![]() |
Mahşere Kadar güneş oldum gönlünü aydınlatamadım kukla oldum yüzünü güldüremedim seni sevdim ama söyleyemedim yari sevdim yarim diyemedim haykırmışım sevdiğimi dünyaya ama sana söyleyememişim ne fayda aşkını gönlüme kazıdım o aşkıda mahşere kadar saklarım Ömer Faruk Kamburoğlu |
Dilin Yalan Söylüyor Tohumdun yüreğimde fidan oldun büyüdün, Ağaç idin bağımda, çınar oldun yürüdün. Nasıl söküldün öyle, çatır çatır içimden, Köklerin yüreğimde kan revan oldu birden. Çalı çırpı bıraktın giderken yüreğimde, Hepsi bir kıymık gibi beynimin her yerinde. Dilin ne derse desin, gözün öyle demiyor, Seni sevmedim derken, dilin yalan söylüyor. Burası Ulus parkı, karşımız Anadolu, Gönlümün öbür yanı ondan böyle sır dolu. Yalnızım bu şehirde, hem de yapayanlızım, Boğuluyorum gitme, şair olur bir yanım. Yok böyle demiştim ben, yanlış anladım hemen, Bunun hepsi hikaye, baştan komiğiz zaten. Kendimizi kandırdık, kargalar güler buna, Birde ciddiye aldık, karganın papuç damda. Bu koca alemde biz, varla yok arasıyız, Olmasak da olurdu, varsak yaşamalıyız. Olmayacak duaya amin demeyelim biz, Herkes kendi yoluna biz hep böyle gideriz... Bedirhan Gökçe |
Git Ayrılığın nağmesi bu duyduğumuz, Bakışların gönlümü caydırmadan git. Ne bir hatıran kalsın ne de bir umut, Duruşların gönlümü yandırmadan git. Bütün resimlerini sök at duvardan, Sana ait ne varsa çıkart odamdan. Kitabın arasında şöyle canından, Bir gül bırakmıştın ya soldurmadan git. Hani bir şarkı vardı mazide kalan, Öyle içten acıklı, öylesi nalan. Göğsüme yaslanıp da sevince boğan, Yeşermiş tüm aşkları kurutmadan git. Nasıl güzeldi herşey hatırlasana, Nasıl gülüşürdük biz dert ortasında. Ekmek paramız yokmuş ne gam, ne tasa, Güzel hatıraları zehretmeden git. Hani mevsimlerden, hep biri bahardı, Hani gökten her cemre bize yağardı, Hani kış ortasında mevsim bahardı, Şu inanmış gönlümü, kandırmadan git. Allah aşkına bırak, öldürmeden git... Bedirhan Gökçe |
İç Benim İçin Kapını çalarsa mazinin eli Ne olur bir şişe aç benim için Ben hiç ayıkmadım gittin gideli Sende bir kaç kadeh iç benim için Bir gece veda et tatlı uykuna Girdiğim günahı sarhoşken kına Yarıda bırakma Allah aşkına Bu gece kendinden geç benim için Nasıl bir yanlışa ben adım attım Nasıl bu günahın zehrini tattım Sana nasıl kıydım, nasıl aldattım Anlatmak o kadar güç benim için Hoş görme af etme yaptıklarımı Kaldır yeryüzünden artıklarımı Tutuştur resmimi mektuplarımı Savur küllerini saç benim için Tek ondan söz etme canımı dile Sorsan hatırlamam adını bile Değişmek olurmu dikeni güle O senin yanında hiç benim için Maziden eserse hasretin yeli Ne olur bir şişe aç benim için Ben hiç ayıkmadım gittin gideli Sende bir kaç kadeh iç benim için Cemal Safi |
Yağmur Gözlüm - II Sen gidince içim yandı ilk defa Ateşinle yanarım Yağmur gözlüm Resmine baktıkça çekerim cefa Aşkımıza ağlarım yağmur gözlüm. Yıllardır beklerim resmin elimde Kokunu ararım her saç telinde Sevdan bitmiyor şu gönül evinde Sevgimizle yaşarım yağmur gözlüm. Sen yaşarsın ılık ılık kanımda Gezersin bir gölge gibi yanımda Hayallerin vardır her bir anımda Hayalini sararım yağmur gözlüm. Aynada bakarsın her gün yüzüme Hatıran doludur geçmiş mazide Maziyi bırakıp gittin kalbime Hatıranı ararım yağmur gözlüm.. Sormadan girerdin gizli saklıma Her neye el atsam düştün aklıma Dalarım geçmişe varmam farkına Anılarda yaşarım yağmur gözlüm. Göğsümde duruyor sıcak nefesin Hep kulaklarımda çınlıyor sesin Aklımdan çıkmıyor yağmur gözlerin Gözlerine bakarım yağmur gözlüm. Necati Keçeli |
TÜRKİYE Türkiye, Türkiye dağlarını duman almış, üzümler memleketi, tütünler memleketi, Türkiye, Türkiye çok gülmüş, çok ağlamış, sabırlı, bağrı yanık insanlar memleketi. Bulut gibi köpürmüş topraktan bereketi, pehlivan dağlarında şafaklar büyümüş ve o nehirler delirip gür gür gelirler bir şarkı gibi dağdan denize yürümüş. Sen Türkiye'sin, sağdıcım, kirvem Türkiye. İnsanların, insanların, ah senin insanların, morca gözlerinden öpsem, namuslu gözlerinden, Asiye'm işveli, Hatice fistanı dal işlemeli, sen kırk köyün içinde şanlı Zeyneb'im. Şabanı vurdular yirmi yaşında, köprü başında gel yılmaz Mahmud'um, gel Bilaloğlan. Arabamın atları, deh deh deh aman da, ha burası Karadeniz, gemiler yatar limanda, deryalar aslanı şems-i bahrî Kamil Reis, bu insanlar senden gelir, sana gider, tarlaya savrulmuş buğday gibi Türkiye. Sen Türkiye'sin, ekmeğim, tuzum Türkiye. Omzumda mavzer, koynumda çevresin ve kıl heybemde taze lor peyniri. Gök rengi süt, karanfil rengi şarap, batan güneş gibi bakır taşkömürü ve rüzgara vermiş saçlarını nefti ormanlar ve köylere karşı sarışın harmanlar. Ferik elması, kavun, karpuz, dut ve kayısı, fındık da sende, ceviz de sende, badem de sende, alnımın teri, gözlerimin nuru Türkiye. Sen Türkiye'sin, evim barkım, köyüm obam Türkiye. O senin çifte çarşılı harp görmüş şehirlerin, sahilde Mersin, yayla türküsü Konya. Adana'nın yolları taştan, yola çıkıp Maraş'tan ezanla birlikte vardık bir akşam Urfa'ya. Bursa'nın, ya Bursa'nın ufak tefek taşları, uçan yıldızı dondurur Ardahan'ın kışları. Erzincan'da bir kuş var kanadı gümüş pul pul ve göğe kılıç gibi çekmiş minarelerini şehirler padişahı canım İstanbul. Türkiye, Türkiye, ay'lı yıldız'lı Türkiye, sen Mehmed'sin omuzların Anadolu yaylası, Aladağlar, Toros'lar dev gibi gövden, Sen şehid oğlu, şehid babası, sana selam olsun dünya'dan, hürriyet'ten... Attila İLHAN |
Zaman dedikleri Düşman gibi ilerliyor torunum Göz açıp kapayınca Sen yedi yaşına basarsın Ben su içinde yetmişi omuzlarım Zaman düşman gibi ilerlesin Çıkıp gideriz kırlara Ben karınca şiiri yazarım Zeytin ağaçlarına Sen resimler yaparsın Kağıt fenerli, çingene pembeli resimler Güle oynaya asarız yıldızlara Zaman düşman gibi ilerlesin Hiç aklından çıkarma Yarınlar bizim Güzelim Celal Vardar |
İSTANBUL DESTANI İstanbul deyince aklıma martı gelir Yarısı gümüş, yarısı köpük Yarısı balık yarısı kuş İstanbul deyince aklıma bir masal gelir Bir varmış, bir yokmuş. İstanbul deyince aklıma Gülcemal gelir Anadolu'da toprak damlı bir evde Gülcemal üstüne türküler söylenir Süt akar cümle musluklarından Direklerinde güller tomurcuklanır Anadolu'da toprak damlı bir evde çocukluğum Gülcemalle gider İstanbul'a Gülcemalle gelir. İstanbul deyince aklıma Bir sepet kınalı yapıncak gelir Şehzadebaşı'nda akşam üstü Sepetin üstünde üç tane mum Bir kız yanaşır insafsızca dişi Boyuna posuna kurban olduğum Kalın dudaklarında yapıncağın balı Tepeden tırnağa arzu dolu Sam yeli söğüt dalı harmandalı Bir şarap mahzeninde doğmuş olmalı Şehzadebaşı'nda akşam üstü Yine zevrak-i derunum Kırılıp kenara düştü İstanbul deyince aklıma Kapalıçarşı gelir Dokuzuncu Senfoni'yle kolkola Cezayir marşı gelir Dört başı mamur bir gelin odası Haraç mezat satılmakta Bir gelinle güvey eksik yatakta Köşede sedef kakmalı tombul bir ut Tamburi Cemil Bey çalıyor eski plakta Sonra ellerinde şamdanlar nargileler Paslı Acem kılıçları Amerikan kovboyları Eller yukarı. Ne kadar da beyaz elbiseleri Amerikan deniz erleri Kocaman bir papatyadan yolunmuşlar gibi Sütten duru, buluttan beyaz Beyazın böylesine ölüm yakışır mı dersin Yakışmaz Ama harbederken onlara Bambaşka elbiseler giydirirler Kan rengi, barut rengi, duman rengi Kin tutar kir tutmaz. İstanbul deyince aklıma Kocaman bir dalyan gelir Kimi paslı bir örümcek ağı gibi Gerinir Beykoz'da Kimi Fenerbahçe'de yan gelir Dalyanda kırk tane Orkinos Kırk değirmen taşı gibi dönmektedir Orkinos dediğin balıkların şahı, Orkinos mavzerle gözünden vurulur Denizin içinde ağaçlar devrilir Kan çanağına döner dalyanın yüzü Camgöbeği yeşili bulanır Bir çırpıda kırk orkinos Reisin sevinçten dili dolanır Bir martı gelir konar direğe Atılan kolyosu havada yutar Bir başkasını beklemez gider Balıkçı gülümser tatlı tatlı Adı Marika'dır bu martının der Her zaman böyle gelir böyle gider. İstanbul deyince aklıma Adalar gelir Dünyanın en kötü Fransızcası orda harcanır Çalımından geçilmez altmışlık madamların Ağzı dili olsa da tenhadaki çamların Görüp göreceği rahmeti anlatsa insanların. İstanbul deyince aklıma kuleler gelir Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır Ama şu Kızkulesi'nin aklı olsa Galata kulesine varır Bir sürü çocukları olur. İstanbul deyince aklıma Tophane'de küçücük bir sokak gelir Her Allahın günü kahvelerine Anadolu'dan bir sürü fakir fukara gelir Kimi dilenecek dilenmesine utanır Kiminin elinde bir süpürge peyda olur uzun Dudaklarında kirli paslı bir tebessüm Çöpçü olmuştur bugüne bugün Kiminin sırtında perişan bir küfe Kiminin sırtında nakışlı semer Şehrin cümbüşüne katılır gider Kalın yağlı bir kolana koşulur Piyano taşırlar omuz omuza Kendinden ağır yükün altında adamlar Balmumu gibi erir dururlar Sonra kanter içinde soluk alırlar Nazik eşya nazik hamallar ister neylersin Ama onlar kadar piyanoyu ciddiye alırlar mı dersin Nazdan nazik çiniden bilezik eller Derken Karşı radyoda gayetle mülayim bir ses Evlere şenlik Üstad Sinir Zulmettin Hacıyağına bulanmış sesiyle esner: Gamı sadiyi felek Böyle gelir böyle gider. İstanbul deyince aklıma Stadyum gelir Güne güneşe karşı yirmibeşbin kişi Hepsinin dudağında İstiklal Marşı Bulutlar atılır top top pare pare Yirmibeşbin kişilik bir aydınlık içinde eririm Canım ağzıma gelir sevinçten hilafsız İsteseler bir gelincik gibi koparır veririm. İstanbul deyince aklıma Stadyum gelir Kanımın karıştığını duyarım ılık ılık Memleketimin insanlarına Daha fazla sokulmak isterim yanlarına Ben de bağırırım birlikte Avazım çıktığı kadar Göğsümü gere gere Ver Lefter'e yaz deftere Stadyum gelir İstanbul deyince aklıma Binlerce insanın aynı anda Aynı şeyi duymasından doğan sevincin Heybetini düşünürüm Birbirine eklenir kafamda Binler yüzbinler milyonlar Sonra bir mısra havalanır ürkek Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar. İstanbul deyince aklıma Yahya Kemal gelirdi bir eyyam Şimdi Orhan Veli gelir Demindenberi dilimin ucundasın Orhan Veli Demindenberi senin tadın senin tuzun Senin şiirin senin yüzün Yaralı bir güvercin misali Başımın üstünde dolanır durur Gelir sessizce konar bu şiirin bir yerine Neresine mi arayan bulur Erbabı bilir Deli eder insanı bu şehir deli Kadehlerin çınlasın Orhan Veli. İstanbul deyince aklıma Sait Faik gelir Burgaz adasında kıyıda Mavi gözlü bir çocuk büyür döne döne Mavi gözlü bir ihtiyar balıkçı gencelir küçülür İkisi bir boya geldi mi Sait kesilirler Bütün İstanbul'u dolaşırlar elele başbaşa Ana avrat küfrederler uçan kuşa eşe dosta Sivriadada da martı yumurtası toplarlar çilli çilli Ziba mahallesinde gece yarısı Sabaha Galata'dan geçer yolları Maytaba alacakları tutar kahvede Zararsız bir deliyi Ula Hasan derler gazeteyi ters tutaysun Çaktırmadan gazetesini tutuştururlar fakirin Sonra oturup sessizce ağlarlar. İstanbul deyince aklıma Sait Faik gelir Taşında toprağında suyunda Fakirin fukaranın yanıbaşında Bir kalem bir bilek bilendikçe bilenir Kıldan ince kılıçtan keskin Hep iyiden güzelden yana Hep kimsesizlerin. İstanbul deyince aklıma Sait'in son yılları gelir Hey Allahım en güzel çağında Sait'e Dört beş yıl ömrün kaldı denir Sait Sait olur da nasıl dayanır Mavi gözlü çocuk boşverir ölüm haberine İhtiyar balıkçı pis pis düşünür Bir zehir yeşilidir açılır Bir yeşil ki ciğerine işler adamın Bir yeşil ki kasıp kavurur Küçük mavi çocuk İhtiyar balıkçı Ve dilimize bulaşan zehir yeşili İstanbul çalkalandıkça bu denizlerde dipdiri Dilimiz yaşadıkça yaşasın Sait'in şiiri. İstanbul deyince aklıma Sabiyem gelir Sabiyem boynundan büyük bir demetle Sarıyer'den gelir Pendik'ten gelir Bahar nereden gelirse velhasıl Sabiyem oradan gelir Ne delidir ne divane Aslını ararsan çingenedir Tepeden tırnağa güneştir Topraktır Anadır Analar içinde bir tanedir Biri sırtında biri memesinde biri karnında Karnı her daim burnundadır Canını mendil gibi takar dişine Yürekten birşeyler katar işine Bir ucundan girer şehrin ötekinden çıkar Alçakgönüllüdür Sabiyem Hem masa satar, hem göbek atar Ver bir çeyrek güzelim der Neyse halin o çıksın falin Canı çıkar Sabiyemin falı çıkmaz Sonra anlatır dün gece başına gelenleri Görürüm üryamda bir sarı yılan Cenabet uğraşır durur benimlen Uyanır bakarım benim bebeler Yatağın ucuna kaymış Ayağımın parmaklarını emer. İstanbul deyince aklıma Bir basma fabrikası gelir Duvarları uzun masaları uzun sobaları uzun Dal gibi dalyan gibi kızlar çalışır bütün gün ayakta Kanter içinde mahzun Yüzleri uzun elleri uzun günleri uzun Fabrikada pencereler tavana yakın Al topuklu beyaz kızlar dalga geçmeyin Dışarda ağaçlar dizi dizi Duvarlar duvarlar uzun duvarlar Niçin ağaçlardan ayırdınız bizi Dışarda tarlalar turuncu, asfalt mosmor Dışarda dışarda dışarda Mevsim gürül gürül akıp gidiyor Ondokuz yaşında Eyüp'lü Gülsüm Dalmış beyaz köpüklü akışına ipeklilerin Kötü kötü düşünüyor İpeğin akışına doyum olmaz Ama gel gör ki ipekli emprimeden oğlana don olmaz Bir top Amerikan bezi sakız gibi beyaz Bir top Amerikandan neler çıkmaz Perdeler yatak çarşafları çoluğa çocuğa çamaşır Sakız gibi ağarmış bir top Amerikan bezi Gülsüm'ün gözleri kamaşır Üçüncü oğlanı doğururken Gülsüm Bir top Amerikana hasret sizlere ömür Gülsüm'lerin sürüsüne bereket Yerine bir Gülsüm'cük bulunur elbet Gider Gülsüm gelir Gülsüm Azrail ettiğin bulsun. İstanbul deyince aklıma Ağzına kadar soğan yüklü bir taka gelir Sülyen kırmızısı üstüne zehir gibi yeşil Samsun'dan Sürmene'den Sinop'tan Yaz demez kış demez mutlaka gelir Kirli yelkeninde yeni bir yama Demirinin pası gelir dilime Nabzımda duyarım motorunun hızını Canımın içine sokasım gelir İri kalçaları pullu denizkızını. İstanbul deyince aklıma Takalar gelir Alçakgönüllü kalender Ya Peleng-i Deryadır adları ya Şimşir-i Zafer İstanbul deyince aklıma Koca Sinan gelir On parmağı on ulu çınar gibi Her yandan yükselir Sonra gecekondular gelir ardısıra İsli paslı yetim Eyy benim dev memesinde cüceler emziren acayip memleketim... Bedri Rahmi Eyuboğlu |
Savruk kötü ve yarım bir şiir daha Bugün güzel bir gün! Bunu ancak yaşayanlar bilir.. ve kimbilir; belki de sadece böylesi güzel bir günde aşk, ölüm ve şiir kolkola girebilir... Aşk bitti; Edebiyat en acımasız katildir. Kendi şiirini yazanlar için itihar alın yazısı gibidir. Bilinçli her ölüm yeni bir bilinçle diriliştir. Aşk sadece çirkinler içindir; Acı düşünenler için... ..ve bazıları sadece kaybetmek için varolur; diğerleri kaybedenlere imrenmek için... Zafer GÜN |
Nasıl Anlatsam Ben seni nasıl anlatsam bilmemki Kalbim çarpar benim Bir aşk pınarından geçmek lazımki Senin güzelliğini anlatmalıyım ************************ Gece uyku girmez gözüme Ben seni nasıl anlatsam diye Beni vursalar zincire Seni anlatmadım diye ********************* Benim sevgim gerçek diye Uyumadım sabah,akşam Öldürdüler sonunda beni Seni anlatmadım diye Cahit.İ |
| Saat: 22:35 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık