MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

arwen 24 Şubat 2007 02:23

Anladım ki

Büyümek, yaşamak, yaşlanıp olgunlaşmak
Hepsi yitirerek kazandıklarımız.
Yitirmek, kazanmak yani,
Kazandıysak
Kim aldı, ödüllerimiz hani?

Anladım ki yaşlandıkça masallarımı da yitireceğim,
Düşlerime de inancım kalmayacak.
Artık yüreğim bir şeye kani:
Ömrümü yitirdiklerimle bitireceğim.


halid ertuğrul


arwen 24 Şubat 2007 03:46

Dolup boşalan küllüğümde kalan koku gibiydi ellerin
Ardından avuç içlerimi koklardım belki senden kalan
tek bir kırıntı var diye
Yalnızlığımda ellerimi yüzüme kapayıp saatlerce kıpırtısız
beklemem bundandı
Anlayamamıştı kimse gözyaşlarımı sakladığımı sandılar
oysa ben hiç ağlamadım sensizliğime
Yüreğimde acılar büyüttüm
Bir de kocaman bir hasret
Hiç bitmeyeceğini bilerek
ve kavuşamamanın ağarlığında ezilerek



Gitme! dedim aslında sana fısıldarken kulağına seni sevdiğimi ama sen duymadın...
Haykırmak istedim... gidiyordun... geri döndÜrmeye yeter miydi acaba feryadım?
Bana kıyamayacak olsan zaten gider miydin ki?
Yüreğim eskimiş bir aşk hikayesinin hüznünde
Ellerim gözlerimin kan damlalarını toparlıyor
Canım acıyor, senle yaşanamamış bütün anlarımın acısını
Yüreğimin taa içinde sısızm sızım hissediyorum.



Oysa biz senle daha martılara simit atacaktık vapurdan
İskeleye yaklaşınca rüzgarı içimize dahada güçlü çekebilmek için telaşlanacaktık
Uykusuz gecelerimizde olacaktı belki
Uykusuz gecelerimizde ettiğimiz sohbetlerimiz
Salaş bir kahvede eski bardaklarda karanfilli çaylarımız
Bes taş oynayan çocuklarla sohbetlerimiz
Hem belki kim bilir elele dolaşacaktık sahillerde aldırmadan kimseye
Bazen unutup herşeyi hayallere dalacaktık ıssız bir köşe başında
Gül satan çingenelerden bile kaçamamıştık senle daha
Yokluklarımızı varlaştırmak vardı hani
Eski acılarımızı temize çekmek...
Gülerken mutluluğumuza geçmişteki hüzünlerimizle barışmak
Oysa biz senle daha bir tiyatro oyunu bile izleyeyememiştik
Bir konserde bağara çağara şarkı söyleyememiştik
Belki sabaha karşı vurup kendimizi yola kendi şarkımızı yazacaktık sokaklarda
Hem belki aşk ı temize çekecektik seneler sonra
Doğum günlerimizde mumlar söndürüp dilek tutacaktık
Oysa.... oysaa... gitmeseydin...

Biliyorum biz onca yaşanmamışlıkla birbirimizden çok uzakta
Birbirimizi hiç paylaşamadan soluklanacağız hayatın
Ağar oksijeninde ciğerlerimiz yana yana

Yıllar sonra.... eskiyeceğiz canım...


Giderken sana söylediğim türküyü tekrarlayacağım denizi izlerken akan gözyaşlarımda

neşe demirağ



'' ey hayat sen şavkı sularda bir dolunaysın
oysa yokum ben bu younda, ömrüm beni yok saysın... ''




MaKaLeLe 24 Şubat 2007 05:16

Macera

Omurgasız bir acı
Bedenimde uluyor
Tenha otobüslerin kız kokan yalnızlığında
Elim elimle buluşuyor
Kulağımın arkasında takıyorum ömrümü
Gecenin en olmadık
Saatlerine taşınıyorum
Bir şairin
kendi halinde
Bıyığını ve şiirini fazlalık sayan...
Gitgide kendime
Yakışıyorum
Ortayaş göbeğimi aynalardan sakınaraktan...
Gitgide kendime
yakışıyorum
Ortayaş göbeğimi aynalardan sakınaraktan
Bir alçak sakladı
Ve unuttu beni zulasında
Sanki
Bir ölüm başka bir ölüme
Miras bıraktı

Bitti
Sandığım o mecara
Hep yeniden başladı...

Ahmet Erhan |


Mystic@L 24 Şubat 2007 11:52

Zalım

Duvarda asılı siyahbeyaz resmin,
Aklımda gülüşün, dudaklarımda ismin,
Kulaklarıma yer etmiş artık sesin,
Nerdesin be zalım nerdesin.

Uyurken bile rüyalarımdasın,
Ne yanımda, ne karşımdasın,
Gitmedim diyorsun bide, ne yandasın,
İsyan etsende bu söze zalımsın.

Bu kadar zor olduğunu bir bilseydim,
Düşmezdim üstüne bu kadar sevmeseydim,
Keşke yıkmasaydın benide ölseydim,
Tüm zalımlığına gülüp geçebilseydim.

Şimdi yokum işte mutlumusun,
Hala gülebileceğinden umutlu musun,
Varsa bir hatam söyle herkes duysun,
İsteğin buysa, ölümüm bir zalımdan olsun.

Kendini benim yerime koy demiştin,
Ne yapsam ne etsem sevmemiştin,
Daha aşkı bardağa koyup içmemiştin,
Zalım olduğunuda, bana hiç söylememiştin.

Şimdi sen başka yolda ben başka,
Yazık oldu bendeki tertemiz aşka,
Sen bir serçesin daha, bense bir anka,
Gün gelir zalımda düşer felekteki çarka.

Belki çok sevinçlisin, belki kederli,
Belki beni anarsın gördünmü bir sevgili.
Gün gelir seni de üzer bu hayatın seli.
Sen ne kadar zalımsan bende o kadar deli.

Tatlısın dedim inanmadın,
Cadısın dedim aldırmadın,
Hep öne eğdin başınıda kaldırmadın,
Ben sana aşık sense zalımdın.

Bu şiiri belki sağır sultan duyar,
Bu kadar sevsem canlanırdı taş duvar,
Şu aşkımı gören kim olsa ağlar,
Ama hazırlan zalım, ahirette hesabım var.

Avcılar - 2005
Hakan Koç


Sensual 24 Şubat 2007 12:05

Vay Yalancı Şerefsiz Vay
Hani bana söz vermiştin
Çekip gitmek yok demiştin
Sözde beni çok sevmiştin
Vay yalancı ******** vay

Ya şimdi sen ya şimdi sen
Ya nerdesin sen şimdi sen
Bu nasıl söz neydi gitmen
Vay yalancı ******** vay

Biz dağları aşacaktık
Ovalarda koşacaktık
Hani çok şey yapacaktık
Vay yalancı ******** vay

Daha evla yar mı buldun
Beni neden sensiz koydun
Zorun neydi neden öldün
Vay yalancı ******** vay

Yokluğunla oldum soluk
Kalbim kanar oluk oluk
Hani nerde çoluk çocuk
Vay yalancı ******** vay

Senin ile bende bittim
Sensiz aşka yemin ettim
Benimleydin bensiz gittin

Vay yalancı ******** vay


murat demir



Nephthys 24 Şubat 2007 12:28

Bu Geceyi Şiir Yapalım.



Umut yok biliyorum bıraktığın tebessümün ayak izinde
Sana dair bütün özlemler yalnızlığa mahkum
Ve bende sırf gittin diye gidiyorum bu ihtiyar şehirden
Son bir dilek tutuyorum içimden
Hadi bu zamanı donduran gece yarısını şiir yapalım
Ve koparalım dalından karanlığı
Savuralım umutsuz yalnızlığın en kuytu köşesine
Hadi utanmayalım yalancı doğrular adına
Sıkalım dişlerimizi kurtaralım beraber
Ne varsa sana ve bana dair
Kurumuş bir gül misali atalım birbirimize
Yakalım suskunluğumuzu
Ankara geceleri bestekar sokakta yok olurken
Biz bir yudum mutluluk için yaşamaya and içelim
Bu karanlık geceye ismimizi yazalım yıldızlarla
Ve bitmesin bu şiir ölene dek


Hüseyin Cihan


Misafir 24 Şubat 2007 12:43

Allah Kahretsin


Çalınmış şiirlerim gibisin
İsyanlarım bitmedi hala...

Bu böyle sürüp gitmeyecek biliyorum
Bir sabah bir dilencinin avuçlarına bırakacağım kalbimi
Kim ne derse desin
Tahammülüm kalmadı artık
Bıktım seni sensiz yaşamaktan
Nasılsa döneceğin yok senin
Çıldıracağım bu gidişle
Allah kahretsin!...
Dünya ateşler içinde
Savaşlar almış başını gidiyor
Afrika'da insanlar açlıktan ölüyor
Bense bu gidişle sensizlikten öleceğim
Umurunda mı senin?
Allah kahretsin!...
Hangi masaya otursam
Senin sevdiğin içkiyi koyuyorlar önüme
Vazomda senin sevdiğin çiçekler
Ve dudaklarımda hep senin sevdiğin şarkılar
Senin doğum günlerini kutluyorum senden habersiz
Ve her sabah dualar ediyorum mutluluğun için
Ne yapsam, ne etsem, nereye gitsem
Ecel gibi peşimdesin
Allah kahretsin!...
İşte böyle bir sevda benimkisi
Bu zamanda, bu devirde
Haklısın adam olacağım yok benim
En güzeli artık son vermek bu hayata
En korkunç uçurumlardan bırakmak kendimi
Ya da en yüksek tepelerden
En uçsuz bucaksız denizlere bırakmak bedenimi
Ama içimde sen varsın
Ya sana birşey olursa
Allah kahretsin!...

Ahmet Selçuk İlkan


Misafir 24 Şubat 2007 14:10


damlalar



1


imgelerim çürüdü sana dair her susuşumda
zamanı dişleyen buğu.../ve sır
sofrandayım aşk
göğsümün orta yerinden ısır



2


birikiyor dilin namlusunda bin acı söz
yine kendime sıkıyorum



3


gelişin bahar diye
düşen yaprağımı gizledim
sen dün kokulu gerçek
bense şiir kurusu belkiydim



4


ah gül !
bir damla su için
bunca yağmur



5


bakire doğar her sabah
güneşi avucunda sakla

hayat...
etimizde çığlık

ne varlığıma dokun
ne yokluğuma ağla



6


gitmek için bahaneydi güneşe ayın gelişi
oysa gül en çok güneşi sevdi


7


kaç afette çarmıha gerildi dillerim
memleket...
gölgesi güz yağmuru devrim
bendeki dili unut...git
nasılsa
her yer benim yüreğim



8


uçurum kenarında
toprak kokuyordu gözlerim
ve tüm sarhoşluğuyla beni izliyordu deniz
dilimde çiçekli kiraz
bir şarkı söyleyecektim
ittiniz






Ferhat Gülsün



C.A.N.D.Y 24 Şubat 2007 15:27


http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10186-1.gif
Eylül geldi ve hiç gitmedi...
O gün, bu gündür aylardan hep eylül
ve mevsim hep sonbahar...
Ben hâlâ yağmur sonrası o toprak yolda yürüyorum...

http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10186-1.gif
Ayağımın altında sarı çınar yaprakları
ve yolun sonunda hayalin duruyor...
Kaç yıl oldu unuttum.
Ben sana varamıyorum...

http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10186-1.gif
Ebreşe





nisan_yagmuru 24 Şubat 2007 15:57

Sessiz Gemi

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.


Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu.
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler.

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden.
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden

Yahya Kemal Beyatlı


nisan_yagmuru 24 Şubat 2007 16:12

Neden

Almanya unuttun mu seni sen?
Demokratik insancıldın hani sen!
Hele düşün hatırlarsın dünü sen!
İlk geldiğim zaman bando çaldınız,
Neden şimdi bana düşman oldunuz?

Ne bilirdik, nerden haber aldık biz?
Buraları nasıl gelip bulduk biz?
Gel dediniz, onun için geldik biz,
Dün çağırıp, bugün pişman oldunuz,
Neden şimdi bana düşman oldunuz?



Ne numara yaptım, ne de yılıştım
Bir haftada her işine alıştım,
Çalış dedin en pis işte çalıstım,
Gençlik uçtu, çiçeğimi yoldunuz,
Neden şimdi bana düşman oldunuz?

Önceleri karnın fazla tok idi,
Hem karnın tok hem de işin çok idi,
O zamanlar 'Türk`ten iyi yok' idi,
Düne kadar şekerdiniz, baldınız,
Neden şimdi bana düşman oldunuz?

Kolum gitti, fabrikada çarklara
Asit yaktı, ciğerlerim hep yara
Şimdi dünya benim olsa kaç para!
Midem çürük, yedi yerden deldiniz,
Neden şimdi bana düşman oldunuz?

Bizimkiler zaten bizi sattılar,
İt eniği atar gibi attılar,
Kör olsunlar, size köle ettiler,
Siz de hazır sahipsizce buldunuz
Neden şimdi bana düşman oldunuz?

Ne umdunuz, ölmemi mi umdunuz?
Dininize gelmemi mi umdunuz,
Yoksa Alman olmamı mı umdunuz
Hep sustunuz, sanki derdin laldınız,
Neden şimdi bana düşman oldunuz?

O da var ha..! Domuz eti yiyen var,
Faşinginde senin gibi giyen var,
Evlâdına 'Hans' adını koyan var.
Biraz gelin, bolca damat aldınız,
Neden şimdi bana düşman oldunuz?

Çok dil bilmem, bakma öyle hor bana!
Çok dil bilsem mebbusluk mu var bana?
Lisan değil, sen işimi sor bana..!
Dil bahane, dili sebeb kıldınız,
Neden şimdi bana düşman oldunuz?

'Entegrasyon' artık bir yana dursun,
O az geldi, 'Asimile' diyorsun,
Bizimkiler hâlâ yatsın uyusun,
Sahibim yok dalga geçip güldünüz,
Neden şimdi bana düşman oldunuz?

Mümkün müdür, Türk kolayca ev bula?
Ev vermezsin, evsizliğin bir belâ,
Versen bile ne banyo var, ne helâ...
'Evdir' diye bizi ahıra saldınız,
Neden şimdi bana düşman oldunuz?

'Yurdum kötü' diyen Türk`ten ne umdun?
Sahte sahte ilticaya göz yumdun.
Nasıl derim sen bu işte masumdun! ?
Siz de bizi Kürt-mürt diye böldünüz,
Neden şimdi bana düşman oldunuz?

Hanginiz 'kim bunlar, neci' dediniz?
Tam aksine 'Azül' cici dediniz,
Çünki, ucuz bir iş gücü dediniz.
Bu sebebten, bu krize daldınız
Neden şimdi bana düşman oldunuz?

Bugün bakın esrar, satankim?
Miting yapıp, Rus`a alkış tutan kim?
Bozkurtlar mı, düzenine çatan kim?
Ben demiştim, dediğime geldiniz,
Neden şimdi bana düşman oldunuz?

Vize koydun. Vize miydi çaresi?
Vize; bende derin yürek yarası,
Fakat sizin yüzünüzün karası,
Vize koyup, buna rağmen yıldınız,
Neden şimdi bana düşman oldunuz?

Son günlerde bir acaip döndünüz,
Üç-beş Nazi artığına kandınız,
Yoksa bizi Yahudi mi sandınız?
Bize karşı neden kinle doldunuuz?
Neden şimdi bana düşman oldunuz?

Arif derki; susuyorum kaç oldu,
'Ausländer raus' demek geç oldu,
Benim çocuk kazanmam mı suç oldu?
Çocuğumun hakkına mı kaldınız,
Neden şimdi bana düşman oldunuz?

Ozan Arif

------------------------------------------------------


CaNaRY 24 Şubat 2007 17:55

Yokluğunla Vurma

Dinmiyor Hasretin yanıyor bağrımda
Bitmiyor içimdeki Sevgin büyüyor kaldıkça
Ya gel ya dindir artık bu ızdirabı Sevgillim
Yoksa Yüregim dayanamıyor artık bu kadar Izdıraba
Yokluğunla Vurma beni Bitanem....

Ne geliyorsun nede bir Haberin geliyor
Yıllar geçti sanki gül yüzünü göremedim
Beklemeye tahammül edemiyorum artık
Gücüm kalmadı yapamıyorum sensiz Sevgillim
Yokluğunla Vurma beni Bitanem....

Kalbinden çıkardınmı beni yoksa Sen
Başka ellerimi Sevdin sen bileyim Söyle
Beklemek öldürüyor insanı bilmeden
Ya gel yada bir Haber gönder Sevdigine
Yokluğunla Vurma beni Bitanem....

Seven insan böylemi yapar sevdigine
Habersizmi bırakir böyle Öksüzce
Ne olursun bırazda artık beni dinle
Yokluğunla Vurma beni Bitanem....


Canan Kosmaz


nisan_yagmuru 24 Şubat 2007 18:56

KARADUT

Karadutum, çatal karam, çingenem
Nar tanem, nur tanem, bir tanem
Agaç isem dalimsin salkim saçak
Petek isem balimsin agulum
Günahimsin, vebalimsin.

Dili mercan, dizi mercan, disi mercan
Yoluna bir can koydugum
Gökte ararken yerde buldugum
Karadutum, çatal karam, çingenem
Daha nem olacaktin bir tanem

Gülen ayvam, aglayan narimsin
Kadinim, kisragim, karimsin.

sigara paketlerine resmini cizdigim
körpe fidanlara adini yazdigim
Karam, karam,
Kasi karam,gözü karam,bhti karam.
SILA kokar, arzu tüter,
ILGIT ILGIT, buram buram.
Ben beyzade, kisizade
Her türlü dertten topyekün azade...
Hani su ekmegi elden,suyu gölden..
Durup dururken yorulan
Kibrit cöpü gibi KIRILAN
Yalniz sanat CIKmazlarinda basini kasiyan..
Artik otlar, göstermelik atlar gibi
bedava yasayan..

Sen benim mihnet icinde yanlis kavrulmusum,
Netmis , neylemis,nolmusum..
Cömert IRMAKLAR gibi gürül gürül
Bahtin karismis bahtima cok sükür..
Yunmus, yikanmis adam olmusum..

Karam,karam
Kasi karam,gözü karam,bahti karam
Sensiz bana canim dünya haram olsun....





BEDRY RAHMi EYÜBOGLU



kambis 24 Şubat 2007 20:03

ÖZLEDİM SENİ

özledim seni...
ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir.
beynimi uyuşturuyor özlemin...
çok sık birlikte olmasak bile
benimle olduğunu bilmenin
bunca zamandır içimi ısıttığını
yeni yeni anlıyorum
Yokluğun,
Hatırladıkça yüreğime saplanan bir sızı olmaktan çıkıp
mütemadiyen bir boşluğa
Sabahları seni okşayarak başlamaları
aksamları her işi bir kenara koyup
seninle baş başa konuşmaları özlüyorum;
oynaşmalarımızı,
yürüyüşlerimizi,
sevimli haşarılığını,
çocuksu küskünlüğünü...
Nasılda serttin başkalarına karşı
beni savunurken;
ve ne kadar yumuşak
bir çift kısık gözle kendini
ellerimin okşayışına bırakırken
Gitmeni asla istemediğim halde
buna mecbur olduğunu görmek
ve sana bunları söylemeden
''git artık'' demek
''beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk
kavuşacaksın mutluluğa''
demek sana nede zor
seni görmemek ve belki yıllar sonra
karsılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden...
yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek....

CAN YÜCEL



C.A.N.D.Y 24 Şubat 2007 21:11


Bir sabah,
Zamanı durdurdun sen...
Ayrılığı ekledin sonbahara
Mevsimin bütün bulutları,
Gözlerimde birikti de
Ben yağamadım bakışlarına...

Söyle!
Hangi güneş
Baharı getirecek şimdi bana?
Kadehimiz ayrılağa kalkmadı ki hiç
Ben nasıl içebilirim yokluğuna...

Belki,
Zamansızdı sevgim
En az gidişin kadar!
Elde değil bu.
Sen hiç eylülde sevip de
Vakitsiz hüzünlere beyaz bayrak salladın mı?
Bilemezsin sevdiğim...
Nasıl da koyuyor adama güzün geri kalanı...

Doğduğum gündeyim şimdi.
Yoksun...
Bir başıma içip,
Kağıda gidişini karaladım...
Hazanda sevmek akıl kârı değilmiş sevgili
Anladım...


Okan Savcı




C.A.N.D.Y 24 Şubat 2007 22:15

Sen üzülme bana sevgilim,


idare ediyorum işte

İttire ittire götürüyorum hayatı

bilinmezliği ile...


Sen üzülme suskunum diye.

Söküklerini dikiyorum gecenin.
Ay ile yıldızları birleştiriyorum,
Gök ile güneşi,

martılar ile denizi, güzel ile çirkini...

Yaşam ile ölüm arasındaki bu maratonun
Son finalini koşuyorum nefes nefese.

Sen üzülme ara sıra ağlıyorum diye
Adına yazdığım tüm şiirleri fırlatıp attım da denize
O canımı yaktı biraz.... Yoksa iyiyim ben.

Kızma bana gecenin karanlığına takılıp kaldım diye
Merak etme; güneş bana da doğacak
Beni de yakacak, içimi yeniden ısıtacak
Denizin tuzu tenimi ısıracak
Huzur; giyilmemiş bir elbise gibi
Ruhumu sımsıkı saracak.

Gelmek istersen yeniden bana
Kapım açık tüm sevdalara
Geleceğin zaman haber ver
Ya da dokun yüreğime
Gün ışığı aydınlığında

NELLS



Misafir 24 Şubat 2007 22:55

Beceriksiz Bir seni seviyorum
iki seni seviyorum
Üç seni seviyorum
Seni çokca seviyorum

Bunu söyleyebilmek için varımı gücümü sarfediyorum
Arzu edilen bir incelikle
Dünyada bilemedim ben o en küçük şeyi
Arzu uyandırmayı
Uyandırmayı istediğim anda bile

Buysa eğer sözü edilen duygu masum bir teşhirciliktir alt tarafı
Fiziksel olduğu kadar ahlaksal da bir konu
allahın belası şey tüm bunlar giç de ferahlatıcı değil
Çekim gcü olarak sıfır noktası

(Türkçesi: Bahadır Gülmez)
Aragon


Misafir 24 Şubat 2007 23:28

HEYHAT!!!
Özleyip resmime baktığın zaman
Tüm şimşekler gözlerinde çakacak.
Hasretle adımı andığın zaman
Alev alev dudakların yanacak...

Lâl olursun, çeneni açamazsın
Bensizlikten çaresiz kaçamazsın
Bahar gelir beyaz gül açamazsın
Viran viran baykuşların konacak...

Volta atar koca kenti ararsan
Derman biter mecâlini yorarsan
Gerçekleri yâd ellerden sorarsan
Melül melül bakışların soracak...

Yanıtsızca suâller sorduğunda
Boş kolunu koynuna koyduğunda
Diz çökerek bağdaşı kurduğunda
Damla damla iliklerin donacak...

Yaşanan dünleri yok saydığında
Heyhat! deyip maziye yandığında
Son nefes döşüne tıkandığında
Yorgun yorgun nefeslerin anacak...

Ayser ÖZBAKIR


Misafir 24 Şubat 2007 23:31

Gözyaşıları

Uçup gitti,
şuradan yüreğimin üstünden.
Biriktirdiği umutları,
dürülmüş bir bohça gibi bana kaldı,
nice günlerden,anlattığı,
bir ben bilirim.
Mektuplarını verdim,
Sakla dedim.
Baban buydu,oku dedim,vasiyetindi.
Ne kadar aldı,ne sattı bilmem şimdi,
Öğretmen olmuş, ziyaret ettim akşamdı,
adını vermiş oğluna,
tıpkı senin bakışlarındı,
anlattım seni olduğunca;
Daha olamadım dedi,
ama anlatıyorum şimdi onu çocuklarıma;
hep akarken gözyaşları,sınıflarımda.
Gittiği günü;
umutları uğruna.....



Kadir Bıyıklı / 2/24/2007


C.A.N.D.Y 24 Şubat 2007 23:31


Sen gözlerimin ufkunda tüterken
Hüzün yağmurları yağmazdı günlerime
Ilıman ikliminle dolardı içim
Nasıl da sokulurdu ellerin ellerime.

İnce bir yapraktı saçların;
Yaşlanmış ağacımın dallarında
En gür şafaklar sökerdi
Aşkımızın yollarında.

Sen sıcak gülüşlerde yaşardın
Avuçlarında hep bahar yağmuru.
Yirmi yaşın elleriyle okşardım seni
Uzandığımız gök maviydi ve deniz duru...

Kaçıp sana sığınırdım
Geceler üstüme üstüme gelince.
Sonsuz mutluluklar ormanında
Bir nazlı geyik gibiydin ince.

Bir sen güzeldin benim için,
Bir de yüzünde açan karanfil.
Öyle çok esiyordun ki içimde
Bahar rüzgârı gibi efil efil...

İlhan Geçer




tikkymelike 24 Şubat 2007 23:32

AĞLAYACAĞIM

Birazdan bir yağmur başlayacak gözlerimde
Sağnak sağnak ben yine ağlayacağım
Gidişin gelecek gözlerimin önüne
Rıhtımda sana el sallayacağım
Bir hüzün şarkısı dolanacak dilime yeniden
Bir ıslık seni bölecek yalnızlığı
Bir martı havalanacak çok uzaklarda
Ve bir rüya bölünecek hıçkırık seslerimden
Yüreğimde birikecek damla damla sensizlik
İçimi dökeceğim avuçlarıma
Bir yıldız kayacak gökyüzünden
Bir ümit kervanı daha göçecek
Ve sen geleceksin tüm bunların ardından
Gidişin gelecek gözlerimin önüne
Kahırla ben yine ağlayacağım..

Harun Erdem


Misafir 24 Şubat 2007 23:35

Ömrüm

Artık aynaya arada bir bakıyorsun.
Farkında mısın?
Ömrüm benden önde gidiyorsun.
Yavaşla, yavaşla biraz
Benim daha çok işim var biliyorsun.
Ben akrep kadar yavaş
Sen yelkovan kadar hızlısın.
Ben düşlerken sen yaşıyorsun,
Benden önce seviyor,
Benden önce bıkıyorsun ömrüm.
İsteklerimde geç kalıyorum sana söylemeye,
Duygularımın önünden rüzgâr gibi geçiyorsun.
Özgürlüklerimde uçmaya çalışırken ben,
Dört duvar arasına düşmeye can atıyorsun.
Yoruldum demeğe dilin varmıyor ömrüm.
Ağacın en üst ucunda bütün umutlarım,
Bana, ne yardım, ne takat olmuyorsun.
Günahları bana bıraktın gibi,
Ayrılıkları da bana,
Benden habersiz
Yanlış kavuşmalar peşindesin ömrüm.
İşaretlerin cellâtlara,
Bana hiç mi acımıyorsun.
Ömrüm dur biraz,
Soluklanacağım anlamıyorsun.
Gerçekleşsin diye adaklar adıyorum,
Tömbekiden gelip suda süzülen duman gibisine,
Derinlerde çok derinlerde içimde sakladığım
Yar dudağına buse olsun diye hayallerim.
Anka kuşunu göremedim daha ömrüm,
Benden önde nereye gidiyorsun.



Kadir Bıyıklı / 2/24/2007


Mystic@L 24 Şubat 2007 23:37

işin doğrusu
önce sarıyı gördüm, sonra hepsini birden
düşe dalmış bebekti gök oyuncağıyla

ilerde adamla çocuk
yürüyorlardı ikisi de tavşan uykusunda
uzaktan yakından ilgileri yoktu gökkuşağıyla

yemin ederim
içimde bir sıkıntı o günden beri
çocuğa yedi rengi
bir arada işaret edemediğimden

Akgün Akova


Misafir 24 Şubat 2007 23:40

Sarmam`mı

Çaresiz kalmışsan kullar içinde,
Senin için kanatlanıp uçmammı,
Dermanın dualarda saklıysa eğer,
Niyazlarla ellerimi açmam`mı...

Bende yazlar, sen kışlarda kalmışsan,
Senin için yar, yazları çağırmammı,
Soğuk vurmuş acıyorsa her yanın,
Hissederim avazsız bağırmam`mı...

İncinmişsen can, yüreğin pare pare,
Senin için çareler aramammı,
Fayda vermez ise bağlandıkların,
Derman olup yaraların sarmam`mı...

Aydınlanmıyorsa günün ve gecen,
Senin için ay ve güneş olmammı,
Kalabalıklarda yalnız kalmışsan,
Ardın sıra gelip seni bulmam`mı...

Ürküyorsan ayazdan, karanlıklardan,
Cemre olup üzerine yağmammı,
Seher yıldızıysa can, bizi ayıran,
Zühre olup gelir seni sarmam`mı...

Ayser ÖZBAKIR


C.A.N.D.Y 24 Şubat 2007 23:43



Bende olduğundan beri
ne zaman aynaya baksam; kendimi bulamıyorum.
Gözlerimde gözlerini, dudaklarımda gülüşünü görüyorum.
Hep nefesini soluyorum, tenimde bir ürperti beliriyor.
Koca şehir susuyor sadece sesin çınlıyor kulaklarımda.
Bakabildiğim kadar ileride, dokunabildiğimce yakındasın
ama hasret kalıyorum bebek yüzlüm gülüşüne.


İstanbul gibi bakıyorsun bana, gizemli ve buğulu.
Hem içinde olup, hem yalnız yaşamak bilsen ne kadar zor geliyor.
Hayat kavgasını sürdürüyor sevdam.
Aşk can çekişiyor gecelerimde.
Tenine susuyorum Marmara’nın derinliklerinde.
Yeditepe çalıyor sanki seni benden, yavaş yavaş tüketiyor.


Gökyüzüne yıldızlarla tutunan peçesini çıkarıyorum karanlığın.
Pencereden yatağına süzülen ay ışığı olmak,
yüzünü sürdüğün yastık olup düşlerine avuç açmak için.
Bedeninde serilmeliyim gece gibi.
Meleklerin uyurken bıraktığı gülüşü seyretmeliyim başucunda.


Kalmamı istermisin, yıldızlar bir bir gömülürken sabaha?
dokunmamı istermisin ayaz düşen tenine?
Hani utanmazlığın koynunda
kendinle sevişmelerinde yanında olmamı istermisin ?


Kuruyan teninde terden boncuklar yapabilirim,
güzel bir melodideki piyano tuşları gibi dokunabilirim vücuduna,
kıvrımlarınla ahenkli yaşayabilirim seni.
Rüzgârın dağlarla kucaklaşmasını,
dalgaların kıyılara cilvelerini getir aklına.
Önce, süzülmelerini hisset kumlara köpüklerinin,
sonra kızışan rüzgârla tut ellerimi.
Tüm gücünle sarıl biçare kimliğime.
Açlığımı, susuzluğumu, sırlarımı bitir gecede.
İçimde kıpırdanışların, yüreğimde sıcaklığın, dudaklarımda
titreyişleri sevdanın, tenimin ürpertisinde nefesin olmalı...


Dağıt, hazan düşen yatağımı. Güneşim ol eylül gözlüm.
‘Seni istiyorum’ diye yutkunduğum nefesimi al dudaklarımdan,
sırlarımı çöz öpüşlerinle. Ay gibi yum gözlerini geceye,
yıldız gibi kay geç düşlerimden. Tadını bilmediğim,
tenine düşmediğim hayal olmaktan çık, dökül şehvetinle.


Söyleyemem sana yanan tenimi, kıvılcımı düştü bir kez içime.
Kıvranışlarım kadar sessiz uykusuzluğum.
Her dokunuşumda kendime, haykırışlarım suskunluğum aslında.


Kendime sarılıp yatağın bir ucunda tüm ürkekliğimle gelişini beklerim.
İçimden akan ılıklığı, sıcak sevdayı sana sunmak,
sadece hayalinle bütünleşerek yaşamak çok zor be aşkım...
‘SEN’ bendeysen, benimsen.. Neden gecelere isyanım?


Kirpikten bulutlarını arala artık, güneş gözlerinde kapalı kalmasın,
Uyan! Dünya güneşe, ben sana kavuşayım.
Seni seviyorum eylül bakışlım.




Arzu Altınçiçek




Misafir 24 Şubat 2007 23:51

Kolye

Kolye

Yaşanmamış bir sevdanın
Külleriydi savrulan.
Kum saatinin ince beline
Takılıp kaldı hayaller…

Ümitlerin bittiği yerde
Kurudu karanfiller.
Fayda vermezdi çırpınışlar!
Ok saplandı yüreğe…

Hoyrat ellerde,
Savrulup gitti mutluluklar.
Hiç gelmeyecek
Özlenen yıllar…

Gözler dalgın, sözler durgun.
Sadece acılar…
Sımsıkı tuttuğu avucunda
Bir kolye,
Sevdiğinden hediye.

Ahmet Bektaş


C.A.N.D.Y 25 Şubat 2007 00:01


Beni geçmişin dehşetiyle besle
beni geleceğin özsuyuyla

Küpeler tak kulaklarıma kirazlardan
mendilimi fesleğenlerle yıka.

Bana çılgın bir gürleyiş bellet
yankısıyla kapan üstüme geceleri.

Benimle rüzgârları tanıştır
gözlerimi boralara düğümle.

Beni kankardeşi bilsin gözyaşların
beni umudunla büyüle.

Bana ıssız gecelerden yıldız kaymaları sun
beni ucu kıl birbirine sürtünen çakmak taşlarının.

Koynuma başakları yıkayan yağmurunla yağ
kasıklarımı zeytin yapraklarıyla yenile.

Ben seni esir alayım şiirlerle
Sen beni kul bil kendine...



Nihat Behram




Misafir 25 Şubat 2007 00:10

Seviyorum diyebilmeli insan, kucak açmalı uçsuz gökyüzüne,
Sevdasını sayfalara değil gönlüne yazmalı sevdiğinin,
Yazarken narin olmalı yüreği, inciltmemeli sevdiğinin gönlünü,
Kalem değil hislerini kullanmalı,
Mürekkep yerine gözyaşlarını kullanmalı sevdasını yazarken
Gece olmamalı, güneş batmamalı bu sevda üzerine, ay gündüzde doğmalı,
Sevdaları sözlere sığdırmamalı, anlatmalı gözleriyle,
Kırmalı gönül zincirlerini, kaldırmalı prangaları
Özgür olmalı bir kuş gibi sevdaları,
Kanatlandığında sevdiğine uçmalı hisleri
Ağlayabilmeli sevdasını yaşarken
Ve haykırmalı hayata
Ben seni seviyorum, Ben seni

Hasan Demirçekiç



tikkymelike 25 Şubat 2007 00:14

AYAKÜSTÜ YAŞANMIŞ AŞK HİKAYELERİ

Bildiğim kendimi bildim bileli aşık olduğum,
Bildiğim ancak aşıkken var olduğum...
İşte bu yüzden,benim için aşık olmak;
Çoktandır hasretine katlandığım yokluğum
Eğer aşktan söz edildiğini duymamış olsalar
Hiç bir zaman sevemeyecek olan insanlar vardır,
Demiş La Rochefoucauld
Benimse hep böylelerini severek başladı vurgunum...
2
Her durakta ölümsüz bir aşk edineceğim
Bir bakışdan,bir duruşdan,
Çağrışımın sonsuz hızından
Unutulmaz bir sevgili daha bırakacağım ardımda.
Belki de yaşanabilecek en güzel serüveni
Terk edeceğim daha otobüsün ilk basamağında
Kim bilebilir ki,?
Sonrayı,sonrasını kim bilebilir?
Gizli gizli veda edceğim ona;görmeyecek
Ve bu duyguyla burkulmuş yüreğim
Otobüs camına bağrında bir ok ile
Bir aşk levhası çizecek,ah min-el!
Bu da ötekiler gibi,
Kendisini ölesiye sevdiğimi bilmeden
Yaşayıp gidecek..
3
Şimdi hemen kalksam buradan
Hemen çıksam uzun sokaklardan birine
Kiminle karşılaşabilirim
Kime vurulum ölesiye,eve dönmeden
Geceme kuzguni bir cehennem gibi eklenen
Bir ölümcül sevda hangi köşe başında keser yolumu
Bir tenhaya ulak olan o suret avı bırakırmı yakamı
Haracı ödenmeden bırakırmı yakamı
Bir suretten,bir şiirden,bir hüzünden
Ak kağıda düşürülmüş
İmzasını görmeden
Bırakmazlar yakamı,bilirim,ben ölmeden
4
Hangi aşk mümkündür aşığı öldürmeden
Her aşk,her şiir
Ardından uzun uzun bakılan adı bilinmedik sevgilerden,
Küskün omuzlu terkedilmişliklerden,
Perspektifinde hep bir sokak taşıyan o sessiz
O faili mechul cinayetlerden
Resim altı sözcüklerden
Aşk mümkün olsa idi ah,aşığı öldürmeden

Bırakırmı yakamı kağıdın ölüm beyaz sureti
Elle bilenmiş sözcükler,
Yüreğime sokulan serüvenin hançer tadı
Nabzımın atışına ayak uyduran vezninde
Gece adımları şiirlerimin
Bırakır mı yakamı yaşadıklarımı
Dökmeden imgelerin giysilerine
Hayatın maskelenmiş gerçekliğine
Upuzun bir mesafeyle yeniden sokulmak için
Yeniden ve yeniden.

Murathan Mungan


Misafir 25 Şubat 2007 00:29

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.

Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse...

Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!

CAN YUCEL


Misafir 25 Şubat 2007 01:00

Savaş Çocuklari
Ölüm yakışmıyor sana çocuk
Yaşamak bu denli anlamlı iken
varlığınla
Oysa ölümlere inat
Uçsuz bucaksız mavilikler olmalı
her yanın
Bahar toprağı kokmalı
Çiçekler açmalısın rengarenk
Her mevsim güneşle dolmalı
gözlerin
Barış olmalısın sen
Her zulme her kıyıma
Ve de her yok edişe karşın
barış
Kimi zaman aya sevdalı bir
yakamoz
Kimi zaman yakamoza sevdalı
deniz
Gülmelisin sen çocuk
Haykırmalısın özlemlerini
Dolup taşmalı kar beyazı
yüreğin

Karanlıklar diz çökmeli önünde
Cellat boyun eğmeli
Kırmalı zincirlerini esaretin
Bil ki zafer senin olmalı çocuk
bil ki dünya senin

Ulaş AKÇAY


arwen 25 Şubat 2007 01:20

Sormayın o mu diye, elbette o
Beni benden alıp rüzgarların önüne katan
Meltemlerden sonra karayellere atan
Nisan yağmurlarını gözlerime yar eden o!

Sormayın o mu diye, elbette o
Meyhanelerin sigara kokularını üzerime sindiren
Gün batımı akşamlarda mey kadehlerini öptüren
Yıldızları gecelerimden tek tek söndüren o!

Sormayın o mu diye, elbette o
Deli dolu hüzünlerle şiirler yazdıran
Geceleri canıma kast ettiren
Biçare yüreğime hüküm kesen o!

Sormayın o mu diye, elbette o
Bırakın ellerimi ta... saçlarımı kökünden titreten
Sevişsiz gecelerde uykusuz kor ateşlere düşüren
İçtiğim suya bile zehir eden o!

Sormayın o mu diye, elbette o
Yokluğunda bile onu yaşadığım
Sitem etmeye hiç kıyamadığım
Düşlerimde sarıp sarmaladığım
Hayallerimde sakladığım o!
Elbette o! !



safinaz ocakcı


Misafir 25 Şubat 2007 01:26

Kuru çiçeklerin kokusu


Minare kıvrımlarında
her ezan sesiyle
uyanır mücahit aşk
züğürt duygulara sarınır
titrerken günahları

karanlık gecelerde
nurani değil umutlar
münfail gönülde
öğütülmüş kırmızı güller
ve benliğimi sarhoş eden
kuru çiçeklerin kokusu

Ayyaş gönül sadist
kadehin dibinde kalan
son damlaya bakıp
susuzluğunda yanar.



Kamuran GÜNDÜZALP


arwen 25 Şubat 2007 01:31

Solmuş güllere inat
Sen kırmızı kırmızı gülümse
Sineklerin üşüştüğü bataklıklara inat
Nehir nehir, çağlayarak gülümse
Sisli bulutlara inat
yıldız yıldız gülümse
Gecelerin karanlığına inat
Bembeyaz gülümse
Soğuklara inat
Sıcacık gülümse
Gülücükler yanaklarından hiç eksilmesin
Sen daima gülümse! ...



safinaz ocakcı


Misafir 25 Şubat 2007 02:12

içinde yosunlaşan insanlık

köhne bir kilisede
naftalin kokan günahların vaftizi
çan seslerinde isyan
günahlarına diz çökmüş adam
çözemediği bir düğüm olmuş çitilenen yalan

alnında kutsal suyun berraklığı
içinde yosunlaşan insanlık
yalandan çürüyen dudaklarda
anlamadığım bir dua '' Ave Santa Marıa'

yanan her mumla eriyen arzular
duvarlara sinen,yaşanmamış sevda kokuları
sessizliğine bürünen yaşlı kadın
tesbih tesbih çeker acıları
çan sesleri vurgu gibidir sessizlikte
imansız çalar hep
din dan
din dan







Kamuran GÜNDÜZALP


arwen 25 Şubat 2007 02:15

Esrik birkaç solfejin
Haykıran tınısıydın
Tuşlardan kalbe akan
Aşkımın şarkısıydın

Yalnızca bir günün değil
Ömür çağı hayranıydın
Yalnızca gönlümün değil
Ruhumun sultanıydın

Kuytumda açan çiçektin
Derdimin has dermanıydın
Dünden akan gelecektin
Oluşumun fermanıydın

Doğan günde kokan sendin
Güneşim mi ayım mıydın?
Yaşamımın son nefesi
Senle solan ayım mıydın?


orhan tuncay


Misafir 25 Şubat 2007 02:43

Dikenler Üstünde Öten Bir Bülbül Gibi
Dikenler Üstünde Öten Bir Bülbül Gibi
……………………..
beni orada sevecektin
ıssızımın kederden yarıldığında
yâr
sesime erişen
ne kurt
ne kuş
ne de bir nefes insan
olmadığında
bir başına kalmaların yol çatlarında
sevecektin
dikenlerimden taşlarımdan kanadığımda tam da
beni orada
bir bakışın ömre değer kanadında

gece sancılarımın
dayanılmaz yerinden
çağların ortasında kalakalmamın
inanılmaz yerinden
katlanılmaz yerinden
huysuzluğumun
tam da pervasız yerinden hırçınlığımın
kanayan gözelerinden yaralarımın
oğul oğul bir ülke akar giderdi
kız kızan bakır bir akşama yapışırdı
oyy bu ne yaman dağ ıssızdı
çağ arsızdı
yürek yurtsuzdu
oradan sevecektin beni

ışık yağmış koca kentin gecesi
kubbeler tumturaklı yıldızlar şataraban
saraylar şaşalı sadrazamın taşaklarından
uzak caddelerden sümbüli sevdalardan
ah gözlerim ve ellerim bu görkemli şehre
bir bozkır kartalı kadar yaban
şıkırdar bilmem kaç kıratlık aşkların ışıltısı
bu ulu çınarlar mı ulur yalnızlıktan
rüzgarı yitirmiş rüzgarlığını
kapitalist emprestyonist piyanist
kimin kanından bu nazenin dünyanın harcı
bu saraylar sultasında aşk
kimin gözyaşlarından
kalbim oyy
gecede zonklayan çıban
bütün bunlardan uzak
her şeyi bir yana bırakarak
kaba ve kuraldışı nem varsa
oradan sevecektin beni

değilse aşk mı derdim ben aşka
bakkal terazisiyle gönüller tartan
kuralları önceden belirlenmiş
çağdaş bir şirket sıcaklığında
ben aşk mı derim buna

taammüden sevmelerin adaplı ilkeleri
cetvelle çizilmiş kriterler
ak kağıt üstüne yazılamamış
dile dökülmeyen sevmeler ki
ömrü sevmek için yaşamış
işte tam da buna benzer

hani dağ köylerinde kağnılar koşulur hâlâ
isli gaz lâmbası gibi
bakar ya bir gelin
gece karası yollara
bir çocuk
güler ya hani
ağlamanın tam ortasında
bir bulut ağar ya ormanlı yamaçlara
başakların üzerinden
bir yel eser hışır hışır
kar altında
nasıl mahzun uzanır dağlar
yedi veren baharlara gebe
bir kan akar akşam bulutlarına
bizim uzun havalardan rodrigoya ulaşır
iner dağları dolaşır
bir turna kanadında gönüller sevda uçar
söz ki aşkı nasıl taşır
işte öyle sevecektin beni

değilse aşk mı derim ben aşka

okula gidemeyen çocukların kederi
yağmurlarda akan evlerin çaresizliği
ölecek sayrıların son gözleriyle karılmış yüzüm
bir düşün nasıl güler güldüğü zaman
tam da oradan sevecektin beni

değilse ben aşk demem
ulu çınarların altında
akarken ay
geceye şiirler aksın sersebil

bulutlar bakır çalığı
bozkırlar ağlar
tuzlu gözyaşları dudaklarımda
sahipsiz mezarlardan yıldızlara uzanan
bir büyük sevdanın bahçesindeyim

ben devran aşklarında yârsiz
hep böyle
gelir gelir giderim
dikenler üstünde öten
bir bülbül gibi
yana yana

aşk olmayan aşklar gerekmez bana


adnan durmaz


MaKaLeLe 25 Şubat 2007 02:51

Fakir Bir Şimal Kilisesinde Şeytan İle Rahibin Macerası

İlkönce yağmurla
sonra birdenbire açan güneşle başlamıştı sabah.
Henüz ıslaktı asfaltın solundaki tarla.
Harp esirleri çoktan iş başındaydılar.
Topraktan nefret duyarak
- halbuki köylüydü birçoğu -
tıraşlı ve korkak
çapalıyorlardı patatesleri.
Suluboya, solgun resimleri hatırlatıyordu insana
köy kilisesinden gelen çan sesleri.

Pazardı.
Kilisede erkeklerin hepsi ihtiyardı
kadınların değil,
içlerinde büyük memeli kızlar,
ve sarı saçlarına ak düşmemiş anneler vardı.
Maviydi gözleri.
Başları önde,
kalın, kırmızı ve harap parmaklarına bakıyorlardı.
Terliydiler.
Haşlanmış lahanayla günlük kokuyordu.
Kürsüde muhterem peder
"beyannameyi" okuyordu,
- gözlerini gizleyerek -.
Renkliydi pencere camlarından biri.
Bu camdan içeri giren güneş
duruyordu genç bir kadının bembeyaz ensesinde
eski bir kan lekesi gibi.
Ve hiçbir zaman
doğurmamış olan
göğüssüz ve kalçasız bir Meryem'in kucağında bir çocuk :
başı öyle büyük
o kadar inceydi ki kıvrılmış bacakları
hazin ve korkunçtu.
Önlerinde kandil yanıyordu
eski
sert
ve boyalı tahtayı aydınlatıp...

İki adam boyundaydı tahta heykel.
Şeytan saklanmıştı arkasına
- kaşları çekik, sakalı sivri,
Mefistofeles olması muhtemel,--
ve âlim bir tebessümle
dinliyordu muhterem pederi.
"- Avrupa'nın bekası,
(okuyordu beyannameyi muhterem peder)
Avrupa'nın bekası için harbediyoruz."

Dinliyordu Şeytan
sivri sakalında keder
ve âsi ve selîm aklına
dayanılmaz bir ağrı vermekteydi yalan.

Okuyordu rahip :
" Avrupa milletleri el ele verip
harbediyoruz,
ve mutlak imha edeceğiz
medeniyet için tahripçi bir unsuru."

Şeytan bir parça yana itti Meryem'in heykelini
ve havada sihirle efsun alâmetleri daireler çevirip
kaldırdı elini
rahibe doğru
- etsizdi, uzundu bu el,
hakikat gibi, kemikli ve kuru -.

Ve ne olduysa o anda oldu işte.
Renkli camın altındaki kadın
çırılçıplak göründü kıpkırmızı güneşte.
Memeleri ağırdı
ve sarı ipek gibi parlıyordu karnının altında tüyler.
Düşürdü kâadı muhterem peder
ve Şeytan'ın iğvasıyla hakikati bağırdı :
"- Karşı koymak günü geldi en büyük tehlikeye.
Harbediyoruz,
fuhşun bekası için,
kerhane kapıları kapanmasın diye.
Ve sen orda, arkada
içinde beyaz entarisinin
bir erkek çocuğu gibi duran,
sen ****** olacaksın kızım.
Sana firengi ve belsoğukluğu verecekler
büyük şehirlerimizden birinde.
Baban dönmeyecek
Yatıyor şimdi yüzükoyun
çok uzak bir toprağın üzerinde.
Şimdi kan içindedir
etli, kalın kulaklar
ve ince kollarının dolandığı boyun.
Yattığı yerde yalnız değil.
Hareketsiz duran tanklarla, terk edilmiş toplar sahada."

Kendi sesinden ürkerek
sustu rahip.
Orda, arkada, beyazlı kız ağlıyordu.
Kadife ceketli bir erkek
- ihtiyar orman bekçisi civar çiftliğin -
bir şeyler söylemek istedi.
Sivri sakalını kaşıdı Şeytan,
rahibe : "Devam et," - dedi.
Ve muhterem peder
başladı tekrar konuşmaya :
"- Harbediyoruz :
pazar ve mal nizamının bekası için.
Kömür, lâstik ve kereste,
ve kendi değerinden fazla yaratan iş kuvveti
satılmalıdır.
Patiska, benzin
buğday, patates, domuz eti
ve taze gümrah bir sesin içindeki cennet
satılmalıdır.
Güneşli bahçesi ve resimli kitapları çocukluğun
ve ihtiyarlığın emniyeti
satılmalıdır.
Şan, şeref ve saadet,
ve
kuru kahve
topyekun pazar malı olup
tartılıp, ölçülüp, biçilip satılmalıdır.
Harbediyoruz :
harbi bitirdiğimiz zaman
aç, işsiz ve sakat
- harp madalyasıyla fakat -
köprü altında yatılmalıdır..."

Yine sustu muhterem peder.
Şeytan emretti yine :
"- Naklet onun macerasını,
o ne idi, ne oldu, anlat..."

Ve anlattı rahip :
"- Onu hepiniz hatırlarsınız,
toprağın içindeki bir patates tohumu gibi
fakir,
çalışkan
ve neşesiz geçti çocukluğu.
Sonra uyandı birdenbire
on yedi yaşına doğru.
Yine fakirdi, çalışkandı.
Fakat aylarca gidip
bulutsuz bir denizde
altında sönük yelkenlerin
sanki çok sıcak bir sabah ufukta apansızın
yeni bir dünya keşfeder gibi buldu neşeyi...
Mahallede sesi en güzel olan insandı
ve en güzel mandolin çalan.
Hatırlıyorsunuz değil mi
size doğru gelen dostluğunu kocaman, kırmızı elinin
ve mavi kurdelesini
mandolininin?..
İçinizde kimin kalbini kırdı,
kime yalan söyledi,
sarhoş olduğu vaki midir,
ve kiminle dövüştü?
Çocuklara saygısını
ve ihtiyarlara şefkatini inkâr edebilir miyiz?
Belki biraz kalın kafalı
fakat kalbi bir balık yavrusu gibi temiz
onu geçen sene harbe gönderdik.
Şimdi gerilerinde cephenin
işgal altındaki bir köyün odasındadır.
Baygın bir kadının ırzına geçmekle meşgul
bir tahta masanın üzerinde.
Beli çıplak
pantolunu dizlerinde
başında miğfer
ve ayaklarında kısa, kalın çizmeler.
Yerde iki çocuk ölüsü yatıyordu
direkte bağlı bir erkek.
Dışarda yağmur yağıyor
ve uzaktan uzağa motor sesleri.
Kadını masadan yere iterek
doğrulup çekti pantolonunu...
Halbuki hepiniz hatırlarsınız onu,
hatırlıyorsunuz değil mi
size doğru gelen dostluğunu kocaman, kırmızı elinin
ve mavi kurdelesini
mandolininin?"

Yine birdenbire sustu muhterem peder.
(Susabilmek bir hünerdir
insanın ağzından çıkan sözler
kendine ait olmazsa.)
Fakat tahta Meryem'in arkasından
yine emretti Şeytan :
"- Rahip, devam et," - dedi.
Ve devam etti rahip :
"- Harbediyoruz.
Çalıştırılan insan yığınları
birbirine devrederek zinciri,
karanlık ve ağır,
beton künklerin içinde akmalıdır.
Ve sen kocakarı
- ön safta, solda, diz çöküp
yüzü eski bir kâat gibi buruşuk olan -
seni temin ederim ki
kilise kapısında oynayan torunun
- beş yaşında,
başı altın bir top gibi yuvarlak -
dedesi,
senin kocan,
babası,
senin oğlun
ve komşuların gibi
kömür ocaklarında çalışacak.
Hiçbir şeyi
ümit etmemeyi
öğrensin.
Bu maksatla
uçuyor bombardıman birliklerimiz
tasavvur edilmeyecek kadar çok ölüm taşıyıp
iki gergin kanatla.
Ve motorlarına benzinle beraber
belki bir parça keder dolarak
(öldürenlerde tevehhüm edilen keder gibi bir şey),
uçuyor av kuvvetleri himayesinde olarak
bombardıman birliklerimiz
birbiri ardından giden dalgalar halinde...
Harbediyoruz :
öldürdüklerimizin sayısı
- bizden ve onlardan
aralarında meme çocukları da var -
şimdilik
beş altı milyon kadar.
Harbediyoruz :
kundak bezinin çeşidiyle belli olmalı herkesin yeri.
Harbediyoruz :
parlasın edebiyen diye sabah güneşlerinde
hapisane demirleri..."

Hakikat çok taraflıdır.
Fakir bir Şimal kilisesinde
- Şeytan'ın iğvasıyla da olsa -
fakir bir papaz
onu o kadar uzun anlatamaz.
İnzibat kuvvetleri aldı haberi
- kadife ceketli orman bekçisinden -
gelip indirdiler kürsüden muhterem pederi.
Ve asfalt yolun üzerinde
arasında silâhlı iki adamın
giderken muhterem peder
Şeytan baktı arkasından :
çekik kaşlarında ümit
ve sivri sakalında keder.

12.9.1941

Not :
Alamanya yıkıldı.
Temerküz kampından kurtarıldı muhterem peder.
Ve yine Şeytan'ın iğvasına uymasaydı eğer
önemli Alaman demokratlarından biri olurdu bugün
Anglo-sakson işgal bölgelerinden birinde.
Halbuki yine uydu Şeytan'a.
Ve yine bir pazar günü ve aynı kilisede yine
batılı müttefikleri meth ü sena edeyim derken
41 yılında söylediklerinden bazı fasılları tekrarladı aynen
bilhassa mal nizamına ait olanları.
Ve Katolik bir Amerikan subayının emriyle
(tevkif edilmediyse de bu sefer)
kovuldu kiliseden muhterem peder.
Yine arkasından baktı Şeytan :
çekik kaşlarında biraz daha çok ümit
sivri sakalında biraz daha az keder...
1946 Şubat 17

Nazım Hikmet Ran |


arwen 25 Şubat 2007 02:55

gözlerindeki dille konuş benimle
bak bir şubat korkusu içimde titreyen
baharları haykıran papatyaların
bembeyaz duruşunu takın da bak
üşüyen gözlerime

susalım
sustukça çığlıklansın gözlerimiz
fırtınayı bekleyen okyanuslar gibi
dalgalar biriksin içimizde

sonra birdenbire bir çöl uğrasın
kirpiklerimizin yorgunluğuna
titreyen toprak gibi akarken içimiz
seraplar yürüsün tutuşan bedenimize

haydi yaklaş ve tez elden ölelim
son cümleni fısıldasın
dudakların dudaklarıma



muhammet akyıldız


Misafir 25 Şubat 2007 08:25

Çingene Kızı
Ege sahiline kursan obanı
Gönlünü serecek çingene kızı
Raksıyla dönerken alnı turalı
Koynuna girecek çingene kızı
.
Çingene sevdası yakmış içini
Uslanmaz aklıyla yapmış seçimi
Nehrinde yunmakmış onun geçimi
Sanma ki yerecek çingene kızı
.
Gülümse kalbine asma yüzünü
Yamalı harflerle kırma sözünü
Aldırma geçmişe sorma özünü
Mahremi verecek çingene kızı
.
Mehtabın gizinde denizden çıkıp
Bağdaşı kuracak karşında çöküp
Buğulu yaşlarla tenine bakıp
Gizleri derecek çingene kızı
.

Nesrin Göçmen


C.A.N.D.Y 25 Şubat 2007 13:03

Duygularım hallacı pamuğuna dönmüş,
Ellene ellene didik didik olmuş,
Önce alev alıp,
Sonra coss diye sönmüş,
Daha kötüsü,
Ne ölmüş,
Ne onmuş,
Bir daha kullanılmaz olmuş,
Gene de nefes alıyor,
Çorap söküğü gibi değil,
Sıkı dokunmuş,
Tanrım,
Bu duygunun astarı,
Nasıl bir kulmuş;
Ki mutluluğu sevgide bulmuş,
Kendinden esirgenen,
Gene de pes etmeyen…
Ben,
Tut elimden,
Bırakma..

Hatice Arı



Misafir 25 Şubat 2007 13:11

ÖLÜMLÜ AKARSU

Aktığı her yere,
Kırgınlığını götüren bir akarsuyum…
Ellerine saçıldım…
Yüzüne çarpılmak için…

Ayaklarının arasından geçerek,
Su diyen çocuklarına yetişen akarsuyum…
Nice denizlerde kendimi gizledim,
Kızaran yüzümü saklamak için…

Önündeki bentlerden aşamayan,
Asırlık taşları eriten,
Doğumundan çok
denize öldüğü yer önemli olan,
kıvrımlı bir coğrafyayım…
Bir ders kitabında
ölmeden önce,
son isteğim tenine dolanmak,
her bir hücrendeki acıyı yıkamak…

Volkan İPEK


kambis 25 Şubat 2007 13:14

İlan-ı Aşk
Bir bayan arkadaş arıyorum
Kırk elli yaşlarında
Mutluluk susuzluğundan dudakları kuru
Hayat merdivenlerini çıkarken örselenmiş
Ama kalbine hala cemre düşen
*
Yalnızlıktan pörsümüş gecelerime güneş seren
Su alıp yan yatan gemime liman veren
Kerbelada aşka çok susayan şaire sevgi derleyen
Problem çözerken kerrat cetveliyle yardıma gelen
Her bildiğini istemeyip ne istediğini bilen
*
Damarlarımda dolaşan gözyaşını gülle çeken
Perdelerin eteklerinde kalan hüzünleri silkeleyen
Neşelerimde yiğit ırmakları bulandırmayan
Hüznümde köpüklenmiş bulutları yağdırmayan
Küllendiğimde küllerin arasında geceleri toplayan
Kumun denize tutkusu olduğu gecelerde kumu ıslatan
Zamanın bunaklığında etrafa akıl savuran
*
Bir bayan arkadaş arıyorum bulamıyorum
Gözlerim mi uzak o mu yakın göremiyorum
*
Serdar San 2003 Mart


NiliM 25 Şubat 2007 13:18

BİR ŞİİR VE HİKAYESİ
HAYDİ ABBAS VAKIT TAMAM
Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalp ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'ta;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.

C.Sıtkı TARANCI
Bu güzel şiirin öyküsü:
Cahit sıtkı..Beşiktaşta lisede yatılı okurken..hafta sonları dışarı çıkılırdı..Akşam dışarı çıkanlar bir birlerine anlatırlardı..kimle buluştukları..ne yaptıkları..Ama Sevgili Cahit Sıtkının hİç anlatacağı kız arkadaşı veya sevgilisi yok..herkes anlatığında birde cahit sıtkı tarancıya sorarlardı..cahit sen ne yaptın..Bir gün akşam vakti Okula dönerken(Kabataş lisesi) Ünlü ŞAİR yolda düşmüş güzel bir bayanın fotografını bulur..Alır ve doğru beyoğluna gider..Oturur..kendi kendine bu güzel bayanın dilinden mektup yazar..fotografı da mektubun içine koyarak kendi kendine okula postalar..Bir iki gün sonra postacı geldiğinde Mektupları bırakırken bağırırlar CAHİT mektubun var..Cahit alır mektubu..yatakhanede açar..vakit akşamdır..Ve herkese yüksek sesle okur..Fotogarafıda arkadaşlarına gösterek mağrur bir şekilde hava atar.. Her ahfata bu mektup yazma işini devam ettirir..Cahit Sıtkı bu arada boş durmaz..o zaman bu kadar nufüsa sahip olmayan istanbulda bu kızı arar..Bulur..Kız Bir Albayın kızı ve evlenmiş çoluk çocuğa karışmıştır.Gün gelir Büyük Şair başka bir kızla evlenir..ama kendi kendine yarattığı bu büyük aşkı hiç unutmaz..Bir pazar günü evinde şair isyan edip bu şiiri yazar..Şairlerin yüreklerinde bazen böyle büyük aşklar saklanır..


kambis 25 Şubat 2007 13:23

Benim İsyanlarım
*
benim isyanlarım senin gelmeyişine
umutsuzluk çöküşüne
hazanda geliyorum deyip uyutmadığın gezgine
sakin imbatı hırçın lodosa çevirişine
*
benim isyanlarım yaşlanmış aynaya
beyazlamaya başlayan saçlara
sakin rolde ses çıkarmayan duvarlara
varım ama yok oluşuma
*
benim isyanlarım kapıdan anahtarla girmemde
dal kırılmışsa suç yelde
körfezde yansıma mavi gökyüzü şeklinde
yalnızım hep yoksa tek aşık ben miyim körfezde
*
benim isyanlarım senin tutsak benim köle
zamanın kral yaşamın kuklacı dönüşümünde
ayın esiri olan geçmeyen gecelerde
herkes mutluda yalnızlık suflörü ben miyim tüm şiirlerde
*
benim isyanlarım kuşların sevdalı uçuşuna
kokladığım tüm güllerin hemen soluşuna
yağmur buğusunun gözyaşımdan az oluşuna
gönülden çağırmama rağmen orada duruşuna
*
benim isyanlarım artık aşk şiirlerine ölüm katışıma
senden önce-sonra aşk şiiri yazdığım yalancı avuntularıma
seni beklerken sabır sabıkamın sicil doluşuna
unutulursam unutanı asla unutmayacağıma
*
Serdar San İzmir 2003 Ağustos


seul_soliste 25 Şubat 2007 15:37

aşk başlamadan güzel ,
kalplerde heyecan
bakışlarda korku olduğu zaman güzel..
birbirimize sezdirmemek için çırpınış,
başkaları görmesin diye çabalayış,
gözlerim gözlerinin mavisine değdiği zaman..
aşk başlamadan güzel..


ümit yaşar oğuzcan


seul_soliste 25 Şubat 2007 16:10

SEN BU ŞİİRİ OKURKEN

Sen bu şiiri okurken
Ben çoktan bu şehirden gitmiş olacağım
Artık ne özlemlerimi duyacaksın bıçak yarası
Ne de telefonların çalacak gece yarısı
Ve bu zavallı yüreğim olmayacak artık
Kaprislerinin hedef tahtası...
Seni sana
Beni bir akıl hastanesine
Bırakıp gideceğim bu şehirden

Nasılsa kavuşamadım sana
Nasılsa dudaklarının kıyısına varamadım
Nedense bütün çıkmaz sokaklar adresim oldu
Ve nedense bütün kırmızı ışıkları üzerime yaktın
Ne yaptımsa
Bir türlü sana yaranamadım
Artık adressiz
Işıksız
Ve öylesine ıssızım
Dünlerin kadar eskiyim
Verdiğin acılar kadar paslıyım
İşte çıkıp gidiyorum hayatından
Nasılsa fark etmez senin için
Belki çok şanslı
Belki de en yaşlıyım...
Artık
Pusulam hasreti
Saatim yalnızlığı
Ve takvimler sensizliği gösteriyor bana
Neylersin
Yolcu yolunda gerek
Belki bundan sonra
Belki senden sonra
Adam olur bu “asi yürek”
Ve dersini alır da bu sevdadan
Bir daha
Boyundan büyük denizlere
Asılmaz kürek

Yarın bu saatlerde
Ben yollarda olacağım
Sen kimbilir kaçıncı uykunda
Masal mavisi bir rüyada
Ve elbette o korsan yüreğin
Yine pusuda
Oysa
İlk defa sesimi duymayacaksın
Sitemlerin sahipsiz
Soruların cevapsız kalacak
Belki ilk defa içini kemirecek yokluğum
Tanımadığın bir korku içini saracak
Ve ilk defa kendinle hesaplaşacaksın
Ne oldu?
Ne oluyor?
Ne olacak?
Sonra
Bir gözün kör
Bir kulağın sağır
Bir ayağın kırık
Bir kolun kesik
Düşeceksin yollara
Yani baştan başa yarım
Yani baştan başa eksik
Bütün duvarlar üstüne yıkılacak
Belki ilk defa
“Unutuldum” diyerek için sızlayacak
Ve sen bu şiiri okurken
Ayrılığımız çoktan başlamış olacak
Belki de son tesellin
Sana yazdığım “bu son şiir” olacak
Ve kimbilir
Unutulmuş bir gecenin tam ortasında
Başucundaki bir radyoda
Uykusuz bir şair yüreğini çınlatacak
Ve bir daha fısıldayacak kulaklarına
Sana adanmış bu satırları

“Bütün şehirler uyur
İstanbul uyumaz
Ve birgün
Bütün sevenler unutur seni
Ama bu “şair yürek”
ASLA UNUTMAZ...”

AHMET SELÇUK İLKAN


nisan_yagmuru 25 Şubat 2007 17:15

BIR SEN GÜZELDIN

Sen gözlerimin ufkunda tüterken
Hüzün yağmurları yağmazdı günlerime
Ilıman ikliminle dolardı içim
Nasıl da sokulurdu ellerin ellerime.

İnce bir yapraktı saçların;
Yaşlanmış ağacımın dallarında
En gür şafaklar sökerdi
Aşkımızın yollarında.

Sen sıcak gülüşlerde yaşardın
Avuçlarında hep bahar yağmuru.
Yirmi yaşın elleriyle okşardım seni
Uzandığımız gök maviydi ve deniz duru...

Kaçıp sana sığınırdım
Geceler üstüme üstüme gelince.
Sonsuz mutluluklar ormanında
Bir nazlı geyik gibiydin ince.

Bir sen güzeldin benim için,
Bir de yüzünde açan karanfil.
Öyle çok esiyordun ki içimde
Bahar rüzgârı gibi efil efil...

İlhan Geçer



MaKaLeLe 25 Şubat 2007 18:17

Bademler

Bademleri topladıktan sonra
ceplerimiz öyle şişerdi ki
pantalonlarımız patlardı.
Dalları kırardık veya
en ağırından,
sırtlanırdık kaçarken..
Bademler gibi güzeldi
yüreklerimizin ağzımızdan çıkması..
Ne kadar temizdik biz, saftık
badem aşırırken bile..

Hey gidi bademler!
Yüreğimi aşırmaya başlayınca kızlar,
Anladım hallerinizi...

Selçuk Şahin |


nisan_yagmuru 25 Şubat 2007 18:25

KORKARAK YASARSAN

Öyle bir hayat yaşadım ki;
Cenneti de gördüm cehennemi de

Öyle bir aşk yaşadım ki,
Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.

Bazıları seyrederken hayatı en önden
Kendime bir sahne buldum oynadım.

Öyle bir rol vermişler ki;
Okudum, okudum anlamadım.

Öyle bir hayat yaşadım ki;
Son yolculukları erken tanıdım

Öyle çok değerliymiş ki zaman
Hep acele etmem bundan anladım.

Kendi kendime konuştum bazen evimde
Hem kızdım, hem güldüm halime.

Sonra dedim ki,
Söz ver kendine!

Denizleri seviyorsan,
Dalgaları da seveceksin.

Sevilmek istiyorsan,
Önce sevmeyi bileceksin.

Uçmayı seviyorsan,
düşmeyi de bileceksin

Korkarak yaşıyorsan,
Yalnızca; hayatı seyredersin...


Şebnem Ferah



Saat: 13:49

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık