![]() |
Meleklerimle Konuştum Arzularım kat’i egoların gaspına maruz… Zihnimin derinlerinde başlar liriksel taarruz… Mev’ud dolaşırız biz tevazuhtur dostumuz… Hilkaten garibimdir ; değil sizin sorununuz… Ben rahatsızım azizim , hastalıklıdır yazdığım her name Serenat yapamam ki ben sizler gibi ay yüzlü yare Meşakkatin şakaklarımdaki yansıması akan her katre Gözyaşlarım durmadı ilk cemre düştüğünden beri kalbime Karanlıktaki aksim dahi benden daha iyimser Tek alkış duyarım birinden yazdıklarıma kefer Kim yanımda durur söyle kimdi pesimist nefer Kelime kurşununa kardeşim etki etmez ki miğfer Zihnimdeki melodilerde bir bayan uyur ve saklıdır Elde savarim beklediğin sence gerçekten paktmıdır ? Yorgun gözlerinde uykuyla sevişen bir sen vardır. Kirpilerin buz keser ulvi kapılarda,mükafat kardır. Zindanda kilitli kalır yıllarca metanet Kelam para etseydi küheylandaydı servet Yaren e ses gitmez sebat ın serde sevret Avunmaya kalmalı en az bir tane mazeret Son dans bana lutufen melekleri rahat bırakın Ben anlamadım ki yaptığımı kim nasıl anlasın Tanımın hudutlarında imkansızlıktır ki kadın Soğuk yeller hissedersin sen ortasında yazın Sedat Arık |
Ne zaman seni dusunsem icim urperir Seninle gecen her saat, her gun gelir aklima Bir aksam vakti gelir bir deniz kiyisi gelir O essiz hatiralar butun gelir aklima Ne yapsam unutamam yasadigimizi Sevgindi sevgilerin en yalansizi Simdi nerde bir gul gorsem kirmizi Dudaklarimi uzun uzun optugun gelir aklima Bir ciban buyurcesine ortasinda gecenin Dolar yuregime huznu seni sevmenin Dunyada ne benim yerim var artik ne senin Aglarim basucunda olumun gelir aklima. Ümit Yaşar Oğuzcan |
Yüreğim Sana Aktı!.. Bir masa, bir sandalye… Sırtı dönük bir adam… Aramızda… Gözlerin bana bakıyordu… Bakamadım… Hissederdi yüreğim, seninle beraber Tutuşan bir göldü gönlüm, içimde, Bir su damlası, sana aktı, kalbimde… Sonsuza dek yitirilmiş birşeyleri Bulur gibiydi kalbimdeki çöl Gözlerin bana baktı… Ben utandım….. Yüreğim sana aktı… Kutup yıldızı olsam Hiç üşümezdim kuzeyde… Küçük ayı olsam Büyük ayıdan korkmazdım gökyüzünde…. Gözlerin bana baktı Utandım… Misinanım ucuna bir umut bağlandı… Ben ayakta, sen ayakta O sırtı dönük adam yine aramızda… Düşmanımız zaman, Çıktım gözlerinin bana baktığı dört duvardan Arkama bile bakmadan Seni geride bırakan İstanbul Düşmanım Korukent’e uzayan yollar…… Misinamın ucuna bağlı umudumu alıp yanıma Çıktım sen olmadan Bana bakan gözlerini bırakmadan Yolu sevgiden geçen birileriyle Birgün buluşmak umuduyla….. Semra Bakan |
Mahkeme Yüzleşeceğim kendimle Haksızlıklarımla Yolsuzluklarımla Korkularımla Tümünden müebbette mahkum olsam da Sevgim beraat edecek |
Fakir Bir Şimal Kilisesinde Şeytan İle Rahibin Macerası İlkönce yağmurla sonra birdenbire açan güneşle başlamıştı sabah. Henüz ıslaktı asfaltın solundaki tarla. Harp esirleri çoktan iş başındaydılar. Topraktan nefret duyarak - halbuki köylüydü birçoğu - tıraşlı ve korkak çapalıyorlardı patatesleri. Suluboya, solgun resimleri hatırlatıyordu insana köy kilisesinden gelen çan sesleri. Pazardı. Kilisede erkeklerin hepsi ihtiyardı kadınların değil, içlerinde büyük memeli kızlar, ve sarı saçlarına ak düşmemiş anneler vardı. Maviydi gözleri. Başları önde, kalın, kırmızı ve harap parmaklarına bakıyorlardı. Terliydiler. Haşlanmış lahanayla günlük kokuyordu. Kürsüde muhterem peder "beyannameyi" okuyordu, - gözlerini gizleyerek -. Renkliydi pencere camlarından biri. Bu camdan içeri giren güneş duruyordu genç bir kadının bembeyaz ensesinde eski bir kan lekesi gibi. Ve hiçbir zaman doğurmamış olan göğüssüz ve kalçasız bir Meryem'in kucağında bir çocuk : başı öyle büyük o kadar inceydi ki kıvrılmış bacakları hazin ve korkunçtu. Önlerinde kandil yanıyordu eski sert ve boyalı tahtayı aydınlatıp... İki adam boyundaydı tahta heykel. Şeytan saklanmıştı arkasına - kaşları çekik, sakalı sivri, Mefistofeles olması muhtemel,-- ve âlim bir tebessümle dinliyordu muhterem pederi. "- Avrupa'nın bekası, (okuyordu beyannameyi muhterem peder) Avrupa'nın bekası için harbediyoruz." Dinliyordu Şeytan sivri sakalında keder ve âsi ve selîm aklına dayanılmaz bir ağrı vermekteydi yalan. Okuyordu rahip : " Avrupa milletleri el ele verip harbediyoruz, ve mutlak imha edeceğiz medeniyet için tahripçi bir unsuru." Şeytan bir parça yana itti Meryem'in heykelini ve havada sihirle efsun alâmetleri daireler çevirip kaldırdı elini rahibe doğru - etsizdi, uzundu bu el, hakikat gibi, kemikli ve kuru -. Ve ne olduysa o anda oldu işte. Renkli camın altındaki kadın çırılçıplak göründü kıpkırmızı güneşte. Memeleri ağırdı ve sarı ipek gibi parlıyordu karnının altında tüyler. Düşürdü kâadı muhterem peder ve Şeytan'ın iğvasıyla hakikati bağırdı : "- Karşı koymak günü geldi en büyük tehlikeye. Harbediyoruz, fuhşun bekası için, kerhane kapıları kapanmasın diye. Ve sen orda, arkada içinde beyaz entarisinin bir erkek çocuğu gibi duran, sen ****** olacaksın kızım. Sana firengi ve belsoğukluğu verecekler büyük şehirlerimizden birinde. Baban dönmeyecek Yatıyor şimdi yüzükoyun çok uzak bir toprağın üzerinde. Şimdi kan içindedir etli, kalın kulaklar ve ince kollarının dolandığı boyun. Yattığı yerde yalnız değil. Hareketsiz duran tanklarla, terk edilmiş toplar sahada." Kendi sesinden ürkerek sustu rahip. Orda, arkada, beyazlı kız ağlıyordu. Kadife ceketli bir erkek - ihtiyar orman bekçisi civar çiftliğin - bir şeyler söylemek istedi. Sivri sakalını kaşıdı Şeytan, rahibe : "Devam et," - dedi. Ve muhterem peder başladı tekrar konuşmaya : "- Harbediyoruz : pazar ve mal nizamının bekası için. Kömür, lâstik ve kereste, ve kendi değerinden fazla yaratan iş kuvveti satılmalıdır. Patiska, benzin buğday, patates, domuz eti ve taze gümrah bir sesin içindeki cennet satılmalıdır. Güneşli bahçesi ve resimli kitapları çocukluğun ve ihtiyarlığın emniyeti satılmalıdır. Şan, şeref ve saadet, ve kuru kahve topyekun pazar malı olup tartılıp, ölçülüp, biçilip satılmalıdır. Harbediyoruz : harbi bitirdiğimiz zaman aç, işsiz ve sakat - harp madalyasıyla fakat - köprü altında yatılmalıdır..." Yine sustu muhterem peder. Şeytan emretti yine : "- Naklet onun macerasını, o ne idi, ne oldu, anlat..." Ve anlattı rahip : "- Onu hepiniz hatırlarsınız, toprağın içindeki bir patates tohumu gibi fakir, çalışkan ve neşesiz geçti çocukluğu. Sonra uyandı birdenbire on yedi yaşına doğru. Yine fakirdi, çalışkandı. Fakat aylarca gidip bulutsuz bir denizde altında sönük yelkenlerin sanki çok sıcak bir sabah ufukta apansızın yeni bir dünya keşfeder gibi buldu neşeyi... Mahallede sesi en güzel olan insandı ve en güzel mandolin çalan. Hatırlıyorsunuz değil mi size doğru gelen dostluğunu kocaman, kırmızı elinin ve mavi kurdelesini mandolininin?.. İçinizde kimin kalbini kırdı, kime yalan söyledi, sarhoş olduğu vaki midir, ve kiminle dövüştü? Çocuklara saygısını ve ihtiyarlara şefkatini inkâr edebilir miyiz? Belki biraz kalın kafalı fakat kalbi bir balık yavrusu gibi temiz onu geçen sene harbe gönderdik. Şimdi gerilerinde cephenin işgal altındaki bir köyün odasındadır. Baygın bir kadının ırzına geçmekle meşgul bir tahta masanın üzerinde. Beli çıplak pantolunu dizlerinde başında miğfer ve ayaklarında kısa, kalın çizmeler. Yerde iki çocuk ölüsü yatıyordu direkte bağlı bir erkek. Dışarda yağmur yağıyor ve uzaktan uzağa motor sesleri. Kadını masadan yere iterek doğrulup çekti pantolonunu... Halbuki hepiniz hatırlarsınız onu, hatırlıyorsunuz değil mi size doğru gelen dostluğunu kocaman, kırmızı elinin ve mavi kurdelesini mandolininin?" Yine birdenbire sustu muhterem peder. (Susabilmek bir hünerdir insanın ağzından çıkan sözler kendine ait olmazsa.) Fakat tahta Meryem'in arkasından yine emretti Şeytan : "- Rahip, devam et," - dedi. Ve devam etti rahip : "- Harbediyoruz. Çalıştırılan insan yığınları birbirine devrederek zinciri, karanlık ve ağır, beton künklerin içinde akmalıdır. Ve sen kocakarı - ön safta, solda, diz çöküp yüzü eski bir kâat gibi buruşuk olan - seni temin ederim ki kilise kapısında oynayan torunun - beş yaşında, başı altın bir top gibi yuvarlak - dedesi, senin kocan, babası, senin oğlun ve komşuların gibi kömür ocaklarında çalışacak. Hiçbir şeyi ümit etmemeyi öğrensin. Bu maksatla uçuyor bombardıman birliklerimiz tasavvur edilmeyecek kadar çok ölüm taşıyıp iki gergin kanatla. Ve motorlarına benzinle beraber belki bir parça keder dolarak (öldürenlerde tevehhüm edilen keder gibi bir şey), uçuyor av kuvvetleri himayesinde olarak bombardıman birliklerimiz birbiri ardından giden dalgalar halinde... Harbediyoruz : öldürdüklerimizin sayısı - bizden ve onlardan aralarında meme çocukları da var - şimdilik beş altı milyon kadar. Harbediyoruz : kundak bezinin çeşidiyle belli olmalı herkesin yeri. Harbediyoruz : parlasın edebiyen diye sabah güneşlerinde hapisane demirleri..." Hakikat çok taraflıdır. Fakir bir Şimal kilisesinde - Şeytan'ın iğvasıyla da olsa - fakir bir papaz onu o kadar uzun anlatamaz. İnzibat kuvvetleri aldı haberi - kadife ceketli orman bekçisinden - gelip indirdiler kürsüden muhterem pederi. Ve asfalt yolun üzerinde arasında silâhlı iki adamın giderken muhterem peder Şeytan baktı arkasından : çekik kaşlarında ümit ve sivri sakalında keder. 12.9.1941 Not : Alamanya yıkıldı. Temerküz kampından kurtarıldı muhterem peder. Ve yine Şeytan'ın iğvasına uymasaydı eğer önemli Alaman demokratlarından biri olurdu bugün Anglo-sakson işgal bölgelerinden birinde. Halbuki yine uydu Şeytan'a. Ve yine bir pazar günü ve aynı kilisede yine batılı müttefikleri meth ü sena edeyim derken 41 yılında söylediklerinden bazı fasılları tekrarladı aynen bilhassa mal nizamına ait olanları. Ve Katolik bir Amerikan subayının emriyle (tevkif edilmediyse de bu sefer) kovuldu kiliseden muhterem peder. Yine arkasından baktı Şeytan : çekik kaşlarında biraz daha çok ümit sivri sakalında biraz daha az keder... Nazım Hikmet Ran... |
Gözlerini esirgiyorsun benden, Ben gözlerin siz edemem ki senin. Konusmadan, Her gün her saat, Her an bana bakan gözlerini istiyorum.. Neden senin bende baska-baska gözlerin yok?.. Baska anlarda ve baska yerlerde, Baktigin, O siyahi ve bugulu Halka halka, Birden bire ve gittikçe, büyüyen gözlerini istiyorum... Kisilan kirpiklerinin arasinda ...Ve bazen damlalar akarken ...Ve bazen sevinçten kamasirken, .Ve kizdiginda ki bakislarinla, Birbirine dolanan Gözlerini istiyorum... Gözbebeklerini, Evet senin, ama sende kalan, Sana emanet Edilmis, Bana ait gözlerini istiyorum... Her sey içimden nasil da birden Gözlerin olup dökülüveriyor!.. Bundadir ki mutlaka bundandir. Hani seni her görünce nedensiz Heyecanlanir da, Bir baska hal olurum, Iste o zamanki bakan gözlerini istiyorum... Kimsin sen? Neden beni benden gözlerinle alirsin? Alirsin da götürürüsün. …Ve söylesene. … Ve seslensene. … Ve sessizce de olsa, Bir ses veren gözlerini istiyorum.. Hadi Hos geldin!.. De ki bana. Bende kalan düslerinle, Gecemi sabaha, huzurla açan, Ben senin O gözlerini istiyorum.. ali arslan |
Aşıklar BalosuGözlerindeki uçurumdan attım kendimi, Düştüm, düştüm , derinlerden; derine, İndim yüreğine, Vardım en sonunda sevda yerine... Bir balo başlamış, her seven orda, Yürek orkestra, Kan çeker halay, Tüm bedenler oynar, Zevkten dir, vayy , vay... Kötülükler bitmiş, Duygu; ışıktan, Ayağın aşmasın, Bir kez eşikten, Görürsün ki, geçilmiyor aşıktan... Güllerden gelinlik, Sarmaşıktan taç, Sevdalı bakışlar, Binbir ışıktan... Dudaklar arzulu, Her söz bir şarkı, Her bakış öykü, Her gülüş roman, Offf, amaaaan, aman... Gönüller dopdolu, Aşk balosunda, Kimsenin kimseden, Yoktur tek farkı... Eller tivist eder, Dansta duygular, Hayatın her rengi, Bu baloda var... Ve benim yakamda, En emsalsiz gül, Ve yalnız olsam, O baloda en güzel kadın sen olsan... Ve ben desem , gülüm, Ve dese gönlüm, Bana bu dansı lütfeder misin ? Ve lütfedip te isterim, Kıskançlığı bile kıskandırasın... Söyle lütfeder misin ? Yine sen mi deyip , Balo'yu terkeder misin... 29.04.2004 Taşkışla/Taksim Bayram Tunca |
zor qünLer==>icLaL aydın http://img340.imageshack.us/img340/6339/kopyasakolmakji4.jpgBenden önce söylenmiş sözlerin haklılığına Kızdığım oldu zamanında ama inandığımda Ömrümde her şarkı başka bir kapı açtı Bu şarkının ardında sen Bu kapının ardındaysa benden önce söylenmiş sözler vardı Çok zor günler geçirdim vaktiyle Alemde savaşlar çırpınışlar nihayetinde Aşık olmak kısmetmiş yar, sana Aşık olmak kısmetmiş yar... Seçtiğimiz hayatlar mı bunlar? seçtiklerimiz mi ? Bunca yokluk, bunca kırıklık, bunca acı Seçtiklerimiz evet ! Hayat bu sevgilim çoktan seçmeli Senin aşkınsa bir dönem ödevi... http://img101.imageshack.us/img101/1017/kopyasahidimta9.jpgBir gece çıkıp gelsen ölmezsin yar Ölümlerden ölüm beğen gelmezsen yar Bir akşam çıkıp gelsen ölmezsin yar Ölümlerden ölüm beğen öleceğim yar Bir şarkı tuttum sevgilim bir kapı açtım ikimize İkimiz çokmuşuz meğer bu resme Kapatmadan bu kapıyı yinede Bu yaralar bereler sanadır bileler ... Bu yaralar bereler sanadır bileler Göreler aşkımı Şahidim gök kubbe Aşığım bekletme Çok canım yanıyordu gördüklerimden ve göreceklerimden Benim kanayan dizlerim yoktu hayatta bir tek Benim de kanattıklarım vardı elbet Ezdiğim kumlar ve geçtiğim yollar hala gölgeni taşıyorlar Hani demiştim ya en başında Ne ayrılıklar ne aşklar ne başlangıçlar diye Yani demem o ki çok zor günler geçirdim vaktiyle... http://img83.imageshack.us/img83/1829/bilelerbu3.jpg Çok zor günler geçirdim vaktiyle kalbimde... Firari endişeler nihayetinde Aşık olmak çok zormuş yar sana Aşık olmak çok zormuş yar Bir gece çıkıp gelsen ölmezsin yar Ölümlerden ölüm beğen gelmezsen yar Bir gece çıkıp gelsen ölmezsin yar Ölümlerden ölüm beğen öleceğim yar Bu şarkı sadece benimdi sevgilim Ve ben büyük bahçeler istemiştim ikimize Yazmışsın ya 'onu sevebileceğimi düşünmüştüm' diye İşte o günden beri belki de bu yüzden sadece Bu yaralar bereler sanaydı bileler Göreler aşkımı şahidim gök kubbe... |
HoŞ GELDİN AŞK ..... Sen yokken Yüreğim buz dağıydı Kara kışlar sarmalardı bedenimi Acılarla başlardım her güne Bulutlar dokunurdu kirpiklerime Hüzün denizlerine göz yaşı akıtırdım Sağanak sağanak Gecenin şakaklarına değerdi Rüzgarın moru Yıldızların gözleri kör Güneşin buğuluydu ışığı Yalanların biri bin paraya satılır İhanet cirit atardı Tutkuyla bağlandığım sevdalarımda Kurumuş papatyalarıma Delik deşik umutlarımla Su taşırdım Yeşermeyeceğini bile bile Serperdim üstüne sevgimi Sonra sen girdin hayatıma Maskeli yüzleri attın içimden Cemreler düşündün sol yanıma Yamaçlarıma baharlar doldurdun Şimdi Sevdalı imgeler düşüyor şiirlere Kelimelerim sevgi ve aşk işlemeli Cümlelerde kelebek sevinci Kuş cıvıltılı sabahlara uyanıyorum Mavisi bol denizlere açıyorum yelkenimi Bir ağaç diktim içime Gövdesine seni seviyorum yazdığım Dallarına düşlerimi bağlayıp Huzurla gölgesinde uyuduğum Hoş geldin yaşam Hoş geldin aşk Ahmet EROĞLU |
SolGun BiR GüL OluYoR DoKuNuNcA Çoklarından düşüyor da bunca Görmüyor gelip geçenler Eğilip alıyorum Solgun bir gül oluyor dokununca. Ya büyük şehirlerin birinde Geziniyor kalabalık duraklarda Ya yurdun uzak bir yerinde Kahve, otel köşesinde Nereye gitse bu akşam vakti Ellerini ceplerine sokuyor Sigaralar, kâğıtlar Arasından kayıyor usulca Eğilip alıyorum, kimse olmuyor Solgun bir gül oluyor dokununca. Ya da yalnız bir kızın Sildiği dudak boyasında Eşiğinde yine yorgun gecenin Başını yastıklara koyunca. Kimi de gün ortası yanıma sokuluyor En çok güz ayları ve yağmur yağınca Alçalır ya bir bulut, o hüzün bulutunda. Uzanıp alıyorum kimse olmuyor Solgun bir gül oluyor dokununca. Ellerde, dudaklarda, ıssız yazılarda Akşamlara gerili ağlara takılıyor Yaralı hayvanlar gibi soluyor Bunalıyor, kaçıp gitmek istiyor Yollar, ya da anılar boyunca. Alıp alıp geliyorum, uyumuyor bütün gece Kımıldıyor karanlıkta ne zaman dokunsam Solgun bir gül oluyor dokununca. Behçet NECATİGİL |
| Saat: 13:24 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık