![]() |
Uyuyan Güzel ...Uyuyan Güzel... Bir kadın yatıyor uzanmış yatagında Kır çiçekli perdesi az aralı,odası loş Gümüş rengi katılmıs altından saçlarına Mor gecelerden ışıgını süzüyor tenine,ay... Kimdi bu güzel,hangi güzelliklerin ilahesi Milimetre karelere böldüm o pak tenini Sihirli bir alem arzularımla süslendi Rüyalarına girmek istedigim bu evrende... Bir ara uyanacagı oldu bu güzel kadının Kelebek kanatlarını çırpışı gibi büyülü Sanki gözle görülmeyen bir yelpaze Ve bu yelpazeden dagılan bir hoş koku... Bu bekleyiş amansız,dayanılmaz sabır Bir mengenede yüregim sıkıldıkça sıkılıyor Dokunmak istedigim dokunulmamışlıgına Ellerim gidip geliyor,çıldırtıyor deli ediyor... Yakup İcik Yakup Icik |
SEN DOSTUMDUN Sen dostumdun benim Gülünce güneşler açan Bulutlara,rüzgara asarım suretini her akşam Her akşam bir mektup yazarım dağlar kadar. Kayıp bir adresden geliyor sesin şimdi. Üşüyorsun Unutma ki dostumsun sen; Nerdeysen orda ölmek isterim. Ahmet Telli |
Unutmaya Başlama * susadım Ömer Hayyam gibi asi isyanlarda unutacağım doğacak aşkları şarkılarda unutmanın şiirine başladım yalanlarda insanlar aldatıyor gülmeyen loş sokaklarda * ıslak gemim su alıp yan yüzecek batmasa da tarumar rüzgarım , esintilerim olmasa da gözlerin var ya diye şiir yazmam bu dünyada insanlar aldatıyor gülmeyen loş sokaklarda * sitemli bakıp sitemsiz konuşacak yanımda renksiz aynayım şiirlerimi boyamasa da sulu yağan yağmura sözüm geçmiyor yollarda insanlar aldatıyor gülmeyen loş sokaklarda * Serdar San İzmir , 17.09.2006 |
Konuş susma, Paylaş yüreğinden geçen, İyi kötü ne varsa, İkimiz adına. Konuş susma, Sevgi ise duyduğun bana, Dök sevgini en güzel satırlara. Beste olsun bu sözler, Şarkılar söylensin, İkimiz adına. Konuş susma, Aç kalbinin kapısını bana. Yaşayalım bu aşkı en temiz duygularla. Dilden dile söylensin, Masallar yazılsın, İkimiz adına. Konuş susma, Eğer hissettiğin nefretse bana, Çöz dilindeki en ağır sözcükleri, Anlat gözyaşlarıma. Çağlayanlar, ırmaklar oluşsun Akan gözyaşlarımla Çare olsun kurumuş topraklara İkimiz adına. Konuş yeterki susma. Cesaretin var mı? Bu aşkı yaşatmaya. Ben zaten acımı paylaşıyorum, Sensiz ay ve haftalarla. Yeterki artık beni anla, Haykır ikimiz adına. vildan bayraktar |
YÜREĞİMDEN ÖP BENİ Sanma ki zaman aşka ilaç gibidir, Zaman; yaprağı çalan rüzgar gibidir, Yüreğim çalı batmış toprak gibidir. İster nadasa bırak, ister yak beni. Çıkar ruhunu ne kaldı ki geriye… Kabusun olur gündüzünde gecende… İster başına taç yap, beni bu Halide, İster götür bitpazarında sat beni… Dalgalar vurdukça acıtır kayayı. Kanatır döner zindan eder dünyayı. Karabasan olurda basar rüyanı, İster hayrına, ister şerre yor beni… Boş ver silmeyi gözyaşlarımı, Gücün yeterse kahkahaya boğ beni. Bırak yanaklarımı dudaklarımı… Gücün yetiyorsa yüreğimden öp beni… Cafer YILMAZ- |
Annem Öldü Mü? ne hız ellerini üzdün dünyadan balanı tek koyup nereye gittin? nasıl yok oluyormuş bir anda insan sanki bu dünyada hiç yok imişsin.. güneş gurup etti... oda karardı... bir anda yok oldun sen hayal gibi. şimdi düşünürüm senden ne kaldı.. gönlünde hatıran kara hal gibi... beni boya başa yetirdin anne bize borçlu bildik her zaman seni sen beni dünyaya getirdin anne bense yola saldım dünyadan seni... sen bana beşikte ninni çalmışsın bugün ninni çalsam sana ben de mi? senin şirin şirin ninnilerini sana gaytarayım cenazende mi? "uykun şirin olsun" diyerdin bana "uykun şirin olsun" deyim mi sana gerek ben başına dönüm dolanım, beni hayat için hep uyutanım, söyle ölümçün nasıl uyutayım seni ben bugün? bu nasıl dünyadır anlayamam ben, cilvesi cürbecür, rengi cürbecür dün öz nefesiyle seni isiden bugün buza dönüp, taşa dönüptür bu nasıl dünyadır... insanoğlunun hayali göktedir kendi yerdedir... sağken omuzunda hayatın yükü ölende ceseti çiyinlerdedir... bu nice dünyadır bu nice dünya ölüm hakikat hayatı rüya derdimin gamımın ortağı sendin niye yüz çevirdin ya niye benden?... "derdin bana gelsin" hani diyerdin niye dert ekledin derdime ya sen annem, kimse seni darıltmamıştır, ben seni ben seni darıltan kadar. şimdi kime açsam derdimi bir bir kim benim derdime yanar sen kadar? evin her yerinde görülür yerin gözüm ahtarcıdır anne ey anne "ninem" "hani" diyor küçük azerin ne cevap verem ana ey ana bilmem bilmem bilmem bu ölüm nedir hayat var iken nefesin ey anam hala evdedir kendin yer altında taşa dönmüşsün bugün yedin oldu... annem yedi gün, bizimle beraber ağlar odalar sana yalnız sana sana demek için gönlümde ne kadar bilsen sözüm var... annem ısmarlandın anne toprağa bu ölüm sineme çekti dağ benim sen benim arkamda benzerdin dağa sanki de arkamdan uçtu dağ benim... ömrü başa vurdun altmış yaşında altmışın üstünde durup yaşında artık senin için durudğu zaman benim çün dolaşır gün olur akşam... vakit geçer sen benden uzaklaşırsın ben sana günbegün yakınlaşırım... BAHTİYAR VAHAPZADE |
Geceye şiir Kalbim bir çiçektir, gündüzler ölgün; Gelin, gelin, onu açın geceler! Beni yâdedermiş gibi, bütün gün Ötün kulağımda, çın çın, geceler! Geceler çekmeyin benimçin hüzün, Gelin siz, ruhumu tenimden süzün; Bırakın nâşımı yerde gündüzün, Gölgemi alın da kaçın geceler! 2 İnsanlar içinde en yalnız insan; Düşün, taş duvara başın gömülü! Ve kapan sükûta, granitten, taştan, Mazgallı bir kale gibi örülü. Gözünü tavandan ayırma ki, sen, Üşürsün, gölgeni yerde görürsen. Dikilir karşına, mumu söndürsen. Ölüler içinde en yalnız ölü... NECİP FAZIL KISAKUREK |
NE İSTER NEYİ ÖZLER BİLEMEDİĞİM YAR Sana yıldızları indiremesem de, Onlara ulaşabiliyorum senden bir haberle Her an beni unuttuğunu bilsem de, Hiçbirzaman unutamıyorum senide sevgimi de, Seni içimde doğuran özlem, Öldüren... Seni öldüremem ki ben,. Külünden doğan kuşa benzersin bu yüzden Şiirler şarkılar söylüyorum sana Ama sen dilimi bilmiyorsun Bende tatlı bir düş içinde tutsaksın Ama sen benim düşlerimi bilmiyorsun Birde tutsak kalmayı sevmiyorsun. Bir mektubun var kırlangıcın çatal kuyruğunda Pencereni açık bıraksana yar. Ne ister neyi özler bilemediğim yar! Çocukluksa... Bende senin için rengarenk bilyeler var, Mutluluksa.. Hayatta bolca keşfedilmeyi bekleyeni var, Umutsa... Gökyüzüne bak ne renk var, Kısacık ömründeki bir tek soluğu kaça yeniden alırsın söylesene yar. Sensiz günüme bir yenisini daha ekle yar. Bende sensizlikte tükenmeyen sevdan var. Elçin Orhan |
deli dolu geçtik ateş hatlarından sevgim korkuyla beraber büyüdü içimde sevdikçe korktum korktukça daha çok sevdim er geç birbirini boğacaktı bu duygular biliyordum neden sonra farkına varıyor insan ayağına takılan bütün taşları yoluna kendi döşediğinin senin yarınlara inancın benden yüklüydü daha cesaretliydin planı çatılmamış yarınlara ektiğin umutlar er geç açacaktı biliyordun deli sevdalı çocuk ruhumun nicelerinin uğruna kıyametler kopardığı değersiz değerlere sırt dönmüş güvenli saflığında bir sonsuzluk buldun kendine ve hayatımızın resimlerini çizdin duvarlarımıza sonra birden yeşil bir kentte ılık bir yaz gecesine astın beni sevdalı ömrümün dakikası beş para etmedi ödedim cümlelerim seni taşımaktan yorgun düştü son sözün ve son anın efendisi olmaya bilenmiş yüreğine yenildim geçmişten nefes alıp geçmişe nefes verdim anılar kemirdi yüreğimi felç oldu hislerim zamanın çoktan dibe çöktüğü kum saatimin belinden tek bir saniye bile süzülmüyordu ters çevirmeye cesaretim yoktu çünkü yeniden başlayacak bir hayatın korkağı olmuştum aşkların sonrasında hüzün vardır ya sen hüznü boğarsın ya da hüzün seni boğar ama birisi kanatlarını kırarsa eğer yaralı kuş rolüne soyunacağına yürümeyi denemelisin hayata dönmelisin bunları düşünebilmek bile kendime dönüşümdü ve sonunu infaz ediyordu içimde o gece yüreğimden sağ çıksaydın eğer ölen ben olurdum o gece hayatın lekesiz bir anında seni intihar ettim şimdi katil benim artık güncemde bir boşluksun yavaş yavaş taze anıların altına gömülüyorsun ve sana ait sandığım her şeyin aslında benim olduğunu öğreniyorum hiçbir duygunun tek ilhamı değilsin kendimi keşfettikçe seni kaybediyorum ve ufkuma sensizliği korkusuzca geriyorum Kahraman TAZEOĞLU |
İSTERSEN AL GÖTÜR BENİ Ölümsüz gülüşünle başlıyorum Her güzelliğe her sevince Bir yağmur ince ince Sürerken beni başka zamanlara Zamanla yorgun hanlara Dönüyor işte gördün herşeyim Kuru topraklar gibi dağılıyor belleğim Sınırsız bir boşluğu süre süre Yorgunum çok uzaklardan geldim Kaygılar sıkıntılar yaşadım uzun uzun Korkuyu yakından tanıdım Ölümsüz düşmanı oldum korkunun Şimdi bakışınla bağlanıyorum Kocaman bir dünyaya umutla Bir akşam aşılmaz kaygılar Çağırırken beni sonsuzluğuma Sıcaklığın beni alıştırıyor Soğuk ve yağmurlu akşamlara Üşümüş bir kedi gibi sığınıyorum Ellerine ayaklarına saçlarına. Afşar Timuçin |
Yurtta Sulh Cihanda Sulh Eh ne yapak hemşerim? Yurtda sulh, Cihanda sulh! Bulgar mı? Allah kerim. Yurtda sulh, Cihanda sulh! Aman ha aman aman, Hiç boşuna ağlaman, Bize umut bağlaman, Yurtda sulh, Cihanda sulh! Evet Bulgar domuzu, Asıp kesiyor sizi. Siz de anlayın bizi! Yurtda sulh, Cihanda sulh! 'Öyle deme be gardaş, Baş kesiyor Bulgar baş...' Ne yapalın arkadaş? Yurtda sulh, Cihanda sulh! Yunan da uzattı dil, Tutturdu oniki mil. Fakat önemli değil, Yurtda sulh, Cihanda sulh! 'Yahu yirminci asır, Yamyamlar hür, Türk esir' Yani bizde mi kusur? Yurtda sulh, Cihanda sulh! Şimdi desek Türk heder... Elâlem Turancı der. Neme lâzım birader. Yurtda sulh, Cihanda sulh! Özbeöz gardaşız be... Bulgar vururken darbe, Hala mı tövbe... tövde... Yurtda sulh, Cihanda sulh! Düşmüşsünüz denize, Ârif ne yapsın size? Atamız dedi bize, Yurtda sulh, Cihanda sulh! Ozan Arif |
ACI BUDUR Sen gittin Herşey yarım kaldı Herşey değişti Kuşlar bile uçmaz oldu Dağlar bile durgun Ne senden haber ne sesin çıkıyor Bu koca dünyada kalmışım yalnız Ne desem değişmiyor Gözyaşlarım dinmiyor Acım geçmiyor Herşeyim gitti Sen gittin Bir yanım ölü Bir yanım kan ağlıyor Ne kaldı ki Bu çile benim Bu keder benim Ölsem ne fark eder Ne bu dünyada benim oldun Ne öbür dünyada benim olursun Her yerde sensizlik Oysa nasıl sevmiştim be Her şeyim dedim Canım dedim Ölürüm dedim Ama gitti Olmadı benim olmadı Benim değil o Kader kısmet derler ya Benim yazımda bu Sensizlik. Zeynep Şahin |
* Emanet * * Emanet * Emanetse bu can bedende O zaman nedir ki bu elem üzüntü niye Mademki terk edecekse seni, bir gün bir yerde Hazır ol emaneti teslim etmeye Hüseyin Topçuoğlu Hüseyin Topçuoğlu |
Çağırsan Gelirim Bir zamanlar seni sevmiştim Üstelik uzaklarda olmana rağmen Ama seni sevdiğimi söyleyemedim Kim bilir şimdi sen nerdesin. Ne yapıyorsun bilmiyorum Hayatında başkaları vardır belkide Bense yine kalem elimde Bembeyaz kağıt ise önümde. Senin yanımda olduğunu hayal ederek Bir şiir daha yazıyorum sana Kim bilir belki bir serap görüyorum Uyumadığıma rağmen. Bir hayal görüyorum ne görürsem Göreyim hep sen varsın aklımda Biliyorum ki sen nerdesin Ben nerdeyim ama bunu iyi bilki Çağırsan gelirim. Emrah Seyfeli |
Adın Aşk Şimdi Senin büyük gürültülerin içinde sessiz sedasız alev alıyorum aklımı tuz buz ediyor yalnız bakışların ve hep kanıyor fotograflar şimdi ben aşk denilen makamdayım ağdalı... ağır aksak... bir gezegenin adını ezberliyorum yıldızları daha çok seviyorum ve hiç kimsenin bilmediği sancının içinde bazen sen oluyorum benden habersiz... içimden geçen tüm şarkılar önce sana uğruyor sonra gelip bir güzel... beni dağıtıyorlar rüzgarlara küsüm kokununla sarhoş edip dalga geçiyorlar ve hüzzam makamının kapısında bir kor aşık biliyorum bazen bana benziyor bazen sen oluyor kimliğini tam bilmiyorum... ama gülüşü çınlıyor... martı çığlıkları geçiyor istanbul sen kokuyor doğduğum yeri aklıma getiriyor bütün yolculukar ve kendi memleketimde kendi iç yolculuğuma yabancı ve hiç bir gişede mutluluk bileti kesilmiyor... beni bilirsin yağmur gibi adamım ağlarsam bütün şehir ağlar gülersem... ya kıyamet kopar .... aldatıyorum kendimi hasretle bünyem kaldırmıyor ihaneti ama böğüren bir hayvan var içimde mutlu mutsuz kemiriyor beni sömürüyor sensiz bir zehir biliyorum felç ediyor öldürmüyor yaşatmıyor aynı zamanda hangi aydayız hangi zamanda saatler çiğniyor diş aralarında beni ve seviyorum kahretsin unutuyorum her saniye hatırlayarak seni yine bitiyor yine başlıyor yine ölüyorum ben hangiside yaşıyorum bilmiyorum... 'haziranın ortasında çığlık çığlığa kar yağıyor... ve ben eriyorum bir kadının içinde...benliğim aranıyor... hükümsüz bir aşık bulunursa tanınır sevgisinden... herşey şimdi sen olmaya hazırlanıyor' Mustafa Yanardağlı |
Annem Öldü Mü? ne hız ellerini üzdün dünyadan balanı tek koyup nereye gittin? nasıl yok oluyormuş bir anda insan sanki bu dünyada hiç yok imişsin.. güneş gurup etti... oda karardı... bir anda yok oldun sen hayal gibi. şimdi düşünürüm senden ne kaldı.. gönlünde hatıran kara hal gibi... beni boya başa yetirdin anne bize borçlu bildik her zaman seni sen beni dünyaya getirdin anne bense yola saldım dünyadan seni... sen bana beşikte ninni çalmışsın bugün ninni çalsam sana ben de mi? senin şirin şirin ninnilerini sana gaytarayım cenazende mi? "uykun şirin olsun" diyerdin bana "uykun şirin olsun" deyim mi sana gerek ben başına dönüm dolanım, beni hayat için hep uyutanım, söyle ölümçün nasıl uyutayım seni ben bugün? bu nasıl dünyadır anlayamam ben, cilvesi cürbecür, rengi cürbecür dün öz nefesiyle seni isiden bugün buza dönüp, taşa dönüptür bu nasıl dünyadır... insanoğlunun hayali göktedir kendi yerdedir... sağken omuzunda hayatın yükü ölende ceseti çiyinlerdedir... bu nice dünyadır bu nice dünya ölüm hakikat hayatı rüya derdimin gamımın ortağı sendin niye yüz çevirdin ya niye benden?... "derdin bana gelsin" hani diyerdin niye dert ekledin derdime ya sen annem, kimse seni darıltmamıştır, ben seni ben seni darıltan kadar. şimdi kime açsam derdimi bir bir kim benim derdime yanar sen kadar? evin her yerinde görülür yerin gözüm ahtarcıdır anne ey anne "ninem" "hani" diyor küçük azerin ne cevap verem ana ey ana bilmem bilmem bilmem bu ölüm nedir hayat var iken nefesin ey anam hala evdedir kendin yer altında taşa dönmüşsün bugün yedin oldu... annem yedi gün, bizimle beraber ağlar odalar sana yalnız sana sana demek için gönlümde ne kadar bilsen sözüm var... annem ısmarlandın anne toprağa bu ölüm sineme çekti dağ benim sen benim arkamda benzerdin dağa sanki de arkamdan uçtu dağ benim... ömrü başa vurdun altmış yaşında altmışın üstünde durup yaşında artık senin için durudğu zaman benim çün dolaşır gün olur akşam... vakit geçer sen benden uzaklaşırsın ben sana günbegün yakınlaşırım... Şubat 1963 Bahtiyar Vahapzade |
Hepsi Bu Değişen ben değilim dönüşen savaş yaşlanmakla ıslanmak aynı şey: bir yağmurun gölgesinde ihtiyarlanmak şimdi ölüm bile yetmiyor acılarımızı tartmaya dostlar alıngan bir sahili pinekliyorlar bir merhabayı bıçaklar gibi artık selamlaşmalar değişen ben değilim dönüşen savaş artık zaman bile yetmiyor yaşadığımızı sanmaya yine de ışıklar bu kenti güzelmiş gibi gösteriyor geceleri... geceler... yani Ahmet Haşim in kafiyeleri... seni aklıma düşüren yerçekimi değil yalancı yıldızlar öyle uzaksın ki üflesem soğuyacaksın sarılsam okyanus bir aşka yetecek kadar ve anımsatacak kadar sebepsiz bir ölümü, acılarımız ve kafiyelerimiz var... işte hepsi bu kadar... Yılmaz Erdoğan |
Mutlu musun ? Mutlu musun yokum artık? Hiç olmadığım gibi yok ettim kendimi sende... Yılları derleyip topladım yüreğimde Kilitler vurdum en derin mahzenine anılarımın Sessiz sedasız geldin... Bir enkaza koyup gittin. Mutlu musun? Sevgimi sorguladın, katli vaciptir dedin sonunda Kırdın kalemi.... Ya yüreğimi? Mutlu musun ey mavi gözlü yalnızlık? Söylemek istemediklerimi aldın dilimden nihayet Nihayet isyanlarımı tetikledin Sessiz sedasız yazıp çizerken sevgini Bir gök gürültüsüne iliştirdim ben sana nefretimi Mutlu musun? Oysa ben bende yaşa istedim Sen olmasanda sensizliği sevmiştim... Bir şey istemedim,beklemedim... Çok mu sustum diyorum kendime şimdi Ya da çok mu sağır oldum? Çok mu kör? Nerde hata ettim? Çok mu bekledim seni? Çok mu tükettim yoksa hiç olmadığın halde? Mutlu musun? Bak yokum artık... Gittim... Gelmeyeceğim, bir daha bekleme! Çiğdem Selçuk |
Piknik Terinos bu Pazar Hanımı ile beraber piknik yaptı Bir ağacın gölgesine yattı horladı. Köfte dumanı ile uyandı Keliternos mangalı yakıp Köfte kızarttı Çayı da piknik tüpte demledi. Terinos köfte yedi, Üzerine üç bardak çay içti, Tekrar ağacın gölgesine uzandı, Horul horul horladı. Akşam oldu, evlerine döndüler, Terinos bu Pazar piknikte Üzerinden stres attı Ufak tüpte demlenen tavşan kanı çaydan Üç bardak içti, ağacın gölgesinde kendinden geçti. Amcası Benekliporos’u dinlemedi aksine Köfte yedi Kekik suyundan da hiç içmedi. Tütün tabakasını yanından eksik etmedi. Terinos iyi dost Bunları yaparken çok samimiydi. Mehmet Akif Tiryaki |
İnsan bazen güzel sözler duymak ister. El ele dolaşırken sahil kıyısında, Duygu dolu bir şiiri dinlemek sevgiliden, Rüzgarın ılık esintisinde yıldızlara kavuşmak, Derin bir soluk alırcasına yıldızları avuçlamak yakalamak ister. Dalgaların savurduğu damlacıkları teninde hissederken, Kalıcı aşklara dair ne var sa içini dökmek ister. Deniz de parıldayan ışıltılar da sevdiğinin gözlerinde aşkı okumayı bekler. Sevenin kalbi kabuğundan sıyrılıp bir dikeni atar gibi deriden kopmak ister. Bir tatlı gülümseyişte bin umut besler. Ruhunun derinliklerinde saklı tüm incileri kum tanelerine serpmek, Arzularını sızılarını çığlıklarını sevgiye dair ne var sa paylaşmak ister. Ay ın karanlığı güneş gibi yakar tenini aşığın, Aşk ürkek bir çocuk gibi savunulmak yeni doğmuş bir bebek gibi ilgi ve sevgi ister. Anlamayana aşk karabasan bir romandan beter. Bir dokunuş, Bir bakış, Bir gülüş aşkı anlatmaya yeter. Aşık olmak ve aşka layık olmak Aşkı yaşamak ve sürekli kılmak yürek ister. tarık sasaoğlu |
Bodrum Akşamında Düşün ki ozansın şiir yazarsın Doğan Ümit Aksel'dir senin adın Bir yaz akşamında Bodrum'dasın Uzanıp gökteki gülen mehtabı Denizden yakamozları yakalarsın Ekmek ağzındaysa aslanın Peşinden koşuyorsa insanın Onlara boş gözlerle bakamazsın Masanda peynir ekmek kavun rakın Birde yanındaysa güzel bir kadın Sevişmez de be canım ne yaparsın Doğan Ümit Aksel |
İnsan arar durur gülümseyen bir çift gözü. Bir yaşlının bakışlarındaki acı, Bir gencin dalgın duruşundaki hüzün, Bir çocuğun buruk ifadeli yüzü. Asık ve öfkeli simalar üşüşür. Sis çöker üzerime önümü göremem. Suçluluk duygusu kaplar benliğimi. Ayaklarım benden habersiz yürür. Ruhlar alemi adeta hayalet gemi limanda. Koyu bir ıssızlık bu nasıl işkence. Riyakar suratların sahte gülüşleri. Proğranlanmış bir robot gibi karşımda. tarık sasaoğlu |
Ebru(li) Delice sayıklamalar Sevdaların olmalı Başın düştüğünde yastığa İnci bir köprüden geçmeli düş ülkesine Kağıttan bir kayık taşıyabilmeli Mısraların kıyısına Çakıl taşları fısıltısında Şarkılarını duyurabilmeli gece. Kavgaların da olmalı Yumruk sıkımında inmeli öfkeler Büzüşen dudaklarında Kilitsiz küfürler Namus belasına inat Mor pişmanlıklar olmalı bedeninde Ve parmak izleri yitik isimler Sevişlerin olmalı Tülden siyah gecelik altına Aşklar konmalı kelebek kanadında Teninde tek tek kabarmalı nefsin Dudaklarında tadı sevgilinin İki kadeh tokuşmalı Ve hırçın bir tango soymalı seni ulu orta Gidişlere inat, gelişlerin olmalı Suskunluğuna bıçak bıçak saplanmalı gülüşler Keşkelerin hasır altından çıkmalı Gözyaşına sebep her isim kanamalı Hatta korkmalı Ekmek arası katık et sancıları Ve gebe kal başı dik duruşlara Gölgeni koyabilmelisin cebine Adımların mehter ritminde Şehir titremeli gelişinle Gelişinle mevsimler değişmeli Nisana taşınmalı hazan sarısı Marta sarılmalı Temmuz güneşi Ve bir dalga düşmeli saçlarından Teninde tuzunu tatmalı aşk. Hani sen yazamazsın ya Koca şehir seni yazmalı Ay düşen ebruli rüyalara. Ve bil ki aşk lazım sana Kalemindeki suskunluk bu yüzden Hadi, pencereyi arala. Arzu Altınçiçek |
Hepsi Bu Değişen ben değilim dönüşen savaş yaşlanmakla ıslanmak aynı şey: bir yağmurun gölgesinde ihtiyarlanmak şimdi ölüm bile yetmiyor acılarımızı tartmaya dostlar alıngan bir sahili pinekliyorlar bir merhabayı bıçaklar gibi artık selamlaşmalar değişen ben değilim dönüşen savaş artık zaman bile yetmiyor yaşadığımızı sanmaya yine de ışıklar bu kenti güzelmiş gibi gösteriyor geceleri... geceler... yani Ahmet Haşim in kafiyeleri... seni aklıma düşüren yerçekimi değil yalancı yıldızlar öyle uzaksın ki üflesem soğuyacaksın sarılsam okyanus bir aşka yetecek kadar ve anımsatacak kadar sebepsiz bir ölümü, acılarımız ve kafiyelerimiz var... işte hepsi bu kadar... Yılmaz Erdoğan |
Korkma bir tanem, ben buradayım Namlunun ucunda duran mermi gibi tetikteyim Sen bana bakmak için yorulma sakın Ben senin baktığın her yerdeyim Sigaranı yiğitçe yak ve karşıma keyfince kurul Seni mağlup etmek isteyen düşman karşısında beni bulur Biz bir kere söz verdik mi, sözümüz namusumuz olur Korkakların işidir sinsi sinsi dolaşmak Palavralar atıp iftiraya bulaşmak Onları boş ver sen Hayatta bir sen bir de ben Feleğin çemberinden kaç kere atlamışım Dertleri, kederleri toplayıp katlamışım Ben seni unutmak için sevmedim ki Benim hançerim senin yanında kedi yavrusu olur Gözlerim şahin yuvasında bir annenin bakışı Senin sırtın benim sırtım gibi güvende durur Ben seni unutmam, unutamam Korkma bir tanem, ben buradayım Namlunun ucunda duran mermi gibi tetikteyim Sen bana bakmak için yorulma sakın Ben senin baktığın her yerdeyim seyit burhanettin akbaş |
BİR KEZ DAHA kocaman sözler edebilmeli insan küçük gölgelere sığınmadan acıyı sevmeyi de öğrendim senle ahh acı çektiğini görmesem ___ne yere sığar ne göğe ___yokluğun sabitsin işte ve bir sırt ağrısı kadar yakın sızlıyorsun ya en derinde en özlediğimsin sahip olamadıklarım içinde ___ne bana yeter ne sana ___çokluğun doğmalıymış insan ve doymalıymış bir ömre bir hayat bir hiçken çok şey olabiliyormuş bir günlük vuslat özlem dolu yüreğe ___ne sana doğdu ne bana ___güneş yakarışımda saklı yalnız sana adadığım köklü sevdam bir damla terin düşer ya alnıma işte o an son bulur çatallanmış puslu tasam ___ne seni anlar ne beni ___dünya Bir kez daha avuçlarımdan akmalı yüzünün kokusu, sıcağında erimek yemin olmalı dudaklarımda.Kıyısına adın yazılmamış umman kalmamalı.Duyduğumda sesini, yer gök yarılmalı, özleme bulanmış kanım durmamalı damarımda.Şükretmeliyim uykuya en yakın olduğum an ve uyandığım ilk dakika.Çünkü….Çünkü sen bir armağansın bana... Bil ki bir kez daha karışmazsa bakışlarım bakışlarına.... ___ne seni kabul eder ne beni ___ölüm MeHTaP |
Ağıt ve Raks Ben oyumu felakete veriyorum seyda sana dönük yanımda çengiler mat oluyor saadet-zedelerin morga çevirdiği bir dünyada bana alevden kostümlerle dans etmek düşüyor ve seyda ben oyumu felakete veriyorum Yolum uzadıkça kabaran direncimi her düştüğüm yeri öperek bileyliyorum kolay gele demek de nerden çıktı seydam gürbüz doğumlarda bir nice ananın harcandığını imbatla gelenin kabayelle gittiğini biliyorum senin aldanmak dediğin bana merhem oluyor gördüm kışı zorlu geçmeyen yılın baharını da saksıya dikme gülleri ilk güneşle soluyor işte bu kısrak yokuşta çatladı demen için seyda dünyanın tüm düzlüklerine kin besliyorum. Geç bi yol, nazlı güleryüzlü şiirler yazamam ben esenlik şölenleri bitti vakt-i cerağanda vakt-i kahırda hüzün fasılları demidir bu dem gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta ama ne Raks'ı ne Ağıt'ı ben Endülüs'ü evetliyorum Artık bol kahkahalı çok şükürleri bıraktım esenlik bildirilerini harcıalem mutlulukları denizi uslu gösteren kartpostalları yaktım fakat seydam bir avuç külü yakamadığım için ben oyumu felakete veriyorum. Mustafa İslamoğlu | |
Her şey yeni bir başlangıç sanki.. Bir bebeğin gülüşü kadar sıcak, Bir kadının ağlaması kadar içten... Ruhum kapılmış gidiyor bu içtenliğe.. İlham veriyor sanki ruhum bana.. Bugün ne yapsam boş sanki ama.. İçimdeki o büyük fırtına.. Kopucak sessizliğin uğultusuyla... Hissediyorum bugün hissediyorum... Yorgun, hasta ve hatta evde olsam bile.. İnleyen rüzgarı dinliyorum bugün... Bugünler hep başkaydı..Yarın da başkaydı.. Başkalar hep başkaydı... Birileri olsa bile hep kimsesizdi günün... Acı çekse de ruhun belli etmez bedenin... Gene sarhoş akşam, gene çarpıyor yüreğim... İzmir' in hiç bitmeyen hasreti oldu yüreğim... Sensizlik olsa bile... Sensizliğe alışmış hayallerim... Savrulur rüzgarda,savrulmuş bedenim ebru safir |
Kehribar Koyusu(aruz) ........... ya tesbihin imamesinde kehribar koyusu ya sen bu hüznü yaşayan büyücünün karısı ya ömrünün silinen on sekizi çok yorucu ya öldüren cevelanda geleceğin akışı ......... ya görmeden göreceksin bahaneler taputu ya dehlizin sonu hüsran yazılacak kitaba ya derdini ilanından alacaksın bu yolun ya kaptıran seferindeki aldıracağın hisara ......... şu ol,bu ol, sebebinin tevatürü ol soyun benim ol dendiği serdar ol ekreminde soyun Me fâ i lün / fe i lâ tün / me fâ i lün / fe i lün Ahmet Serdar.. |
SENİNLEYİM Uçurumsan akarsu ışıksan pervaneyim ne kadar derin düşsem o kadar şelâleyim Girdap isen ilk damla semahsan semazenim ne kadar başım döndürsen o kadar divanenim Ateş isen küllenen düş isen düşleyenim ne kadar sende isem o kadar kendimdeyim Ali Rıza Kars |
Canım İstanbul Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar. İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim; O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim. Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur; Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur. Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale, Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale. İstanbul benim canım; Vatanım da vatanım... İstanbul, İstanbul... Tarihin gözleri var, surlarda delik delik; Servi, endamlı servi, ahirete perdelik... Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at; Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat... Şahadet parmağıdır göğe doğru minare; Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?.. Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet; Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet... O manayı bul da bul! İlle İstanbul'da bul! İstanbul, İstanbul... Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği; Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği. Oynak sular yalının alt katına misafir; Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir. Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar, Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar... Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi? Cumbalı odalarda inletir "Katibim"i... Kadını keskin bıçak, Taze kan gibi sıcak. İstanbul, İstanbul... Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler! Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler... Eyüp öksüz, Kadıkoy süslü, Moda kurumlu, Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu. Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından. Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar; Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar... Gecesi sünbül kokan Türkçesi bülbül kokan, İstanbul, İstanbul... Necip Fazıl Kısakürek Acı Şiir Bir yerleriniz yaralanmıştır mutlaka, ya düşmüşsünüzdür çocukken, ya da incinmişsinizdir aşıkken Kapanmaz sandığınız ne yaralar kapanmıştır Durmaz sandığınız ne kanlar pıhtılaşmıştır kabuk bağlayıp Hani efkar bir sis gibi çöktüğünde başınıza Bir yüz ararsınız Tüm yüzlerle yerdeğiştiren gözlerinizde Yaranızı kanatan Hep ağrıyan yerinize değmek istercesine Mazoist bir duygu çöreklenir beyninize İşte o zaman Yalnızlığın atlıları Boşanıp dizginlerinden Karanlıkları getirirler doludizgin Bir dönülmez sefere çıkar düşünceler Tozduman içinde göz gözü görmez Ve anlaşılmaz sesler Çıkararak Bağırarak Haykırarak Duyulmak istersiniz Duyulmazsınız Kanayan yerleriniz görünmez karanlıkta Yalnızsınızdır yalnızlıkla Yüzler silinir Acılar diner Gün ışır Yorgun bir gecenin sabahına Yaşananlar zamana karışır Ve insan yeni acılar için Geçmiş acılara alışır. Oğuzkan Bölükbaşı |
Hiç tanışamadık galiba senle Gördüğüm kadın sen, Belki, Hiç sen olamadım… Ne anlamın olduğunu, Kime yazıldığını kadınım Hiç anlayamadım… mahmut koray biber |
Nasıl yavaşlar kalbim yerine döner mi bir daha bak karnımın üstünde bir ateş nasıl da titriyor düşüncelerim ya gelmesen nasıl eskisi gibi olabilirim En iyisi uyumak sen gelene dek aklım kalmaz yoksa ama ya gelmesen şimdi nasıl geçecek şu iki saat bak gittikçe geriliyor her tarafım ya gelmesen nasıl dönerim yokluğuna bir daha karnım ağırlaşıyor göğsümde ağrılar dolaşıyor şimdi ne yapsam aklımı nasıl durdurabilirim şimdi En iyisi uyumak ama ya gelmesen nasıl uyanırım masum elmas gül |
DESEM Kİ Desem ki Vakitlerden bir nisan akşamı Rüzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini Ormanların en kuytusunu sende görmekteyim Senden kopardım çiçeklerin en solmazını Desem ki Sen benim için hava kadar lazım Ekmek kadar mübarek,su gibi aziz bir şeysin Nimetsin nimettensin Desem ki İnan bana sevdiğim inan Bırak ben söyleyeyim güzelliğini Rüzgarla,nehirlerle,kuşlarla beraber Günlerden sonra bir gün şayet Sesimi fark edemezsen Rüzgarların.nehirlerin,kuşların sesinden Eğer sesimi fark edemezsen Bil ki ölmüşümdür Fakat yinede üzülme Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini Ve Neden sonra tekrar duyduğun Gün sesimi gökkubbede Bil ki mahşer günüdür Ortalığa düşmüşüm Ve seni arıyorum demektir….. Cahit Sıtkı Tarancı |
Ben oyumu felakete veriyorum seyda sana dönük yanımda çengiler mat oluyor saadet-zedelerin morga çevirdiği bir dünyada bana alevden kostümlerle dans etmek düşüyor ve seyda ben oyumu felakete veriyorum Yolum uzadıkça kabaran direncimi her düştüğüm yeri öperek bileyliyorum kolay gele demek de nerden çıktı seydam gürbüz doğumlarda bir nice ananın harcandığını imbatla gelenin kabayelle gittiğini biliyorum senin aldanmak dediğin bana merhem oluyor gördüm kışı zorlu geçmeyen yılın baharını da saksıya dikme gülleri ilk güneşle soluyor işte bu kısrak yokuşta çatladı demen için seyda dünyanın tüm düzlüklerine kin besliyorum. Geç bi yol, nazlı güleryüzlü şiirler yazamam ben esenlik şölenleri bitti vakt-i cerağanda vakt-i kahırda hüzün fasılları demidir bu dem gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta ama ne Raks'ı ne Ağıt'ı ben Endülüs'ü evetliyorum Artık bol kahkahalı çok şükürleri bıraktım esenlik bildirilerini harcıalem mutlulukları denizi uslu gösteren kartpostalları yaktım fakat seydam bir avuç külü yakamadığım için ben oyumu felakete veriyorum. Mustafa İslamoğlu |
ANİDEN Bu nasıl bir acı Bir acı var içimde hiç bir şeye benzemiyor İmkansızlığın korkusumu... Sevginin verdiği ızdırarmı Nedir bu adını koyamadığım Çaresizliğim gün gibi açık Sabır...gönlümün söylediği Gönlümün her defasında duyduğu şarkı Nakarat gibi dilinde sabır sabır Gelmeyecek sanki beklenen günler Değmeyecek mi...?beklerken geçen yıllar seneler Satırlara dökülen tek tek heceler Bir dileğim var yalnız Rabbimden Kavuştur artık bizi Hiç beklemeden... Aniden... Ayla Yaşar |
ÖNCE KİM TERK ETTİ BENİ Ellerimden aldılar yüzünün haritasını İçimden siliyorlar.. Dur diyemiyorum.. Yılların getirdiği her şeyi Bir yalana sildiriyorlar şimdi Sessiz telefonların Gözyaşlarında akla gelen numarasını İsimsiz bir kimliğe yakıştırıyorlar şimdi.. Gidişinden bir ömür geçti sanki Söylenmeyen sözlerin mahkumiyetin de Yaşanıyor yalancı karlar Zaman sensizliğe sürüklüyor Etrafta tanıdık yüzlerin hala acınısı bakışları. Değişen ben değilim,değişen ne şimdi... Kim gitti önce benden.. Kim terk etti beni.. Zamana yayılan ayrılık kokusu.. Sevda değil şimdi.. Kabuk tutmayan yaraların alışıldık sancıları var yine bu gece. Bu sabah kalktığımda yoktun...dün sabahta..yarın da yok.. Önce kim terk etti beni... Aylin Ön |
Adimla Nasil Berabersem hacet yok hatirlatmasina seni hatiralarin bir dakika bile çikmiyorsun aklimdan kosar gibi yürüyüsün karanlikta bir isik gibi aydinlik gülüsün hacet yok hatirlatmasina seni hatiralarin uzak uzak yildizlarla çevrilmis kainatin karanlik bosluklarinda akip giderken zaman adimla nasil berabersem öylece beraberiz seninle her saat seninle her dakika seninle her saniye gönlümüz mutluluga inanmis olmanin gururuyla rahat koltugumuzun altinda birer dinamit gibi kellemiz ve sonra her zaman her ölümlüye ayni sartlar altinda kismet olmiyan gerçekleri görmenin aydinligi alinlarimizda hacet yok hatirlatmasina seni hatiralarin sen bana kalbim kadar elim kadar yakinsin . Attila Ilhan |
Ay dolunay ay seni yaşatıyor bana sevgili yakamozlarla deniz beni uzakları okşuyor ay ışıkları kolların bomboş bilmekteyim hissetmek medcezirlerini bütün denizlerin aşk cığlıklarını evrenin yakomazların çakıltaşlarının tüm şarkıların sesinde baktığım noktadan aydınlıkların yansımasını anılarımın sen ben ve nevbaharın artakalan zamane aşklarından dolunay zamanlarının yarımdan iki karanlık iki ay gelişinden belli mehtap ay dolunay 30.06.2004 Nevin Kalafatoğlu |
DÜŞEN SEVDA Gecenin nemi düştü gözyaşıma Ağlamak yoktu yüreğim Bu son vedada İstemesemde durmaz akar yaşlar Ben gecenin tutsağıyım Boşa bütün çabalar Hem ne olur korkutsa her geçen gece Zaten sen öldürüyorsun beni İlmek ilmek hece hece Gece korkutur sen öldürürsün İkinizde birbirinizden üstün Bir farkınız var şaşırtıcı Ama bir o kadar da kırıcı Gece bir getirir bir götürür O korkunç karanlığı Sen bir getirdin ayrılığı Ne atmak var ne satmak Ne de duymak Düşen sevdamızın dev çığlığını... Ömer Çetin |
İzdüşüm Kayboldu düş Yaşamı esir aldı hüzün Düş müydü yitirdiğimiz Yarınlar mıydı yavaş yavaş uzaklaşan Yakamozlarda Eskidi umut Sağanaklara hükmetti ihanet Hain miydi olmayacak yarınları vadeden zamana İzdüşümlerde / Tenler miydi ak döşeklerde kirletilen Kalp ağrısı değil miyiz artık Sararmış takvim yapraklarında… Özgür Deniz |
Kırlangıçlar Dönendir Sensizliği anlatıyorum şimdi ... kalbime, Paramparça edip bıraktığın düşlerimi ......topluyorum. Sayıyorum bir bir bir elde var ..bir. Binlerce kez ufalayıp atsamda ...etrafa, Yine bu deli rüzgarlarla gelen ..sesindir. Yine, Gidiyorum o mahsun ... ağaç altında Sedirlerin rengi değişmeyen ....dünyama. Dizlerimde uyutup ...... masallarımı, Söylüyorum ki hep, belki .......bu gelendir. Gidiyor ömrümden geçmişte gidenler .... kadar, Ne kadar senli saydığım varsa ...gün. Çok iyi biliyorum ki böyle sürecek .... bu sürgün. Olsun diyorum,gülsün yeterki, ...belki sevinendir. Bakarsın, kırlangıçlar erken döner i ...ikinci yaz. Tertemiz duyguların bu defa .......saflık sayılmaz. Düş diye kandırıldığın dünya ...yanılmaz, Kan bir defa daha, belki ....kırlangıçlar dönendir. Dilek Ünaldı |
Ağıt ve Raks Ben oyumu felakete veriyorum seyda sana dönük yanımda çengiler mat oluyor saadet-zedelerin morga çevirdiği bir dünyada bana alevden kostümlerle dans etmek düşüyor ve seyda ben oyumu felakete veriyorum Yolum uzadıkça kabaran direncimi her düştüğüm yeri öperek bileyliyorum kolay gele demek de nerden çıktı seydam gürbüz doğumlarda bir nice ananın harcandığını imbatla gelenin kabayelle gittiğini biliyorum senin aldanmak dediğin bana merhem oluyor gördüm kışı zorlu geçmeyen yılın baharını da saksıya dikme gülleri ilk güneşle soluyor işte bu kısrak yokuşta çatladı demen için seyda dünyanın tüm düzlüklerine kin besliyorum. Geç bi yol, nazlı güleryüzlü şiirler yazamam ben esenlik şölenleri bitti vakt-i cerağanda vakt-i kahırda hüzün fasılları demidir bu dem gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta ama ne Raks'ı ne Ağıt'ı ben Endülüs'ü evetliyorum Artık bol kahkahalı çok şükürleri bıraktım esenlik bildirilerini harcıalem mutlulukları denizi uslu gösteren kartpostalları yaktım fakat seydam bir avuç külü yakamadığım için ben oyumu felakete veriyorum. Mustafa İslamoğlu |
Acı bir hayat. Bir tek senin aşkın mı aşk? Sen misin sevda yanığı kaçak Ben seni sevdim seveli yandım Yandım,yandım sende söndüm Hayat bana bir dargın bir barışık Her günüm senle karma karışık Çakmak, çakmak gözlerinde ışık Senin sevdan bende, barut fişek Ulaşılmayı beklerken ayrılık İkimizin kaderi olsa gerek Bana ayrılık yazan felek Sensizliğini bana giydirecek Yapma be sevdam ağlama artık Bu kader senin değil benimdir Sana gelen bu ayrılık, firak Bende oluyor acı bir hayat Alaaddin Uygun |
Bir Gün Baksam Ki Gelmişsin Bir gün baksam ki gelmişsin.. Bir güvercin gibi yorgun uzaklardan yar. Gözlerinde bir bitmez,bir tükenmez güzellik Saçlarında ilkbahar.. Bir gün baksam ki gelmişsin.. Gülüşünde taze serin bir rüzgar Ellerin yine eskisi kadar güzel Çiçek açmış dokunduğun bütün kapılar.. Bir gün baksam ki gelmişsin.. Hasretin içimde sonsuzluk kadar. Şaşırmış kalmışım birdenbire çaresiz. Dökülmüş yüreğime gökyüzünden yıldızlar. Bir gün baksam ki gelmişsin.. Ne yüzünde bir gölge,ne dilinde sitem var. Tozlu pabuçlarını gözlerime sürmüşüm Benim olmuş dünyalar. . . Yavuz Bülent Bakiler |
SON CEMRE DERİN VE YALNIZ KARANLIKLARIN ARDI SIRA, KIZILA DÖNEN SEHER VAKTİNDE, GÜNEŞ GİBİ DOĞACAĞIM UFUKTAN GÖRECEKSİN BENİ MAVİLERİMLE DAĞITARAK TÜM SİSLERİ YENİDEN DOGACAĞIM DAĞLARDAN BU DOĞUŞ SANA OLACAK. IŞIĞIMLA CANLANACAK DOĞA FİLİZLER STİL ATACAK TOPRAĞA BİNBİR BÖCEK CANLANIP ÇİĞDEMLER ÇİÇEK AÇARKEN GÜLLER TOMURCUĞA DÖNECEK. BİR KOZADAN BİR KELEBEK CANLANIP UÇACAK RÜZGÂR ÖNÜNDE BİRDEN HAYAT GÖKKUŞAĞI ALTINDA NEŞEYE SEVGİYE DÖNECEK. YAŞAM YENİDEN BAŞLAYACAK. SEN BİR CEMRE OLACAKSIN TOPRAĞA DÜŞECEKSİN SUYA DÜŞECEKSİN GÖNLÜME DÜŞECEKSİN. Cahid Aylar- |
Hüzün Adres Değiştirir Yakışmıyor cepheyi terk edişin, Mert dayanır, namert kaçar sevdiğim. Fazla sürmez hatanı fark edişin, Hasret eken, hüsran biçer sevdiğim. Adet ettin aşk dersini asmayı, Hüner saydın sırra kadem basmayı, Yetti artık çok denedim susmayı, İsyan eden bayrak açar sevdiğim. Nice avcı bende silah sınadı, Geri tepti,sineleri kanadı, Kırılsa da yüreğimin kanadı, Yine açar, yine uçar sevdiğim. Bir resmimiz bile yoksa başbaşa, Revamıdır ben yanayım,sen yaşa, Aşk sunacak sakimi yok sarhoşa, Yine bulur, yine içer sevdiğim. Aynaların farkı kalmaz düşmanla, Tanışırsın doğduğuna pişmanla, Hüzün adres değiştirir zamanla, Benden geçer,sana göçer sevdiğim. Üzerime yar sevdiğin sahi mi? Kalp çalmakta senin gibi dahi mi? Ağlama der dosta aşık Daimi, Bu da gelir,bu da geçer sevdiğim. Cemal Safi |
Adım Sessizlik Kilitleniyorum kendi halime, Odalar üzerime yürüyor, Karanlık adeta bir mızrap gibi kalbimi parçalıyor, Korkuyorum avazım çıktığınca bağırıyorum, Sesim çıkmıyor sadece sessizliği duyuyorum, Sessizlik çınlıyor kulaklarımda, Kitleyen anahtarlar değil, Yürüyen odalar değil, Karanlık bir vahşet değil, Bunları yapan sensin, Benim adım sessizlik beni bile duyabiliyorsun, Kaç,git,bağır,ağla.... Sonunda hatayı yapan yaradan değil, Sensin diyor. Gerçeğe erişeceksin aydınlığa çıkacaksın, Bir gün bu hayattan sende zevk alacaksın, Her hatıra defterinin başına yazılanlar gibi, Hala vakit var,yolun başındasın, Bu yüzden beni adım rüya, Uyan artık diyor. Bir çalar saat'in sesiyle, Gözlerimi açan ben, Hayata sarılıyorum... Artık sessizliğin adımları yerine, Kuşların sevinçle ötüşen seslerini duyuyorum..... Arzu Saim |
HÜZÜN Duyguluysan işin zor, Yaşamda yeniksindir. Duyguluya sor, Ona aşkları da acı verir. Hep bir karanlığa uyanır, yalnız: Düşleri gerçekleri, gerçekleri düşleridir. Aldatsanız, aldansanız, O hep bir karanlığa uyur gibidir. Hiç ölüsü yoktur, Herkes, her şey anısındadır. Geleceği geçmiş'in gözünden okur; Hep bir yangının bacasındadır. Gülerken bir düğündür, acı-son'lu, Aldatılara uğurlayan gelinlerini. Bir çocuk bahçesidir, renk-renk balonlu, Savaşlara uğurlayan bebeklerini. Sinmiş her şarkıya, her uyanı'ya, uykuya, Ölümün yaşayan kardeşidir. Hep sezer, sezdikçe duyguluya Yengiler de hüzün gelir. " Özdemir Asaf |
KIRILGAN Kırılgan bir çocuğum ben Yüreğim cam kırığı Bütün duygulardan önce Öğrendim ayrılığı Saldırgan diyorlar bana Oysa kırılganım ben Gözyaşlarım mücevher Saklıyorum herkesten Ürküyorlar gözümdeki ateşten Ürküyorlar dilimdeki zehirden Ürküyorlar o dur durak bilmeyen gözükara cesaretimden Diyorlar: Bir yanı sarp bir uçurum, Bir yanı çılgın dağ doruğu. Oysa böyle yapmasam ben Nasıl korurum içimdeki çocuğu? Bir yanım çılgın nar ağacı Bir yanım buz sarayı. MURATHAN MUNGAN |
| Saat: 07:56 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık