![]() |
Aşkıma İsterim doğruluktan yana yazsın kalemim Seviyorum seni tek bundan eminim Herşeyimsin tadım,tuzum.ekmeğim Sen benim aşkımsın canım sevgilim Gözlerime bakınca kendimden gecmeliyim Soluğunu her zaman yanımda hissetmeliyim İsterim her an karışsın nefesime nefesin Sen benim aşkımsın canım sevgilim Yüreğin bende kaldı ben sensiz yaşayamam Bak yine gece oldu sensiz üşür uyuyamam Ben bu sözleri başkasına yazamam Alıştım sana ben sensiz olamam Ne olur! Günü gelince gitme Yokluğuna dayanamam Ellerinden başka elleri tutamam Yanımdayken doyamam Uzaktayken dayanamam Sana.. Rumeysa Uysal |
Eylül Kuşlar çağırıyor beni, dışarıya Yatağımın ucundaki pencerede; ötüşen kuşlar Haydi kalksana diyorlar, Eylül'ün son günlerini görmek için Her yer hazan sarısı, yeşilin buğulu kokusu var. Güneş akşamları hep kızıl kızıl Yavaşça salınarak batıyor Sanki son vedalar... Kuş bu söz dinlemez ki Bir yığın kuş penceremde Ben diyeyim bin tane siz diyin onbin tane Hatta bir tanesi çok sabırsız gagasıyla Cama; 'tık, tık, tık' ısrarlı ve sert sert vuruyor. Bakışı duruşu 'haydi gel' diyor. Biraz geleceğim kırlara beni orada bekleyin Aman yarabbim asmalar arasındaki serçeler!.. Bir ıslıkla cümbür cemaat havalanıp Umuda kanat çırpıyor, Önce parlayan güneşi kara koyup, Sonra hepsi bir bir üzerime yağıyor, O yumyumuşak tüylerinde parlayan güneş Yıldız gibi içime işliyor. Emin ol gökten nur yağıyor. Güneşin batışına doğru rüzgarlar çıktı mı Karanlıkla beraber kelebekler Misafir oluyor pencereme, Onlar da cama 'tık, tık' vuruyorlar. Gece karanlıkta kaybolmuş, çocuklar gibi İçeri girmek için yalvarıyorlar. Hiç kıramıyorum onları hemen içeri alıyorum, Ve başlıyorlar lambanın etrafında fir dönmeye, Odamda bir şenlik her yerde dans eden kelebekler, Bazısı da yanımdan geçip eşlik etmemi istiyor. Bu da kelebek işte, çok seviyorum onları, Ama ne bilsin uçamadığımı. Bazen çeketimi omuzuma atıp gidiyorum. Geceleri dolunay, hava biraz soğuk oluyor, Ay ışığında kendi dünyalarında yüzen Turnaları seyrediyorum gizli gizli, Ah bir bilseler bana ne çok kızarlar, Ama en çok da böylesini seviyorum, Onlar suyun derinliklerinde oynuyor yüzüyor, Ben az ilerdeki gül behçesine doğru yol alıyorum, Geçen gece okşayıp, sevdiğim güller solmuş, Sadece polenleri kalmış dalında. Ama yenileri açıyor... Bunlar daha yeni doğmuş bebek O kadar masum ve savunmasız ki Hoyrat esen rüzgara karşı Kurumuş yaprakların musikisiyle yürüyorum Pamuktan bir yorgan gibi bir sürü yaprak yaprak... Hışırtısı kulağımda maziden bir melodi, Kim istemez ki bu patikadan yürümeyi, Yamacın sonundaki çimenlik denizi, Çok güzel, inanılmaz güzel, Yemyeşil bir denizi andırıyor, Ayağını basarsan içine düşersin hissi var, Boğulursun, kaybolursun gibi korkutuyor, Ben oraya hiç girmedim. Uzaktan görmek yetiyor. Tıpkı muhteşem bir sofraya bakıp doymak gibi, Yemiyorsunuz, çünkü bu sofranın ihtişamını bozmak doğru olmaz. Yoksa bir daha göremeyiz. Artık heryer karardı yolu tanımak imkansız. Ay ışığının önünde eskiyi anımsatan mor bulutlar bekliyor. Kar beyazı tüyleriyle 'Atıy' bana yolu gösteriyor. Bir yola girdik... Elbet Allah'ın evine gidiyordur. |
Bir Hatıra Bırak giderken bir hatıra bırak be sevgilim içinde eski günlerimiz olsun ikimizin hatırası olsun baktıkça seni hatırlayım hatırlayım ki bu ölümsüz aşkımızı unutmayım zaten unutmam ama baktıkça hayalin gelsin gözlerimin önüne sessizliği dinledikçe ''seni seviyorum'' deyişin gelsin kulaklarıma bana öyle bir hatıra bırak ki kimse böyle bir şey hayal edemesin bana öyle birşey bırak ki onu kimse yaşamamış olsun bana kalbini bırak bana sevgini bırak ölümsüz aşkımızı bırak ki ben bu dünyada yok olmayım sevgiyi ve seni unutmayım bana kendini bırak ki yalnız kalmayım birtanem |
YAĞMUR Yer ile yeksan, ıslak saçlı, kem gözlü Kavim göçlerinden bu yana ağlayan Ve durmadan cep kanyağı yakıcılığında Ezgiler çalan, çaldırtan, yakalatan Adı bende gizli bir kadındı İstanbul. Şehre bir yağmur yağdı ben ağladım. Sevilirken ayrılmak mı kaldı Bizans'tan Yalan dolan yoktu gözlerde yalnızca ses Verilmiş sözler birdi edilen yeminler sıfır Eşyalar alındı fotoğraflar söküldü yerlerinden Bir aşkın izlerini yok edecek Başka bir aşk sipariş edildi yeniden Bir şehre yağmur yağdı ben ağladım Kim daha çok yalan söndürdü çay bardaklarında Ve buğularda yitirilen kimin adıydı Bir aşktan diğerine kaç saatte gidiliyordu Soyulur muydu kabuğu hayatın Yoksa tüm vitamini kabuğunda mıydı Yağmur şehre bir yağdı ben ağladım Ben giderken en çok seni götürdüm Aklımın nakliyesiydi asıl yoran taşıyıcılar Yardan düşmüştüm yaralarım yârdan armağandı Kutsal kitabım da ziyan edilmiş sevgililer atlası Bense sevmeyi beceremedim Belki de sevilmeyi Benim sevmeye engel evcil acılarım vardı Ben yağmur ağladım bir şehre yağdı Ben şehre ağladım bir yağmur yağdı Ben bir ağladım şehre yağmur yağdı Ben yağmur ağladım |
İdare-i Maslahat Devleti Ali Osmanın artık son yılları, Paramparça olmuş ülkenin her sınırı. Diyarıbekr valisi kulakları dikmişti, Zira celali eşkıyası etrafta birikmişti. Haber saldı ki, Padişah’a bir ulakla; “Celali tehlikesi yakında şehre bela. Asker gerekir bu belanın defi için, Çünkü bunların sayısı yedi sekiz bin.” Memleketin her tarafı yanıyordu da, Hiç asker kalmamıştı koca orduda. Çaresiz ferman gönderdi, vali kuluna, Buyurdu ki; “İdarei maslahat oluna!” Eşkıya bu, ferman falan da dinlemez, Vahşet yapar, yaşlı genç hiç anlamaz. Vali fermanın arkasını dönderir, yazar, Durumu bildirir, ulağı gönderip tekrar, Arzeder ki:“Hünkarım şehrimiz düştü, Celali eşkıyaları bütün evlere üşüştü. İdarei maslahat oluna! diye buyurdunuz. Mecbur, idareyi eşkıyaya verdi kulunuz, Maslahatı kurtardık, halen elimizdedir, Bekleriz, ne yapalım, fermanınız nedir.?” |
Yazdim Seni Solmadan Gel Artik Aşkimin Gülü Olsada Konuşsa Kalbimin Dili Küçüçük Dünyada Bir Bilsen Beni Görünmez Yaziyla Yazdim Ben Seni Böyle Aşk Görülmemiş Dünyada Ne Gecmişte Nede Bundan Sonra Arasalar Bulamazlar Rüyalarda Görünmez Yaziyla Yazdim Ben Seni Nasil Sevgiymiş Göründe Bakin Sevgilim Seninle Buluşmam Yakin Unuttum Desemde Inanma Sakin Anilara Yazdim Ben Seni |
Hayaller Önüme yıldızlar toz şeker gibi serpildi Birkaç damlacık suya erimeye bıraktım Aşkı peşine taktım çay kaşıklarının Samanyolunu çın çın fincanımda çevirdim Ateşten mısraları söylerken ilhamınla Cehennem sıcağında yanıyordu bedenim Serin bir karpuz gibi dilimledim güneşi Benimle yanmayasın diye sana yedirdim Gece sessizliğinde kainat bir an durdu Yıldız durdu, yer durdu, içli sevgiler durdu O an usulca söküp gökyüzünden hilali Hayalde okşadığım kaşına iliştirdim Şuh yüzün mehtap oldu geceye gülümseyen Karanlıklar içinde ışıktan bir derinlik Her krater yüzünde açılan güldü senin Sana çok ötelerden binlerce gül getirdim Kainat şevkle döner sen gülümsediğinde Sen ağlarsan yıldızlar pul pul olur dökülür Kayan bir yıldız gibi herbir damla gözyaşın Ağlamayasın diye yıldızları bitirdim. Kocaeli - 01.03.2004 İbrahim Yüksel |
Sen... Hiç kendini hatırlayamadığın oldumu aynaların önünde.. Ya da kendini vurduğun oldumu şişelerin dibine.. Sen hiç sevdin mi ölümüne.. Hiç üzdümü seni sevenler.. Hiç ağladın mı, muhtaç kaldın mı bir gülümseye.. Sen hiç olgunlaştığını hissetin mi.. Hiç olduğun yere ait olmadığını... Çevrendekiler sana yabancı geldimi hiç.. Sen hiç sevdiğini vurdun mu yerin dibine.. Sonra hiç bir şey olmamış gibi gülümseyebildin mi.. Sen hiç hayata meydan okumayı düşündün mü.. En küçük şeylerle mutlu olmayı denedin mi.. Cesaretsizliğine yenilip, kendini boşluğa bıraktığın oldumu.. Sen hiç tanımadığın bir insana seni seviyorum dedin mi.. Sana muhtacım, kayboldum beni bulurmusun diyebildin mi.. Sen bu hayattan hiç yara almadan kurtulmayı denedin mi.. Gözünden tek bir damla düşürmeden... Geldiğin gibi masum gitmeyi Sen ölümü gördün mü hiç.. Ölümle mücadele edemememin nasıl bir his olduğunu anladın mı.. Sen hiç bir odada yalnızlığa mahkum edil din mi.. Aç susuz oturup düşündün mü hayatını.. Kaybolmuş benliğini bulmayı denedin mi.. Sen seni SEN yapan hayata hiç teşekkür ettin mi.. Sen sen olup ta , umursamaz olabildin mi.. Yıkık dökük olan kalbini onara bildin mi.. İçinde fırtınaların koptuğu bir gün bile olsa, Karşındaki insana onu çaktırmadan bir tebessüm çakabildin mi suratına.. Sen hiç çıplak kaldın mı.. Korkusuzca ******p kendini gösterdin mi.. Sen hiç yaşamdan zewk almayı denedin mi?.. Ben denedim.. Ama oLmuyor.. Beni Ben yapan bu yaşama ayak uyduramıyorum.. Benliğimi kaybettim bulamıyorum.. Sen hiç yardım ettin mi çaresiz birine?.. Bilmiyorum.. Ama ben senden yardım istiyorum.. Yardım eder misin bana .. Kurtarır mısın beni karanlığımdan.. Düştüğüm bu dipi görünmez kuyudan... Bir el uzatırmısın bana.. götürür müsün beni ışığa.. |
Bir Haykırış ve Kırık Bir Kalp Can acıdı yürek kanadı... Belki sade bir cezaydı, Belkide masum bir korkutmaca. Unutup gitmekti biraz. Belkide sıkılmıştı artık. Alıp başını bir süre uzaklaşmaktı, Ondan ve hayattan. Garip bir his vardı için,de Bırakmaya dair. Kafası karışıktı, Ve git dedi hayatımdan git. Can acıdı yürek kanadı... Sonra duydu bunu sevgili. Aceba söyledikleri gerçekmiydi. Bu kadarmıydı sevgisi, Ve herşey bu kadar kolaymıydı hayatta. Bir ilişkiyi bitirmek bukadar ucuzmuydu, Ve mutu olmak bukadar zormuydu. Birden bunları düşündü ve Bunu ondan isteyebilene, Artık hiç iltimatı kalmamıştı. Ve bir gitte o dedi sen git İşte bir hikayede böyle bitmişti BİR HAYKIRIŞ VE KIRIK BİR KALP.... |
DOKUNMA YANARSIN “Çocukluğum çıraklıkta geçti kir pas içinde Gençliğim korsan yürüyüşlerde eylemlerde Hapse erken düştüm, copla erken tanıştım Küçük voltalardan bıktım usandım Şimdi uçsuz bucaksız ovalarda Adımlarımı saymadan Geriye dönüp bakmadan, usanmadan, bıkmadan Deli taylar gibi koşmak istiyorum Ve görüyorsun ki aşkı beceremiyorum Beni kendi halime bırak yavrucum Ben yolumu nasıl olsa bulurum” Upuzun cayırlarda yalınayak koşmak istiyorum Saçlarım rüzgara konuk yüzüm dağlara dönük Göğsümün çeperini ölümle sınayan esaret Ve yüreğimi yararcasına zorlayan cesaret Kıyasıya vurşsun, vuruşsun istiyorum Koşmak... koşmak istiyorum sevgilim, koşmak istiyorum Dönemezsem beni affet... Kıyasıya vursun, vursun istiyorum Koşmak istiyorum sevgilim, koşmak, koşmak... Dönemezsem beni affet... Firarilerin uzmanı olmuşum Bütün istasyonlarda afişim durur Beni bir çocuk bile vurur Dokunma bana fişlenirsin Dokunma bana ellerin tutuşur Dokunma bana çıldırırsın Dokunma bana sende yanarsın. “Koşmak egzozların molozların yağmaların kıyısından Onca insafsızlıkların, onca haksızlıkların Manzarasızlıkların, parasızlıkların, Allahsızlıkların kıyısından Kimseye ve hiçbir şeye değmeden Ciğerlerimi yok edercesine koşmak istiyorum. Yerken içerken, meşk ile kendinden geçerken birileri Namlunun ucunu görünce sıvışırken birileri Birileri ölüp, birileri nutuk atarken köşe yazılarında Kavga etmeden, bir daha tutuklanmadan Ve küfür etmeden Kafamı kırarcasına koşmak istiyorum” Avucunu son bir defa ağlamadan tutmak istiyorum Gözlerim yüzüne küskün sazım sevgine suskun Saatti ayrılığa kurmuşum olmaz teslimiyet Ziyan aklımı senle bozmuşum İçerim felaket Kurşunlara geleyim, geleyim istiyorum Ölmek, ölmek istiyorum, ölmek istiyorum sevgilim Sağ kalırsam affet... Kurşunlara geleyim, geleyim istiyorum Ölmek istiyorum sevgilim, ölmek, ölmek... Sağ kalırsam affet... Firarilerin uzmanı olmuşum Bütün telsizlerde adım okunur Beni bir çocuk bile bulur Dokunma bana çıldırırsın Dokunma bana ellerin tutuşur Dokunma bana fişlenirsin Dokunma bana sende yanarsın... Söz: Yusuf Hayaloğlu |
| Saat: 14:53 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık