![]() |
BABAM' A Gel, seninle anacığım, maziyi yadedelim, Analım babamızı, ruhunu şadedelim, O, bu masum yuvanın oldu aziz şehidi, Bu günleri görmeden kara toprağa gitti. Öttürse borusunu İsrafil bir an için, Mezarı kıpırdasa, oynasa için için. Halimize bir baksa, kaldırsa bir başını, Silse gözlerindeki ıstırabın yaşını, Kafasında yer alan istifhamlar çözülse, Bizim için yaptığı bütün gamlar çözülse. Sükunla toprakları çekse bir üzerine, Halinden memnun olsa, yatsa tekrar yerine. Sana şefkat gösterdi masum bir evlat gibi, Sonra Azrail geldi korkunç bir feryat gibi, Kasıp kavurdu gitti, onu beraber aldı, Arkasında hatıra iki zavallı kaldı. Bürüdü gözlerini korkunç hırçın bir korku, Gözleri açık gitti, kaderin cilvesi bu. Bazı ufka dalarım, gözlerini görürüm, O gözler ki sahibi mezarda bir kötürüm, Yerinden kıpırdamaz, kolunu kaldıramaz, Yolumuzda durana vurmak ister vuramaz. Seneler önümüze ıstıraplar yığardı, Küçük kalplerimize kasırgalar sığardı. O göklerden bakardı, bize ilham verirdi, Biz muvaffak oldukça, güler selam verirdi, Bugün, hayatımızda mustarip bir sükun var, Ne kadar ferahlasak, onsuz bize dünya dar. Ufuktaki gözlerin tahassürü bir sönse, Ne olurdu Allah' ım, gidenler geri dönse... SITKI TUNCER |
KIMI SEVSEM SENSIN kimi sevsem sensin / hayret sevgi hepsini nasıl değiştiriyor gözleri maviyken yaprak yeşili senin sesinle konuşuyor elbet yarim bakışları o kadar tehlikeli senin sigaranı senin gibi içiyor kimi sevsem sensin / hayret senden nedense vazgeçilemiyor her şeyi terk ettim / ne aşk ne şehvet sarışın başladığım esmer bitiyor anlaşılmaz yüzü koyu gölgeli dudakları keskin kırmızı jilet bir belaya çattık / nasıl bitirmeli gitar kımıldadı mı zaman deliniyor kimi sevsem sensin / hayret kapıların kapalı girilemiyor kimi sevsem sensin / senden ibaret hepsini senin adınla çağırıyorum arkamdan şımarık gülüşüyorlar getirdikleri yağmur / sende unuttuğum hani o sımsıcak iri çekirdekli senin gibi vahşi öpüşüyorlar kimi sevsem sensin / hayret in misin cin misin anlamıyorum ATİLLA İLHAN |
BABALAR İÇİN Baba gibi can bulunmaz, Ağzımızda dildir baba, Temelsiz yuva kurulmaz, Sağlam temel, beldir baba. Annem her gün ismin söyler, Gölgesinde gönül eyler, Başsız olmaz şehir, köyler, Baş kentimiz, ildir baba. Başımızda baş tacımız, Derde derman ilacımız, Meyveli bağ ağacımız, Bahçemizde güldür baba. Mutlu günde bayramımız, Onsuz olmaz ayranımız, Bereketli hep soframız, Çiçek, arı, baldır baba. Kördüğümü elsiz çözer, Gönlümüzde gizli gezer, Kalem gibi yazı yazar, Sevdamıza çöldür baba. Deryamıza gemi olur, Her limana uğrar durur, Önde gider, yolu bulur, Kaptanımız, mildir baba. Dertler üst üste dizilir, Gam keder ile ezilir, Tuncay’a bakar üzülür, Açan kanat, koldur baba... TUNCAY AKDENİZ |
AŞKA YAKIŞAN SUSKUNLUK bakıp bakıp da duvardaki sayılardan vuslatlar umardı gözlerim uçlarında beklenmeye değer ertelenmişlikler taşırdı akrep ve yelkovan içimde dönen iki keskin bıçağa dönüşmeden önce bilinmezliğin doğurgan boşluğuna uzandıkça kolları zamanın suskunluğun yüzümdeki şehri yıkayan sağanak yağmurlar gibiyken gözlerinden od düşmüş can olur taşıdığım bıçağa direnen dudaklarınsa yargılanmadan ödediğim cezamın onay mührü ve suskunluğun bir cümle gibi başlayan hayatımın noktası olur ey ahraz sevdamın dili oysa bilmelisin kibütün masal kahramanları gibi bir gün ve kendi masalımın kahramanı olarak bugün hiç bir iz bırakmadan yaşadığıma dair gitmeli(mi) yim hiç yakışmadı böylesi ayrılık dediğin aşka yakışır olmalı ve denk olmalı ölüme Cafer Petek |
BİR DELİNİN AŞK MEKTUBU Üzülme bebeğim sakın üzülme Olmadı işte ayrıldık… Kızmadım sana kızmadım Yeter ki aşkım sen üzülme! Ben sana kıyar mıyım? Yani o kadar da hıyarmıyım? He!!!hıyar dedim de aklıma geldi. Yeni sevgilinle aran nasıl… Oda seni benim sevdiğim kadar seviyor mu? Arada sırada görüşelim olur mu? Misafir ol gel bana börekler açarım sana Param pulum yok ama Borç yazdırırım bakkala... Seni nasıl sevdim? Senin hiç umrunda değil? Hatırlar mısın bilmem? O mahur beste çalar Biz müjganla fenalaşırdık Sahi geçen gün Saza niye geldin seni bilmem ama Ben acayip gaza geldim Sonra soda içtim geçti Hatırlamalı,sevgiyle anmalı Unutmamalı,incitmemeli Uçan memeli,kaçan memeli,tutan memeli Öbürüde gelmiş Hani bana hani bana demiş Biliyorsun ne yapsam Ayrılamam senden asla Hafife alma ask vurur insana Birde yer vuru sonra Masa tenisi kadar kolay sanma İlvanlım,ilvanlım,ilvanlım aman aman Neyse boşver. Hatırlar mısın? Sazlar çalınırdı Çamlıcanın bahçelerinde Benimde arabamın teybini çalmışlardı Şimdide seni açldılar benden Ve şimdi içiyorum hergece Her gece başka bir işkembe Şiirime burada son verrikene Bir dakika doktor bey geliyorum Şiirime burada son verirkene Seni çokkkkk sevdiğimi söylemek istiyorum Gidişim suskun olmuştu ama Dönüşüm muhteşem oldu Yaslı gittim şen geldim Aç koynunu sevgilim ben geldimmmmmmmmmmmm |
BİR BARIŞ ŞARKISI Dedenin başka dedelerden çaldığı o çiçekli California' nın portakal ağaçları altında düşlemiştin belki bir zamanlar başkanı olmayı ulusunun , onurlu bir yurttaş olmayı ya da . Dedenin dedesi İtalya' dan bir düş yüzünden kaçmıştı belki , bir ev , bir yuva ve yeni umutlar kurmuştu yeni bir ülkede , Kuzey Amerika' da . (Varsayım olabilir bunlar, ama sayfalarını okumaya çalışıyorum tarihinin , düşlerin gerçekleşmeyecek , o ülke mezarını kazdı çünkü portakal ağaçlarının çok uzaklarında .) Bilmiyordun belki de nerede olduğunu Vietnam' ın , şimdi her öldüğün yerin , yarıda kalmış çocukluğun orada yitirdi sağduyu adına ne varsa , -bilmiyorum neden, sen de bilmiyorsun - orada sarıldın sahici bir silaha , gölgelerle , ağaçlarla savaşıyorsun , yollar , kayalar , taşlar ve rüzgar ve tüten dumanı kendi ateşinin ve senin olmayan bir ormanın sessizliği , su , sıcak , yağmur ve kurşunlar , kendi getirdiğin kurşunlar senin karşında şimdi . Olamaz sanmıştın bütün bunlar , düş görmüyordun oysa , içinde bir şeyler kırılmıştı bir şeyler kırmıştı dallarını dedenin diktiği portakal ağaçlarının , orada olmak isterdin , uzaklarda , bir barış şarkısının gölgesinde , ama o şarkı kesildi şimdi , gelip yıktılar evlerini, yuvalarını, yeni umutlarını Vietnam adı verilen ülkenin , bu adı hiç duymamıştın belki seni yolladıkları o acı güne kadar dostlarında birlikte , hiç bir şey söylemeden , açıklamadan nedenlerini; yolladığın o topraklardasın yine ölüyorsun, ölüyorsun, her gün ölüyorsun kendi getirdiğin silahların altında ... D. Fernandez CHERICIAN Küba, 1940 |
Bekle....Dur hemen gitme ne olur... Şiirler yazacağım sana hiç duymadığın, Ta yüreğimin derinliklerinden gelen. Şarkılar söyleyeceğiz daha seninle, Hüzün, hasret ve sevda üstüne. El ele tutuşacağız. Kalbimdeki yangını elimden hissedebilmen için.. Dur , gitme hemen! Daha öpüşeceğiz, içimiz bir hoş olacak... Yaşadığımız her şey gibi... Dur...Daha Istanbul'u yaşayacağız seninle. Kızkulesi'nden bakacağız Istanbul'a Hani sanki bir masal ülkesinden. Sevgi sözcükleri fısıldayacağız birbirimize Mehtap diyeceğiz, yıldız diyeceğiz, deniz diyeceğiz. Dur hemen gitme ne olur... Daha sevda diyeceğiz. 15.12.2000 Mehmet Kızılkaya |
Hasret Parmak kaleme hasret Kalem kağıda hasret Kağıt kelama hasret Kelam ilhama hasret Aşık sazına hasret Sazı sözüne hasret Yarın umuda hasret Umut düşüne hasret Bahar bülbüle hasret Bülbül gülüne hasret Savaş barışa hasret Barış huzura hasret Elem gülene hasret Gülen neşeye hasret Sıla gelene hasret Gelen yarene hasret Mecnun Leyla'ya hasret Leyla sevdaya hasret Sevda murada hasret Murat vuslata hasret Dilşade Güngör |
https://www.msxlabs.org/forum/images/siir.gif Çeşme Yetmişine ramak kalmıştı… Yıllar önce islam'ın şartlarından Hacc'ı da yerine getirmişti. Artık beyaz sakalıyla geziniyordu. Israrla çeşme yaptıracağını söyleyip uğraşıyordu. Önce çeşme için yer aldı. Peşinden ustanın birisiyle anlaşıp kumla çimento getirtti. Usta emekleriyle çalışırken dikenli arazide gidip geliyordu. Dünyada ki son görevi olmuştu çeşme. Az mı çeşme diye diye uyanmıştı? Akşam vakti usta gururla; "Yarın işimiz tamam" dedi. Hacı efendinin yüreği kabardı. Bir omuz silkmenin ardından cebinden usta ve emeklerin Parasını çıkarıp mağrurca ustaya uzattı. Gönül rahatlığıyla evine yürüyordu. Had safhaya varan heyecan… özlem… vuslat… Sağ elini sol göğsünün üzerine atıp sol göğsünü ovmaya başladı Ve aynı anda yere yığıldı Peşinden gelen usta ve ameleler hızlıca yanına koştu… Köyde iki araba vardı. Biri Hacı efendinin oğlu Celal'in öbürü ise Muhtarın… Celal'e haber verildiğinde Celal duymazdan geldi!? Muhtara koştu biri. Muhtar olurla olmaz arasında arabasına binip Hacı efendinin yanına gitti. Doğruca hastaneye Müdahaleler… Müdahaleler… Müdahaleler… Azrail şahdamarından tutmuş vade, olgusunu, Hacı efendi ötelere yolcu… Celal babasının cenazesi ile de ilgilenmedi.!? Hacı efendinin Celal'den büyük oğlu Cemal'se çoktan ölmüştü. Zaten tüm kırgınlıklar Cemal'in ölümüyle başlamış mıydı? Cemal ağır bir hastalığa yakalanmıştı. Ameliyat olması gerekiyordu. Parası denk gelmediğinden babasına gitti. Başka da nereye gidebilirdi. Ama hacı efendi yastığının altına gömdüğü paralarını vermek istemiyordu. Vermedi de…. Celal elde avuçta ne varsa uzattı kardeşine. Ve borç harçla yapılan ameliyat… Ameliyat ertesi ise yaşanan hüzün… Hacı efendi, Cemal'in çocukları olmadığı için hanımını dava etti. Pay alacaktı oğlunun tek mirası evinden! Cemal'in hanımı yalvar yakar oldu? "Yapma" dedi "Etme" dedi… ama Hacı efendi dinlemedi. Kazandı mahkemeyi… sattı evi… aldı parayı…! İşte o parayla çeşme yapılıyordu… Hayır hasenat lazımdı Hacı efendiye… Çünkü Cemal düşlerine musallat olmuştu. Çünkü Cemal'in hanımı beddualar etmişti… Hacı efendi çeşme yaptırmak istiyordu ötelere göçmeden. Fakat; zulm ile abcd olunmuyordu; Zulm ilk abad olanın ahiri berbad oluyordu… Selam ve Duâ ile … Lokman Hamitoğlu |
|
| Saat: 23:51 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık