![]() |
Bir Eskicide Bıraktım Yüreğimi Tükenmeyen yollarda,bilinmeyen geleceklere Yürüyerek geçiyor yaşam. Uyandığımda bitecek bir rüya gibi. Hiç durmadan,koştururcasına yürüyorum, Durursam uyanacağım, Yaşam bitecek sanki... Ardıma bakmadan gidiyorum Bir daha geçmeyeceğimi bildiğim yollardan. Her adımda dağılıyorum. Bir parçam,ellerimden düşer gibi, Kayıp gidiyor benden... Bir köşede gülüşümü bırakıyorum. Bir gece yıldızlara bakarken,gözlerimi. Sokak lambalarında, sessiz gölgelerimi. Günbatımının kızıllıklarında çocukluğumu, Gündoğumlarında,sabah çiğlerine karışan gözyaşlarımı... Siyah beyaz bir fotoğrafta düşlerimi... Oysa düşlemek ne güzeldi çocukken. Nerden bilirdim yaşamın Böyle parçalanarak süreceğini Ve ömrümün,kendimi toplamakla geçeceğini... Bir yap-bozum sanki, Tek parçamı bile bulamadan, Yeniden dağılıveriyorum. Nerede başladı bu... Hatırlamadığım kadar uzakta kaldı ilk kırıntılarım. Her yiten parçada sessiz bir çığlık attı yüreğim, Sel olup aktı da,kimseler görmedi. Sessizce gelip toplamasını bekledim O hep beklenen,ama hiç gelmeyenin... Yüreğimde bir telaş,bir heyecan; -Beni tamamla artık ! -der gibi çırpınan... O değil miydi daha yolun en başında Bin parçaya bölünüp dağılan... İstesem de bulamam yüreğim. Bir daha geçmeyeceğim bir yolda, Bir eskiciye bıraktım seni,paramparça... Çığlıkların paçalarımdan süzülüyor, Kimseler görmüyor... İşte böyle sürüyor yaşam Yolun birinde eksilip, Bir başkasında biraz artan... Kim geri getirebilir, Bir daha geçmeyeceğim bir yolda, Bir eskicide kalan , O bir parçası hep eksik yüreği... |
Bir Gün Kapına Gelsem Bir karanlık geliyor yokluğunun ardından Ne zaman güneş batsa bu son gecem diyorum Vazgeç yalan dünyanın köhne saltanatından Yetişir bunca keder, bunca elem diyorum Her şey sağır içimde ne şiir ne musiki Dünyadan bezginliğim dünyalar kadar eski Öylesine çözülmüş, öyle dağılmışım ki Be ne bitmez ayrılık bu ne özlem diyorum Beni çağırdığını bir defa duyabilsem Avuçlarımda ateş, yorgun gözlerimde nem Aşarak denizleri bir gün kapına gelsem Başımı duvarlara vurup ölsem diyorum |
Ağla Bakalım Sevgiye Sevgi nedir ki yaşamadığın müddetçe Konuşmak kolay sevgi üzerine Soruyorum sana hiç sevdin mi? Cevabın hayırsa anlamazsın dinlemekle Evet yaşamak gerekir Sonuna kadar sevgiyi tatmak ve de Hayatın ikincil tarafını anlamak gerekir O zaman cevaplarsın sorumu O zaman anlarsın sorunumu Neyin içinde, kimin peşinde Çırpınıp yorulduğumu Gülmen doğal hoş karşılıyorum Bir bakıma sana yazık diyorum Bu yaşa gelmiş sevmemişsin, acıyorum Sen nasıl yaşıyorsun merak ediyorum Yaşamı gülmek, gezmek, tozmak bilen Hiç sıcaklık duymamış, kalbini hızlandırmamış Gözlerini ıslatmamışsın Bunlardan yoksun yaşanır mı be? Yazık hem de çok yazık Sen doğarken kefenle doğmuşsun Ölürken ne giyeceksin merak ediyorum!.. |
Dinle özlenen… Bir yürek sıkımıdır seni özlemek; Boğazımda bir yumrudur, yutkunamadığım, Özgürlüğün sona ermesidir taş bir hücrede... İki damla gözyaşıdır, boş kalmış avuçlarıma akan; Düşlemektir seni; mekânsız, sınırsızca... Nefes diye seni çekmektir, içime... Zamansız ölüm gibidir seni özlemek; Azrail’in sunduğu beyaz elbisede... Toprağın ağır kokusudur, gidilen sonsuzlukta... Bir yudum sudur sana kavuşmak; İçim yanarken yudumladığım çağlayan... Çölde serabımdır sana kavuşmak, hayallerde kalan... Üşüyen yüreğimi ısıtmaktır, kollarında, Göğsüne başını koyup koklamaktır doyasıya, Sıcak teninde erimektir, yok olmaktır ölesiye... Solmuş rüyalarımın renklenmesidir, Gökkuşağının ötesine geçmektir, uçarak... Gözlerinin gülümseyen rengine boyanmaktır Sana kavuşmak… Sonsuza denk… Rengarenk |
İstasyon Yalnızım bir kompartımanda Bir hızar testerisinin yaz ışığı ufuk hattından Ağır ağır gözlerime geliyor köşede rüzgar Tozla yıkıyor söğüt dalını çocuk Onaltı bağımsız devlet büstünün Sarkan bıyıklarını düzeltiyor zaman Düşündükçe koyu bir renk alıyor Buraya uzun bir yol boyunca Kurulu bir kumpanya çadırlarından Tuğla harmanlarından geldim her ateşin Çemberinde yanarak ve darağacında Kurutarak dikişsiz gömleklerimi Her sabah zekeriya sofralarında herkesle Kalın kitapların yufkasını yeniden ıslatıp Yedik açlık Düşündükçe daha da artıyor hangi geçmişin Kaynağına eğilsem acı bir su Gelecek günlerin yorgun treni yıllardır Telaki bekliyor Bekle bekle bekle gençliğin karanlık yıldızı Yıllardır takım değiştiriyor ve cephe İsimsiz bir tortuyla kapanmış Bilemedim nasıl bir mangal yüreğimiz Kömür gözlü çocuklarla yanıyor ve bedenim Ateş içinde Eylül. Her yanımdan geçen öpüşlerinin Islak serçelerini duymasam Kör testereyi bile göremeyeceğim. |
Bir Gün Terkedip Bir gün beni terkedip; Başkasının olursan, Ellerimi bırakıp, Başka el tutarsan, Benim kalbim yerine, Başka kalbe taparsan, Gözlerim sana düşman, Göz yaşlarım ecelin olsun |
SEN MİSİN? Bu gün niye parlak bu güneş, Neden gülük gülistanlık her yer? Daha zamanı gelmemiş, Neden taşar içimden mutluluk? Henüz yarası geçmemiş, Neden carpar yüreğim deli gibi? Sen misin ? Mutlu kılan, Sen misin ? Kalbe dolan, Sen misin ? Aşka davet eden, Sen misin ?................ Ankara Kasım 2005 |
Sana Dair ben daha sen diyemeden sen, biz deyiverdin... oysa ki, sen, keşkem sen, çıkmazım sen, sebebini bilmediğimi bildiğim ve beynimde ki hicranımsın. sen, içten gülüşüm sen, yürek sızım sen, düşündüğümü her an farkettiğim ve gözümdeki yaşımsın. sen, sevmediğimi sevdiğim ve sevdiğime daha çok bağlandığımsın. sen, hayat kıvılcımım ve aldığım tek solukta hayata göz yumuşumsun. sen, hayır diyemediğim ve asla evet diyemeyeceğim özlemimsin. |
LANET OLSUN Hani... Bazen tükenir kelimeler Söyleyecek söz bulamazsın Yetmez dağarcığın duygularına Oysa ne cok şey vardır anlatılacak Bir cümle varken dudaklarında Söyleyemez susarsın Boğazın düğümlenir Göz yaşların söz dinlemez Yaşarsın O kısacık anları Bir filim şeridi gibi geçer Ne dur diyebilirsin nede git YÜreğin deli gibi carpar Bir dakika ,bir saniyede olsa Görebilmek için dualar ederde, Gel... diyemezsin Şarkılara sığdırırsın tüm hüznünü Aşkını,pişmanlıklarını Dağlara söylersin,taşlara haykırırsında, Bir Ona söyleyemezsin O da seviyormu böylesi O yanıyormu bir parca dersin Sevsede sevmesede yansada yanmasada Yanar kavrulursun Yumruklarsın duvarları hırsından Yine susar boynun eğersin Ah aşkım ah gülüm Ellerim kelepceli Dudaklarım mühürlenmiş Sevdam mühebbet hapiste Ne umut,ne bir ışık bulamazsın Hani... Ben geldim desen Ellerimi tutsan ,titrese yüreğim Kırsan tüm zincirleri Yeniden yaşasan yaşatsan Söylenmemiş ne varsa Gözlerimde arasan Kulağıma fısıldasan Aşkını, sevgini,özlemini Ah aşkım ah gülüm Ne sen geleceksin Ne ben gel diyeceğim Hep bir gün belki .. O gün hiç gelmeyecek Sana mı,yoksa bana mı Bu sitem bilmiyorum Ama LANET OLSUN..... Ankara kasım 2004 |
Bir Günün Öyküsü Her akşamın başladığında sen, İşinden dönersin; hep aynı saat, hep aynı zaman, Yani; karanlığın herşeye ilk hükmettiği an, Oysai hala aydınlıktır bana her yer, Hala sen yanımdaysan... Ve bendeki karanlık senden sonra basar hep, Yani hep senin gittiğin an... Ve artık günün son anlarıdır, Grubda güneşin son aydınlıkları pırıldarken, Hep bir kızıllık kaplar ya ufukları, Ben, saçlarının kızıllığıyla karıştırırım hep, aldanırım, Güneş hepten çekilirken, sessiz dağların ardına, Başlar yüreğimin sancısı, Ben düşerim kör gecenin içindeki, Karanlığın, yalnızlığın, sensizliğin derdine... Yani karanlığın doğada ki her şeye hükmü sürmekte, Ve doğadaki her cismin karanlık ve soğukla başbaşa kalışı başlamıştır, Kurt uyur, kuş uyur, öbrtü-böcek; uyur, Kelebek uyur, dal uyur, çiçek uyur, Anlayacağın, sıradan bir gece herkese, Ama bende bitmemiştir daha, Gözlerinin sevda pırıltıları, İçime işlemiştir giderken gülümsemen , "Hoşçakal" der gibi dir yine bakışların, Neyleyim, neyleyim ki, düşlerim bir kör kuyuya çoktan düşmüştür artık... Sen gittin, Gece başladı işte, Ekmeğini kazandığın yerdeki, Nesneler bile şanslıdır benden, Bilgisayarının ekranı,bütün gün boyunca, Senin yüzünü sindirmiştir kendine, Ve yansıtacaktır gece boyunca... Klavyenin tuşlarında, parmak izlerin, Döşemelerde, ayak izlerin kalmıştır... Çeklerde, senetlerde, faturalarda, Tuttuğun notlarda ellerinin izi , kokusu kalmıştır... Ve kim bilir; o gün boyunca, Kimler uğramıştır yanına, Kimlerle selamlaşmış, Kim bilir hangi işlerini bitirmişsindir... Ve kimine candan gülümsemiş, Kimineyse, hilal kaşlarını çatmışsındır arada... Şakacısındır, bilirim, Arkadaşlarınla şakalaşıp, espri yapmışsındır, Mutlaka güldürmüşsündür birilerini ve gülmüşsündür. Ve sık sık saçlarını düzeltip, Bilirim; dayanamazsın, Ciklet te çiğnemişsindir , Küçük bir rehavet çökerken üstüne, İnadına, birşeyler içip, atıştırmışsındır... Sonra mı, Sonra bir hüzün basmıştır yüzünü, Kahve rengi gözlerin donuklaşmış, Ceylan bakışların tavana asılı kalmıştır, Belki de ıslanmıştır... Ve o an sigaraya sarılıp, İçini nikotine bulayan dumandan, Medet bekler olmuşsundur... Sanki sigara değildir yaktığın, Her nefes te, bir ben yakmışsındır içinde... Ve tabutuna bir çivi daha çakmışsındır... Geride yalnızca her izmaritte rujun, Ve dudak izlerin kalmıştır... Ve o gece bir daha, Yine bana sensizliğin kalmıştır... |
| Saat: 13:20 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık