![]() |
Anladım ki Büyümek, yaşamak, yaşlanıp olgunlaşmak Hepsi yitirerek kazandıklarımız. Yitirmek, kazanmak yani, Kazandıysak Kim aldı, ödüllerimiz hani? Anladım ki yaşlandıkça masallarımı da yitireceğim, Düşlerime de inancım kalmayacak. Artık yüreğim bir şeye kani: Ömrümü yitirdiklerimle bitireceğim. halid ertuğrul |
Dolup boşalan küllüğümde kalan koku gibiydi ellerin Ardından avuç içlerimi koklardım belki senden kalan tek bir kırıntı var diye Yalnızlığımda ellerimi yüzüme kapayıp saatlerce kıpırtısız beklemem bundandı Anlayamamıştı kimse gözyaşlarımı sakladığımı sandılar oysa ben hiç ağlamadım sensizliğime Yüreğimde acılar büyüttüm Bir de kocaman bir hasret Hiç bitmeyeceğini bilerek ve kavuşamamanın ağarlığında ezilerek Gitme! dedim aslında sana fısıldarken kulağına seni sevdiğimi ama sen duymadın... Haykırmak istedim... gidiyordun... geri döndÜrmeye yeter miydi acaba feryadım? Bana kıyamayacak olsan zaten gider miydin ki? Yüreğim eskimiş bir aşk hikayesinin hüznünde Ellerim gözlerimin kan damlalarını toparlıyor Canım acıyor, senle yaşanamamış bütün anlarımın acısını Yüreğimin taa içinde sısızm sızım hissediyorum. Oysa biz senle daha martılara simit atacaktık vapurdan İskeleye yaklaşınca rüzgarı içimize dahada güçlü çekebilmek için telaşlanacaktık Uykusuz gecelerimizde olacaktı belki Uykusuz gecelerimizde ettiğimiz sohbetlerimiz Salaş bir kahvede eski bardaklarda karanfilli çaylarımız Bes taş oynayan çocuklarla sohbetlerimiz Hem belki kim bilir elele dolaşacaktık sahillerde aldırmadan kimseye Bazen unutup herşeyi hayallere dalacaktık ıssız bir köşe başında Gül satan çingenelerden bile kaçamamıştık senle daha Yokluklarımızı varlaştırmak vardı hani Eski acılarımızı temize çekmek... Gülerken mutluluğumuza geçmişteki hüzünlerimizle barışmak Oysa biz senle daha bir tiyatro oyunu bile izleyeyememiştik Bir konserde bağara çağara şarkı söyleyememiştik Belki sabaha karşı vurup kendimizi yola kendi şarkımızı yazacaktık sokaklarda Hem belki aşk ı temize çekecektik seneler sonra Doğum günlerimizde mumlar söndürüp dilek tutacaktık Oysa.... oysaa... gitmeseydin... Biliyorum biz onca yaşanmamışlıkla birbirimizden çok uzakta Birbirimizi hiç paylaşamadan soluklanacağız hayatın Ağar oksijeninde ciğerlerimiz yana yana Yıllar sonra.... eskiyeceğiz canım... Giderken sana söylediğim türküyü tekrarlayacağım denizi izlerken akan gözyaşlarımda neşe demirağ '' ey hayat sen şavkı sularda bir dolunaysın oysa yokum ben bu younda, ömrüm beni yok saysın... '' |
Macera Omurgasız bir acı Bedenimde uluyor Tenha otobüslerin kız kokan yalnızlığında Elim elimle buluşuyor Kulağımın arkasında takıyorum ömrümü Gecenin en olmadık Saatlerine taşınıyorum Bir şairin kendi halinde Bıyığını ve şiirini fazlalık sayan... Gitgide kendime Yakışıyorum Ortayaş göbeğimi aynalardan sakınaraktan... Gitgide kendime yakışıyorum Ortayaş göbeğimi aynalardan sakınaraktan Bir alçak sakladı Ve unuttu beni zulasında Sanki Bir ölüm başka bir ölüme Miras bıraktı Bitti Sandığım o mecara Hep yeniden başladı... Ahmet Erhan | |
Zalım Duvarda asılı siyahbeyaz resmin, Aklımda gülüşün, dudaklarımda ismin, Kulaklarıma yer etmiş artık sesin, Nerdesin be zalım nerdesin. Uyurken bile rüyalarımdasın, Ne yanımda, ne karşımdasın, Gitmedim diyorsun bide, ne yandasın, İsyan etsende bu söze zalımsın. Bu kadar zor olduğunu bir bilseydim, Düşmezdim üstüne bu kadar sevmeseydim, Keşke yıkmasaydın benide ölseydim, Tüm zalımlığına gülüp geçebilseydim. Şimdi yokum işte mutlumusun, Hala gülebileceğinden umutlu musun, Varsa bir hatam söyle herkes duysun, İsteğin buysa, ölümüm bir zalımdan olsun. Kendini benim yerime koy demiştin, Ne yapsam ne etsem sevmemiştin, Daha aşkı bardağa koyup içmemiştin, Zalım olduğunuda, bana hiç söylememiştin. Şimdi sen başka yolda ben başka, Yazık oldu bendeki tertemiz aşka, Sen bir serçesin daha, bense bir anka, Gün gelir zalımda düşer felekteki çarka. Belki çok sevinçlisin, belki kederli, Belki beni anarsın gördünmü bir sevgili. Gün gelir seni de üzer bu hayatın seli. Sen ne kadar zalımsan bende o kadar deli. Tatlısın dedim inanmadın, Cadısın dedim aldırmadın, Hep öne eğdin başınıda kaldırmadın, Ben sana aşık sense zalımdın. Bu şiiri belki sağır sultan duyar, Bu kadar sevsem canlanırdı taş duvar, Şu aşkımı gören kim olsa ağlar, Ama hazırlan zalım, ahirette hesabım var. Avcılar - 2005 Hakan Koç |
Vay Yalancı Şerefsiz Vay Hani bana söz vermiştin Çekip gitmek yok demiştin Sözde beni çok sevmiştin Vay yalancı ******** vay Ya şimdi sen ya şimdi sen Ya nerdesin sen şimdi sen Bu nasıl söz neydi gitmen Vay yalancı ******** vay Biz dağları aşacaktık Ovalarda koşacaktık Hani çok şey yapacaktık Vay yalancı ******** vay Daha evla yar mı buldun Beni neden sensiz koydun Zorun neydi neden öldün Vay yalancı ******** vay Yokluğunla oldum soluk Kalbim kanar oluk oluk Hani nerde çoluk çocuk Vay yalancı ******** vay Senin ile bende bittim Sensiz aşka yemin ettim Benimleydin bensiz gittin Vay yalancı ******** vay murat demir |
Bu Geceyi Şiir Yapalım. Umut yok biliyorum bıraktığın tebessümün ayak izinde Sana dair bütün özlemler yalnızlığa mahkum Ve bende sırf gittin diye gidiyorum bu ihtiyar şehirden Son bir dilek tutuyorum içimden Hadi bu zamanı donduran gece yarısını şiir yapalım Ve koparalım dalından karanlığı Savuralım umutsuz yalnızlığın en kuytu köşesine Hadi utanmayalım yalancı doğrular adına Sıkalım dişlerimizi kurtaralım beraber Ne varsa sana ve bana dair Kurumuş bir gül misali atalım birbirimize Yakalım suskunluğumuzu Ankara geceleri bestekar sokakta yok olurken Biz bir yudum mutluluk için yaşamaya and içelim Bu karanlık geceye ismimizi yazalım yıldızlarla Ve bitmesin bu şiir ölene dek Hüseyin Cihan |
Allah Kahretsin Çalınmış şiirlerim gibisin İsyanlarım bitmedi hala... Bu böyle sürüp gitmeyecek biliyorum Bir sabah bir dilencinin avuçlarına bırakacağım kalbimi Kim ne derse desin Tahammülüm kalmadı artık Bıktım seni sensiz yaşamaktan Nasılsa döneceğin yok senin Çıldıracağım bu gidişle Allah kahretsin!... Dünya ateşler içinde Savaşlar almış başını gidiyor Afrika'da insanlar açlıktan ölüyor Bense bu gidişle sensizlikten öleceğim Umurunda mı senin? Allah kahretsin!... Hangi masaya otursam Senin sevdiğin içkiyi koyuyorlar önüme Vazomda senin sevdiğin çiçekler Ve dudaklarımda hep senin sevdiğin şarkılar Senin doğum günlerini kutluyorum senden habersiz Ve her sabah dualar ediyorum mutluluğun için Ne yapsam, ne etsem, nereye gitsem Ecel gibi peşimdesin Allah kahretsin!... İşte böyle bir sevda benimkisi Bu zamanda, bu devirde Haklısın adam olacağım yok benim En güzeli artık son vermek bu hayata En korkunç uçurumlardan bırakmak kendimi Ya da en yüksek tepelerden En uçsuz bucaksız denizlere bırakmak bedenimi Ama içimde sen varsın Ya sana birşey olursa Allah kahretsin!... Ahmet Selçuk İlkan |
damlalar 1 imgelerim çürüdü sana dair her susuşumda zamanı dişleyen buğu.../ve sır sofrandayım aşk göğsümün orta yerinden ısır 2 birikiyor dilin namlusunda bin acı söz yine kendime sıkıyorum 3 gelişin bahar diye düşen yaprağımı gizledim sen dün kokulu gerçek bense şiir kurusu belkiydim 4 ah gül ! bir damla su için bunca yağmur 5 bakire doğar her sabah güneşi avucunda sakla hayat... etimizde çığlık ne varlığıma dokun ne yokluğuma ağla 6 gitmek için bahaneydi güneşe ayın gelişi oysa gül en çok güneşi sevdi 7 kaç afette çarmıha gerildi dillerim memleket... gölgesi güz yağmuru devrim bendeki dili unut...git nasılsa her yer benim yüreğim 8 uçurum kenarında toprak kokuyordu gözlerim ve tüm sarhoşluğuyla beni izliyordu deniz dilimde çiçekli kiraz bir şarkı söyleyecektim ittiniz Ferhat Gülsün |
http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10186-1.gif Eylül geldi ve hiç gitmedi... O gün, bu gündür aylardan hep eylül ve mevsim hep sonbahar... Ben hâlâ yağmur sonrası o toprak yolda yürüyorum... http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10186-1.gif Ayağımın altında sarı çınar yaprakları ve yolun sonunda hayalin duruyor... Kaç yıl oldu unuttum. Ben sana varamıyorum... http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10186-1.gif Ebreşe |
Sessiz Gemi Artık demir almak günü gelmişse zamandan, Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan. Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol; Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol. Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli, Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli. Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu. Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu. Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler; Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler. Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden. Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden Yahya Kemal Beyatlı |
Neden Almanya unuttun mu seni sen? Demokratik insancıldın hani sen! Hele düşün hatırlarsın dünü sen! İlk geldiğim zaman bando çaldınız, Neden şimdi bana düşman oldunuz? Ne bilirdik, nerden haber aldık biz? Buraları nasıl gelip bulduk biz? Gel dediniz, onun için geldik biz, Dün çağırıp, bugün pişman oldunuz, Neden şimdi bana düşman oldunuz? Ne numara yaptım, ne de yılıştım Bir haftada her işine alıştım, Çalış dedin en pis işte çalıstım, Gençlik uçtu, çiçeğimi yoldunuz, Neden şimdi bana düşman oldunuz? Önceleri karnın fazla tok idi, Hem karnın tok hem de işin çok idi, O zamanlar 'Türk`ten iyi yok' idi, Düne kadar şekerdiniz, baldınız, Neden şimdi bana düşman oldunuz? Kolum gitti, fabrikada çarklara Asit yaktı, ciğerlerim hep yara Şimdi dünya benim olsa kaç para! Midem çürük, yedi yerden deldiniz, Neden şimdi bana düşman oldunuz? Bizimkiler zaten bizi sattılar, İt eniği atar gibi attılar, Kör olsunlar, size köle ettiler, Siz de hazır sahipsizce buldunuz Neden şimdi bana düşman oldunuz? Ne umdunuz, ölmemi mi umdunuz? Dininize gelmemi mi umdunuz, Yoksa Alman olmamı mı umdunuz Hep sustunuz, sanki derdin laldınız, Neden şimdi bana düşman oldunuz? O da var ha..! Domuz eti yiyen var, Faşinginde senin gibi giyen var, Evlâdına 'Hans' adını koyan var. Biraz gelin, bolca damat aldınız, Neden şimdi bana düşman oldunuz? Çok dil bilmem, bakma öyle hor bana! Çok dil bilsem mebbusluk mu var bana? Lisan değil, sen işimi sor bana..! Dil bahane, dili sebeb kıldınız, Neden şimdi bana düşman oldunuz? 'Entegrasyon' artık bir yana dursun, O az geldi, 'Asimile' diyorsun, Bizimkiler hâlâ yatsın uyusun, Sahibim yok dalga geçip güldünüz, Neden şimdi bana düşman oldunuz? Mümkün müdür, Türk kolayca ev bula? Ev vermezsin, evsizliğin bir belâ, Versen bile ne banyo var, ne helâ... 'Evdir' diye bizi ahıra saldınız, Neden şimdi bana düşman oldunuz? 'Yurdum kötü' diyen Türk`ten ne umdun? Sahte sahte ilticaya göz yumdun. Nasıl derim sen bu işte masumdun! ? Siz de bizi Kürt-mürt diye böldünüz, Neden şimdi bana düşman oldunuz? Hanginiz 'kim bunlar, neci' dediniz? Tam aksine 'Azül' cici dediniz, Çünki, ucuz bir iş gücü dediniz. Bu sebebten, bu krize daldınız Neden şimdi bana düşman oldunuz? Bugün bakın esrar, satankim? Miting yapıp, Rus`a alkış tutan kim? Bozkurtlar mı, düzenine çatan kim? Ben demiştim, dediğime geldiniz, Neden şimdi bana düşman oldunuz? Vize koydun. Vize miydi çaresi? Vize; bende derin yürek yarası, Fakat sizin yüzünüzün karası, Vize koyup, buna rağmen yıldınız, Neden şimdi bana düşman oldunuz? Son günlerde bir acaip döndünüz, Üç-beş Nazi artığına kandınız, Yoksa bizi Yahudi mi sandınız? Bize karşı neden kinle doldunuuz? Neden şimdi bana düşman oldunuz? Arif derki; susuyorum kaç oldu, 'Ausländer raus' demek geç oldu, Benim çocuk kazanmam mı suç oldu? Çocuğumun hakkına mı kaldınız, Neden şimdi bana düşman oldunuz? Ozan Arif ------------------------------------------------------ |
Yokluğunla Vurma Dinmiyor Hasretin yanıyor bağrımda Bitmiyor içimdeki Sevgin büyüyor kaldıkça Ya gel ya dindir artık bu ızdirabı Sevgillim Yoksa Yüregim dayanamıyor artık bu kadar Izdıraba Yokluğunla Vurma beni Bitanem.... Ne geliyorsun nede bir Haberin geliyor Yıllar geçti sanki gül yüzünü göremedim Beklemeye tahammül edemiyorum artık Gücüm kalmadı yapamıyorum sensiz Sevgillim Yokluğunla Vurma beni Bitanem.... Kalbinden çıkardınmı beni yoksa Sen Başka ellerimi Sevdin sen bileyim Söyle Beklemek öldürüyor insanı bilmeden Ya gel yada bir Haber gönder Sevdigine Yokluğunla Vurma beni Bitanem.... Seven insan böylemi yapar sevdigine Habersizmi bırakir böyle Öksüzce Ne olursun bırazda artık beni dinle Yokluğunla Vurma beni Bitanem.... Canan Kosmaz |
KARADUT Karadutum, çatal karam, çingenem Nar tanem, nur tanem, bir tanem Agaç isem dalimsin salkim saçak Petek isem balimsin agulum Günahimsin, vebalimsin. Dili mercan, dizi mercan, disi mercan Yoluna bir can koydugum Gökte ararken yerde buldugum Karadutum, çatal karam, çingenem Daha nem olacaktin bir tanem Gülen ayvam, aglayan narimsin Kadinim, kisragim, karimsin. sigara paketlerine resmini cizdigim körpe fidanlara adini yazdigim Karam, karam, Kasi karam,gözü karam,bhti karam. SILA kokar, arzu tüter, ILGIT ILGIT, buram buram. Ben beyzade, kisizade Her türlü dertten topyekün azade... Hani su ekmegi elden,suyu gölden.. Durup dururken yorulan Kibrit cöpü gibi KIRILAN Yalniz sanat CIKmazlarinda basini kasiyan.. Artik otlar, göstermelik atlar gibi bedava yasayan.. Sen benim mihnet icinde yanlis kavrulmusum, Netmis , neylemis,nolmusum.. Cömert IRMAKLAR gibi gürül gürül Bahtin karismis bahtima cok sükür.. Yunmus, yikanmis adam olmusum.. Karam,karam Kasi karam,gözü karam,bahti karam Sensiz bana canim dünya haram olsun.... BEDRY RAHMi EYÜBOGLU |
ÖZLEDİM SENİ özledim seni... ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir. beynimi uyuşturuyor özlemin... çok sık birlikte olmasak bile benimle olduğunu bilmenin bunca zamandır içimi ısıttığını yeni yeni anlıyorum Yokluğun, Hatırladıkça yüreğime saplanan bir sızı olmaktan çıkıp mütemadiyen bir boşluğa Sabahları seni okşayarak başlamaları aksamları her işi bir kenara koyup seninle baş başa konuşmaları özlüyorum; oynaşmalarımızı, yürüyüşlerimizi, sevimli haşarılığını, çocuksu küskünlüğünü... Nasılda serttin başkalarına karşı beni savunurken; ve ne kadar yumuşak bir çift kısık gözle kendini ellerimin okşayışına bırakırken Gitmeni asla istemediğim halde buna mecbur olduğunu görmek ve sana bunları söylemeden ''git artık'' demek ''beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk kavuşacaksın mutluluğa'' demek sana nede zor seni görmemek ve belki yıllar sonra karsılaştığımızda bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden... yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek.... CAN YÜCEL |
Bir sabah, Zamanı durdurdun sen... Ayrılığı ekledin sonbahara Mevsimin bütün bulutları, Gözlerimde birikti de Ben yağamadım bakışlarına... Söyle! Hangi güneş Baharı getirecek şimdi bana? Kadehimiz ayrılağa kalkmadı ki hiç Ben nasıl içebilirim yokluğuna... Belki, Zamansızdı sevgim En az gidişin kadar! Elde değil bu. Sen hiç eylülde sevip de Vakitsiz hüzünlere beyaz bayrak salladın mı? Bilemezsin sevdiğim... Nasıl da koyuyor adama güzün geri kalanı... Doğduğum gündeyim şimdi. Yoksun... Bir başıma içip, Kağıda gidişini karaladım... Hazanda sevmek akıl kârı değilmiş sevgili Anladım... Okan Savcı |
Beceriksiz Bir seni seviyorum iki seni seviyorum Üç seni seviyorum Seni çokca seviyorum Bunu söyleyebilmek için varımı gücümü sarfediyorum Arzu edilen bir incelikle Dünyada bilemedim ben o en küçük şeyi Arzu uyandırmayı Uyandırmayı istediğim anda bile Buysa eğer sözü edilen duygu masum bir teşhirciliktir alt tarafı Fiziksel olduğu kadar ahlaksal da bir konu allahın belası şey tüm bunlar giç de ferahlatıcı değil Çekim gcü olarak sıfır noktası (Türkçesi: Bahadır Gülmez) Aragon |
HEYHAT!!! Özleyip resmime baktığın zaman Tüm şimşekler gözlerinde çakacak. Hasretle adımı andığın zaman Alev alev dudakların yanacak... Lâl olursun, çeneni açamazsın Bensizlikten çaresiz kaçamazsın Bahar gelir beyaz gül açamazsın Viran viran baykuşların konacak... Volta atar koca kenti ararsan Derman biter mecâlini yorarsan Gerçekleri yâd ellerden sorarsan Melül melül bakışların soracak... Yanıtsızca suâller sorduğunda Boş kolunu koynuna koyduğunda Diz çökerek bağdaşı kurduğunda Damla damla iliklerin donacak... Yaşanan dünleri yok saydığında Heyhat! deyip maziye yandığında Son nefes döşüne tıkandığında Yorgun yorgun nefeslerin anacak... Ayser ÖZBAKIR |
Gözyaşıları Uçup gitti, şuradan yüreğimin üstünden. Biriktirdiği umutları, dürülmüş bir bohça gibi bana kaldı, nice günlerden,anlattığı, bir ben bilirim. Mektuplarını verdim, Sakla dedim. Baban buydu,oku dedim,vasiyetindi. Ne kadar aldı,ne sattı bilmem şimdi, Öğretmen olmuş, ziyaret ettim akşamdı, adını vermiş oğluna, tıpkı senin bakışlarındı, anlattım seni olduğunca; Daha olamadım dedi, ama anlatıyorum şimdi onu çocuklarıma; hep akarken gözyaşları,sınıflarımda. Gittiği günü; umutları uğruna..... Kadir Bıyıklı / 2/24/2007 |
Hüzün yağmurları yağmazdı günlerime Ilıman ikliminle dolardı içim Nasıl da sokulurdu ellerin ellerime. İnce bir yapraktı saçların; Yaşlanmış ağacımın dallarında En gür şafaklar sökerdi Aşkımızın yollarında. Sen sıcak gülüşlerde yaşardın Avuçlarında hep bahar yağmuru. Yirmi yaşın elleriyle okşardım seni Uzandığımız gök maviydi ve deniz duru... Kaçıp sana sığınırdım Geceler üstüme üstüme gelince. Sonsuz mutluluklar ormanında Bir nazlı geyik gibiydin ince. Bir sen güzeldin benim için, Bir de yüzünde açan karanfil. Öyle çok esiyordun ki içimde Bahar rüzgârı gibi efil efil... İlhan Geçer |
AĞLAYACAĞIM Birazdan bir yağmur başlayacak gözlerimde Sağnak sağnak ben yine ağlayacağım Gidişin gelecek gözlerimin önüne Rıhtımda sana el sallayacağım Bir hüzün şarkısı dolanacak dilime yeniden Bir ıslık seni bölecek yalnızlığı Bir martı havalanacak çok uzaklarda Ve bir rüya bölünecek hıçkırık seslerimden Yüreğimde birikecek damla damla sensizlik İçimi dökeceğim avuçlarıma Bir yıldız kayacak gökyüzünden Bir ümit kervanı daha göçecek Ve sen geleceksin tüm bunların ardından Gidişin gelecek gözlerimin önüne Kahırla ben yine ağlayacağım.. Harun Erdem |
Ömrüm Artık aynaya arada bir bakıyorsun. Farkında mısın? Ömrüm benden önde gidiyorsun. Yavaşla, yavaşla biraz Benim daha çok işim var biliyorsun. Ben akrep kadar yavaş Sen yelkovan kadar hızlısın. Ben düşlerken sen yaşıyorsun, Benden önce seviyor, Benden önce bıkıyorsun ömrüm. İsteklerimde geç kalıyorum sana söylemeye, Duygularımın önünden rüzgâr gibi geçiyorsun. Özgürlüklerimde uçmaya çalışırken ben, Dört duvar arasına düşmeye can atıyorsun. Yoruldum demeğe dilin varmıyor ömrüm. Ağacın en üst ucunda bütün umutlarım, Bana, ne yardım, ne takat olmuyorsun. Günahları bana bıraktın gibi, Ayrılıkları da bana, Benden habersiz Yanlış kavuşmalar peşindesin ömrüm. İşaretlerin cellâtlara, Bana hiç mi acımıyorsun. Ömrüm dur biraz, Soluklanacağım anlamıyorsun. Gerçekleşsin diye adaklar adıyorum, Tömbekiden gelip suda süzülen duman gibisine, Derinlerde çok derinlerde içimde sakladığım Yar dudağına buse olsun diye hayallerim. Anka kuşunu göremedim daha ömrüm, Benden önde nereye gidiyorsun. Kadir Bıyıklı / 2/24/2007 |
işin doğrusu önce sarıyı gördüm, sonra hepsini birden düşe dalmış bebekti gök oyuncağıyla ilerde adamla çocuk yürüyorlardı ikisi de tavşan uykusunda uzaktan yakından ilgileri yoktu gökkuşağıyla yemin ederim içimde bir sıkıntı o günden beri çocuğa yedi rengi bir arada işaret edemediğimden Akgün Akova |
Sarmam`mı Çaresiz kalmışsan kullar içinde, Senin için kanatlanıp uçmammı, Dermanın dualarda saklıysa eğer, Niyazlarla ellerimi açmam`mı... Bende yazlar, sen kışlarda kalmışsan, Senin için yar, yazları çağırmammı, Soğuk vurmuş acıyorsa her yanın, Hissederim avazsız bağırmam`mı... İncinmişsen can, yüreğin pare pare, Senin için çareler aramammı, Fayda vermez ise bağlandıkların, Derman olup yaraların sarmam`mı... Aydınlanmıyorsa günün ve gecen, Senin için ay ve güneş olmammı, Kalabalıklarda yalnız kalmışsan, Ardın sıra gelip seni bulmam`mı... Ürküyorsan ayazdan, karanlıklardan, Cemre olup üzerine yağmammı, Seher yıldızıysa can, bizi ayıran, Zühre olup gelir seni sarmam`mı... Ayser ÖZBAKIR |
Bende olduğundan beri ne zaman aynaya baksam; kendimi bulamıyorum. Gözlerimde gözlerini, dudaklarımda gülüşünü görüyorum. Hep nefesini soluyorum, tenimde bir ürperti beliriyor. Koca şehir susuyor sadece sesin çınlıyor kulaklarımda. Bakabildiğim kadar ileride, dokunabildiğimce yakındasın ama hasret kalıyorum bebek yüzlüm gülüşüne. İstanbul gibi bakıyorsun bana, gizemli ve buğulu. Hem içinde olup, hem yalnız yaşamak bilsen ne kadar zor geliyor. Hayat kavgasını sürdürüyor sevdam. Aşk can çekişiyor gecelerimde. Tenine susuyorum Marmara’nın derinliklerinde. Yeditepe çalıyor sanki seni benden, yavaş yavaş tüketiyor. Gökyüzüne yıldızlarla tutunan peçesini çıkarıyorum karanlığın. Pencereden yatağına süzülen ay ışığı olmak, yüzünü sürdüğün yastık olup düşlerine avuç açmak için. Bedeninde serilmeliyim gece gibi. Meleklerin uyurken bıraktığı gülüşü seyretmeliyim başucunda. Kalmamı istermisin, yıldızlar bir bir gömülürken sabaha? dokunmamı istermisin ayaz düşen tenine? Hani utanmazlığın koynunda kendinle sevişmelerinde yanında olmamı istermisin ? Kuruyan teninde terden boncuklar yapabilirim, güzel bir melodideki piyano tuşları gibi dokunabilirim vücuduna, kıvrımlarınla ahenkli yaşayabilirim seni. Rüzgârın dağlarla kucaklaşmasını, dalgaların kıyılara cilvelerini getir aklına. Önce, süzülmelerini hisset kumlara köpüklerinin, sonra kızışan rüzgârla tut ellerimi. Tüm gücünle sarıl biçare kimliğime. Açlığımı, susuzluğumu, sırlarımı bitir gecede. İçimde kıpırdanışların, yüreğimde sıcaklığın, dudaklarımda titreyişleri sevdanın, tenimin ürpertisinde nefesin olmalı... Dağıt, hazan düşen yatağımı. Güneşim ol eylül gözlüm. ‘Seni istiyorum’ diye yutkunduğum nefesimi al dudaklarımdan, sırlarımı çöz öpüşlerinle. Ay gibi yum gözlerini geceye, yıldız gibi kay geç düşlerimden. Tadını bilmediğim, tenine düşmediğim hayal olmaktan çık, dökül şehvetinle. Söyleyemem sana yanan tenimi, kıvılcımı düştü bir kez içime. Kıvranışlarım kadar sessiz uykusuzluğum. Her dokunuşumda kendime, haykırışlarım suskunluğum aslında. Kendime sarılıp yatağın bir ucunda tüm ürkekliğimle gelişini beklerim. İçimden akan ılıklığı, sıcak sevdayı sana sunmak, sadece hayalinle bütünleşerek yaşamak çok zor be aşkım... ‘SEN’ bendeysen, benimsen.. Neden gecelere isyanım? Kirpikten bulutlarını arala artık, güneş gözlerinde kapalı kalmasın, Uyan! Dünya güneşe, ben sana kavuşayım. Seni seviyorum eylül bakışlım. Arzu Altınçiçek |
Kolye Kolye Yaşanmamış bir sevdanın Külleriydi savrulan. Kum saatinin ince beline Takılıp kaldı hayaller… Ümitlerin bittiği yerde Kurudu karanfiller. Fayda vermezdi çırpınışlar! Ok saplandı yüreğe… Hoyrat ellerde, Savrulup gitti mutluluklar. Hiç gelmeyecek Özlenen yıllar… Gözler dalgın, sözler durgun. Sadece acılar… Sımsıkı tuttuğu avucunda Bir kolye, Sevdiğinden hediye. Ahmet Bektaş |
Beni geçmişin dehşetiyle besle beni geleceğin özsuyuyla Küpeler tak kulaklarıma kirazlardan mendilimi fesleğenlerle yıka. Bana çılgın bir gürleyiş bellet yankısıyla kapan üstüme geceleri. Benimle rüzgârları tanıştır gözlerimi boralara düğümle. Beni kankardeşi bilsin gözyaşların beni umudunla büyüle. Bana ıssız gecelerden yıldız kaymaları sun beni ucu kıl birbirine sürtünen çakmak taşlarının. Koynuma başakları yıkayan yağmurunla yağ kasıklarımı zeytin yapraklarıyla yenile. Ben seni esir alayım şiirlerle Sen beni kul bil kendine... Nihat Behram |
Seviyorum diyebilmeli insan, kucak açmalı uçsuz gökyüzüne, Sevdasını sayfalara değil gönlüne yazmalı sevdiğinin, Yazarken narin olmalı yüreği, inciltmemeli sevdiğinin gönlünü, Kalem değil hislerini kullanmalı, Mürekkep yerine gözyaşlarını kullanmalı sevdasını yazarken Gece olmamalı, güneş batmamalı bu sevda üzerine, ay gündüzde doğmalı, Sevdaları sözlere sığdırmamalı, anlatmalı gözleriyle, Kırmalı gönül zincirlerini, kaldırmalı prangaları Özgür olmalı bir kuş gibi sevdaları, Kanatlandığında sevdiğine uçmalı hisleri Ağlayabilmeli sevdasını yaşarken Ve haykırmalı hayata Ben seni seviyorum, Ben seni Hasan Demirçekiç |
AYAKÜSTÜ YAŞANMIŞ AŞK HİKAYELERİ Bildiğim kendimi bildim bileli aşık olduğum, Bildiğim ancak aşıkken var olduğum... İşte bu yüzden,benim için aşık olmak; Çoktandır hasretine katlandığım yokluğum Eğer aşktan söz edildiğini duymamış olsalar Hiç bir zaman sevemeyecek olan insanlar vardır, Demiş La Rochefoucauld Benimse hep böylelerini severek başladı vurgunum... 2 Her durakta ölümsüz bir aşk edineceğim Bir bakışdan,bir duruşdan, Çağrışımın sonsuz hızından Unutulmaz bir sevgili daha bırakacağım ardımda. Belki de yaşanabilecek en güzel serüveni Terk edeceğim daha otobüsün ilk basamağında Kim bilebilir ki,? Sonrayı,sonrasını kim bilebilir? Gizli gizli veda edceğim ona;görmeyecek Ve bu duyguyla burkulmuş yüreğim Otobüs camına bağrında bir ok ile Bir aşk levhası çizecek,ah min-el! Bu da ötekiler gibi, Kendisini ölesiye sevdiğimi bilmeden Yaşayıp gidecek.. 3 Şimdi hemen kalksam buradan Hemen çıksam uzun sokaklardan birine Kiminle karşılaşabilirim Kime vurulum ölesiye,eve dönmeden Geceme kuzguni bir cehennem gibi eklenen Bir ölümcül sevda hangi köşe başında keser yolumu Bir tenhaya ulak olan o suret avı bırakırmı yakamı Haracı ödenmeden bırakırmı yakamı Bir suretten,bir şiirden,bir hüzünden Ak kağıda düşürülmüş İmzasını görmeden Bırakmazlar yakamı,bilirim,ben ölmeden 4 Hangi aşk mümkündür aşığı öldürmeden Her aşk,her şiir Ardından uzun uzun bakılan adı bilinmedik sevgilerden, Küskün omuzlu terkedilmişliklerden, Perspektifinde hep bir sokak taşıyan o sessiz O faili mechul cinayetlerden Resim altı sözcüklerden Aşk mümkün olsa idi ah,aşığı öldürmeden Bırakırmı yakamı kağıdın ölüm beyaz sureti Elle bilenmiş sözcükler, Yüreğime sokulan serüvenin hançer tadı Nabzımın atışına ayak uyduran vezninde Gece adımları şiirlerimin Bırakır mı yakamı yaşadıklarımı Dökmeden imgelerin giysilerine Hayatın maskelenmiş gerçekliğine Upuzun bir mesafeyle yeniden sokulmak için Yeniden ve yeniden. Murathan Mungan |
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer. Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer. Utanılacak bir şey değildir ağlamak, yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık, çalınan birinin kalbiyse eğer. Korkulacak bir yanı yoktur aşkların, insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer. O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses, hiçbir zaman duyulmasaydı eğer. Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar, kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer. Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla, öylesine delice bakmasalardı eğer. Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer. Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin, son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer. Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman, meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer. Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman, beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer. Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla, tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer. O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi, yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer. O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar, son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer. Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri, her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer. Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de, dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer. Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel, namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer. Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından, dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer. Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de, sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer. Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine, kulağına okunacak biri olsaydı eğer. İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de, kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer. Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar, ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer. Issızlığa teslim olmazdı sahiller, Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer. Sen gittikten sonra yalnız kalacağım. Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse... Evet Sevgili, Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim uzanmak isterdi ince parmaklarına, mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!! CAN YUCEL |
Savaş Çocuklari Ölüm yakışmıyor sana çocuk Yaşamak bu denli anlamlı iken varlığınla Oysa ölümlere inat Uçsuz bucaksız mavilikler olmalı her yanın Bahar toprağı kokmalı Çiçekler açmalısın rengarenk Her mevsim güneşle dolmalı gözlerin Barış olmalısın sen Her zulme her kıyıma Ve de her yok edişe karşın barış Kimi zaman aya sevdalı bir yakamoz Kimi zaman yakamoza sevdalı deniz Gülmelisin sen çocuk Haykırmalısın özlemlerini Dolup taşmalı kar beyazı yüreğin Karanlıklar diz çökmeli önünde Cellat boyun eğmeli Kırmalı zincirlerini esaretin Bil ki zafer senin olmalı çocuk bil ki dünya senin Ulaş AKÇAY |
Sormayın o mu diye, elbette o Beni benden alıp rüzgarların önüne katan Meltemlerden sonra karayellere atan Nisan yağmurlarını gözlerime yar eden o! Sormayın o mu diye, elbette o Meyhanelerin sigara kokularını üzerime sindiren Gün batımı akşamlarda mey kadehlerini öptüren Yıldızları gecelerimden tek tek söndüren o! Sormayın o mu diye, elbette o Deli dolu hüzünlerle şiirler yazdıran Geceleri canıma kast ettiren Biçare yüreğime hüküm kesen o! Sormayın o mu diye, elbette o Bırakın ellerimi ta... saçlarımı kökünden titreten Sevişsiz gecelerde uykusuz kor ateşlere düşüren İçtiğim suya bile zehir eden o! Sormayın o mu diye, elbette o Yokluğunda bile onu yaşadığım Sitem etmeye hiç kıyamadığım Düşlerimde sarıp sarmaladığım Hayallerimde sakladığım o! Elbette o! ! safinaz ocakcı |
Kuru çiçeklerin kokusu Minare kıvrımlarında her ezan sesiyle uyanır mücahit aşk züğürt duygulara sarınır titrerken günahları karanlık gecelerde nurani değil umutlar münfail gönülde öğütülmüş kırmızı güller ve benliğimi sarhoş eden kuru çiçeklerin kokusu Ayyaş gönül sadist kadehin dibinde kalan son damlaya bakıp susuzluğunda yanar. Kamuran GÜNDÜZALP |
Solmuş güllere inat Sen kırmızı kırmızı gülümse Sineklerin üşüştüğü bataklıklara inat Nehir nehir, çağlayarak gülümse Sisli bulutlara inat yıldız yıldız gülümse Gecelerin karanlığına inat Bembeyaz gülümse Soğuklara inat Sıcacık gülümse Gülücükler yanaklarından hiç eksilmesin Sen daima gülümse! ... safinaz ocakcı |
içinde yosunlaşan insanlık köhne bir kilisede naftalin kokan günahların vaftizi çan seslerinde isyan günahlarına diz çökmüş adam çözemediği bir düğüm olmuş çitilenen yalan alnında kutsal suyun berraklığı içinde yosunlaşan insanlık yalandan çürüyen dudaklarda anlamadığım bir dua '' Ave Santa Marıa' yanan her mumla eriyen arzular duvarlara sinen,yaşanmamış sevda kokuları sessizliğine bürünen yaşlı kadın tesbih tesbih çeker acıları çan sesleri vurgu gibidir sessizlikte imansız çalar hep din dan din dan Kamuran GÜNDÜZALP |
Esrik birkaç solfejin Haykıran tınısıydın Tuşlardan kalbe akan Aşkımın şarkısıydın Yalnızca bir günün değil Ömür çağı hayranıydın Yalnızca gönlümün değil Ruhumun sultanıydın Kuytumda açan çiçektin Derdimin has dermanıydın Dünden akan gelecektin Oluşumun fermanıydın Doğan günde kokan sendin Güneşim mi ayım mıydın? Yaşamımın son nefesi Senle solan ayım mıydın? orhan tuncay |
Dikenler Üstünde Öten Bir Bülbül Gibi Dikenler Üstünde Öten Bir Bülbül Gibi …………………….. beni orada sevecektin ıssızımın kederden yarıldığında yâr sesime erişen ne kurt ne kuş ne de bir nefes insan olmadığında bir başına kalmaların yol çatlarında sevecektin dikenlerimden taşlarımdan kanadığımda tam da beni orada bir bakışın ömre değer kanadında gece sancılarımın dayanılmaz yerinden çağların ortasında kalakalmamın inanılmaz yerinden katlanılmaz yerinden huysuzluğumun tam da pervasız yerinden hırçınlığımın kanayan gözelerinden yaralarımın oğul oğul bir ülke akar giderdi kız kızan bakır bir akşama yapışırdı oyy bu ne yaman dağ ıssızdı çağ arsızdı yürek yurtsuzdu oradan sevecektin beni ışık yağmış koca kentin gecesi kubbeler tumturaklı yıldızlar şataraban saraylar şaşalı sadrazamın taşaklarından uzak caddelerden sümbüli sevdalardan ah gözlerim ve ellerim bu görkemli şehre bir bozkır kartalı kadar yaban şıkırdar bilmem kaç kıratlık aşkların ışıltısı bu ulu çınarlar mı ulur yalnızlıktan rüzgarı yitirmiş rüzgarlığını kapitalist emprestyonist piyanist kimin kanından bu nazenin dünyanın harcı bu saraylar sultasında aşk kimin gözyaşlarından kalbim oyy gecede zonklayan çıban bütün bunlardan uzak her şeyi bir yana bırakarak kaba ve kuraldışı nem varsa oradan sevecektin beni değilse aşk mı derdim ben aşka bakkal terazisiyle gönüller tartan kuralları önceden belirlenmiş çağdaş bir şirket sıcaklığında ben aşk mı derim buna taammüden sevmelerin adaplı ilkeleri cetvelle çizilmiş kriterler ak kağıt üstüne yazılamamış dile dökülmeyen sevmeler ki ömrü sevmek için yaşamış işte tam da buna benzer hani dağ köylerinde kağnılar koşulur hâlâ isli gaz lâmbası gibi bakar ya bir gelin gece karası yollara bir çocuk güler ya hani ağlamanın tam ortasında bir bulut ağar ya ormanlı yamaçlara başakların üzerinden bir yel eser hışır hışır kar altında nasıl mahzun uzanır dağlar yedi veren baharlara gebe bir kan akar akşam bulutlarına bizim uzun havalardan rodrigoya ulaşır iner dağları dolaşır bir turna kanadında gönüller sevda uçar söz ki aşkı nasıl taşır işte öyle sevecektin beni değilse aşk mı derim ben aşka okula gidemeyen çocukların kederi yağmurlarda akan evlerin çaresizliği ölecek sayrıların son gözleriyle karılmış yüzüm bir düşün nasıl güler güldüğü zaman tam da oradan sevecektin beni değilse ben aşk demem ulu çınarların altında akarken ay geceye şiirler aksın sersebil bulutlar bakır çalığı bozkırlar ağlar tuzlu gözyaşları dudaklarımda sahipsiz mezarlardan yıldızlara uzanan bir büyük sevdanın bahçesindeyim ben devran aşklarında yârsiz hep böyle gelir gelir giderim dikenler üstünde öten bir bülbül gibi yana yana aşk olmayan aşklar gerekmez bana adnan durmaz |
Fakir Bir Şimal Kilisesinde Şeytan İle Rahibin Macerası İlkönce yağmurla sonra birdenbire açan güneşle başlamıştı sabah. Henüz ıslaktı asfaltın solundaki tarla. Harp esirleri çoktan iş başındaydılar. Topraktan nefret duyarak - halbuki köylüydü birçoğu - tıraşlı ve korkak çapalıyorlardı patatesleri. Suluboya, solgun resimleri hatırlatıyordu insana köy kilisesinden gelen çan sesleri. Pazardı. Kilisede erkeklerin hepsi ihtiyardı kadınların değil, içlerinde büyük memeli kızlar, ve sarı saçlarına ak düşmemiş anneler vardı. Maviydi gözleri. Başları önde, kalın, kırmızı ve harap parmaklarına bakıyorlardı. Terliydiler. Haşlanmış lahanayla günlük kokuyordu. Kürsüde muhterem peder "beyannameyi" okuyordu, - gözlerini gizleyerek -. Renkliydi pencere camlarından biri. Bu camdan içeri giren güneş duruyordu genç bir kadının bembeyaz ensesinde eski bir kan lekesi gibi. Ve hiçbir zaman doğurmamış olan göğüssüz ve kalçasız bir Meryem'in kucağında bir çocuk : başı öyle büyük o kadar inceydi ki kıvrılmış bacakları hazin ve korkunçtu. Önlerinde kandil yanıyordu eski sert ve boyalı tahtayı aydınlatıp... İki adam boyundaydı tahta heykel. Şeytan saklanmıştı arkasına - kaşları çekik, sakalı sivri, Mefistofeles olması muhtemel,-- ve âlim bir tebessümle dinliyordu muhterem pederi. "- Avrupa'nın bekası, (okuyordu beyannameyi muhterem peder) Avrupa'nın bekası için harbediyoruz." Dinliyordu Şeytan sivri sakalında keder ve âsi ve selîm aklına dayanılmaz bir ağrı vermekteydi yalan. Okuyordu rahip : " Avrupa milletleri el ele verip harbediyoruz, ve mutlak imha edeceğiz medeniyet için tahripçi bir unsuru." Şeytan bir parça yana itti Meryem'in heykelini ve havada sihirle efsun alâmetleri daireler çevirip kaldırdı elini rahibe doğru - etsizdi, uzundu bu el, hakikat gibi, kemikli ve kuru -. Ve ne olduysa o anda oldu işte. Renkli camın altındaki kadın çırılçıplak göründü kıpkırmızı güneşte. Memeleri ağırdı ve sarı ipek gibi parlıyordu karnının altında tüyler. Düşürdü kâadı muhterem peder ve Şeytan'ın iğvasıyla hakikati bağırdı : "- Karşı koymak günü geldi en büyük tehlikeye. Harbediyoruz, fuhşun bekası için, kerhane kapıları kapanmasın diye. Ve sen orda, arkada içinde beyaz entarisinin bir erkek çocuğu gibi duran, sen ****** olacaksın kızım. Sana firengi ve belsoğukluğu verecekler büyük şehirlerimizden birinde. Baban dönmeyecek Yatıyor şimdi yüzükoyun çok uzak bir toprağın üzerinde. Şimdi kan içindedir etli, kalın kulaklar ve ince kollarının dolandığı boyun. Yattığı yerde yalnız değil. Hareketsiz duran tanklarla, terk edilmiş toplar sahada." Kendi sesinden ürkerek sustu rahip. Orda, arkada, beyazlı kız ağlıyordu. Kadife ceketli bir erkek - ihtiyar orman bekçisi civar çiftliğin - bir şeyler söylemek istedi. Sivri sakalını kaşıdı Şeytan, rahibe : "Devam et," - dedi. Ve muhterem peder başladı tekrar konuşmaya : "- Harbediyoruz : pazar ve mal nizamının bekası için. Kömür, lâstik ve kereste, ve kendi değerinden fazla yaratan iş kuvveti satılmalıdır. Patiska, benzin buğday, patates, domuz eti ve taze gümrah bir sesin içindeki cennet satılmalıdır. Güneşli bahçesi ve resimli kitapları çocukluğun ve ihtiyarlığın emniyeti satılmalıdır. Şan, şeref ve saadet, ve kuru kahve topyekun pazar malı olup tartılıp, ölçülüp, biçilip satılmalıdır. Harbediyoruz : harbi bitirdiğimiz zaman aç, işsiz ve sakat - harp madalyasıyla fakat - köprü altında yatılmalıdır..." Yine sustu muhterem peder. Şeytan emretti yine : "- Naklet onun macerasını, o ne idi, ne oldu, anlat..." Ve anlattı rahip : "- Onu hepiniz hatırlarsınız, toprağın içindeki bir patates tohumu gibi fakir, çalışkan ve neşesiz geçti çocukluğu. Sonra uyandı birdenbire on yedi yaşına doğru. Yine fakirdi, çalışkandı. Fakat aylarca gidip bulutsuz bir denizde altında sönük yelkenlerin sanki çok sıcak bir sabah ufukta apansızın yeni bir dünya keşfeder gibi buldu neşeyi... Mahallede sesi en güzel olan insandı ve en güzel mandolin çalan. Hatırlıyorsunuz değil mi size doğru gelen dostluğunu kocaman, kırmızı elinin ve mavi kurdelesini mandolininin?.. İçinizde kimin kalbini kırdı, kime yalan söyledi, sarhoş olduğu vaki midir, ve kiminle dövüştü? Çocuklara saygısını ve ihtiyarlara şefkatini inkâr edebilir miyiz? Belki biraz kalın kafalı fakat kalbi bir balık yavrusu gibi temiz onu geçen sene harbe gönderdik. Şimdi gerilerinde cephenin işgal altındaki bir köyün odasındadır. Baygın bir kadının ırzına geçmekle meşgul bir tahta masanın üzerinde. Beli çıplak pantolunu dizlerinde başında miğfer ve ayaklarında kısa, kalın çizmeler. Yerde iki çocuk ölüsü yatıyordu direkte bağlı bir erkek. Dışarda yağmur yağıyor ve uzaktan uzağa motor sesleri. Kadını masadan yere iterek doğrulup çekti pantolonunu... Halbuki hepiniz hatırlarsınız onu, hatırlıyorsunuz değil mi size doğru gelen dostluğunu kocaman, kırmızı elinin ve mavi kurdelesini mandolininin?" Yine birdenbire sustu muhterem peder. (Susabilmek bir hünerdir insanın ağzından çıkan sözler kendine ait olmazsa.) Fakat tahta Meryem'in arkasından yine emretti Şeytan : "- Rahip, devam et," - dedi. Ve devam etti rahip : "- Harbediyoruz. Çalıştırılan insan yığınları birbirine devrederek zinciri, karanlık ve ağır, beton künklerin içinde akmalıdır. Ve sen kocakarı - ön safta, solda, diz çöküp yüzü eski bir kâat gibi buruşuk olan - seni temin ederim ki kilise kapısında oynayan torunun - beş yaşında, başı altın bir top gibi yuvarlak - dedesi, senin kocan, babası, senin oğlun ve komşuların gibi kömür ocaklarında çalışacak. Hiçbir şeyi ümit etmemeyi öğrensin. Bu maksatla uçuyor bombardıman birliklerimiz tasavvur edilmeyecek kadar çok ölüm taşıyıp iki gergin kanatla. Ve motorlarına benzinle beraber belki bir parça keder dolarak (öldürenlerde tevehhüm edilen keder gibi bir şey), uçuyor av kuvvetleri himayesinde olarak bombardıman birliklerimiz birbiri ardından giden dalgalar halinde... Harbediyoruz : öldürdüklerimizin sayısı - bizden ve onlardan aralarında meme çocukları da var - şimdilik beş altı milyon kadar. Harbediyoruz : kundak bezinin çeşidiyle belli olmalı herkesin yeri. Harbediyoruz : parlasın edebiyen diye sabah güneşlerinde hapisane demirleri..." Hakikat çok taraflıdır. Fakir bir Şimal kilisesinde - Şeytan'ın iğvasıyla da olsa - fakir bir papaz onu o kadar uzun anlatamaz. İnzibat kuvvetleri aldı haberi - kadife ceketli orman bekçisinden - gelip indirdiler kürsüden muhterem pederi. Ve asfalt yolun üzerinde arasında silâhlı iki adamın giderken muhterem peder Şeytan baktı arkasından : çekik kaşlarında ümit ve sivri sakalında keder. 12.9.1941 Not : Alamanya yıkıldı. Temerküz kampından kurtarıldı muhterem peder. Ve yine Şeytan'ın iğvasına uymasaydı eğer önemli Alaman demokratlarından biri olurdu bugün Anglo-sakson işgal bölgelerinden birinde. Halbuki yine uydu Şeytan'a. Ve yine bir pazar günü ve aynı kilisede yine batılı müttefikleri meth ü sena edeyim derken 41 yılında söylediklerinden bazı fasılları tekrarladı aynen bilhassa mal nizamına ait olanları. Ve Katolik bir Amerikan subayının emriyle (tevkif edilmediyse de bu sefer) kovuldu kiliseden muhterem peder. Yine arkasından baktı Şeytan : çekik kaşlarında biraz daha çok ümit sivri sakalında biraz daha az keder... 1946 Şubat 17 Nazım Hikmet Ran | |
gözlerindeki dille konuş benimle bak bir şubat korkusu içimde titreyen baharları haykıran papatyaların bembeyaz duruşunu takın da bak üşüyen gözlerime susalım sustukça çığlıklansın gözlerimiz fırtınayı bekleyen okyanuslar gibi dalgalar biriksin içimizde sonra birdenbire bir çöl uğrasın kirpiklerimizin yorgunluğuna titreyen toprak gibi akarken içimiz seraplar yürüsün tutuşan bedenimize haydi yaklaş ve tez elden ölelim son cümleni fısıldasın dudakların dudaklarıma muhammet akyıldız |
Çingene Kızı Ege sahiline kursan obanı Gönlünü serecek çingene kızı Raksıyla dönerken alnı turalı Koynuna girecek çingene kızı . Çingene sevdası yakmış içini Uslanmaz aklıyla yapmış seçimi Nehrinde yunmakmış onun geçimi Sanma ki yerecek çingene kızı . Gülümse kalbine asma yüzünü Yamalı harflerle kırma sözünü Aldırma geçmişe sorma özünü Mahremi verecek çingene kızı . Mehtabın gizinde denizden çıkıp Bağdaşı kuracak karşında çöküp Buğulu yaşlarla tenine bakıp Gizleri derecek çingene kızı . Nesrin Göçmen |
Duygularım hallacı pamuğuna dönmüş, Ellene ellene didik didik olmuş, Önce alev alıp, Sonra coss diye sönmüş, Daha kötüsü, Ne ölmüş, Ne onmuş, Bir daha kullanılmaz olmuş, Gene de nefes alıyor, Çorap söküğü gibi değil, Sıkı dokunmuş, Tanrım, Bu duygunun astarı, Nasıl bir kulmuş; Ki mutluluğu sevgide bulmuş, Kendinden esirgenen, Gene de pes etmeyen… Ben, Tut elimden, Bırakma.. Hatice Arı |
ÖLÜMLÜ AKARSU Aktığı her yere, Kırgınlığını götüren bir akarsuyum… Ellerine saçıldım… Yüzüne çarpılmak için… Ayaklarının arasından geçerek, Su diyen çocuklarına yetişen akarsuyum… Nice denizlerde kendimi gizledim, Kızaran yüzümü saklamak için… Önündeki bentlerden aşamayan, Asırlık taşları eriten, Doğumundan çok denize öldüğü yer önemli olan, kıvrımlı bir coğrafyayım… Bir ders kitabında ölmeden önce, son isteğim tenine dolanmak, her bir hücrendeki acıyı yıkamak…
|
İlan-ı Aşk Bir bayan arkadaş arıyorum Kırk elli yaşlarında Mutluluk susuzluğundan dudakları kuru Hayat merdivenlerini çıkarken örselenmiş Ama kalbine hala cemre düşen * Yalnızlıktan pörsümüş gecelerime güneş seren Su alıp yan yatan gemime liman veren Kerbelada aşka çok susayan şaire sevgi derleyen Problem çözerken kerrat cetveliyle yardıma gelen Her bildiğini istemeyip ne istediğini bilen * Damarlarımda dolaşan gözyaşını gülle çeken Perdelerin eteklerinde kalan hüzünleri silkeleyen Neşelerimde yiğit ırmakları bulandırmayan Hüznümde köpüklenmiş bulutları yağdırmayan Küllendiğimde küllerin arasında geceleri toplayan Kumun denize tutkusu olduğu gecelerde kumu ıslatan Zamanın bunaklığında etrafa akıl savuran * Bir bayan arkadaş arıyorum bulamıyorum Gözlerim mi uzak o mu yakın göremiyorum * Serdar San 2003 Mart |
BİR ŞİİR VE HİKAYESİ HAYDİ ABBAS VAKIT TAMAM Haydi Abbas, vakit tamam; Akşam diyordun işte oldu akşam. Kur bakalım çilingir soframızı; Dinsin artık bu kalp ağrısı. Şu ağacın gölgesinde olsun; Tam kenarında havuzun. Aya haber sal çıksın bu gece; Görünsün şöyle gönlümce. Bas kırbacı sihirli seccadeye, Göster hükmettiğini mesafeye Ve zamana. Katıp tozu dumana, Var git, Böyle ferman etti Cahit, Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'ta; Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan. C.Sıtkı TARANCI Bu güzel şiirin öyküsü: Cahit sıtkı..Beşiktaşta lisede yatılı okurken..hafta sonları dışarı çıkılırdı..Akşam dışarı çıkanlar bir birlerine anlatırlardı..kimle buluştukları..ne yaptıkları..Ama Sevgili Cahit Sıtkının hİç anlatacağı kız arkadaşı veya sevgilisi yok..herkes anlatığında birde cahit sıtkı tarancıya sorarlardı..cahit sen ne yaptın..Bir gün akşam vakti Okula dönerken(Kabataş lisesi) Ünlü ŞAİR yolda düşmüş güzel bir bayanın fotografını bulur..Alır ve doğru beyoğluna gider..Oturur..kendi kendine bu güzel bayanın dilinden mektup yazar..fotografı da mektubun içine koyarak kendi kendine okula postalar..Bir iki gün sonra postacı geldiğinde Mektupları bırakırken bağırırlar CAHİT mektubun var..Cahit alır mektubu..yatakhanede açar..vakit akşamdır..Ve herkese yüksek sesle okur..Fotogarafıda arkadaşlarına gösterek mağrur bir şekilde hava atar.. Her ahfata bu mektup yazma işini devam ettirir..Cahit Sıtkı bu arada boş durmaz..o zaman bu kadar nufüsa sahip olmayan istanbulda bu kızı arar..Bulur..Kız Bir Albayın kızı ve evlenmiş çoluk çocuğa karışmıştır.Gün gelir Büyük Şair başka bir kızla evlenir..ama kendi kendine yarattığı bu büyük aşkı hiç unutmaz..Bir pazar günü evinde şair isyan edip bu şiiri yazar..Şairlerin yüreklerinde bazen böyle büyük aşklar saklanır.. |
Benim İsyanlarım * benim isyanlarım senin gelmeyişine umutsuzluk çöküşüne hazanda geliyorum deyip uyutmadığın gezgine sakin imbatı hırçın lodosa çevirişine * benim isyanlarım yaşlanmış aynaya beyazlamaya başlayan saçlara sakin rolde ses çıkarmayan duvarlara varım ama yok oluşuma * benim isyanlarım kapıdan anahtarla girmemde dal kırılmışsa suç yelde körfezde yansıma mavi gökyüzü şeklinde yalnızım hep yoksa tek aşık ben miyim körfezde * benim isyanlarım senin tutsak benim köle zamanın kral yaşamın kuklacı dönüşümünde ayın esiri olan geçmeyen gecelerde herkes mutluda yalnızlık suflörü ben miyim tüm şiirlerde * benim isyanlarım kuşların sevdalı uçuşuna kokladığım tüm güllerin hemen soluşuna yağmur buğusunun gözyaşımdan az oluşuna gönülden çağırmama rağmen orada duruşuna * benim isyanlarım artık aşk şiirlerine ölüm katışıma senden önce-sonra aşk şiiri yazdığım yalancı avuntularıma seni beklerken sabır sabıkamın sicil doluşuna unutulursam unutanı asla unutmayacağıma * Serdar San İzmir 2003 Ağustos |
aşk başlamadan güzel , kalplerde heyecan bakışlarda korku olduğu zaman güzel.. birbirimize sezdirmemek için çırpınış, başkaları görmesin diye çabalayış, gözlerim gözlerinin mavisine değdiği zaman.. aşk başlamadan güzel.. ümit yaşar oğuzcan |
SEN BU ŞİİRİ OKURKEN Sen bu şiiri okurken Ben çoktan bu şehirden gitmiş olacağım Artık ne özlemlerimi duyacaksın bıçak yarası Ne de telefonların çalacak gece yarısı Ve bu zavallı yüreğim olmayacak artık Kaprislerinin hedef tahtası... Seni sana Beni bir akıl hastanesine Bırakıp gideceğim bu şehirden Nasılsa kavuşamadım sana Nasılsa dudaklarının kıyısına varamadım Nedense bütün çıkmaz sokaklar adresim oldu Ve nedense bütün kırmızı ışıkları üzerime yaktın Ne yaptımsa Bir türlü sana yaranamadım Artık adressiz Işıksız Ve öylesine ıssızım Dünlerin kadar eskiyim Verdiğin acılar kadar paslıyım İşte çıkıp gidiyorum hayatından Nasılsa fark etmez senin için Belki çok şanslı Belki de en yaşlıyım... Artık Pusulam hasreti Saatim yalnızlığı Ve takvimler sensizliği gösteriyor bana Neylersin Yolcu yolunda gerek Belki bundan sonra Belki senden sonra Adam olur bu “asi yürek” Ve dersini alır da bu sevdadan Bir daha Boyundan büyük denizlere Asılmaz kürek Yarın bu saatlerde Ben yollarda olacağım Sen kimbilir kaçıncı uykunda Masal mavisi bir rüyada Ve elbette o korsan yüreğin Yine pusuda Oysa İlk defa sesimi duymayacaksın Sitemlerin sahipsiz Soruların cevapsız kalacak Belki ilk defa içini kemirecek yokluğum Tanımadığın bir korku içini saracak Ve ilk defa kendinle hesaplaşacaksın Ne oldu? Ne oluyor? Ne olacak? Sonra Bir gözün kör Bir kulağın sağır Bir ayağın kırık Bir kolun kesik Düşeceksin yollara Yani baştan başa yarım Yani baştan başa eksik Bütün duvarlar üstüne yıkılacak Belki ilk defa “Unutuldum” diyerek için sızlayacak Ve sen bu şiiri okurken Ayrılığımız çoktan başlamış olacak Belki de son tesellin Sana yazdığım “bu son şiir” olacak Ve kimbilir Unutulmuş bir gecenin tam ortasında Başucundaki bir radyoda Uykusuz bir şair yüreğini çınlatacak Ve bir daha fısıldayacak kulaklarına Sana adanmış bu satırları “Bütün şehirler uyur İstanbul uyumaz Ve birgün Bütün sevenler unutur seni Ama bu “şair yürek” ASLA UNUTMAZ...” AHMET SELÇUK İLKAN |
BIR SEN GÜZELDIN Sen gözlerimin ufkunda tüterken Hüzün yağmurları yağmazdı günlerime Ilıman ikliminle dolardı içim Nasıl da sokulurdu ellerin ellerime. İnce bir yapraktı saçların; Yaşlanmış ağacımın dallarında En gür şafaklar sökerdi Aşkımızın yollarında. Sen sıcak gülüşlerde yaşardın Avuçlarında hep bahar yağmuru. Yirmi yaşın elleriyle okşardım seni Uzandığımız gök maviydi ve deniz duru... Kaçıp sana sığınırdım Geceler üstüme üstüme gelince. Sonsuz mutluluklar ormanında Bir nazlı geyik gibiydin ince. Bir sen güzeldin benim için, Bir de yüzünde açan karanfil. Öyle çok esiyordun ki içimde Bahar rüzgârı gibi efil efil... İlhan Geçer |
Bademler Bademleri topladıktan sonra ceplerimiz öyle şişerdi ki pantalonlarımız patlardı. Dalları kırardık veya en ağırından, sırtlanırdık kaçarken.. Bademler gibi güzeldi yüreklerimizin ağzımızdan çıkması.. Ne kadar temizdik biz, saftık badem aşırırken bile.. Hey gidi bademler! Yüreğimi aşırmaya başlayınca kızlar, Anladım hallerinizi... Selçuk Şahin | |
KORKARAK YASARSAN Öyle bir hayat yaşadım ki; Cenneti de gördüm cehennemi de Öyle bir aşk yaşadım ki, Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de. Bazıları seyrederken hayatı en önden Kendime bir sahne buldum oynadım. Öyle bir rol vermişler ki; Okudum, okudum anlamadım. Öyle bir hayat yaşadım ki; Son yolculukları erken tanıdım Öyle çok değerliymiş ki zaman Hep acele etmem bundan anladım. Kendi kendime konuştum bazen evimde Hem kızdım, hem güldüm halime. Sonra dedim ki, Söz ver kendine! Denizleri seviyorsan, Dalgaları da seveceksin. Sevilmek istiyorsan, Önce sevmeyi bileceksin. Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin Korkarak yaşıyorsan, Yalnızca; hayatı seyredersin... Şebnem Ferah |
| Saat: 13:49 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık