYINIZ http://www.ntvmsnbc.com/Site_Elements/dotBlack.gif Eğer çocuğunuzun ateşi 40 derece ve yukarıda ise http://www.ntvmsnbc.com/Site_Elements/dotBlack.gif Eğer çocuğunuz çok hasta veya açıklayamadığınız hastalık belirtileri taşıyorsa http://www.ntvmsnbc.com/Site_Elements/dotBlack.gif Eğer çocuğunuz bir şey içmek istemiyor, durmadan ağlıyor veya çok halsiz görünüyorsa http://www.ntvmsnbc.com/Site_Elements/dotBlack.gif Eğer çocuğunuz ateşli havale geçiriyorsa. Ateşli havale genelde çocuğunuzun ateşi normalden çok yüksek ise görülür. Havale anında çocuğunuzun elleri ve ayakları şiddetli bir şekilde sallanmaya başlar ve gözleri arkaya doğru kayabilir. Ateşli havale genelde 1-5 dakika sürer. Çocuğunuzun elinin veya kolunun birkaç kere sallanması, onun havale geçirdiği anlamına gelmez. AŞAĞIDAKİ KOŞULLARDA DOKTORUNUZU ARAYIN http://www.ntvmsnbc.com/Site_Elements/dotBlack.gif Eğer orta dereceli ateş (38,0 - 39,9) 24 saatten daha uzun sürerse ve ateşten başka burun akıntısı veya öksürük gibi başka hastalık belirtileri yoksa. Bu durumda ateşin nereden kaynaklandığını bulmak gerekebilir. http://www.ntvmsnbc.com/Site_Elements/dotBlack.gif Eğer ateşi orta derecede 48 saatten (2 tam gece ve gündüz)daha uzun sürer ve ateş düşürücü ilaçlarla bile düşmezse ATEŞİ NASIL DÜŞÜREBİLİRSİNİZ? Hatırlayacağınız gibi eğer çocuğunuz üç aydan daha küçükse hemen doktorunuza başvurmanız gerekir. Ancak bu arada bebeğin üzerini açarak bekleyin ve 15 dakika sonra tekrar ateşini kontrol edin. Eğer çocuğunuz üç aydan büyükse aşağıda verilen bilgileri okuyunuz: 1. Çocuğunuzun üstünü açın Çocuğunuzun ateşi çıkarken titremesi son derece normaldir. “Üşüttüğü için ateşi çıktı” diye üzerini örtmeyin. Kalın giysiler vücut sıcaklığını dışarı geçirmeyerek çocuğunuzun ateşinin daha da yükselmesine neden olur. Eğer çocuğunuz titriyorsa, onu bir çarşaf veya ince bir havluya sarın. 2. Ilık duş Üzerini açmanıza rağmen çocuğunuzun ateşi 39ºC’nin üzerine çıkıyorsa hemen doktorunuzu arayın. Bu arada ısıyı hızla düşürmenin yolu da ılık duşa sokmak veya ılık ıslak havlu ile kompres yapmaktadır. Çocuğunuza ılık duş yaptırırken aşağıdaki talimatları uygulamaya özen gösterin. http://www.ntvmsnbc.com/Site_Elements/dotBlack.gif Küveti ılık su ile doldurun. http://www.ntvmsnbc.com/Site_Elements/dotBlack.gif Çocuğunuzu 15-20 dakika suyun içinde oturtun. Arkaya doğru yatmasına izin vermeyin. Suyu çocuğunuzun kafasından aşağıya dökmeyin. Bir süngeri ıslatarak onu çocuğunuzun vücudunun etrafında gezdirin. http://www.ntvmsnbc.com/Site_Elements/dotBlack.gif Büyük bir havluyu ılık su ile ıslatıp tüm vücudunu havluya sarın. Sadece eklem yerlerine ılık su ile kompres yapmak yetersiz kalır. http://www.ntvmsnbc.com/Site_Elements/dotBlack.gif Kesinlikle alkollü kompreslerle ateşi düşürmeye çalışmayın. http://www.ntvmsnbc.com/Site_Elements/dotBlack.gif Çocuğunuz titremeye başladığı zaman, onu küvetten çıkarın ve bir havlu veya ince bir çarşafa sarın. 3. İlaç Tedavisi (Parasetamol) “Asprin içermeyen ağrı kesicilerde” bulunan aktif maddedir. Çocukluk döneminde tercih edilen ateş düşürücüler bu maddeyi içermektedir. Çocuklarda hiçbir zaman asprin ateş düşürücü olarak kullanılmamalıdır. Parasetamol 4-6 saatte bir verilir. Ateş parasetamole rağmen 38,5ºC’nin üzerinde seyrederse doz aralığını 4 saatten 3 saate almak gerekir. Bu durumda ikinci bir ilaçla parasetamolü dönüşümlü bir şekilde kullanmak gerekir. Aktif maddesi İbuprofen olan ilaçlar, 3 saatte bir parasetamolle birlikte kullanılmalıdırüm yapmanız gerekir. |
Sigaranın Vücuda Zararları Nelerdir? Genel olarak bulunduğunuz ortamlarda kötü ve ağır koku yayılır. Cildiniz bozulacağından cilt karalığı ve yaşlı gösterme belirtileri başlar. Dişleriniz kirli ve pis görünümlü olmakla beraber, dişeti hastalıkları baş gösterecektir. Ağız ve yutakta tat alma eksikliği başlar ve kanser riski artar. Gırtlak ve nefes borusunda iltihaplanma, ses tellerinin zarar göstermesinden başka kansere yakalanma ihtimali fazlalaşır. Kalp ve damarların görmüş olduğu zarar ve tahribattan dolayı kalp krizi damar tıkanıklığı, tansiyon yükselmesi gibi sakıncalar ortaya çıkar. Beyinde felç, ileri yaşta bunama (Alzheimer) görülür. Her nefeste 50bin hücrenin ölümüne sebep olur. Gözlerde katarakt ve ileri yaşta körlük meydana gelir. Burunda koku alma duygusu azalır. Akciğerlerde kansere yakalanma, Bronşit ve amfizem gibi rahatsızlıklar meydana gelir. Mide ve yemek borusunda karama, ülser ve kanser oluşumunu fazlalaşır. Pankreas kanseri riski artar. Rahim ve yumurtalıkta kısırlık, çocuk düşürme, sakat ve eksik doğum, erken menopoz, rahim kanseri gibi tehlikeler oluşur. Testisler ve cinsel organlarda iktidarsızlık, ereksiyonda azalma, döllenme yetersizliği, kalıtımsal bozukluklar meydana gelir. İdrar kesesinde mesane kanseri meydana gelir. Ellerde, parmaklarda sararma, tırnaklarda, zayıflama görülür. Kemik ve iskeletlerde kemik erimesi meydana gelir. Kol ve bacak damarlarında çeşitli hastalıklar oluşur. Kılcal damarlar, el ve ayaklardan başlayarak, kol ve bacaklara kadar tıkanıp bu organların kesilmesine (Burger hastalığı) kadar varan hastalıklar oluşur. Vücutta, yorgunluk, uykusuzluk, ruhsal gerilim, stres, performans düşüklüğü, reflekslerde azalma oluşur. Anne ve baba mirası olarak; Sigara içen babaların, çocuklarında kanseri önleyen gençliği yok olmaktadır. Hamileliğinde sigara içen hanımların bebekleri %10-15 eksik kilolu doğdukları gibi zeka eksiklikleri de görülür. |
Cocukların Altına Kaçırma Sorunu Geceleri altını ıslatan çocuklar psikolojik olarak içe dönük ve eziklik hissine kapılırken, bu sorun ailelere bıkkınlık veriyor. Yatağını ıslatan çocuğun kişilik gelişimi olumsuz etkileniyor. Çocuk bunu bir sır gibi saklıyor, arkadaş evinde kalamıyor, yaz kampları, okul gezileri, spor turnuvalarına katılamıyor ve ülkemizdeki her 7 çocuktan birisi geceleri yatağını ıslatıyor. Çocuklarda gece işemeleri konusunda bugüne kadar sayısız araştırmaları bulunan Danimarka Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Norgaard dün ülkemize bir ziyarette bulundu. Çocuklarda uykuda işeme durumunun 2-3 yaşlarına kadar normal olduğunu, ondan sonra gece işemelerinin mutlaka tedavi edilmesi gerektiğini ve bu durumun çocukların kendilerine olan güvenlerini azalttığını söyledi;" Yaptığımız araştırmalar çocuklardaki bu rahatsızlığın psikolojik herhangi bir yönünün bulunmadığını, tamamiyle fizyolojik bir rahatsızlık olduğunu gösteriyor. Çocuklarda "ADH" adı verilen bir tür su tutucu hormon, geceleri gündüze nazaran iki misli seviyeye çıkar. Bu da idrar kesesinde biriken sıvı miktarını azaltır. Ancak çocukta bu hormon eksik olduğunda çocuk idrarını kontrol edemez ve gece tam işeme yapar. Çoğu aile bunu bilmiyor, çocuğun sorununu psikolojik zannediyor, halbuki basit bir ilaç tedavisi ile sorun kolayca hallolur" dedi. Ülkemizde ilkokul çağındaki 7 çocuktan birisi "enüretik" yani geceleri altı işiyor. Bazen bu durum yetişkin çağı dediğimiz 17-18 yaşlarına kadar devam edebiliyor. Yine araştırmalar daha çok erkek çocukların gece altlarına işediğini gösteriyor. Burundan günde 1 kez kullanılan sprey ise, hormon eksikliğine bağlı gece işeme sorunu olan çocuklara çare oluyor. 6 ay düzenli olarak kullanılması tavsiye ediliyor, ilk kullanımından itibaren yatak kuruluğunu sağlıyor |
Çalışan Anneler İçin Öneriler Çalışan Anneler İçin Öneriler Günümüzde artık kadınların çalışması sıradan sayılıyor. Ancak çocuk sahibi olduktan sonra iş hayatına devak etmek.. İşte bu üzerinde durulması gereken bir konu. Başlangıçta durum ne kadar aşılacakmış gibi görünse de, çoğu kadın zamanla bu tempodan yorgun düşüyor. Buna bir de çocuktan ayrı kalmanın getirdiği eksiklik duygusu eklenince, dert birkaç kat daha artıyor. Peki, böyle bir aşamada ne yapmak gerekiyor? Veya şöyle diyelim; çalışan anne olmanın getirdiği sorunlar neler ve bunlar nasıl aşılır? Her şeyin üstesinden tek başına gelmek Çoğu çalışan kadının en büyük sorunlarından biri, ofis ve evdeki işler arasında sıkışıp kalmak. Eve ne kadar temizlikçi ya da bakıcı bir kadın da gelse, bu istedikleri düzeni sağlamıyor. Dolayısıyla yorgunluk ikiye katlanıyor. Eğer işler arasında çok fazla boğulduğunuzu düşünüyor ve kariyerinizden vazgeçmek istemiyorsanız, evinize hem temizliğe yardımcı olacak, hem de çocuğunuzun bakımıyla ilgilenecek güvenilir bir kadın alın. Bunun en iyi yolu, çevrenize danışmak veya emin olduğunuz insanlara sormaktır. Ayrıca evinizdeki temizlik aletlerinin güvenli ve pratik kullanımlı olmalarına da dikkat edin. Böylelikle hem çocuğunuzun güvenliğini, hem de yardımcı kadının temizlik yaparken zorlanmayarak, çocuğunuza daha fazla zaman ayırmasını sağlamış olursunuz. Örneğin, evinizde mutlaka hem halı yıkayan, hem de süpüren bir süpürge makinesi bulundurun. Veya otomatik ayarlı çamaşır makinesi, hızlı ve pratik ütüleyen bir ütü aleti gibi. Bütün bunların üzerinizden büyük ölçüde yük alacağına emin olabilirsiniz. Suçluluk duygusundan sıyrılmak Çocuğun annesi dışında başka insanlarla da diyalog halinde olması, gelişimleri açısından oldukça olum sayılıyor. Hatta bu iletişimin devamlı olması, çocuklarda güven hissini ve iletişim gücünü artırıyor. Bu nedenle çocuğunuzu işe giderken bakıcının ellerine vermekten rahatsız olmayın. Üstelik bu şekilde bütün gün çocuğunuzdan uzak kalarak, birlikte geçirdiğiniz zaman daha da değerleniyor. İşten eve geldikten sonra, mutlaka çocuğunuzla birlikte geçireceğiniz bir zaman dilimi ayarlayın. Ve bu süreyi sadece çocuğunuzla birlikte bir şeyler yaparak geçirin. Örneğin, birlikte yemek hazırlamak veya oyun oynamak gibi. Hiçbirini yapamıyorsanız, en azından yatmadan önce ona masal okuyun. Bu şekilde hem özlem gidermiş, hem de anne çocuk iletişimini yaşamış olursunuz. Unutmayın ki, çocuğunuz için sizin olmamanız değil, aradığında annesine ulaşabileceğini bilmesidir. Ayrıca çocuğunuzun çalıştığınız yeri tanımasını da sağlayabilirsiniz. Zamanla yarışmak Çoğu annenin en büyük hayali, yarım gün çalışmak. Ancak böyle bir çalışma sistemi günümüz koşullarında pek kolay mümkün olmuyor. Özellikle bir de kadın kariyer yaptıysa, iş saatlerinin azaltılması tamamen zorlaşıyor. Böyle bir durumda iyi bir program yapmak en iyisi. Örneğini, hafta içinde işlerin en hafif olduğu günler biraz daha erken çıkarak, çocuğunuzla daha fazla zaman geçirilebilir. Bu şekilde çocuğunuzla birlikte geçirdiğiniz saatleri dengeleyebilirsiniz. Ancak bütün bunlar iyi bir programlama ve düzen gerektiriyor. Son olarak, çocuğunuzun hastalığı durumunda, eşinizden destek isteyin. Çünkü işyerinizden sürekli izin almanız mümkün olmayabilir. |
Çocuğunuzu okul kapısında beklemeyin! Çocuğunuzu okul kapısında beklemeyin! Eylül ayının o en tatlı telaşı başladı; okullar açıldı. Bu zorlu maratonla yeni tanışan öğrencilerin velilerine uzmanlardan bazı öneriler var... Yaz tatili bitti, okullada ders zili çaldı. Okulla ilk defa tanışacak çocukların evlerinde ayrı bir telaş yaşanıyor. Minik öğrenciler yeni düzene alışmaya çalışırken, aileler de bu zorlu geçiş dönemini kolayca atlatabilmenin yollarını arıyor. Kimi çocuğu ne isterse alıyor, kimi okul kapısında kimi ise sınıfın kapısında çocuğunu bekliyor. Oysa uzmanlar, velilerin okula yeni başlayan çocuklarını birkaç gün okul önlerinde beklemesinin, çocuğun alışmasını zorlaştırdığını söylüyor. Kocaeli Üniversitesi Eğitim Fakültesi Okul Öncesi Eğitim Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi Uzman Nalan Kuru Turaşlı, okula yeni başlayan çocukların ailelerinin, çocuklarını çeşitli sebepler yüzünden okul önlerinde beklediğinin ya da teneffüslerde sürekli görüştüklerini söyledi. Bazı ailelerin bu konuda daha duyarlı olup, hemen hemen hergün okula geldiğini bu durumun da bazen bir-iki hafta sürebildiğini ifade eden Turaşlı, iyi niyetle, koruma içgüdüsüyle yapılan bu davranışın, çocuğun okula başlama ve alışma sürecini olumsuz etkilediğini vurguladı. Bu durumun, daha çok okul öncesi eğitim almamış çocukların ebeveynlerinde görüldüğünü dile getiren Turaşlı, şunları kaydetti: "Veliler okula yeni başlayan çocuklarını okul önlerinde günlerce beklemesin. En fazla 3 gün gitmeleri yeterli. Bekleme süresi arttıkça çocuğun okula alışma süresi de artar. Ayrı bir sosyal çevreye giren çocuk bocalasa da bu normaldir. Çocuğun ailesinin uzun süre okulda beklemesi, teneffüslerde sürekli onunla ilgilenmesi, çocuğa 'istediği an okuldan çıkabileceği, istediği an ailesinin onu okuldan alabileceği' hissini kazandırır." |
"Sigara ani bebek ölümüne yol açar" Sağlık Bakanlığı, aileleri "ani bebek ölümleri" konusunda uyardı. Ani bebek ölümlerinin risk faktörleri arasında, annenin gebeliği sırasında sigara içmesi ve doğum sonrası bebek odasında sigara içilmesinin ilk sırada yer aldığını belirten Bakanlık yetkilileri, 1-12 aylık bebeklerin yüz üstü yatırılmaması uyarısında bulundu. Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada, ani bebek ölümlerinin hiçbir sağlık sorunu olmayan bir bebeğin nedeni açıklanamayan ölümü" olarak tanımlandığı vurgulanarak, bu bebeklerde otopsiyi de içeren tüm incelemelerde ölüm nedeninin saptanamadığı bildirildi. Açıklamada, halk arasında beşik ölümü olarak bilinen "ani bebek ölümleri"nin, gelişmiş ülkelerde 1-12 aylık bebekler arasında en sık görülen ölüm nedeni olduğu ifade edilerek, bu ölümlerin yüzde 95'inin bebeklerin ilk 6 ayında ve çoğunlukla 2-4 ay arasındaki bebeklerde gerçekleştiğine dikkat çekildi. Türkiye'de ani bebek ölümleri açısından bir çok risk faktörünün varlığını sürdürdüğü vurgulanan açıklamada, "Erkek çocuklarda daha sık görülen ani bebek ölümlerinin risk faktörleri arasında, annenin gebeliği sırasında sigara içmesi ve doğum sonrası bebek odasında sigara içilmesi ilk sırada yer alıyor. Annenin gebeliğinde sigara içmesinin ani bebek ölümü riskini 4 kat artırdığı belirlenmiştir. Hamilelikte sigara içilmesi, ayrıca erken doğum ve düşük doğum ağırlıklı bebek riskini de beraberinde getirmektedir. Bu nedenle anne adayları hamilelikleri süresince sigaradan aktif ve pasif içici olarak kesinlikle uzak durmalı ve doğum sonrası da bebeklerini sigara dumanından tümüyle uzak tutmalıdır" denildi. Sağlık Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, gebelikte alkol kullanımının "ani bebek ölümleri" açısından risk faktörü olduğu belirtilerek, ani bebek ölümleri konusunda ailelere yönelik şu uyarılara yer verildi: Bebeğin buldunduğu oda sıcaklığı "1-12 aylık ve özellikle 1-6 aylık bebeklerinizi kesinlikle yüz üstü yatırmayın. Yan yatış pozisyonu da bebeğin uykuda dönme ihtimali bulunduğundan uygun değildir. Yan yatış pozisyonu tercih ediliyor ise yüzüstü pozisyona dönüş olasılığını azaltmak için altta kalan kol öne getirilmelidir. Ani bebek ölümü vakalarının yüzde 30'u bebeklerin uygun olmayan yerlerde yatırılması sonucu gerçekleşmektedir. Bebekleri yumuşak yatak, yastık ve yorgan gibi yüzeylere yatırmayın. Yatak ve karyola uyumlu olmalı, yatak-karyola arasında bir parmak ya da 2 santimetreden daha fazla aralık olmamalı, karyola parmaklıkları arasında 2 parmak yada 5 cm genişliğinden fazla mesafe bulunmamalıdır. Bebeğinizin ağzında emzik veya biberonla uyumasına izin vermeyin. Bu durum bebeklerin boğulmalarına yol açıyor. Bebeklerin çok kalın giydirilmeleri ve kundaklanmaları, 'ani bebek ölümleri' açısından risk faktörleri arasında yer alıyor. Bebeğinizi mevsim şartlarına uygun olarak giydirin ve kundak yapmayın. Bebeğinizin bulunduğu oda sıcaklığının yaz-kış 24 derece olmasını sağlayın. Bebeklerinizi aşırı sıcak ve soğuktan koruyun. Bebeklerinizi doğar doğmaz emzirmeye başlayın, bebeklere ilk 6 ay sadece anne sütü verin ve 6 aydan sonra uygun ek besinlerle beraber emzirmeyi 2 yaşına kadar sürdürün. Bebeklerinizi kendi yataklarında yatırın. Sizinle beraber uyumaları, yatakların bebekler için uygun malzemeden olmaması, ağırlığınız altında kalma riski nedeniyle kesinlikle önerilmemektedir. Bebeklerin uyudukları yatakların çarşafları gergin ve temiz olmalı, battaniye veya örtü kullanılacaksa, bu malzemeler yatağın altına sıkıca yerleştirilmeli ve bebeğin ancak göğsüne kadar örtülmelidir. Bebeklerin örtü veya battaniyeyi yüzlerine çekme ve nefessiz kalma ihtimaline karşı, uykuları süresince aralıklarla kontrol edilmeleri gerekmektedir." Sağlık Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, annenin ilk gebelik yaşının 20 yaşın altında gerçekleşmesinin "bebek ölümleri" açısından önemli bir risk olduğu belirtilerek, hamileliği süresince sağlık personeli yardımı almayan ve doğumunu evde, sağlık personeli desteği olmaksızın gerçekleştiren annelerin bebeklerinin, çok önemli sağlık sorunlarıyla karşı karşıya olduğuna vurgu yapıldı. Annenin gebelikleri arasındaki sürenin kısalığının, bebek ölümleri açısından risk olduğu vurgulanan açıklamada, 2 doğum arası olması gereken ideal sürenin 2 yıl olduğu kaydedildi. |
Küfür etmesini önlemek elinizde! Küfür etmesini önlemek elinizde! 'Nihayet çocuğum konuşmaya başladı' diye sevinen anne-babalar dikkat! Sizi bir tehlike bekliyor... http://www.milliyet.com.tr/extra/venus/cocuk/coc004/resim/cocuk57.jpg İsteklerini, düşüncelerini kendi sözleriyle ifade etmeye başlayan çocuk zaman zaman beklenmedik sözlerle hatta küfürlerle sizi şaşırtıp üzüyor. Bu durum karşısında telaşa kapılıp çocuğu azarlamak yerine yapmanız gereken daha önemli ve etkili şeyler var: Kötü söz söylediği zaman gülmemeli ve onu yüreklendirmemelisiniz. Gülmeniz onun hoşuna gidecek, ve iyi bir şey yaptığını düşünerek buna devam edecektir. Ona tekerlemeler ezberletin. Tekerlemeler kulağa hoş gelecek ve çocuk ilgi çekmek için bu tekerlemeleri kullanacaktır. Kızdığı zaman hislerini anlatabileceği kelimeleri öğretin. "Kızdım", "Sinirlendim", "Öfkelendim" demesinin yeterli olduğunu bilsin. "Ağzına biber sürerim" lafından uzak durun. Bunun çare omkadığı kesin. Kullandığı kötü kelimelerin anlamlarını ona sorun. Onlara bu kelimeleri sinirlenmeden açıklayın. Anlamsız kelimeler olduğunu öğretin. |
Aile İletişimi Aile İletişimi Türkiye’de 1980 yıllarından sonra liberal ekonomiye geçişle başlayan hızlı değişimin ailelerde de ciddi iletişim sorunlarına neden olduğu belirtildi. Değişimin sancılı bir süreç olduğunu belirten uzmanlar, gelenekleri koruyarak yeniliklere uyum sağlamanın zorlaştığına işaret ediyor. Ailedeki iletişimsizlik ve mutsuzluktan kaynaklanan sorunların, çocukların ruhsal ve fiziksel sağlığını da bozduğunu belirten uzmanlar bu sorunların 6-10 ay arasında değişen psikoterapi yöntemleriyle tedavi edilebildiğini belirtiyorlar. Uzmanlar, endüstri toplumunun ailenin büyük anne, büyük baba gibi desteklerini de elinden aldığına dikkat çekiyor. Uzmanlara göre aile içinde sağlıklı iletişim modelini tercih etmek, tartışma kültürünü, problemlerle yaşamayı öğrenmek büyük önem taşıyor. Aile içindeki sorunların etkisi, en kolay sosyal kimlikleri gelişmemiş çocuklarda ortaya çıkıyor. Uzmanlar, çocukların ailenin imdat çanını çaldığını, yetişkinlerin bu sorunun kendilerinden kaynaklandığını farkına varmadığını hatırlatıyor. Çocuklar altını ıslatmasıyla, agresifliğiyle, ebeveynlere “Burada sağlıksız giden bir şeyler var” diye sinyal gönderiyorlar. Ancak birçok ebeveyn bu sorunları organik bazda bir problem gibi görüp, tedavi için önce bir hekime, daha sonra da bir psikoloğa gidiyor. Sorunun çözümünde zaman kaybediliyor. Acıbadem Sağlık Grubu Çocuk Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Cantüre Mentürk “Problemsiz bir aileden söz etmek mümkün değil” diyerek sınırların önemine dikkat çekiyor. Dr. Mentürk, “Genel olarak aileye baktığımızda anne ile çocuk arasındaki sınırların eridiğini, baba ile çocuk arasındaki ilişkinin ise daha resmi olduğunu görüyoruz. Bu durumda babayı da sınırın içine çekerek anneyi rahatlatmak gerekiyor. Çünkü aile içinde çocuğa gösterilen aşırı sevgi, sürekli didişme ve kavga çocuğun bağımsızlığının gelişmesini engelliyor. Ailedeki sınırlar aşırı katı ise çocukta sadakat, anlayış, destek ve özgüven gelişmiyor.” |
Çocuğa İyi Bir Model Oluşturmak Çocuğa İyi Bir Model Oluşturmak Bütün çocuklar gelişim süreçlerinde, gördükleri ve duydukları çoğu şeyi taklit etmeye çalışırlar. İyi ya da kötü, hiç farketmez. Çünkü bunları ayırt edemezler. Eğer önlerinde duran bu davranış yelpazesi, zaman içinde sürekli tekrar edilirse, bunları davranış repertuvarları arasına yerleştirirler. Bu nedenle, çocuğunuzla olan bütün iletişimlerinizde, yaptıklarınıza ve söylediklerinize dikkat etmeniz gerekiyor. Aksi halde, ileride bunları değiştirmeniz güç olabilir. Bu nedenle bir anne - baba olarak çocuğunuzla olan bütün ilişkilerinizde şunlara dikkat etmelisiniz; Çocuğunuza sevgiyi siz öğretin Aile içinde anne ve babanın birbirine karşı olan davranışları, çocuklarının psikolojisi üzerinde çok etkilidir. Eşinizle birbirinize duyumsadığınız sevgiyi nasıl ifade ettiğiniz, iletişiminizi nasıl kurduğunuz, birbirinizle ne şekilde konuştuğunuz, bunlar hep önemlidir. Eğer çocuğunuzun yanında -tutarlı olmak kaydıyla- eşinizle tatlı bir dille konuşur, ona olan sevginizi hissedilir biçimde gösterirseniz, çocuğunuz da böyle davranış modelleriyle gelişir. Tabii sadece eşiniz değil, arkadaşlarınıza, komşularınıza, akrabalarınıza, kısacası bütün çevrenize gösterdiğiniz davranışlar, çocuğunuz açısından önem taşır. Her zaman pozitif elektrik yayın İnsanların moral durumları, çevrelerine anında yayılır. Olumlu ya da olumsu, keyfiniz nasılsa, bir süre sonra çevrenizin de motivasyonu bu yönde olur. Bu nedenle moralinizi iyi tutmaya çalışın. Gergin veya öfkeli olduğunuz anlarda, mümkün olduğunca çocuğunuzun yanında bulunmamaya çalışın. Eğer bu mümkün değilse, ona bunu tatlı ve anlaşılır bir dille açıklayın. Ayrıca çocuğunuzla birlikte geçirdiğiniz her anınızda pozitif bir frekans yakalayın. Gerekiyorsa, bunun için çaba harcayın. Ancak kendinizi fazla zorlamayın da! Çünkü çocuğunuz yapmacık durumları kolaylıkla hisseder. Unutmayın, sizin mutlu olmanız, çocuğunuzun mutlu olması anlamına gelir. Üstelik, kötü anlarda mutlu olmaya çalışmanız, çocuğunuza kendi çabasıyla mutlu olmayı öğretir. Konuşmalarınıza dikkat edin Çocuğunuzla konuşurken, güzel ve net anlaşılır kelimeler seçmeyi alışkanlık haline getirin. Ne de olsa, çocuğunuz da en az sizin kadar güzel hitap edilmeyi hak ediyor. Ayrıca, onunla nasıl konuşursanız, kelime haznesinin o doğrultuda gelişmesini sağlarsınız. Unutmayın ki, çocuğun konuşma yeteneği ilk olarak aile içinde gelişir. Ve belli bir yaşa gelmiş çocuğun kullandığı sözcükler, öncelikle ailesinden kaptığı kelimelerden oluşur. Son olarak, çocuğunuzun kelime hazinesine lütfen, teşekkür ederim gibi sözcükleri yerleştirmeyi de ihmal etmeyin. İşlerinizi oyunsal yöntemlerle yapın Eğer çok işiniz var, ancak aynı anda çocuğunuzla da ilgilenmeniz gerekiyorsa, bunu çeşitli yöntemlerle çözümleyebilirsiniz. İşlerinizi yaparken çocuğunuzun size oyunlarıyla eşlik etmesine izin verin. Örneğin, özellikle temizlik işlerinde, çocuğunuzun size yardım etmesine izin verebilirsiniz. Bu şekilde hem çocuğunuz gözünüzün önünde olur, hem de bir şeyler başarmanın keyfini yaşar. Siz toz alırken, o küçük boy pratik bir süpürge makinesiyle halıyı süpürebilir. Çünkü bu aletler, -kontrol her zaman şart- ev aletleri arasında güvenli sayılırlar. Veya siz ütü yaparken, çocuğunuzun eline küçük bir oyuncak ütü vererek, yaptıklarınızı taklit etmesini sağlayabilirsiniz. Ancak böyle anlarda çocuğunuzu asla sıcak ütünün yanında yalnız bırakmayın. Bu tip yaklaşımlarla, çocuğunuz küçük yaşlarda iş yapmanın ve bir şeyler başarmanın zevkini tatmış olur. |
Çocuklarda sık görülen hastalık: Astım "Kronik" bir hastalık olan astım, çocukluk çağının en sık görülen sağlık sorunlarından biri. Astım hastalığının solunum yolunun ataklar halinde gelen tıkanmalarla kendini gösteren ''kronik'' bir hastalık olduğunu belirten Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Alerji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Cansın Saçkesen, hastalığa kesin tanının konulmasının kolay olmadığını söyledi. Astımlı hastaların sigara ile temastan, hava kirliliğinden, grip ve soğuk algınlığından, solunum yolunu tahriş eden maddelerden ve en önemlisi alerjilerden korunması gerektiğini vurgulayan Saçkesen, şöyle konuştu: ''Astım çocukluk çağının en sık görülen sağlık sorunlarından biridir. Ülkemizde her 10-15 çocuktan birinde astıma benzer bulgular vardır. Bazı çocuklarda astım görülme riski diğerlerine göre daha da fazladır. Birinci dereceden akrabalarında astım veya alerjik nezle olan çocuklarda, bebeklikte besin alerjisi veya egzaması olan çocuklarda ileride astım gelişme riski fazladır. Astımlı çocuklarda basit bir grip nefes darlığına yol açabilir. Bu nedenle astımlı çocukların, grip olanlarla temastan kaçınmaları ve her yıl eylül-ekim aylarında grip aşısı olmaları gerekmektedir. Grip aşısı, gribi tamamen engellemez ancak sıklığını ve şiddetini azaltabilir.'' Astım hastalığının erken dönemde tanınması ve tedaviye erken dönemde başlanması gerektiğine dikkat çeken Saçkesen, hastalığın düzenli doktor kontrolü gerektirdiğini kaydetti. |
İkizleri "ikiz" gibi giydirmeyin! İkizleri "ikiz" gibi giydirmeyin! Fiziki görünümleriyle birbirlerine benzeseler bile iki farklı birey olan ikizlere aynı kıyafetlerin giydirilmemesi ve aynı saç modelinin uygulanmamasının daha doğru olacağı belirtiliyor. Aynı elbise ve saç şekilleriyle çok sevimli görünen ikizlerin farklı bireyler oldukları ilk görüşte akla gelmez. Uzmanlar, anne babaların, çocuklarının farklı bireyler olduklarını gözardı etmeden davranmasını istiyor. Çocuk ve genç psikiyatrisi uzmanı Doç. Dr. Mücahit Öztürk şunları kaydetti: ''Aileler, çoğunlukla ikizlere aynı kıyafeti giydirme, aynı saç modelini uygulama, aynı oyuncakları alma, aynı yatakta yatırma ve aynı sınıfta okutma gibi tutumlar sergiliyorlar. Böylece, dış görünüş olarak aynı olan ikiz çocuklar, daha sevimli ve ilgi çeken bir hal alıyor. Bu durum da anne, baba ve çevredekilerin hoşuna gidiyor. Ancak, çocuğun kimlik gelişimi sürecinde dışarıdan yönlendirilen bu benzeştirme çabaları, sağlıksız sonuçların ortaya çıkmasına neden olabiliyor.'' YAPAY BENZEŞTİRME ÇABALARI Farklılığı yok etmeye yönelik bu tip tavırların, çocukların ruhsal özelliklerini hiçe saydığı için bireyselleşmelerinin önünde büyük engel teşkil ettiğini dile getiren Öztürk, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Her çocuğun kendi ruhsal özellikleri yörüngesinde bireyselleşmesine ve kişiliğinin gelişmesine fırsat tanınmalıdır. Bu fırsatı tanımanın en iyi yolu da, ikizlerin farklılıklarını kabul ederek yapay bir benzeştirme çabası içine girmemektir. Bireysel özelliklerine göre yetiştirilmeyen ve dolayısıyla kişilik gelişiminde sorunlar oluşan ikizler, ergenlik dönemine geldiklerinde de önemli özgüven problemi ve sosyal çevreleri ile uyumda büyük sorunlar yaşayabilmektedirler. Sürekli birlikte olmaları, beraber hareket etmeleri desteklenen ve her açıdan birlikte yaşamaya mahkum hale getirilen ikizler, ergenlik ile birlikte mecburen birbirlerinden ayrılma süreci yaşayacaklardır. Bu süreçte önceleri kardeşinin desteğiyle ayakta duran genç, toplum içinde kendini yalnız ve çaresiz hissedecektir.'' AİLELERE UYARILAR... Doç. Dr. Mücahit Öztürk, ikiz çocukları olan ailelere şu uyarılarda bulundu: ''Bu çocuklar, doğumlarından itibaren farklı özellikleri olduğu bilinerek gelişimleri takip edilmelidir. İkizlere, birbirlerine benzeşmeleri yönünde baskı yapılmamalıdır. İkizlere aynı kıyafetleri giydirmemek, aynı saç modelini uygulamamak lazım. Bu çocukların, mümkünse ayrı sınıflarda olması sağlanmalı.'' İkizlerden birinde içe kapanma, diğerinde ise dışa dönüklük olabileceğine de işaret eden Doç. Dr. Öztürk, dışa dönük olanın diğerini baskı altına alabileceğini, ailelerin buna da dikkat etmesi gerektiğini bildirdi. İkizlerin doğumlarından itibaren iki ayrı çocuk gibi yetiştirilmesinin önemini de vurgulayan Doç. Dr. Öztürk, ''Sevimli oluyorlar diye çocukların kişilik ve bireysel gelişimi önleniyor. Bu çocuklar birbirlerine bağımlı hale getiriliyor. Birlikte olmazlarsa olmayacakmış gibi yetişen çocuklar, ergenlik döneminde ayrışmayı beceremiyorlar'' dedi. |
Çocuğun Sınırları Genişletilmeli Çocuğun Sınırları Genişletilmeli Küçük yaş çocukların en büyük merakları arasında, anne babalarının kullandıkları eşyaları denemek yer alır. Bu nedenle de çoğu anne baba küçük çocuklarının bu aşamalarını tehlikeli olarak bir dönem olarak görürler. Ancak burada gözönünde bulundurmaları gereken bir nokta var; küçük yaş çocukları keşfetme ve deneme yoluyla öğrenirler. Bu nedenle, mutlak bir gözetim altında çocuğun sınırları geniş tutulmalı. Çocuk tek başırmayı öğrenmeli Çoğu anne baba, çocukları ortalığı dağıtacak, kirletecek veya kendilerine zarar verecek düşüncesiyle, yaptıkları işi ya ellerinden alırlar, ya da yardım etmeye çalışırlar. Oysa bu davranış çok doğru sayılmaz. Çocuğun işini kendi başına yapabilmesi, onda başarma duygusuyla birlikte kendine karşı güven oluşturmasını sağlar. Örneğin, kendi kendine yemek yeme, giyinme, yıkanma gibi faaliyetleri çocuklar kendileri yapmak isterler. Özellikle yetişkinlerin yaptığı işler çocuklar için büyük ilgi kaynağıdır. Örneğin, masayı toplamak, çamaşırları aslam, süpürge makinesiyle yerleri süpürmek ya da özellikle ütü yapmak, onlar için keyifli ve maceralı birer oyun sayılır. Eğer çocuğunuzun hem bir şeyler öğrenmesini, hem de gelişimini deisteklemesini istiyorsanız, evinizdeki ütüye benzer bir oyuncak ütüyle işe başlayabilirsiniz. Ayrıca çocuğunuzun da kullanabileceği, çok ses çıkarmayacak ve küçük özellikteki bir süpürge makinesini ona verebilirsiniz. Böylelikle hem ev temizliğinde küçük bir arkadaş kazanmış, hem de onun öğremesini perçinlemiş olursunuz. Hatalar doğru yapmayı getirir Biz yetişkinlerde olduğu gibi, çocuklar da hata yapabilirler veya bir şeylere zarar verebilirler. Ancak yapılan bu yanlışların anne veya baba tarafından düzeltilmesi, doğru değildir. Burada çocuğa, hatasını düzeltmesi için fırsat verilmeli. Eğer çocuğunuzun yaşı hatasını telafi edemeyecek kadar küçükse, size yardımcı olabilir veya en azından sizi izleyebilir. Ayrıca çocuğunuza yaptığı yanlışın nasıl sonuçlar doğuracağını da göstermeniz doğru olur. Böyle durumlarda çocuğunuzu asla azarlamayın. Bu hiçbir çözüm getirmez. Unutmayın ki, çocuğunuz yaptığı yanlışları düzelte düzelte doğruyu öğrenir. Çocuklarınıza Eşit Davranın! İki ya da daha fazla çocuğu olan ailelerde, anne ya da babanın bir çocuğuna diğerinden daha fazla düşkün olması sıkça karşılaşılan bir tablo. Peki, böyle bir durumda anne ya da babanın bir çocuğunu diğerlerinden daha fazla sevdiği gerçeği mi çıkıyor ortaya? Bu soru daha çok anne veya baba yerine, çocuklar arasında gündeme geliyor. "Annem seni benden daha çok seviyor!" ya da "Babam sana daha fazla zaman ayırıyor!" şeklinde yorumlar, neredeyse bütün kardeşler arasında bir gün gündeme geliyor. Peki, anne ya da babanın çocukları arasında ayrım yapması ya da birini diğerine göre daha fazla sevmesi ne kadar doğru? Veya doğruysa da, bu diğer çocuk açısından nasıl açıklanabilir? Elbette ki çocukları birbirinden ayırmak, herhangi bir kazağı ya da ayakkabıyı daha çok sevmeye benzemiyor! Daha fazla sevilen ya da sevilmeyen taraf da olsa, çocuğun gelişimi açısından bu sakıncalı olabiliyor. Bu arada kendi kendine “Biz nasıl anne ve babayız? Çocuklarımıza olan sevgimizi neden dengeliyemiyoruz?” sorusunu soran aileler de psikolojik bir karmaşaya giriyorlar. Her çocuk kendine özgüdür Öncelikle ikinci çocuğunuzu ilkiyle kıyaslamaktan vazgeçin. Çünkü her çocuğun kendine özgü bazı farklılıkları vardır. Büyük oğlunuz uslu ve sakin bir çocuk diye, ikincisinden de aynı davranışları beklemeniz doğru olmaz. Onları birbiriyle kıyaslamak yerine, her ikisinin de farklı özelliklerini sevmeye çalışın. Biriyle çocukluğunuza geri dönerek bahçede maç yapmanın keyfini çıkarın, diğeriyle resim boyamanın güzelliğini yaşayabilirsiniz. Burada önemli olan, çocuklarınızın birbirinden farklı olduğunu kabullenmeniz. Çocukların, fiziksel olarak olduğu gibi, ruhsal yönden de birbirinden farklı olmaları görülmesi gereken bir gerçek. Büyük olan çocuğun 11 aylıkken yürüyebilmesini, küçük çocuğun ise 15 aylıkken yürümeye başlamasını normal karşılamak gerekir, öyle değil mi? O halde, neden biri daha cana yakın, diğeri içine kapanık olmasın? Kendi içinizde onların farklılığını kabullenebilirseniz, sevginizi paylaşmanızın da daha kolay olacağına inanın. Çocuklarınıza eşit zaman ayırın Hangi çocuğunuzla daha çok ilgilenirseniz, onu daha fazla seversiniz. Birlikte geçirdiğiniz her anın sizi birbirinize daha fazla yaklaştıracağınızı da bilin. Bu nedenle her ikisine de eşit vakit ayırmak için çaba gösterin. Bunun çok zor olduğunu düşünmenize bile gerek yok. Örneğin, büyük çocuğunuz yuvadayken, küçüğüyle oyunlar oynayın, parkta yürüyüşler yapabilirsiniz. Diğeri okuldan döndükten sonra da onunla gününün nasıl geçtiği hakkında konuşabilir, birlikte ders çalışabilirsiniz. Tabii bunun yanında her ikisiyle aynı anda birtakım faaliyetler yapmanız da yakınlığınızı daha da kaynaştırır. Örneğin; her iki çocuğunuz da çizgi film izlemek, parka gitmek gibi ortak zevklere sahipse, bunları birlikte yapabilirsiniz. Eğer her iki çocuğunuzun da eşit değer taşıdığını onlara hissettirirseniz, gelişimleri açısından güzel bir destek sağlamış olursunuz. |
''Çocuğa baskı kekemeliğe neden oluyor'' Uzmanlar konuşmayı yeni öğrendiği dönemde çocuklara aşırı baskı yapılmaması gerektiğini belirtiyorlar Ankara Üniversitesi (AÜ) TÖMER Kayseri Şube Müdürü Oktay Durukan, çocuğun dil gelişiminde, çevresindeki insanların dili kullanış ve çocuğa yaklaşım biçimlerinin büyük önemi olduğunu söyledi. Dil gelişiminin çocuğun kendisiyle ilgilenildiği oranda artacağına işaret eden Durukan, şöyle konuştu: ''Anne ve babaların çocuklarına ayıracakları zamanın süresinden çok kalitesi daha önemlidir. Ebeveynlerin sürekli onlarla konuşmaları, çocukların kelime hazinesini geliştirdiği gibi daha yüksek zeka seviyesine ulaşmalarını sağlayacaktır. Ayrıca çocuğun ileriki yaşlarda daha girişken ve öz güvenli bir birey olmasının temelleri bu dönemde atılmaktadır. Bu dönemde, yetişkinlerin heveslendirici etkisi de çok önemlidir. Kendi kendini anlatımda çocuğu yüreklendirme ve çocuğun sağlıklı bir ilişkinin bulunduğu ortamda yetişmesinin sağlanması, anadili gelişiminde olumlu etkiler sağlayacaktır. Aile dışındaki kurum ve ortamlarda yetişen çocuklarda dilin gelişmesi kısmen daha yavaş olmaktadır.'' |
Çocuklarımın hangi yaşta Internet'e girmesine izin vermeliyim?Y.Çocuklar her geçen gün daha da genç yaşta çevrimiçi oluyor — gerçekten de, günümüzde Internet kullanıcıları arasında en hızlı büyüyen grup okul öncesi çağındaki çocuklardır. Birçok çocuk henüz 6 yaşına gelmeden okulda Internet'i kullanmaya başlıyor; dolayısıyla, bu yaşlarda evde de çevrimiçi olmak isteyeceklerdir. Ancak 10 yaşın altındaki çocuklar, tek başlarına çevrimiçi olmak için yeterli düşünce becerisine sahip değildir; bu nedenle, 10 yaşın altındaki çocuklar Internet'i kullanırken tamamen sizin gözetiminizde olmalıdır. Çevrimiçi olduğunda yanında oturun. Yalnızca sizin seçtiğiniz siteleri ziyaret ettiklerinden emin olun. Internet'te kişisel bilgilerini hiçbir zaman paylaşmamalarını öğretin. Neler yapabileceğiniz hakkında daha fazla bilgi için, Ebeveynler için çevrimiçi güvenlik kılavuzu: Yaşlar ve dönemler makalesini okuyun. S:Çocuklarımın hangi yaşta Internet'e girmesine izin vermeliyim?Y.Çocuklar her geçen gün daha da genç yaşta çevrimiçi oluyor — gerçekten de, günümüzde Internet kullanıcıları arasında en hızlı büyüyen grup okul öncesi çağındaki çocuklardır. Birçok çocuk henüz 6 yaşına gelmeden okulda Internet'i kullanmaya başlıyor; dolayısıyla, bu yaşlarda evde de çevrimiçi olmak isteyeceklerdir. Ancak 10 yaşın altındaki çocuklar, tek başlarına çevrimiçi olmak için yeterli düşünce becerisine sahip değildir; bu nedenle, 10 yaşın altındaki çocuklar Internet'i kullanırken tamamen sizin gözetiminizde olmalıdır. Çevrimiçi olduğunda yanında oturun. Yalnızca sizin seçtiğiniz siteleri ziyaret ettiklerinden emin olun. Internet'te kişisel bilgilerini hiçbir zaman paylaşmamalarını öğretin. Neler yapabileceğiniz hakkında daha fazla bilgi için, Ebeveynler için çevrimiçi güvenlik kılavuzu: Yaşlar ve dönemler makalesini okuyun. S:Çocuklarımın kendilerine ait e-posta hesapları olmasına izin vermeli miyim?Y.Küçük yaştaki çocuklar, kendi e-posta adresleri olması yerine ailenin hesabını paylaşmalıdır. Yaşları ilerledikçe daha fazla özgürlük istediklerinde, kendi adresleri olmasına izin verebilirsiniz. Posta yine ailenizin gelen kutusunda olmalıdır; böylece, çocuğunuzun alabileceği şüpheli iletileri araştırabilirsiniz. Internet Servis Sağlayıcınıza (ISS) aile e-posta hesapları için hangi seçenekleri sunduğunu sorun ve e-posta filtreleri kullanarak gereksiz, istenmeyen iletilerin yanı sıra kişisel bilgilerinizi çalmak için tasarlanmış sahte e-postaları engelleyin. S:Internet kullanımına yönelik ne gibi aile kuralları belirlemeliyim?Y.Çocuklarınızla, evde bilgisayar kullanımına yönelik hakları ve sorumlulukları içeren bir anlaşma yapın. Anlaşmada şu noktaları açıkça belirtin: •Çocuklarınızın çevrimiçi ortamda nereye gidebileceği ve orada ne yapabileceği. •Çocukların Internet'te ne kadar zaman harcayabileceği. •Çocuklarınızı rahatsız eden bir durum olduğunda ne yapmaları gerektiği. •Kişisel bilgilerin nasıl korunacağı. •Etkileşimli ortamlarda nasıl güvenliğe dikkat edileceği. •Çevrimiçi ortamda nasıl ahlaklı ve sorumlu davranılacağı. •Sohbet odalarının, haber gruplarının ve anlık ileti hizmetlerinin nasıl kullanılacağı. Bu anlaşmanın başarılı olabilmesi için çocuklarınızın tavrı çok önemlidir. Anlaşmayı yazdırın ve aile bilgisayarının yakınına asarak herkesin kuralları anımsamasını sağlayın. Anlaşmayı düzenli olarak gözden geçirin ve çocuklarınız büyüdükçe güncelleştirin. Internet kullanımına yönelik aile kuralları hakkında daha fazla bilgi için, Çocukları çevrimiçi ortamda koruyacak aile anlaşmaları kullanma |
Yeni Bir Kardeş ve Kıskançlık Yeni Bir Kardeş ve Kıskançlık Çocuğun hayatında, kardeş sahibi olmak önemli bir dönüm noktasıdır. Kardeşinin olacağını öğrendiği andan itibaren çocuk çelişkili ve karmaşık duygular yaşamaya başlar. Kardeş sahibi olunan yaş, ailedeki çocuk eğitim yöntemleri, yeni kardeşin cinsiyeti, kardeş ilişkileriyle ilgili daha önce çocuğa yansıtılmış tavır ve tutumlar, çocuğun “kardeş” olayını yaşama yoğunluğunu etkileyen faktörler arasında yer alır. Anne babalar kendi yöntemleriyle, çocuğu kardeş sahibi olmaya hazırlamaya çalışırlar. Kardeşin onun hayatına getireceği olumlu ve heyecan verici tarafları anlatıp, yükleneceği (abi, abla) rolünü ona aktarırlar. Çocuk bu ikna ediliş ve açıklamalardan dolayı daha fazla tepkisel hale girebilir. Her çocuğun kişiliğinden ve bireysel farklılıklarından kaynaklanan nedenlerden dolayı, çocuk bu olayı önce çok kabul edebilir ve sevinçle karşılayabilir ve daha sonra yaşantılarla tepkiler yaşamaya başlayabilir. Ya da baştan itibaren tepkili davranabilir. Kimi çocuk ise başta sıkıntı yaşayıp, daha sonra bunu kabullenmeye yatkınlaşır. Her çocuk, annesi ve babası tarafından en çok sevilen kişi olmak ister. Bir kardeşi kabul etmenin belki de en zor tarafı budur. Ailede uzun süre tek olarak büyümüş çocuklar, aile içinde kendi yerlerini belirleyip, güvendeyken yeni bir bireyin katılımı onun için bir risk sayılabilir. Ailenin çocuğa “sen bir tanesin”,“senden başka kimseyi sevemeyiz” v.b. ifadeleri sık kullanıyor olması, yeni bir kardeşin kabulünü zorlaştırabilir. Çünkü çocuk, doğrudan anne ve babaya yönelik bir güvensizlik yaşayabilir. Yeni kardeş konusundaki istek ve sevinçlerini anlatmakta zorlanır. Anne babalar şunu unutmamalılar; çocuğu ne kadar hazırlamış olduklarını düşünürlerse düşünsünler, kıskançlığı yaşamayı kontrol edemezler. Çocuğun kıskanması diğer tüm duygular gibi çok doğal bir duygudur. Çocuğun yaşadığı duyguyu kabul etmek, kıskançlığı yaşamıyormuş gibi davranmaktan daha kolaylaştırıcıdır. Çocuğun bu duyguyla başedebilmesi, onun duygusal ve kişilik gelişimini de etkileyeceğinden, çocuğun bu ihtiyacını anlamak, ona yapılabilecek en önemli desteklerdendir. Çevreden gelen “sen artık abi / abla oldun”,“yok canım, kıskanmaz. O, onun kardeşi” gibi ifadeler, çocuğun gerçek duygularını ifade etmesini engelleyebilir. Bu da çocuğun olumsuz olarak yüklenmesine, saldırgan davranışlarının artmasına neden olabilir. Çocuğun, kardeşiyle ilgili sorumluluk, görev ve manevi yüklenmeleri ona taşıyabileceğinden daha fazla yük getirebilir. Çocuk ihtiyacının farkına varılması, ailedeki sevgi odağı olma rolünün ona iadesi için çeşitli yollara başvurur. Her çocuk, kendi yöntemleriyle bunu dener. Kimi çocuk, kardeşi gibi bakılmak, beslenmek aracılığıyla dikkati üzerine çekmeye çalışır. Kimisi kardeşine çeşitli şekillerde zarar verecek sıkıştırmalar, vurma ya da saklı sataşmalarda bulunabilir. Bunları yaparken amacı bazen kardeşine zarar vermekten çok anne- babanın bu davranışlardaki tutumunu kontrol etmektir. Annenin, babanın konuya yaklaşımı, sorunu çözüm tarzı, onun için anne-babanın, adalet ve sevgisini kontrol etmenin bir yoludur. Anne babaların çoğunlukla kıskançlıklardan çıkan sorunlarda, kavgalarda hakem rolüne girmesi, çocuğun bu duygusunu daha yoğun olarak ortaya koymasına mekan hazırlar. “Artık beni sevmiyorsunuz”, “Siz zaten hep onun tarafını tutuyorsunuz” “Ben hep haksızım” şeklindeki ifadeler, çocuğun yaşadığı duyguların yansımalarıdır. Hele bir de anne - baba “sen abla / abisin”, “sen idare et” dediği anda çocuğun kızgınlığı öfkeye dönüşür. Aşırı tepkiler ve isyanlar, anne-babaya saldırma ve kardeşle ilgili olumsuz duyguları biriktirme şeklinde devam eder. Çocukların yaşadığı adeletsizlik ve haksızlığa uğramışlık duygusu, anne - babanın yaptığı davranışlarla bağlantılı olmayıp, çocuğun o şekilde hissetmesiyle de ilgili olabilir. Anne - baba olarak bize ihtiyacının yoğunluğu, tepkilerinin artmasına neden olur. Belli yaş dönemlerinde yoğunlaşan kıskançlık duyguları, genellikle çocuğun kendini keşfedip, kabul ettirme dönemlerine rastlar. Bu devrede de kardeş rekabet edilecek temel kişi halini alır. Kendini kabul ettirme, onaylanma ihtiyacının altında da sevilme ve tek olma isteği vardır. Çocuğun, kıskançlık duygusuyla başedebilmesine yardımcı olabilmek için anne-babalar neler yapabilirler? · Kıskançlık duygusunu kabul edip, bastırmaya çalışmayın.· Yaşadığı olumsuz duyguları ifade etmesine olanak sağlayın. · Temel ihtiyacının ne olduğunu anlamaya çalışın. · Onu kardeşiyle kıyaslamayın, ikisini de ayrı bir birey olarak kabul ettiğinizi hissettirin. · Çocuklarınıza birlikte ayırdığınız zamanların dışında, teke tek faaliyetler ve ortamlar hazırlayın. · İhtiyaçları doğrultusunda, geçmiş yaşantılarını hatırlayıp, oyunlar oynayın. · Kardeşini kabul edebilmesine yardımcı olmak amacıyla yaptırdığınız yardımlarda, çocuğun zorlanmamasına dikkat edin. · Onu kıskançlık konusunda ikna etmeye çalışmak için ödüller vermeyin. · Ona zaman tanıyın. Yaşadığı duygunun zor olduğunu ve herkes tarafından yaşanabileceğini anlamaya çalışın. · Kardeşlerin arasına girmeyin. Hakem rolü üstlenmeyin. Sorunlarını kendileri halletmeleri konusunda yol gösterici olun. |
Yenidoğan Göbek Bakımı Anne karnında iken bebeğin beslenmesini sağlayan göbek kordonu doğumdan sonra kesilir ve kısa süre içinde kuruyarak sert, kahverengi bir hal alır. Göbek kordonu genellikle ilk 2-3 hafta içinde düşer.Göbek kordonu bakımı için birkaç öneri;
|
İstismar ve İhmal Edilen Çocuk İstismar ve İhmal Edilen Çocuk En genel anlamda “çocuk istismarı ve ihmali”, 18 yaşın altındaki çocuğun, ondan sorumlu kişi ya da kurumlar tarafından, gelişimini her yönden zedeleyici biçimde fiziksel, cinsel ve zihinsel zarar görmesi olarak tanımlanmaktadır. Bazı uzmanlar çocuk istismarını, çocukların maruz kaldığı zararların bir türü olarak belirtmektedirler. Çocuk istismarı olarak değerlendirilebilmesi için, olgunun, insan için de zararlı görülmesi, çocuğa zarar verici etkide bulunması ve önlenebilir olması gerekmektedir. Çocuğun terk edilmesi, gerektiğince beslenip giydirilmemesi, denetlenmemesi ve sağlık kontrolünün yapılmaması fiziksel ihmal; sevilmemesi ve ihtiyacı olan duygusal ilgi ve yakınlığın gösterilmemesi, duygusal ihmale; cinsel sömürüye karşı yeterince korunmaması da, cinsel ihmale örnek sayılmaktadır. Çocuk ve gençlerin psikolojik olarak kötüye kullanılması, yapılan veya yapılması ihmal edilen, toplumsal ve bilimsel ölçülere göre psikolojik açıdan zarar verici oldukları saptanan davranışlardır. Eğer yetişkin davranışlarından dolayı çocuğun fiziksel, bilişsel ve psiko-sosyal gelişiminde duraklama, gerileme ve engellenme görülüyor ise erişkinlerin bu davranışları duygusal istismara yol açan davranışlar olarak kabul edilmektedir. Sonuçta, duygusal istismara yol açtığı düşünülen ebeveyn davranışları şöyle gruplandırılmıştır: 1- Reddetme 2- Aşağılama 3- Ayırma, yalnız bırakma 4- Yıldırma, korkutma 5- Kışkırtma 6- Görmezlikten gelme 7- Duyguların ifadesini engelleme Çocuğun yaşı ve içindeki bulunduğu gelişim dönemi, duygusal istismarın çocukta meydana getireceği sonuçların farklılaşmasına yol açabilmektedir. Duygusal istismar sonucu çocukta meydana gelen zarar depresyon, kaygı, içedönüklük ve saldırganlık şeklinde olabilmektedir. Araştırmalar, gençlerin çocukluklarında maruz kaldıkları bu tür zedeleyici ebeveyn davranışlarıyla şimdiki ruh sağlığı düzeyleri arasında anlamlı bir ilişkinin bulunduğunu, duygusal kötü muamelenin kişilik gelişimi ve genel ruh sağlığı üzerindeki uzun süreli zararların dikkat çekici nitelikte olduğunu göstermektedir. Çocuklar anne-babaların kendilerine söylediklerine inanırlar “Midemi bulandırıyorsun” “Zavallının birisin. Hiçbir şeyi doğru yapmıyorsun.” “Sen benim çocuğum olamazsın.” “Aptal. Doğru dürüst dinlemeyi de mi beceremiyorsun?” “Suratını görmekten bıktım.” “Keşke hiç doğmasaydın.” · Sözcükler de yumruk kadar can yakabilir. Bir dahaki sefere durun ve kendi söylediklerinizi dinleyin. Kulaklarınıza inanamayabilirsiniz. · İnciten sözcüklerden vazgeçin. Destekleyen sözcükler kullanın. · Biraz gevşeyin. Hıncınızı çocuğunuzdan çıkarmayın. Bu bilgiler ışığında çocuk istismarı ve ihmalinin önlenmesi için çocuğun yeterli ve sağlıklı bir duygusal etkileşim ortamına ihtiyacı olmaktadır. Bu ortam çocuğun, bedensel, sosyal ve duygusal ihtiyaçlarına cevap verdiği taktirde çevreye ve kendine güvenen uyumlu bir çocuğun gelişimi mümkün olabilecektir. Prof. Dr. Haluk Yavuzer |
Bebeklerin Gizli Dünyası BEBEKLERİ tanıdığımızı, haklarında her şeyi bildiğimizi sanıyorduk... Ama bilim adamları artık aynı fikirde değil. Bu konuda başlattıkları yeni çalışmalar her şeyin gözden geçirilmesi gerektiğini gösteriyor. Soru işaretleri de giderek çoğalıyor. Eski teorilere göre bebek, “istediğin bilgiyi üzerine basabileceğin boş, beyaz bir sayfa” gibidir. Bebeklere farklı bir gözle bakan bilim adamları bu boş, beyaz sayfa teorisinin yanlış olduğunu ispatlamak üzere yola çıktılar. Ve işte araştırmalarının şaşırtıcı neticeleri: Bebekler, anne babalarının dışında daha pek çok büyüğe birkaç saniyede etki ederler. Gözbebeklerinin, bizimkilerden çok daha büyük olduğunu fark ettiyseniz, bunun da bir sebebi olduğunu bilmelisiniz. Çünkü o kocaman gibi görünen gözlerle insana baktıklarında etki etmemeleri mümkün değil. Gözler konuşur derler ya... Bu söz bebekler için bile geçerlidir. İnsanda gözbebeği, ruh hâlini gösterir. Bebeklerde de öyle. Hoşuna giden şeyler oldu mu gözbebekleri büyür. Ama kızdığı ya da rahatsız olduğu zaman gözbebeği küçülür. Eski inançlara göre bebekler pek iyi görmezler. Büyüdükçe görme yetenekleri de fazlalaşır. Günümüzde ise bunun kısmen de olsa yanlış olduğu ortaya çıktı. Bebeklerin uzak mesafedeki şeyleri net olarak görmediklerini, ancak yarım metre kadar mesafede bulunan her şeyi bizler kadar net gördüklerini söyleyen araştırmacılar, “Bu bile onların yararına. Kendini savunamayacak durumda oldukları için, bebekler sadece kendilerine yakın şeylerle ilgilenirler ve bu yakın şeyleri bir bir öğrenmek, böylelikle kolaylaşır” diyorlar. Duyma konusunda bebekler oldukça kabiliyetli. Hem de bizleri şaşırtacak kadar kabiliyetli. İlim adamları yaptıkları araştırmalar sayesinde artık bebeklerin anne karnındayken bile bazı sesleri duyabildiklerine kanaat getirmişler. Bu konuda da “Bebekler anne karnındayken sadece kuvvetli sesleri duyarlar. Ne de olsa dış dünyadan izole edilmiş bir dünyada bulunuyorlar. Doğumda ise plasenta sıvısından bir miktar orta kulağa kaçar ve dış dünyanın sağır edici seslerini duymazlar. Bebekler, onlar için en önemli ses olan anne sesini duyabiliyorlar. İşte bu yüzden insan sesine kolayca alışır ve taklit edebilirler” deniyor. Diğer enteresan bir araştırma da, yeni doğan bebeğin kokuya ait kabiliyetinin olduğudur. Bebeğin anne sütü kokulu bir yastığı, temiz bir yastığa tercih ettiği görülmektedir. Daha da garibi şudur ki, altı günlük bir çocuk kendi annesinin sütünün kokusunu, diğer annelerin sütünün kokusundan ayırabilmektedir. Yine bebekler amonyum hidroksit (idrar) gibi keskin ve kötü kokulardan kaçmakta, güzel kokulara ise sevinçle karşılık vermektedir. Bütün bu ve benzeri kabiliyetler, bir refleks olmayıp şahsiyet ifade etmektedir. Yani her bebek, belli sınırlar içinde ayrı bir davranış ortaya koymaktadır. Çocuk gelişme psikoloji Laboratuarları’nda görevli Profesör Roger Leeuver’e göre, bebekler “Birer halkla ilişkiler uzmanı.” Nasıl olup da gülümsemeyi öğrendikleri henüz bir sır olarak kalsa bile, bunun çok işe yaradığı kesin. İlk dört-beş ay, sadece gülümserler ama ondan sonra gülmeyi de öğrenirler. Konuyla ilgili araştırmalarıyla tanınan başka bir ilim adamı Desmond Morris ise, “Demek ki gülümseme insan genlerine kaydedilmiş, çünkü hayvanların hiçbiri gülümsemez. Oysa dünyadan haberi olmayan küçücük bebekler gülümsemeyi çok iyi bilirler. Hem de onlara öğretilmediği halde... Durum böyleyken bebeklerin daha pek çok şey bildiklerini düşünüyorum” diyor. Bebekler yalnızlığı sevmez. Ama yanlarında en çok anne ve babalarını isterler. İşte bu noktada Montpellier Tıbbî Araştırmalar Enstitüsü müdürü Profesör H. Montagner’in araştırmaları son derece ilgi çekiciydi. Çünkü birkaç haftalık bebeklerin nasıl olup da anne ve babalarını hemen tanıdıkları gerçekten de şaşırtıcı. Her bebek, annesini ya da babasını uzaktan gördüğü anda hemen tanır. Karanlıkta bile, yanındakiler annesiyle babası mı, ya da bir başkası mı anlar. Çünkü karanlıkta koku duygusu devreye girer. Hiçbir şey görmüyor ya da koku almıyorsa, annesi ile babasını seslerinden tanır. Bu arada bir başka deney sırasında her annenin, uykusunda bile kendi bebeğinin sesini hemen tanıdığı ortaya çıktı. Profesör Montagner deneyi şöyle anlatıyor: “20 kadar kadından oluşan bir grup anneyi büyük bir yatakhaneye yerleştirdik. Bebeklerini de aynı yatakhanenin öbür ucundaki yataklara yerleştirdik. Geceleri yapılan kayıtlara göre kadınlar, uyku sırasında kendi bebeklerinin seslerini duyup ânında uyanıyorlar. Kadınların uyku sırasında nasıl olup da o kadar çok bebek sesi arasından kendi bebeklerinin sesini ayırt edip uyandıklarını hâlâ anlayamadık.” Bu tanıma mekanizmasının nasıl işlediği ise tam olarak açıklık kazanmış değil. Kesin olan bir şey varsa o da İlâhî Rahmetin, anne ile bebeği arasında mucizevî bir şefkat bağı dokuduğudur. Bebeklerin bu inanılmaz halleri, onların biyolojik formüllerin ifadeye yanaşamadıkları insan ruhunu barındırdığına ne güzel bir delildir. Bizlerin yolculuğa çıkarken hazırlık yapmamız gibi, bebekler de, bu uzun hayat yolculuğuna gönderilmeden gerekli şeylerle âdeta donatılıyorlar. |
Çocuklar Neden Evden Kaçar Çocuklar Neden Evden Kaçar EVDEN KAÇAN çocuklar üzerinde yapılan araştırmalarda, zihinsel özürlüleri hariç, hemen hepsinin aileleriyle sorunları olduğu görülmektedir. Ailede şiddetli geçimsizlik, işsizlik, fakirlik, dayak, eğitimsizlik gibi olumsuzluklar, öncelikle çocukları etkilemektedir. Çocuklar sıcak aile ortamından, sevgiden, ilgiden ve şefkâtten mahrum olarak büyümektedirler. Bu çocuklar kendi ayakları üzerinde duracak yaşa geldikleri zaman sıkıcı aile ortamından, dayaktan, kötü muameleden ve sefaletten kurtulma hayalleri kurarlar. İlk fırsatta ellerine biraz para geçince—bu para genellikle evden çaldıkları paradır—iyi bir iş bulmak, ses veya sinema sanatçısı olmak, kısa yoldan şöhrete kavuşmak ümidiyle evden kaçarlar. Bazı çocuklar, ailenin maddî durumu iyi olduğu halde, anne ve babanın sevgisini denemek için evden kaçarlar. Ancak fazla uzağa gitmeyi göze alamazlar. Genellikle evin bodrumuna, bir akraba veya arkadaş evine sığınır; kısa zamanda geri dönerler. Anne babanın affedemeyeceği bir suç işlediklerinde, karneleri zayıf geldiğinde, dayak korkusuyla eve gelmeyip geceyi sokakta geçiren çocuklar da vardır. Eğer sık sık evden kaçan bir çocuğunuz varsa, bir yerlerde yanlış yapıyorsunuz demektir. Yaptığınız yanlışların farkında olmadığınız için çocuğunuzun evden kaçmasına engel olamıyorsunuz. Bu durumda bir çocuk psikiyatrından veya uzman bir psikologdan yardım almanız gerekir. Psikiyatr, çocuk ve aile üzerinde yaptığı araştırma sonunda yanlış tutum ve davranışlarınızı ortaya çıkaracak, çocuğa nasıl davranmanız gerektiğini anlatacak, bir süre bunları denemenizi ve sonuçlarını gelip anlatmanızı isteyecek, deneme sonunda yeni tavsiyelerde bulunacaktır. Sebepleri bilindiği taktirde evden kaçma probleminin çözümü kolaylaşır. Evden kaçan çocuğun terapisi, yukarıda açıkladığımız gibi, anne babanın tutumunu değiştirmeye ve aile ortamını yaşanır hale getirmeye yönelik olacaktır. Evden Kaçmayı Önleyici Yaklaşımlar Psikolojide ve koruyucu hekimlikte esas olan hastalık ortaya çıkmadan önce hastalığa yol açan sebepleri ortadan kaldırmaktır. Bu prensibi evden kaçma olayına uygulayacak olursak, amaç çocuk evden kaçtıktan sonra onu eve bağlama çareleri aramak değil, evden kaçmasına yol açan tutum ve davranışlardan kaçınmak olmalıdır. Aile içinde kendisini mutlu ve değerli hisseden bir çocuk evden kaçmayı düşünmez. Çocuğumuzu eğitirken onun kendisini mutlu ve değerli hissetmesi için anne baba olarak üzerimize düşen sorumlulukları şöyle özetleyebiliriz: • Çocuğun ruhsal ve sosyal gelişimi için sevgi, ilgi ve güven duygusu çok önemlidir. Maddî ihtiyaçların yerine getirilmesi çocuğun kendisini mutlu hissetmesine yetmez. Evet, aile için fakirlik gerçekten zor bir sınavdır. Ancak çocuğun ruhsal ihtiyacı olan sevgi ve ilgi, maddî imkânla ilgili değildir. Nice fakir aileler vardır ki çocuklarını sevgi ve ilgi ile büyütmekte, maddî imkânsızlıklara rağmen onları okutmaya ve ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmaktadır. Çocuklar bu sıcak aile ortamında kendilerini mutlu hissetmekte, evden kaçmayı akıllarından bile geçirmemektedir. Yine öyle aileler vardır ki geniş maddî imkânlarına rağmen, anne baba sorumluluğunu yerine getirmez, çocuklarından ruhsal ihtiyaçları olan sevgiyi ve ilgiyi esirger, onlara zaman ayırmazlar. Bu anne babalar, çocukların maddî ihtiyaçlarını karşılamakla ve yatılı özel okullarda okutmakla görevlerini yaptıklarını zannediyorlar. Yanıldıklarını anladıkları zaman iş işten geçmiş oluyor. Zira çocuklar anne babalarından bulamadıkları sevgi ve ilgiyi arkadaş çevresinden, eğlence dünyasından veya uyuşturucudan sağlamaya çalışır, aileden gittikçe uzaklaşırlar. •Çocuklar küçük yaşlardan itibaren anne babalarına duygularını, düşüncelerini, sevinçlerini, hayallerini, korkularını, endişelerini ve sıkıntılarını çekinmeden açabilmelidir. Onları yargılamadan, suçlamadan dinlemeli, kendimizi çocukların yerine koyarak anlamaya çalışmalıyız. Böyle yaptığımız zaman çekinmeden bize her türlü sıkıntılarını açacak, bizim şefkatli kollarımızda kendilerini güçlü hissedeceklerdir. • Her konuda çocuklarımıza karşı adil ve tutarlı olmalıyız. Koyduğumuz kurallar onların bağımsızlık çabalarını engelleyici, uygulaması zor kurallar olmamalıdır. Onlara aile içinde yapabileceği basit işler vererek öz güvenlerini güçlendirmeliyiz. Aileyi ilgilendiren ortak kararlarda onlara da söz vermeli, kendilerini değerli hissetmelerini sağlamalıyız. Yetenek ve becerileri konusunda gerçekçi olmalı, onlardan yapamayacakları şeyler istememeliyiz. • Çocukların bizi taklit ederek kişilik kazandıklarını unutmayalım. Çalışkanlıkta, dürüstlükte, yardımlaşmada, iş bölümünde onlara iyi örnek olmalıyız. Bizleri izleyerek başarının tembellikten ve kolaycılıktan değil; çok çalışmaktan, sabırdan ve dürüstlükten geçtiğini öğreneceklerdir. • Çalarak, yolsuzluk yaparak, görevini kötüye kullanarak zengin olan insanların toplum tarafından saygı görmediğini, haram yoldan servet yapanların sonlarının kötü bittiğini örnekler vererek anlatmalıyız. Çocuklar bu örneklerden lüks içinde yaşayarak değil, sıcak aile ortamında karşılıklı sevgi ve saygı içersinde insanca yaşayarak mutlu olunacağı sonucunu çıkaracaklardır. • Gazete haberlerinden ve televizyon programlarından faydalanarak kolay yoldan şarkıcı ve artist olmak için evden kaçan gençleri bekleyen tehlikeler konusunda çocuklarımızı bilgilendirmeliyiz. Böylece evden kaçarak, kolay yoldan sanatçı olunamayacağını öğreneceklerdir. • Dayak ve baskı ancak cahil anne babaların başvurduğu eğitim araçlarıdır. Disiplin dayak ve baskı ile değil, kurallarla sağlanır. Çocuklarımız kuralları çiğnediğinde karşılıklı konuşarak ve onların da fikirlerini alarak çözüm üretmeliyiz. • Özellikle ergenliğe geçiş sürecinde çocuklarımıza karşı sabırlı ve hoşgörülü olmalı, onların yeni bir kimlik ve bağımsız kişilik kazanma çabalarını anlayışla karşılamalıyız. Çocuklarımız bu fırtınalı ve zor dönemi bizim yardımımız, anlayışlı ve sabırlı davranmamız sonucunda atlatabileceklerdir. Evden kaçmaların çoğu ergenlik dönemine rastlaması tesadüf değildir. • Evde adam yerine konan, görüşleri ve duyguları önemsenen, kendisine ait bir odası ve eşyaları olan, boş zamanında müzik ve sporla ilgilenen, ailesi ile birlikte sinema, tiyatro, düğün, nişan gibi sosyal etkinliklere katılan çocuklar ve gençler alternatif heyecanlar arama ihtiyacı duymayacaklardır. Çocuğun hayatında arkadaşın önemi büyüktür. “Ya kötü arkadaş seçerse” endişesi ile çocuklarımızın arkadaş seçimine müdahale etmek doğru değildir. Evinde mutlu olan çocuklar kötü arkadaş seçmezler. Yani hiçbir çocuk kötü arkadaş kurbanı olmaz. Çünkü çocuklar arkadaş seçerken ailelerinden aldıkları eğitim ve terbiyeye uygun arkadaşlar arar ve bulur. Çocuk çeteleri üzerinde yapılan araştırmalar, çeteye mensup çocukların hemen hepsinin aileleriyle problemleri olduğunu göstermektedir. • Çocuklarımız arasında ayırım yapmamaya, onları birbiriyle ve başka çocuklarla kıyaslamamaya, kardeş kıskançlığına yol açacak davranışlardan kaçınmaya özen göstermeliyiz. Kardeşleriyle ve başkalarıyla kıyaslanan çocuklarda, onlara yetişemediği ve onlar gibi olamadığı için kıskançlık ve düşmanlık duyguları açığa çıkar. Onlar yüzünden ailede istenmediğini, sevilmediğini ve değer verilmediğini düşünür. • Çocuk ailede bulamadığı yakınlığı arkadaş çevresinde arar, grup içersinde yer edinmek için kolayca grup liderinin güdümüne girer. Liderden aldığı güç ve telkin ile anne ve babasına karşı gelir. Anne baba da onu uslandırmak ve itaate zorlamak için dayağa başvurur. O genç için aile ocağı önemini yitirir ve sıkı bir yer olur. Kendi hayatını yaşamak için evi terkeder. • Çocuklar anne babayı kavga ederken gördükleri zaman, ailenin bir gün dağılacağından korkar, geleceğe ait ümitlerini yitirirler. Eşler mümkün mertebe çocukların yanında tartışmamalı, birbirine ağır sözler söylememeli, boşama ile tehdit etmemelidir. Mutsuzluk kadar mutluluk da bulaşıcıdır. Mutlu çocuklar ancak mutlu ailelerde yetişir. Sevgi, saygı, şefkât, yardımlaşma ve iş birliği gibi sosyal değerler ancak anne ve babadan görerek ve yaşayarak kazanılır. |
Ara Tatiller Nasıl Değerlendirmeli? Çocuklar Ara Tatillerini Nasıl Değerlendirmeli? 15 günlük Şubat tatili öğrencileri bekliyor. Bu süreyi en doğru ve sağlıklı bir şekilde değerlendirmek şart. Tatilden maksimum verimi alabilmenin yolu ise oyun, ders ve spor arasında denge kurmaktan geçiyor. Çocuklar dört gözle bekledikleri tatile kavuştular. Bir dönemin yorgunluğunu 15 günde atmaya çalışacaklar. Bu tatilden öğrencilerin en iyi şekilde faydalanmalarını sağlamak ise anne ve babalara düşüyor. Acıbadem Hastanesi Bakırköy Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İbrahim Çelik “ ‘Hadi ders çalış’ ‘Dersin yok mu senin’ ‘Niye ders çalışmıyorsun’ gibi sözlerle çocuğa baskı yapmamalı ve çocuğun tatil keyfi kaçırılmamalı. Bu tarz bir yaklaşım, hem çocuğun ders çalışmasında isteksiz davranmasına hem de veli-çocuk arasında olumsuz duygulara neden olur.” diyerek aileleri uyarıyor. Birlikte dışarı çıkın Havaların soğuk olması çocukların sürekli evde kapalı ortamlarda kalmasını gerektirmiyor. Tabii ki soğuk havalarda dışarıda dolaşmak uygun değil. Ancak ev ortamından çıkmakta yarar var. Çocuğun ailesi ve arkadaşlarıyla sinema, cafe, alış-veriş merkezi gibi yerlere gitmesinin birçok faydası bulunuyor Dr. İbrahim Çelik “Soğuk havayı bahane edip sürekli evde oturmak çocuğun televizyon veya bilgisayar karşısında çok fazla vakit geçirmesine neden olur. Böylece çocuk hareketsiz kalır, avare olur ve verimsiz bir gün geçirir. Günün belli saatlerinde bilgisayar ile oynamanın veya televizyonda ilgi çeken bir programı izlemenin bir sakıncası yoktur. Ancak bütün bir gün evde kalmış bir çocuğun biraz da sıkıntıdan bilgisayar veya televizyon karşısında oyalanmak zorunda kaldığını unutmamak gerekir.” Bu durumda çocuğun psikolojik ve fizyolojik sağlığı açısından mümkün olduğunca dışarıdaki çeşitli aktivitelere katılmasına izin vermek doğru bir yaklaşım olarak karşımıza çıkıyor. Spor ve oyun Her yaşta spor yapmak gerekiyor. Çocukların hem fiziksel hem de ruhsal sağlıkları açısından spor yapmalarında sonsuz yarar var. Dr. Çelik “Çocuğun yaşına ve ilgi alanına göre yapabileceği pek çok spor dalı vardır. Bu spor dallarından bir veya birkaç tanesi çocuk ve velisi tarafından tercih edilip uygulanmalıdır. Sporun her çeşidi kişiyi hem bedensel hem de ruhsal yönde çok olumlu etkiler.” diyerek ailelere çocuklarına spor yaptırmalarını öneriyor. Tatil boyunca çocukların en çok tercih ettiği aktivite ise oyun oynamak. Çocuklar yaş, ilgi ve becerilerine göre ne tip oyunlar oynamak istediklerine genelde kendileri karar veriyor.Dr. İbrahim Çelik “Oynadıkları oyunlar veya oyuncaklar tehlike arz etmediği sürece velilerin bu konuda endişe duymalarına gerek yoktur.” diyor. Ancak veli, çocuğunun ne tip oyunlara zaman ayırması gerektiğini kendisi belirlemek istiyorsa daha çok zeka ve el becerilerini güçlendiren, geliştiren oyunları tercih etmeli. Biraz da ders Şubat tatili, tatil zamanı olduğu için çocuk haklı olarak derslerden ve ders çalışma ortamından uzak durarak kendisini strese sokmak istemiyor. Ama bu durum, çocuğun 15 gün boyunca hiç ders çalışmaması gerektiği anlamına gelmemeli. Dr. Çelik bu noktada ailelere şu tavsiyelerde bulunuyor: “Çocuk eğer çok önemli bir sınava hazırlanmak veya yetişmek zorunda değilse tatilin ilk haftası çok hafif bir ders programı ile ders çalışabilir. 2. haftasında ise, ders çalışma programını daha uzun sürelere yayıp ilk haftaya göre tempoyu arttırabilir. Burada velinin en önemli dikkat etmesi gerektiği konu ise, sürekli çocuğuna ders çalışması yönünde baskı yapmamaktır.” Bu önerileri atlamayın Tatil öncesi çok yoğun bir dönem geçiren çocuklar, haklı olarak tatilde rahatlamak ve stresten uzak kalmak istiyorlar. İşte çocuklara ve ailelere tatili rahat ve keyifli geçirebilmek için bazı öneriler: · Olanak varsa yurtiçinde veya yurtdışında birlikte tatil yapın. · Sinemaya, tiyatroya, bowlinge, cafeye gidin. · Alışveriş merkezlerinde gezin. · Çocuğunuza sevdiği ve ilgi duyduğu kitapları okuyun. · Günde bir-iki saati geçmemek kaydıyla bilgisayar oyunları oynayın. · Sabah erken kalkma zorunluluğu olmamanın keyfini geç uyanarak çıkartın ve evde rahatça hareket edebilmenin özgürlüğünü yaşayın. · Çocuğunuzla birlikte zaman geçirin. Her gün en az bir saati çocuğunuz için ayırın.Çocuğunuza alacağınız en pahalı oyuncak bile, sizin onunla birlikte geçirdiğiniz zamandan daha önemli olamaz, verdiği mutluluktan daha fazlasını veremez |
İyi emzirmenin püf noktaları Hem anneye hem bebeğe sayısız faydası olan emzirme, doğru yapılmadığında yarar yerine zarar getiriyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şule Yazgan, emzirmenin püf noktalarını şöyle sıraladı: # Bebeğinizi her ağladığında emzirin. # Bebeğinizin yüzü, omuzları ve vücudu bir çizgide, sizin vücudunuza paralel ve yakın olacak şekilde memenize yaklaştırın. # Bebeğinizin burnu meme ucu hizasında olmalı. # Memeyi yakaladığında ağzını kocaman açmış olması ve yalnızca meme ucunu değil çevresindeki kahverengi alanı da mümkün olduğunca alttan ağzına alması gerekli. # Bebeğiniz memeden kendiliğinden ayrılana kadar emzirin. Çocuğun anadilini öğrenirken yapılacak aşırı baskının kekemeliğe yol açabileceğine dikkat çeken Durukan, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Çocuğun anadilini doğru kullanmayı öğrenmesini sağlamaya çalışırken aşırıya kaçmamak gerekir. Anne ve babanın yanlış tutumları, çocukların dil gelişiminde birtakım bozukluklara neden olabilir. Bu bozukluklardan biri de kekemeliktir. Yapılan araştırmalar daha çok ebeveynlerin çocuğa karşı tutumlarının kekemeliğe yol açtığını göstermiştir. Bunda özellikle çocuğun ilk kez konuşurken yaptığı yanlışlar ve kuşkular karşısında gösterilen sert tutum ile aceleci davranış büyük önem taşır. Bu nedenle çocuğun dil gelişimi sırasında teşvik edici bir tutum takınmak gerekir. Hatta yaptığı bazı yanlışlar görmezlikten gelinmelidir. Çünkü çocuk bazen anne ve babanın dikkatini üzerine çekebilmek için de bazı sözcükleri yanlış söyleyebilir hatta kekeme taklidi yapabilir. Ayrıca konuşmak için çocuğun yeteri derecede bir olgunluk göstermesi beklenmelidir. Zamansız yapılacak alıştırmalar, dil gelişimine olumsuz etki yapacaktır.'' REFLEKSLERİ GELİŞMEDİĞİ İÇİN IŞIĞI SÜZEMEZ Yeni doğmuş bir bebeğin reflekslerinin de tam olarak gelişmediği için, gelen ani ışığa tepkisinin yeteri kadar olmayacağını anlatan Özkağnıcı, bebeğin, flaşın yaratacağı ani ve parlak ışığı göz kırpma hareketi ile süzemeyeceğini ifade etti. Bu durumda anne ve babaların, bebeklerinin gözleri konusunda daha duyarlı olmaları gerektiğini dile getiren Özkağnıcı, bebeğin fotoğrafının bebek başka bir tarafa bakarken, uyurken veya flaş kullanılmadan çekilmesinin daha doğru olacağını kaydetti Bebeklerinizi kundaklamayın! Anadolu'da hala yaygın olan bebekleri kundaklama alışkanlığının kalça çıkığına neden olduğu belirtiliyor Harran Üniversitesi (HRÜ) Tıp Fakültesi Ortopedi Bölümü Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdem Uğur Işıkan, bebeklerde kundak uygulamasının kalça çıkıklığına yol açtığını söyledi. Prof. Dr. Işıkan, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde bebeklerin, düzgün bir omurga yapısına sahip olmaları için doğumdan sonraki aylarda kundağa sarıldığını ifade etti. Bebeklerde, sıkı kundak uygulamasının ciddi sakatlanmalara yol açtığını belirten Işıkan, şöyle dedi: ''Anneden geçen hormonların etkisiyle eklemlerde gevşeklik olur. Anne karnında yeterli gelişim gösteremeyen bebeklerin, doğumdan sonra kundağa sarılması kalça çıkıklığına yol açıyor. Bu tür durumlarda zaman kaybetmeden hekime başvurulmalı ve tedaviye başlanılmalıdır. Erken teşhis sakatlık riskini azaltır. Aksi halde cerrahi müdahale gerekebilir.'' Prof. Dr. Işıkan, bebeklerde kalça çıkığını önlemek için kundak uygulamasından vazgeçilmesi gerektiğini belirterek, ''Bebeklere, içinde rahat edebilecekleri giysiler giydirilmeli'' dedi. Bebeğinizi nasıl yıkayacaksınız? Yeni anneleri en çok korkutan şeylerden biri de bebeğe banyo yaptırmak. İşin inceliklerini bilenler içinse hiç de zor değil! Bebeğe annesi tarafından yaptırılan banyonun, anne ile bebek arasındaki sevgi bağlarını kuvvetlendirmesi açısından çok önemli bir faktör olduğu biliniyor. Bebeklerin ciltlerinde yeterince koruyucu yağ tabakası oluşmadığı için kolay üşüdüklerini ve ısı değişikliklerine hemen uyum sağlayamadıklarını kaydeden uzmanlar, "Bebeklerin ciltlerindeki bariyer fonksiyonu gelişmediği için, ciltleri çabuk nem kaybediyor. Bu sebeple banyo suyunun sıcaklığının 36 derece, oda sıcaklığının ise 22-24 derece olması gerektiği unutulmamalıdır. Bebek cildi yetişkin cildine göre daha ince olduğu için bebekler çabuk üşür. Bu nedenle banyo süresinin ise 5-6 dakikadan fazla olmaması gerekiyor" diye konuştu. |
Çocuklarda Parmak Emme ve Tırnak Yeme ÖNCELİKLE tırnak yeme davranışını parmak emme davranışından ayırmamız gerekir. Parmak emme belli bir yaşa kadar davranış bozukluğu olarak değerlendirilmezken, tırnak yeme hangi yaşta ortaya çıkarsa çıksın kesinlikle davranış bozukluğu olarak değerlendirilir. Emme refleksi doğumdan itibaren başlar. Bebek yaşamak için emmek zorundadır. Annenin memesinden emdiği süt, hem yemek hem de içmek ihtiyacını karşılamaktadır. Bebek eline geçen her şeyi ağzına götürür. Zira emmek beslenmenin de ötesinde bir alışkanlık halini almıştır. Aylarca tek haz kaynağı olan bu alışkanlığını terk edip kaşıkla beslenmeye geçmesi kolay değildir. Bunun için zamana ihtiyacı vardır. Bebeği 6. aydan önce memeden ayırmak doğru değildir. Ek besinlere geçiş yavaş ve az miktarda olmalı, ek besin bebek aç iken verilmelidir. Ek besinler bebeğin kolayca hazmedeceği, besleyici değeri yüksek, alerji yapmayan, kokusu ve tadı çekici olan besinlerden seçilmelidir. İlk olarak meyve sularından ve pürelerinden başlanabilir. Bir müddet sonra tatlandırılmış sebze çorbalarına geçilebilir. Çocuğu memeden kolay ayırmak için ek besinler kaşık veya bardakla verilmeli, kaşık ve bardak çocuğa tutturularak memeden ayrılmaya özendirilmelidir. Araştırmalar anneye bağımlı çocukların memeden kolay kopamadığını göstermektedir. Bu çocukların memeden kesilmesi zor olmakta, memeye olan bağımlılığını parmak emerek devam ettirmektedir. Sevgi ve güven eksikliği olan, memeden erken koparılan, ek besine zorlanan çocuklarda da parmak emme davranışına sık rastlanmaktadır. Parmak emen çocuğa baskı yapmak, parmağına acı sürmek, eline eldiven geçirmek ve korkutmak çözüm getirmediği gibi, alışkanlığı daha da pekiştirir. Anne baba parmak emmeyi fazla önemsememeli, çocuğu parmak emerken gördüğünde uyarmamalı, bunun zararlı ve kötü bir alışkanlık olduğunu söyleyerek çocuğun suçluluk duygusuna kapılmasına yol açmamalıdır. Bilakis, bunun kötü bir alışkanlık olmadığını, istediği taktirde bırakabileceğini, bunu yapacak güçte bir çocuk olduğunu söyleyerek cesaretlendirmek gerekir. Beslenme saatlerini ilgi çekici hale getirmeli, sevmediği yemeği yemeye veya tabağındakini bitirmeye zorlamamalı, aç bırakmakla tehdit edilmemelidir. En doğru hareket çocukla konuşmak ve parmak emmenin altında yatan sebebi bulmaya çalışmaktır. “Tırnak yeme” aslında tırnağı/tırnak etini dişiyle koparma veya kemirme eylemi için kullanılan bir terimdir. Gerçek anlamda kopardığı tırnağı yiyen çocuk sayısı pek azdır. Tırnak yeme çocuklar arasında, özellikle ergenliği geçişte, çok sık görülen bir davranış bozukluğudur. Yüz çocuktan 35’inde, yüz ergenin ise 45’inde tırnak yeme görüldüğünü söylersek durumun ciddiyeti daha iyi anlaşılacaktır. Yetişkinlik döneminde tırnak yemeyi devam ettiren bir çok insan vardır. SEBEPLER: Tırnak yemeye zemin hazırlayan sosyal ve psikolojik sebepleri şu başlıklar altında toplayabiliriz: 1— Üzüntü ve sıkıntı 2— Gerilim ve kaygı 3— Öfke ve saldırganlık 4— Korku ve endişe 5— Kardeş kıskançlığı 6— Değersizlik ve güvensizlik duyguları 7— Aile huzursuzlukları ve iletişim problemleri Çok sevdiği büyükannesini, dedesini, oyun arkadaşını veya köpeğini ölüm sebebiyle kaybeden çocuk üzüntüye kapılır ve can sıkıntısından tırnak yiyebilir. Aileden birinin hastalanması, babanın uzun süreli iş seyahatine çıkması, aileye yeni bir kardeşin katılması, çocuklar arasında ayırım yapılması, aşırı kuralcı ve baskıcı eğitim çocukta gerilim ve kaygı uyandırarak tırnak yemesine yol açabilir. Okulda arkadaşlarına, evde ailesine kendini doğru biçimde ifade edemeyen çocuk üzüntü ve sıkıntı duyar. Tırnak yiyerek sıkıntısını açığa vurur. Herhangi bir sebepten dolayı haksızlığa uğradığını düşünen bir çocuk haksızlığı yapan anneye, babaya veya öğretmene kızar, onlara karşı öfke duyar. Öfkesini açıkça dile getirme cesareti gösteremediği zaman tırnak yiyerek öfkesini kendine yöneltebilir. Yaptığı yanlış davranışlardan dolayı öğretmeninden veya ailesinden korkan ve devamlı cezalandırılma endişesi taşıyan çocuk tırnak yiyebilir. Aile içinde yaşanan huzursuzluklar, kavgalar, boşanmalar, ayrılmalar çocukta gelecek endişesi ve tek başına kalma korkusu uyandırarak tırnak yemesine yol açabilir. Okul başarısızlığı, vücut sakatlığı, aileye evlatlık olarak katılma, zekâ geriliği gibi eksiklikler çocukta öz güven kaybına, kendini değersiz ve aşağı görmesine, bunun bir yansıması olarak tırnak yemesine sebep olabilir. Parmak emme daha çok iki yaşından önce memeden ayrılmakta zorlanan, anneye bağımlı çocuklarda görülen bir davranıştır. Üzerinde durulmadığı ve çocuğun bağımsızlık girişimleri desteklendiği zaman kendiliğinden geçtiği görülmektedir. Üzerinde fazla durulduğu zaman çocuk bunu dikkat çekmek, anne ve babayı kendisi ile meşgul etmek için kullanmakta, dolaysıyla parmak emme alışkanlığı devam etmektedir. Baskıcı ve otoriter ailelerde çocuğu bu alışkanlığından vazgeçirmek için çoğu anne babalar korkutma, eline vurma, ellerini bağlama, parmağına acı sürme, aşağılayıcı ve suçlayıcı ifadeler kullanma gibi sağlıksız ve sonuç getirmeyen yöntemlere baş vurmaktadır. Tırnak yemede de buna benzer engelleyici yöntemler kullanılmakta, gerçek sebep bulunup tedavi edilmediği için, alışkanlık daha da kökleşerek devam etmektedir. TEDAVİ: • Üç-dört yaşlarına kadar ortaya çıkan tırnak yeme davranışlarında en etkili yöntem anne baba tarafından görmezlikten gelinmesidir. Daha sonra bu alışkanlık devam ederse, bir psikoloğun yardımı ile çocuğun uyumsuzluk sebepleri iyice araştırılıp ortaya çıkarılmalı ve çözüm getirilmelidir. • Çocuğu azarlamak, korkutmak, ceza vermek gibi zorlayıcı yöntemlerin sonuç getirmediği, kimi zaman daha ağır duygusal problemlerin ortaya çıkmasına yol açtığı anne ve baba tarafından bilinmelidir. • Çocuklar korku, tehdit, kaygı, kıskançlık ve güvensizlik doğuracak durumlardan uzak tutulmalıdır. Bu itibarla küçük çocuklara şiddet içerikli korku filmleri izlemelerine izin verilmemelidir. • Tırnak yiyen çocuklara geceleri yatarken hafif eldivenler giydirmek, gece tırnaklarını yemek veya ısırmak istediğinde hatırlatıcı olması bakımından yararlı olabilir. Bu yöntem ağır bir psikolojik sebebe dayanmayan, daha çok dikkat çekmek için baş vurulan durumlarda işe yaramaktadır. Aynı sebeple parmak ve tırnağa acı fakat zararsız bir sıvı sürülebilir. Bu hem hatırlatıcı ve hem de tırnağını ağzına götürdüğü zaman acı ile birleştiğinde terk etmeye yardımcı olabilir. • Çocuk ilgi çekmek veya anne babasını kızdırmak için parmağını ağzına götürdüğü zaman görmezden gelinmeli, o mekân terk edilerek çocuk yalnız bırakılmalı, çocuğa hissettirmeden uzaktan gözlenmelidir. Eğer yalnız kaldığında tırnak yemekten vazgeçmiş ise, alışkanlığın sebebi kesinlikle dikkat çekmek içindir. Çocuk tırnak yemek için parmağını ağzına götürdüğünde ilgisini başka tarafa çekmek de işe yarayabilir. Ancak ilgi çekilen şey, tırnak yemekten daha çekici ve işe yarar olmalıdır. “Gel seninle bir oyun oynayalım,” “Videoda güzel bir çizgi film izlemeye ne dersin?,” “Bana bir bardak su getirir misin?” gibi yönlendirmeler dikkatini başka tarafa çekmek için işe yarayabilir. Sinema veya televizyon izlerken mısır patlağı, kuru yemiş, sakız gibi ağzını meşgul edecek ve tırnak yemenin yerine geçecek şeyler de işe yarayabilir. • Çocukları ara sıra başarılarından dolayı ödüllendirme bazı durumlarda yarar sağlayabilir. Ancak bunun kısıtlı ve uygun şekilde kullanılması gerekir. Aksi takdirde çocuk yeni ödüller almak için bunu kullanabilir. • Kız çocuklarına düzgün kesilmiş bakımlı tırnakların onu daha güzel gösterdiğini söylemek, ağır psikolojik sıkıntılardan kaynaklanmayan durumlarda işe yarayabilir. •Aslında en akılcı ve kalıcı çözüm, tırnak yemeye yol açan asıl problemi ortaya çıkarmak, çocuğun problemle yüzleşmesini sağlamak, bu davranışın çok kötü bir alışkanlık olmadığını, eğer isterse bırakabileceğini telkin ekmektir. Çocuk buna inandırıldığı zaman elinden gelen çabayı gösterecektir. Anne babalar bir psikologdan profesyonel yardım alacak olurlarsa çocukla birlikte tırnak yeme problemini daha kolay aşacaklardır. |
Çocuk ve Korku Çocuk ve Korku Çocuk yaşta ortaya çıkan korkuları düşündüğümüz zaman, genellikle hepimizin kafasında başka şeyler oluşur. İlk aklımıza gelenler arasında okul korkusu, karanlık korkusu, yalnız kalma korkusu, anneden ayrılma korkusu, yabancı korkusu bulunur. Bu listeyi tabii ki daha da uzatmak mümkündür. Öncelikle belirtmek gerekir ki, korku normal gelişimin bir parçasıdır ve kişinin kendini tehlikelerden sakınmasını sağlar. Korku, bebeklikten ergenlik dönemine kadar, sıkça rastlanan bir durumdur, öyle ki araştırmalar, çocukların yüzde 90’ında gelişimlerinin bir döneminde herhangi bir şeyden korktuklarını göstermektedir. Bu nedenle çocuklardan kayıtsız, şartsız korkusuz olmalarını beklemek çok gerçekçi olmaz. Fobiler: Öncelikle korku ve fobileri ayırmakta yarar vardır. Bir korkunun fobi olarak adlandırılabilmesi için şu ölçütlere uyması gerekir: · Çocuğun yaşadığı korkunun, durumun verileriyle orantısız şekilde büyük olması, örneğin parkta bir kez bir çocuğun salıncaktan düştüğünü gördüğü için hiç salıncağa binememek gibi. · Çocuğun açıklamalarla ikna olmaması · Çocuğun isteminin dışında aşırı derecede korkması · Korkulan durumdan bilinçli olarak sakınması Fobi uzunca bir süre devam eder ve herhangi bir yaş dönemine özgü değildir. Fobilerin bazılarında, bu duruma neden olan bir olay saptanabilirken, bir çoğunda böyle bir olayı saptamak mümkün değildir. Korkular: Bazı korkular, belli yaş dönemleri için normal sayılır. Örneğin, bebeklik döneminde yüksek sesten ve fiziksel desteğin aniden yitirilmesinden korkulması doğaldır. Bebeğin yaklaşık 8. ayda geliştirdiği ve bir – bir buçuk yıl kadar sürebilen yabancı korkusu da normal kabul edilir. Çocuğun beş yaş civarında geliştirdiği; örneğin, cadı, canavar gibi birtakım hayali figürlerden korkması da ruhsal gelişimi için beklenebilir bir durumdur. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, bazı korkuların belli yaş dönemlerinde ortaya çıkabilecekleri, ancak bu korkuların bir süre sonra ortadan kaybolmalarının da gerekli olduğudur. Örneğin, 6 yaşındaki bir çocuk hala yabancılardan korkuyorsa, bu üstünde durulması gereken bir durumdur. Korku tepkisi nasıl gelişir? Bebeğin anneye bağlanmasının en önemli nedenlerinden birisi, annenin bebekteki korkuyu azaltma kapasitesidir. Bebeklik ve erken çocukluk döneminde, yeni bir durumla karşı karşıya kalındığı zaman, çocuğun göstereceği tepkide annenin tepkisi çok belirleyicidir. Çocuk, örneğin ilk kez bisiklete binmeyi öğrenecekken annenin yüzündeki ifadeyi ve davranışlarını inceler. Eğer anne, çocuğa destek veriyorsa ve onun gittikçe kendine güven kazanmasını ve bağımsız olmasını sağlıyorsa, çocuk bisiklete binmeyi zevkli bir durum olarak algılayacak ve bütün dikkatini bu etkinliğe yöneltecektir. Öte yandan, anne ya da çocukla ilgilenen diğer bir kişi, çocuk bu öğrenme sürecini yaşarken sürekli endişeli bir yüz ifadesiyle onu izler ve uyarılarda bulunursa veya onu azarlarsa, çocuk dikkatini vermesi gereken etkinlikten ziyade, hayatında kendisi için çok önemli olan kişiyle ilgilenecek ve o durumla bağlantılı olarak ortaya çıkan endişesi giderek yükselecektir. Bu da çocuğun o durumdan kaçınmasına ve bir daha karşılaşmak istememesine neden olacaktır. Bu kaçınma davranışına biz “korku” diyoruz. Korku bir kaçınma davranışı olarak ortaya çıkabileceği gibi, bir şartlanma olarak da ortaya çıkabilir. Bebeklik döneminde yüksek sesten korkmanın normal olduğundan bahsetmiştik. Bu dönemde, bebek tam banyosunu yaparken, dışarda çok büyük bir gürültü meydana geldiğini varsayalım. Bu talihsiz durum, bebeğin bir su veya banyo fobisi geliştirmesine neden olabilir. Kaçınma ve şartlanmanın yanısıra, korkuya neden olan bir diğer faktör de endişelerdir. Endişenin yarattığı korkuya en çok karanlıkta ve uykuya dalarken yalnız kalındığında rastlanır. Çocuk, yaklaşık 3 yaşından itibaren toplumun kurallarıyla annesi ve babası aracılığıyla daha çok tanışmaya başlar. Artık istediğini yapmada eskisi kadar özgür değildir. Bunun sonucunda, çocuk kendini bu sıkıntılı duruma sokan anne ve babasına karşı bir öfke duymaya başlar, ancak bu duygusunu onlara yansıtmaya çekinir. Yine de böyle bir duyguya sahip olduğu için suçluluk hisseder. Ona rahatsızlık veren bu durumla başedebilmek için, anne ve babasını ya da genel olarak toplumu ve kuralları temsil eden birtakım korkutucu figürler bularak, korku ve suçluluk duygularını onlara yansıtır; bunlar bir cadı, hayalet ya da ejderha olabilir. Uykuya dalmadan önce çocuk bilinçle bilinçdışı arasındadır. İçinde biriktirdiği öfkelerin farkına varır, bunları bastıracak gücü kendinde bulmakta zorlanır. O zaman da, aslında bu duyguların yaşanmasına neden olan, ama aynı zamanda da ona destek olan ve güven veren annesini ya da babasını yanında ister. Onlar yanında olduğu zaman onların varlığından ve sevgisinden emin olur ve uykuya dalabilir. Karanlıkta, çocuğun kendini yine kontrolünü kaybetmiş olarak hissettiği bir andır ve endişe vericidir. Bu endişeyle başetmek için de yine bir dış desteğe ihtiyaç duyabilir. Korkunun bir diğer kaynağı da, çocuğun başkalarını korktukları durumlar içinde izlemesidir, yani korkuyu görerek öğrenmesidir. Örneğin, çocuk annesini uçağın içinde bembeyaz olmuş bir yüzle görür ve annenin panik içinde olduğunu anlarsa, o da uçaktan korkmaya başlayabilir. Ayrılma korkusunda, korkunun nedeni genillikle çocuk değil, annedir. Anne, çocuğun kendisinden ayrılıp, örneğin okula başlamasını istemez ve bunu çok dolaylı ve ince mesajlarla çocuğa aktarır. Anne, çocuğa o okula başladığında kendisinin bütün gün onu bekleyeceğini, bunu yaparken onu çok özleyeceğini, birlikte ne kadar güzel zaman geçirdiklerini anlatmaya başladığında ve bunu uzunca bir zaman sürdürdüğünde, çocuk okula başlamayı adeta annesine ihanet etmekle eşanlamlı tutmaya başlar ve okula gitmek istemeyebilir. Bu da okul fobisi veya ayrılma endişesi olarak tanımlanabilir. Sonuç olarak çocukluk döneminde çok çeşitli nedenlerden kaynaklanabilen, çok çeşitli tiplerde korkular olabileceğini gördük. Çocukta korkuyla başederken, korkunun bir yaş döneminin özelliği mi olduğu, korkuya neden olan belli bir olayın olup olmadığı iyice araştırılmalıdır. Anne ve babalar, çocukla kurdukları ilişkiyi gözden geçirmeliler, çocukla birlikte bu konuyu ele almalılardır. Bütün bunlara rağmen çocuğun korkusunda bir azalma olmuyorsa, bu konuyla ilgili profesyonel bir yardım aramakta yarar vardır. |
DEHB nedir? Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, benzer bir gelişim düzeyindeki bireylerde gözlenene kıyasla daha sık ve şiddetli seyreden kalıcı ve sürekli bir dikkatsizlik ve/veya hiperaktivite-dürtüsellik ile tanımlanan tıbbi bir hastalıktır. http://www.janssen-cilag.com.tr/content/diseases/janssen-cilag.tr_tur//pool_content/adhdgirl.jpgDEHB olarak da bilinen Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu milyonlarca çocuk ve erişkini etkilemektedir. En yaygın olarak çocuklarda görülen bu hastalığa ilk tanı genellikle ilkokul yıllarında koyulmaktadır. Günümüzde, okul yaşındaki nüfusun yaklaşık %3 ila %7'sini etkilemekte, erkek çocuklarda kız çocuklara kıyasla 3-4 kat daha fazla tanı koyulmaktadır. Gereken dikkat verilmediğinde, DEHB ergenlik ve erişkinlik döneminde de devam edebilmektedir. Araştırmalar, erişkinlerin yaklaşık %2 ila %4'ünde görüldüğüne işaret etmektedir. Cinsiyet oranı 2'ye 1 veya daha düşük olup, erkeklerde DEHB bulunma olasılığı kadınlara kıyasla daha yüksektir. Semptomlar ergenlik ve erişkinlik döneminde çoğu zaman daha düşük şiddette seyretmektedir. Profesyoneller arasında, çocukların erişkinlik dönemine kadar DEHB'i 'atlattığı' yönündeki yaygın inanış yanlıştır. Burada en önemli nokta, çocukluk çağında doğru tanı ve etkili tedavidir; bu, benlik saygısını arttırmaya, akademik ve sosyal becerileri geliştirmeye, davranış sorunlarını düzeltmeye ve DEHB'in erişkinlik dönemindeki uzun süreli etkilerini azaltmaya yardımcı olabilir. Haberdarlığın artmasına karşın, DEHB hala yeterli ölçüde fark edilmemekte ve etkilenen bireylerin yarıdan azı uygun tanı almaktadır. Tanı konulanların ise çok azı uygun tedavi almaktadır. Ebeveynler ve bakicilar neler yapabilir? Ebeveynler ve bakıcılar doğru tanı koyulmasını ve çocuğun uygun bakımı almasını sağlamada yaşamsal bir rol oynamaktadır. Tanı sürecinde ebeveynler hemen sonuçlar çıkarmamaya dikkat etmelidir. Bir çocukta tek başına yüksek bir enerji düzeyi çocuğun DEHB'i olduğu anlamına gelmez. Eğer ebeveynler DEHB'den kuşkulanıyorlarsa:
|
Saldırganlık Önlenebilir ve Öfke Kontrol Edilebilir Uzm. Psk. Eda Kargı ve Doç. Dr. Gülsen Erden Saldırganlık, başkalarına fiziksel veya psikolojik zarar verme niyeti taşıyan tüm davranışları içerir. Niyet saldırganlığın temel ögesidir. Saldırganlık, başkalarına zarar vermeye yönelik bir davranış olduğu gibi aynı zamanda saldırganca davranma güdüsü olarak da kabul edilmektedir. Yapılan çalışmalar saldırganlığın engellenme ile yakından ilişkili olduğunu göstermektedir. Ancak engellenme duygusu her zaman saldırganlığa neden olmamaktadır. Bireyler engellenmeye karşı farklı tepkiler gösterirler. Bazıları yardım ve destek ararken bazıları da engellenmenin kaynağından uzaklaşmayı tercih ederler. Sadece, saldırganlığı engellenme, istenmeyen bir durumla başetme yolu olarak öğrenmiş kişilerde saldırganlığa yol açmaktadır. Yani saldırganlık çok farklı uyarıcılara gösterilen öğrenilmiş bir davranış olmaktadır. Saldırganlığı arttıran birçok fiziksel, çevresel etken de vardır. (ısı, çeşitli kokular, sigara dumanı vb.) Şiddete tanık olma, sık sık engellenme ile karşılaşma , saldırganlığı ortaya çıkaran nedenler arasındadır. Örneğin, aile içi şiddete tanık olan çocuklar, saldırgan davranışları öğrenebilir, amaçlarına hizmet edeceğine inandıkları zamanlarda da bu saldırgan davranışları gösterebilirler. Eğer bir çocuk azarlanır, dövülür, cezlandırılırsa kendini değersiz hisseder. Kendini değersiz hissetme de başkalarına karşı saldırgan davranışlarda bulunma eğilimini arttırmaktadır. Öfkesini uygun şekilde yönlendiremeyen bireylerin de kendini önemsiz hissetmesi, saldırganlığı ortaya çıkarabilir. Özellikle yaşamın erken döneminde çocuklara öfkelerini kontrol edebilmenin öğretilmesi, saldırganlığın önlenmesinde önemli bir adımdır. Bebeklik döneminde hoşlanma, kızma gibi duygular ağlama aracılığıyla gösterilir. Çocuk 2-3 yaşlarına geldiğinde öfke nöbetleri sıkça ortaya çıkabilir. Bu yaş dönemin de duygu ve düşüncelerini yeterince ifade edememe nedeniyle öfke artar. Öfke nöbetleri olduğunda ailenin çocuğu öncelikle sakinleştirmesi gerekir. Sonra da öfkeyi ortaya çıkaran nedeni anlamaya çalışması gerekir. Bu yaş dönemin de çocuğu kucaklamak, okşamak sarılmak, gülümseyerek, sakin ve tutarlı bir biçimde yaklaşmak gereklidir. Birebir ilişki kurma ve ilgi gösterme, anlaşıldığını, onaylandığını hissetmesi ve sakinleşmesi için önemlidir. Öfke nöbeti geçirdiği anlarda, ses, renk, ışık, doku gibi çeşitli uyarıcılardan yararlanılarak dikkatinin hemen başka bir alana yönlendirilmesi de, öfkesinin dağılması için yararlı olacaktır. Tıpkı yetişkinler gibi, bazen çocuklar da kolayca öfkelenebilirler. Basit nedenler de bu çocukların öfke patlamalarını ortaya çıkarabilir. Zaman zaman da zorlu yaşam olaylarının arkasından çocuklarda da öfke gözlenir. (Hastalık, istismar, çeşitli travmatik yaşantılar vb.) Öfkeyi kontrol edebilmesi için çocuğun öncelikle neden öfkeli olduğunu bilmesi, bunun farkında olması gerekir. Öfkesini nasıl yönlendireceğini de bilmesi gereklidir. Çocuğun neden öfkelendiği konusunda farkındalık sağlayabilmesi için ailesinin kendisini etkili dinlemesi gerekir. Öfke anında çocuklar, sakin, anlayışlı ve kendilerini anlayacak yetişkinlere gereksinim duyarlar. Öfkeli olduğu için veya saldırgan davranışından dolayı çocuğun azarlanması, çocuğa öfkesini nasıl ifade edeceği ve nasıl sakin olacağı konusunda bir fikir vermez. Çocuğa seçenekleri olduğunu göstermek asıl hedeftir. Bağırmak, ağlamak, vurmak, öfke nöbeti geçirmek bir seçimdir, ancak çocuğa ne hissettiğini söylemenin de bir seçim olduğu gösterilmelidir. Hangi seçimin en iyi sonucu doğuracağı çocukla birlikte konuşulmalıdır. Öfkeyi kontrol etme becerisinin gelişimi, iletişim becerileri, duyguları ve duygu ifadelerini tanıma becerisi, sorun çözme becerisi, yaratıcılık, yaratıcı düşünebilme becerisi, duyguları denetleme becerisi, girişkenlik becerisi gibi becerilerle de yakından ilişkilidir. Ebeveynler ve eğitimciler olarak, Ψ Öfkeli olmadığı anlarda ya da zor bir durumla başedebildiği anlarda çocuğu bu davranışını tanımlayarak ödüllendirmeliyiz. Ψ Çocuklarınızın duygularını resim yaparak ifade etmelerine izin verin. Resimlerini anlattırın, dinleyin ve onları bu konuda yüreklendirin. Resim yapmak çocuklar ve yetişkinler için rahatlama araçlarından birisidir. Ψ Herşeyden önemlisi anne-babaları olarak çocuklarımıza sağlıklı model olmalıyız. Arkadaşına vurduğu için çocuğu azarlarsak, döversek, sorunları çözmek için bağırma, azarlama, küsme, dövme ve vurma gibi davranışları bizi gözleyerek öğrenmesini sağlamış oluruz. Bu sorunlarla başedebilmek için sakin olmayı, gülümsemeyi ve olumlu düşünmenin sihirli etkilerinden yararlanmayı unutmamalıyız....... |
Çocuğumuza bunlar bakıcı buluyolar Çocuğumuza bunlar ’bakıcı’ buluyorlar http://www.istanbulfm.com.tr/img/image_data/haber/guncel/1146554295666.jpgUğur Dündar’ın hazırladığı Arena programı, bu kez çalışan anne-babaların çocuklarını emanet ettikleri bakıcıları ve danışmanlık şirketlerini mercek altına aldı. Arena ekibi, önce iş arayan bir bakıcı gibi, daha sonra da dadı arayan bir aile gibi bu şirketlerle görüştü. Gizli kamera ile kayda alınan diyaloglarda bakıcıların çocuk bakımından habersiz ve verilen referansların sahte olduğu ortaya çıktı. Müşterinin yanında sigara içme, içtiğini belli etme Son derece iddialı ilanlar veren bu firmalar, çocuk bakıcılarını acaba nasıl buluyorlar? Dahası o güne kadar hiç çocuk bakmamış bir genç kız, bu firmalarda çalışabilir mi? Bunun yanıtını yanıtını almak üzere iki Arena elemanı, bakıcı adayı gibi firmalarla görüştü. Arena ekibinden sözde bakıcı adayı genç kızlar, bebek bakmaktan habersiz. Hem deneyimsizler, hem de ailelerin onay vermeyeceği sigara alışkanlığı ve asabi davranışlar gibi kusurları var. İlk başvurdukları firma yetkilisi, sigara içtiğini beyan eden sözde bakıcıya "Müşterinin yanında içme, içtiğini de belli etme" tavsiyesinde bulunuyor. Eğitim problem olmaz, seni işe yerleştirebiliriz http://www.istanbulfm.com.tr/img/image_data/haber/guncel/1146554294238.jpg Sözde bakıcı rolündeki Arena muhabiri, şirket görevlisine "Ben çocuk gelişimi mezunu değilim, eğitim problem olur mu" diye soruyor. Aldığı cevap son derece rahatlatıcı: "Yok, öyle bir şey aramıyorlar. Yani sonuçta ilkokul mezununu da işe sokuyoruz. O kadar bir şey aramıyorlar. 22 yaşında bir kız var şimdi onu yerleştireceğim." Firmalar için eğitimsiz olmak, sigara alışkanlığına sahip bulunmak sorun değil. Ayrıca sabıka kaydına da gerek görülmüyor. Hatta çocuk bakıcısı adayı olan genç kızlara "Fiziksel ya da psikolojik bir hastalığınız var mı" sorusunu sormak bile kimsenin aklına gelmiyor. Sorarsa, daha önce çocuk baktım dersin http://www.istanbulfm.com.tr/img/image_data/haber/guncel/1146554295317.jpg Ama bir firma var ki, İşkur’a bağlı olmasına rağmen uyguladıkları yöntem insanı şaşkına çeviriyor. İş için başvurup hiç çocuk bakmadığını söyleyen bakıcı adaylarına tavsiyeleri şu: "Biz size referans ayarlarız. Baktık deyin, yoksa öbür türlü işe giremezsiniz. Sen Sarıyer’de bakmış ol, sen de Acarkent’te. Seninki villa 3 katlı, seninki iki katlı bir dubleks. Senin baktığın yerde adam yabancı, kadın Türk olsun. Onlar yurtdışına gittiler dersin. Sen çocuğu 1,5’ta aldın 2,5 yaşında verdin. Erkek çocuğa baktın. Gittiler, sende telefonları yok. Ulaşılamıyor." Bu kızları sakın kaçırmayın süper kızlar, temizler. Aynı firmaya birkaç gün sonra bakıcı arayan aile olarak başvuran Arena ekibine, Arena ekibinin daha önce iş arayan sözde bakıcıları tavsiye ediliyor. Bakıcı arayan çift son derece titiz ve kuşkulu bir aile profili çizmesine rağmen firma sahibi, deneyimsiz iki genç kızı bir yığın yalanla övüyor ve "Bunlar süper kızlar, çok temizler, çok iyiler. Çocuk bakmışlar" diyor. Firmanın sahibi eski pasta ustası Bahçelievler’de tek bir oda ve masadan ibaret danışmanlık firmasının sahibi eski bir pastane ustası. Yabancı uyruklu bir kadınla evli. İçeriye girip çıkanların görünümünden, temizlikçi ya da bakıcı olarak daha çok yabancıları çalıştırdıkları anlaşılıyor. Sözde bakıcı rolünde iş arayan Arena muhabiri iki genç Türk kızının yaptığı başvuru, belli ki kaçırılacak gibi değil. Genç kızlardan ne sağlık raporu ne de sabıka kaydı isteniyor. Başka firmalara gitmemeleri için de kızları uyarıyorlar: "Gitmeyin, şirketler çok kötü, ama çok kötü yani. Hanımefendi satarlar, satarlar... Daha bunun izahı var mı? Şunun içine atarlar bir hap, bakmışsın Mersin’desin, Antalya’dasın." UZMANLAR NE DİYOR En büyük görev ailelere düşüyor Ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı Dr. Arzugül Pektaş, Türkiye ’de çocuk bakıcılığının mesleksiz insanların tekelinde olduğunu söyledi: "Ülkemizde ekonomik özgürlük içinde olmayan, yapacak hiçbir işe uygun özelliği bulunmayan hanımlar, ’ne yaparız, çocuk bakarız’ diye düşünüyorlar. Sanki en kolay, en eğitim gerektirmeyen, en basit işmiş gibi. Bu, bence çocuk sahibi olan anne babaların en büyük sorunlarından biri. Çünkü sağlıkla ilgili problem olduğunda kurum seçme şansı varken, bu alanda başvurabileceğiniz düzgün kurum bulmak çok zor." Dr. Pektaş, bu işe kabul edilecek kişilerin mutlaka psikolojik bir testten geçirilmeleri gerektiğini belirtiyor. Bu konuda en önemli sorumluluğun anne babalara düştüğünü ve bakıcılar üzerinde mutlaka bir kontrol mekanizması geliştirmeleri gerektiğini belirtiyor. |
Unicef ve Bebek Dostu Hastane Bebek Dostu Hastane http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/0/03/Bebek-dostu.gifhttp://tr.wikipedia.org/skins-1.5/common/images/magnify-clip.png Anne sütünü teşvik programları çerçevesinde temel amaç hastane doğumlarını kapsayacak şekilde anneleri doğum öncesi dönemde hazırlamak, doğumdan hemen sonra (ilk yarım saat içinde) emzirmeye başlaması ve hastaneden taburcu olduktan sonra da sağlık personeli tarafından izlenmesi , emzirmeyi en az altı ay sürdürmesi konusunda desteklenmesini sağlamak amacıyla bebek dostu hastaneler geliştirilmiştir. Anne sütünün korunması, emzirmenin desteklenmesi, ve önerilmesi konusunda UNICEF ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ortak bildirisi olan başarılı emzirmede on adım, emzirmeyle ilgili temel stratejileri içermektedir. Yapılan son araştırmalara göre bebeğin sadece anne sütüyle beslenmesinin bebek ölüm ve hastalıklarının azalmasında önemli bir rolünün olduğunu, dolayısıyla anne sütü modillerinin kullanılmasının teşvik edilmesinin gerektiğini vurgulamaktadır UNICEF’in Misyonu UNICEF, Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından çocuk haklarının korunması adına tanıtım ve savunu çalışmaları yapmak, çocukların temel gereksinimlerinin karşılanmasına yardımcı olmak ve çocukların potansiyellerini eksiksiz biçimde gerçekleştirmek için fırsatlar yaratmak üzere görevlendirilmiş bir kuruluştur. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme (ÇHS) doğrultusunda faaliyet gösteren UNICEF çocuk haklarına kalıcı etik ilkeler olarak yerleşiklik kazandırmak, çocuklara yönelik davranışları uluslararası standartlara kavuşturmak için çaba göstermektedir. Çocukların yaşatılmalarının, korunmalarının ve gelişimlerinin, insanlığın ilerlemesine içsel, kalkınma açısından evrensel ölçekte geçerli zorunluluklar olduğu konusunda ısrarlıdır. Siyasal kararlılığı ve maddi kaynakları harekete geçirerek, başta gelişmekte olanlar olmak üzere ülkelerin kapasitelerini geliştirmelerine, böylece çocuklara Birinci Önceliği tanıyıp gerek onlara gerekse ailelerine gerekli hizmetleri sağlayabilecek duruma gelmelerine yardımcı olmaktadır. En dezavantajlı konumda olan çocuklara, yani savaş kurbanlarına, aşırı yoksulluk içindekilere, doğal felaketlere uğrayanlara, şiddet ve sömürünün her biçiminden zarar görenlere ve özürlülere özel koruma sağlanmasına büyük önem vermektedir. Olağandışı durumlarda çocukların haklarının korunması için harekete geçmektedir. Diğer Birleşmiş Milletler örgütleri ve insani yardım kuruluşları ile eşgüdüm içinde hareket eden UNICEF böyle durumlarda çocukların ve onlara bakanların durumlarını rahatlatmak için elindeki imkanları işbirliği yaptığı kuruluşların hizmetine sunmaktadır. Taraf tutan bir kuruluş değildir ve ayrımcılık gözetmeden her tür işbirliğine açıktır. En dezavantajlı konumdaki çocuklarla gereksinimleri en acil olan ülkeler UNICEF’in bütün çalışmalarında öncelik taşımaktadır. Ülke programları aracılığıyla kadınların ve kız çocukların eşit haklara kavuşmaları, topluluklarının siyasal, sosyal ve ekonomik kalkınmasına tam olarak katılmaları için çaba göstermektedir. İşbirliği yaptığı bütün kuruluşlarla birlikte dünya topluluğunun benimsediği sürdürülebilir insani kalkınma hedeflerine ulaşılması ve Birleşmiş Milletler kuruluş bildirgesinde yer alan barış ve sosyal ilerleme vizyonunun gerçekleşmesi için çalışmaktadır. UNICEF Nasıl Çalışır? UNICEF, çalışmalarını beş’er yıllık program döngüleriyle yürütmektedir. Bugünkü program dönemi 2001 yılında başlamıştır ve 2005 yılına dek sürecektir. Bu program öncesinde UNICEF, Türkiye’deki çalışmalarını gözden geçirmiş, uygulanmakta olan programların, politikaların ve stratejilerin etkililiğine ilişkin bir değerlendirme yapmıştır. Bu değerlendirme, daha sonraki çalışmaların yönünün belirlenmesine yardımcı olmuştur. Ayrıca Türkiye’deki çocuklarla kadınların durumuna ilişkin değerlendirmeler de yapmıştır. Ülkede önemli ilerlemeler sağlanmış olsa bile Bebek Ölüm Oranı (BÖO), Beş Yaş Altı Ölüm Oranı (5YAÖO) ve Anne Ölüm Oranı (AÖO), hastalıkların önlenmesi, erken dönem çocuk gelişimi, kız çocukların eğitimi ve kadınlar arası okur yazarlık gibi alanlarda bugünkü durum kabul edilebilir olmaktan çok uzaktır. Bu çalışmalarının yanısıra, olağandışı durumlarda da önemli roller üstlenmektedir. Türkiye nüfusunun neredeyse %70’inin deprem riskli bölgelerde yaşamaktadır. 1999 yılında meydana gelen iki büyük depremde 16,000 kişi ölmüş, 20,000 kişi de ciddi biçimde yaralanmıştır. Onbinlerce insan bir anda evsiz ve işsiz kalmış, psikolojik açıdan yıkıma uğramış, yitirilen akrabalar ve dostların ardından acılara gömülmüştür. Yaklaşık 10,000 kilometre karelik bir alanda hizmetler önemli ölçüde aksamış, yerel ekonomi sarsılmıştır. Depremlerin önlenmesi kuşkusuz mümkün değildir. Ancak UNICEF hükümetle işbirliği halinde yürüttüğü çalışmalarda, felaketlerin kadınlar ve çocuklar üzerindeki etkilerini hafifletecek hazırlıklar yapmakta, etkili önlemler almaktadır. Türkiye, kadınlarla çocukların sorunlarını etkili biçimde ele alıp çözme açısından büyük kapasiteye sahip bir ülkedir. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti halen kadınlara ve çocuklara yönelik olup UNICEF tarafından da benimsenen birçok politika uygulamaktadır. Bu çerçevede UNICEF ÇHS ile CEDAW Türkiye’deki yasa ve düzenlemelere içselleştirilmesi için tanıtım-savunu çalışmalarını sürdürecek ve politikaların çocuklara yönelik olumlu somut girişimlere dönüştürülmesinde Hükümete ve sivil topluma destek olmayı sürdürecektir |
"Minik bedenin ev serüvenleri" Bir bebek dünyaya getirmek yeterince ürkütücü bir iş; ama bir de bebeğiniz prematüre doğduysa, o zaman onun için daha çok endişelenmeniz normal. Peki prematüre bir bebeğin bakımı nasıl olmalı? http://img.mynet.com/kadinca/042006/17premature1.jpg Bir bebeğin hastaneden eve çıkması her zaman için anne ve babaları telaşlandırıyor. Özellikle bebek prematüre ise aileler daha fazla endişe duyuyor. Evet, gerçekten de prematüre bebeklerin bakımı biraz daha zor. Ancak, Alman Çocuk Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Alper Soysal’ın önerileri ile bugünleri kolaylıkla atlatabileceksiniz. Bir prematüre bebek hangi şartlar sağlandıktan sonra hastaneden taburcu edilir? Dr. Alper Soysal: Prematüre bebekler 3-4 şartı yerine getirebildiklerinde taburcu olabilirler. Ne kadar küçük doğmuş olursa olsun; eğer solunum problemi ortadan kalkmışsa, kuvözden çıkartıldığında üşümeyecek kadar kendi ısısını koruyabiliyorsa yani üşümüyorsa ve kendisini büyütebilecek kadar emmek suretiyle beslenebiliyorsa eve taburcu olabilir demektir. Prematüre bebekler bu yeteneklerin hepsini ortalama 34-35 haftalık iken yapabilirler. Bebek eve geldikten sonra nasıl bir beslenme düzeni olmalıdır? Hangi miktarda anne sütü veya mama verilmelidir? Dr. Alper Soysal: Prematüre bir bebek evde 3 saatte bir veya eğer acıkırsa daha erken sürelerle beslenmelidir. Eğer anne sütü varsa anne sütü, yoksa prematüre maması veriyoruz. Anne sütünü de anne sütü güçlendiricisi ile takviye ediyoruz. Burada önemli olan günde ortalama 20-30 gr kilo almasıdır. Taburcu olduktan 1 hafta sonra mutlaka tartı kontrolü yapıyoruz. Haftada ortalama 150-200 gr tartı alması yeterli beslenebildiğini gösterir. Prematüre bebeğin sağlığı hakkında kesin fikre sahip olabilmek için doğum zamanı mı yoksa kilosu mu anne ve baba tarafından kriter alınmalıdır? Dr. Alper Soysal: Hamilelik süresi daha önemlidir. Çünkü 30 haftanın altında doğan bebekler en riskli grubu oluştururlar ve bu bebeklerin onda birinde kalıcı sorunlar gelişebilir. Ancak eğer hamilelik haftası 30 üzerinde ama kilosu 1000 gr altında ise, bu durumda da bazı riskler oluşabilir. Prematüre bebeğin evde kullanması gereken ilaçlar anne ve baba tarafından nasıl verilmelidir? Süte karıştırmak uygun mudur? Dr. Alper Soysal: Genel prensip olarak evde kullanması gereken vitamin ve demir damlalarını direk olarak ağıza damlatmalarını tercih ediyoruz. Süte karıştırılması etkilerini azaltabiliyor. Bir prematüre bebek günde ne kadar uyumalıdır? Dr. Alper Soysal: Her yeni doğan bebek günde ortalama 14-16 saat uyuyabilmesine rağmen kişisel farklılıklar olabilir. Prematüre bebekler ilk haftalarında biraz daha fazla uyuyabilirler. Ne zaman ve nasıl yıkanmalıdır? Dr. Alper Soysal: Prematüre bebeklerin 2-3 günde bir yıkanmalarını tavsiye ediyoruz. Bu süre haftada en az iki olmalıdır. Prematüre bebekleri yıkarken zamanında doğan bebeklere kıyasla daha dikkat edilmeli ve nazikçe yıkanmalıdır. Altını ne sıklıkta değiştirmek gerekir? Pişik kremi, pudra, ıslak mendil kullanmak zararlı mıdır? Dr. Alper Soysal: Altları sık sık değiştirilmeli. Her beslenme öncesi ve sonrasında kontrol edilmeli ve kirli ise değiştirilmelidir. Günde 3-4 kez koruyucu amaçla pişik kremi sürülebilir. Pudra ve ıslak mendil tavsiye etmiyorum. Alt temizliğinin kaynamış temiz suyla ıslatılmış pamuklarla yapılması, tahrişi en aza indirdiğinden daha uygun olur. Ne şekilde yatırılmalıdır? Dr. Alper Soysal: Zamanında doğan çocuklar gibi prematüre bebekler için tüm dünyada tavsiye edilen uyuma pozisyonu sırtüstü pozisyondur. Prematüre bebeklerde “ani beşik ölümü sendromu” daha sık görüldüğünden yatırılma pozisyonuna çok dikkat edilmelidir. Ayrıca bebek sert bir yatakta yatırılmalı, beşik etrafında yumuşak koruyucular kullanılmamalı, yastık kullanılmamalı, beşik içine ayıcık gibi yumuşak oyuncaklar koyulmamalıdır. Üzerine örtülecek battaniye ince ve tercihen delikli olmalı, yumuşak ve kalın yorgan kullanılmamalıdır. Bu önlemlerin hepsi, bebeğin henüz başını kaldıramaması ve tehlike durumunda kendini kurtaramaması nedeniyle ağız ve burnunun kapanıp nefes almasını engellemesin diye alınmaktadır. Odasının sıcaklığı kaç derece olmalıdır? Dr. Alper Soysal: Prematüre bebekler için ilk bir ayda oda sıcaklığı yaklaşık olarak 34-35 derece olmalıdır. Ancak her bebeğin daha rahat ettiği farklı ısı aralığı olabilir. Bu nedenle eğer mevcut ısıda iken bebeğin yüzü, kulakları ve burnu üşüyor ise sıcaklı bir derece artırılabilir. Aynı zamanda, özellikle çok küçük doğanlarda bebeğin vücut ısısını kontrol etmek en iyisidir. Vücut ısısı en kolay koltuk altından bir derece ile ölçülür ve 36.5-37 derece olması idealdir. 36.5 altında üşümüştür, 37 üstünde ise ısınmış demektir. Ne kadar süre ile karantina durumu devam etmelidir? Dr. Alper Soysal: Aslında karantina durumu değil, ancak bazı şeylere daha fazla dikkat ediyoruz. Örneğin bebeğe dokunmadan, kucağa almadan, beslemeden veya mamasını hazırlamadan önce ellerimizi mutlaka sabunlu su ile yıkamalıyız. Eğer ev halkından bir kişi gribal bir enfeksiyon geçiriyorsa, bebeğe yaklaşmasa dahi ev içindeyken mutlaka maske takmalı. Taburcu olduktan sonra 1.5-2 ay ev dışına çıkmalarını ve yine bu aylar arasında ev içinde kalabalık toplantılar yapılmasını istemiyoruz. Giyiminde dikkat edilecek noktalar var mıdır? Dr. Alper Soysal: Genellikle aileler prematüre olsun veya olmasın bebeklerini kat kat giydirmeye eğilimli oluyorlar. Bunu istemiyoruz. Oda ısısı uygun seviyede ise, bir body, bir tulum ve üzerine bir veya iki katlı ince bir battaniye yeterlidir. Ancak yine de ilk günlerde bebeğin ısısı iyi kontrol edilmelidir. Eve çıktıktan sonra yaptırılması gereken testler var mıdır? Varsa bu testler nelerdir? Dr. Alper Soysal: Prematüre bebeklere hamilelik süresine göre birtakım tetkikler yapılır. Bunların bir kısmı eve taburcu olduktan sonra devam edebilir. Özellikle göz muayenesi, işitme tarama testi doktorunun önerisine göre yapılmalıdır. Prematüre bebeklerde kansızlık ve kemikte mineral azlığı daha fazla görülür ve bu durum kan tetkikleri ile takip edilmelidir |
ÇOCUĞUNUZU EV KAZALARINDAN NASIL KORURSUNUZ? ÇOCUĞUNUZU EV KAZALARINDAN NASIL KORURSUNUZ? Sağlık Bakanlığı, ev ortamının bebek ve çocukların sağlığını ve hayatını tehdit eden birçok riski barındırdığını belirterek, ailelerin, ev içinde mümkün olan bütün tedbirleri almaları gerektiğini bildirdi. Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, küçük çocuk yaralanma ve ölümlerinin önemli bir bölümünün önlenebilen kazalara bağlı olduğu ifade edilerek, bebek ve çocukların ev kazalarından korunabilmesi için ailelerin çok dikkatli olması gerektiği bildirildi. Açıklamada, düşme, boğulma, zehirlenme, elektrik çarpması, yanma ve ateşli silahla yaralanmanın bebek ve çocuklar için ev ortamında görülen çok önemli kazalar olduğu kaydedildi. Boğulma riskini azaltın Çocuk acil servislerine yapılan başvuruların başında bebek ve çocukların düşmeleri sonucu oluşan travmaların geldiği bildirilen açıklamada, bu konudaki risk faktörlerinin, sandalye ve diğer bütün mobilyaların pencerelerden uzakta olması, yüksek binalarda pencerelere takılacak parmaklıklarla emekleyen ve yeni yürümeye başlayan bebeklerin merdivenlerden uzak tutulması, bebeğin uyuduğu yatağın kenarlarının korumalı olmasıyla azaltılabileceği belirtildi. Kuruyemişler, mısır, şeker, ve sosis gibi küçük ve yuvarlak hatlı bütün besinlerin, bebek ve küçük çocuklar için boğulma riski oluşturduğu kaydedilen açıklamada, “Toplu iğne, mücevher, düğme, boncuk, tespih ve diğer bütün küçük cisimleri, bebek ve küçük çocukların ulaşamayacağı yerlerde bulundurun. Oyuncakları düzenli olarak kontrol edin. Oyuncaklarda sivrilen ve parçalanmaya hazır hale gelen kısımlar onlar için önemli riskleri de beraberinde getirmektedir” denildi. Bebeği yalnız bırakmayın > Boğulma tehlikelerine karşı kova, küvet ve leğenleri boş tutun. > Bebek veya küçük çocukları yıkanırken kapı veya telefona cevap vermek için yalnız bırakmayın. > Çocuğunuz tuvaletteyken mutlaka yanında olun. > Çocuklar su kenarında oynarken onlara mutlaka nezaret edin. > Bütün ilaç, kimyasal ve temizlik maddelerini bebek ve çocukların ulaşamayacakları yerlerde saklayın. > Su, süt, kola ve yoğurt kaplarını, bu maddelerin saklanması maksadıyla kullanmayın. > Evinizde zehirli bitki bulundurmayın. > Havagazı ve soba zehirlenmelerine karşı tedbirinizi alın. > Evde açık elektrik kabloları bırakmayın, tesisatı düzenli olarak gözden geçirin, elektrik prizlerini kapatın veya çocukların ulaşamayacakları yerlere monte edin. > Ateşli silahları boş saklayıp, emniyetini sürekli kapalı tutun. Kurşunları silahtan ayrı saklayın. Silahınızı bebek ve çocuğunuzun yanında kesinlikle çıkarıp temizlemeyin |
Çocuklar neden yalan söyler?" Hemen her çocuk yalan söyler. Özellikle de kolay kurtulamayacağını hissettiği durumlarda. Peki bu durumda anne babaların tepkisi nasıl olmalıdır? Çocuğun yalan söylenmesine nasıl engel olunabilir? http://img.mynet.com/kadinca/042006/24yalan1.jpgUzmanlar, çocukların pek çok nedenle yalana başvurabileceğini belirtiyor. Bu durumla karşılaşan anne ve babaların, çocuklara ceza vermek yerine onları yalandan uzaklaştıracak başka yöntemler denemesi gerektiğini ifade ediyor. Özellikle hatayı gizlemek için söylenen yalan, uzmanlara göre çocukların cezadan kaçmak için başvurduğu bir yol olarak gösteriliyor. Ancak çocuk psikologları, yaşamının ilk 5 yılında çocuğun söylediği yalanlardan endişe duymamak gerektiğini çünkü gerçeği algılama ve ona sadık kalma davranışının bu yaşlardan sonra geliştiğini belirtiyor. Öte yandan gerçeği ayırt edebilen çocuğun yine de yalan söylemeyi sürdürmesi durumunda uzmanlar, ebeveynleri bir problem olduğu konusunda uyarıyor. Çocuk yalan söylüyorsa mutlaka çevre ile olan ilişkilerinde yolunda gitmeyen bir şeyler oluyor. Öte yandan hata yapmış çocuk, verilecek cezadan kaçmak için de yalana başvurabiliyor. Çocuk; özellikle ekonomik anlamda kendisini çevresindekilerden aşağı görmeye başladığı zaman da yalana başvurup, kendisini olduğundan farklı durumlarda gösterebiliyor. Aileye söylenen yalanlardan en çok başvurulanı ise okuldaki başarısızlıkları gizlemek için söylenenler olarak gösteriliyor. Okuldaki başarısızlık çocuğu rahatsız ediyor ve çocuk kendisini rahatsız eden bu gerçeği gizlemek için ailesine yalan söylüyor. Uzmanlar bu ve benzeri durumlarla karşılaşan ailelerin kesinlikle sert tutumlar içine girmemesini, çocuğun sevgisizlikten kaynaklanan sorunları olabileceği gibi çevresinden bu konuda model aldığı kişilerin olabileceğini belirtiyor. Çocukta yalan davranışının önlenmesi konusunda; çocuğu yalan söylemeye iten nedenlerin bir dedektif titizliği ile araştırılması, tespit edilmesi ve bu nedenlerin onunla "Böyle demek istiyor olabilir misin" diye konuşularak irdelenmesi, anne ve babaların kesinlikle yalan söylememesi, yalan karşısında çok sert ve aşağılayıcı tavır takınılmaması öneriliyor |
Kahvaltı başarıyı artırıyor Sabah kahvaltısı, çocukların gelişimini ve başarısını büyük ölçüde etkiliyor. Uzmanlar kahvaltının özellikle çocuklar için atlanmaması gereken bir öğün olduğunun altını çiziyorlar Sabah kahvaltısının çocukların gelişiminde çok önemli rolü bulunuyor. Özellikle okul çağı çocuklarında görülen kahvaltı etmeme alışkanlığı ise anne babaların dikkatle üzerinde durması gereken sorunlardan biri. Beslenme ve Diyet Uzmanı Bengül Akgün, kahvaltının günün en önemli öğünü olmasına karşın, özellikle okul çağı çocuklarınca ihmal edildiğine dikkat çekerek, şunları kaydetti: ''Akşam yemeği ile kahvaltı arasında yaklaşık 11-12 saatlik bir aralık bulunmaktadır. Bu nedenle çocuk kahvaltı zamanında açlık düzeyindedir. Açlık durumunda beyne enerji sağlayan kan şekeri en alt düzeydedir. Yapılan çalışmalar, kan şekerinin yeterli düzeyde olmasının öğrenme ve anımsamayı içine alan birçok beyin ve davranış işlevini düzenlediğini göstermektedir.'' Beynin enerji gereksinmesini glikozdan sağladığını ve enerji deposunun çok az olduğunu ifade eden Akgün, şöyle devam etti: ''Eğer glikoz sağlanmazsa beyin 10 dakika içerisinde enerjisiz kalır. Kan şekerinin normalin altına düşmesi durumunda da beyine yeterli glikoz sağlanamaz. Açlık durumunda kanın glikoz konsantrasyonu düşük olduğundan beynin enerji kaynağı da sınırlanmış olur. Bu durumda derse başladığı takdirde çocuğun, anlatılan bilgileri öğrenerek daha sonra anımsayabilmesi güçleşir.'' Kahvaltının beyne enerji kaynağı sağlayarak, öğrenmeyi olumlu yönde etkilediğine işaret eden Akgün, sözlerini şöyle tamamladı: ''Kahvaltı öğrencinin beslenme durumunu iyileştirmekte, beynin açlık durumunda yetersiz olan enerji gereksinmesini karşılamakta ve derse devam durumunu iyileştirmektedir. Kahvaltı etmeyen çocukların derse konsantrasyonları azalmakta, verilen bilgileri sonradan anımsayabilme performansları düşmektedir.'' |
Çocuğunuza okul seçerken aşağıdaki konularda dikkatli olmalısınız: 1. “Çocuğum için en iyi olan nedir ?”, “Çocuğumun gereksinimleri en iyi nerede karşılanır ?” sorularına yanıt arayın. Çocuğunuz eğitim kurumundaysa onu tanıyan öğretmenleriyle konuşarak en iyi ne şekilde öğrendiği hakkında bilgi toplayın. Farklı okulları ziyaret ederek, tanıtım toplantılarına katılarak beklentilerinizi karşılayacak okulu bulmaya çalışın. 2. Ziyaret ettiğiniz okullara ilişkin genel bilginin sözel olarak değil, yazılı olarak size iletilmesine önem verin. 3. Uygulanan eğitime ilişkin ayrıntılı bilgi edinin. Okulun öğrenci sayısı nedir ? Her şubede kaç öğrenci eğitim görmektedir ? Öğretmen / öğrenci oranı nedir ? Okulun hedefleri nelerdir ? Hedeflere ulaşıldığına dair kanıtlar var mıdır ? 4. Müfredatın temel noktaları nelerdir ? Öğrenciler için hedef ve amaçlar belirlenmiş midir ? Beklentiler öğrencinin gelişim düzeyine uygun mudur ? Çalışmalar öğrencinin katılımcı olmasını sağlayacak şekilde planlanmış mıdır? Öğrencinin gereksinimlerini karşılayacak düzenlemeler yapılmakta mıdır ? 5. Sınıfların yapısal özellikleri, benimsenen eğitim anlayışı nelerdir ? Sınıflar iyi düzenlenmiş, yapılandırılmış, esnek, denetlenen, işbirliğine uygun ortamlar mıdır ? 6. Öğretmenlerin eğitimleri, deneyimleri hakkında bilgi edinin. Yönetimsel, eğitimsel becerileri yeterli midir ? Uygulanan disiplin anlayışı çocuk haklarını gözeten, çağdaş bir anlayışı yansıtmakta mıdır ? Öğrencilere sağlanan rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri nelerdir ? 7. Özel gereksinimleri olan öğrencilere gerekli hizmet ve personel sağlanmakta mıdır ? (örneğin özel eğitim desteği , zenginleştirilmiş eğitim gibi) Sanat, spor, müzik gibi dallarda eğitim veriliyor mu ? Serbest zaman etkinliklerine yer veriliyor mu ? Teknoloji kullanılıyor mu ? Öğrenme sürecinde bilgisayarlar yer almakta mıdır ? 8. Değerlendirme nasıl yapılmaktadır ? Öğrencinin gelişimi nasıl ölçülmektedir (örneğin sınav, portfolyo gibi) ? Öğrencinin gelişimine ve genel durumuna ilişkin bilgiler hangi yol ve sıklıkla anne-babaya aktarılmaktadır ? Ebeveynler okul sistemi içine dahil edilmekte midirler, karar verme sürecinde yer alıyorlar mı ? 9. Okul ortamı samimi mi ? Öğretmenler öğrencilerine isimleriyle hitap ediyorlar mı ? Eğitimci, öğrenci, idareci ve veliler arasında saygıya dayanan ilişki var mı ? İnsan haklarına, çevreye duyarlı olunduğunu gösteren mesajlar bulunmakta mı ? 10. Ulaşım sağlanıyor mu ? Yemek veriliyor mu ?, Okul güvenilir bir yerde mi? İyi korunuyor mu ? Bina bakımlı ve temiz mi ? |
Reklamlara Karşı Bilinçli Olmak Milletçe eğitimde özendirme unsurunu kullanmayı nedense kendimize daha yakın buluruz. Fatma Hanım’ın oğlu her dersten 10 almıştır. Ayşe çok akıllı kızdır. Mehmet basketbol oynar ve buna rağmen takdir getirmiştir vs. vs. Ruhumuza hırs ve gereksiz kıskançlık tohumları atan bu düşüncesizce gösterilen özendirme çabaları ebeveynlerin ulaşmak istediklerinin tam aksine zaman içinde onulmaz bir aşağılık duygusuna da neden olabilmekte… Oğlunuz 25 yaşına geldiğinde kendi yeteneklerinin farkında bile olmayan ve siz ona kendini geliştirmesi için hangi imkânları sunmuş olursanız olun her ortamda silik kalan bir tiplemeyle karşınıza çıkarsa sakın şaşırmayın! Kızınız komşu kızlarını kıskana kıskana karşısına çıkan tüm insanlara da aynı misyonu yükleyerek hayatın bir yerlerinde yapayalnız kalırsa yine şaşırmayın. Özendirme politikamız sadece aile eğitiminde geçerli değildir. Okulda öğretmenler, sokakta arkadaşlar, televizyonda reklamlar… Evet, reklamlar! Temeli özendirmeye, kişide mutlaka sahip olmalıyım duygusuna neden olan ve satın alma eylemini gerçekleştirmenin ilk basamağı olan reklamlar. Şimdi kendinizi düşünün. Rahat koltuğunuzda oturmuş o bir haftadır beklediğiniz diziyi ya da maçı seyrediyorsunuz. Pat, reklam giriyor. Günlerdir billboard’larda, CLP (City light poster)’lerde, posta kutunuza atılan flyer ya da broşürlerde, gazeteyi açtığınızda tam sayfa karşınıza çıkan tasarımlarda gülen yüzler canlanmış, seslenmiş, tam karşınızda duruyorlar. O kadar çok görmüşsünüz ki artık aileden biri gibiler. Ne deseler kabulünüz. Kanıksamışsınız yani… Ah, bir de reklam, yaratıcılığıyla sizi kendine hayran bırakıyorsa, ağzınız bir karış açık seyredip “Vay be, kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi.” dedirtiyorsa işiniz zor. Reklamın içine çoktan çekildiniz demektir. Tabii tüm bunlar çevrenizi kuşatarak sizi hazırlıksız yakaladığı ve size sunulanlara eleştirel bakış açısıyla bakmaya vakit bulamadığınız için yaratıcıların istediği kıvama da kolaylıkla gelmişsinizdir. Gerçekten, ne zamandır saçlarınız yatışmıyordu değil mi? Nasıl da bir anda aklınıza geliverdi! Şu şampuan gerçekten iyi olmalı! Baksanıza, sürekli izlediğiniz dizideki o çok beğendiğiniz kız söylüyor bunları, bilmiş bilmiş! Hem yarın gidip şu bankadan kredi kartı almalı! 10 taksit imkanı az mı yani? 2 ay sonra başlıyormuş ödemeleri… Geçen gün Hale de o kartla alışveriş yapmadı mı yanınızda? Siz de öyle baktınız. Çünkü sizin kartınız yalnızca 5 taksit yapıyor! Ne o? Aynı bankadan telefonunuza mesaj mı geldi? Nereden de bulurlar numaralarınızı? Gece gece… Hay Allah, evet, evet, yarın gidip hesap açtırmalı! Kart almalı! Deterjanlar, şampuanlar, arabalar, diş macunları, bankalar, içecekler, yiyecekler, giyecekler, mağazalar, diyet ürünleri… Pırıl pırıl bir dünya! Eğlenceli, renkli, espritüel, ritmik, hızlı, yaratıcı… Her biri hayatınızdaki bir eksikliğin farkına vardırmıyor mu sizi? Ne kadar eksiksiniz böyle? Ya yarın Hale o gün kartla aldığı pantolonu giyip gelirse... Ya sizin dişleriniz Yaşar’ınki gibi parlamazsa? Kilo mu aldınız? Şu bisküvilerle geçiştirince açlığınızı şimdi sığamadığınız eteklerinize mutlaka sığarsınız! Herkes hayran kalır size… Mucize yaratacaksınız çünkü! Peki çocuklarınızı hiç düşündünüz mü? Böylesine bir taarruz altında, minicik beyinleri ve yürekleri zaten sizin ve çevresinin özendirme politikasıyla ezim ezim ezilmiş, kıskanmayı, madde düşkünlüğünü, mutlaka olmalı, mutlaka yapmalı’yı öğrenmiş çocuklarınız elbette yarın bir marketin önünden geçerken dün gördüğü dondurmayı, arkadaşının bindiği bisikleti, yaşı uygun olmasa da, okulda herkesin var, bak reklamdaki kızın da, diyerek 100 kontür de hediye veren cep telefonunu, reklamdaki kız makyaj yapıyor diye makyaj malzemelerinizi isteyecektir. Nereye kadar hayır diyebileceksiniz? Ona siz öğretmediniz mi -meli, -malı’ları? Peki çocuğunuz büyüdükçe içinde büyüyen, dal dal sürgün veren özenme, kıskançlık huylarına, aşağılık duygusuna kim cevap verecek? Siz yetebilecek misiniz? O yetebilecek mi? Reklamlar… Gizemli ve büyülü olduğu kadar tehlikeli bir dünyaya da açıyor kapılarını. Tüketim toplumu dünyasına… -Meli, -malı dünyasına… Ya bilinçli olacak ve gerçekten eksiklerinizi, gereksinimlerinizi bileceksiniz ve çocuklarınıza da bu yönde eğitim vereceksiniz ya da hem siz hem onlar bu renkli dünyanın değirmeninde, her gördüğünüz madde için olmayan eksiklerinize üzülerek ve onları tamamlamaya çalışarak öğütüleceksiniz! |
ÖZ BAKIM BECERİLERİ EL YIKAMAÇocuğunuzun rahatça elini yıkayabilmesi için lavabonun boyuna uygun olması gerekir. Bunu sağlamak için bir tabure kullanabilirsiniz. Çocuğunuzun arkasına geçerek ellerinizi onun elleri üzerine koyunuz. Çocuğunuzun karşısında bir ayna olması yararlı olabilir. İŞLEM BASAMAKLARI:
Başarabilirse yine baştan sırayla 5., 4., 3., 2., ve 1. basamaklara kadar faaliyeti birlikte yapıp diğerlerini yapmasını söyleyiniz. Bu arada yardıma gereksinim olursa dirseklerinden hafifçe yönlendirerek yardım ediniz, bu şekilde basamakları sondan başa doğru sıralayarak başarabiliydrsa “ellerini yıka” diyerek faaliyeti yapmasını bekleyiniz. Her basamağın sonunda başarı durumuna göre uygun şekilde ödüllendiriniz. YÜZ YIKAMA El yıkama faaliyetlerini öğrendikten sonra hemen arkasından öğretilmelidir. İŞLEM BASAMAKLARI
Başarabilirse tekrar 7.basamağa kadar faaliyeti birlikte yapınınız ve son iki basamağı (7. ve 8) ona yapmasını söyleyiniz. Başarabilirse yine baştan sırasıyla 6., 5., 4., 2., ve 1. basamaklara kadar faaliyeti birlikte lapıp, diğerlerini yapmasını söyleyiniz. Bu arada yardıma gereksinimi olursa dirseklerinden hafifçe yönlendirerek yardım edeniz. Bu şekilde sondan başa doğru sıralayarak başarabiliyorsa “ yüzünü yıka” diyerek faaliyeti yapmasını bekleyiniz. Her basamağın sonunda başarı durumuna göre ödüllendiriniz. EL DURULAMA Büyük bir havlu ve lavaboya yetişebilmek için tabure kullanınız. İŞLEM BASAMAKLARI:
Başarabilirse tekrar baştan 5. basamağa kadar birlikte faaliyeti yapınız ve son iki basamağı (5. ve 6.) ona yapmasını söyleyiniz. Başarabilirse yine baştan sırasıyla 4., 3., 2., ve 1., basamaklara kadar faaliyeti birlikte yapıp, diğerlerini yapmasını söyleyiniz. Yardıma gereksinimi olursa derseğini tutarak yönlendiriniz. Basamakları bu şekilde yapmayı başarabiliyorsa “ellerini kurula” diyerek faaliyeti yapmasını bekleyiniz. Her basamakta başarı durumuna göre ödüllendiriniz. YÜZ KURULAMA Lavabonun üzerinde ayna ve yetişebilmek için tabure bulundurunuz. İŞLEM BASAMAKLARI:
Başarabilirlerse tekrar baştan 3.basamağa kadar faaliyeti birlikte yapıp diğerlerini yapmasını söyleyiniz. Gerekirse, dirseğinden tutup yönlendirerek yardım ediniz. Daha sonra “yüzünü kurula” deyiniz ve yapınca ödüllendiriniz. DİŞ FIRÇALAMA: Küçük ve fazla sert olmayan bir diş fırçası kullanınız. Renkli-kokulu macunlar ve süslü diş fırçaları olayı cazip hale getirebilir. Yemek sonrası ve yatmadan önce en uygun zamanlardır. Kendini aynada görebilmesi için çocuğunuzu bir tabureye çıkartınız. Aynaya bakarak gülümserken dişlerinizi ona gösteriniz ve dişlerini göstermesini söyleyiniz. İŞLEM BASAMAKLARI:
Yine başarabilirse sıra ile başa doğru yardımları azaltarak geliniz. Her basamağı başarıyorsa bir önceki basamağa geçiniz. Gerekirse dirseğinden tutup yönlendiriniz. Dişlerini yıkamasını söyleyerek faaliyeti yaptırınız ve ödüllendiriniz. SAÇ TARAMA: Bu işleme başlamadan önce çocuğunuzun saçını ortadan veya yandan ayırınız. Saçlar mümkün olduğunca kolay taranır durumda iken bu uygulama yapılmalıdır. Saç fırçasını kavrayabilmesi çok önemlidir. Önce bunu sağlayınız. Kız çocuklarnıda süslü saç tokaları ile faaliyeti cazip hale getirebilirsiniz. İŞLEM BASAMAKLARI:
Faaliyeti son basamağa kadar birlikte yaparak, son basamakta ellerinizi çekiniz ve onun yapmasını sağlayınız. Başarabilirse yine sondan başa doğru gelerek yapmasını söyleyiniz ve gerekirse destekleyiniz. Ödüllendiriniz. Her basamağı bağımsız olarak yapabiliyorsa saçını fırçalamasını( taramasını) söyleyiniz ve ödüllendiriniz. BARDAKTAN SU İÇME : Çocuğunuza kendi başına su içmeyi öğretebileceğiniz en uygun zaman onun susamış oyduğu zamandır. İŞLEM BASAMAKLARI:
YEMEK YEMEBaşarınca ödüllendiriniz. Çocuğunuza bu faaliyeti kaşık, çatal, bıçağı bir bütün halinde kullanacak şekilde öğretiniz. Önce tabağa lokma lokma yemek koyunuz. Her lokmayı bitirmeden diğerini almamalıdır. Çocuğunuz bu faaliyeti öğrenme aşamasında iken etrafa döküp saçmasını kabullenmelisiniz. Plastik mama önlüğü kullanıp, yere örtü, gazete serebilirsiniz. Bu işleme çocuğunuzun aç olduğu bir saati ve sevdiği yiyecekleri seçerek başlamalısınız. Eğer hem sevdiği, hemde sevmediği yiyecekler var ise, önce sevmediği sonra sevdiği yiyeceği veriniz. Sevdiği yiyecek ödül olacaktır. Eğer olaya küçük aksilikler çıkartarak tepki gösteriyorsa görmezden geliniz, devam ederse işlemi erteleyiniz. İŞLEM BASAMAKLARI:
PANTOLON GİYMEÇocuğunuz faaliyete direnmiyorsa uygun şekilde ödüllendiriniz. Aynı işlemleri sırası ile bileğinden, dirseğinden ve kolundan tutarak yineleyiniz. Her basamağı 4-5 kez başarabiliyorsa “yemeğini ye” deyiniz ve başarırsa ödüllendiriniz. Beli lastikli ve bol bir pantolon (eşofman) kullanınız. İŞLEM BASAMAKLARI:
Her basamağı birkaç kez denedikten sonra bayarınca ödüllendiriniz.
Her basamaktan sonra başarı durumuna göre ödüllendiriniz.
KAZAK (FANİLA) ÇIKARMA:Her basamağı 4-5 kez yineleyiniz. Başarabiliyorsa bir sonraki basamağa geçiniz. İŞLEM BASAMAKLARI:
|
ÇOCUĞUNUZUN SOSYAL GELİŞİMİ Anaokulu - 3. Sınıf · Belli miktarda sosyal bağımsızlığa ihtiyaç duyar. · Neden-sonuç ilişkilerini görür. · Rekabet eder. · Doğru ve yanlışı ayırt etmede belli bir olgunluğa ulaşmıştır. 3.- 6. Sınıflar · Sosyal bağımsızlık ve arkadaş ortamı ister. · Davranışlarının karşısındaki kişide ne tür duygular uyandırabileceğini tahmin edebilir. · Aileden bağımsızlaşma süreci başlar. · Bir işle günlerce uğraşabilir. · Rekabete daha uygun yanıtlar verebilir, yenilgiyi kabullenebilir. · Daha gelişmiş bir adalet duygusu vardır. · Başkalarını suçlamadan kurallara uygun oynar. 7.-12. Sınıflar · Bireysel değerlerini araştırır. · Uzun vadeli yaşam planlarının farkına varır. · Cinsiyetlerin toplumsal tanımlarının farkına varır. Ne Zaman İlgilenmelisiniz? Bir çocuğun evde ve okulda sorumlu olmasını öğretmek kolay bir süreç değildir. Yaşından beklenen sorumluluk düzeyinde bir azalma gördüğünüz anda çocuğunuzla ilgilenmelisiniz. Ne tür beklentileriniz olması gerektiği hakkında fikir edinmek için aşağıdaki listeye göz atın. Anaokulu- 3. Sınıf çocuğunuz; · Grup oyunlarında kurallara uyuyor mu? · Arkadaşlarını itip kakmadan öfkesini dile getirebiliyor mu? · Kişisel eşyalarına az bir uyarıyla sahip çıkabiliyor mu? · Masayı temizleme, eşyalarını yerine koyma gibi gündelik işlerini kendi başına yapabiliyor mu? · Temizlik ve giyimine özen gösteriyor mu? 4.– 6. Sınıfa çocuğunuz; · Okul ödevlerini kendi başına bitiriyor mu? · Zamanını ev ödevi, oyun gibi şeylere göre uygun şekilde kullanabiliyor mu? · Günlük ev işlerine yardım edebiliyor mu? 7.-12. Sınıf çocuğunuz · Evde daha çok yardım gereken işler olduğunda kendi isteğiyle yardım önerisinde bulunuyor mu? · Eve dönüş saatlerine uyuyor, planındaki değişiklikleri haber veriyor mu? · Uzun vadeli mesleki ilgilerine göre kendi başına okul projelerini yürütüyor mu? · Başkalarının haklarına saygı gösteriyor mu? Bu sayılanlardan herhangi birinde çocuğunuzun sürekli sorumsuz davrandığını düşünüyorsanız ilgilenmeniz gerekir. Bunu ölçmek için şu kriterleri kullanın: · Çocuğunuzun sorumsuzluğu ne sıklıkta problem oluyor? Yerleşmiş bir davranış biçimi problemlidir. Fakat çok ödevi olduğu günlerde günlük işlerini aksatmışsa bu büyük bir problem değildir, ama yine de hatırlatabilirsiniz. · Sorumluluğunu aksattığında nasıl davranıyor? Eğer davranışını hemen düzeltiyorsa üstüne gitmenize gerek yok demektir. · Sorumluluk eksikliği sınıf düzenini bozuyor mu? Haftada bir kaç kere sınıf kurallarına uymadığı hakkında şikayet alırsanız ilgilenmeniz gerekir. Nasıl Yardım Edebilirsiniz? Çocuklarımıza öğretmek istediğimiz bir çok davranışta olduğu gibi, onların örnek alacağı modeller bizleriz. Eğer çocuğunuz, randevularınıza sadık kaldığınızı, gerekli işleri bitirmeden dinlenmediğinizi, onun okul çalışma ve projelerine ilgi gösterdiğinizi görürse sorumluluk hakkında çok şey öğrenmiş olur. Ayrıca çocuğunuza ondan ne beklediğinizi ve sorumlukla ilgili kurallarınızın neler olduğunu tam olarak anlatarak ona yardım edebilirsiniz. Bu kuralların neden konduğunu ve sorumluluğun önemini de anlatmalısınız. Çocuk neden yardım etmesi gerektiğini bilirse, böyle davranmayı olumlu şekilde yaşar. . · Ne Tür Sorumluluklar Verilebilir? · Okul eşyalarını koruması ve gerekli olanları eve getirmesi · Sabahları yatağını toplaması · Saatini kurması ve çalınca kalkması · Harçlığını hazırlaması · Ev hayvanı varsa bakımını üstlenmesi · Bir müzik aleti çalma, spor veya dans dersine zaman ayırması · Ev ödevini düzgün, temiz ve hatırlatma olmadan yapması · Alışverişe gitme ve alınanları yerleştirme gibi ev işlerine yardım etmesi · Çöpleri dışarı taşıması. Çocuğunuzu, kendine hedef koyma, seçim yapma ve problem çözme konusunda serbest bırakarak sorumluluk alması için fırsat yaratın. Bu, evde ev işlerinin düzenini sağlama hedefi koymak ve bunların nasıl, ne zaman yapılacağında anlaşmaya varmak olabilir. Unutulmaması gereken önemli bir nokta, çocuklara güçlerinin üstünde yük vermemek gerekliliğidir. Ana babanın onayı ve sevgisi çocuklar için büyük önem taşır, bu nedenle çocuklar, çocukluklarını yaşayamama pahasına da olsa bu istekleri yerine getirmeye çalışırlar. En iyiyi yapmaya çalışırken zorlanıp, özgüvenlerini yitirebilirler. Zaman zaman yanlış davranabileceklerini kabul etmeli, ancak bu davranışların düzeltilmesi gerektiği anlatılmalıdır |
AİLE http://ailem.zaman.com.tr/images/2006/05/06/annebabaokulu.jpg İyi anne baba olmanın '20' yolu Olması gereken, kendinden emin, çocuğun davranışlarına göre davranış değiştirmeyen kararlı ebeveyn modelidir. 1- Her şeyden önce iyi anne-baba olmanın yolu ebeveynlerin işbirliği halinde ve istikrarlı davranmalarından geçer. 2- İdeal ebeveynlik için okumaktan ve çeşitli eğitim çalışmaları ile kendinizi geliştirmekten geri durmayın. 3- Hayırlı evlat sahibi olmak istiyorsanız hayırlı ebeveyn olmak için çaba sarf etmeli ve dua etmelisiniz. 4- Ebeveynlik eğitimi evlilik öncesine dayanır. 5- Evlilik öncesi taraflar, birbirlerini değerlendirirlerken, kendilerine emanet edilecek çocukların anne-babaları olacaklarını düşünmelidirler. “Ben bu şahısla evlenmek istiyorum; ama acaba ebeveynliği nasıl olur? Asabiyetini ben kaldırabilirim; ama ya çocuklar…” diye düşünebilmeli ve hassas bir şekilde irdelemelidir. Çünkü evliliğin yegâne amaçlarından biri sağlıklı bir neslin yetişmesine katkı sağlamaktır. Bu nedenlerle muhatabın irdelenebilmesi için bireyin ebeveynliği bilmesi gerekir. 6- Evlenmeyi düşünen bireyler kuracakları aile ve yetiştirecekleri çocuklar için evlilik öncesi çeşitli eğitimlere katılabilir, danışmanlık hizmeti alabilirler. Böylece evlilik öncesinde veya sonrasında karşılaşabilecekleri sorunlara hazırlıklı olabileceklerinden hata yapma ihtimalleri en aza inecektir. 7- Etkili ebeveynliğin sağlanabilmesi için bir diğer şart eşler arası münasebetin pozitif olması gereğidir. Karı-koca arası tartışmaların yoğun olduğu bir ev ortamında çocukların da psikolojileri kendilerine negatif davranılmasa bile negatif bir biçimde etkilenir. 8- Kendisini tanımlayabilen birey zamanla kendisinde mevcut bulunan negatif, bir başka ifade ile değiştirebilecekleri hasletleri değiştirebilir, geliştirilmesi gerekenleri geliştirebilirler. 9- Nasıl bir insan olduğunuzun farkında mısınız? İyi anne-baba olmadan önce iyi bir birey olmalı, negatif özelliklerinizi terbiye etmelisiniz. 10- Nasıl bir evlat sahibi olacağımız bizim elimizde değil. Ama nasıl bir anne-baba olacağımız bizim elimizde. Ve tercih edilen anne-babalar olursak zamanla tercih ettiğimiz gibi çocuklar yetiştirir ve tercih edilen bireylerin oluşmasına vesile oluruz. 11- Kadının, erkeğe oranla bedensel gücü daha zayıftır; ancak kadın duygusal anlamda erkekten daha güçlüdür ve devam eden sıkıntılara karşı daha sabırlıdır. 12- Kadının eve yaydığı enerji evi tesir altına alabilecek güçtedir. Bu nedenle denilebilir ki; annelerin evde pozitif oluşları evin diğer fertlerine yansıyacaktır. Yani annenin psikolojisi ve evde yaydığı enerjinin çocuğun ders çalışma performansına da, beyin stres atma sürecine de yansıyacağı anneler tarafından unutulmamalıdır. 13- Anne-babalık duygularını yaşamak için çocuklarınıza ihtiyacınız olduğunu unutmayın. Bu duyguyu yaşatmaları dışında, evliliğinizi pozitif yansımaları olması veya ev içi hareket ve mutluluğunu sağlamaları açısından çocuklarınıza ihtiyacınız olduğunu unutmayın. Bunun dışında ebeveynlik bireyin olgunlaşma sürecini hızlandırır. 14- Gebelik dönemiyle birlikte çocuk eğitimi aktif bir biçimde başlar. Bu dönemde çocuk sahibi olacak çift, çeşitli kitaplar ve eğitim çalışmaları ile kendilerini geliştirmeli, anne karnındaki bebeği olumlu etkilemesi için çeşitli musiki vb. müzikler dinlettirmeli, anne adayını stresten uzak tutmaya çalışmalıdırlar. 15- Çocuklarınızın ilk pedagogu siz olmalısınız. Bu nedenle çocuğunuzu gözlemlemeli, gözlem yaparken de objektif ve önyargısız olmalısınız. Bir sorunla karşılaştığınızı düşündüğünüzde ise durumu mutlaka bir uzmanla paylaşmalısınız. 16- Sabır olmadan asla!!!.. Ebeveynliğin birinci şartı sabırdır. Çocuğunuzla olumlu ilişkiler mi geliştirmek istiyorsunuz? İşte yapmanız gerekenler: * Empati kurun. Yani kendinizi çocuğunuzun yerine koyarak düşünün ve onu anlamaya çalışın. * Karşılıklı saygıya önem verin. * Her şeye rağmen sevin. * Çocuğunuza zaman ayırın. * Çocuğunuza değer verin ve bunu hissettirin. 17- Bir ebeveyn mütebessim olmalıdır. Aynaya bakın ve söyleyin lüften; çocuğunuza karşı genelde mütebessim misiniz? 18- Etkili bir ebeveynlik için olmazsa olmaz şartlardan biri ise çocuğunuzu her şeye rağmen sevmeniz ve ona saygı duymanızdır. Çocuklarınıza karşı iyi kalpli ve kararlı olun. 19- Önce anlayın sonra davranın. Önce ruhunu ve bilinçaltını çözmeye çalışın sonra çocuklarınıza tepkilerinizi şekillendirin. Lütfen dinleyip anlamadan, çocuklarınızın amaçları ve düşünceleri konusunda fikir sahibi olmadan çocuklarınıza tepki vermeyin. 20- Zayıf yönlerinizi göstermeyin. Duygusallığını veya katı otoriteyi amacına ulaşmada kullanan ebeveyn zayıf ebeveyndir. |
Anne-baba ve çocuk arasındaki olumlu iletişim ailenin mutluluğunu artırır. Ayrıca çocuğun bu iletişim tarzını model alarak hayatı boyunca sağlıklı sosyal ilişkiler kurmasına yardımcı olur ve kendini ifade yeteneği ile özgüvenini güçlendirir. İletişim, iki yaşındaki çocuk için de, ergenlik çağındaki çocuk için de hem özsaygının hem de karşılıklı saygının anahtarıdır. Anne/baba ve çocuk arasındaki olumlu iletişimin temel ilkeleri şunlardır:
|
İyi Bir Aile Nasıl Olunur İyi Bir Aile Nasıl Olur? Şunu unutmayınız ki, sağlam bir aile, şu dört ayak üzerinde kurulan kutsal bir müessesedir. Bunlar: 1-Sevgi, 2-Güven, 3-Fedakarlık, 4- Hoşgörüdür. Bunlardan bir tanesinin sarsılması, aile sarsıntısına yol açar. Bunun için birbirinizi Allah rızası için (O'nun rızasını kazanma ümidi ile) seviniz, birbirinize güveniniz… Birbirinizin kusurunu araştırmayınız. Sonra aranızdaki sevgi ve saygıyı sarsarsınız. Resulullah "Koca zevcesini su-i zanna mevzu ederek ona baskı yapmasın, hanımını gizli teftiş etmesin" buyuruyor… Sırlarınızı başkalarına açmayın. İkiniz arasında kalması gereken sırlarınız olacaktır. Onları başkalarına açarak birbirinizi güç ve gülünç duruma düşürmeyiniz. Unutmayınız ki sırlar sizde kaldığı sürece siz onlara hakimsiniz, başkalarına da söylenince artık siz sırrınızın esiri olursunuz Hiç bir vazife aile vazifesinden Önce olamaz. Züht, takva, nafile ibadet gibi gerekçelerle bile ailede karşılıklı karı-koca görevleri ihmal edilemez. Malınızı kazanırken olduğu gibi, harcarken de ailenizi düşünmek zorundasınız. Hastalığı sırasında kendisine geçmiş olsun ziyaretine giden peygamberimize malını Allah yolunda tasadduk ettiğini söyleyen Sad. b. Ebi Vakkas'a "İyalini zengin bırakman, başkasına muhtaç bırakmandan daha hayırlıdır" buyurmuşlardır. Bazı özel programlarla birbirinizin gönlünü hoşnut ediniz. Başkalarının dikkatini çekmemek ve aile mahremiyetine gölge düşürmemek için, şakalaşınız, eğlenceler tertip ediniz. Birbirinizi ruhen desteklemek üzere birbirinizden hoşnut olduğunuzu yakın akrabalarınıza, anne-babanıza anlatınız. Bu aranızdaki güven ve sevgiyi artırır. Fakat birbirinizin özelliğini başkalarına anlatmayınız. Yani bir kadın kocasının özelliğini başka kadınlara, bir erkek de karısının özelliğini başka erkeklere anlatmaya kalkışmasın. Bunda herhangi bir fayda da yoktur değerli dinleyiciler… Evinize geldiğinizde birbirinizi tatlı dil, güler yüzle karşılayınız. Bu davranış sizin kendi sıkıntılarınızı da giderir. Geç vakitlere kadar dışarıda kalmayınız. Şüphelere meydan vermeyiniz. Birbirinizi kıskandırma denemelerine kalkışmayınız. Telafisi güç sıkıntılara yol açarsınız. Birbirinizden gizli hiçbir şeyiniz olmasın. Şüphelere yol açarsınız. Her konuda birbirinizle istişare ediniz. Böylece, sonucunda da sorumluluğunu birlikte paylaşmış olursunuz. Çocuklarınızın yetiştirilmesinde anne-baba olarak öneminizi ve sorumluluğunuzu bilerek onlara örnek olunuz. Eğitimlerinde ihtilafa düşmeden müşterek metot uygulayınız. Geçimsizliğiniz olursa, bunun sebeplerini başkalarına hatta en yakınlarınıza bile anlatmayınız. Zira bu anlatılanlar mutlaka bir suçlama olacaktır. Unutmayın ki, bu sıkıntı giderilir de, sonra anlattıklarınızdan dolayı birbirinize karşı mahcup olursunuz. Birbirinize karşı gösterdiğiniz sevgi ve saygıyı ailelerinize karşı da gösteriniz. En güzeli aramaya kalkışmayınız. Zira güzelin güzeli vardır. En güzeli bulamazsınız. Öyleyse eşinizin güzel tarafları vardır, onu bulmaya çalışınız… . Birbirinize karşı hoşgörülü olunuzi Adetlerle inançlarınızı birbirine karıştırmayım. Yetişmiş olduğunuz çevreye aileden getirdiğiniz mahalli adetleriniz anlaşmazlık konusu olmasın. Birbirinize karşı nazik ve kibar davranınız, aileler nedense kibar davranışı, hep başkalarına karşı göstermek olarak değerlendirir. Halbuki kibar ve nazik davranışa da öncelikle aile fertleri layıktır. Şüphesiz ki, bu başkalarına kibar davranılmaz anlamına da gelmez… İş bölümüne dikkat ediniz. Fakat bunun için elinize kalem, kâğıt alıp yazmaya gerek yoktur. Hayat, iş bölümünü kendiliğinden yapmıştır zaten. Yeter ki anlayışlı olunsun. Küçük görüş, düşünce ve davranış farklılıklarını çözülmeyen problemler haline getirmeyiniz. Unutmayınız ki, iki kişinin her noktada aynı düşünmesi, aynısını yapması mümkün olamaz… Bu insan fıtratına aykırıdır. İhtilaflar mutlaka olacaktır. İnsan zaman zaman kendisi ile bile ihtilafa düşer. Öyleyse bazı konularda muhalefet edilmesini eşler de tabii karşılamalıdır. Dolayısıyla küçük anlaşmazlıkları büyütüp problem haline getirilmeden halletmelisiniz. Şu güzel sözü de aklınızdan çıkarmayınız. "Büyük yangınlar, küçük kıvılcımlardan çıkar. Kıvılcımları ise bir fincan su söndürür" . Öyleyse bir fincan su ile söndürülebilecek kıvılcımı büyütüp itfaiyeyi çağıracak felaket haline getirmeyiniz. Fişinizin istemediği kişileri evinize almayınız. İnançlı olunuz. Birbirinize karşı davranışlarının temelinde sadece Allah’ın rızasını kazanma niyeti ve samimiyeti olsun. O zaman huzur bulur ve mutluluğunuzda ve kutsal aile yuvanızın devamında yardımcınız Allah (c.c) olacaktır. Ailenin psikososyal sağlığı ve mutluluğu için bilinmesi ve uyulması gerekli bilgiler olacağı açıktır. Daha açık bir ifadeyle buna ailenin dostları ve düşmanları da diyebiliriz. Tabii bunlar iç ve dış etkenler olabilecektir. Önce sağlıklı bir aile nasıl olmalıdır, bunun üzerinde duracağız ve ondan sonra da konumuza geçip bazı çok mühim meseleleri dile getirmeye çalışacağız. Ancak konuya geçmeden önce dilerseniz güzel bir müzik arası verelim… ……………..ZEKAİ TUNCA- HAYAT SEVİNCE GÜZEL…………. Sağlıklı Bir Aile Nasıl Olmalı diye bir soru zihinlerimizde oluştuysa şu başlıklara birlikte bakalım… Aile bir birey değil bir kurumdur. “Bir tarafım ağrıyor” deriz ama ailem ağrıyor demeyiz. Aileyi oluşturan bireylerin ki bunlar çekirdek aile dediğimiz küçük aile modelinde anne baba ve çocuklardan oluşmaktadır. Her birinin bizzat ailesi için yapması lazım gelen hususları hakkıyla yapabilmesi gereklidir. Ailede her bireyin kendine has yetki ve sorumlulukları vardır. Ailede her bireyin belli bir rolü olacaktır. Aile bireylerini bir insanın vücut uzuvlarına benzetmek mümkündür. Yani bu uzuvların teker teker sağlığı nasıl ki vücudun sağlığını oluşturuyorsa, burada da aile içersinde bulunan kimselerin teker teker aileye karşı görevlerini yapabilmesi de o ailenin sağlıklı ve mutlu olmasında belki de en büyük etkenlerden olmaktadır. Bir babanın çocuklarına yapabileceği en büyük hizmet onların annelerine, saygı duymasını sağlamasıdır. Aynı şekilde annenin de çocuklarına yapabileceği en büyük hizmet onların babalarına saygı duyması ve bunu göstermesidir…. |
Sevgi gören çocuklar sevgi göstermeyi öğrenirler Çocuğunuzun yaşamı boyunca olumlu, mutlu ve güvenli ilişkiler kurması ve sürdürmesi için öncelikle sizinle olan ilişkilerinde bunu yaşaması gerekir, çünkü çocuklar ilişkiler konusundaki temel bilgi ve deneyimleri ilk olarak aile içinde kazanırlar. Elbette çocuğunuzla ve genel olarak ailenizde olumlu ve sağlıklı bir etkileşim ortamını oluşturmanız için yapabileceğiniz pek çok şey var. Aşağıda, çocuğunuzla daha sevgi dolu ve olumlu ilişkiler kurmanıza yardımcı olacak 10 tavsiye yer alıyor. 1. Sevgi ve şefkatinizi gösterin Çocuklar ilişkiler hakkında ilk bilgilerini anne-babalarından alırlar. Evde sevgi gören çocuklar sevgi ve şefkati başkaları ile paylaşma kabiliyetini kazanırlar. Çocuğunuza bol bol şefkat ve ilgini gösterin. Sarılmanız, kucağa almanız, öpmeniz çocukların kendilerini güvende hissetmelerini sağlar ve başkalarına nasıl sevgi göstereceklerini öğretir. Ayrıca aranızda karşılıklı olarak doyurucu bir ilişki kurmanıza yardımcı olur. 2. Büyük çocuklar da sevildiklerinin gösterilmesini ister Çocuğunuz büyürken de sevginizi paylaşmaya devam edin. Anne-babalar doğal olarak bebek ve küçük çocuklara bolca fiziksel şefkat gösterirler, ancak büyük çocuklara şefkatinizi belli etmeniz de önemlidir. Onlarla birlikte zaman geçirmeniz de onlara değer verdiğinizi anlamalarını sağlar. 3. Onu sevdiğinizi söyleyin Çocuğunuza onu sevdiğinizi söyleyin. Tıpkı ne kadar sevildiklerini duymanın yetişkinlerin hoşuna gitmesi gibi, çocuklar da anne-babalarının kendilerine olan sevgilerini teyit etmelerini beklerler. 4. Günlük yaşamdaki özel anları değerlendirin Günlük yaşamlarınızdaki özel anların kıymetini bilin. Rutin işleri çocuklarla aranızda bağ kurma fırsatları olarak değerlendirin. Örneğin yan yana oturarak kitaplarınızı okumak birbirinize yakın olduğunuzu hissetmenizi sağlayabilir. Hazırladıkları ödevlere bakarak veya katıldığı faaliyetlerle ilgili sorular sorarak onlarla ilgilendiğinizi anlamalarına olanak verin. Yeni keşiflerde bulundukları, açık havada keşifler yaptıkları ya da çamurda oynadıkları zamanlardaki heyecanlarını paylaşın. 5. Yetişkinlerle ilişkilerinizde örnek olun Yetişkinlerle olan ilişkilerinizde örnek oluşturarak çocuklarınıza arkadaşlıkların nasıl sürdürüldüğünü gösterin. Eşinizle ilişkilerinizde sevgi ve saygı ile davranmaya özen gösterin. Böylece çocuklarınız yaşamlarındaki önemli kişilere karşı olumlu davranışlarda bulunmayı öğrenecektir. 6. Dinleyin ve konuşun Düzenli olarak çocuklarınızı dinleyin ve onlarla konuşun. İyi bir iletişim ilişkilerin olgunlaşmasına ve gelişmesine yardımcı olur. Çocuklarınıza duygularına önem verdiğinizi gösterin ve onlar sizinle konuşurken dikkatle dinleyin. Siz çocuğunuzu dinlerken, o da dinlemeyi ve duygularını nasıl denetleyeceğini öğrenir. 7. Ailece birlikte zaman geçirin Her hafta aile olarak hep birlikte zaman geçirmeye gayret edin. Dışarıda bir Pazar kahvaltısı yaparak, birlikte bisiklete binerek, yürüyüşe çıkarak ya da evde masa oyunları oynayarak hep birlikte eğlenin. 8. Her bir çocuğunuzla birebir zaman geçirin Her bir çocuğunuzla düzenli olarak birebir zaman geçirin. Onları sizin için özel kılan şeylerin neler olduğunu anlamasını sağlayın. Her çocuk eşsizdir ve onların kendilerine has özelliklerini methetmeniz öz değer duygularını besler. Çocuklar kendilerine değer verildiğini hissettiklerinde yaşamlarında karşılarına çıkan sorun ve çatışmaları çok daha rahat çözümlerler. 9. Ayrı olsanız da yaşamınızın bir parçası olduklarını hissettirin Çocuğunuzdan ayrı yaşıyorsanız veya çocuğunuzu her gün göremiyorsanız telefon, e-posta veya mektuplarla temasınızı devam ettirin. Yaşamınızın önemli bir parçası olduklarını bilmelerini sağlayın. 10. Olumlu tavır benimseyin Çocuklarınızda etkileşimlerinizde olumlu bir tavır sergileyin. Sevgi dolu bir ailenin parçası olmak hem çocukların kendileri hakkında iyi duygular beslemelerine yardımcı olur, hem de başkalarıyla sosyal etkileşimlerde gerek duyacakları güven duygusuna sahip olmalarını sağlar. Her gün çocuklarınıza şefkat ve sevginizi gösterin ve karşılığında onlar da sizi gülücükler, sarılmalar ve sevgileri ile ödüllendirsinler! Çocuklarınızla olan ilişkileriniz sürekli gelişmeye ve olgunlaşmaya devam edecek ve bir yetişkin olarak kendi ilişkilerini kurmaya başladıklarında da aranızdaki bağ devam edecektir. |
Hz. Peygamber, kızıyla damadının arasını düzeltince çok sevindi Hz. Peygamber (sas), Hz. Ali ve Hz. Fatıma arasında sevgi ve saygı bağlarını kuvvetlendirmekle kalmaz, onların arasını düzelterek hakemlik yapar. Sehl bin Sad Hz. Ali ile eşi Fatıma arasında geçen bir hadiseyi şöyle anlatır: Rasulullah (sas), kızı Fatıma’nın evine geldi. Hz. Ali’yi evde bulamadı. Bunun üzerine Fatıma’ya “Amcamın oğlu nerede?” diye sordu. Hz. Fatıma (R.anha), “Aramızda birşey oldu da darıldık. Bundan dolayı dışarı çıktı ve gündüz uykusunu benim yanımda uyumadı” dedi. Rasulullah bir arkadaşından, Hz. Ali’yi bulmasını istedi. O adam gidip geldi ve “Ya Rasulallah, o mescitte uyuyor” dedi. Rasulullah gitti, baktı ki Ali yan tarafında yatmış, ridası bir yandan sıyrılmış, vücudu toprağa bulanmış haldeydi. Rasulullah, “Ey Eba Turab! Ey Eba Turab, kalk!” diye toprağı Ali’nin bedeninden silmeye başladı. Birlikte Hz. Ali’nin evine gittiler. Hz. Peygamber’in birkaç saat sonra neşeli çıktığını gördüler. Sahabeden birisi sebebini sorunca, “Nasıl sevinçli olmayayım, en yakınlarımı barıştırdım.” diye buyurdu. Bu olayda Hz. Peygamber’in Hz. Ali ile Hz. Fatıma’nın arasını düzelttikten sonra kendisine iki cihanın en güzel nimetleri verilircesine sevinmesi evli çiftlerin arasını bulmanın hem manevi yönüne hem de psikolojik faydasına işaret etmektedir. Aile büyüklerine düşen görev, çiftler arasında sevgi ve saygı bağını geliştirmektir. Hz. Ali ve Hz. Fatıma’nın evinde her zaman huzur ve sükunet hakimdi. |
İSLAMDA AİLE KAVRAMI VE MÜSLÜMAN BİR AİLENİN NİTELİKLERİ Erkekle kadının meşru evlilikle kurduğu yuvaya aile denmektedir. Aile yuvası tarih boyunca sosyal, siyasal ve ekonomik etkilerle bazen genişlemiş, bazen daralmış, fakat daima var olagelmişti. Eskiden aile sadece karıkoca ve çocuklardan müteşekkil değildi. Dede, nine, büyük baba, torundan başka amca, dayı, kardeş, yeğen gibi civar hısımları da içine alan büyük bir topluluk idi. Kimi zaman bir aşiret, bir klan veya bir kabile başlı başına bir aileyi teşkil ederdi. Mülkiyet aileye ait bir nitelik taşır ve aile başkanının kişiliğinde temsil edilirdi. Denilebilir ki; özellikle Fransız devriminden sonra aile yapısı ve anlayışında önemli ölçüde değişiklikler meydana geldi. Batı kaynaklı hukuka yönelen ülkelerde fertler arasında, hukuki eşitlik prensibi kabul edildi. İslam ise kendi mensuplarının kuracağı aile yuvasını, kendine özgü bir takım ilkelere bağladı. Zira aile, bir toplumun çekirdeğini oluşturur. Her fert de, aile yuvasının eğitim ve terbiyesinden geçer. Böylece fertlerin ilk kültür ve gelenek hamurunu aileleri yoğurur. Kur'anı Kerim'de kadın ve aile ile ilgili yüzden fazla ayet mevcuttur. Sevgili Peygamberimizin bu mevzudaki hadisleri de azımsanayacak kadar çoktur. Diğer taraftan, fıkıh mezheplerinin oluştuğu devirden itibaren de her mezhebin fıkıh ve fetva kitaplarında aile ile ilgili bölümler, o mezhebin hakim olduğu bölgelerde kanun olmuştur. Müslüman bir ailenin niteliklerine gelince; birincisi ve şüphesiz en önemlisi nikahtır. İslam toplumunda aile, nikah temeline dayanır. Aslında nikah müessesesi bütün semavi dinlerde korunmuş ve evlilikle ilgili bir takım prensipler konmuştur. İbn Abidin'in bu konudaki bir ifadesi şöyledir: "Bizim için Hz. Adem döneminden günümüze kadar meşru olmuş, daha sonra ve cennette de devam edecek nikah ile imandan daha sürekli ibadet yoktur." İslam nikahsız olarak bir arada yaşayanların topluluğunu, aile yuvası saymamış ve mensuplarını evlenmeye teşfik etmiştir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Dört şey peygamberlerin sünnetlerindendir: Utanmak, kokulanmak, diş temizlemek (misvak) ve evlenmek." İkinci olarak aile fertlerinin, sağlam bir inanca ve günlük hayatta güzel amellere sahip olmaları hedeflenir. İslamda aileyi birbirine bağlayan asıl bağ, iman bağıdır. Kan bağı bundan sonra gelir. Bu sebepten dolayıdır ki; imandan yoksun olan hısımlar aile bütünlüğü dışına çıkmış olur. Nitekim, kendisine iman etmemiş olan oğlunu tufandan kurtarmak için dua eden Nuh Peygambere Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Ey Nuh! O, asla senin ailenden değildir. Çünkü onun yaptığı kötü bir iştir. O halde hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme." ( Hud 46 ) Annebaba ve çocuklar arasındaki ilişkilerin karşılıklı sevgi ve saygı esasına dayanması da müslüman ailenin niteliklerindendir. Ebeveynin çocukları İslam fıtratı üzere yetiştirmesi ve ebedi hayata hazırlaması gerekir. Bu konudaki hadis şöyledir: "Her doğan çocuk İslam fıtratı üzere doğar. Daha sonra annebabası onu yahudi, hristiyan veya ateşperest yapar." Çocukların da annebabaya karşı sevgi ve saygı göstermeleri, ihtiyaçlarını gidermeleri gerekir. Özellikle yaşlılıkta bu daha bir önem kazanır. Ayette şöyle denmektedir: "Rabbin yanlız kendisine kulluk etmenizi, anababanıza iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine "öf" bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle." ( İsra 23 ) Karıkoca arasındaki ilişkilerin karşılıklı sevgi, saygıya dayanması, söz ve davranışların güzel olması mutlu bir aile hayatı için şarttır. Bir ömrü birlikte yaşamaya karar vermiş eşler birbirlerinin kıymetini bilmeli, karşılıklı anlayış ve fedakarlık içinde İslamın belirlediği ilkelere uyarak, Allah'ın rızasını kazanmaya çalışmalıdırlar. Bunun yanısıra aile fertleri, günün gerektirdiği bilgi, görgü, edep ve tecrübe ile sürekli bir gelişmenin içinde bulunmalıdır. İslam pratik ve dinamik bir dindir. Bu yüzden müminlerin, sürekli maddi ve manevi bir gelişmenin içinde olmalarını ister. Bir ailede her fert kendini iş, çalışma ve meslek alanında iyi bir şekilde yetiştirmeli bunun yanısıra da İslami bilgilerle donatmalıdır. Aile bireyleri İslam ahlakı ile ahlaklanmayı da hedeflemelidir. İslam en son ve mükemmel bir din olduğu için en yüce ahlak değerleri de onda toplanmıştır. İslam ahlakının esaslarını ise; vahiy ve sünnet belirlemiştir. Müslüman bir ailenin niteliklerini birkaç satır veya birkaç madde ile ifade edebilmek tabi ki mükün değildir. Biz burada önemli gördüklerimizin bazısına yer vermeye çalıştık. Günümüzde ailelerde mevcut olan nitelikler, özellikle aranan ve hedeflenen değerler hangileridir ?.. Bunun yorum ve değerlendirmesini siz değerli okuyucularımıza bırakıyor ve hepinizi Allah'a emanet ediyorum... |
Evlilik ve aile terapileri, eşlerin iyi niyetine rağmen ortaya çıkan iletişimsizlik problemini ortadan kaldıracak, eşlere yardım amaçlı programlardır. Evliliğinizde eşinizle birlikte üstesinden gelemediğiniz uyum ve iletişim sorunlarınız varsa, tarafsız bir aile terapistine başvurmanız, çözüm için atabileceğiniz en önemli adım olabilir. Evliliklerde uyum sorunu ve iletişim bozukluğu yaşayan çiftlerde konuyu aralarında anlayışla ve samimiyetle konuşmak çok önemli bir adımdır. Sorunların her iki tarafın ailelerine aktarılması ise olayın daha fazla büyütülerek çözümün daha da güçleşmesine neden olacaktır; çünkü aile ortamındaki tartışmalar ve suçlayıcı konuşmalar, ailelerin beklentilerini ifade ediş biçimleri, sorunları pekiştirerek onarılmaz hale getirecektir. Evlilik ve aile terapileri, eşlerin iyi niyetine rağmen ortaya çıkan iletişimsizlik problemini ortadan kaldıracak, eşlere yardım amaçlı programlardır. Evliliklerde çok yaygın olarak yaşanan bir hata, eşlerin evliliği çıkmaza sürükleyen kişi olarak hep karşılarındakini görme ve göstermeleridir. Genellikle kendi hatalarının farkında olmazlar. Çoğu zaman erkek, evlilikte ortaya çıkan uyumsuzlukları düzeltmek için çaba göstermek yerine evden kaçmayı, işine ve arkadaşlarına daha çok vakit ayırmayı, zaman zaman da içkiye ya da evlilik dışı bir ilişkiye yönlenmeyi seçer. Bu, bir anlamda erkeğin evlilikte yaşadığı sorunlara tepki veriş şeklidir. Bu durum kadını, eşi tarafından ihmal edildiği duygusu yaşamaya, dolayısıyla bazen yersiz kıskançlıklara, davranış bozukluklarına, suskunluğa ya da iletişimsizliğe itebilir. Evlilik bünyesinde var olan sorunlar, anlaşmazlıklar, çatışmalar ve iletişimsizlik, her iki taraf için de giderek psikolojik sorunlar yaratabilir. Bu durumda, suçlayıcı olmayan ve tarafsız bir aile terapisti, eşlerin sorunları nasıl algıladığını, hangi duygu ve düşüncelerle tepki verdiğini anlayıp, her iki tarafa da bilgi verebilir. Terapi süresince, eşlerin birbirlerini daha iyi anlayabilmeleri, davranışlarını ve bu davranışların karşı taraf üzerinde yarattığı etkileri fark etmeleri, beklentilerine uygun davranmaları sağlanabilir. Ancak, sorunun kendisinde olmayıp karşı tarafta olduğunu söyleyen ve terapiye gelmeyi reddeden eş, diğer eşin terapisini de güçleştirir ve hatta imkansız hale getirebilir. Oysa bir evlilikte sorunlar varsa, tek eşin sorunu olarak değil, ancak bir bütün olarak ele alındığında düzeltilebilir. Bu nedenle, evliliğini kurtarmak isteyen çiftlerde her iki eş de soruna sahip çıkmalı ve düzeltmek için çaba göstermelidir. Eşler, ilişkilerini düzeltmek için tedavi süresince de ortak çaba harcamak zorundadır. Empati, kendisini karşısındakinin yerine koyarak onun duygularını anlamaya çalışmak demektir. Evlilik ve aile terapilerinde empati eğitimi, eşlerin birbirlerini anlamaları açısından büyük önem taşımaktadır. Terapi süresince, eşlerin birbirlerini daha iyi anlamaları öğretilir. Gereksiz çatışma ve anlaşmazlıklara yol açan yanlış anlama ve iletişim kopuklukları giderildiğinde, pek çok evlilik hakim önüne gitmekten kurtarılabilir. Evlilik ve aile terapileri, aile bireylerinden yalnızca birinin belirgin psikolojik problemlerinin bulunduğu durumlarda, örneğin depresyon, panik atak, heyecan kontrolsüzlüğü, davranış bozuklukları gibi bir problemi olan tarafı bireysel olarak tedavi ederken, diğer eşi de problemi ortadan kaldırabilmeye yardımcı olması için yönlendirir. Bir anlamda, eşinin sorunuyla başa çıkma yollarını öğretir. Her iki eşe de sağlıklı iletişim kurmayı öğretirken, yıkılmaya hazırlanan yuvanın kurtulmasına yardımcı olur. Unutmayın; evliliğinizde eşinizle birlikte üstesinden gelemediğiniz uyum ve iletişim sorunlarınız varsa, tarafsız bir aile terapistine başvurmanız, çözüm için atabileceğiniz en önemli adım olabilir. |
AİLE VE İNSAN Allah'ın belirlediği, insanlara rahmet ve birlik kurumu olarak gönderdiği İslam, fıtrat hukukunu temsil eder.(1) Her insan, ancak bu iI~hi sistem içinde huzur bulur ve kurtuluşa erer.(27 İslam'ın kaynak kitabı Kur'an, Allah'ın, insan hayatını kadın ve erkeğe dayalı olarak kurduğunu, aralarına karşılıklı bir ünsiyet koyduğunu, onları birbirlerinde sevgi ve sükunet bulacak şekilde hazırladığını şöyle beyan eder: "O'nun Ayetlerinden biri de kendi cinsinizden sizi cezbeden eşler yaratması, aranıza sevgi ve şefkat yerleştirmesidir. Bunda, iyice düşünen bir toplum için mesajlar vardır."(3) Ayette açıkça belirtildiği gibi, insan hayatı, aile üzerine kaimdir. Tabii ki bu hayat, iman değeri ve İslam prensiplerine göre tanzim edilmelidir. İslami hayat pratiğinin, gerek ailede gerekse diğer sosyal ünitelerde takva bilincinin sürekli canlı tutulmasıyla gerçekleşeceği de şöyle dile getirilir: "Ey insanlar! Sizi bir tek canlıdan yaratan, ondan da onun eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üreten Rebbinize karşı gelmekten sakının.."(4) İslam fıkhının "sünnet" kavramıyla ifadeye koyduğu evlilik,(5) Peygamber Aleyhisselam tarafından uygulamaya konulmuş bir fıtrat tavrıdır. Demek ki İslam'a göre evlilik, anlamsız bir fantezi veya imtiyaz değil, en tabii bir ihtiyaç ve meşru bir hak olmaktadır. Müslüman, bir ailenin en önemli ve öncelikli görevi, "Allah'a şeksiz inanan ve İslam'ı şirksiz yaşayan kişilikli insanlar yetiştirmektir." Kuran, değinilen görevin önceliğine şöyle dikkat çeker: "Hani Lokman, oğluna öğüt vererek şöyle demişti: Oğulcuğum, sakın Allah'a ortak koşma. Çünkü Allah'a ortak koşmak (şirk), büyük bir zulümdür.(6) Koruyucu Kale: Aile Aile kurumunun fert ve toplum hayatında icra ettiği başka fonksiyonlar da vardır. Aile, cinsel güdünün denetim ve tanziminde, güzel ahlak ve Adabın kazanılmasında çok önemli bir misyona sahiptir. Evlilikle oluşan aile, tabii arzuların meşru biçimde giderilmesini ve soyu sopu belli nesillerin yetiştirilmesini sağlar. Aile, sefahat hayatına karşı koruyucu bir kaledir. Çünkü insan tabiatının kendini en iyi biçimde ifade edebildiği; sevgi, saygı, şefkat ve fedakarlık gibi yüksek değerleri realize edip pratiğe dönüştürdüğü yer ailedir. İnsan kişiliğinin kazanılması, geliştirilmesi ve olgunlaşması için en uygun iklimi sağlayan aile, bir nevi yüksek ahlak okuludur. Evlilik sonucu oluşan ailenin, insan açısından ne kadar gerekli olduğu, Kur'an'da şu anlamlı ifadelerle dile getirilir: ".. Onlar (erkekler) kadınlar için giysidir, siz kadınlar da onlar için giysisiniz.."(7) Bu ayet, kadın ve erkeği birbirlerinin giysileri olarak tanımlamaktadır. Bilindiği gibi elbise vücudu örter, giyeni güzelleştirir. Elbisesiz insan, kendini eksik ve güvensiz hisseder. Kadın ve erkeğin birbirlerinin giysileri olmaları, evlilik yoluyla gerçekleşir. Çünkü evlilik, eşleri zina ve benzeri pek çok günahlardan korur, maneviyatı kuvvetlendirir ve ahlaki güzelleştirir. Gerek ailede gerekse diğer sosyal ünitelerde İslam eğitimi uygulamalarımız ya lafta kalmış ya da hatalı olmuştur. Bu durumda yapılması gereken ilk iş, kişi ve toplum yapısının en hayati besleyicisi olan aileyi ve diğer kurumları yeniden gözden geçirmek, onları asıl yapı ve fonksiyonlarına kavuşturup İslam insanı yetiştiren kurumlar haline getirmektir Ailenin Tanımı ve Tabii Faaliyetleri Ana - baba ve çocuklardan oluşan, yakın akrabalar vasıtasıyla da daha geniş bir alana uzanan aile, toplumun bütün katmanlarına etkili olan temel bir ünitedir. Onun en önemli rolü ise, "neslin devamını ve iyi yetiştirilmesini sağlamaktır". Ancak ailenin bu faaliyetini sürdürebilmesi, onun düzenli ve uyumlu olmasına bağlıdır. Böyle bir aile, duygusal, sosyal, ekonomik ve ahlaki şartlar yerine getirilerek kurulabilir. Sadakat, samimi sevgi, şuurlu itaat ve güzel ahlak gibi yüksek değerler üzerine kurulmuş aileler, İslam toplumunun en büyük güvencesidir. Aile, toplumsallaşmada da önemli rol oynar. İnsanlar arasındaki akrabalık bağlarını geliştiren, bu bağlar, büyük ölçüde sosyo - ekonomik dayanışma ve karşılıklı destek haline dönüştüren kurum, ailedir. Yine, nesillerin islami değerlerle tanışmasına, sosyal değişimlerin sağlıklı ve istikrarlı biçimde oluşmasına katkıda bulunan kurumların başında aile gelir. Zaten bir kurumun varlığı, onun etkinliği ile ölçülür. Etkinliğini yitirmiş kurumlar, bir bakıma yok gibidir. Aileye Yönelik Saldırılar Günümüzde aile, birtakım çağdaş saldırılarla karşı karşıyadır. Çünkü, İslam dışı sistemler ve bu sistemler doğrultusunda oluşturulmuş kurumlar, aileyi temelinden sarsacak tehlikeler üretmektedir. Özellikle İslam'a düşmanlık ederek kadın haklarını savunduklarını sanan şehvet tacirleri, her fırsatta evliliği kötü göstermekte ve ailenin etkinliğini yok etmek istemektedirler. Kadını zevk aleti olarak kullananların kurdukları iblis tuzağına yakalanan çok sayıda insan, aile ve İslam dışı arayışların peşine düşerek çağdaşlık adına her çeşit günahı işleyebilmektedir. Ayrıca eğitim kurumları, genç nesillere büyük ölçüde İslam dışı değerleri taşımakta, kitle-iletişim araçları da adeta İslam dışı bir hayat tarzı oluşturmaya soyunmuş bulunmaktadır. Birtakım bağırgan seslerin, "cinsel özgürlük" sloganları atması, ~nikahsız beraberliğin" bazılarınca çağdaş yaşamın bir gereği sayılması gibi olumsuz gelişmeler, aileye yönelik saldırıların ve tehlikelerin hangi boyutlara ulaştığını gözler önüne sermektedir. İslam'a ve onun önerdiği evliliğe karşı çıkanlar kadını zevk aleti olarak kullanabilmek için fesat özgürlüğü istemektedirler. Bütün bu olumsuzluklar karşısında müslümanlar, inandıkları ve söyledikleri doğruları hayata geçirmek; yeni nesillerin Allah sevgisi ve islami hayatı yaşama arzusu içinde yetiştirilmelerini sağlamak için yılmadan çalışmalıdırlar. Bu çalışmaya, Öncelikle ailede islami bir hayat modeli ortaya koymakla başlanmalıdır. İyi müslümanların geçmişte kaldığını söylemenin artık hiçbir yararı yoktur. Bugün, hayatın her alanında, iyi müslüman örneklerine ihtiyaç vardır. Çünkü dün hazırlanan, bu gün gerçekleşir ve yarını hazırlar. Gerçeği görmenin ve açıkça söylemenin zamanı gelmiştir.Gerek ailede gerekse diğer sosyal ünitelerde İslam eğitimi uygulamalarımız ya lafta kalmış ya da hatalı olmuştur. Bu durumda yapılması gereken ilk iş, kişi ve toplum yapısının en hayati besleyicisi olan aileyi ve diğer kurumları yeniden gözden geçirmek, onları asli yapı ve fonksiyonlarına kavuşturup İslam insanı yetiştiren kurumlar haline getirmektir. Aile Geçimsizliklerini Önleme Veya Giderme Çareleri İslâm, milletin varlığını teşkil eden âile hayatının mesut ve huzurlu olması için, gerçek ve keskin hükümler beyan etmiştir. Bir milletin huzûru, terakkî ve teâlisi, o milletin bireylerini teşkil eden âile ocaklarının huzur ve saâdetine bağlıdır. Binaenaleyh, âilenin çatısını teşkil eden ev reisi erkek ile medeniyet ve terakkinin tamamlayıcı unsuru ve erkeğin felâketini önlemeye sebep olan ev hanımı olan kadındır. Aile bireyleri olan karı ile kocanın geçimsizlik yapmamaları ve birbirlerine sevgili ve saygılı olarak yaşamaları için şu hususlara riayet etmeleri şarttır : 1 - Kadın, erkeği âile ve ev reisi olarak tanınması ve bilinmesi lâzımdır. Bu bir dinî, ahlâkî ve ilâhî hükümdür. Binaenaleyh helâl ve doğru olan her emrine itâat etmesi lâzımdır. 2 - Kadın ve erkeğin huy ve tabîatlarında birbirlerini anlaması ve anlaşması lâzımdır. 3 - Fikir ve ahlâk bakımından birbirlerine saygı ve hürmet etmelidirler. Yani ev işlerinde ve emsali şeylerde istişâre ve fikir teatisinde birbirinin fikrine iltifat ederek değer vermelidirler. 4 - Kadın ve erkek, her iki tarafta bir birbirinin haklarına riayet etmesi lâzımdır. Karı, koca haklarının uzun îzahı hemen ileride ayrı ayrı beyan edilecektir. 5 - Erkek île kadın, müşterek veya her birinin kendisine has vazifelerine riâyet etmeli ve birbirinin vazîfesini hiçimsememeleri lâzımdır. Her ikiside birbirinin vazifelerinde yardımlaşmaları veya vazifelerini takdir etmelidirler. Meselâ : Erkek, devamlı hayatta ve mematta lâzım olacak evin ihtiyacını, âilenin nafakasını, mehrini ve her türlü ihtiyaçları karşılamak için çeşitli vazife ve iş görmektedir. İşyerinden, dükkânından dairesinden, câmisinden, cemaatinden ve sair vazifelerinden evine geldiği zaman, karısı güler yüzle, tatlı dille ve en güzel saygı ve sevgi ile taltif etmesi ve gereken hizmetinde bulunması lâzımdır. Kadın da, kocası gittiği zaman onun evini, çocuklarını bekliyor, yemeğini yapıyor, cinsi arzusunu tatmin ediyor ve erkeklerin yapamayacağı pek çok vazifeleri görmektedir. Kadının, bu ve benzeri vazifelerini de erkeğin takdir etmesi ve iyi muâmele yapması lâzımdır. Binâenaleyh, şuurlu ve îmanlı olan her erkek ve kadın, birbirlerini kötülemek değil, son derece birbirlerine ve yaptıkları vazifelere saygı gösterirler. Böylece karşılıklı sevgi, saygı ve takdirle mesut bir âile yuvasında yaşarlar. Bu hali temin eden âileye ne mutlu. Hak teâla bütün müslüman kardeşlerimize, bu bahtiyar hayatta olmalarını nasip buyursun, Âmin. Fakat ne yazık ki, bugün bulunduğumuz cemiyette boşanma dâvalarından geçilmemekte, ev halkının pek çoklarında da istenen ve beklenen huzur saâdet görülmemektedir. Buraya faziletli kişilerin arasında geçen şu olayı nakletmek yerinde olacaktır : "Bir gün Hz. Ömer, (R.A.)'e hanımından şikâyet etmek üzere bir adam geliyor ve Hz. Ömer (R.A.)in kapısına geldiği zaman adam, Hz. Ömer (R.A.)'in hanımı Ümmü Gülsümün (R.A.) Hz. Ömer (R.A.)'e ağır ve acı laflar attığını işitiyor. Bu duruma muttâli olan adamcağız kendi kendine, "Ben bu adama karımdan şikâyet etmek istiyorum, halbuki bende olan belânın aynısı bunda da var" diyor. Bunun üzerine Hz. Ömer (R.A.) o adamı çağırıyor ve şikâyetini dinliyor. Adam; "Ben sana karımdan şikâyet etmek istemiştim. Fakat senin karından, bu sözleri işitince (şikâyetten vazgeçtim) döndüm. " Bunun üzerine Hz. Ömer (R.A.) benim üzerimde onun bir çok hakları olduğundan onun o sözlerini ve hareketlerini hoş görüyorum diyor ve o hakları şöyle sayıyor : a) O karım, benimle cehennem arasında bir sütre ve perdedir. Binaenaleyh kalbim (ve nefsim) onunla haramdan (Zinadan ve emsâlinden uzaklaşır ve sâkin olur. Yâni nefsim ve şehvetim onunla cimâ etme netîcesinde her türlü haramdan uzaklaşır, dolayısıyla Cehennemle benim aramda bir perdelik vazîfesi görmüş oluyor. b) O karım, benim hazînedarımdır. Binâenaleyh her ne zaman ben evimden çıkarsam benim evimin bekçisi ve muhâfızıdır. c) O karım, benim çamaşırcımdır. Benim elbisemi yıkar. d) O karım, benim çocuğumun süt anasıdır. e) O karım, benim ekmekçimdir. Bunun üzerine b adam, sendeki olan bütün bu haller bende de aynıdır, Binaenaleyh sen, karındaki kusurlarını hoş gördüğün gibi, bende karımın kusurlarını hoş görüyorum, diyo:." (Akkirmani, Şerhi Hadisi arbain, s.202) Ey yirminci Asrın insanları ve Ey garp hayranları ve ey moda düşkünleri ve ey sosyete hayat sahipleri ve ey âile yuvasının kutsiyetini bilmeyenler ve ey İslâm ahlâkından haberdar olmayanlar? bakın okuyun âile ocağına dolaysıyla top yekun Millete huzur, saâdet ve terakki getirecek fazîletli insanlık ve âile hayatı işte budur. 6 - Meşrû mâzeret olmadığı müddet, karının kocasına cinsi arzusunu yerine getirmesi lazımdır. 7 - Karı kocasının ve koca karısının, babasına, anasına kardeşlerine ve yakın akrabalarına saygılı olmâsı lâzımdır. Aksi takdirde birbirinin yakınlarını tahkir eder, hürmetsizlikte bulunursa, elbette karşı tarafta üzülür, gücenir ve nihâyet oda aynı hareketle mukâbelede bulunur. İşte o anda âile huzûru diye bir şey kalmaz. 8 - Kadın ve erkek, evin sırrını dışarıya çıkarmamalıdırlar. Aralarında geçen en mahrem cihetleri veya ufak tefek dedikoduları sağa sola yaymamaları lâzımdır. Zira "Sivilci kaşıya kaşıya yara olur" kabîlinden tolerans!a karşılanacak pek çok âile sırları ve halleri söylenirse, geçimsizlikler baş gösterir. 9 - Kocanın. karısını dînî, ahlâki yönden îkaz edip her türlü dedikodularını nasîhat ederek gidermeye çalışması lâzımdır. Yukarıdan beri saydığımız maddelerin esasını teşkil ve tebyin eden şer'i hükümlerden bazıları şunlardır : "Şerlerinden, serkeşliklerinden yıldığınız kadınlara gelince : - Onlara (Evvelâ) öğüt verin, (vazgeçmezlerse) kendilerini yataklarında yalnız bırakın. (Yine kar etmezse) dövün; size itaat ederlerse, aleyhlerine bir yol aramayın, Çünkü Allah (C.C.) çok yücedir. çok büyüktür. - (Eğer karı ile kocanın) âilesinden bir hakem, (kadının) âilesinden bir hakem gönderin. Bunlar barıştırmak isterlerse, Allah (C.C.) aralarında (ki dargınlık yerine geçime), onları (uyuşmaya) muvaffak buyurur. Şüphesiz ki Allah (C.C.) hakkıyla bilicidir. (Her şeyin hükmünden) haberdardır. Eğer bir kadın, kocasının uzakla;masından (yatağını terk etmesinden nafakasında ihmal göstermesinden), yâhut (herhangi bir sûretle kendisinden) yüz çevirmesinden endişe ederse, sulh ile aralarını düzeltmekte ikisine de vebal yoktur. Sulh daha hayırlıdır." (Nisâ Suresi, 34,35) Bu âyeti celilelerde, âile hayatındaki geçimsizliklerin giderilmesi husûsu beyan edilmiştir. Bu hükümleri maddeler hâlinde şöyle açıklayabilîriz. a) Karı ile kocanın arasında bir geçimsizlik ve dedikodu geçer ve kadın kocasına karşı serkeşlik eder kocasının lafını ağzında koyarak karşılarsa, kocası karısına dînî öğütlerle itâat etmesini ve âile huzûrunun temini için, kötü davranışlarını terk etmesini açık bir dil ile tavsiye eder. b) İtâatsız kadın, kocasının nasihat ve öğüdünden almazsa, karısını kendi yatağında yalnız başına terk eder. Bu hâlin yapılması ile kocasına içten bağlı ve nâmuslu kadınlar yola gelir. Zira kadınlar da efendilerine karşı bağlılıklarından dolayı yalnız başına hortlayıp kalmak onları çok içlendirir ve kıskançlık hasletlerinin de neticesi olarak efendilerinin kendilerinden tamâmen soğumalarından korkarlar. c) Kocasının nasihati ve yatağını ayırması ile de yola gelmeyen kadını kocası, yüzüne ve fercine vurmamakla, ve sopasız olmak ve kırıcı da olmamak şartı ile döver. Ataların bir sözü vardır, "Dayak Cennetten çıkmış" derler. Dayağı yiyince yola gelir ve kocasına itâat eder. Netice de Cenneti boylar. Bu hükümleri Şâir şöyle açıklamış : Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir. Kocasının karısını tazir ve tekdir suretiyle dövmesi, şu hususlarda câizdir : 1 - Hanımın, kocasının huzuruna giyip takınması lâzım gelen ziynetini takınmaması neticesindedir. Zira kadın, bütün süs eşyalarını giyinmesi ve güzel kokulanıp kocasının huzuruna çıkması lâzımdır. Fakat yirminci asırda bu hareket tamamen tersinedir. Kadın, iş zamanının dışında evinde bulunduğu zaman imkân dahilinde ziynetlerini takınıp kocasının huzuruna çıkıp, dışarıya çıktığı zamanda ise, imkân dahilinde ziynetlerini, süslerini ve süs yerlerini kapatması lâzımdır. Fakat şaşılacak ve hayret edilecek. şeylerdendir ki, gelin olmuş, kocaya varmış kadınlardan bir çokları sanki bir daha gelin olacak veya piyasaya satılık mal gibi sokağa çıkışları cidden esef vericidir. Evde pislik içinde bulunup, dışarıya yabancı erkeklerin göreceği yere süslenerek, kokulanarak çıkan melun kadınları, elbette kocası dövebilir. Ve böyle olmalarını hoş gören erkeklerde nâmusunu kıskanmayan belki de bir gün namusunu ortaya atan ve başkasına teslim eden bir zavallı mahluk olabilir. 2 - Kocası, karısını döşeğe dâvet ettiği zaman meşr0 mâzeret yok iken icâbet etmediğinde dövme hakkı vardır ve dövebilir, Zira hasta, hayızlı ve nifaslı olmadığı taktirde kadın kocasının döşeğine dâvetini reddetmeye hakkı yoktur. Kocasını zinaya gitmekten alıkoymak ve evine bağlılığını temin etmek için kadın kocasının cînsî zevkini tatmin etmekle mükelleftir. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz bir Hadis-i Şeriflerinde meâlen şöyle buyuruyor : "Kadın, kocasının döşeğinden kaçarak yatarsa, kocasının yatağına dönünceye kadar melekler o kadına lânet ederler." (Buhâri) 3 - Karısı namazı kılmadığı zaman, kocasının dövme hakkı vardır ve dövebilir. Zira namaz, bir farzı ilâhidir. 4 - Cünüplükten gusül etmeyen karısını, kocası döver. Zira buda bir vecîbe-i İslâm'dır ve bir tahârettir. Kocasının izni olmadan veya müsâade etmediği yere karısı çıkar ve giderse, kocasının dövme hakkı vardır, Fakat bu dövme hakları, yukarıdaki hükmü ilâhi mûcibince nasîhat ve yatağını veya odasını ayırdıktan sonra en son çâredir. Hz. Peygamberimiz (S.A.V.) Efendimiz bir Hadis-i Şerifinde mealen şöyle buyuruyor : "Allah (C.C.)a inanan bir kadın için; kocasının sevmediği, istemediği bir kimseyi kocasının evine girmeye izin vermesi, - Kocasının izni ve rızası olmadan evinden çıkması, - Kocası hakkında (aleyhinde) söylenen hiç bir kimseye itâat etmesi, - Kocasının döşeğinden kaçması helâl olmaz " (Hakim) Bu hükümlerin daha genişi Fıkıh ve ahlâk kitaplarında zikredilmiştir. d) İkinci âyeti Celilede, de araları açılmış karı ile kocanın arasını bulmak için, her iki taraftan da ortaya birer sulhçu dikilmesini tavsiye duyurulmaktadır. Öyle ya tek taraftan sulhçu gitse, tam âdil olamaz. Bir başarı da elde edilmesi güç olur veya hiç bir netice vermez. Sözü dinlenir iş adamı ve güzel ahlâkı ile bilinen kimselerin araya girip ortayı bularak ıslâh etmeleri, sönmek ve yıkılmak üzere olan bir ocağı yapmaları ne güzel ameldir ve övülmeye değer iyi hareketlerdendir. Şâyet bu güzel amelleri işleyip huzurlu aileyi huzursuzluğa veya âile yuvalarını yıkmaya çalışan müfsitler hâlinde olanlar olursa, bunlar iblisin aveneleri melun insanlardır. . Böyle müfsitlik yapanlar hakkında,. Hz. Resulü Ekrem (S.A.V.) efendimiz şöyle buyuruyor : "Bir kimse, kadını kocasına isyan ettirirse, bizden(Ümmeti Muhammed'den) değildir." (Nisa Suresi, 34-35) Ailenin geçim ve huzuru için gereken bütün çarelere başvurulduğu halde, kadın yine serkeşlik ederse, son çare talâk vermek sûretiyle imkâna baş vurmaktır. Fakat bu yolu bugün bilen ve yapanda hemen hemen yok hâlindedir. Nikahlanan bir erkek, karısına 3 talâkla sahip olur. Binaenaleyh. geçimsizliğin en son çaresinde bu üç talaktan birisini, erkek kadın hayızlı değil iken verir. Üç ay iddet bekler. Sonra tecdidi Nikah yaptırır iki talakla âileliğe devam eder. Kadın yola gelmez yine ahlaksızlık ve itaatsızlık yaparsa, ikinci telâkı verir, iddetini bekler. Nikâh tazeletir ve âilelik hayatına devam eder. Yine ıslâh olmazsa en son talakını verir ve işini bitirir. İşte buna fıkıhda "Ahseni Talâk - en güzel talakı denir bu şekilde ayrılmakta her iki taraf için bir sâadettir. Bu hususta cenabı hak şöyle buyuruyor : "Eğer (Karı koca) birbirinden (boşanıp) ayrılacak olursa, Allah (C.C.) her birini fazlü keremiyle ihtiyaçtan vâreste kalır." (Nisa Suresi, 130) |
Aile Nedir? Ailenin Islevi Nelerdir? Aile Nedir? Ailenin Islevi Nelerdir? “Aile; anne-baba ve çocuklardan olusan en küçük sosyal birim.” Daha ilkokul yillarinda ögretilir bu sekliyle ailenin tanimi bizlere. Hepimiz bu tanima uyan ya da uymayan bir ailenin içine dogariz. Çogumuzun günlük yasamin kosturmacasinda aklimiza gelmez aile tanimin içerigi, bizler için anlami; ailemizin ve aile içinde bizlerin ne kadar degistigi… “iyi” yada “kötü” deriz içine dogdugumuz ve sonradan kurdugumuz aileye. Nedir aslinda ailemizin “iyi/saglikli” ya da “kötü/sagliksiz” olmasi? Aile, bireyler için hangi islevleri görür ve saglikli ailelerin özellikleri nelerdir? Aile her seyden önce bir sistemdir. Aile içindeki bireylerin kisisel özellikleriyle iliskilidir. Ama yine de kendine ait bir yapisi, düzeni ve özellikleri vardir. Çok rastlariz aile içinde suskun olup da aile disina çiktiginda son derece konuskan olabilen insanlara. Aile içinde suskun kalmalari ögretilmistir; “suskun” rolü verilmistir çünkü onlara… Beklide ailede ondan daha fazla konusmasi beklenen gerekli insanlar vardir çünkü. Ya da aile sistemleri ancak onlar suskun kaldiklarinda bir arada olmaya devam edecektir; aile içinde ögrenirler bunu. Aile sisteminin 5 temel fonksiyonu genel olarak bizlere ailelerin saglikli ya da sagliksiz olmalari hususunda bilgi verir. Aile içinde problemlerin çözümü; aile içi iletisim, aile içinde rol dagilimi, duygusal karsilik verme ve duygulara dahil olma/ olabilme ve davranis kontrolü. 1- Problem çözme; ailelerin sorunlara yaklasimi ve çözüm seklini anlatir. Yemegi kimin pisireceginden maddi yükü kimin üstlenecegi gibi maddesel problemler ve aile üyelerinin birbirine karsi yasadiklari olumsuz duygularin çözümü gibi duygusal problemlerin üstesinden gelebilme bu kategoride degerlendirilir. Problemler aile bireyleri tarafindan tanimlanabiliyor ve konusulabiliyorsa, çözüm önerileri sunulup, çözümü konusunda ortak karar alinabiliyorsa çözüme uygun davranislar uygulaniyor ve sonuçlari aile içinde kimse suçlanmadan degerlendirilebiliyorsa bu saglikli ailenin bir göstergesidir. 2- Aile içi iletisim, ailede sözlü ve sözsüz mesajlarin nasil ifade edildigine gönderme yapar. Aile içinde iletisimin olabildigince açik ve direk olmasi ailenin saglikliligina isaret eder. Ev islerinden bunalan ve yardim isteyen bir annenin çocuguna “çok sorumsuzsun, çok daginiksin” demesi yerine “ev islerinden çok yoruluyorum en azindan odani sen topla” diyebilmesidir aslinda açik ve direk iletisim; yani saglikli iletisim. Tartismalar yasansa bile yine çözüm bulunabilecegini gösterir. 3- Roller; ailenin çesitli fonksiyonlarinin karsilandigi, aile bireylerinin çogu zaman otomatik olarak yerine getirdigi davranis kaliplaridir. Ailede kimin hangi görevi üstlendiginden aile içindeki sinirlarin nasil korunduguna kadar genis bir yelpazeye isaret eder. Örnegin toplumda anne babanin sorumlulugu olarak kabul edilen özellikler, aile içinde de uygulanabiliyorsa; yani anne-baba, anne babaliginin, çocuk çocuklugunun bilincinde ise, bu davranis kaliplari içinde davranabiliyorlarsa ve bu ailenin her bireyi tarafindan kabul edilebiliyorsa bu ailedeki rol dagiliminin saglikli oldugunu gösterir. 4- Duygulara dahil olabilme ve karsilik verebilme; aile bireylerinin duygusal durumlarina uygun sekilde karsilik verebilmelerini ortak ya da bireysel aktivitelerini paylasabilmeyi ifade eder. Ailenin sikinti yasayan bir üyesinin kendini anlasilmis hissedebilmesi, uygun sekilde yardim görebilecegini bilmesi ailenin saglikli olusuna isaret eder. Benzer sekilde arkadaslariyla vakit geçirmek isteyen bir ergenin ailenin bilgisi dahilinde ama özelini de koruyarak huzurlu vakit geçirebilmesi de saglikliligin göstergesidir. Tipki keyifle ve ailece yenen aksam yemekleri gibi. 5- Davranis kontrolü; fiziksel olarak tehlikeli durumlarda psikobiyolojik ihtiyaçlarin karsilanmasi noktasinda ve aile üyelerinin sosyal kontrole ihtiyaci oldugunda kendini gösterir. Ne çok kati ve degistirilemez ne de tamamen bosvermis ya da kaotik davranislar yerine yeterince esnek ve duruma uygun davranislar gösterebilmesi ailenin saglikli olusuyla alakalidir. Yani karnesinde kirik notlar oldugu için hayatinin karartilacagini düsündügünden, kendi hayatini karartma karari verebilecek çocuklarin olmadigi ailedir saglikli aile. Cezalandirilacagini bildigi halde, notlarinin kendi sorumlulugunda oldugunu, düzeltilebilecegini aile içinde ögrenilebilmis çocuklar vardir saglikli ailenin içinde. Sonuç olarak; bu bes fonksiyonda iyi kötü bir denge tutturmus gerekli olan durumlarda esneklik gösterebilen ve degisime ayak uydurabilen aileler saglikli ailelerdir ve aile üyelerinin saglikli bireyler olabilmelerine olanak saglar. Bu ailelerde “hayat sartlari” zorunlu degisimleri direttiginde degisimler ya da bozulmalar yasansa da yine saglikli olusa dönebilmek mümkün olur. Ailelerin sagligi ve yapisi, bireylerin sagliksiz olma ihtimaline feda edilemez. Bizler bu tip ailelerden kendi ailelerimizi kurabilecek ya da kurmayi isteyebilecek kadar bagimsiz ama her zaman sevilecegimizi ve deger verilecegimizi bilecek kadar da bagimli olabiliriz. |
Baba ve Doğum Doğumda Babanın Yardımı Bebek bekleyen babanın dikkati sancı çeken eşinin iyiliğiyle kendisinin doğumda bulunan bir eş ve yeni baba olmasıyla ilgili kaygıları arasında gidip gelir. Korku ve beklenti içinde olduğu için gerginleşir, yapabileceği bir şey olmadığı için birilerinden teselli bekleyebilir; tanıdık bir yüzden, omuzunda bir elden, yapılacak bir işten. Ancak eşi kesinlikle kendisine ait olan bir işle meşguldür. Bu nedenle en azından bir sonraki faaliyet dalgası gelene kadar kendisini oyalayacak birşeyler yapması gerektiğini anlar.Sancılar işleri halletmeye alışmış bir erkeği çileden çıkarır çünkü o anda ne yapması gerektiğini bilmesi gerçekten zordur. İşte eşinizin onayı ve kılavuzluğunda uyguladığınız taktirde herkese faydası olacak bazı ipuçları: eşinizin yiyecek, içecek durumunu tekrar gözden geçirin, sırtını ovun, sırtını alt kısmındaki ağrıyı azaltmak için parmak eklemlerinizle iyice bastırarak masaj yapın, göğsünüzde, kollarınızda veya omuzunuzda dinlenmesine izin verin. Yastıklarını tekrar düzenleyin, yatıştırıcı kompresler hazırlayın. Sancıyı hızlandırmak için göğüs ucu masajı yapın, kasılmalar arasında birlikte yürüyün ve dimdik ayakta durduğu pozisyonlarda ona destek olun. Ona sarılın ve çömelmek isterse, kollarının altından tutun. Ayrıca diğer bakıcılar çalışırken de gerçekten hak edilmiş zamanlar olan molaları istemekten çekinmeyin. Tüm bu faaliyetlerden başka, bu aşamada yapabileceğiniz en yararlı iş yoğun bir dikkat içinde beklemektir. Genel görüş bir yana, bir doğum uzmanı değilsiniz; siz eşsiniz. Bu nedenle de temel işiniz bir sonuç elde etmek için çalışmak değil, orada bulunmaktır. Eşinizin ihtiyaçlarına karşı uyanık, süreç içinde onun becerisine güvenen, eşinin talimatlarını uygulamaya istekli ve eşinin bedeninin verdiği bütün sinyalleri algılamaya hazır bir eş olarak var olmak. Eşinizin bedeni tam olarak ne yapması gerektiğini bilir. Sizin özel öneminiz, eşinizi sevmenizde, onunla ilgilenmenizde ve çevresini gereksiz müdahalelerden arındırarak sakin bir doğum yapmasına yardım etmenizde yatar. Bu şu anlama geliyor; gerektiğinde eşinizin avukatı olmalısınız. Tedbiri elden bırakmamak şarttır. Eşinizle sağlık görevlileri arasında doğabilecek her türlü tartışmada arabuluculuk yapın. Bürokratik işlemlerle ilgilenin, cesaret kırıcı yorumları yumuşatarak iletin. Tüm işlemlerin sizin onayınızdan geçmesinde ısrar edin. Şu anda analitik bir şekilde düşünecek halde olmasa bile, eşinize seçenekleri sunup, seçimlerini ilgililere iletebilirsiniz. Doğum, öncesi saatlerde eşinizle ilgilenmeniz, hem ona, hem çocuğunuza, hem de kendinize bakmanızın bir yoludur. |
Yaşlanan nüfus, yalnızlaşan çocuklar Yaşlanan nüfus, yalnızlaşan çocuklar Malthus başta olmak üzere karamsar bazı nüfus bilimciler, nüfus arttıkça tabii kaynakların yetmeyeceğini, nüfus planlaması yapmanın mecburi olduğunu ileri sürdüler. Buna uyan dünyanın hali ise ortada. Özellikle gelişmiş ülkelerin nüfusu endişe verici tarzda düşüyor, fakir ülkeler daha da fakirleşiyor, nüfus yaşlanıyor ve çocuklar yalnızlaşıyor... İtalya, kadın başına düşen doğum oranı ortalamasında dünyadaki en düşük oranlardan birine sahiptir. (1,18) Bu her yıl ölümden az doğum olması anlamına gelmektedir. Yani nüfus yerine konulamamaktadır. Ülkenin emeklilik sigortası hâlihazırda borçtadır. Roma Üniversitesinden nüfus bilimci Antoni Golini, “Ekonomik yüke dayanmak için şimdiden göçmenlere bağımlı hale geldik. Bu, İtalyan kültürünü riske atmaktadır. İtalya artık İtalyan olmaktan çıkacaktır. Diğer bir ifadeyle bu İtalyan toplumunun sonudur.” demektedir. Başta zengin ülkelerde olmak üzere aile, giderek küçülmektedir. Avrupa’da doğurganlık oranı 1990’da 1.72 iken 2000’de 1.46’ya düşmüştür. Aynı dönemde Asya’da bu rakam 3’ün az üzerinden 2.54’e inmiştir. Çoğunluğu Katolik olan Güney Amerika’da bile, doğurganlık oranı azalmaktadır. Brezilya’da 40 yıl önce 6.3 olan kadın başına çocuk oranı 2.3’e düşmüştür. 48 az gelişmiş ülkede bu rakam 5.74’tür ve ancak 2050’de 2.51’e gerileyeceği hesaplanmaktadır. Ailelerin çoğu tek çocukla yetinmektedirler. Aileler daha fazla çocuk istediklerini söylemekte, fakat bunu gerçekleştirmemektedirler. Nüfus bilimci Margarita Delgado, İspanya’da 28 yıl içinde doğum oranlarının yarıya inerek 1.2 olduğunu ve ilk doğumların 25 yıl önceki %38’e nazaran %50’ye çıktığını işaret etmektedir. ABD nüfus bürosuna göre 1976’da %9.6 olan tek çocuklu aile oranı 1998’de %17’ye yükselmiş ve aynı dönemde 3 ve daha fazla çocuğu olan ailelerin oranı %21’e düşmüştür. Halbuki 30 yıl önce “Nüfus Bombası” adlı kitabında Paul Ehrlick, yiyecek kıtlığı olacağını ve dünyanın tabii kaynaklarının tükeneceğini iddia ediyordu. Bu ve benzeri kıyamet senaryolarının korkusu, aileleri ve ülkeleri çok sıkı bir aile planlamasına sevk etti. Az çocuk akımının bir sebebi de annelerin çalışması... Artık kadınlar çocuk doğurmaya zaman, para ve enerji bulamıyorlar. Alman psikolog Hortut Kasten, “pekçok genç kadının evlenmeden önce birden fazla çocuk istediğini biliyoruz, ama yola çıkınca kariyer arzularından büyük kısıntılar yapmayı göze almadıkça bunun mümkün olmadığını görüyorlar” demekte. İtalya’da yapılan bir araştırma ise 16-24 yaş arası kadınların %52’si daha şimdiden “kariyere engel olduğu” gerekçesiyle hiç çocuk istemediklerini ifade etmişler. ÇOCUKLARIN AZALMASI DENGESİZLİĞİARTTIRIYOR! 2050 yılında, en fakir ülkelerdeki insan sayısı 2.4’e katlanacak ve dünyadaki 10 kişiden 9’u bu ülkelerde yaşayacak. DÜNYA YAŞLANIYOR! Birleşmiş Milletler raporları önümüzdeki 50 yılda 60 yaş üzeri nüfusun 3 kat, 80 yaş üzeri nüfusun ise 5 kat artacağını göstermektedir.Daha da fazla yaşayan bu yaşlıların bakımını kim üstlenecektir? Şu an dünyada her 100 çalışana 11 emekli düşmektedir. ABD Nüfus Bürosu 2050’de her 100 çalışana 26 emekli düşeceğini hesaplamıştır. Washington’da kurulu strateji ve beynelmilel araştırmalar merkezi (CSIS) sorumlusu Paul Hevitt bunun “ekonomik ve sosyal bir felaket” olacağını söylüyor. TEK ÇOCUK PROBLEMİ Değişen aile yapısı üzerinde gözler en çok tek çocuklara odaklanmaktadır. Tek çocuklar rutin olarak ben-merkezci (egoist) ve uzlaşmasız olmakla suçlanmaktadırlar. Çin’de “küçük imparatorlar” olarak bilinen yalnız çocuklar, artan çocukluk çağı suçlarından, yaygınlaşan maddeciliğe kadar herşeyden sorumlu tutulmaktadır. “Tek çocuklara aşırı ihtimam gösterildiğinden kurallara uymuyorlar ve şımarıklar” yaygın kanaattır. Bu tür inanışlar tek çocuk anne-babalarında sıklıkla suçluluk ve öfke duyguları uyandırmaktadır. Şimdi buna karşı “tek çocuk”lar savunmaya geçmişlerdir. Web siteleri açmakta, daha çok psikologlara götürülerek problemleri giderilmeye çalışılmaktadır. Tek çocuklar da durumlarından memnun değiller. Yarısı tek çocuk olduklarını saklamaktadırlar. Üstelik bu çocuklar yalnızlığın ne kadar zor olduğunu çevrelerine hatırlatıyorlar. Şurası kesindir ki tek çocuklar, bazı şeyleri çok kardeşlilerden daha farklı yaşamaktadırlar.Pek çoğu başarılı olmak için kendisini baskı altında hissetmektedir ve anne-babalarını model almaya daha yatkındırlar. Tek çocukların kendilerine kardeş istemelerinin bir sebebi de, yaşlı ve hasta anne-babalarına bakma görevini paylaşmak istemeleridir. Evet, insanlar daha az çocuk istedikçe bir yandan problemli tek çocuklar ortaya çıkmakta; diğer yandan dünyada fakir-zengin dengesizliği fakirler aleyhine da bozulmakta ve nüfus giderek yaşlanmaktadır |
| Saat: 06:41 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık