![]() |
Yalanmış Hiç bimez sanırdım kara sevdalar Yalanmış anladım ama ne fayda Kurulan hayaller tatlı rüyalar Yalanmış anladım ama ne fayda... Gözümü açardım seher vaktinde Görürdüm kendimi gönül tahtında Alın yazındım ya senin bahtında(!) Yalanmış anladım ama ne fayda... Sevdamıza dünya dar gelir derdin, Bir saat ayrılık zor gelir derdin Ahtinden dönene ar gelir derdin Yalanmış anladım ama ne fayda Verdiğin ümitler, ettiğin sözler Hep birer oyunmuş yaptığın nazlar O yalan söylemez sandığım gözler Yalanmış anladım ama ne fayda... Yapmacık tutuşan eller de varmış Tuzağa düşüren diller de varmış Serdarî, dönülmez yollar da varmış Yalanmış anladım ama ne fayda... Serdar İlik |
VUR BİTSİN Orada masanın üstünde bir resim, İkimiz denize karşı durmuşuz Üsküdarda Saçlarımızın üzerinde martılar, Gözlerimizde acemi bir aşk Ve tuhaf ve çocuksu bir mutluluk, Senin sırtında sarı yağmurluğun Kadıköyde ucuzluktan almışız Bende o siyah kazak hani bir kedi gibi sokulduğun Şubat ve yağmur yağıyormuş meğerse, Islatan her tarafımızı Orada masanın üstünde bir resim, Yak bitsin Orada kapının arkasında bir yazı, Seviyoruz yazmışız birlikte, Harfler nasıl titremiş meğer ellerimizde, Bir pazartesi akşamı ben eve dönünce Tutup öyle yazmışız nereden estiyse, Hep gülüşün, hep sıcaklığın sinmiş harflere, Ne yaptığın çorbanın, ne pilavın tadı Sobayı yakmayı unutmuşuz ne gam, Senin çiğdemler açmış yüzünde sıcaklığın Orada kapının arkasında bir yazı Sil bitsin. Orada sehpanın üzerinde iki bardak, Senin demlediğin çayı içmişiz birlikte Nasılda dalgamızı geçmişiz dünyanın bütün dertleriyle, Bir masalmış bir yalanmış gibi korkmuşuz, Sıkı sıkıya yaslanmışız bahtımızın kara yıldızına Ben tek sen üç şeker atmışın filiz çayımıza Sonra açıp perdeyi gökyüzünden bir dilek tutmuşuz, Mehtap gülümsemiş deli yürek çocukluğumuza Orada sehpanın üzerinde iki bardak, Kır bitsin. Orada odaya saçılmış küçük hatıralar, Ne yana dönsem bir parça bir şey senden Belki minik kızgınlığın, belki bir gülüşün orda, Böreğin altını yakışın, düğmeyi dikerken iğneyi eline batırışın, Ve saçların hep o kan gülleri taktığın saçların, beni mahpus bıraktığın saçların. Ne yana dönsem bir parça bir şey senden Hep o kanepede oturmuşluğun, şu senin küçük yastığın, şu eşarbın, İşte şu bir haziran akşamı gitmek için ayaklanışın Ne yana dönsem bir parça bir şey senden Orada odaya saçılmış küçük hatıralar, Git bitsin. Orada ayaklarının dibinde bir adam, Adam bütün adamlığını dökmüş önüne, Böyle kaç gün yada kaç gece, ayaklarının dibinde, Öyle kolay mı öyle kolay gitmek, Her şeyi bu İstanbulu, o sevdiğin adaların kokusunu Mısır çarşısını, Eminönünün balık ekmeğini Beyoğlunun sinema salonlarını birlikte beklediğimiz 28 numarayı, Unutmak öyle kolay mı, öyle kolay, Orada ayaklarının dibinde bir adam, Kov bitsin. Orada çekmecede yedi otuzbeş bir silah, Babadan kalma, Hani bir bayramda saydırmışız havaya, Sen biraz ürkek sokulmuşun omzuma, Kuşlar havalanmış bütün kuşları İstanbulun, Giderken galiba bir beni birde bunu unutmuşun Orada çekmecede yedi otuzbeş bir silah, Ve burada zaten öldürdüğün bir yürek, Vur bitsin ___________ İbrahim Sadri |
ADIN BATSIN |
Sevda -yı, -ya (i) : 1 ölmek; ölmek istedikçe, özlemek.... Ve ölmek; özledikçe... Sevda -yı, -ya (i) : 2 şarabımdaki yalnızlık ... şişesindeki aptal umudu, kadehindeki yenilmez yalnızlığının resmi; ben uyuştukça canlanmaya başlayan / hayalimde... Sevda -yı, -ya (i) : 3 aşk dedikleri, yetmedi içimdeki çocuğa... baş kahramanı olmayan bir öyküde, kim ölünce üzülünür ki ?, Sevda -yı, -ya (i) : 4 hiç yeltenmedim unutmaya, cesaretimi toplayamadım ... kalemimdeki yalnızlığı, kabullenmedim. hayalime aldandım, yalancılığını bile bile ... Sevda -yı, -ya (i) : 5 sen varken de buradaydı, beni gömmenen gitmeyecek belli. Sevda -yı, -ya (i) : 6 şimdilerde sensizlik / eskiden sendin... Sevda -yı, -ya (i) : ölmek... ölmek istedikçe, özlemek... ve ölmek, özledikçe... Tolga GÖRKEM |
Islığını duyup da gelmiştim Kendi külümüzü basıp kendi kanayanımıza Acının ırmaklarından geçmiştik Trenlerini unutmuş istasyon caddesinde Cam örtünmüştü yeni yetme kızlar Kar yağsa da olurdu, yağmasa da Kösnül atlar mevsimiydi duyumsadığımız zaman. Hamdi Topçu |
ÖYLESİNE SEVMİŞTİM Şimdi gidiyorsun, git Bütün sabahları üşüdüğüm Bütün gördüğüm senli günlerim, onlar da gitsin İçimde bir şarkı Gözümde bir ışık kalmıştı herşeye inat Kapat gözlerimi, sevdiğim anlar da gitsin Yıldızları da alsana yanına gökyüzünden Sevdiğimiz şarkıları da Pencareme konan yusufcukları da Bana karanlığı bırak Beni bırak, beni böyle bırak Böyle ansızın, böyle yakışıksız Böyle anlamsız, böyle dağınık Öyle kapıda susuşun Öyle sarsak, öyle serkeş, öyle çerkes duruşun Koy beni sensizliğe Ve otursun içime kül gibi kor yangının Şimdi gidiyorsun, git Hadi git Hepsi hepsi bir sevda benimkisi, al da git Hadi kanatma Hadi yıkma Hadi dokunma Zaten ben seni öylesine sevmiştim Şimdi gidiyorsun, git Bütün sabahları üşüdüğüm Bütün gördüğüm senli günlerim, onlarda gitsin İçimde bir şarkı Gözümde bir ışık kalmıştı herşeye inat Kapat gözlerimi, sevdiğim anlar da gitsin İbrahim Sadri |
eni bu yabancı ülkeye gönderirken En kalın pantolonları (güzelim) bacaklarına İyi örülmüş çorapları ayaklarına Çok soğuk kışları düşünerek aradım. Göğsün, kalçaların Ve sırtın için saf yün aradım Sevdiğim o şeyler ısınsın Bana da biraz sıcaklık kalsın. Bu kes seni sevgiyle ben giydirdim Bazen (çok seyrek) soyduğum gibi (Oysa ne çok isterdim) Yine de giydirmem sana souyorum gibi gelsin. Her yerin iyice örtündü diye düşündüm şimdi iyice örtündü, üşütmemesi için. Bertolt Brecht |
Ben Sustum/Konuşan İntihar(ım) dı Mermisi namluya sürülmüş bir tabancadır, yalnızlık.. İntihar, tetikte nöbettedir.. Bir tavşan kadar doğurgan ölümlere, tek başına çalınan bir beste ve her yerdedir.. Bir hücreye dönüşen gecede, sıkışan yürekte, tutulan nefeste, duyulan her seste ve kadehlerdedir. Bin türlü şekilde, ama nedense hep gri renktedir. Bir dokunuş kadar uzakta sırıtkan siyahlar beklemektedir.. Yalnızlık... Ölümün göbek adı.. Parmak, tetikle sevişmektedir.. Orhun Basat |
BALIK PULLARI gittiğin gün sustu yazgım, ölüm gibi dört bir taraf yediveren cinnet eksik yanlarımı acıtır inatçı bir maviye susarak gece öfkeyle çözülür yeşil orkinoslara bedel cesetler kımıldar içimde cenazesi kılınmamış kızıl bir cinnetle gezinir beşinci senfoni çağdaş yalanların öyküsü yüzüklerin kardeşliğini bilmez kızıl saçlı kızlar ölüdür bakışları uçurum dolu balık pulları tapınacak kadınları olmalı şehrin şeytanın zar attığı sıcaklığının yaktığı tenin eteklerinde kuşlar uçuşmalı evinin bu asra yabancı çoğul anlamları gizler içinde bir acının süresel izdüşümleriyle Ahmet SINAR |
Şaftı Kaymış Kalemlere . . Kime iyi dediysem, haçı koynundan çıktı, Dev sandığım cücenin, gerçek yüzünü gördüm… İffetli şu yüreğim, tüm kullara açıktı. Ahbap postlu çakalın, karda izini gördüm… Şaftı kaymış kalemden, iyi şair çıkar mı, Pusulasız yürekten, kutlu şiir akar mı, Mizanı bilemeyen, kul hakkından korkar mı, İki yüzlü şeytanın, suda sözünü gördüm… Hastalıklı yüreği, işleri fitne fesat, İftiraya yeltenen, o dilini kes de at, Kara çalmak neyine, batağına kendin bat, Ar damarı çatlamış, hayasızını gördüm… Keşişlere fark atar, pak ruhları soyuyor, İşkembesi boşalmış, gıybet ile doyuyor, Refikası şeytan ya, lanetiyle uyuyor, Pislik ile cilalı, elde sazını gördüm…. Doğruyu yazmıyorsan, kır cünup kalemini, Cenabet bahsi kapat, sor Resul kelamını, Ben dindarım diyorsan, ver Allah selamını, Hüsranla döveceğin, biçar dizini gördüm… Sevim Yakıcı |
| Saat: 23:51 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık