MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

buldozer1 25 Şubat 2007 20:20

ÜMİT YAŞAR OGUZCAN : SONYAPRAK

Son Yaprak

Ulkenin batisindaki küçük bir mahallenin bir sokaginin neredeyse tamami ressamlardan olusmaktaydi. Bu mahallede, üç katli bodur bir tugla yigininin tepesinde iki kiz arkadasin stüdyolari bulunmaktaydi. Alt katlarinda ise yasli bir ressam otururdu.

Günlerden bir gün kiz arkadaslardan biri zatürree hastaligina yakalandi.
Genç kiz günden güne eriyordu. Bir gün, arkadasi resim yaparken O da
yataginda pencereden disari bakiyor ve sayiyordu...geriye dogru sayiyordu.
"Oniki" dedi, biraz sonra da "onbir"; arkasindan "on", sonra "dokuz"; daha sonra, hemen birbiri ardina "sekiz" ve "yedi". Arkadasi merakla disari bakti.
Sayilacak ne vardi acaba?Görünürde sadece kasvetli, bombos bir avlu ile alti yedi
metre ötedeki tugla evin çiplak duvari vardi. Budakli köklerinden çürümüs, yasli
mi yasli bir asma, tugla duvarin yari boyuna kadar tirmanmisti.
Dönüp arkadasina"Neyin var?" diye sordu. Hasta kiz fisilti halinde" alti" dedi.
"Artik hizla düsüyorlar. Üç gün önce neredeyse yüz tane vardi. Saymaktan basima agri giriyordu. Ama simdi kolaylasti. Iste biri daha gitti. Topu topu bes tane kaldi simdi."
"Bes tane ne?" diye sordu arkadasi.
"Yapraklar, asmanin yapraklari. Sonuncusu da düsünce, ben de mutlaka gidecegim.Hissediyorum bunu."
Arkadasi ona saçmalamamasini söyleyip içmesi için çorba götürdü.
Fakat O; "Iste bir tanesi daha gidiyor. Hayir çorba filan istemiyorum.Bununla geriye dört tane kaldi. Hava kararmadan sonuncusunun da düstügünü görmek istiyorum. Ondan sonra ben de gidecegim."diyerek cevap verdi.

Genç kiz uykuya daldiginda arkadasi da alt katta ki yasli ressama ziyarete gitti.
Bu sirada yaprak olayini da anlatti yasli adama.
Yukari çiktiginda arkadasi uyuyordu. Ertesi sabah hasta kiz hemen
arkadasina perdeyi açmasini söyledi. Ama hayret!
Hiç bitmeyecekmis gibi gelen upuzun gece boyunca araliksiz yagan yagmur ve siddetle esen rüzgardan sonra, bir asma yapragi hala yerinde duruyordu. Sapina yakin taraflari
hala koyu yesil kalmakla birlikte, testere agzi gibi tirtilli kenarlarina
ölümün ve çürümenin sari rengi gelmis olan yaprak, yerden alti yedi metre yükseklikteki bir dala yigitçe asilmis duruyordu.
"Bu sonuncusu" dedi hasta kiz."Geceleyin mutlaka düser diye düsünmüstüm. Rüzgari duydum. Bugün düsecektir, o düstügü an ben de ölecegim."
Agir agir geçen gün sona erdiginde onlar alacakaranlikta bile,
asma yapraginin duvarin önünde sapina tutunmakta oldugunu görebiliyorlardi.
Derken siddetli yagmur tekrar basladi. Hava yeteri kadar aydinlanir
aydinlanmaz, genç kiz hemen perdenin açilmasini istedi.
Asma yapragi hala yerindeydi. Genç kiz, yattigi yerden uzun uzun
yapragi seyretti. Sonra arkadasina seslendi. "Münasebetsizlik ettim. Benim
ne kötü bir insan oldugumu göstermek istercesine, bir kuvvet o son
yapragi orada tuttu. Ölümü istemek günahtir. Simdi biraz bana çorbaverebilirsin."dedi.

Aksamüstügelen doktor ayrilirken; simdi alt kattaki bir hastaya bakmam gerekiyor.
Yasli bir ressammis sanirim. O da zatürree. Yasli adamcagiz çok agir bir
durumda, kurtulma umudu yok ama daha rahat eder diye bugün
hastaneye kaldiriliyor dedi. Ertesi gün doktor: "Tehlikeyi atlattiniz, siz
kazandiniz." dedi. O gün ögleden sonra arkadasi artik iyilesmis olan
arkadasina alt kattaki yasli adami anlatti. Yasli adam iki gün
hastanede yattiktan sonra ölmüs. Hastalandigi günün sabahi kapici onu
asagida, odasinda sancidan kivranirken bulmus. Pabuçlari, elbisesi bastan
asagi sirilsiklam, her yani buz gibi bir haldeymis. Öyle korkunç bir
gecede nereye çiktigina akil sir erdirememisti kimse. Sonra, hala yanik duran bir
gemici feneri, yerinden sürüklene sürüklene çikarilmis bir portatif merdiven,
bir de üstünde birbirine karismis sari, yesil boyalarla bir palet ve
saga sola saçilmis bir kaç firça bulmuslar. O zaman o son yapragin sirri da çözüldü.
Rüzgar estigi zaman bile yerinden oynamayan yaprak, yasli ressamin
saheseriydi. Yasli adam, son yapragin düstügü gece oraya bir yaprak
resmi yapip yapistirmisti.


nisan_yagmuru 25 Şubat 2007 20:31

YALNIZ BİR OPERA

Ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
Yorgun,kirli ve umutsuz geçmişim
Oysa bilmediğin bir şet vardı sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
İmrendiğin,öfkelendiğin,kızdığın yada kıskandığın diyeli
Yani yaşamışlık saydığın geçmişim
Dile dökülmeyen tenhalığında
Kaçırılan bakışlarda
Gündeliğin başı boş ayrıntılarında
Zaman zaman geri tepip duruyordu.
Ve elbette üzerinde durulmuyordu.
Sense kendini hayatımdaki herhangi biri sanıyordun,
Biraz daha sevdiğim biraz daha fazla önem verdiğim
Başlangıçta doğruydu belki
Sıradan bir serüven rasgele bir ilişki gibi başlayıp
Günden güne hayatıma yayılan,
Büyüyüp kök salan,
Benliğimi kavrayıp,
Varlığımı ele geçiren bir aşka bedeldin
Ve hala bilmiyordun sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
Bütün kazanan gibi
TERKETTİN

murathan mungan


blood_lovee 25 Şubat 2007 20:34

Yalnızlığım

Birer birer silinir aklımdan herşey,
Sadece kendimle başbaşayım,
Ne acıları yaşamak isterim,
Ne de sevdaları,
Duygusallığım alıp götürür beni,
Bir geceyi düşünürüm,
Bir de o gecenin matemini,
Sessizliğimi de çekerim içime doğru,
Düşlerimin aynası olur yalnızlığım,
Açmadıkça o güzel çiçekler,
Kaybolacak içimden ruhum,
Karışacağım kendime,
Kalacağım yine yalnızlığa,
Yapayanlız.

Nazım Uzun


nisan_yagmuru 25 Şubat 2007 20:42

O Dağların Kızıydı!!!


O Dağları kızıydı!!!
Adı: Selver'di....

O heybetli toros dağlarının kızıydı,
Gözlerini denizden,
Yüreğini dağlardan...
Ormanlardan, sevgiden dermişti...

O dağların kızıydı Adı: Selver'di,
Bir namlunun gölgesin de,
Zorla!...
Bekaretini verdi!

Kimseye anlatamazdı, söyleyemezdi,
Anlatsa bile kimse ona inanmazdı!
Yedi ay sonra anladılar!
Önce ağabeyleri, sonra babası;
Allah ne verdiyse...

Anlatamadı dinlemediler!
Gözyaşları karıştı yüreğinden akan kana...
Satıldı sonra, babası yaşında adama
Karnında 7 aylık bebeğiyle...
Babası yaşında beş çocuklu adama!
Şimdi onun çiftliklerinde köle!

O dağların kızıydı; adı:
Selver'di...
Umutlarını, hayallerini, yarınlarını...
Bir namlunun gölgesinde; zorla!
O namussuza verdi...
Ve bir kere bile göremeden;
Koklayamadan, saramadan bebeğini...
Bir kere bile!..
Onuda verdiler yaban ele

O namussuz mu?
Hala yaşıyor köyde,
Utanmadan, yüzü kızarmadan
Hala yaşatıyorlar onu!
Bizim köyde!....
Selver!se hala köle,
Beş çocuklu adamın çiftliklerinde...
Hayvanlarla eşit muamelede!...


alintidir--sairini bulamadim..özür diliyorum..ama paylasilmali bu siir.. insanlara verecegi dersler oldugunu düsünüyorum
..
siir hakkinda olumlu-olumsuz düsüncelerinizi paylasin arkadaslar...

siirleri yazib birakmak yerine, elestirilerimizi de yazalim..


kambis 25 Şubat 2007 21:06

DORUKLARA SEVDALANDIM


Filiz filiz harelendim dağlara uymak için
Kan gölünde kurulandım hayatı duymak için
Kavgalara kuyulandım sabaha varmak için
Kavgalara kuyulandım sabaha varmak için.

"Kekik kokusu duydum
Kekik kokusu koynunda huysuz gecenin
Uyandım birdenbire
Haydi dedim yüreğim gidelim bu şehirden
Bu şehir koparmak istiyor beni özlemlerimden
Yorgunum;
Çünkü yorgunluğumun yaşamak gibi bir anlamı var
Yine de yaşamaktan duyduğum mutluluğun tadına
Düşmanlarım ulaşamazlar..."

Katarlar gelir geçer bir geceden bir geceye
Yüreğim yare yare iz bırakır bin acıya
Gün olur şafaklanır karanlıklar bin parçaya
Gün olur şafaklanır karanlıklar bin parçaya.

Denizlerde dalgalandım taşları oymak için
Doruklara sevdalandım ışığa doymak için
Irmaklarda durulandım dağları duymak için
Irmaklarda durulandım dağları duymak için.

"Bir kuş çiz yavrum yüzüme gözyaşınla
Bir kuş tel tel kirpiklerim kanat olsun
Bir kuş çırpınan kalbi dudağımda
Bir kuş yavrum sıcaklığın beni bulsun.
Bahar gelmiş balam benim
Bahar gelmiş dayanmış
Dalda yaprak bebeciğim
Suda köpük uyanmış
Kuzulara özenmiş kızım benim
Körpe sesler dinlenmiş
Ay ışığında yanmış yavrucuğum
Onun için beyazmış."

Şarkılar gelir geçer bir heceden bir heceye
Yüreğim yare yare yankılanır bin acıya
Gün olur ufalanır karanlıklar bin parçaya
Gün olur ufalanır karanlıklar bin parçaya

NİHAT BEHRAM


kambis 25 Şubat 2007 21:27

Gitme Kal Diyemedim

Bir sevda dudağında tutsak kaldı özlemim
uzun kara trenler alıp götürdü seni
hasret boyu uzayan raylara döküldü gözlerim
bütün insanlar ağladı sen giderken.
bütün istasyonlar gözyaşlarına boğuldu
bir ben ağlamadım inanki, bir ben
ince bir duman gibi kaybolup gittin

oysa seni sevdiğimi söylememiştim daha
sensiz yaşamayacağımı,
sana aşkımı anlatamamıştım
gitme kal, giden ben olayım
gitme kal diyemedim
kahrolası gururum, kahrolası dilim

arkanı dönüp giderken
hıçkırıklar düğümlendi boğazıma
kızdım ,bağırdım , haykırdım, isyan ettim
yine de seni sevdiğimi söylemedim
ardında ağlayan bir çift göz
paramparça bir yürek
ve dalları kırılmış bir ağaç gibi baktım
ama gitme kal diyemedim
kahrolası gururum, kahrolası dilim

gittin hayallerim ardında yaprak yaprak düşüyordu
bir çocuk üşüyordu elleri cebinde
dalında bir gelincik ağlıyordu
bir dağ yanıyordu içimde
gitme, gidersen baharda git
sonbaharda gitme
yapraklar düşmesin ardında
diyemedim
kızdım ,bağırdım , haykırdım, isyan ettim
yine de seni sevdiğimi söylemedim
kahrolası gururum, kahrolası dilim
gitme kal diyemedim

.../
bir rüzgara açarım şimdi kalbimi
bir de sulara
alıp getirsinler diye sevgimi sana

bir tutam sevgiydi yaşam kalbimde
bir yudum hasret oldu
döküldü gözlerimde tane tane




--
B u K e T


kambis 25 Şubat 2007 22:10

Güne doğmak…

Acılarla yoğrulmuş yüreğine girmek için
Zemzemle yıkayıp yüreğimi
Arındırdım geçmişin tüm kasavetinden
Titreyen dudaklarımdan döküldü adın
Dolunaya dönüşürken ilk akşamın hilali
Kabardı sevginin coşkusuyla ruhum
Her şey yeni bir güne doğmak
Yeni bir güne umutla bakmak için

Huzurlu muyum yatağında akan su gibi
Huzurlu musun aynaya baktığın gün gibi
Mevsimin geçmişliği mi geriyor sevdayı
Cümlelerinle gelen ışıkla genişliyor yüreğim
Genişliyor bir hilalin koynunda acım
Bu Şubat çok ılık esiyor be canım
Eriyor eriyor kılcal damarlardaki kanım
Ya ışık saçan gözlerin hangi renkte
Ellerime sarılıyor sanki saçların

En siyah gecenin ayazında çıktım
Bağrım açık tırmanmak için yamaçlarına
Sevda gibi kesiyor uzaklığın
Uzaklığın kadar yakınlığın
Gözlerime doluyor sevdanın kanları
Yeni bir vadinin kutlu müjdesini vererek
Bir turna geçiyor karanlığımdan
Ve sen ey uzaktaki
Dolunaylarımı oluşturacak tek hilalim

12.02.2007


Dr.Hamza Yasar OCAK


C.A.N.D.Y 25 Şubat 2007 22:12

İKİ SATIR

Her günün akşamı kalem elimde
İnan iki satır yazamıyorum
Bir bir dolanıyor sözler dilimde
İnan iki satır yazamıyorum
Bu hasret gerçekten bitirmiş beni
Bana çok görüyor severken seni
Kaldıramıyorum yorgun bedeni
İnan iki satır yazamıyorum
Bıraktığın izler gönlümde ne çok
Dokundukça yakar sanki kızgın ok
Kağıt kalem nemli çizgi desen yok
İnan iki satır yazamıyorum

Engin NAMLI


kambis 25 Şubat 2007 22:41

Elveda
*
sana elveda demiyorum biz ayrılırken yasta
belki karşılaşırız yan yana musalla taşında
sende affetmedin acı desenli bakışlarımda
bittik elveda demeden biten aşkın iflasında
*
iki gözüm vardı şimdi ağlamaktan tanınmayan
hiçbir şiir kuru değil , gözyaşımla yazılmayan
sensiz içim yatalak , dışım dirhem dirhem yaşayan
içimdeki çocuktu aşkı yalan gölü sanmayan
*
sana kapanmışken çaresizdim , şimdi naçar kaldım
yarınlar pembe , beklentim yeşildi uzağa baktım
mutsuzluğa demir atmışım yeni yeni anladım
elvedaların kölesi olmuşken yaşayamadım
*
Serdar San İzmir , 17.09.2006


nisan_yagmuru 25 Şubat 2007 23:08

Alıntı:

C.A.N.D.Y adlı kullanıcıdan alıntı (Mesaj 366407)
İKİ SATIR



Her günün akşamı kalem elimde

İnan iki satır yazamıyorum

Bir bir dolanıyor sözler dilimde

İnan iki satır yazamıyorum



Bu hasret gerçekten bitirmiş beni

Bana çok görüyor severken seni

Kaldıramıyorum yorgun bedeni

İnan iki satır yazamıyorum



Bıraktığın izler gönlümde ne çok

Dokundukça yakar sanki kızgın ok

Kağıt kalem nemli çizgi desen yok

İnan iki satır yazamıyorum



Engin NAMLI



canim..kusura bakma.. acik renk kullaniyorsun.. okumakta zorlaniyorum.. alinti yapip renklendirdim..izninle..:)) yüreginden öpüyorum arkadas.. harika paylasimin icin..




YUVARLAĞIN KÖŞELERİ

Aşka gönül ile düşersen yanarsın.
Zeka ile düşersen kavrulursun.
Akıl ile düşersen çıldırırsın.
Duygu ile düşersen gülünç olursun.
Aşka düşmezsen kalabalığa karışırsın, ezilirsin.
Sersem sersem bakınıp durma bir yol seç.

Özdemir Asaf




Mystic@L 25 Şubat 2007 23:16

Fakir Bir Şimal Kilisesinde Şeytan İle Rahibin Macerası

İlkönce yağmurla
sonra birdenbire açan güneşle başlamıştı sabah.
Henüz ıslaktı asfaltın solundaki tarla.
Harp esirleri çoktan iş başındaydılar.
Topraktan nefret duyarak
- halbuki köylüydü birçoğu -
tıraşlı ve korkak
çapalıyorlardı patatesleri.
Suluboya, solgun resimleri hatırlatıyordu insana
köy kilisesinden gelen çan sesleri.

Pazardı.
Kilisede erkeklerin hepsi ihtiyardı
kadınların değil,
içlerinde büyük memeli kızlar,
ve sarı saçlarına ak düşmemiş anneler vardı.
Maviydi gözleri.
Başları önde,
kalın, kırmızı ve harap parmaklarına bakıyorlardı.
Terliydiler.
Haşlanmış lahanayla günlük kokuyordu.
Kürsüde muhterem peder
"beyannameyi" okuyordu,
- gözlerini gizleyerek -.
Renkliydi pencere camlarından biri.
Bu camdan içeri giren güneş
duruyordu genç bir kadının bembeyaz ensesinde
eski bir kan lekesi gibi.
Ve hiçbir zaman
doğurmamış olan
göğüssüz ve kalçasız bir Meryem'in kucağında bir çocuk :
başı öyle büyük
o kadar inceydi ki kıvrılmış bacakları
hazin ve korkunçtu.
Önlerinde kandil yanıyordu
eski
sert
ve boyalı tahtayı aydınlatıp...

İki adam boyundaydı tahta heykel.
Şeytan saklanmıştı arkasına
- kaşları çekik, sakalı sivri,
Mefistofeles olması muhtemel,--
ve âlim bir tebessümle
dinliyordu muhterem pederi.
"- Avrupa'nın bekası,
(okuyordu beyannameyi muhterem peder)
Avrupa'nın bekası için harbediyoruz."

Dinliyordu Şeytan
sivri sakalında keder
ve âsi ve selîm aklına
dayanılmaz bir ağrı vermekteydi yalan.

Okuyordu rahip :
" Avrupa milletleri el ele verip
harbediyoruz,
ve mutlak imha edeceğiz
medeniyet için tahripçi bir unsuru."

Şeytan bir parça yana itti Meryem'in heykelini
ve havada sihirle efsun alâmetleri daireler çevirip
kaldırdı elini
rahibe doğru
- etsizdi, uzundu bu el,
hakikat gibi, kemikli ve kuru -.

Ve ne olduysa o anda oldu işte.
Renkli camın altındaki kadın
çırılçıplak göründü kıpkırmızı güneşte.
Memeleri ağırdı
ve sarı ipek gibi parlıyordu karnının altında tüyler.
Düşürdü kâadı muhterem peder
ve Şeytan'ın iğvasıyla hakikati bağırdı :
"- Karşı koymak günü geldi en büyük tehlikeye.
Harbediyoruz,
fuhşun bekası için,
kerhane kapıları kapanmasın diye.
Ve sen orda, arkada
içinde beyaz entarisinin
bir erkek çocuğu gibi duran,
sen ****** olacaksın kızım.
Sana firengi ve belsoğukluğu verecekler
büyük şehirlerimizden birinde.
Baban dönmeyecek
Yatıyor şimdi yüzükoyun
çok uzak bir toprağın üzerinde.
Şimdi kan içindedir
etli, kalın kulaklar
ve ince kollarının dolandığı boyun.
Yattığı yerde yalnız değil.
Hareketsiz duran tanklarla, terk edilmiş toplar sahada."

Kendi sesinden ürkerek
sustu rahip.
Orda, arkada, beyazlı kız ağlıyordu.
Kadife ceketli bir erkek
- ihtiyar orman bekçisi civar çiftliğin -
bir şeyler söylemek istedi.
Sivri sakalını kaşıdı Şeytan,
rahibe : "Devam et," - dedi.
Ve muhterem peder
başladı tekrar konuşmaya :
"- Harbediyoruz :
pazar ve mal nizamının bekası için.
Kömür, lâstik ve kereste,
ve kendi değerinden fazla yaratan iş kuvveti
satılmalıdır.
Patiska, benzin
buğday, patates, domuz eti
ve taze gümrah bir sesin içindeki cennet
satılmalıdır.
Güneşli bahçesi ve resimli kitapları çocukluğun
ve ihtiyarlığın emniyeti
satılmalıdır.
Şan, şeref ve saadet,
ve
kuru kahve
topyekun pazar malı olup
tartılıp, ölçülüp, biçilip satılmalıdır.
Harbediyoruz :
harbi bitirdiğimiz zaman
aç, işsiz ve sakat
- harp madalyasıyla fakat -
köprü altında yatılmalıdır..."

Yine sustu muhterem peder.
Şeytan emretti yine :
"- Naklet onun macerasını,
o ne idi, ne oldu, anlat..."

Ve anlattı rahip :
"- Onu hepiniz hatırlarsınız,
toprağın içindeki bir patates tohumu gibi
fakir,
çalışkan
ve neşesiz geçti çocukluğu.
Sonra uyandı birdenbire
on yedi yaşına doğru.
Yine fakirdi, çalışkandı.
Fakat aylarca gidip
bulutsuz bir denizde
altında sönük yelkenlerin
sanki çok sıcak bir sabah ufukta apansızın
yeni bir dünya keşfeder gibi buldu neşeyi...
Mahallede sesi en güzel olan insandı
ve en güzel mandolin çalan.
Hatırlıyorsunuz değil mi
size doğru gelen dostluğunu kocaman, kırmızı elinin
ve mavi kurdelesini
mandolininin?..
İçinizde kimin kalbini kırdı,
kime yalan söyledi,
sarhoş olduğu vaki midir,
ve kiminle dövüştü?
Çocuklara saygısını
ve ihtiyarlara şefkatini inkâr edebilir miyiz?
Belki biraz kalın kafalı
fakat kalbi bir balık yavrusu gibi temiz
onu geçen sene harbe gönderdik.
Şimdi gerilerinde cephenin
işgal altındaki bir köyün odasındadır.
Baygın bir kadının ırzına geçmekle meşgul
bir tahta masanın üzerinde.
Beli çıplak
pantolunu dizlerinde
başında miğfer
ve ayaklarında kısa, kalın çizmeler.
Yerde iki çocuk ölüsü yatıyordu
direkte bağlı bir erkek.
Dışarda yağmur yağıyor
ve uzaktan uzağa motor sesleri.
Kadını masadan yere iterek
doğrulup çekti pantolonunu...
Halbuki hepiniz hatırlarsınız onu,
hatırlıyorsunuz değil mi
size doğru gelen dostluğunu kocaman, kırmızı elinin
ve mavi kurdelesini
mandolininin?"

Yine birdenbire sustu muhterem peder.
(Susabilmek bir hünerdir
insanın ağzından çıkan sözler
kendine ait olmazsa.)
Fakat tahta Meryem'in arkasından
yine emretti Şeytan :
"- Rahip, devam et," - dedi.
Ve devam etti rahip :
"- Harbediyoruz.
Çalıştırılan insan yığınları
birbirine devrederek zinciri,
karanlık ve ağır,
beton künklerin içinde akmalıdır.
Ve sen kocakarı
- ön safta, solda, diz çöküp
yüzü eski bir kâat gibi buruşuk olan -
seni temin ederim ki
kilise kapısında oynayan torunun
- beş yaşında,
başı altın bir top gibi yuvarlak -
dedesi,
senin kocan,
babası,
senin oğlun
ve komşuların gibi
kömür ocaklarında çalışacak.
Hiçbir şeyi
ümit etmemeyi
öğrensin.
Bu maksatla
uçuyor bombardıman birliklerimiz
tasavvur edilmeyecek kadar çok ölüm taşıyıp
iki gergin kanatla.
Ve motorlarına benzinle beraber
belki bir parça keder dolarak
(öldürenlerde tevehhüm edilen keder gibi bir şey),
uçuyor av kuvvetleri himayesinde olarak
bombardıman birliklerimiz
birbiri ardından giden dalgalar halinde...
Harbediyoruz :
öldürdüklerimizin sayısı
- bizden ve onlardan
aralarında meme çocukları da var -
şimdilik
beş altı milyon kadar.
Harbediyoruz :
kundak bezinin çeşidiyle belli olmalı herkesin yeri.
Harbediyoruz :
parlasın edebiyen diye sabah güneşlerinde
hapisane demirleri..."

Hakikat çok taraflıdır.
Fakir bir Şimal kilisesinde
- Şeytan'ın iğvasıyla da olsa -
fakir bir papaz
onu o kadar uzun anlatamaz.
İnzibat kuvvetleri aldı haberi
- kadife ceketli orman bekçisinden -
gelip indirdiler kürsüden muhterem pederi.
Ve asfalt yolun üzerinde
arasında silâhlı iki adamın
giderken muhterem peder
Şeytan baktı arkasından :
çekik kaşlarında ümit
ve sivri sakalında keder.

12.9.1941

Not :
Alamanya yıkıldı.
Temerküz kampından kurtarıldı muhterem peder.
Ve yine Şeytan'ın iğvasına uymasaydı eğer
önemli Alaman demokratlarından biri olurdu bugün
Anglo-sakson işgal bölgelerinden birinde.
Halbuki yine uydu Şeytan'a.
Ve yine bir pazar günü ve aynı kilisede yine
batılı müttefikleri meth ü sena edeyim derken
41 yılında söylediklerinden bazı fasılları tekrarladı aynen
bilhassa mal nizamına ait olanları.
Ve Katolik bir Amerikan subayının emriyle
(tevkif edilmediyse de bu sefer)
kovuldu kiliseden muhterem peder.
Yine arkasından baktı Şeytan :
çekik kaşlarında biraz daha çok ümit
sivri sakalında biraz daha az keder...
1946 Şubat 17

Nazım Hikmet Ran


MaKaLeLe 25 Şubat 2007 23:22

Lavinia İçin Sonnet

sana da yaş yaraştığı söylenir, öyle değil!..
birden bir dal kırılır, hani düşer ya suya,
sen o akarsusun... akma!.. kendine eğil,
orda gördüğün dalı,. ey solgun lavinia,
sanki tanır gibisin... belki eski yerinden
göçmüş bir yaz sözünde unutulan zakkumu
usulca büyüttündü, akarak ta derinden;

anımsa, öpüşlerdeki taşı, çakılı, kumu...

nerde bir yaz olduysa o dalı taşır şimdi;
ah! al götür, al götür... bırakma bir kuytuda;
sen onu bıraktıkça ona yaraşırım şimdi
yaş... ansızın köpüklerle sevişen bir duyguda...
kırık... o yaz aynalarda dürülsün diye güya
sana yaş değil elbet, yaz yaraşır lavinia...

Hilmi Yavuz |


Misafir 25 Şubat 2007 23:29


BAŞ ÖRTÜSÜ*

Ne demekmiş
“Yasak! ”
İşiniz mi kalmadı
Yapacak?

Ne diye karışırsınız
Saçımıza-başımıza,
Bizi oyuncağınız mı sandınız
Bakıp yaşımıza?

Sebebini anlatamayacağınız
Çocukça bir devrin hevesinden
Karşınızdaki en güzel portreleri
Mahrum ettiniz çerçevesinden!

Kim demiş ki:
“Başörtüsüydü o! ”
Başımızın -renk renk-
Süsüydü o!

Altında saçlarımız,
Arkadan, ne hoş sarkardı;
Kimimizde -örgü örgü- sarmaşıklaşır...
Kimimizde, su olup akardı!

Şu, bu nâmına “Yasak! ” demiş
Bulundunuz, tezelden;
Ne olurdu, anlasaydınız biraz da,
Güzellikten, güzelden!

Siz, bizden değilsiniz,
Tanımıyoruz hiç birinizi,
Çekin başımızdan
Ellerinizi!

Bir gericilik tutturmuşsunuz;
Gericilik değil, Türk'ün köy modasıdır bu...
Üstelik, ninemizin başımızda
Taşıdığımız hatırasıdır bu!

Dediniz: “Çıkacak başınızdan
Başörtünüz! ”
Alın -öyleyse- onunla
Yüzünüzü örtünüz!

* Bayrak şairimiz Arif Nihat ASYA'nın "Baş örtüsü" isimli şiiridir.


C.A.N.D.Y 25 Şubat 2007 23:35


BENİ GÜZEL HATIRLA
Beni güzel hatırla!
Bunlar son satırlar...
Farzet ki, bir rüzgârdım, esip geçtim hayatından
ya da bir yağmur sel oldum sokağında
sonra toprak çekti suyu...
Kaybolup gittim, belki de bir rüya idim senin için.
Uyandın ve ben bittim...
http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10114-gul.jpg
Beni güzel hatırla!
Çünkü; sevdim seni ben, herşeyini...
Sana sırdaş oldum, dost oldum,
koynumda ağladın.
Yüzüne vurmadım hiçbir eksikliğini,
beni üzdün, kınamadım.
Alışıktım vefasızlığa, el oldun aldırmadım...
http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10114-gul.jpg
Beni güzel hatırla!
Sayfalarca mektup bıraktım sana.
Şiirler yazdım her gece, çoğunu okutmadım.
Sakladım günahını, sevabını içimde
sessizce gittim...
Senden öncekiler gibi sen de anlamadın.
http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10114-gul.jpg
Beni güzel hatırla!
Sana unutulmaz geceler bıraktım
sana en yorgun sabahlar...
Gülüşümü, gözlerimi, sonra sesimi bıraktım.
En güzel şiirleri okudum gözlerine baka baka,
söylenmemiş "Merhaba"lar sakladım her köşeye
vedalar bıraktım duraklarda.
Ne ararsan bir sevdanın içinde
fazlasıyla bıraktım ardımda.
http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10114-gul.jpg
Beni güzel hatırla!
Dizlerimde uyuduğunu düşün,
saçını okşadığımı, üşüyen ellerini ısıttığımı,
mutlu olduğun anları getir gözünün önüne.
Alnından öptüğüm dakikaları...
Birazdan kapını çalan kişi olabileceğimi düşün
şaşırtmayı severim biliyorsun.
Bu da sana son sürprizim olsun.
Şimdi, seninle yaşanan günleri ateşe veriyorum
beni güzel hatırla.
Gidiyorum...


Okan Savcı







Misafir 25 Şubat 2007 23:44

rubailer / 2




2



devrin yüzü çıplak küle yangın satasın
yanmaz beşerin zulmü ki âteş tutasın
dardan geçemez aklı selim darda kalır
yoktur edebin aslı ki sevdâ katasın


mef'ûlü mefâîlü mefâîlü feûl



Ferhat Gülsün


C.A.N.D.Y 25 Şubat 2007 23:48

UNUT BENİ CAN
Bu kaçıncı gece
hasretinle yandığım
Kaçıncı gece
yıldızları yıkadığım göz yaşlarımla?
Mesafeler yırtıldı hıçkırıklarımla
Bosnalı kadınlar duydu feryadımı.
Sen, sen duymadın mı can?

Ne vardı bu kadar uzak yerlerde açacak?
Benden uzak o iklimlerin,
Benden uzak o şehrin,
Kahrolası o kalabalıkların
Benim kadar ihtiyacı mı vardı sana,
Benim kadar hasret çekti mi
Kahrolası o şehrin semaları,
Benim kadar yandı mı?
Ne vardı can?
Ne vardı uzak iklimlerde açacak?

Ne vardı
Kendimizi bu kadar kahredecek?
Kara trenler umut olmamalıydı,
uzayan yollarda kalmamalıydı bakışlar.
Dünya, bir tek nokta olmalıydı can...
Bir tek noktada doğmalıydık.
Dönüp dönüp sana varmalıydı yollar,
Ben, hep hasret türküleri söylememeliydim,
Sen, hep hasret şiirleri okumamalı.
Hasret diye bir söz olmamalıydı lügâtlarda
Geceler boyu hergün
göz yaşlarımla ıslanmamalıydı yıldızlar.

Gönlüm bu sevdaya dar gelir oldu
Boğuyor karanlıklar can...
Mesafeler kurşun oldu amansız,
Feryadıma şahit oldu yıldızlar
Can... Can...
Hasretin ağır bir yük omuzlarımda.
Ben çekmekten usandım,
sen usanmadın mı?

Bildim, bitmeyecek bu hasret!
Uzak iklimlerde açmış iki çiçeğiz.
Hangimiz gelsek diğerinin yanına,
Kuruyup, kaybolacağız.
Ben, kıraç topraklara döndüm can,
Ben, kurumuş dereler gibiyim.
Issız mağaralarda kaldı umudum.
Belli bu sevda kahredecek bizi,
Unut be can...

Unut bu sonu gelmez sevdamızı...
bırak yeni güneşler doğsun semalarında
bulutlar gizlemesin yıldızlarını
yeniden başlasın herşey
yeniden doğ bensiz şafaklarda.
Unut can,
unut senin için yazdığım sevda şiirlerini.
De ki; bir rüya idi bitti.
De ki; bir hayaldi,
solgun aynalarda yansıyan.
De ki; bir romandı,
sonu koskoca bir hiçle biten.
Unut beni can,
Unut vakit varken...

Bırak hasretin bana kalsın.
Varsın cehenneminde kavrulsun gönlüm.
Ben yine her gece
saçlarını koklayayım uzak yıldızlarda.
Gözlerimde takılı kalsın hayalin.
Sen unut can,
sen unut!
Kahredersem,
Milyon kere kahrolayım!


Mehmet Taş


Misafir 25 Şubat 2007 23:53


KANIYOR SENSİZLİĞİM

Okşayarak getirirdin teneke kutularda
dokunun derdin kolonya neymiş
dokunurduk hafiften
kokular yayılırdı, ağır eylül akşamlarına

Beslemesin diye anneler:
çocukların postallarda büyütülüp
kanlarının, zor ağacına vuran
şafak rüzgârlarında kurutulduğu günlerdi

Kururdu kanım
düşünemezdim, fesleğenleri ellerinin
dokunduğu yerden öpmenin değerini

Göndermek istemezdin bilirdim
korkularındı sokak, yitirdiğin güvendi
ne zaman gidecek olsam
kısık ateşlerde, uzun çaylar demlerdin

1 Mayıs sabahı şimdi
bayramlık simlerini salıyor güneş
humuslaşan kentin sokaklarına

Yürüyoruz... üniversite, fabrika
biraz zamana sildirmiş
yağmura yıkatmış biraz dipçik izini
yakasında rozet gibi panzer gölgesi

Uzatıyorum elimi resmine
acıyor tenim
özlemin törpü tinimde kanıyor sensizliğim

Ali Rıza KARS


C.A.N.D.Y 25 Şubat 2007 23:58


LİMON ÇİÇEKLERİ


Sen, benim Akdeniz’in limon bahçelerinde
büyüdüğümü bilirsin.
Limon ağaçları narindir.
Çiçekleri de öyle.
Minicik beyaz yaprakları vardır umut dolu.
Emek verirsen yeterince, meyveye dönüşeceklerdir.
Seversin onları, sularsın.
İlaçlar, gübrelersin.
Gözün gibi, kızın gibi bakarsın onlara.
Senin benim gibi konuşmazlar.
Ama onların da dilleri vardır anlayana.
Çok su verirsen çürür, suyu esirgersen kururlar.
Korumazsan böcekten, haşarattan hastalanır hatta ölürler.
Onyedisinde bir gelin gibi ürkektir onlar.
Üstelik savunmasız.
Bir o kadar da vermeye hazır.

Ama dedim ya...
Emek ister, sabır ister,
yürek ister, en önemlisi sevgi ister onlar.

Bir fidanın meyveye dönmesi yıllarını alır insanın.
Çocuğun gibidirler.
Kuruyan yaprakları yüzünden korkular kaplar yüreğini.
Her sabah bir bir kucaklarsın ağaçları adeta.
Onları görmeden geçen bir tek günün bile tadı yoktur.

Bir de Güney’in dolusu vardır. Denk geldin mi bilmem.
Verirsin emeği,sabrı,yüreği..
Çiçeklenir bahçen bir gelin kadar beyaz.
Ve bir gün bakarsın gökyüzü kararır.
Hiddetlenir, öfke bağırır gümbür, gümbür.
Gelin kız korkar. Sen korkarsın ama ne çare.
Dolu taneleri vurur da vurur küçük, beyaz çiçeklere.
Sabrın meyveleri ölür.. Sen ölürsün ardı sıra.

İŞTE SEN; BENİM VURGUNUMSUM BİRTANEM.
YAĞAN ACIMASIZ DOLU TANELERİ KADAR AĞIR,
ÖLÜM KADAR HAFİF.

Doludan sonra umut kalır
gözlerinden yüreğine giden uzun yolda.
Yeniden başlarsın yitirdiklerini unutmak için.
“Bir yıl daha” dersin.
“Bir yıl daha. Seneye kadar biraz daha sabırdan ne çıkar.”
Ağaçlar hâlâ dimdik, sımsıkı toprağa sarılmış
gelecek mevsimi bekler korkulardan arınıp.
Sen de öyle...

Daha beteri de vardır güney’in gecelerinde.
Sana umudu da çok görür, bilir misin?
Dona çeker havası.
Toprak sıkışır, sıkışır, sıkışır...
Nefes aldırmaz emeğine, sevgine.
O yıl meyveye dönecektir yüreğin belki de
yıllar sonra ilk kez.
Ah...
Ne çaresizliktir o...
Eğer bilememişsen doğanın ne söylediğini,
anlamamışsan iklimin dilinden ve
ısıtmaya koşmamışsan bahçeni,
ateşler yakıp toprağı gevşetmeyi akıl etmemişsen...
Kan çekilmeye başlar yüreğinden damla damla...
Hem onun hem senin.
Kararır kökler, dallar.
Karasından anlarsın olan biteni ve karalar bağlarsın.

İşte güney'in donu vurdu mu artık umut yoktur.
Bu gerçekten de ölmektir.

Sen benim sevgimdin emek verdiğim..
Sabrımdın.
Yüreğimdin.
Ben doğanın dilini bilemedim.
Dinlemedi beni hiç... Anlatamadım.
Konuşmadı benimle. Anlayamadım.

Don vurdu 23. yılında emeğimi
Kan çekildi sevgimden
Durdu sabrım..
Yüreğim vurgun yemişten beter..

İŞTE SEN; BENİM FELAKETİMSİN,
YOK OLUŞUM BİRTANEM.

Bu yüzden gitmeni istedim.
Şimdi bende kalan ne varsa; serpiştirili ardın sıra.
Gözyaşlarını görürsen dönüp ardına baktığında
Yüreğinde dizeler sıralanırsa kendiliğinden, sevgiye dair.
Rüzgârın sessizliğinde hüznü duyarsan
Beni hatırla ne olur.
Çünkü artık, sendeki sevgi, hüzün, gözyaşı ve sevgiyim ben.

Bir tek limon çiçeği var sende olmayan
Eğer bir gün onlarla tanışırsan
Benim için topla olur mu?

Benim sana veremediğim ne varsa
mutluluk adına, huzur adına
tümünü senin için diliyorum.
Birtanem.
Yolun açık olsun!

Gülsüm Güven





Misafir 26 Şubat 2007 00:08

Bu Gönül Uslanmaz mı?

Hava buz gibi, içim yanıyor.
Kurşun yemedim, kalbim kanıyor.
Bu gönül uslanmaz mı Allahım!
Her açan çiçeğe de kanıyor.

Meltem esiyor, ruhum fırtına.
Keder bindi düşümün sırtına.
Bu gönül paslanmaz mı Allahım!
Düştüm fani dünya hırsına.

Hep tuttum yitiklerin yasını.
Silemedim kalbimin pasını.
Bu gönül puslanmaz mı Allahım!
Bulamadım mevsimin hasını.

Hacılar Mina’da şeytan taşlar.
Senin için verildi çok başlar.
Bu gönül taşlanmaz mı Allahım!
Akmadı gözden günaha yaşlar.

Ömür geçti, kapıldım taşkına.
Günahlarımla döndüm şaşkına.
Bu gönül yaslanmaz mı Allahım!
Huzur veren ebedî aşkına.



Necmi Ünsal


arwen 26 Şubat 2007 00:46

Gittiğin o günden beri,
hüzün sabahlarına uyanıyorum.
Uyanır uyanmaz resim yapıyorum,
sigara tiryakisi misali.

Kandırıyorum kendi kendimi,
Özlememiş gibi yapıyorum,
Umursamazmış,unutmuş gibi.

Hadi bak,tuvallerimdeki yüzlere.
Öyle herkes gibi değil,derinden bak.
Kalbimdeki acıyı taşıyor hepsi.
Yaklaş onlara,duyacaksın nefesi.

O nefes ki çaresiz,
O bir sevgi ümitsiz,
Ağlıyor köşesinde,
Diyor ki;
'Seveceğim gelsen de gelmesen de'


belgin özkoç


tikkymelike 26 Şubat 2007 10:41

SENİ DÜŞÜNDÜĞÜM TÜRKÜ

Benim bir canla sevip bin özlemle andığım,
Bari gölgeni bırak bana
Su çiçeklerinin en güzel yanları budur,
Giderken gölgelerini verirler suya.
Güz akşamları dal kıpırdamazken,
Suda halkalanan gözleridir
Sen de gölgeni bırak bana
Gönlümün bin güzelliğiyle inanıp sevdiğim,
Güzelliğini burada ince ince aratma,
Bir kıyıya,bir gün inen fırtına gibi
Birdenbire birşeyler bırak.
Birşeyler soğut,birşeyler yak,
Dağıt birşeyleri,birşeyler kur.
Kendini hiç yokmuşsun gibi bırakma
Kafamın her yanıyla birşeyler öğrendiğim,
Sonsuza uzanan sevinç,güzele vurgun tasa
En azından bin yılda arayıp bulduğum,
Bana aşk şiirleri yazdırma artık
Beni burda gölgen gibi bırakma.

Afşar Timuçin


Nephthys 26 Şubat 2007 13:12

...Sen Aslinda Çok Eski Bir Seye Asiksin



künyeme kazidim ölü dogmus sevinçlerimi
ölürsem beni seninle ararlar simdi

bak, incelirken zehirleniyorsun yavas yavas
beni yanasma ruhum boguyor geceleri

ölürsem beni seninle ararlar simdi

yüregim pasli bir sarniç
gözyaslarinin demi hala avuçlarimda

sesleniyorsun sevdalarin kilitlendigi manastirlardan
yasamak güçlü olmak degildir her zaman

künyeme kazidim ölü dogmus sevinçlerini
ölürsem beni seninle ararlar simdi .Cezmi Ersöz


tikkymelike 26 Şubat 2007 13:45

KARANLIK HEP KENDİNE GİDER

Aydınlık,karanlığa gider, seslenir:
Gel karanlık der,
Seni aydınlatayım;
Görsünler,sende ışık parıltısını.
Karanlık,açmaz kapısını,
Bu çağrıdan ürker,ses vermez..
Bırakıp pılısını pırtısını,çekip gider,
Nereye gittiğini karanlıktan kimse görmez..

Özdemir Asaf


Misafir 26 Şubat 2007 14:07



İzmir'e İzmir

İstanbul’lar dolusu bir isteksizlikle
Gelişimi hatırlıyorum sana İzmir
İstanbul’lar dolusu bir sarışın
Kadınla yüreğimde
Başımda dumanı tüterken
İstanbul meyhanelerinin
İstanbul’lar dolusu bir bezginlikle
Gelişimi hatırlıyorum sana İzmir

Ama,şaka bir yana
Alıştık birbirimize
Sen benim başıboşluğuma
Ben senin sıcağına
Alıştık İzmir
Bâki’nin köhne lokantasına
Duvarları resimli Alay Restoran’a
Norveçli’ye,Lolita’ya,Bal Kutusu’na
En çok ta Fahri’ye
Karşıyaka,Kordon,Basmane’ye
Fena alıştım İzmir
Sen de kötü alıştın serseriliklerime
Gecelerin nâr’alarımı bekler oldu
Küfürlerime tiryâki kesildi bulvarların
Altı on vapuru bensiz kalkmaz
Kötü alıştım sana İzmir
İstanbul hayâl-meyâl düşüncemde
Sarışın kadını bile unuttum çoktandır

İstanbul’lar dolusu bir elemle
Ayrılacağım senden İzmir
İstanbul’lar dolusu özlemekler
Bırakacağım kaldırımlarına
Unutma beni sakın!
Yine geleceğim

(1974 İzmir)
Vedat Didari


C.A.N.D.Y 26 Şubat 2007 14:09

AFFET BENİ

Affet Beni
Bugün bütün iyi kalpliliðim üzerimde
Cümle düþmanlarýmý affettim
Yediðim meyvalardan
Kokladýðým çiçeklerden af diliyorum

Yerde yürürken gördüðüm
Sebebsiz kanýna girdiðim
Zevk için öldürdüðüm
Böceklerden af diliyorum

Daðdan, topraktan, taþtan
Evlattan, akrabadan, arkadaþtan
Yaðan yaðmurdan, doðan güneþten
Denizlerden, göklerden af diliyorum

Yýllardýr kahrýmý çeken kadýndan
Ondaki yaþamak ümidinden
Baba evinden, ana sütünden
Yediðim ekmeklerden af diliyorum

Kadrini, kýymetini bilmediðim
Hayali ile bahtiyar olmadýðým
Otuz yýl arayýp bulmadýðým
Geleceklerden af diliyorum.

Ümüt Ya$ar oGuZcan













Misafir 26 Şubat 2007 14:24

Aşk'a DaiR



"İki kalp arasında en kısa yol:
Birbirine uzanmış ve zaman zaman
Ancak parmak uçlarıyla değebilen
İki kol.
Merdivenlerin oraya koşuyorum,
Beklemek gövde kazanması zamanın;
Çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
Bir şeyin provası yapılıyor sanki.

Kuşlar toplanmış göçüyorlar
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.


Cemal Süreya


C.A.N.D.Y 26 Şubat 2007 14:34

TATLI RÜYA



DÜN GECE SENİ GÖRDÜM RÜYAMDA..
ELİM, OMUZUNDA SENİNKİ DE BELİMDE
DOLAŞTIK SAHİLDE BERABERCE
BALIK TUTANLARA BAKTIK BOĞAZDA.
SANDALLARA, YATLARA, GEMİLERE,
YALILARA BAKTIK, HAYALLER KURDUK.
HAYALLERİMİZİN ÜSTÜNDE YÜKSELDİK BULUTLARA..
YILDIZLAR DONATTI HER YANIMIZI
AY DAHA BİR PARLADI BİZİM İÇİN
BULUTLARDAN SEYRETTİK DÜNYAYI
NE KADAR TEMİZ, NE KADAR MAVİ YEŞİL
NEŞELİ ŞARKILAR SÖYLEDİK,
KOŞTUK EYLENDİK,BİR DE BAKTIK VAKİT GELMİŞ..
RÜYADAN ÇIKMA VAKTİ.
SEN, BOYNUNU BÜKTÜN BİR YANA
BEN DE BİR YANA SONRA, BAKTIK TEKRAR BİRBİRİMİZE,
NE SENİN GÖZÜNDE BİR DAMLA YAŞ VARDI, NE DE BENİM..
SARILDIK SIKICA BİRBİRİMİZE, KENETLENDİK.
YETMİŞTİ BU MUTLULUK BİZE..
TEKRAR BULUŞMAK İÇİN SÖZLEŞTİK
SABAH BULUTLAR GÖZ YAŞI DÖKÜYORDU..
BİZİM YERİMİZE BULUTLARI AĞLATTIK.

Emir KAPTAN


tikkymelike 26 Şubat 2007 16:27

PENCERE ÖNÜNDE

Kişinin pencerelere atışı var ya kendini,
Uzaklara dalışı usulca;
Rüzgarın estiği her yerde
Bir şarkı oluyor doğa,
Dört duvarın istediği...

Böyle günde pencereye
Bulut değil,rüzgarın,
Ötelerden,ta ötelerden
Anılardır getirdiği..

Erdoğan Vural


C.A.N.D.Y 26 Şubat 2007 16:41

ÖMRÜM FEDA

Ben bu ömrü feda etmişim
Haberin var mı her anımda ve baktığımda
Sen varsın ya da sen varsın
Ya seversin ya sevmezsin dermanın ben


Uzat elini kavuşalım sensiz geçmesin
Hasret kokmasın özlem olmasın
Böyle geçmesin sevda mevsimi
Be bu ömrü feda etmişim


Saçını bir teline kıyana kıymazsam namerdim
Sana kötü gözle bakanın gözünü oymazsam namerdim
Uzat ellerini kavuşalım bebeğim
Ben bu ömrü feda etmişim



Şair: BulMut


Misafir 26 Şubat 2007 17:27

Düzenli Dünya

Bayılırım şu düzenli dünyaya
Kışı yazı
Baharı güzü
Gecesi gündüzü sırayla.
Ağaçların kökü içerde
Bütün ağaçların kökü içerde
Dalların başı yukarda
İnsanların aklı başında
Bütün insanların aklı başında
Beş parmak yerli yerinde
Baş işaret orta yüzük serçe.
Diyelim kalksa da serçe
Orta parmağa doğru yürüse
Ne haddine!
Yahut akasyanın biri
Başını toprağa daldırdığı gibi
Bir gezintiye çıksa
Merhaba kestane, merhaba çam
Selamün aleyküm, aleyküm selam
Kimsin nesin nerelisin derken
Laf açılır mı bizim akasyanın kökünden
Bir uğultudur başlar rüzgarda
Kökü dışarda, kökü dışarda...
Yahut ne olur koca bir dağ
Baş aşağı gelsin...
Aman Allah göstermesin.
Bayılırım şu düzenli dünyaya
Altta ölüler
Üstte diriler
Gel keyfim gel!
Melih Cevdet Anday


C.A.N.D.Y 26 Şubat 2007 19:00

BEKLE BENİ

"KARLAR TOZARKEN BEKLE
ORTALIK AĞARIRKEN BEKLE,
KİMSELER BEKLEMEZKEN BEKLE BENİ...
"

-K.Simonov-

I
Bekle beni küçüğüm, umudu karartmadan
sevinci yitirmeden bekle
döneceğim bir gün elbet bekle beni.
Bahar geldiğinde kırlara çıkacaksın
dizboyu otlar üstünde koş koşabildiğince
ve sakın yitirme neşeyi.
Kırların sessizliğinde yüreğinin sesini dinle
ve orada benim için küçücük bir yer ayır
ve bekle beni küçüğüm.
Doğa pervasızdır biraz
bakarsın en olmaz yerde
masmavi bir su fışkırır
ve suyun ışıldayan göğsünde
sevincin nilüferleri.
Bahar şaşırtmasın seni
sırtüstü uzan bir gölgeye
suların, kuşların sesini dinle
ve bekle beni orada döneceğim küçüğüm

II
Mapusane türküleri hüzünlüdür biraz
belki her dinleyişinde yüreğin burkulmakta
için sızlamaktadır ama acılara alışılmaz
birşeyler var değişecek,
birşeyler var değiştirmemiz gereken
önce acılardan başlanacak
Beş on yıl dediğin pek kolay geçmeyebilir
üstelik bu savaş, bu kahredici kıyım
bitmeyebilir daha uzun süre
Ama sen sahip çıkarak yaşama ve sevince
bekle beni küçüğüm, acılar bitecek bir gün
sevgiler çiçek açacak.
Mapusane türküleri hüzünlüyse de biraz
yüreğin burkulmasın için sızlamasın sakın
ve bekle beni küçüğüm

III
Kış kıyamet bir gün bakarsın çıkıp gelmişim
varsın azgınlaşsın tipi
ve uğuldayadursun dışardaki rüzgâr
Sakın şaşırma küçüğüm
üşümüş bir serçe gibi titremesin ellerin
apansız çıkıp geleceğim
kış kıyamet de olsa bir gün
Uğuldayan bu rüzgâr,
bu delice yağan kar ürkütmesin seni
direnmektir artık bekleyişin öbür adı
Sen türküler söyle ve gülümse küçüğüm çünkü;
sesinin ırmağıyla yeşerecek hasretin bozkırları
Bekle beni küçüğüm
umudu karartmadan sevinci yitirmeden bekle
döneceğim bir gün elbet bekle beni küçüğüm
.


Ahmet TELLİ


nisan_yagmuru 26 Şubat 2007 19:23

Hangi Ayrılık?


Hangi sevgili var ki, senin kadar duyarsız ve kalpsiz?
Ve hangi sevgili var ki, benim kadar çaresiz?

Hangi ayrılık var ki, böyle kanasın ve böyle acısın?
Ve hangi taş yürek var ki, benim kadar ağlasın?


Hangi gün karar verdin, küt diye çekip gitmeye?
Hangi lafım dokundu sana, böyle inceden inceye?
Hangi otobüs söyle, hangi uçak, hangi tren?
Seni benden götüren, beni bir kuş gibi öttüren.
Hangi kırılası eller dolanır, kırılası beline?
Hangi rüzgar şarkı söyler, o ay tanrıçası teninde?
Hangi çirkin gerçek uğruna, tükettin güzel ütopyamızı?
Hangi boşboğazlara deşifre ettin, en mahrem sırlarımızı?
Hangi cama kafa atsam?
Hangi kapıyı omuzlayıp kırsam?
Hangi meyhanede dellenip, hangi masaları dağıtsam?

Bende bu sersem başımı, karakolun duvarına vursam.
Kendimi caddeye atıp, arabaların altına savursam.
Hangi tercih beni en hızlı şekilde öldürür?
Hangi şekil öldürmez de, ömür boyu süründürür?
Kayıp ilanı mı versem, şehir şehir dolanmak yerine?
Ödül mü koysam, ölü veya diri seni bulup getirene?
Hangi ayrılık var ki, böyle diş ağrısı gibi durmadan zonklasın?
Hangi cam kesiği var ki, böyle musluk gibi içime damlasın?
Hiç sanmam! ...
Hasta kalbim bunu bir süre daha kaldıramaz! .
Feriştah olsa, böyle eli kolu bağlı bekleyip duramaz.
Hangi mübarek dua,
Hangi evliya tesir eder, seni döndürmeye?
Hangi aptal mazeret ikna eder, ateşimi söndürmeye?
Olur mu be! . olur mu?
Bu da benim gibi adama yapılır mı?
Aşk dediğin mendil mi?
Buruşturup bir kenara atılır mı?
VEFA bu kadar basit mi? Alınır mı? Satılır mı?

Hangi hırsız çaldı, seni yırtık cebimden?
Hangi pense kopardı bizi birbirimizden?
Hangi uğursuz hamal taşıdı valizini?
Hangi çöpçü süpürdü yerden bütün izini?
Hangi yaldızlı otel çarşaf serip barındırdı?
Hangi süslü manzara seni kolayca kandırdı?
Hangi şarlatan imaj böyle çabuk ilgini çekti?
Hangi pembe vaadler o saf kalbini cezbetti?

Dağ gibi adamı eze eze! .....
Hangi anası tipli parlak çömeze,
Hangi alemlerde kahkahanı ettin meze?
Hangi yamyamlara yedirdin o masum rüyamızı?
Hangi mahluklar çiğnedi el değmemiş sevdamızı?
Hangi bıçak keser şimdi benim biriken hıncımı?
Hangi mermi dağıtır insanlara olan inancımı?
Hangi bekçi, hangi polis artık zapteder beni?
Ve! .. Hangi su bağışlatır?
Hangi musalla temizler seni?

Bu Nasıl Ayrılık? ...


Yusuf Hayaloğlu
__
________________



tikkymelike 26 Şubat 2007 19:35

SEN YÜREĞİMDE YEŞERENSİN

Soğuk bir kış günüydü,kara ayazın hüküm sürdüğü,
O günlerde tanımıştım seni,
Ne kadar da mahzundun,bir o kadar da gururlu ve mağrur
Beklemiştim seni saatlerce soğuğu iliklerimde hissederek

Seni tanımak;geçen zaman içinde,
Neredeydin bu zamana kadar ey sevgili
Bu zamana kadar boşunamı?yaşadım
Boşunamıydı ömrümün dikenli yollarda geçmesi

Ben yaşamayı seninle tattım,
Nefes almayı,yürümeyi,koşmayı,okumayı
Kısacası hayatı seninle yeniden yaşamaya başladım
Sevgi bu olsa gerek,aşk dedikleride...

Şimdi tebessümle bakıyorum geleceğe
Çünki içinde sen varsın,
Ağustos böceği var,
Adı konmamış maviş boncuk tomurcuk var

Ne diyeyim yar sana,sen değilmisinki...
Bana şiir yazmayı öğreten,
Hayatı öğreten,yaşamayı öğreten
Beni ben yapan SEN DEĞİLMİSİN EY SEVGİLİ

Tuncay Özdemir


MaLiNBeR 26 Şubat 2007 19:54

EFKAR DAĞITALIM….

Yo Yo!! Vallahi de billâhi de olmaz,
Kırk yıllık "Kâni"den "Yani" olmaz.
Zaten memleketimiz Yobazsız olmaz.
Olsa bile zaten bunun tadı tuzu olmaz.

Siz nasıl bana "korkma sen" dersiniz,
Ve de olmıyacak bir günah işlersiniz.
Hem yobazın koluna girip gezersiniz,
Hem de sizi kınayanları azarlarsınız.

Yo! Yo! Vallahi de billâhi de olmaz,
Bu sözlerle bizi uyutmak hiç olmaz.
Verdiğiniz sözde durmamazlık olmaz.
Hele hele ezansız namaz asla olmaz.

Ben onların hakkındanda yalnız gelemem,
Onlar sizin hakkınızdan gelsin istemem.
Meydanın onlara kalmasını hiç istemem,
Çünkü sonra ben ne yapacağımı bilemem.

Gelin biz bunları unutup, rüyalara dalalım,
Hacıyla Yobazı bırakarak keyfimize bakalım.
Gözümüzü açınca gelin derdimizi unutalım,
Dertleşip iki kadeh içkimizle efkâr dağıtalım.

NECDET ÇOBANLI


C.A.N.D.Y 26 Şubat 2007 19:57

GÖZLERİN KAL DİYOR


Bu nasıl ayrılık, bu nasıl veda
Gözlerin kal diyor dudakların git
Bakışın anahtar, gözlerin kilit
Ellerin aç diyor, dudakların git.

Ayrılık; dönüşü olmayan nehir
Yalnızlık; yıkılmış bomboş bir şehir
Kaç sevda kül oldu böyle kimbilir
Gözyaşın kal diyor, dudakların git.

Gidersem, bir daha dönmeyeceğim
Kalırsam, kalbime yenileceğim
Çözemedim seni delireceğim
Gözlerin kal diyor, dudakların git.

Duvardan insin mi resimlerimiz,
Yabancı olsun mu isimlerimiz?
Ya o, deli dolu gecelerimiz
Anılar kal diyor, dudakların git.

Bu roman da biter belki birazdan
Ne aşklar yıkıldı gururdan, nazdan
Ağlıyor besteler yine hicâzdan
Şarkılar kal diyor, dudaklar git...



Ahmet Selçuk İLKAN


C.A.N.D.Y 26 Şubat 2007 20:23

SENİ ARIYORUM
Şimdi bir an dönerek gerilere, hani
Bir zamanlar beni ölesiye yaşatan
Ellerimi bırakıp, sevecen ellerini
Çevremi sımsıcak bir sevgiyle kuşatan
Seni arıyorum.
Bir deniz hıçkırıyor ta içimde, dinle
Giderek yalçın kayalar, kumlar eriyor
Şimdi baş başayım bir kıyıda kendimle
Ve bende var ettiğin o ben, can veriyor
Seni arıyorum.
Gülerdin bir zamanlar güneş batmazdı
Baştanbaşa bir gül bahçesiydi ortalık
Renkler ya mavi, ya pembe, ya beyazdı
Oysa şimdi ne yana baksam karanlık
Seni arıyorum.
Varsın ama yoksun. yanımdasın, değilsin
Gözlerim boşuna deliyor geceleri
Tek seni bir kez daha görebilmek için
Daldırıp ellerimi benden içeri
Seni arıyorum.
Ellerim içimde bir kan golüne batıyor
Bağırıyorum kimseler duymuyor sesimi.
Dişlerim hırsla dudaklarımı kanatıyor
Ve senden uzakta verirken son nefesimi
Seni arıyorum.
Bu son aldanışım, son yıkılışım olacak
Gelsen de boş artık gelmesen de, ben yokum
Yine de son bir ümit kırıntısıyla, bak
O, her şeyi yitirdiğim anda bulduğum
Seni arıyorum.
Ümit Yaşar Oğuzcan


C.A.N.D.Y 26 Şubat 2007 20:30

Deniz, durgun göl gibi gitgide genişliyor
Sular kayalıklarda nur'dan izler işliyor,
Engine sarkan gökler, baştan başa yıldızlı..
Şimdi göğsümde kalbim, çarpıyor hızlı hızlı.
Göklerden bir yıldızın gölgesi düşmüş suya
Dalmış suyun koynunda bir gecelik uykuya.
Bazan uzunlaşıyor, bazan da kıvranıyor,
Durgun suyun altında bir mum gibi yanıyor.
Yakın olayım diye bu gökten gelen ize
Öyle eğilmişim ki, kayalardan denize
Alnımdan düşen saçlar yorulmuş suya değdi
Baktım geniş ufuklar başımın üstündeydi.
Bilemem nasıl oldu, geldi ki öyle bir an
Yenilmez bir haz duyup denize atılmaktan
Kurtulmak ne kolaymış faniliğimden dedim
Doğruldum atılırken bir dakika titredim.
Bir dakika sonsuzluk doldu, taştı gönlümden
Bir dakika, bir ömrü kurtarmıştı ölümden.
Nazım Hikmet Ran


Misafir 26 Şubat 2007 20:54



Sana Ne Demeliyim bilmem ki

Sana ne demeliyim, bilmem ki
Dost desem olmuyor
Yaren desem uymuyor
Yar mı desem, ne dersin
Sana ne demeliyim, bilmem ki

Bir sürec yaşadık birlikte, dost diyerek
Mevsimler birbiri ardına akarak gitti
Sözler sevileşti suskun gönülde
Yürekte zamanlar zay olup gitti

Gömdük düşleri, duyguları
Kül bastırdık üzerine
Ne gönlün ocağı kabullendi
Ne iç yangını yüreğimizin
Umuda el salladık, ufuk yanarken
Diyemedik birbirimize
Dememiz gerekeni
Sana ne demeliyim, bilmem ki

Soğuklar apansız bastırdı
Kar kapıda, ben yangınlardayım
Bulutlar çöktü üzerime, bulutlar geçti...
Düşmedi bir damlacık olsun, yağmur tenime
Ve ben, senli düşlerin buğusundayım

Sana ne demeliyim, bilmem ki
Dost desem olmuyor
Yaren desem uymuyor
Yar mı desem, ne dersin
Sana ne demeliyim, bilmem ki

Sana ne demeliyim bilmem ki

KÖMEN
Haydar Okur


Misafir 26 Şubat 2007 22:11

YOKLUĞUNLA

Zalim gurbetin kahrını
Çile çile çekiyorum
Ecel şerbetin zehrini
Bile bile içiyorum...

Yokluğunla dolup taşıp
Girdaplarda akıyorum
Çalkantılı ummanlara
Dertlerimi döküyorum...

Albümlere bakıp bakıp
Resimleri yakıyorum
Anıları karıştırıp
Hayaline bakıyorum...

Yastığında unuttuğun
Bir tel saçın kokuyorum
Yar bağımda büyüttüğüm
Bir gül için şakıyorum...

Mecnun gibi yarattığın
Bana,seni soruyorum
Gidişinde bıraktığın
Yokluğunla duruyorum...

Şu bitmeyen gecelere
Yüreğimde sancılara
Hiç dinmiyen acılara
Kör kurşunlar sıkıyorum...


Bazı dostluklar gözyaşı gibi akar geçer.Hüzünlendirir..
Bazı dostluklar da azgın sel gibidir. Yıkar geçer..Acıtır..
Kimi dostluklar da şırıl şırıl bir ırmak gibi.Ruhu besler..
Gerçekten kalıcı dostluklar da; içinde tüm güzellikleri barındıran durgun bir denizdir.Daldıkça çok şeyler öğretir.Hiç tükenmez...

Abdullah ATAY


Mystic@L 26 Şubat 2007 22:28

Eskidendi, Çok Eskiden

Hani erken inerdi karanlik,
Hani yagmur yagardi inceden,
Hani okuldan, işten dönerken,
Işiklar yanardi evlerde,
Eskidendi, çok eskiden.

Hani ay herkese gülümserken,
Mevsimler kimseyi dinlemezken,
Hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken,
Eskidendi, çok eskiden.

Hani hepimiz arkadaşken,
Hani oyunlar tükenmemişken,
Henüz kimse bize ihanet etmemiş,
Biz kimseyi aldatmamişken,
Eskidendi, çok eskiden.

Hani şarkilar bizi bu kadar incitmezken,
Hani körkütük sarhoşken gençligimizden,
Daha biz kimseye küsmemiş,
Daha kimse ölmemişken,
Eskidendi, çok eskiden.

Şimdi ay usul, yildizlar eski
Hatiralar gökyüzü gibi gitmiyor üstümüzden
Geçen geçti,
Geçen geçti,
Geceyi söndür kalbim
Geceler de gençlik gibi eskidendi
Şimdi uykusuzluk vakti.

Murathan Mungan


Misafir 26 Şubat 2007 22:41



23 Nisan

İlk Meclisin açıldığı günde
Bayram olur bizde
Gelin katılın siz de
Kutlu olsun 23 Nisan

Atatürk'ten bizlere
En güzel armağandır
Söyleriz hep birlikte
Kutlu olsun 23 Nisan
Ozan Özel


Misafir 26 Şubat 2007 22:57

İKİNDİ VAKTİ

bu kaçıncı bahardır

bilmem , kaçıncı ikindi

söylenen şarkı mahurdur

çiseleyen yağmur mahzun

bir bulut gider geceye

bir vakit namazında

nafile, yetmez hüküm

elveda diyen güneşe

vurur ha vurur

bir hırçın dalga

kuzey denizinde

martıların göğsüne

Sefer YEŞİLYURT


Misafir 26 Şubat 2007 23:01

Aşk Değil

Aşk değil sevgi değil tapılacak varlıksın
Sen hurisin meleksin özlediğim kadınsın
Yıllarca beklediğim hep hayaller kurduğum
Düşlerimde bir sultan yüreğimde sancısın

Yaşıyorum şimdi ben sevgilere doyarak
Hayaller ülkesinde hülyalara dalarak

İnan ki canım benim ömrümce beklediğim
Yollarına hasreti sevgileri ektiğim
Yıllarım boşa geçti sevgini arayarak
Uğruna Mecnun olup hep cefalar çektiğim

Yaşıyorum şimdi ben sevgilere doyarak
Hülyalar ülkesinde sonsuz düşler kurarak

Doğan Ümit Aksel


Misafir 26 Şubat 2007 23:05

*****Trabzon'a Veda******

Yeşilin tüm tonları
Barınır senin bağrında
Hırçın Karadeniz dalgaları
Sükut bulur kıyında
Çöker puslu hava
Yumuşak bir yorgan gibi
Ulu doruklarına
Doğa adeta gülümser
Misafirperver Trabzonlulara

Sümela size kalsın desem
Yıldızları ayaklarına sersem
Yetmedi tonlarca altın versem
Üstelik görmeleri için her yıl
Bedava turlar düzenlesem
Kabul eder mi Trabzonlular
Uzun gölü Kayseri'ye götürsem

Trabzonlular Trabzonlular
Doğası gibi saf
Arı gibi çalışkan
Yunus gibi sevgi dolu
Vefakâr insanlar

Bu yüksek yaylalarda
Hayat vardır, aşk vardır
Rengarenk çiçekler
Sanki horon teper
Kemençe eşliğinde
Hayır dua eksik olmaz
Ninelerin dilinde

Bu şehirde zaman
Hızlı akar her nedense
Akşam güneşi batarken
Sahil ana baba günü
Balıkçılar, satıcılar
Çoluk, çocuk, genç, yaşlı
Sanki milli bayram günü
Parktaki ressamın tuvaline
Ne güzel yansımış
Yeşille mavinin düğünü

Balığa balık demez insanlar
Koca deniz kıyısında
Denizkızı da çıksa denizden
Adı hamsidir Trabzon'da

Ayrılık vakti geldiğinde
Kalbiniz kalır geride
Veda edilmez bu güzel şehre
Söz vermeden tekrar dönmeye
Elveda Trabzon
Kavuşmak dileğiyle seneye........ 21 Mayıs 2006 ZİGANA GEÇİDİ

Ergül Sırkıntı


Misafir 26 Şubat 2007 23:10

bir şiir bu kadar güzel olabilir
tutarsa elinden
bir defa kadın

bu da bir cumhuriyettir, gülüm
hürriyet bu meydanda cem edilmiştir
cumhurla

cumbadan bakar cihâna
bir eski yüz
hepimizin içindeki/jurnalde yazan budur:
bu
n

hayır, azizim, güllerden cuma değil
bu şiir bu kadar güzelken
pazar ne ki
pürzâr bile olabilir, koy lâleyi kenara
olsun!

koyup kafayı bir yastığa
reformmuş, yenilikmiş, dönüşümmüş
hepsi fos! hepsi sosu sosyalitesi bol
hepsi hayâl ezmesi, almayız
ölene dek ölmek için
birbirimizin bakışlarından uyuruz, iyi mi
boş kalan yanlarımızdan sarkılıp...

bir şiir anca bu kadar çarpıtılabilir
tutarsa dilini onun
siyahî bir kadı




Fatih ÇODUR


tikkymelike 26 Şubat 2007 23:13

AYRILAN

Aşkı doğuran şey nedir;
O yakınlığı,iki can arasında?
Ve kopuş ne zaman başlar?
Ne zaman biter bir sevda?

Bir kurt gibi içten içe
Gelişip büyür çürüme
Bir an gelir ki aynı mekandasınızdır
Ayrı duygusal zamanlarda

Ataol Behramoğlu


Misafir 26 Şubat 2007 23:16

4
*GECELEYİN ÖLÜR ŞAİRLER

Geceleyin ölür şairler
Ansızın karanlık bir gece
Son nefeste kalemle son hece
Uçurumdan düşer beraber

Geceleyin ölür şairler
Kimsesiz bir sema altında
Şiirler kimsesiz, kimsesizdir veda
Her ceset kendi naaşını defneder

Geceleyin ölür şairler
Acılar içinde inleyerek
Belki mutluluğa son çeyrek...
Yıldızlar söner birer birer

Korkunç yüzleri ıraktır gözden
Geceleyin ölmekte şairler
Çaresizce ruhu terkeder
Kederden harap olmuş ten
...........

Halil İbrahim Keçebaş


Misafir 26 Şubat 2007 23:37

Müptela Şiirleri 1

Ah
şu seyribeleş aşklar
kapımda kadın çığlıkları kadar
çirkin
yularından boşalmış azılı kısrak gibi oynaşan
bir resim

bu bakış
yalanlar salıncağı kurulan
elma evler
çürük hazine sandıkları
tılsımı bozuk kitabe
seyrüsefer

ah
şu seyricefa gökyüzü
köpek oynaşı
boyacı telaşı kadınlar
ayaları yırtık tek kurt-arma-sı mümkün adam
yalpalayan ışık
def'e düşmüş yıkık dam.

bu seyrediş
sevda yalağına tutunan
susamiş insanlar
dilenci obruğu
ucuza satılmış el gölgesi
defde dönen
göbeksiz yağ fukaraları.


ah
dönüş def oldu
sen defoldun hayatımdan.
ışık söndü
vaazları kesildi kapıların
son bulundu
soluk kesildi
ustası eskidi zanaatın.

Ahmet Serdar...



Misafir 26 Şubat 2007 23:43

Elim Yüreğimde



hoş geldin
gönlü güzel
yüreği ak pak insan.
gelip de dağları aşıp
gözlerinde o kor sevdanla
suskunluk muydu payım
desene...

gecelerin ulu yalnızlığında
ses ol rüzgarıma.
dağıt hüznümü.
adımla benimle
ağlayan kaldırımı.
susma
konuştur özlemini.

bunca dolmuşken ben
taşarken sana
sağnak sağnak
bana akan
gözyaşında buluştu
dilsiz sevda.

lodosla poyraz
es...
gönlün ateşini
dağıt.
nura doysun
kararmış dünya.
sevgisizliğine ağlasın
kırıntıdaki can.

savrul ey saç,
her telinde bin aşk.
kıvrıl dört büklüm
vedanın dili.
gözyaşının yoluna,
çiz resmini...
aksın ığıl ığıl
sevdanın rengi.

sessizliği dinle,
sevdanın izi nerde.
ayna ise yürek
seven nerde.
bir ses geldi
derinlerden de,
baktım
elim yüreğimde.

25.2. 2007

Serap Hoca


tikkymelike 26 Şubat 2007 23:44

İNATÇI DAMLA

Camdan kayan damlalara bakarken,
Anlıyorum yağmur yağıyor...
Camda kaymak istemeyen inatçı bir damla gibi...
Hayatta herhangi bir şeye
Zorla da olsa direnmek gibi...
Nafile bir çaba
Doğanın kanunu
Yer çekimine yenilen inatçı bir damla gibi...

HAYATA,İNSANLARA,
DOĞAYA,YA DA KADERE yenilmek...
Çoğu zaman seçme şansın olmadan...

A.Elif Arkadaş



Saat: 03:36

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık