![]() |
Ankara büyük şehir İçinde yoktur nehir İçimde var bir kahır Özlendin ey ankara Ankara büyüksün, yücesin Sanki aydınlık gecesin Her zaman usumdan geçersin Özlendin ey ankara (Serdar Sayıl-1982) Serdar Sayıl |
Aşk Hayatı Sevmek gibi geliyordu her şey, sevmek gibi gidiyordu kadın adının anlattığı,canın teni yakmasıydı, bir bulut evet ama aslolan bulutun suyu yağmasaydı... 'bir insanı sevmekle başlıyordu her şey' ve boşanmak için en az iki şahit gerekiyordu http://img159.imageshack.us/img159/966/featherrn6.gifYılmaz ERDOĞAN |
Buluşalım Mahşerde Sevmiştim seni Ferhat'ın Şirin'i Kerem'in Aslı'yı sevdiği gibi. Biliyorum. Sende sevmiştin ölesiye beni. Daha! Doyamadan birbirimize, Bir karakedi girdi, Aramıza. Yollarımız ayrıldı orada Hazan rüzgarlarının estiği yerde İkimiz de dalından koparılmış, Çiçekler, Gibi küstük şansımıza. Anladık ki! Seven gönüllere yer yok, Bu yalan dünyada. Buluşalım. Seninle hasret giderelim. Mahşerde Biz doyamadık birbirimize Tanrıdan tek dileğim, Ayrılık şerbetini tatmasın, Birbirini seven kalpler, Birleşsin Bütün gönülden sevenler. Muhammet Yağcıoğlu |
Gizli Tekne Kıyıda saklanmış bir tekne hazır. Telaşsız , duruyorsan önünde. Kürekler civarda. Bazen, çok yakınında futbol sahalarındaki gol çığlıkları veya pis suların damladığı duvarlar kahverengi. Ten hareler içinde kaplıyor aynayı: Tekne ışıl ışıl . Sözün hilekarlığı yaramıyor işe Kıskanma, dürüst ol kendine. Vuruşu küreklerin hafifleşecek sağol , diyeceksin. Hep yola çıkacakmışsın gibi ve kaygısız geride bıraktığın yararlı pek çok şey için evinde. Walter HÖLLERER |
Gülizar Ömür dediğin Gülizar Bana bir nefes gibi geldi. Sana bir kulaç. Bana neler neler engeldi. Çılgın sular sana aç. * Bilirim acıyor canın. Ay küstü sana. Güneş döndü yüzünü Bilirim kumsuzsun Pulsuzsun. Yunuslar küstü. Hamallar eve döndü Gülizar. * Yıldızlar düşünce şafta, Yeni sevgililer buldu Şımarmak için. Bilirim çok acıdı canın. Yerinden koptu kalbin. Denizciler sırt çevirdi, Bilirim naz küstü. Gemiler de ölür zamanı gelince Böyle batık kalır Kaptan gidince. Kimi çeker kaptanı Dibe inince Anladım Kaptan küstü. Anladım bitti uzak denizler, Sana kesilmek düştü Gülizar. Dilek Ünaldı |
YAĞMUR TANESİ Duyduğuma göre artık başkasını seviyormuşsun Oda seni seviyormuş Demek o da esmer ha! Onun da ellerinde tutuyor musun benim ellerimden tutuğun gibi Onun da gözlerine bakıyor musun benim gözlerime baktığın gibi Ona da bana dediğin gibi seni seviyorum diyor musun? Duyduğuma göre artık başka bir çocuk uzanıyormuş yanı başına Avucumun içinde kaybolan canım ellerin onun koynundaymış Utandığında kıpkırmızı olan canımın içi yüzüne dayıyormuş o sakallı pis yüzünü Söyle o esmer çocuğa dudakların altında bulunan beni Papatya kokusunu bilmem ama annem öyle derdi Güzel kızların saçları papatya kokarmış Papatya kokulu saçlarını Her defasında seni bana getiren canımın içi ayaklarına sakın dokunmasın Payım, paydam, odağım, duam Son şansımdın bir zamanlar Bak söylediğim şeylere Adamın kadını olmuşsun, Bırak seni, benini bile kıskanıyorum ondan Desene sana ne, sen istedin bunu Sen kendine bak Döneklik yapacak birini seversen bırakırda gider seni Yaslar bir başkasının göğsüne başını Bende seni seviyorum der. Bilmez ki yüreğin onda kaldı Başroldeyken figüran olduk be Şimdi çok uzaklardasın eski sevgilim Sen gururunla oynaş yosmam Bana yeter içtiğim sigaram Giderken bıraktığın resmin ve yüreğimdeki ağrı Bitmedi bir şey daha var Şimdi söyleyeceklerimi yanındaki sevgilin de duysun Bak zavallı çocuk Elini tuttuğun sevgilim dediğin öptüğün kollarına sardığın hatta yattığın Pis herif Onun elinden be tuttum onu ben öptüm O da bana dedi seni seviyorum diye Onu benim kadar tanıyamazsın Gözlerini güzelliğini saçlarının ne koktuğunu Bakışlarının hangi manaya geldiğini Ellerinde buluna nasırları benlerini Kaşlarını hangi yemekleri sevdiğini nasıl sarhoş olduğunu Sevdiği türküleri benim kadar bilemezsin Hiç bilmediğin bir şey daha var biliyor musun? Öyle bir tek edip gidişi var ki ah! Her neyse ona gül alacaksan kırmızı alma! Çünkü ona kırmızı gülü sadece ben verecektim Şimdi defol… canım orda mısın sana hala canım diyebiliyorum ne kadarda özlemişim sana canım demeyi canım. Hatırlıyor musun birbirimize ilk defa seni seviyorum dediğimiz günde çiseliyordu yağmur tanesi şimdi yine çiseliyor yağmur, ve ben artık seni şimdi hiç SEVMIYORUM ve ben seni hala Çok SEVİYORUM.. Ünal TORUN |
KALABALIK ölmek var şimdi şuracıkta... kaç kişi üzülür ki acaba... iki elin parmakları fazla gelir saymağa daha çok yaşamak lazım kalabalık olmalı cenaze... Sefer YEŞİLYURT... |
BIR GÜLEN YÜZÜM VARDI Bir gülen yüzüm vardı benim Kırık aynalarda Umutlarım vardı benim Bir yaralı kuşun kanadında Şimdi mutsuzsam eğer Bu sizin sucunuz değil Yalnızlığın kahrını çekmek Üzerime bir çığ gibi düştüyse Altında ölmek düşer bana Özledim durgun mavi suları Çocukluğumun saklandığı kıyıları Dalga seslerinin Çektiğim acı dolu yıllara Verdiği huzuru Telaşsız içimde martı kanadıyla Eve geç vakit dönmeleri Kara gözlerinde yıldızlar kayar Gecenin rengi ise saçlarında Yağmur olmuş sözlerin damlıyor Pencereme Kalbime saplanmış en güzel halin Akşam olunca doğuveriyor odama Denizde bir hüzün İskeleye vuruyor kendini Loş akşamların En tatlı saatlerinde Oturmuşum bir sahil bahçesinde Dalgalarla konuşuyorum Kimi insanları seviyor Kimi hayvanları Kimi de hayvan olduğu için insanları Kimi giyinmeyi seviyor Kimi soyunmayı Kimide çirkinliğini unutturmak için açılmayı Kimi devleti seviyor Kimi halkı Kimide devleti sevmediği için halkı Kimi arabasını seviyor Kimi evini Kimide bulduğu mağarayı Kimi parayı seviyor Kimi aşkı Kimide benim gibi .................... SEVGİLERLERİMLE İSMAİL GÜNER - |
MAVİDE EŞKİYA zamanı tutamadım ayı güneşe sevdamı sana bağlayamadım müebbet yedim sözüm yarım kaldı dilimde gönlüm dağlarda bir kuş sevdan deniz dibinde senin ki kör senin ki sağır benimkisi firarda kaç zamandır gören olmadı kendisi eşkiyadır mavide…. vurulsam derim vurulsam… .bir şafak vakti en *****cesine en olmayacak yerde bir donuk gülümseme ile baksam geriye hayat desem …. hayat… şah…. mat… Sefer YEŞİLYURT... |
Farzet Ki Farzet ki;geri gelmiş o gamsız devir Delicesine sevdiğin senin olmuş Bir bahar sabahı sahilde seninledir Yanan alnını alnına dayamışsın O incecik elleri ellerindedir Farzet ki;mazidir devamı yarının Sevdiğin başını dizlerine koymuş Bahar bahar kokan siyah saçlarının Her telini ayrı ayrı öpmektesin Ve tadı dudağında avuçlarının Farzet ki;buldun kış içinde baharı Rüzgar yine ılık ılık esmektedir Aynı şehirde,aynı deniz kenarı Köpükler,dalgalar ve sonsuz mavilik Tekrar yaşıyorsun hatıraları Farzet ki;denizde beraberce yüzmüş Sonra sıcak kumlara uzanmışsınız Yine evvela seni yalvartmış,üzmüş Ve dolanmış boynuna o sedef kollar Kumlar altın sarısı, dalgalar gümüş Farzet ki;doğup büyüdüğün yerdesin Caddeler aşina insanlar tanıdık Aksi kulağında sevdiğin sesin O dudakların tadı dudaklarında Velhasıl yine o eski günlerdesin Farzetme yeter yaşadığın bugündür Ne sevdiğin yanında ne o yerdesin Çekil garip odana ışığı söndür Söyle;'Nerdesin ey sevgili nerdesin?' Söyle; o türkü senin eski türkündür. Ümit Yaşar Oğuzcan |
Aşk İki Kişiliktir Değişir rüzgarın yönü, Solar ansızın yapraklar; Şaşırır yolunu denizde gemi, Boşuna bir liman arar. Gülüşü bir yabancının, Çalmıştır senden sevdiğini; İçinde biriken zehir, Sadece kendini öldürecektir; Ölümdür yaşanan tek başına Aşk iki kişiliktir. Bir anı bile kalmamıştır, Ataol Behramoğlu |
onbeş Yaş Yaşı onbeşe ermiş büyümeye karar vermiş ... artık o çocuk değilsin Karşı köşede gördüğüm bakışları kördüğüm .. artık o çocuk değilsin Sokağını yıprattığım yüreğini hoplattığım ... artık o çocuk değilsin Kaç defa daha büyüdük masumiyetten sürüldük ... artık o çocuklar değiliz O bahçe, o ev, sokak aynı mı? Yüreğinde biraz sevda kaldı mı? Onbeş yaşındaydık, aldın aklımı! ... artık o çocuk değilsin ... ama hala tek sevdiğimsin! Gül Ozan |
Yağmurun Altında Yirminci yüzyılı yaşadım Ertelenmiş bir yüzyıldı bu Yıkık bir sur yazgımızın uydusu Bekletir ömrü yürüyen ayla birlikte Bırakmaz günün adını koyalım. Yanıtsız bir yaşamdı erdemimiz Herkes içindi ve kimse içindi Okunmamış bir yazı, umudu doyuran, Duaları düşünmek neye yarar Kurgular tutuşturdu bacalardan. Yirminci yüzyılı taşıdım Tedirginliğimizin zorbalığıdır sanrılar Ve tohumun beklenmedik gürültüsüyle Çıplak su gibi yinelenir zaman Gökyüzünde usumuzun dirliği Aklın başarısızlığa uğradığı içtenlik Bir şive gibidir insan, ey öldürülmüş insan Bilinmeyen bir hayvana özgü bir ses gibi Sabırsız testi, hep dolar gibi olan Her şeyin sese dönüşeceği bilinemez ki! Yiminci yüzyılı yaşadım Parlak suyunda boğulmuş sahipsiz İnsan yeryüzünde durur, bulutlar Bulutlar düşümüzde doludizgin Soylu bir çılgınlıktı gündemimiz. Ellerinde oyuk gözlü idoller Yüreğimin yalanını besler üç güzel Bir dağın tepesinde buldum üç güzeli Ama ses yok, sessizlik yok, önce erte yok. Yirminci yüzyılı taşıdım Golgota' ya dirilemem ki, Taşlar arasında yabanıl erinç Ölümü diriltiyorduk hep Yaşam tabular arasında bir esinti. Mevsimler kurgularla oyaladı bizi Tarlaya bırakılmış bir at gibi Bağlı, yalnız ve özgür, Umudumuz sabrın tutamadığı ırmak Umutsuzluğumuz insan kalmak içindi. Yirminci yüzyılı yaşadım Dingin karştlıkların adını bulmalı Sel gibi kuruyor yaşlılık, gençlik Sanki melekleri gördük uzun saçları Tanrının unutkan kuzgunu idik. Nasıl unuturum ey doğa Bana bir diyeceğin vardı, kalakaldım, Vaktim yetmedi, ölüm kalım, Bütün yüzyılları yaşadım Vaktim yetmedi anlamaya. Yirminci yüzyılı taşıdım Atalardan kalma huysuzluk Kuşku, yeryüzü deliliği, Kıralımız doğuştan yarım Ama tanrımız Ara Ara idi. Yaşayamadım yirminci yüzyılı Kim yaşadı ki kendi yüzyılını Akarsuyun dilinden sezenimiz yok Orpheus' tan sonra ben geldim Giz dönüp baktığımız yerde kaldı. Görüp de bilenimiz yok. Ah acımasızdır uykusuz soru Delice zeytin yerdi atamız Homeros Biz yemezdik, aşılı zeytindi bizimki Suskun arpa, uyur uyanık harlı toprak Ama yüzyılımız hamdı, delice idi. Yirminci yüzyılı yaşadık O çağa bu çağa gömüldük Bir şey var, susar, bakar durur Ölümün soluduğu denizle varolan Gökyüzünden başka çağ yoktur. Oysa ne cok gecmis var, ne cok zaman Ne cok gelecek, ne az zaman Benzerlikle karşılaştık, susalım, Kapalı bir avuçtur sözcük Neden açıp da sormak ister insan? Sorup da dönenimiz yok. Hiçbir yüzyılı yaşamadım Tüy kuşun ruhudur, ses teni Hep anlar gibi oldum duvara vuran güneşi Nesne ve bilinç birdir, çağ atlattı beni Bir hoş bilmece içinde yaşadım. dingin ol ruhum, belki uzaklarda Bir yerde nicedir ilk dizeleri Yaratılıyor acıklı destanımızın Çağlar sonra hayranlıkla okunmak için Belki benzer umursamazlığımız kahramanlığa. Kalk dostum ormana gidelim Geyik sesleri içine çökelim Yeniden doğuş, kıvanç, uyum Kurgular bir yana, biz bir yana İlk kez düşünmeden görelim Martılar gibi yağmurun altında Melih Cevdet Anday |
Mahur Beste Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız O mahur beste çalar Müjgan'la ben ağlaşırız Gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız Yalnız kederli yalnızlığımızda sıralı sırasız O mahur beste çalar Müjgan'la ben ağlaşırız Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı Gittiler akşam olmadan ortalık karardı Bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra Sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara Simsiyah bir teselli olur belki kalanlara Geceler uzar hazırlık sonbahara Attila İlhan |
Seni Aradım... Seni aradım yıllarca Durmadan,usanmadan. Karınca yuvalarını eşeledim, Kartal yuvalarına çıktım, Üşenmedim, Yalçın kayalara. Aynı caddede Günlerce bekledim, Belki buradan Bir daha geçer diye. Kapıları çaldım Birer birer, Postacı gibi, Tüm perdeleri açtırdım, Belki Bi-yerde kapıya çıkar diye. Haber saldım deniz kızına, Resmini verdim, Tarif ettim, Kurye balıklarıma Belki tanır da bulurlar diye. Doğum servislerini dolaştım bir bir, Mezarlıklarda bekledim Okudum bir bir mezar taşlarını Belki Habersiz ………..diye. Deseler ki bir karpuzun içinde Ya da bir şişede, Kıracaktım, Tüm…………………..! Ve Deseler ki; O da seni arıyor, Bucak bucak, Belki de İnanmayacaktım Doğrudur belki diye! Muharrem Çetinkaya |
Seviyorum Seni Kördüğüm sevdalarına yandığımız sevgili İçimizden alıp giderken seni Sözlerden soyutlayıp Kelamsız ve selamsız gelişin gibi Gidiyorsun şimdi öyle mi Git. Yanarsa ardından yürek Ağlarsa gözlerim Bir damla yaş akıtırsam gidişine Namerdim. Sevdin de gidiyorsun öyle ya Sevdin de vakti doldu bana sevdanın İçinde bir ukde gibi kalmıştı gitmek senin Başardın işte gidiyorsun Dön demem sana Yollarına çıkıp yalvarmak mı asla Rüzgarın önünde savrulan yaprakları Sevdiğin kadar sevseydin sen beni Gidemezdin, gitmezdin Sen bendeyken elleri sevdin Benim üç beş yalanımı bahane edip kendine Ardına bakmadan kaçıyorsun Oysa senin yalanın ömrümün talanı Gider mi insan seviyorum deyip de Karanlık gecedir bana gelişin Gidişin şenliğim olsun Dönme bir daha sakın yıkılır yüreğim Seni görmeden yaşamayı da bilsin Ve öğrensin sevda ne yalandır ellerde Ne yıkımdır terk ediliş bir el uğruna Öğrensin, acısını tatsın yüreğim. Gözlerinde deli bir fırtınaydı yakaladığım Ölümü göze alırken uğruna Meğer bir yalandan ibaretmiş sevdan Ya da başkasının sevdasını verdin O başkasının yokluğunda bitmesin diye içinde Biterken bende senin el sevdan Sen gittin, Benim bilmediğim yaban yerlerde Birkaç pusu düşecek payına Sevdiği yerlerde, başka ellerle Düşlerin düşecek birer birer Zapt edilmesi imkansız düşmanın olacak Karanlıkta bekleyişlerin Gittin ve beklemem seni Dönme bana beklemeyeceğim sesini Sevdanı içimde sensiz yaşatacağım Sen benim dilimde duamdın Artık vazgeçtim senden Sevdan yaşama ümidimdi Hep böyle kalacak fakat sen olmayacaksın Yıllarını kemirecek yokluğum Belki umurunda olmayacak Yenilgisini tadacaksın bensiz yokluğun Dilinde hep bir inkar kalacak Sen beni hiç sevmedin Sevseydin gider miydin Yıllarımı yolunda yenilgisiz yakarken Adımı hırpalayıp sevdanın düşlerine Gözlerime bıraktığın yalandan sevmelerine inat SEVİYORUM SENİ Seni seviyorum gelmemene ve gitmene rağmen Beni bu yollarda yalnızlığıma satmana rağmen Düşlerimi yolunda çekinmeden harcayıp gitmene Beni ardımdan adamlığımla yargılayıp Sonra şerefimi bilmeden söylenenlere rağmen Bir yanılgı gibi sevmene Ve gerilerde kalan yüreğimin hatırına SEVİYORUM SENİ Çıldırsam da yokluğundan Ah etmem gidişine Varlığında bu sevda can çekişiyordu Yokluğunda aşkı çırılçıplak yaşıyor Gidişin sevdamın ilacı oldu şimdilerde Dönüşün olmasa da olur Ben seni gitmelerinle sevmedim mi Sen her gelişinde bırakma derken Biliyordum gideceğini Bu kez de dönüşün olmasın ne çıkar Yokluğun varlından hafif Ruhum isyanlarından kurtuldu sonunda Ve yangından geriye savrulan Bir ses gibi sevmem seni SEVİYORUM SENİ Zamansızlığında sevdaların Geçmişi olmadan Şimdisi yokken Geleceği kalmadan Zamansız ve amansız seviyorum seni Duyma sakın söylediğimi Dönme bir daha geri Yalvarmam bir daha Bir daha eyvallah etmem sana Bilirsin ki bu savaşta yenik benim yolunda Sen galipsin Dönme bana Yıkma vuslat umudunu gönlümün Yokluğunda yeter bana SEVİYORUM SENİ İlla gönlümün sultanısın İlla ömrümün darağacı Elbet benimde vardır düşlerim Gittin de kaldı yarım bütün sevinçlerim İhaneti tadalı beri gözlerinde İçimde yalınayak bir yangın Bir kor tutuşup sarıyor gezdiğimiz yollarda Her günüm yağmur Islanmadın sen bir kere sevdamla Bitmedin bende bitmeyeceksin Ölümler gelecek sen dönmeyeceksin Dizlerimiz bağı çözülürken sevdana Seni bir kez daha seviyorum Seni yalnız seviyorum SENİ SEVİYORUM Ardına bakmadan yüreğimin Yollarına çıkmadan senin Ve sevdalarının Yolumda ayrılığınla kol kola Ateş merdivenlerinde Mumdan düşlerimle eriyen bir beden ile Geçip gidiyorum yar bildiğime Aşkının ateşinde yanarak yıllar boyu Beklerim seni kimsesiz Talan edip bıraktığın benden kalanlarla Yarım yaşanmış ve eskimiş gençliğim kollarımda SEVİYORUM SENİ Nuh tufanı gibi yaktıkça ömrümü sevdan Umut seninle bırakıp kaçtıkça Ruhumda isyan gibi adın yankılandıkça Aşkın ile yanarak, toz duman Yağmur düşlerinde gülüşünün SEVİYORUM SENİ Kor ateşinde sevdamın, yangın gibi Ulu yurdunda dedemin ocakta har gibi Zemheri sözlerinde aşk var gibi Umudumu vururken sen, umut diye SEVİYORUM SENİ Varılmayan durağı gibi ömrümün Ezberimde düş çığım gibi sürdüğüm Aşk elinden dizeler içinde Leyla çölü sürgününde senden kalan Bahtımı karartıp gittiğin dünden Alevlerinde sevmelerimin Ters giden ömrümün yamacında Ruhumun isyana karıştığı her davamda Olmazsa olmazımsın sen SEVİYORUM SENİ Firak çığlığında savrulanlarla Aşk ateşinde senden bende yananlarla Tur dağında Musa’nın Hakka yalvarması gibi İçimde dışımda duasın sen Her dem zarında SEVİYORUM SENİ Kurt kuş yuvasında, dağlarında ömrümün Ellerim bomboş duada gördüğün Meleklerin safiyetinde sevdiğim Aşk içinde içimdesin ne var ki Leyla’m olsan da, olmasan da SEVİYORUM SENİ. Albatros Fatih Kemâl |
Sevdalı Şehit Yildizlari toplayip matarama koyarken Alnima degen kursun kaderimle bulustu Goturdu kursun beni uzaga otelere Geceye niyet etti safaklarla bolustu Yildizlari al gotur Nazli yarime yetir Ona gidemem ama Onu kabrime gotur Ah ana ben olurmuyum acep yok olurmuyum Nazli yarin dilinde Ad olur kalirmiyim Mataram yildiz dolu yar icin sakla anne Hergun benim yerime paptya kokla anne Kavusuruz otede duslerde bekle anne Ben nazlimdan ayrildim daglar daga kavustu Nazli yar beklemsin Kinayi saklamasin Sursun pamuk eline Kabrime gelsin anne Ah ana ben olurmuuyum Acep yok olurmuyum Nazli yarin dilinde Ad olur kalirmiyim Ahmet Şafak |
seni seviyorum EYLÜL BAKISLIM Bende olduğundan beri ne zaman aynaya baksam; kendimi bulamıyorum. Gözlerimde gözlerini, dudaklarımda gülüşünü görüyorum. Hep nefesini soluyorum, tenimde bir ürperti beliriyor. Koca şehir susuyor sadece sesin çınlıyor kulaklarımda. Bakabildiğim kadar ileride, dokunabildiğimce yakındasın ama hasret kalıyorum bebek yüzlüm gülüşüne. İstanbul gibi bakıyorsun bana, gizemli ve buğulu. Hem içinde olup, hem yalnız yaşamak bilsen ne kadar zor geliyor. Hayat kavgasını sürdürüyor sevdam. Aşk can çekişiyor gecelerimde. Tenine susuyorum Marmara’nın derinliklerinde. Yeditepe çalıyor sanki seni benden, yavaş yavaş tüketiyor. Gökyüzüne yıldızlarla tutunan peçesini çıkarıyorum karanlığın. Pencereden yatağına süzülen ay ışığı olmak, yüzünü sürdüğün yastık olup düşlerine avuç açmak için. Bedeninde serilmeliyim gece gibi. Meleklerin uyurken bıraktığı gülüşü seyretmeliyim başucunda. Kalmamı istermisin, yıldızlar bir bir gömülürken sabaha? dokunmamı istermisin ayaz düşen tenine? Hani utanmazlığın koynunda kendinle sevişmelerinde yanında olmamı istermisin ? Kuruyan teninde terden boncuklar yapabilirim, güzel bir melodideki piyano tuşları gibi dokunabilirim vücuduna, kıvrımlarınla ahenkli yaşayabilirim seni. Rüzgârın dağlarla kucaklaşmasını, dalgaların kıyılara cilvelerini getir aklına. Önce, süzülmelerini hisset kumlara köpüklerinin, sonra kızışan rüzgârla tut ellerimi. Tüm gücünle sarıl biçare kimliğime. Açlığımı, susuzluğumu, sırlarımı bitir gecede. İçimde kıpırdanışların, yüreğimde sıcaklığın, dudaklarımda titreyişleri sevdanın, tenimin ürpertisinde nefesin olmalı... Dağıt, hazan düşen yatağımı. Güneşim ol eylül gözlüm. ‘Seni istiyorum’ diye yutkunduğum nefesimi al dudaklarımdan, sırlarımı çöz öpüşlerinle. Ay gibi yum gözlerini geceye, yıldız gibi kay geç düşlerimden. Tadını bilmediğim, tenine düşmediğim hayal olmaktan çık, dökül şehvetinle. Söyleyemem sana yanan tenimi, kıvılcımı düştü bir kez içime. Kıvranışlarım kadar sessiz uykusuzluğum. Her dokunuşumda kendime, haykırışlarım suskunluğum aslında. Kendime sarılıp yatağın bir ucunda tüm ürkekliğimle gelişini beklerim. İçimden akan ılıklığı, sıcak sevdayı sana sunmak, sadece hayalinle bütünleşerek yaşamak çok zor be aşkım... ‘SEN’ bendeysen, benimsen.. Neden gecelere isyanım? Kirpikten bulutlarını arala artık, güneş gözlerinde kapalı kalmasın, Uyan! Dünya güneşe, ben sana kavuşayım. Seni seviyorum eylül bakışlım. Arzu Altınçiçek |
Anne Beni ***** dünyaya yaşa diye sen attın Şimdi bu hatana ağlama anne, Sen daha beni doğururken ağlattın, Şimdi ne yaptım diye ağlama anne! Anne sen bilemezdin böyle olacağını Suçun yok,ferah tut yüreğini,sıkma canını, Oğlunda düşe kalka öğrenir yaşamayı, Benim kaderime sen ağlama anne Anne ağlama,bak bende ağlayacağım, Kıracağım zincirleri,sana koşacağım Belki bir bayram sabahı yanında olacağım Benim yokluğuma sen ağlama anne ; Ana düşün beraber geçen günleri Kuranda zamanın varmı geri gelmesi, Resimlerime bakıpta üzülme sakın emi Benim hatırama sen ağlama anne. Şimdi uzaklardayım,ne olur bilmem halim Halim değil düşündüren,halindir halin İnsanlar binbir çeşit,kimi iyi kimi zalim En zalimleri ise,.., Boşveeer! Bende kalsın be anne Benim sevdama sen ağlama anne Bir sabah belki çıkar gelirim, O mübarek ellerinden doya doya öperim, Belkide önünde secdeye eğilirim, Beni görünce sakın ağlama anne Benim kaderime sen ağlama anne Biliyorum yine ağlıyorsun Sil gözyaşlarını,mutluluk oyunu oyna, Beni herzaman sev ama ağlama Bak ben ağlıyormuyum,sende ağlama Ağlama....Ağlama.....Ağlama! Serhat Çalışkan |
AÇIK Biz hep açık konuştuk. Gökyüzünden maviydi sözlerimiz. Sığ bataklarda değildik, kuşlar gibiydik, Uçarıydık. Gözlerimizde Şavkıyan parıltılar gibiydik. Biz iyiye iyi, güzele güzel dedik. Masallardan çekerdik mısraları, tülbent gibi. Yalnız, şiirlerde yalan söylemezdik, Umutlarımızda, hayallerimizde de yalancı değildik. Biz buğday tarlalarında buğday, Ağu yeşili bahçelerde ot, Trenlerde düdük sesiydik. Yıldızlara çobandık, değirmenlere su, Bozkırlara bulut gölgesiydik. Seller aktı gitti. Biz kaldık. Bulutlar uçtu gökyüzünden. Rüzgarlar darmadağın etti. Ne bahçesinden hayır var, ne güzünden. Akıl da bulutlar gibi çekip gitti. Nerden bilirdik, çalışmaktan Kocayacağını sevgililerin, Yaşamanın güzelliği kadar Hoyratlığını, bezginliğini... Biz kaldık, koyup gitti bahar, Her şeyi nerden bilirdik. Cahit Külebi Cebeci Köprüsü Cebeci köprüsünün üstü Karınca yuvasına benziyor, Hamallar, körler, topallar, Oturmuş nasibini bekliyor. Cebeci köprüsü yüksek Altından tren geçiyor, Ya benim aklımdan geçenler? Kimse bilmiyor. Şu dünya güzelim dünya Tıkır tıkır işliyor, İnsanlar insanlar insanlar Neden böyle çekişir durur Aklım ermiyor. Cebeci köprüsünün korkulukları Kara boyalı, Daha böyle köprülerden geçersin çok Cahit Külebi Şiiri gönderen kişi : 1 |
Üçüncü Şahsın Şiiri Gözlerin gözlerime değince Felaketim olurdu ağlardım Beni sevmiyordun bilirdim Bir sevdiğin vardı duyardım Çöp gibi bir oğlan ipince Hayırsızın biriydi fikrimce Ne vakit karşımda görsem Öldüreceğimden korkardım Felaketim olurdu ağlardım Ne vakit Maçka'dan geçsem Limanda hep gemiler olurdu Ağaçlar kus gibi gülerdi Bir rüzgar aklımı alırdı Sessizce bir cigara yakardım Kirpiklerini eğerdin bakardın Üşürdüm içim ürperirdi Felaketim olurdu ağlardım Aksamlar bir roman gibi biterdi Jezabel kan içinde yatardı Limandan bir gemi giderdi Sen kalkıp ona giderdin Benzin mum gibi giderdin Sabaha kadar kalırdın Hayırsızın biriydi fikrimce Güldü mü cenazeye benzerdi Hele seni kollarına aldı mı Felaketim olurdu ağlardım Attila İlhan |
UMUT GÜNEŞİ Güneşin eridiğini görmek; İnsanın hayatından ya bir nefes daha alıyor ya da Tertemiz bir soluk katıyor Umut İnsanın kendi güneşidir... SALİm GOK TAŞ |
Yanyana Bu gürül gürül otların yanı başında. Ağacın gölgesine değdi değecek Tam şeftalinin kokusu başlarken Öpüşmeye kıl kadar bitişik Akarsuyun burnunun dibinde Bu zulüm, bu haksızlık, bu işkence Melih Cevdet Anday |
Şimdi Sen Ağlarsın Şimdi sen, Gözlerimi düşürdüğüm Yağmura doygun bir bulut gibisin. Her çırpınışında Rüzgarıyla, Kanatlanan kirpiklerimden Akarsın Akarsın. Damlarsın, Toprağın susuzluğunda, kuruyan yüreğime. Şimdi sen, Bir kehribar güzelliğinde Siyah beyaz bir çizgi demeti gibisin. Yüzündeki bu çarpıcı hüznünle beni sen, Çizersin Çizersin. Kanarsın, Bağrımın arasında süzülen nehirlerime. Şimdi sen, Gülümseyen bu müstesna yüzünle Düşlerime bırakılan bir gül gibisin. Yaprağından fışkıran aşk kokunla sen, Yakarsın Yakarsın. Dökülürsün, İçimde dalga dalga coşan sevda denizlerime Şimdi sen, Şu saatlerde aklına her düşüşümle İstisnasız; Hüznünü dolayarak yüzünün tam orta yamacına, Kana kana, Bilirim ki, Ağlarsın Ağlarsın. Yanarsın, Alev alev tutuşan hüznünü bırakarak gözbebeğime. Ali Arslan ----------------------------------------------------------------------------- |
Dağlara Doruk beyaz, dere mavi; Etekler, yeşil çuhadan.. Dağlar, koskoca dünyayı İkiye böler ortadan... Ki nesi kalır dünyanın Dağları çeksen aradan? Kartal, süzülür yuvadan; Yuvası vardır kayadan. Dağlarda kartopu diye Birbirine ay atan Kızlar... ki dudakları al... Alları, değil boyadan. Dağ uykulariyle mahmur Yüzlerini, gün doğmadan, Seyrederler, ya suyun ya Ayın tuttuğu aynadan. Yaratırken şu dünyayı Yeri, göğüyle yaradan, Dağı sahiden yaratmış, Geri kalanı şakadan! Kurtlarına helâl olsun Ne alırlarsa ovadan! Kaynak: Kökler ve DallarArif Nihat Asya |
Senin için yağmurlar biriktiriyorum Ne zamanki dokunacaksın saçlarına ışıklar içinde doğan yeni bir gün gibi ben geleceğim Kimsesiz dağlar ve çöller dolaşan rüzgarları anlattım sana ve yağmurları damla damla O kadar yalnız o kadar yorgun rüzgar ve yağmurdur duvarların ardından gece yolcusu gibi kapına gelen Dokun şimdi saçlarına dokun, yağmurlarla ben geldim Boz bulanık gece yarısı can çekişirken ay ışığı rüzgar ve yağmurdur senin korkaklığında tenine dokunmak için can atan Dokun şimdi saçlarına dokun, yağmurlarla ben geldim Gecenin karanlığını aydınlatmaya çalışan solgun bir lambanın güçsüzlüğü ve senin gitmelere takılı emanet sevdanla erken biten rüyadır geç kalışımla gözyaşlarına karışan Dokun şimdi saçlarına dokun, yağmurlarla ben geldim Ruhunun mahzenine sakladığın o kadar yalnız o kadar derinlerde uçmayı unutan bir kuştur sevdan Gecenin bu saatinde titreyen damlaları süzülürken camdan Dokun şimdi saçlarına dokun, yağmurlarla ben geldim Atila IŞIK |
Kalbimden Sana Taç Mahal Yaptım- Sana ne verebilirdim? Bülbülü versem, Sabırsızdır, sitemlidir. Gülü versem, Gül yerinde güzeldir. Yıldızlar mı? Senin yanında sönük kalır. Ay; yüreğindeki mehtabı kıskanır.. Bendeki sana bakarak, Başladım mabedimi yapmaya. Kalbinin temizliğini kullanarak, Bembeyaz mermerler oluşturdum. Gözlerinden aldığım parlaklıkla, Mermerlerin içine, pırlanta koydum. Sevmeye doyamadığım ruhunla, Kubbe var oldu, tüm vakarıyla. İnsanca yaşamaktaki azminle, Minareler göklere uzandı, haşmetle. Bana akan sıcaklığınla, Duvarların her yerine, 'Seni seviyorum' yazdım. Yüreğinden taşan sevginle, Öyle bir bahçe oluştu ki, Kaşmir´deki Shalimar´dan görkemli. Şah Cihan görseydi, Sana gıpta ederdi. Mümtaz´a olan sevgisi, Seninkinin yanında azmış derdi. Üzgünüm canım.. İçimdeki seni, Hiçbir kalıba sığdıramadım. Yere, göğe koyamadım. Kalbimden sana yakışır, Taç Mahal yaptım. Şahı sen, Sultanı benim. Saltanatın ise, Yüreğim...! Nigar Yıldız 10.02.2004 (Açıklama - Taç Mahal: 1600’ lerde yaşanan trajik bir aşk öyküsü. Hint İmparatoru Şah Cihan, gözdesi Mümtaz Mahal’e aşık olur. Kaşmir’deki Shalimar bahçelerinde gizli gizli buluşur ve sonunda evlenirler. Ne yazık ki mutlulukları çok kısa sürer; Mümtaz Mahal hastalanır ve ölür. Karısının ölümüne çok üzülen Şah Cihan, onun anısına ünlü Taç Mahal’i yaptırır. Kendisi de ölünce buraya gömülür.) ---------------------------------------------------------------- |
Bir kasım yorgunluğu çöker Akşamüstleri kefenine girer Uzağım… anlarsın yalnızlığımı Anlarsın ve sessiz bir geceye kaçarsın Neden en çok gidenlerden oluruz Bir yerden bir yere Ve hep neden bir yerler kaçar bizden sessizce… Ben sensizliğin uykusuna yatar Kapatırım ışıklarını ruhumun Gece haracını ister Yağmuruyla uykularımı böler Gözlerim kelepçelenir sözlerine Ben bakıp da göremediğin her yerdeyim Susup kaldığın her sözde… Hiç göç almayan hep veren bir kent gibi ziyanım. Yıkılmış bir ev gibi viran Boş bir türkü söylerim Boş bir hayale girer susarım… Gecenin koynunda beslenirim Haram sütünü ****** defalarca ellenmiş göğsünden Taşlarda ezerim sesimi Sessizliğimi böler çığlığım. İç kanatan bir sis altında kalır koca şehir Ben koca bir şehrin altında kalırım. Şehrin damarlarında kan değil irin dolaşır Mağlup bir ordu gibi yağmalanırım Yağmalandıkça sunulurum masalara bir ****** gibi. Bir kasım yorgunluğu çöker Bir sözün bin susuşa gebe kaldığı an gelir Ben…be…b…n barış demirel |
Utanç bir gün seni bir ata bindireceğim ponilerin en küçüğüne / zira sen küçük bir çocuksun henüz dudaklarında iki çiy damlası en korkuncu düşlerimin beni en çok utandıranı dün seni gördüm avuçlarımda iki mandalina dilimi parmakların -günbatımı solgun ve ölü bir yüz koynuma seni sakladım teninde muson yağmurları üç beş köpük bir o kadar yosun bağışla çocuk koyacak yer yoktu ziyan olmadı dudaklarım -mevsimlerden güz şimdi; mor saçlı bulutun peşinden koşuyorsun mağaradaki yitik çığlıklara belki sesimi arıyorsun getirdiğin iki inci avuçlarında eğilerek -eflatun giysilerle olacak ölümümüz gecede üveyik sesleri var bırak ellerimi gideyim / zira sen küçük bir çocuksun henüz Fadıl Oktay |
Dalından kopan yapraklar gibi Savrulup gitmeliyim rüzgarlarda Katık olmalıyım karışmalıyım Bana katık olan toprağa Taze bir dal gibi fışkırmalıyım yerden Tutmalıyım elinden aşkın sevdanın sevginin Süzülmeliyim gözlerine Kirpiklerinin gölge yaptığı yerden Çınar ağacı olmalıyım kapına Kurbanlık koyun gibi yüreğim Adak etmeliyim kesmeliyim yoluna Bir parmak kan olmalıyım alnına celal aksu |
Aşk Mevsimi Bahar dallara konmuş Aşk bülbülleri öter seherlerde Deniz, masmavi nemli gözleriyle bakar Dalga dalga sevdâ vurur rıhtımlara Güneşin ışıkları şefkâtle okşar bulutların bembeyaz kabaran saçlarını Aşk mevsiminin esen yelleri yalar dağların yamaçlarını Tabiat, çiçek desenli elbisesini giyer rengârenk Ağaçlar yemyeşil bir renge bürünür Kuşlar aşk nâğmelerini yayar etrâfa binbir âhenk Nehirler sarmaş dolaş olur sevgiyle köpürerek Gözlerim, gözlerinde yeşerir aşkına kanarak Sevdâna bulanır yüreğimin dört bir yanı Aşkı ben gözlerinden içerim yudum yudum Buluşur ellerimiz bir çift güvercin misâli Kanatlanır sevgimiz, bir kuş gibi yükselir göklere Sevdâ yağmurları yağar alev alev tutuşan çöllere Aşkınla yanar kavrulurum, karışırım küllere (16 Ocak 2007/ İstanbul) Timur İlikan |
İtiraf ettim kendime dün gece Gösterişli kelimeler kullanmadan Sözümü kesmeden dinledim sessizce Sustum soru sormadan Kendimi seviyorum dedim önce Özür diledim ardından Üzdüğüm için günlerce Unuttum dedim hepsini Bir defa gülünce caner yatan |
Garip Türkü Yolun yarısına geldim Hem ağladım hem de güldüm Gonca oldum gül açıldım Hazan vurdu erken soldum Ağla kara gözlüm ağla Al üstüne kara bağla Gelmez isem bağrın dağla Gurbet elde garip oldum Bülbül gibi düştüm zara Bu yarayı kimler sara Var git kabristanda ara Anla ki ben bugün öldüm Ömür geçiyor durmadan Halimden haber sormadan Düşümü hayra yormadan Ölümü hakikat buldum Latif Öz |
Bir kalem olsam! ... Seni yazardım deryalara Yıldızlara, güneşe ve aya Koşardık seninle Yelken açardık sevdalara Bir kalem olsam! ... Seni yazardım unutulmaz sevdalara Bir defter olsam! ... Seni çizerdim tüm sayfalara Okyanusa, bulutlara, yeşil ağaçlara El ele binerdik aşk gemisine Açılırdık sonsuzluğa Bir defter olsam! ... Seni çizerdim sevdalı yüreklere Bir güvercin olsam! ... Kanat çırpardım yüreğine Sevgine, aşk dolu sözlerine Diz dize otururduk hasret pınarına Akardık su misali yanan yüreklere Bir güvercin olsam! ... Sana uçardım tüm sevgimle Bir güneş olsam! ... Sana doğardım hasretimle Özleminle, yanan yüreğimle Seni ısıtırdım dünyanın yerine Çiçekler yerine sana hayat verirdim Sımsıcak nefesimle Bir güneş olsam! ... Sana gülerdim dim tüm sevgimle Ama ben........ Ne kalem, ne defter, Nede güvercinim Nede dünyaya hayat veren güneşim Bir garip Morpheu'um sana tapan Aldım yüreğimi elime Sana geliyorum Belki aşk dolu kalbine Kabul edersin diye........ mustafa yiğit |
Angelir Ölürüm Bende an gelir ölürüm bende kalmaz bakışlarımdaki manada manasızlıkta silinir ismim hatıralardan gecenin kör bir yerinde an gelir ölürüm bende dostların aklına düşerim bazen anar geçerler bir fısıltı olurum kaldırımlarda sabahın ıssız seherinde an gelir ölürüm bende ardımda kalanları dağıtırlar fakire fukaraya sanki günahlarıma bedel olacakmış gibi ne seviştiğim ******ler ne onların kokusu bir tek yazdıklarım kalır geriye an gelir ölürüm bende iyi adamdı derler yada içlerinden küfrederler rüzgar olur eserim bir çift ağacın gölgesinde an gelir ölürüm bende aşıktı derler sevmişti derler lakin fayda etmez sevgide aşkta ölüme an gelir ölürüm bende kaybolurum azrailin kan kırmızı pençesinde Fatih Çınar |
Gidelim gidelim gidiyorum ben bir cevherli yola gelin gardas hep beraber gidelim olurya belki kabede veririz mola gelin dostlar biz bu yola gidelim soyle bak etrafina alemde gark ol sevgi sevkat merhametle ask dol bir daha gecmez ele bu kiymetli yol gelin canlar biz bu yola gidelim istedigi sadece dogruluktur bizden vaz geciyor tovbeyle her kotu izden hic birsey istemiyor hak teala sizden gelin gardaslar hep beraber gidelim yasar kulun canim feda senin yoluna allahim merhamet et aci kuluna sesleniyorum evlisine duluna gelin gardas hep beraber gidelim neden bakmaz o kor gozler gunese aya hadi onlari gormedin bak akan su caya pisman olup kalirsin bak sonra yaya gelin canlar biz bu yola gidelim daha ne beklersin kitabullah yeter daha ne beklersin habibullah yeter daha ne beklersin yuce allah yeter gelin kullar biz bu yola gidelim 13-12-2005 yasar gurlek rotterdam hollanda Yasar Gurlek |
Sis ve portakal mevsimi omuzlarında yanan ateşi körükler izzetiyle gözlerinde emr-i bil maruf kuşları portakal mevsimine uçar elleri körlük aptallığın senedine yazılmış tarihtir şaklar kırbacı şırak şırak şırak mevsimler bilindik öykülerdir elbet zarına sarılmış solucanlar anlatacak seçilen bir sistir zaman susacak susacak ve uyanacak kirletme ellerimi ey duyulmayan ses bu nehirler durdurulamaz akacak ve akacak yatağımda saklı dilleriyle yılanlar göğsüme dayayacaklar ağızlarını tıslayarak oklanacak şefkât allamasıyla kaldırımlar başlarında kısalan gölgelere afyon ve efsun hatırla denilecek bir sabah kulağına karartma ayinlerinde sesin duyulacak bu nehirler durdurulamaz akacak ve … A.Baki... |
Hüzün bulutlarını sil at gözlerinden Kanat aç mutluluğa, uç badem gözlüm Sitem kırıntılarını kopar yüreğinden Aşk deryasına yelken, aç badem gözlüm Derdi kederi hep mazide bırak Mutsuzluk yüreğine olsun ırak Tüm kötü anılara beraber kuralım tuzak Sevinçlerle geleceğe, bak badem gözlüm Izdırap kartalının kır kanatlarını Gönül güvercinine ver sevdalarını Daldır aşk denizine doldur yüreğini Sevda sarayımda bir ömür, kal badem gözlüm Ayrılık şahinini salalım dağlara Binelim aşk vapuruna açılalım deryalara Bir ömür beraber kalalım baş başa Hüzün dolu gözyaşlarını, sil badem gözlüm Neden bu hüzün, bu ızdırap, bu sitem Ömrün hep acılarlamı geçecek bitanem Gönül kapından girmeden gitmem Aç kollarını Morpheus'a, koş badem gözlüm mustafa yiğit |
Belki Yine Gelirim Cemile Çakır hocaya Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü Bir gök gürlese bari diyorum, bir sağnak patlasa bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse ama bir tufan az mı gelir yoksa, yine de yırtılan ve parçalanan birşeyler olmalı mutlaka hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler Oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent ne kadar dingin görünüyor bana şimdi gökyüzü Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan kadınları güzelleştiren herhalde onlardı "Tükürsem cinayet sayılır" diyordu birisi tükürsek cinayet sayılıyor artık ama nerde kaldılar, özledim gülüşlerini onların Uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara tek yaprak bile kımıldamıyor nedense ve tek tek söndürüyor ışıklarını varoşlar alnımı kırık bir cama yaslıyorum, kanıyor kanımın pıhtılarında güllerin serinliği ve fakat bir cellat gibi yetişiyor pusudaki Dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük Yaşamak neleri öğretiyor, düşünüyorum okuduğum bütün kitaplar paramparça çıkıp dolaşıyorum akşamüstleri bir başıma bir uçtan bir uca yalnızlıklar oluyor kent bulvar kahvelerinin önünden geçiyorum sırnaşık aydınlar, arabesk hüzünler bir gazete sayfasında sereserpe bir yosma Sesler gittikçe azalıyor, kuşlar azalıyor ve ne zaman yolum düşse vurulduğun yere kızgın bir halka oluyor boynumda o sokak Hüznü yalnız atlarımız duyuyor artık biz çoktan unutmuşuz böyle şeyleri ama içimde bir sırtlanın dalgın duruşu ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük İçimde zaptedilmez bir kırma isteği dizginlerini koparan bir at sanki bu soluksoluğa kalıyorum her sonbahar ve sevgilim ne zaman hoşgörülü olsa bir yolculuk düşüyor aklıma, gidiyorum bütün gençliğim böylece geçip gitti işte ama hala bir şeyler var vazgeçemediğim Hangi duvar yıkılmaz sorular doğruysa birgün gelirsek hangi kent güzelleşmez şiirlerim bir dostun vurulduğu yerde yakıldı geri almıyorum külleri yangınlar çıksın diye Devriyeler çıkart şimdi, bütün ışıklarını söndür sorduğum hiçbir soruyu geri almıyorum ey sokak ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir bir gök gürlese bari diyorum, bir sağnak patlasa bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem oysa ne kadar sakin sokaklar, kent ve bütün yeryüzü ipince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün Ahmet Telli |
Hüzün Devi Kanayan yarama dert merhemi sürülür. Neşteriyle hüzün devi tabibim olmuş. Şu divane gönlüm gamdan gama sürülür. Vurmuş o gözlerin, ecel sebebim olmuş. Necmi Ünsal |
Anlatamıyorum Ağlasam sesimi duyar mısınız, Mısralarımda; Dokunabilir misiniz, Göz yaşlarıma, ellerinizle? Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu Bu derde düşmeden önce. Bir yer var, biliyorum; Her şeyi söylemek mümkün; Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum; Anlatamıyorum. -------------------------------------------- Bekliyorum Bekliyorum Öyle bir havada gel ki, vazgeçmek mümkün olmasın! ------------------------------------------------- Yolculuk Yolculuk niyetinde değilim. Fakat böyle bir iş yapmaya kalksam Doğru İstanbula giderim. Beni bebek tramvayında görünce Ne yaparsın acep? Mamafih söylediğim gibi Yolculuk niyetinde değilim. ---------------------------------------------------------------- Şaheserim Aşık olduğum zamanlarda Şiir yazmak adetim değildi. Halbuki asil şaheserimi Onu en çok sevdiğimi Anladığım zaman yazdım. Onun için bu şiiri İlk önce ona okuyacağım. Orhan Veli Kanık |
Aşk'a Rüzgarsız değirmenler gibi Sebepsiz yoruyorum ellerimi.. Alt tarafı bir ben varım Ve bir de duran ense kökümde Ortada kalmışlığım Öylece… Biriktirdiğim yalnızlığım.. 'Hüzün' adın Adım 'hüzün' Yüzüm yüzün.. benna hatun |
Yavrum'a Ey benim adını, Ey benim yumuk ellerinin tadını bilmediğim, Ey benim öpüp; yüzünü kaşını, gözlerinin yaşını Dudaklarımla silmediğim yavrum! Belki okadar tatlı ki gözlerin Rüyasız uykulara benziyor. Belki ılık, serin, baharda sulara benziyor. Belki yıldızsız geceler gibi kara, Belki cevapsız bilmeceler gibi derin Benziyor ufuksuz ufuklara! Ellerin avucumda, adın dilimin ucunda. Oğlum Demir, hayır belki kızım Svetlana. Ne yazık, ne yazık ki sana bir defacık olsun bakamadım. Gözlerine su gibi, uyku gibi akamadım... Ey benim adını Ey benim yumuk ellerinin tadını bilmediğim, Ey benim öpüp yüzünü kaşını, gözlerinin yaşını, Dudaklarımla silmediğim Yavrum.... Nazım Hikmet Ran - |
Sabır nârından sonra, Çok bekledim. Hardan ve dumandan, Oluşan bulutların gelişini Rüzgâra ha gayret dedim; Hadi biraz daha Son bir gayretle Bir de ben üfledim Yoğunlaşırken gözümde Buğulu umutlarım Sevda yüklüydü Benim bulutlarım Güneş, Bulutlara devrederken nöbeti Pür telaş olurdu. Duramazdı umutlarım yerinde Başlardı bende, Acemi duyguların perişanlığı Her bulut, Yağmur taşımazdı belki Gözlerim ne kadar, Dolsa buğulansa da Çakan her şimşekte, Yağmazdı yağmurum Sevda yüklüydü, Benim bulutlarım. Nöbeti devralınca, Taşırdım yağmuru Bir çift bakışın, Yeterdi yağdırmaya Gözlerinin ışığı üzerime, Şimşek gibi çakınca Bir gök gürlemesiyle fısıldarım Sevgi çığlıklarını kulaklarına Kendimi eritir, yağardım Serin serin, damla damla Kuraklıktan çatlamış Susuz dudaklarına... cengiz güzar |
sen gitmeleri kurutsan bende bir güneş olsam ışıklarım ayaklarının altında kırılsa aralasan gözlerini kırpmadan sende beni göz ucu bakışlarınla yakar mısın * sen hazan uğultusu bende bir yaprak olsam derin bir vadiye sürüklensem rüzgarlarla beklesem seni sende beni serinliğin kendisinde bırakır mısın * sen deniz bende bir dere olsam akmayı kuruyarak unutsam kaldırsam başımı derenin yatağından sende beni elimden tutup bırakır mısın * sen renklerin gökkuşağı bende çıplak bir renk olsam solan tenime bir kere dokunsan büyüyüp çiçeklensem renklere bulansam sende beni renklerinin sağanağında giydirmez misin * sen kör bende bir göz olsam baksam sana doymadan versem bendeki gözü sana yine de bana, bir kere olsa bile, dönüp bakmaz mısın |
Mor dağların ardından gülen Eski bir piyano zımbırtısı Raks eder saçlarının uğultusunda Vaktini bekleyen güller gibi gelmeyi Endamını gözlemeksizin gülmeyi soner zengin |
Deniz kabardı dalgalarmı kovuyor bizi sahilden bağrışan sürü martılarmı? çekildi koyboldu balıkçılar,balıkçınlar karabataklar bir varlar bir yoklar saymıyorum onları. yağmur batıyor ince ince dost bildiğim herşey kaçıyor gibi... ve ben bugün bu halimde burada kalmalıyım. deniz alır,avutur ancak kederimi. nerede yıldızlarım? sindinizmi,sis pus ardındamı kaldınız? kaçtınızmı,kortunuzmu yanlızlığımdan? yok işte parıldıyan gözleriniz... in cin yok kıyıda,bir ben kalmışım körfezde birini çaresizce bekliyen Şimdi bu şehri terketmekmi lazım sen gittin diye bitip tükenmekmi lazım bir kerre ölmez insan o herkesin bildiği kurtuluşumdur asıl cehennemi şimdi yaşıyorum ben bu alemde tas tamam yok oluşumdur bu kıyı,bu körfez ve işte buda ben ortasındayım ömrümün amma tercihlerimin sırtında, ya denizin dibinde olurum seninle... yada kaybolurum dalgalarında denizimin. halil ibrahim uysal |
tün sürekli birlikte yaşanan bir ana baba gibi tün ve gün birleştikleri anın ensest çocuğudur hüzün ikliminde yaşar yarasaya dönüşen kızböcekleri ve yarasalar gibi kördür hüznün gözleri / sadece ve yalnızca ; kendisine yenilenleri utku gibi algılar ölü orduların generalleri / uzun bir yol geçiyor yüreğimden kalanı yok gideni sen uzağına düşüyorum gün be gün sıradan ihanetlere gömüp sevgileri yok edip içime yol gösteren fenerleri öteye attığın her adım adıma yazılan ölüm emri .. Orhun BASAT |
Gönüllere Ak da Gel Gönül nazlı bir gülse Onu sakın soldurma. Tek şakıyan bülbülse Kafeslere koydurma. Sevdalıysan hep dolaş Yaşadıkça acı çek. Ol gönlünle arkadaş O hep seni sevecek. Sevdikçe hep onu an Gönlün alır bal tadı. Yüreğinle daim yan Dursun artık feryadı. Yaşandıkça bu keder Gönül ağlar sızlanır. Dönmedikçe bu kader Âşıklar hep nazlanır. Kastın onu kırmaksa Yüreğini yıkıp geç. Kastın oda atmaksa Sevgisini yakıp geç. Halid evin yak da gel Göçen kuşlar gibi uç. Gönüllere ak da gel Sevmek değil elbet suç. halid ertuğrul |
Tutsak Düşmüş Çığlıklarım Var... bakışların kuytulanıyorken yüreğimde düşlerim düşer gecenin koynundan düş (le)mek acı / yokluklar tenhasında... en baştan harlanmış yangınlarım var üşümüşlüğünde yüreğimin talan görmüş şehirlerim / mağlup... kırılgan adımlar atıyorum parçalanmış topuklar inadına sen gidiyorsun... ben susuyorum.... küsüyorum her anına gençliğimin yumruklar sınıyorum sonra sensizliğin duvarlarında tutsak düşmüş çığlıklarım var feryadında ömrümün karanlıklarda (d)üşüyorum yangın yeri sokaklar inadına sen gidiyorsun... kan kusuyorum... İmdat Özcan |
| Saat: 20:25 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık