MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

Misafir 23 Şubat 2007 14:56

Ankara büyük şehir
İçinde yoktur nehir
İçimde var bir kahır
Özlendin ey ankara

Ankara büyüksün, yücesin
Sanki aydınlık gecesin
Her zaman usumdan geçersin
Özlendin ey ankara

(Serdar Sayıl-1982)
Serdar Sayıl


Misafir 23 Şubat 2007 15:00

Aşk Hayatı
 
Sevmek gibi geliyordu her şey,
sevmek gibi gidiyordu kadın
adının anlattığı,canın teni yakmasıydı,
bir bulut evet ama aslolan
bulutun suyu yağmasaydı...

'bir insanı sevmekle başlıyordu her şey'
ve boşanmak için
en az iki şahit gerekiyordu
http://img159.imageshack.us/img159/966/featherrn6.gifYılmaz ERDOĞAN


Misafir 23 Şubat 2007 15:05

Buluşalım Mahşerde

Sevmiştim seni
Ferhat'ın Şirin'i
Kerem'in Aslı'yı sevdiği gibi.
Biliyorum.
Sende sevmiştin ölesiye beni.


Daha!
Doyamadan birbirimize,
Bir karakedi girdi,
Aramıza.
Yollarımız ayrıldı orada
Hazan rüzgarlarının estiği yerde
İkimiz de dalından koparılmış,
Çiçekler,
Gibi küstük şansımıza.


Anladık ki!
Seven gönüllere yer yok,
Bu yalan dünyada.
Buluşalım.
Seninle hasret giderelim.
Mahşerde


Biz doyamadık birbirimize
Tanrıdan tek dileğim,
Ayrılık şerbetini tatmasın,
Birbirini seven kalpler,
Birleşsin
Bütün gönülden sevenler.





Muhammet Yağcıoğlu


Misafir 23 Şubat 2007 15:07

Gizli Tekne

Kıyıda saklanmış bir tekne
hazır.
Telaşsız ,
duruyorsan önünde. Kürekler
civarda.

Bazen,
çok yakınında
futbol sahalarındaki gol çığlıkları
veya
pis suların damladığı duvarlar
kahverengi.

Ten hareler içinde
kaplıyor aynayı:
Tekne ışıl ışıl .

Sözün hilekarlığı
yaramıyor işe
Kıskanma,
dürüst ol kendine.
Vuruşu küreklerin hafifleşecek
sağol , diyeceksin.

Hep yola çıkacakmışsın gibi ve
kaygısız
geride bıraktığın
yararlı pek çok şey için
evinde.


Walter HÖLLERER


Misafir 23 Şubat 2007 15:10

Gülizar

Ömür dediğin Gülizar
Bana bir nefes gibi geldi.
Sana bir kulaç.
Bana neler neler engeldi.
Çılgın sular sana aç.
*
Bilirim acıyor canın.
Ay küstü sana.
Güneş döndü yüzünü
Bilirim kumsuzsun
Pulsuzsun.
Yunuslar küstü.
Hamallar eve döndü Gülizar.
*
Yıldızlar düşünce şafta,
Yeni sevgililer buldu
Şımarmak için.
Bilirim çok acıdı canın.
Yerinden koptu kalbin.
Denizciler sırt çevirdi,
Bilirim naz küstü.

Gemiler de ölür zamanı gelince
Böyle batık kalır
Kaptan gidince.
Kimi çeker kaptanı
Dibe inince
Anladım
Kaptan küstü.

Anladım bitti uzak denizler,
Sana kesilmek düştü
Gülizar.

Dilek Ünaldı


nisan_yagmuru 23 Şubat 2007 17:25

YAĞMUR TANESİ

Duyduğuma göre artık başkasını seviyormuşsun
Oda seni seviyormuş
Demek o da esmer ha!
Onun da ellerinde tutuyor musun benim ellerimden tutuğun gibi
Onun da gözlerine bakıyor musun benim gözlerime baktığın gibi
Ona da bana dediğin gibi seni seviyorum diyor musun?

Duyduğuma göre artık başka bir çocuk uzanıyormuş yanı başına
Avucumun içinde kaybolan canım ellerin onun koynundaymış
Utandığında kıpkırmızı olan canımın içi yüzüne dayıyormuş o sakallı pis yüzünü
Söyle o esmer çocuğa dudakların altında bulunan beni
Papatya kokusunu bilmem ama annem öyle derdi
Güzel kızların saçları papatya kokarmış
Papatya kokulu saçlarını
Her defasında seni bana getiren canımın içi ayaklarına sakın dokunmasın

Payım, paydam, odağım, duam
Son şansımdın bir zamanlar
Bak söylediğim şeylere
Adamın kadını olmuşsun,
Bırak seni, benini bile kıskanıyorum ondan
Desene sana ne, sen istedin bunu
Sen kendine bak
Döneklik yapacak birini seversen bırakırda gider seni
Yaslar bir başkasının göğsüne başını
Bende seni seviyorum der.
Bilmez ki yüreğin onda kaldı
Başroldeyken figüran olduk be
Şimdi çok uzaklardasın eski sevgilim
Sen gururunla oynaş yosmam
Bana yeter içtiğim sigaram
Giderken bıraktığın resmin ve yüreğimdeki ağrı

Bitmedi bir şey daha var
Şimdi söyleyeceklerimi yanındaki sevgilin de duysun
Bak zavallı çocuk
Elini tuttuğun sevgilim dediğin öptüğün kollarına sardığın hatta yattığın
Pis herif
Onun elinden be tuttum onu ben öptüm
O da bana dedi seni seviyorum diye
Onu benim kadar tanıyamazsın
Gözlerini güzelliğini saçlarının ne koktuğunu
Bakışlarının hangi manaya geldiğini
Ellerinde buluna nasırları benlerini
Kaşlarını hangi yemekleri sevdiğini nasıl sarhoş olduğunu
Sevdiği türküleri benim kadar bilemezsin
Hiç bilmediğin bir şey daha var biliyor musun?
Öyle bir tek edip gidişi var ki ah!

Her neyse ona gül alacaksan kırmızı alma!
Çünkü ona kırmızı gülü sadece ben verecektim
Şimdi defol…


canım orda mısın
sana hala canım diyebiliyorum
ne kadarda özlemişim sana canım demeyi
canım.
Hatırlıyor musun
birbirimize ilk defa seni seviyorum dediğimiz günde çiseliyordu yağmur tanesi
şimdi yine çiseliyor yağmur,
ve ben artık seni şimdi hiç SEVMIYORUM
ve ben seni hala Çok SEVİYORUM..

Ünal TORUN


Misafir 23 Şubat 2007 17:30

KALABALIK

ölmek var şimdi şuracıkta...

kaç kişi üzülür ki acaba...

iki elin parmakları fazla gelir saymağa

daha çok yaşamak lazım

kalabalık olmalı cenaze...

Sefer YEŞİLYURT...


nisan_yagmuru 23 Şubat 2007 17:34

BIR GÜLEN YÜZÜM VARDI

Bir gülen yüzüm vardı benim
Kırık aynalarda
Umutlarım vardı benim
Bir yaralı kuşun kanadında
Şimdi mutsuzsam eğer
Bu sizin sucunuz değil
Yalnızlığın kahrını çekmek
Üzerime bir çığ gibi düştüyse
Altında ölmek düşer bana

Özledim durgun mavi suları
Çocukluğumun saklandığı kıyıları
Dalga seslerinin
Çektiğim acı dolu yıllara
Verdiği huzuru
Telaşsız içimde martı kanadıyla
Eve geç vakit dönmeleri

Kara gözlerinde yıldızlar kayar
Gecenin rengi ise saçlarında
Yağmur olmuş sözlerin damlıyor
Pencereme
Kalbime saplanmış en güzel halin
Akşam olunca doğuveriyor odama

Denizde bir hüzün
İskeleye vuruyor kendini
Loş akşamların
En tatlı saatlerinde
Oturmuşum bir sahil bahçesinde
Dalgalarla konuşuyorum

Kimi insanları seviyor
Kimi hayvanları
Kimi de hayvan olduğu için insanları
Kimi giyinmeyi seviyor
Kimi soyunmayı
Kimide çirkinliğini unutturmak için açılmayı
Kimi devleti seviyor
Kimi halkı
Kimide devleti sevmediği için halkı
Kimi arabasını seviyor
Kimi evini
Kimide bulduğu mağarayı
Kimi parayı seviyor
Kimi aşkı
Kimide benim gibi ....................

SEVGİLERLERİMLE
İSMAİL GÜNER -


Misafir 23 Şubat 2007 17:40

MAVİDE EŞKİYA
zamanı tutamadım

ayı güneşe

sevdamı sana bağlayamadım

müebbet yedim

sözüm yarım kaldı dilimde

gönlüm dağlarda bir kuş

sevdan deniz dibinde

senin ki kör

senin ki sağır

benimkisi firarda kaç zamandır

gören olmadı

kendisi eşkiyadır mavide….

vurulsam derim

vurulsam…

.bir şafak vakti

en *****cesine

en olmayacak yerde

bir donuk gülümseme ile baksam geriye

hayat desem ….

hayat…

şah….

mat…

Sefer YEŞİLYURT...


nisan_yagmuru 23 Şubat 2007 17:45

Farzet Ki

Farzet ki;geri gelmiş o gamsız devir
Delicesine sevdiğin senin olmuş
Bir bahar sabahı sahilde seninledir
Yanan alnını alnına dayamışsın
O incecik elleri ellerindedir

Farzet ki;mazidir devamı yarının
Sevdiğin başını dizlerine koymuş
Bahar bahar kokan siyah saçlarının
Her telini ayrı ayrı öpmektesin
Ve tadı dudağında avuçlarının



Farzet ki;buldun kış içinde baharı
Rüzgar yine ılık ılık esmektedir
Aynı şehirde,aynı deniz kenarı
Köpükler,dalgalar ve sonsuz mavilik
Tekrar yaşıyorsun hatıraları

Farzet ki;denizde beraberce yüzmüş
Sonra sıcak kumlara uzanmışsınız
Yine evvela seni yalvartmış,üzmüş
Ve dolanmış boynuna o sedef kollar
Kumlar altın sarısı, dalgalar gümüş

Farzet ki;doğup büyüdüğün yerdesin
Caddeler aşina insanlar tanıdık
Aksi kulağında sevdiğin sesin
O dudakların tadı dudaklarında
Velhasıl yine o eski günlerdesin

Farzetme yeter yaşadığın bugündür
Ne sevdiğin yanında ne o yerdesin
Çekil garip odana ışığı söndür
Söyle;'Nerdesin ey sevgili nerdesin?'
Söyle; o türkü senin eski türkündür.

Ümit Yaşar Oğuzcan


Misafir 23 Şubat 2007 18:30

Aşk İki Kişiliktir

Değişir rüzgarın yönü,
Solar ansızın yapraklar;
Şaşırır yolunu denizde gemi,
Boşuna bir liman arar.
Gülüşü bir yabancının,
Çalmıştır senden sevdiğini;
İçinde biriken zehir,
Sadece kendini öldürecektir;
Ölümdür yaşanan tek başına
Aşk iki kişiliktir.

Bir anı bile kalmamıştır,

Ataol Behramoğlu




the_pretty 23 Şubat 2007 18:36

onbeş Yaş


Yaşı onbeşe ermiş
büyümeye karar vermiş
... artık o çocuk değilsin

Karşı köşede gördüğüm
bakışları kördüğüm
.. artık o çocuk değilsin

Sokağını yıprattığım
yüreğini hoplattığım
... artık o çocuk değilsin

Kaç defa daha büyüdük
masumiyetten sürüldük
... artık o çocuklar değiliz

O bahçe, o ev, sokak aynı mı?
Yüreğinde biraz sevda kaldı mı?
Onbeş yaşındaydık, aldın aklımı!
... artık o çocuk değilsin
... ama hala tek sevdiğimsin!

Gül Ozan


Misafir 23 Şubat 2007 18:36

Yağmurun Altında

Yirminci yüzyılı yaşadım
Ertelenmiş bir yüzyıldı bu
Yıkık bir sur yazgımızın uydusu
Bekletir ömrü yürüyen ayla birlikte
Bırakmaz günün adını koyalım.

Yanıtsız bir yaşamdı erdemimiz
Herkes içindi ve kimse içindi
Okunmamış bir yazı, umudu doyuran,
Duaları düşünmek neye yarar
Kurgular tutuşturdu bacalardan.

Yirminci yüzyılı taşıdım
Tedirginliğimizin zorbalığıdır sanrılar
Ve tohumun beklenmedik gürültüsüyle
Çıplak su gibi yinelenir zaman
Gökyüzünde usumuzun dirliği

Aklın başarısızlığa uğradığı içtenlik
Bir şive gibidir insan, ey öldürülmüş insan
Bilinmeyen bir hayvana özgü bir ses gibi
Sabırsız testi, hep dolar gibi olan
Her şeyin sese dönüşeceği bilinemez ki!

Yiminci yüzyılı yaşadım
Parlak suyunda boğulmuş sahipsiz
İnsan yeryüzünde durur, bulutlar
Bulutlar düşümüzde doludizgin
Soylu bir çılgınlıktı gündemimiz.

Ellerinde oyuk gözlü idoller
Yüreğimin yalanını besler üç güzel
Bir dağın tepesinde buldum üç güzeli
Ama ses yok, sessizlik yok, önce erte yok.

Yirminci yüzyılı taşıdım
Golgota' ya dirilemem ki,
Taşlar arasında yabanıl erinç
Ölümü diriltiyorduk hep
Yaşam tabular arasında bir esinti.

Mevsimler kurgularla oyaladı bizi
Tarlaya bırakılmış bir at gibi
Bağlı, yalnız ve özgür,
Umudumuz sabrın tutamadığı ırmak
Umutsuzluğumuz insan kalmak içindi.

Yirminci yüzyılı yaşadım
Dingin karştlıkların adını bulmalı
Sel gibi kuruyor yaşlılık, gençlik
Sanki melekleri gördük uzun saçları
Tanrının unutkan kuzgunu idik.

Nasıl unuturum ey doğa
Bana bir diyeceğin vardı, kalakaldım,
Vaktim yetmedi, ölüm kalım,
Bütün yüzyılları yaşadım
Vaktim yetmedi anlamaya.

Yirminci yüzyılı taşıdım
Atalardan kalma huysuzluk
Kuşku, yeryüzü deliliği,
Kıralımız doğuştan yarım
Ama tanrımız Ara Ara idi.

Yaşayamadım yirminci yüzyılı
Kim yaşadı ki kendi yüzyılını
Akarsuyun dilinden sezenimiz yok
Orpheus' tan sonra ben geldim
Giz dönüp baktığımız yerde kaldı.

Görüp de bilenimiz yok.

Ah acımasızdır uykusuz soru
Delice zeytin yerdi atamız Homeros
Biz yemezdik, aşılı zeytindi bizimki
Suskun arpa, uyur uyanık harlı toprak
Ama yüzyılımız hamdı, delice idi.

Yirminci yüzyılı yaşadık
O çağa bu çağa gömüldük
Bir şey var, susar, bakar durur
Ölümün soluduğu denizle varolan
Gökyüzünden başka çağ yoktur.

Oysa ne cok gecmis var, ne cok zaman
Ne cok gelecek, ne az zaman
Benzerlikle karşılaştık, susalım,
Kapalı bir avuçtur sözcük
Neden açıp da sormak ister insan?

Sorup da dönenimiz yok.

Hiçbir yüzyılı yaşamadım

Tüy kuşun ruhudur, ses teni
Hep anlar gibi oldum duvara vuran güneşi
Nesne ve bilinç birdir, çağ atlattı beni
Bir hoş bilmece içinde yaşadım.

dingin ol ruhum, belki uzaklarda
Bir yerde nicedir ilk dizeleri
Yaratılıyor acıklı destanımızın
Çağlar sonra hayranlıkla okunmak için
Belki benzer umursamazlığımız kahramanlığa.

Kalk dostum ormana gidelim
Geyik sesleri içine çökelim
Yeniden doğuş, kıvanç, uyum
Kurgular bir yana, biz bir yana
İlk kez düşünmeden görelim

Martılar gibi yağmurun altında

Melih Cevdet Anday


Misafir 23 Şubat 2007 18:39

Mahur Beste

Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız
O mahur beste çalar Müjgan'la ben ağlaşırız
Gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız
Yalnız kederli yalnızlığımızda sıralı sırasız
O mahur beste çalar Müjgan'la ben ağlaşırız

Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı
Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı
Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı
Gittiler akşam olmadan ortalık karardı

Bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra
Sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara
Simsiyah bir teselli olur belki kalanlara
Geceler uzar hazırlık sonbahara


Attila İlhan


the_pretty 23 Şubat 2007 18:46

Seni Aradım...

Seni aradım yıllarca
Durmadan,usanmadan.
Karınca yuvalarını eşeledim,
Kartal yuvalarına çıktım,
Üşenmedim,
Yalçın kayalara.
Aynı caddede
Günlerce bekledim,
Belki buradan
Bir daha geçer diye.
Kapıları çaldım
Birer birer,
Postacı gibi,
Tüm perdeleri açtırdım,
Belki
Bi-yerde kapıya çıkar diye.
Haber saldım deniz kızına,
Resmini verdim,
Tarif ettim,
Kurye balıklarıma
Belki tanır da bulurlar diye.
Doğum servislerini dolaştım bir bir,
Mezarlıklarda bekledim
Okudum bir bir mezar taşlarını
Belki
Habersiz ………..diye.
Deseler ki bir karpuzun içinde
Ya da bir şişede,
Kıracaktım,
Tüm…………………..!
Ve
Deseler ki;
O da seni arıyor,
Bucak bucak,
Belki de
İnanmayacaktım
Doğrudur belki diye!

Muharrem Çetinkaya


the_pretty 23 Şubat 2007 18:53

Seviyorum Seni

Kördüğüm sevdalarına yandığımız sevgili
İçimizden alıp giderken seni
Sözlerden soyutlayıp
Kelamsız ve selamsız gelişin gibi
Gidiyorsun şimdi öyle mi
Git. Yanarsa ardından yürek
Ağlarsa gözlerim
Bir damla yaş akıtırsam gidişine
Namerdim.
Sevdin de gidiyorsun öyle ya
Sevdin de vakti doldu bana sevdanın
İçinde bir ukde gibi kalmıştı gitmek senin
Başardın işte gidiyorsun
Dön demem sana
Yollarına çıkıp yalvarmak mı asla
Rüzgarın önünde savrulan yaprakları
Sevdiğin kadar sevseydin sen beni
Gidemezdin, gitmezdin
Sen bendeyken elleri sevdin
Benim üç beş yalanımı bahane edip kendine
Ardına bakmadan kaçıyorsun
Oysa senin yalanın ömrümün talanı
Gider mi insan seviyorum deyip de
Karanlık gecedir bana gelişin
Gidişin şenliğim olsun
Dönme bir daha sakın yıkılır yüreğim
Seni görmeden yaşamayı da bilsin
Ve öğrensin sevda ne yalandır ellerde
Ne yıkımdır terk ediliş bir el uğruna
Öğrensin, acısını tatsın yüreğim.
Gözlerinde deli bir fırtınaydı yakaladığım
Ölümü göze alırken uğruna
Meğer bir yalandan ibaretmiş sevdan
Ya da başkasının sevdasını verdin
O başkasının yokluğunda bitmesin diye içinde
Biterken bende senin el sevdan
Sen gittin,
Benim bilmediğim yaban yerlerde
Birkaç pusu düşecek payına
Sevdiği yerlerde, başka ellerle
Düşlerin düşecek birer birer
Zapt edilmesi imkansız düşmanın olacak
Karanlıkta bekleyişlerin
Gittin ve beklemem seni
Dönme bana beklemeyeceğim sesini
Sevdanı içimde sensiz yaşatacağım
Sen benim dilimde duamdın
Artık vazgeçtim senden
Sevdan yaşama ümidimdi
Hep böyle kalacak fakat sen olmayacaksın
Yıllarını kemirecek yokluğum
Belki umurunda olmayacak
Yenilgisini tadacaksın bensiz yokluğun
Dilinde hep bir inkar kalacak
Sen beni hiç sevmedin
Sevseydin gider miydin
Yıllarımı yolunda yenilgisiz yakarken
Adımı hırpalayıp sevdanın düşlerine
Gözlerime bıraktığın yalandan sevmelerine inat
SEVİYORUM SENİ
Seni seviyorum gelmemene ve gitmene rağmen
Beni bu yollarda yalnızlığıma satmana rağmen
Düşlerimi yolunda çekinmeden harcayıp gitmene
Beni ardımdan adamlığımla yargılayıp
Sonra şerefimi bilmeden söylenenlere rağmen
Bir yanılgı gibi sevmene
Ve gerilerde kalan yüreğimin hatırına
SEVİYORUM SENİ
Çıldırsam da yokluğundan
Ah etmem gidişine
Varlığında bu sevda can çekişiyordu
Yokluğunda aşkı çırılçıplak yaşıyor
Gidişin sevdamın ilacı oldu şimdilerde
Dönüşün olmasa da olur
Ben seni gitmelerinle sevmedim mi
Sen her gelişinde bırakma derken
Biliyordum gideceğini
Bu kez de dönüşün olmasın ne çıkar
Yokluğun varlından hafif
Ruhum isyanlarından kurtuldu sonunda
Ve yangından geriye savrulan
Bir ses gibi sevmem seni
SEVİYORUM SENİ
Zamansızlığında sevdaların
Geçmişi olmadan
Şimdisi yokken
Geleceği kalmadan
Zamansız ve amansız seviyorum seni
Duyma sakın söylediğimi
Dönme bir daha geri
Yalvarmam bir daha
Bir daha eyvallah etmem sana
Bilirsin ki bu savaşta yenik benim yolunda
Sen galipsin
Dönme bana
Yıkma vuslat umudunu gönlümün
Yokluğunda yeter bana
SEVİYORUM SENİ
İlla gönlümün sultanısın
İlla ömrümün darağacı
Elbet benimde vardır düşlerim
Gittin de kaldı yarım bütün sevinçlerim
İhaneti tadalı beri gözlerinde
İçimde yalınayak bir yangın
Bir kor tutuşup sarıyor gezdiğimiz yollarda
Her günüm yağmur
Islanmadın sen bir kere sevdamla
Bitmedin bende bitmeyeceksin
Ölümler gelecek sen dönmeyeceksin
Dizlerimiz bağı çözülürken sevdana
Seni bir kez daha seviyorum
Seni yalnız seviyorum
SENİ SEVİYORUM
Ardına bakmadan yüreğimin
Yollarına çıkmadan senin
Ve sevdalarının
Yolumda ayrılığınla kol kola
Ateş merdivenlerinde
Mumdan düşlerimle eriyen bir beden ile
Geçip gidiyorum yar bildiğime
Aşkının ateşinde yanarak yıllar boyu
Beklerim seni kimsesiz
Talan edip bıraktığın benden kalanlarla
Yarım yaşanmış ve eskimiş gençliğim kollarımda
SEVİYORUM SENİ


Nuh tufanı gibi yaktıkça ömrümü sevdan
Umut seninle bırakıp kaçtıkça
Ruhumda isyan gibi adın yankılandıkça
Aşkın ile yanarak, toz duman
Yağmur düşlerinde gülüşünün SEVİYORUM SENİ

Kor ateşinde sevdamın, yangın gibi
Ulu yurdunda dedemin ocakta har gibi
Zemheri sözlerinde aşk var gibi
Umudumu vururken sen, umut diye SEVİYORUM SENİ

Varılmayan durağı gibi ömrümün
Ezberimde düş çığım gibi sürdüğüm

Aşk elinden dizeler içinde
Leyla çölü sürgününde senden kalan
Bahtımı karartıp gittiğin dünden
Alevlerinde sevmelerimin
Ters giden ömrümün yamacında
Ruhumun isyana karıştığı her davamda
Olmazsa olmazımsın sen
SEVİYORUM SENİ

Firak çığlığında savrulanlarla
Aşk ateşinde senden bende yananlarla
Tur dağında Musa’nın Hakka yalvarması gibi
İçimde dışımda duasın sen
Her dem zarında SEVİYORUM SENİ

Kurt kuş yuvasında, dağlarında ömrümün
Ellerim bomboş duada gördüğün
Meleklerin safiyetinde sevdiğim
Aşk içinde içimdesin ne var ki
Leyla’m olsan da, olmasan da SEVİYORUM SENİ.

Albatros Fatih Kemâl


Misafir 23 Şubat 2007 18:57

Sevdalı Şehit

Yildizlari toplayip matarama koyarken
Alnima degen kursun kaderimle bulustu
Goturdu kursun beni uzaga otelere
Geceye niyet etti safaklarla bolustu

Yildizlari al gotur
Nazli yarime yetir
Ona gidemem ama
Onu kabrime gotur

Ah ana ben olurmuyum
acep yok olurmuyum
Nazli yarin dilinde
Ad olur kalirmiyim

Mataram yildiz dolu yar icin sakla anne
Hergun benim yerime paptya kokla anne
Kavusuruz otede duslerde bekle anne
Ben nazlimdan ayrildim daglar daga kavustu

Nazli yar beklemsin
Kinayi saklamasin
Sursun pamuk eline
Kabrime gelsin anne

Ah ana ben olurmuuyum
Acep yok olurmuyum
Nazli yarin dilinde Ad olur kalirmiyim


Ahmet Şafak


nisan_yagmuru 23 Şubat 2007 19:07

seni seviyorum EYLÜL BAKISLIM

Bende olduğundan beri
ne zaman aynaya baksam; kendimi bulamıyorum.
Gözlerimde gözlerini, dudaklarımda gülüşünü görüyorum.
Hep nefesini soluyorum, tenimde bir ürperti beliriyor.
Koca şehir susuyor sadece sesin çınlıyor kulaklarımda.
Bakabildiğim kadar ileride, dokunabildiğimce yakındasın
ama hasret kalıyorum bebek yüzlüm gülüşüne.

İstanbul gibi bakıyorsun bana, gizemli ve buğulu.
Hem içinde olup, hem yalnız yaşamak bilsen ne kadar zor geliyor.
Hayat kavgasını sürdürüyor sevdam.
Aşk can çekişiyor gecelerimde.
Tenine susuyorum Marmara’nın derinliklerinde.
Yeditepe çalıyor sanki seni benden, yavaş yavaş tüketiyor.

Gökyüzüne yıldızlarla tutunan peçesini çıkarıyorum karanlığın.
Pencereden yatağına süzülen ay ışığı olmak,
yüzünü sürdüğün yastık olup düşlerine avuç açmak için.
Bedeninde serilmeliyim gece gibi.
Meleklerin uyurken bıraktığı gülüşü seyretmeliyim başucunda.

Kalmamı istermisin, yıldızlar bir bir gömülürken sabaha?
dokunmamı istermisin ayaz düşen tenine?
Hani utanmazlığın koynunda
kendinle sevişmelerinde yanında olmamı istermisin ?

Kuruyan teninde terden boncuklar yapabilirim,
güzel bir melodideki piyano tuşları gibi dokunabilirim vücuduna,
kıvrımlarınla ahenkli yaşayabilirim seni.
Rüzgârın dağlarla kucaklaşmasını,
dalgaların kıyılara cilvelerini getir aklına.
Önce, süzülmelerini hisset kumlara köpüklerinin,
sonra kızışan rüzgârla tut ellerimi.
Tüm gücünle sarıl biçare kimliğime.
Açlığımı, susuzluğumu, sırlarımı bitir gecede.
İçimde kıpırdanışların, yüreğimde sıcaklığın, dudaklarımda
titreyişleri sevdanın, tenimin ürpertisinde nefesin olmalı...

Dağıt, hazan düşen yatağımı. Güneşim ol eylül gözlüm.
‘Seni istiyorum’ diye yutkunduğum nefesimi al dudaklarımdan,
sırlarımı çöz öpüşlerinle. Ay gibi yum gözlerini geceye,
yıldız gibi kay geç düşlerimden. Tadını bilmediğim,
tenine düşmediğim hayal olmaktan çık, dökül şehvetinle.

Söyleyemem sana yanan tenimi, kıvılcımı düştü bir kez içime.
Kıvranışlarım kadar sessiz uykusuzluğum.
Her dokunuşumda kendime, haykırışlarım suskunluğum aslında.

Kendime sarılıp yatağın bir ucunda tüm ürkekliğimle gelişini beklerim.
İçimden akan ılıklığı, sıcak sevdayı sana sunmak,
sadece hayalinle bütünleşerek yaşamak çok zor be aşkım...
‘SEN’ bendeysen, benimsen.. Neden gecelere isyanım?

Kirpikten bulutlarını arala artık, güneş gözlerinde kapalı kalmasın,
Uyan! Dünya güneşe, ben sana kavuşayım.
Seni seviyorum eylül bakışlım.


Arzu Altınçiçek



Misafir 23 Şubat 2007 19:10

Anne

Beni ***** dünyaya yaşa diye sen attın
Şimdi bu hatana ağlama anne,
Sen daha beni doğururken ağlattın,
Şimdi ne yaptım diye ağlama anne!

Anne sen bilemezdin böyle olacağını
Suçun yok,ferah tut yüreğini,sıkma canını,
Oğlunda düşe kalka öğrenir yaşamayı,
Benim kaderime sen ağlama anne

Anne ağlama,bak bende ağlayacağım,
Kıracağım zincirleri,sana koşacağım
Belki bir bayram sabahı yanında olacağım
Benim yokluğuma sen ağlama anne
;

Ana düşün beraber geçen günleri
Kuranda zamanın varmı geri gelmesi,
Resimlerime bakıpta üzülme sakın emi
Benim hatırama sen ağlama anne.

Şimdi uzaklardayım,ne olur bilmem halim
Halim değil düşündüren,halindir halin
İnsanlar binbir çeşit,kimi iyi kimi zalim
En zalimleri ise,..,
Boşveeer!
Bende kalsın be anne
Benim sevdama sen ağlama anne

Bir sabah belki çıkar gelirim,
O mübarek ellerinden doya doya öperim,
Belkide önünde secdeye eğilirim,
Beni görünce sakın ağlama anne

Benim kaderime sen ağlama anne
Biliyorum yine ağlıyorsun
Sil gözyaşlarını,mutluluk oyunu oyna,
Beni herzaman sev ama ağlama
Bak ben ağlıyormuyum,sende ağlama
Ağlama....Ağlama.....Ağlama!


Serhat Çalışkan


Misafir 23 Şubat 2007 19:49

AÇIK

Biz hep açık konuştuk.
Gökyüzünden maviydi sözlerimiz.
Sığ bataklarda değildik, kuşlar gibiydik,
Uçarıydık. Gözlerimizde
Şavkıyan parıltılar gibiydik.

Biz iyiye iyi, güzele güzel dedik.
Masallardan çekerdik mısraları, tülbent gibi.
Yalnız, şiirlerde yalan söylemezdik,
Umutlarımızda, hayallerimizde de yalancı değildik.

Biz buğday tarlalarında buğday,
Ağu yeşili bahçelerde ot,
Trenlerde düdük sesiydik.
Yıldızlara çobandık, değirmenlere su,
Bozkırlara bulut gölgesiydik.

Seller aktı gitti. Biz kaldık.
Bulutlar uçtu gökyüzünden.
Rüzgarlar darmadağın etti.
Ne bahçesinden hayır var, ne güzünden.
Akıl da bulutlar gibi çekip gitti.

Nerden bilirdik, çalışmaktan
Kocayacağını sevgililerin,
Yaşamanın güzelliği kadar
Hoyratlığını, bezginliğini...
Biz kaldık, koyup gitti bahar,
Her şeyi nerden bilirdik.

Cahit Külebi

Cebeci Köprüsü





Cebeci köprüsünün üstü
Karınca yuvasına benziyor,
Hamallar, körler, topallar,
Oturmuş nasibini bekliyor.

Cebeci köprüsü yüksek
Altından tren geçiyor,
Ya benim aklımdan geçenler?
Kimse bilmiyor.

Şu dünya güzelim dünya
Tıkır tıkır işliyor,
İnsanlar insanlar insanlar
Neden böyle çekişir durur
Aklım ermiyor.

Cebeci köprüsünün korkulukları
Kara boyalı,
Daha böyle köprülerden geçersin çok


Cahit Külebi
Şiiri gönderen kişi :
1


nisan_yagmuru 23 Şubat 2007 20:29

Üçüncü Şahsın Şiiri

Gözlerin gözlerime değince
Felaketim olurdu ağlardım
Beni sevmiyordun bilirdim
Bir sevdiğin vardı duyardım
Çöp gibi bir oğlan ipince
Hayırsızın biriydi fikrimce
Ne vakit karşımda görsem
Öldüreceğimden korkardım
Felaketim olurdu ağlardım
Ne vakit Maçka'dan geçsem
Limanda hep gemiler olurdu
Ağaçlar kus gibi gülerdi
Bir rüzgar aklımı alırdı
Sessizce bir cigara yakardım
Kirpiklerini eğerdin bakardın
Üşürdüm içim ürperirdi
Felaketim olurdu ağlardım

Aksamlar bir roman gibi biterdi
Jezabel kan içinde yatardı
Limandan bir gemi giderdi
Sen kalkıp ona giderdin
Benzin mum gibi giderdin
Sabaha kadar kalırdın
Hayırsızın biriydi fikrimce
Güldü mü cenazeye benzerdi
Hele seni kollarına aldı mı
Felaketim olurdu ağlardım

Attila İlhan


Misafir 23 Şubat 2007 20:37

UMUT GÜNEŞİ

Güneşin eridiğini görmek;
İnsanın hayatından ya bir nefes daha alıyor
ya da
Tertemiz bir soluk katıyor

Umut
İnsanın kendi güneşidir...
SALİm GOK TAŞ


Mystic@L 23 Şubat 2007 20:38

Yanyana

Bu gürül gürül otların yanı başında.
Ağacın gölgesine değdi değecek
Tam şeftalinin kokusu başlarken
Öpüşmeye kıl kadar bitişik
Akarsuyun burnunun dibinde

Bu zulüm, bu haksızlık, bu işkence

Melih Cevdet Anday


Nephthys 23 Şubat 2007 20:47

Şimdi Sen Ağlarsın

Şimdi sen,

Gözlerimi düşürdüğüm

Yağmura doygun bir bulut gibisin.

Her çırpınışında

Rüzgarıyla,

Kanatlanan kirpiklerimden

Akarsın

Akarsın.


Damlarsın,

Toprağın susuzluğunda, kuruyan yüreğime.


Şimdi sen,

Bir kehribar güzelliğinde

Siyah beyaz bir çizgi demeti gibisin.

Yüzündeki bu çarpıcı hüznünle beni sen,

Çizersin

Çizersin.


Kanarsın,

Bağrımın arasında süzülen nehirlerime.


Şimdi sen,

Gülümseyen bu müstesna yüzünle

Düşlerime bırakılan bir gül gibisin.

Yaprağından fışkıran aşk kokunla sen,

Yakarsın

Yakarsın.


Dökülürsün,

İçimde dalga dalga coşan sevda denizlerime



Şimdi sen,

Şu saatlerde aklına her düşüşümle

İstisnasız;

Hüznünü dolayarak yüzünün tam orta yamacına,

Kana kana,

Bilirim ki,

Ağlarsın

Ağlarsın.


Yanarsın,



Alev alev tutuşan hüznünü bırakarak gözbebeğime.
Ali Arslan


-----------------------------------------------------------------------------


Mystic@L 23 Şubat 2007 21:11

Dağlara

Doruk beyaz, dere mavi;
Etekler, yeşil çuhadan..
Dağlar, koskoca dünyayı
İkiye böler ortadan...
Ki nesi kalır dünyanın
Dağları çeksen aradan?

Kartal, süzülür yuvadan;
Yuvası vardır kayadan.
Dağlarda kartopu diye
Birbirine ay atan
Kızlar... ki dudakları al...
Alları, değil boyadan.

Dağ uykulariyle mahmur
Yüzlerini, gün doğmadan,
Seyrederler, ya suyun ya
Ayın tuttuğu aynadan.

Yaratırken şu dünyayı
Yeri, göğüyle yaradan,
Dağı sahiden yaratmış,
Geri kalanı şakadan!
Kurtlarına helâl olsun
Ne alırlarsa ovadan!

Kaynak: Kökler ve DallarArif Nihat Asya


Pollyanna 23 Şubat 2007 22:06



Senin için yağmurlar biriktiriyorum
Ne zamanki dokunacaksın saçlarına
ışıklar içinde doğan yeni bir gün gibi ben geleceğim

Kimsesiz dağlar ve çöller dolaşan
rüzgarları anlattım sana
ve yağmurları damla damla
O kadar yalnız
o kadar yorgun
rüzgar ve yağmurdur duvarların ardından
gece yolcusu gibi kapına gelen
Dokun şimdi saçlarına dokun,
yağmurlarla ben geldim

Boz bulanık gece yarısı
can çekişirken ay ışığı
rüzgar ve yağmurdur senin korkaklığında
tenine dokunmak için can atan
Dokun şimdi saçlarına dokun,
yağmurlarla ben geldim

Gecenin karanlığını aydınlatmaya çalışan
solgun bir lambanın güçsüzlüğü
ve senin gitmelere takılı emanet sevdanla
erken biten rüyadır geç kalışımla
gözyaşlarına karışan
Dokun şimdi saçlarına dokun,
yağmurlarla ben geldim

Ruhunun mahzenine sakladığın
o kadar yalnız
o kadar derinlerde
uçmayı unutan bir kuştur sevdan
Gecenin bu saatinde titreyen damlaları
süzülürken camdan
Dokun şimdi saçlarına dokun,
yağmurlarla ben geldim

Atila IŞIK


Nephthys 23 Şubat 2007 22:34

Kalbimden Sana Taç Mahal Yaptım-

Sana ne verebilirdim?
Bülbülü versem,
Sabırsızdır, sitemlidir.
Gülü versem,
Gül yerinde güzeldir.
Yıldızlar mı?
Senin yanında sönük kalır.
Ay; yüreğindeki mehtabı kıskanır..


Bendeki sana bakarak,
Başladım mabedimi yapmaya.
Kalbinin temizliğini kullanarak,
Bembeyaz mermerler oluşturdum.
Gözlerinden aldığım parlaklıkla,
Mermerlerin içine, pırlanta koydum.
Sevmeye doyamadığım ruhunla,
Kubbe var oldu, tüm vakarıyla.
İnsanca yaşamaktaki azminle,
Minareler göklere uzandı, haşmetle.
Bana akan sıcaklığınla,
Duvarların her yerine,
'Seni seviyorum' yazdım.
Yüreğinden taşan sevginle,
Öyle bir bahçe oluştu ki,
Kaşmir´deki Shalimar´dan görkemli.

Şah Cihan görseydi,
Sana gıpta ederdi.
Mümtaz´a olan sevgisi,
Seninkinin yanında azmış derdi.

Üzgünüm canım..
İçimdeki seni,
Hiçbir kalıba sığdıramadım.
Yere, göğe koyamadım.
Kalbimden sana yakışır,
Taç Mahal yaptım.
Şahı sen, Sultanı benim.
Saltanatın ise,
Yüreğim...!

Nigar Yıldız
10.02.2004


(Açıklama - Taç Mahal: 1600’ lerde yaşanan trajik bir aşk öyküsü. Hint İmparatoru Şah Cihan, gözdesi Mümtaz Mahal’e aşık olur. Kaşmir’deki Shalimar bahçelerinde gizli gizli buluşur ve sonunda evlenirler. Ne yazık ki mutlulukları çok kısa sürer; Mümtaz Mahal hastalanır ve ölür. Karısının ölümüne çok üzülen Şah Cihan, onun anısına ünlü Taç Mahal’i yaptırır. Kendisi de ölünce buraya gömülür.)

----------------------------------------------------------------


arwen 23 Şubat 2007 23:14

Bir kasım yorgunluğu çöker
Akşamüstleri kefenine girer
Uzağım… anlarsın yalnızlığımı
Anlarsın ve sessiz bir geceye kaçarsın
Neden en çok gidenlerden oluruz
Bir yerden bir yere
Ve hep neden bir yerler kaçar bizden sessizce…
Ben sensizliğin uykusuna yatar
Kapatırım ışıklarını ruhumun
Gece haracını ister
Yağmuruyla uykularımı böler
Gözlerim kelepçelenir sözlerine
Ben bakıp da göremediğin her yerdeyim
Susup kaldığın her sözde…
Hiç göç almayan hep veren bir kent gibi ziyanım.
Yıkılmış bir ev gibi viran
Boş bir türkü söylerim
Boş bir hayale girer susarım…
Gecenin koynunda beslenirim
Haram sütünü ****** defalarca ellenmiş göğsünden
Taşlarda ezerim sesimi
Sessizliğimi böler çığlığım.
İç kanatan bir sis altında kalır koca şehir
Ben koca bir şehrin altında kalırım.
Şehrin damarlarında kan değil irin dolaşır
Mağlup bir ordu gibi yağmalanırım
Yağmalandıkça sunulurum masalara bir ****** gibi.

Bir kasım yorgunluğu çöker
Bir sözün bin susuşa gebe kaldığı an gelir
Ben…be…b…n


barış demirel


Misafir 23 Şubat 2007 23:15


Utanç



bir gün seni bir ata bindireceğim
ponilerin en küçüğüne / zira
sen küçük bir çocuksun henüz

dudaklarında iki çiy damlası
en korkuncu düşlerimin
beni en çok utandıranı
dün seni gördüm avuçlarımda
iki mandalina dilimi parmakların

-günbatımı solgun ve ölü bir yüz

koynuma seni sakladım
teninde muson yağmurları
üç beş köpük bir o kadar yosun
bağışla çocuk koyacak yer yoktu
ziyan olmadı dudaklarım

-mevsimlerden güz

şimdi;
mor saçlı bulutun peşinden koşuyorsun
mağaradaki yitik çığlıklara
belki sesimi arıyorsun
getirdiğin iki inci avuçlarında eğilerek

-eflatun giysilerle olacak ölümümüz

gecede üveyik sesleri var
bırak ellerimi gideyim / zira
sen küçük bir çocuksun henüz





Fadıl Oktay


arwen 23 Şubat 2007 23:20

Dalından kopan yapraklar gibi
Savrulup gitmeliyim rüzgarlarda
Katık olmalıyım karışmalıyım
Bana katık olan toprağa
Taze bir dal gibi fışkırmalıyım yerden
Tutmalıyım elinden aşkın sevdanın sevginin
Süzülmeliyim gözlerine
Kirpiklerinin gölge yaptığı yerden
Çınar ağacı olmalıyım kapına
Kurbanlık koyun gibi yüreğim
Adak etmeliyim kesmeliyim yoluna
Bir parmak kan olmalıyım alnına



celal aksu


Misafir 23 Şubat 2007 23:22

Aşk Mevsimi

Bahar dallara konmuş
Aşk bülbülleri öter seherlerde
Deniz, masmavi nemli gözleriyle bakar
Dalga dalga sevdâ vurur rıhtımlara
Güneşin ışıkları şefkâtle okşar bulutların
bembeyaz kabaran saçlarını
Aşk mevsiminin esen yelleri yalar dağların yamaçlarını
Tabiat, çiçek desenli elbisesini giyer rengârenk
Ağaçlar yemyeşil bir renge bürünür
Kuşlar aşk nâğmelerini yayar etrâfa binbir âhenk
Nehirler sarmaş dolaş olur sevgiyle köpürerek
Gözlerim, gözlerinde yeşerir aşkına kanarak
Sevdâna bulanır yüreğimin dört bir yanı
Aşkı ben gözlerinden içerim yudum yudum
Buluşur ellerimiz bir çift güvercin misâli
Kanatlanır sevgimiz, bir kuş gibi yükselir göklere
Sevdâ yağmurları yağar alev alev tutuşan çöllere
Aşkınla yanar kavrulurum, karışırım küllere

(16 Ocak 2007/ İstanbul)

Timur İlikan


arwen 23 Şubat 2007 23:34

İtiraf ettim kendime dün gece
Gösterişli kelimeler kullanmadan
Sözümü kesmeden dinledim sessizce
Sustum soru sormadan

Kendimi seviyorum dedim önce
Özür diledim ardından
Üzdüğüm için günlerce
Unuttum dedim hepsini
Bir defa gülünce


caner yatan


Misafir 23 Şubat 2007 23:36

Garip Türkü

Yolun yarısına geldim
Hem ağladım hem de güldüm
Gonca oldum gül açıldım
Hazan vurdu erken soldum

Ağla kara gözlüm ağla
Al üstüne kara bağla
Gelmez isem bağrın dağla
Gurbet elde garip oldum

Bülbül gibi düştüm zara
Bu yarayı kimler sara
Var git kabristanda ara
Anla ki ben bugün öldüm

Ömür geçiyor durmadan
Halimden haber sormadan
Düşümü hayra yormadan
Ölümü hakikat buldum

Latif Öz


arwen 23 Şubat 2007 23:40

Bir kalem olsam! ...
Seni yazardım deryalara
Yıldızlara, güneşe ve aya
Koşardık seninle
Yelken açardık sevdalara
Bir kalem olsam! ...
Seni yazardım unutulmaz sevdalara

Bir defter olsam! ...
Seni çizerdim tüm sayfalara
Okyanusa, bulutlara, yeşil ağaçlara
El ele binerdik aşk gemisine
Açılırdık sonsuzluğa
Bir defter olsam! ...
Seni çizerdim sevdalı yüreklere

Bir güvercin olsam! ...
Kanat çırpardım yüreğine
Sevgine, aşk dolu sözlerine
Diz dize otururduk hasret pınarına
Akardık su misali yanan yüreklere
Bir güvercin olsam! ...
Sana uçardım tüm sevgimle

Bir güneş olsam! ...
Sana doğardım hasretimle
Özleminle, yanan yüreğimle
Seni ısıtırdım dünyanın yerine
Çiçekler yerine sana hayat verirdim
Sımsıcak nefesimle
Bir güneş olsam! ...
Sana gülerdim dim tüm sevgimle

Ama ben........
Ne kalem, ne defter, Nede güvercinim
Nede dünyaya hayat veren güneşim
Bir garip Morpheu'um sana tapan
Aldım yüreğimi elime
Sana geliyorum
Belki aşk dolu kalbine
Kabul edersin diye........


mustafa yiğit


Misafir 23 Şubat 2007 23:42

Angelir Ölürüm Bende

an gelir
ölürüm bende
kalmaz bakışlarımdaki
manada manasızlıkta
silinir ismim hatıralardan
gecenin kör bir yerinde
an gelir
ölürüm bende
dostların aklına düşerim bazen
anar geçerler
bir fısıltı olurum kaldırımlarda
sabahın ıssız seherinde
an gelir
ölürüm bende
ardımda kalanları
dağıtırlar fakire fukaraya
sanki günahlarıma
bedel olacakmış gibi
ne seviştiğim ******ler
ne onların kokusu
bir tek yazdıklarım kalır geriye
an gelir
ölürüm bende
iyi adamdı derler
yada içlerinden küfrederler
rüzgar olur eserim
bir çift ağacın gölgesinde
an gelir
ölürüm bende
aşıktı derler
sevmişti derler
lakin fayda etmez
sevgide aşkta
ölüme
an gelir
ölürüm bende
kaybolurum
azrailin
kan kırmızı pençesinde

Fatih Çınar


Misafir 23 Şubat 2007 23:51

Gidelim

gidelim

gidiyorum ben bir cevherli yola
gelin gardas hep beraber gidelim
olurya belki kabede veririz mola
gelin dostlar biz bu yola gidelim

soyle bak etrafina alemde gark ol
sevgi sevkat merhametle ask dol
bir daha gecmez ele bu kiymetli yol
gelin canlar biz bu yola gidelim

istedigi sadece dogruluktur bizden
vaz geciyor tovbeyle her kotu izden
hic birsey istemiyor hak teala sizden
gelin gardaslar hep beraber gidelim

yasar kulun canim feda senin yoluna
allahim merhamet et aci kuluna
sesleniyorum evlisine duluna
gelin gardas hep beraber gidelim

neden bakmaz o kor gozler gunese aya
hadi onlari gormedin bak akan su caya
pisman olup kalirsin bak sonra yaya
gelin canlar biz bu yola gidelim

daha ne beklersin kitabullah yeter
daha ne beklersin habibullah yeter
daha ne beklersin yuce allah yeter
gelin kullar biz bu yola gidelim


13-12-2005 yasar gurlek
rotterdam hollanda

Yasar Gurlek


Misafir 24 Şubat 2007 00:00

Sis ve portakal mevsimi

omuzlarında yanan ateşi körükler izzetiyle
gözlerinde emr-i bil maruf kuşları
portakal mevsimine uçar elleri

körlük aptallığın senedine yazılmış tarihtir
şaklar kırbacı şırak şırak şırak
mevsimler bilindik öykülerdir
elbet zarına sarılmış solucanlar anlatacak
seçilen bir sistir zaman
susacak susacak ve uyanacak


kirletme ellerimi ey duyulmayan ses
bu nehirler durdurulamaz akacak ve akacak
yatağımda saklı dilleriyle yılanlar
göğsüme dayayacaklar ağızlarını tıslayarak
oklanacak şefkât allamasıyla kaldırımlar
başlarında kısalan gölgelere afyon ve efsun

hatırla denilecek bir sabah kulağına
karartma ayinlerinde sesin duyulacak
bu nehirler durdurulamaz
akacak
ve …

A.Baki...


arwen 24 Şubat 2007 00:11

Hüzün bulutlarını sil at gözlerinden
Kanat aç mutluluğa, uç badem gözlüm
Sitem kırıntılarını kopar yüreğinden
Aşk deryasına yelken, aç badem gözlüm

Derdi kederi hep mazide bırak
Mutsuzluk yüreğine olsun ırak
Tüm kötü anılara beraber kuralım tuzak
Sevinçlerle geleceğe, bak badem gözlüm

Izdırap kartalının kır kanatlarını
Gönül güvercinine ver sevdalarını
Daldır aşk denizine doldur yüreğini
Sevda sarayımda bir ömür, kal badem gözlüm

Ayrılık şahinini salalım dağlara
Binelim aşk vapuruna açılalım deryalara
Bir ömür beraber kalalım baş başa
Hüzün dolu gözyaşlarını, sil badem gözlüm

Neden bu hüzün, bu ızdırap, bu sitem
Ömrün hep acılarlamı geçecek bitanem
Gönül kapından girmeden gitmem
Aç kollarını Morpheus'a, koş badem gözlüm


mustafa yiğit


Mystic@L 24 Şubat 2007 00:12

Belki Yine Gelirim

Cemile Çakır hocaya

Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü
Bir gök gürlese bari diyorum, bir sağnak patlasa
bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse
ama bir tufan az mı gelir yoksa, yine de
yırtılan ve parçalanan birşeyler olmalı mutlaka
hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler

Oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent
ne kadar dingin görünüyor bana şimdi gökyüzü

Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini
bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki
onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan
kadınları güzelleştiren herhalde onlardı
"Tükürsem cinayet sayılır" diyordu birisi
tükürsek cinayet sayılıyor artık
ama nerde kaldılar, özledim gülüşlerini onların

Uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara
tek yaprak bile kımıldamıyor nedense
ve tek tek söndürüyor ışıklarını varoşlar
alnımı kırık bir cama yaslıyorum, kanıyor
kanımın pıhtılarında güllerin serinliği
ve fakat bir cellat gibi yetişiyor pusudaki
Dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

Yaşamak neleri öğretiyor, düşünüyorum
okuduğum bütün kitaplar paramparça
çıkıp dolaşıyorum akşamüstleri bir başıma
bir uçtan bir uca yalnızlıklar oluyor kent
bulvar kahvelerinin önünden geçiyorum
sırnaşık aydınlar, arabesk hüzünler
bir gazete sayfasında sereserpe bir yosma

Sesler gittikçe azalıyor, kuşlar azalıyor
ve ne zaman yolum düşse vurulduğun yere
kızgın bir halka oluyor boynumda o sokak
Hüznü yalnız atlarımız duyuyor artık
biz çoktan unutmuşuz böyle şeyleri
ama içimde bir sırtlanın dalgın duruşu
ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

İçimde zaptedilmez bir kırma isteği
dizginlerini koparan bir at sanki bu
soluksoluğa kalıyorum her sonbahar
ve sevgilim ne zaman hoşgörülü olsa
bir yolculuk düşüyor aklıma, gidiyorum
bütün gençliğim böylece geçip gitti işte
ama hala bir şeyler var vazgeçemediğim

Hangi duvar yıkılmaz sorular doğruysa
birgün gelirsek hangi kent güzelleşmez
şiirlerim bir dostun vurulduğu yerde yakıldı
geri almıyorum külleri yangınlar çıksın diye
Devriyeler çıkart şimdi, bütün ışıklarını söndür
sorduğum hiçbir soruyu geri almıyorum ey sokak
ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
bir gök gürlese bari diyorum, bir sağnak patlasa
bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem
oysa ne kadar sakin sokaklar, kent ve bütün yeryüzü
ipince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne
sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz
Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün

Ahmet Telli


Misafir 24 Şubat 2007 00:15

Hüzün Devi
Kanayan yarama dert merhemi sürülür.
Neşteriyle hüzün devi tabibim olmuş.
Şu divane gönlüm gamdan gama sürülür.
Vurmuş o gözlerin, ecel sebebim olmuş.



Necmi Ünsal


nisan_yagmuru 24 Şubat 2007 00:19

Anlatamıyorum

Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Göz yaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.



--------------------------------------------
Bekliyorum

Bekliyorum
Öyle bir havada gel ki,
vazgeçmek mümkün olmasın!

-------------------------------------------------


Yolculuk

Yolculuk niyetinde değilim.
Fakat böyle bir iş yapmaya kalksam
Doğru İstanbula giderim.
Beni bebek tramvayında görünce
Ne yaparsın acep?

Mamafih söylediğim gibi
Yolculuk niyetinde değilim.
----------------------------------------------------------------


Şaheserim

Aşık olduğum zamanlarda
Şiir yazmak adetim değildi.
Halbuki asil şaheserimi
Onu en çok sevdiğimi
Anladığım zaman yazdım.

Onun için bu şiiri
İlk önce ona okuyacağım.


Orhan Veli Kanık


arwen 24 Şubat 2007 00:23

Aşk'a


Rüzgarsız değirmenler gibi
Sebepsiz yoruyorum ellerimi..
Alt tarafı bir ben varım
Ve bir de duran ense kökümde
Ortada kalmışlığım
Öylece…
Biriktirdiğim yalnızlığım..

'Hüzün' adın
Adım 'hüzün'
Yüzüm yüzün..


benna hatun


nisan_yagmuru 24 Şubat 2007 00:28

Yavrum'a

Ey benim adını,
Ey benim yumuk ellerinin tadını bilmediğim,
Ey benim öpüp; yüzünü kaşını,
gözlerinin yaşını
Dudaklarımla silmediğim yavrum!
Belki okadar tatlı ki gözlerin
Rüyasız uykulara benziyor.
Belki ılık, serin, baharda sulara benziyor.
Belki yıldızsız geceler gibi kara,
Belki cevapsız bilmeceler gibi derin
Benziyor ufuksuz ufuklara!



Ellerin avucumda, adın dilimin ucunda.
Oğlum Demir, hayır belki kızım Svetlana.
Ne yazık, ne yazık ki sana
bir defacık olsun bakamadım.
Gözlerine su gibi, uyku gibi akamadım...
Ey benim adını
Ey benim yumuk ellerinin tadını bilmediğim,
Ey benim öpüp yüzünü kaşını,
gözlerinin yaşını,
Dudaklarımla silmediğim Yavrum....

Nazım Hikmet Ran -


arwen 24 Şubat 2007 00:33

Sabır nârından sonra,
Çok bekledim.
Hardan ve dumandan,
Oluşan bulutların gelişini
Rüzgâra ha gayret dedim;
Hadi biraz daha
Son bir gayretle
Bir de ben üfledim
Yoğunlaşırken gözümde
Buğulu umutlarım
Sevda yüklüydü
Benim bulutlarım
Güneş,
Bulutlara devrederken nöbeti
Pür telaş olurdu.
Duramazdı umutlarım yerinde
Başlardı bende,
Acemi duyguların perişanlığı
Her bulut,
Yağmur taşımazdı belki
Gözlerim ne kadar,
Dolsa buğulansa da
Çakan her şimşekte,
Yağmazdı yağmurum
Sevda yüklüydü,
Benim bulutlarım.
Nöbeti devralınca,
Taşırdım yağmuru
Bir çift bakışın,
Yeterdi yağdırmaya
Gözlerinin ışığı üzerime,
Şimşek gibi çakınca
Bir gök gürlemesiyle fısıldarım
Sevgi çığlıklarını kulaklarına
Kendimi eritir, yağardım
Serin serin, damla damla
Kuraklıktan çatlamış
Susuz dudaklarına...


cengiz güzar


C.A.N.D.Y 24 Şubat 2007 00:35


sen gitmeleri kurutsan bende bir güneş olsam
ışıklarım ayaklarının altında kırılsa
aralasan gözlerini kırpmadan
sende beni göz ucu bakışlarınla yakar mısın
*
sen hazan uğultusu bende bir yaprak olsam
derin bir vadiye sürüklensem
rüzgarlarla beklesem seni
sende beni serinliğin kendisinde bırakır mısın
*
sen deniz bende bir dere olsam
akmayı kuruyarak unutsam
kaldırsam başımı derenin yatağından
sende beni elimden tutup bırakır mısın
*
sen renklerin gökkuşağı bende çıplak bir renk olsam
solan tenime bir kere dokunsan
büyüyüp çiçeklensem renklere bulansam
sende beni renklerinin sağanağında giydirmez misin
*
sen kör bende bir göz olsam
baksam sana doymadan
versem bendeki gözü sana
yine de bana, bir kere olsa bile, dönüp bakmaz mısın



arwen 24 Şubat 2007 00:39

Mor dağların ardından gülen
Eski bir piyano zımbırtısı
Raks eder saçlarının uğultusunda
Vaktini bekleyen güller gibi gelmeyi
Endamını gözlemeksizin gülmeyi


soner zengin


arwen 24 Şubat 2007 00:57

Deniz kabardı
dalgalarmı kovuyor bizi sahilden
bağrışan sürü martılarmı?
çekildi koyboldu balıkçılar,balıkçınlar
karabataklar bir varlar bir yoklar
saymıyorum onları.
yağmur batıyor ince ince
dost bildiğim herşey kaçıyor gibi...
ve ben bugün bu halimde burada kalmalıyım.
deniz alır,avutur ancak kederimi.
nerede yıldızlarım?
sindinizmi,sis pus ardındamı kaldınız?
kaçtınızmı,kortunuzmu yanlızlığımdan?
yok işte parıldıyan gözleriniz...
in cin yok kıyıda,bir ben kalmışım
körfezde birini çaresizce bekliyen
Şimdi bu şehri terketmekmi lazım
sen gittin diye bitip tükenmekmi lazım
bir kerre ölmez insan
o herkesin bildiği kurtuluşumdur
asıl cehennemi şimdi yaşıyorum ben
bu alemde tas tamam yok oluşumdur
bu kıyı,bu körfez ve işte buda ben
ortasındayım ömrümün
amma tercihlerimin sırtında,
ya denizin dibinde olurum
seninle...
yada kaybolurum dalgalarında denizimin.



halil ibrahim uysal


Misafir 24 Şubat 2007 01:25

tün





sürekli birlikte yaşanan
bir ana baba gibi tün ve gün
birleştikleri anın
ensest çocuğudur hüzün
ikliminde yaşar yarasaya dönüşen kızböcekleri

ve yarasalar gibi
kördür hüznün gözleri

/ sadece ve yalnızca ; kendisine yenilenleri
utku gibi algılar
ölü orduların generalleri /

uzun bir yol geçiyor yüreğimden
kalanı yok gideni sen
uzağına düşüyorum gün be gün
sıradan ihanetlere gömüp sevgileri

yok edip içime yol gösteren fenerleri
öteye attığın her adım
adıma yazılan ölüm emri ..

Orhun BASAT


arwen 24 Şubat 2007 01:38

Gönüllere Ak da Gel

Gönül nazlı bir gülse
Onu sakın soldurma.
Tek şakıyan bülbülse
Kafeslere koydurma.

Sevdalıysan hep dolaş
Yaşadıkça acı çek.
Ol gönlünle arkadaş
O hep seni sevecek.

Sevdikçe hep onu an
Gönlün alır bal tadı.
Yüreğinle daim yan
Dursun artık feryadı.


Yaşandıkça bu keder
Gönül ağlar sızlanır.
Dönmedikçe bu kader
Âşıklar hep nazlanır.

Kastın onu kırmaksa
Yüreğini yıkıp geç.
Kastın oda atmaksa
Sevgisini yakıp geç.

Halid evin yak da gel
Göçen kuşlar gibi uç.
Gönüllere ak da gel
Sevmek değil elbet suç.

halid ertuğrul





Misafir 24 Şubat 2007 02:15

Tutsak Düşmüş Çığlıklarım Var...

bakışların kuytulanıyorken yüreğimde
düşlerim düşer gecenin koynundan

düş (le)mek acı / yokluklar tenhasında...

en baştan harlanmış yangınlarım var
üşümüşlüğünde yüreğimin

talan görmüş şehirlerim / mağlup...

kırılgan adımlar atıyorum
parçalanmış topuklar inadına

sen gidiyorsun...

ben susuyorum....

küsüyorum her anına gençliğimin
yumruklar sınıyorum sonra
sensizliğin duvarlarında

tutsak düşmüş çığlıklarım var
feryadında ömrümün

karanlıklarda (d)üşüyorum
yangın yeri sokaklar inadına

sen gidiyorsun...

kan kusuyorum...


İmdat Özcan



Saat: 20:25

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık