![]() |
SiSLeR IcInDe InSaNLaR Bir büyük kır bu dünya: Gece vakti ıssız kır cin peri. Bir baş uzanır gibi karanlıktan, Gün ortası biri selam verip geçer, Düşünürüm kimdi. Tenha sokaklarda giderken yalnız, Durdurur bir başkası beni dalgınlığımda; Sallanır iki el, anlatır bir ağız, Kırık dökük sözler kalır akılmda: - Görüşelim, siz şimdi nerdesiniz? Sisler içinde insanlar, çoğu yakınken uzak; Bir yerden tanıyorum, ama nerden? Ardından bakarım, köşeyi döndü mü yok: Bir yarım rüzgar değer gider yüzüme Eski bahçelerden. Uykuların eşiğinde aynı şey: Yılların ötesinden biri Sisler içinde seslenir: -Hatırla! Gölgeler gibi erir uzatsam ellerimi, Buğularda. Sisler içinde insanlar, gün ortası, geceleyin; Hangisi gerçek, hangisi düş, şaşırdım. Daha demin vardı, şimdi birdenbire yok Issız bir kır akşamı Bu benim yaşadığım. Behcet Necatigil |
Öyle çok baktım ki güzelliğe onunla dopdolu hayalim. Gövdenin hatları. Kırmızı dudaklar. Hazla dolu kollar bacaklar Sanki Yunan yontularından alınmış saçlar, her zaman güzel, taranmış olsalar da, hafifçe düşüvermiş solgun alınlara. Aşkın yüzleri, tam şiirimin istediği gibi... gençliğimin gecelerinde, gizlice buluştuğum gecelerinde. (Türkçesi: Erdal Alova) Konstantinos Kavafis |
sen, aşkın ilk ve son tadıydın. kapımı bir kez çaldın, girdin ama bir türlü çıkmadın. çıkmamak için her şeyi yaptın. ne yaptın ettin, gözlerine beni hapsettin. çıkmak istesemde çıkamam. kimbilir neredesin. seni Aramıyorum. yetti canıma. çık artık ezberimdesin. tarık sasaoğlu |
Ben senden önce ölmek isterim.. Gidenin arkasından gelen gideni bulacak mı zannediyorsun? Ben zannetmiyorum bunu.. İyisi mi, beni yaktırırsın, odanda ocağın üstüne korsun içinde bir kavanozun. Kavanoz camdan olsun, şeffaf, beyaz camdan olsun ki içinde beni görebilesin... Fedakarlığımı anlıyorsun: vazgeçtim toprak olmaktan, vazgeçtim çiçek olmaktan senin yanında kalabilmek için. Ve toz oluyorum yaşıyorum yanında senin.. Sonra, sen de ölünce kavanozuma gelirsin.. Ve orda beraber yaşarız külümün içinde külün, ta ki bir savruk gelin yahut vefasız bir torun bizi ordan atana kadar... Ama biz o zamana kadar o kadar karışacağız ki birbirimize, atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz yan yana düşecek.. Toprağa beraber dalacağız.. Ve bir gün yabani bir çiçek bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse sapında muhakkak iki çiçek açacak: biri SeN biri de BeN... Nazım Hikmet RAN http://img440.imageshack.us/img440/1501/helpeq6.jpg |
Dur Dedim Gidene bir baktım sular duruyor bir baktım dağlar durmuyor görüyorum gölgesinde alaca renkli turnalar duruyor akşamları bana kapanan bakışlarını görüyorum sancıyorum sabahları yatağından yalnız kalkıyor kimliksiz bir yüzü acıyla siliyorum ruhumdan ne ki biz yokuz artık öğlenleri bizi şarkılar çalıyor hep seven bir yahudi kız gibi sokulurdu sıcağıma ben o dut ağacının altında, o gökte dolunay kalsana diyorum çoktan gitmiş kendime haykırdığım sesim benden çıkmıyor bir baktım sular duruyor bir baktım dağlar durmuyor ölü çocukların gülüşleri gelmiş karşımda duruyor bir yalan yağmuru yalıyor yüzümün sokaklarını kimse bilmiyor orada kuşluğa kadar ağladığımı aha sesini de almış götürüyor alacakaranlıkta aha gövdemden koskoca bir aşkın ruhu çıkıyor kırk yıldır kendimle cebelleş bir tarih yazıyorum kimi sevsem yolumu bir göğem uçurum kapıyor usangın ıslıklar atıyorum çoktan gitmiş kendime attığım her ıslığı menekşeler kesiyor bir baktım sular duruyor bir baktım dağlar durmuyor baktığım bütün yıldızlar uzayda parçalanmış duruyor duyuyorum uzak zebraların şehvet okramalarını hüzünsever yakın papağanların şarkılarını duyuyorum meğer bakır çalığı bir denizmişim öpüştükçe yarılan bilmiyor giderken bir falcıya emanet verdim aşkımı terketsem de akşamları bir sessiz kuğu göğsümde uyuyor oysa onun da getirdiği öpüşleri vardı dudaklarıma göğün yüzüne özene bezene astığı düşleri vardı dolanıyor direnen ruhu gövdelerin ayrıldığı yerde göğü tırmalar gibi attığı son çığlıklar duyuluyor ben baktım yer duymuyor ben baktım gök duymuyor Fadıl OKTAY |
Birbirimize Dokunmalarımız Korkak Kelebeklerdir, Dokununca Renkleri Yıkılan... Çünkü Küskün Çocuklar İnanmazlar. Ki İnanmak Küskün Bir Çocuğun En Büyük Kan Kaybıdır. Susarım İçimde Bir Yangın Başlar. Dokunsam Arta Kalan Sen, Kül Olan Ben. Taş Duvarlar Yanmaz Bilirim. Büyük Yangınların İsini Giyinirler. Ama Nafile.. Hiçbir Kalem Ve Hiçbir Ben, Sonraki Sayfada Aynı Sen’i Bulamıyoruz. Uzaklar Hep Uzak Kalıyor Sevdaya... Sen Yine De Artık Sesime Düşme. Her Gece Gözlerimden Hatıralar Çalınmış. Bir Denizci Ağ Atmış Yalçınlaşmış Düşlerime... Düşmüşüm. Bir Ses... Giden Gitmiştir Demiş... Susmuşum... Bir Baharın Bedeliydi Bu... Kahraman Tazeoğlu |
BELKİ GELMEM GELEMEM Sen istinyede bekle ben burdayım İçimde köpek gibi havlayan yalnızlığım Çünkü ben buradayım karanlıktayım Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git Çünkü elimi kestim beni kan tutuyor Şarabım bütün ekşi suyum soğuk Yanımda olmadın mı seni daha bir çok seviyorum Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git Yüzünü ıslatmadan ağlayabilir misin Yarı geceden sonra telefon ettin mi hiç Karanlık adamlar hüvviyetini sordu mu Ben senin olmadığını arıyorum Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git Bana ait ne varsa hepsi seni korkutuyor sana ait ne varsa Hiçbiri benim değil Belki ölmek hakkımı kullanıyorum Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git atilla ilhan |
Sesine Uyku Kaçmış Adam Bir Adam Vardı Bu Şehrin Bir Yerlerinde Sesine Uyku Kaçmış Bir Adam Ağlasa Duyardınız Yağmur Şırıltısı Gibi Yağardı Düşler Ormanına Yüzü Silik Bir Adamdı Gözlerinde En Çok Da Gözlerinde Saklıydı Hüznü Bu Yüzden Kısardı Gözlerini Buz Gibi Sessizdi O Sesine Uyku Kaçmış Bir Adamdı Ne Zaman Düş Kursa Çocukluğunun Soğuk Günleri Gelirdi Aklına Gençliğinin Deli Fişek Günlerine Yazgılıydı Yazgısı Vadesi Dolmamış Toprakların İnce Tortularında Saklıydı Ruhunun Gizemliliği Ve Bir Gün Bir Şeylerin İntikamını Bıraktı Ardında Bir Türlü Alamadığı Şapkalı Günlerin Umut Kokan Güvercinleriyle Birlikte Gitti Bu Şehirden Sesine Uyku Kaçmış Adam Gecelerdir Onu Düşünüyorum Uykularım Kaçıyor Kahraman Tazeoğlu |
SENSİZ KALAN BU ŞEHİR Sensiz kalan bu şehri yakmayı çok istedim Mavi bir aleve dönüştürdün kalbimi bir anda Tutuşturmak istedim Beni böyle umarsız bırakıp gittiğin Zalim bu şehri yakamadım Gözlerin dikildi karşıma bir caddenin tam ortasında İnanılmaz güzel bakıyordu gözlerime hafif ıslak En özel en bilinmeyen türleri açmıştı papatyaların Hatıralarınla titriyordu içim Kuşlar kanatıyordu gönlümü Gri bulutlar geçiyordu göğümden Anlamak üzreydim Neronun Romayı neden yaktığını Karanlık bir koridor açıldı önümde anlayamadım Yenik düşmüş bir Napolyon kadar mutsuzdum aslında İntihara kalkışan Hitler kadar çaresiz Yakmak üzreydim ki bu şehri Hatıraların içli bir yağmur gibi boşandı üzerime Kediler geçti birden kavşaklarından şehrin Acı acı miyavladılar gözlerime baktılar Kızgındılar kırgındılar Onlarda tutulmuşlar anladım sana bendeki kadar Onlarda terk ettiğin bu şehri çaresiz yakmak istiyorlar Yakamıyorlar Saçların dikildi karşıma bir sokak köşesinde Her telinde parmaklarımın izleri parlıyordu Benzersiz kokunu alıyordu kıvrımlarından rüzgar Gözleri doluyordu saçlarına bakan kedilerin Her biri bir kenarda darmadağın Çömelip kalıyordu yutkunuyordu Rengi kaçıyordu pencerelerde perdelerin Nereye yürüdüysen bakışın, duruşun, sesin Anladım söndürmeliyim tutuşan yüreğimi Kendimi yakmış olurum yakarsam bu şehri Çünkü sen her şeyinle bendesin Sensiz kalan bu şehri yakmayı çok istedim Nurullah Genç |
Dalıp gidiyorum Kar yağıyor Sensizlik ufkuma Lapa lapa,sessizce. Dalıp gidiyorum uzaklara Doğmayacak gözlere Tutulmamış sözlere Tükenmeyen umutlara. Sabahın sessizliğinde Sararmış bedenimle Dalıp gidiyorum Çocksu Sevincilmle Sensizliğe, Bir çift siyah sessizliğe. A.S.İ |
| Saat: 20:38 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık