![]() |
NEVİN siliyor yine masayı Nevin eğilmiş... güneş vuruyor eteğine başka bir âlem yansıyor ardına... Nevin : hizmetçisi hizmete muhtaç evin güzel kız, alımlı bacaklarını görmen lazım gözlerine bakma sen, hafif şehlâ ama fettan... Muharrem : bakkalın çırağı, yakışıklı *** Nevin'e askıntı habire süt taşıyor eve bebek besliyor sanki - iç Nevin iç, iç... tüm enerjisini silerken harcamıyor tabi geceleri beslemediği kedinin ; tıkırtıları geliyor oda/dan... konuşma öğretiyor kediye önce iki harf ; '' ah '' sonra bir harf daha ; '' o... '' hafif kırık bir tip Nevin dilinde hep aynı şarkı '' bir kereden hiç bişey olmaz '' - daha bişey olmadı ki Nevin... güneş vuruyor yine akşamdan kalma garip gölgesi yansıyor kapıya... banyoda boşaltıyor ruhunu... boşalıyor tüm kirinden işte... tertemiz oldu Nevin kire hazır ve nazır artık... Gökhan CENGİZ |
merhaba.ben korkmaz. şiirimi beğenip sayfanıza eklemeniz beni mutlu etti.teşekkür etmek istedim.dilerseniz,seslendirilmiş iiirlerimede ulaşabilirsiniz. Korkmaz Bıçkın ın yazdığı,Kayıp şairin seslendirdiği ve murat göğebakan,Hatice,çılgın sedat,Nuray hafiftaşın şiir aralarında şan okuduğu piyasada olmayan linkler ! ayrıca http://www.siirdefteri.com/index.php?sayfa=sair&sair_id=12482&sair=Korkmaz%20Bıçkın adresinden korkmaz bıçkının diğer şiirlerinede ulaşabilirsiniz 1- http://dosyam.net/?id=i29exk ( Ölmüme Tek taşayım ) 2- http://dosyam.net/?id=od0gek ( Umutsuz Bekleyiş) Şan,Murat Göğebakan 3- http://dosyam.net/?id=qsb6ly ( Bittim ) Şan Hatice 4- http://dosyam.net/?id=27ju2p ( Mapus sevdam ) 5- http://dosyam.net/?id=cxn34n ( Çocuklarımız ) Şan Çılgın sedat 6- http://dosyam.net/?id=wdiucp ( Şehit Vasiyeti) Nuray hafiftaş 7- http://dosyam.net/?id=d82tq2 (Gün Batışlım) 8- http://dosyam.net/?id=nl1j1o ( Bırak Hayalim sevsin) 9- http://dosyam.net/?id=fu2xv1 ( Ey sevdiğim ) |
Aşk nedir diye sordular bana, hiç düşünmeden koydum ismini yerine, yazıp yüreğimin elleriyle.. Senli anlamlar yükledim sevda şarkılarının her sözcüğüne, her hecesine. Haykırışlara dönüştüler, içimde bir yerlerde.. Sırılsıklam bir özlemdi, Gözlerimden akan.. Damla damla bir ümitle, İçimde oyalanan... Dokunmanın coşkusuyla, Taştı boşaldı birden.. Saklanamaz bir çağlayışla, Kurtuldu esaretten... Umutlarım terketmişlerdi beni çoktan oysa. Mutululuklarsa uzaktılar bana, bir o kadar da ulaşılmaz. Yalnızlık bir yağmur misali yağıyordu ruhuma hiç durmaksızın. Zincirleyip yüreğimi, hapsetmiştim ben de ıssızlığıma kendimi. Ta ki ellerin dokununcaya kadar ellerime.. Atıp yüreğimdeki zinciri bir kenara, açtım bütün kapılarımı sana.. Susturup aklımdan geçen bütün düşünceleri, kulak verdim içimdeki çığlıklara.. Evet, sendin beklenen, Evet, sendin istenen, Eksikliği gözlenen, Yokluğunda özlenen... Bir yanım hep eksik, hep yarımdı yokluğunda. Neyi özlediğimi, neyi beklediğimi bile bilmiyordum. Neyi aradığımı, neyi istediğimi bile fark etmiyordum. Yollarım vardı benim.. Önümü görmeden, bilmeden nereye varacağını, gittiğim. Bazen hızla koştuğum, bazen yavaş adımlarla yürüdüğüm. Yolların sonu karanlıktı, sen çıkmadan önce yollarıma. Asabiydim ondandı, Hep mutsuzdum ondandı, Yıllar yılı saklandım, Gözyaşıyla kutlandım... Bulutların arkasına gizlenmiş güneş misali, korkuyordum sevdaya göstermekten kendimi. Bütün karanlıklarımı çıkarıp aydınlığa, güneşim olup doğdun dünyama. Susuz kalıp kururken ruhum bir toprak gibi, yağmurum oldun, yağdırdın sevdanı üzerime. Cümlelerimin gizli kalmış özneleri, "sen" li oldular, "biz"li oldular.. Umutsuzluklara ait tüm gözyaşlarımı silip, mutluluğa dair damlalar döktüm gözlerimden.. Gidişin de çok ani oldu ya, Gelişin gibi.. İşin doğrusu; Varlığına alışmaktan daha zor oldu, Yokluğuna alışmak. Alıştım mı bilmiyorum, Ama mecbur olduğumu biliyorum. Boşver... Coşkusuda çok güzeldi varlığının, Yokluğunun acısı da, hiç fena değil hani... Seni görmediğim zamanlarda, hani hiç dokunmadığım günlerde, hani bakışların değmediğinde bile gözlerime, bir an dahi düşünmedim çıkarıp atmayı içimden. Senli kelimelerim çığlığa dönüştüğünde, kaybolduğunda yokluğunun karanlığında, sen duymadığında bile vazgeçmedim sana seslenmekten. Düşlere, hayallere sarılıp, günlerce gecelerce avundum onlarla. Sensizlikte de sevmeyi öğrendim seni.. Hasretini de sevdim.. Seninle herşeyi sevdiğim gibi.. Varlığının heyecanı gibi sahip çıktım, benimsedim yokluğunun acılarına da.. Güldüreni de, ağlatanı da, sevinçler yaşatanı da, hüzünlere boğanı da.. Sana dair, sevdana dair ne varsa, benimdi onlar da... Soranlara neden böyleyim, Bilmediğimi söyledim. Yalandı bu, Sensizlikti keyifsizlik sebebim. Gelişinle eksik parçam bir anda tamamlandı.. Sende gördüm ya o an, Sevinçten nasılda ağlandı... Geldiğinde sona erdi tüm acıtanlar, tüm sancıtanlar. Çıplak yüreğinle basıp yüreğime, dindirdin yaralarımın kanayanlarını. Dünyama gelmeden önce kapalıydı gözlerim, açtım gözlerimi, uyandım sevdana. Hiç beklemediğim bir anda, hiç ummadığım bir zamanda tuttun yine ellerimden.. Çıkmazlara doğru giden adımlarımı, döndürüp geriye yürüdüm sana doğru gelen yollara.. Yarım kalmış bir hikayenin bilmediğim bir satırında bıraktığım sevdanı, alıp oradan devam ediyorum kelimelerime.. En güzel dünlerim, en inanılası düşlerimdin sen. Şimdi en yaşanılası bugünlerim, en umut dolu yarınlarımsın benim.. Evet, sendin beklenen, Evet, sendin istenen, Eksikliği gözlenen, Yokluğunda özlenen... Hep "Aşk" Olarak Kalacaksın Sen.. Yüreğimin Kalemiyle Yazılan, Her Satırımda... |
Ölesiye Seviyorum Bana gel Kendinle beraber Kalbini de getir Sonra umutlarını Sonra dualarını Ve hiç bitmeyen Ve hiç bitmeyecek olan Aşkını da beraberinde getir bana.. Maviyi sevdimse senden Dalmışsan hayale senden Senden hep kendimden geçmişliğim.. Şimdi hasretini kokluyorum Senin yerine, Seni öylesine değil Ölesiye seviyorum. Zafer Şık |
hüzün sabahı .... senin suçun yok dağlar kızı sadece bir muammadır adın direk iğneyle işlenmiş sızı ruhumda eksikliğin var kadın senin suçun yok dağlar kızı sen beni benden kopardın bir kısmım var, bir kısmım yar ve yarım sislere boğulmuş içimdeki boşluk dengeyi kuracak bir tılsım ararım yoksa süründürecek beni bu sarhoşluk bir kısmım var, bir kısmım yar ve yarım olmadım seninle, seninle son olmuştuk senin suçun yok ayDer kız derin suların dünü kararttı çehreni boyadığın altın yaldız sığ sularda günü sararttı senin suçun yok ayDer kız ve tanrı, kadını yarattı bahçem talan olmuş gülüm dolu vurgunu yavrusun yitirmiş kuş gibi ağlar şimdi dağlarda bahar, yağmur durgunu çiçeklerin hatrına yağar şimdi bahçem talan olmuş gülüm dolu vurgunu bir acının içinden doğar şimdi hapsolmuşum hesapsızlığına sevdamın bir çılgın küheylan koşturur içimde gem vurmak için boşa çırpınmayın bir anka, bir atmaca, hep başka biçimde hapsolmuşum hesapsızlığına sevdamın bedenim çarmıha çivili, düş üm niçinde kim yıkabilir ki taçsız kıralın tahtını gönlüm taht kurmuş sevda ülkesine çirkin de olsa çöplüğün saltanatını vermez arslanda gelse hiçbirisine kim yıkabilir ki taçsız kıralın tahtını ve gülüm; ölümden öte gelir kendisine umutla sarıldım sarı sevdalara ateşler üzerinde süren serüven pırangada vurulur mahkumlara cezasını çeker suçu işleyen umutla sarıldım sarı sevdalara aşk,mahkum ve pıranga değişmeyen bir ışık demeti saçlarında üslenmiş gözlerimde yanık izler bıraktı kim derdi bu adam senden ayrılacakmış yalancı düş lerin beynimi kararttıı bir ışık demeti saçlarında üslenmiş tüm renklerimi, rengiyle sararttı kuyruklu yıldız savurganlığında gece yıldıza çarpılmış ve sendelemiş gibiyim uykularıma saman yolu gelince yörüngesini kaybetmiş bir serseriyim kuyruklu yıldız savurganlığında gece saçlarına serilsin, yıldızları seyredeyim eline değdiğimde elin bir gül yaprağı solacakmış gibi kadife tenler umutsuz ruhun arzular toprağı mezarı bekler gibi ölmüş bedenler eline değdiğimde elin bir gül yaprağı avuç içlerinde ter, korkak kelebekler bilmem neden ufka dikilmiş gözlerin yarım kalmış bir şarkıyı mı söyler boğazında düğümleniyor değilmi sözlerin yoksa yüzüne kıyamayan bakışımı gözler bilmem neden ufka dikilmiş gözlerin hiç anlayamadığın aşkımı özler zambak duruşu beyaz yanakların güneşe vurulmuş tan gibi kızarır bilmem hangi isyandadır dudakların hangi umutsuz duayı mırıldanır zambak duruşu beyaz yanakların düş kadar yakın,dün gibi uzaktadır gözlerin rengini, deryaya verdi ürkek damlalar yanağında nehir rüzgar esmeyi saçlarından öğrendi ince topuklarında iz, hançerle bir ğözlerin rengini, deryaya verdi mahkum; sularda bir ışık gibi erir bir bilinmezlik sanki, sarar hep beni geçip giden günlerin hesabını sorar birgün bulacakmışım sanki, der gibi gölgesi yosun tutmuş hatıranı arar bir bilinmezlik sanki, sarar hep beni umuttan başlayıp mahşere koşar gözlerindeki yağmur damlaları imbik imbik akıtır içime acısın eritir yüreğimdeki yalçın kayaları ömrüme kurulmuş darağacısın gözlerindeki yağmur damlaları mahkuma tutulup, hükme ağlasın ah işte bilinmiyor timsah gözyaşları hedef benmiyim, yoksa kim bu ağlayan masum eğilip mahkum yalvarışları omzuma yaslanmış,arzularda boğulan ah işte bilinmiyor timsah gözyaşları sevgi tacirinin zincirinden akan kan gönüllere taht kurmuş züleyhamısın saltanata asılı kalmışsın,buklelerinden sonsuza kadar yaşamakmı maksadın bir deryasın, köpükler altında ezilen gönüllere taht kurmuş züleyhamısın in artık babil kulelerinden nerden öğrendin klopatra bakışları ruhun katerina, görüntün kadın hayatına amaç yaptın alkışları soysuzlukla anılır oldu adın nerden öğrendin klopatra bakışları keşke baharda doğan nergis olsaydın dönmez zamanlar içimde titrer avcıya tutulmuş ceylan yüreği hayallerim bir söz ile biter seni sevmiyormuşum cümleciği dönmez zamanlar içimde titrer sen bir hayalin yalan gerçeği bir ah ile yaşlanır zamanlar işte bak adın mazi oldu hasret ile devrilir dev gibi adamlar bir hüzün sabahı adınla doğdu bir ah ile yaşlanır zamanlar çıkmaz sokaktır varlığının sonu güller ve gönüller bir birine benzer kırılmayınca güzelliği hep daimdir baharla açar,kanı boğan renkler sonsuzluk, ressamın tualindedir güller ve gönüller birbirine benzer sevgisini herzaman cömertçe verir sevgi yeşerirse çorak gönüllerde güneş sevinir ay sevinir sevgiliye bir demet gül verilirse eller sevinir gül sevinir sevgi yeşerirse çorak gönüllerde karanlık sularda ay belirir ayDer ufka baktığında güneşle çizgi uzun uzun yol, uzun uzun yol olsun kulaklarında çınlayan şu yaman ezgi yağmur yağmur umut, bulutla dolsun ayDer ufka baktığında güneşle çizgi hayatında isyan,mezarında son bulsun illad |
*Unutursun Mihribanım* "Unutmak kolay mı?" deme, Unutursun Mihriban'ım Oğlun kızın olsun hele, Unutursun Mihriban'ım. Zaman erir kelep kelep. Meyve dalında kalmaz hep Unutturur bir çok sebep, Unutursun Mihriban'ım. yıllar sineye yaslanır; Hatıraların paslanır, Bu deli gölün uslanır Unutursun Mihriban'ım. Süt emerdin gündüz-gece, Unuttun ya, büyüyünce Ha işte tıpkı öylece Unutursun Mihriban'ım. Gün geçer, azalır sevgi; Değişir her şeyin rengi Bugün değil, yarın belki, Unutursun Mihriban'ım Düzen böyle bu gemide; Eskiler yiter yenide Beni değil, sen seni de Unutursun Mihriban'ım. Benide Unutursun... |
Bir Nefes Çek İçine Ayrılığı Kar, fırtına gözlerin Kır’a düştü söylediğim ilk sözün üstüne Perakende satıyorsun sen, ben mecburum Tebessümlerinle ömrüme Vakitsiz geliyor hasretin akla Akşamcının biri kör kütük sarhoş Her adım ayrı bir yük, her bekleyiş umut, eziyet Geçiyor zaman Düşsede ömrüne ak ve hasret Yılların usanmadan biriktirdiği an Zaman en vicdansız haliyle körüklemişti Gözlerin Ah, ah gözlerin Sözlerin tüketirken, bitirirken gülüşlerin, sensizlik eziyetti... Şimdi iki ara bir dere Sıvamadım hiç paçalarımı ben,bölük pörçükken sevda Bilirdim her gelişin yeni bir ayrılıktı Ten’ime –acıtır Mevsimler hediyen, öfkeye gebe zamanlar beklerdi,,, çaresizdim Kimlik bunalımında şimdi aldığım her nefes Hangisi senin için ciğerlerimi gasp etti Kaç kere zehirledin, çekerken içime seni Kimlere kustum, ölüm düşünmemiştim –ölürken ağaçlar yapraksız Adını koyamazken senin... M.K. Vers |
Af Akşamı Af buyruğuyla açılmıştı hapishane kapısı Taşıyordu koca burunlar tıraşlı enseler kara çeneler Dizleri eğri omuzları çarpılmış sırtlar çıkık dökülüyordu Vakitlere kapanmış büyük karanlıklardan Taşıyordu vay dökülüyordu vay Yırtık pis bitli çirkin Sokağı dolduruyordu terli can uğultusu Geçiriyordu avucunu şaşkınlıkla saçından saçından 9 yıl yatmış Kolunda anası kucağında yavrusu Doldurmuştu kapının önünü kalabalık Kimi ta dağ köylerinden koşmuş Kimi ta denizlerden Bir özlem sarmış bağrı ölümden yüce Sevgiyle arıyorlar parçalarını Heybelerinde ekmek destilerinde su Bir türlü inanamıyordu sokaklara sokaklara 20 yıl yatmış Gönüllere sığmaz olmuş kavuşmak duygusu Öyle sarılır ki geçmişe Erir göğsü göğsünde tutuklunun Pişmanlık kavaklar tarlalar davarlar için Pişmanlık gemilere düğünlere ırmaklara Pişmanlık beşiklerden kağnılardan sessiz Yerce gökçe değil insan dolusu Çılgınca kucaklıyordu hepimizi hepimizi 5 buçuk yıl yatmış Taşar içerde kalanların sorusu Çubuk demirler arkasından maviliğe Hem esenliğe ermiş hem yaşlı yelcek Bir yurt türküsü yeniler karanlığı Zaman yeğnik değildir yeğniktir Dön de gör ***** belleyecek Boş koğuşlar kurmuş pusu Sönük gözü aydınlıkla büyüyordu büyüyordu 8 yıl yatmış Çıkınlarda gecenin binlerce gecenin uyunmamış uykusu Bir yorgunluk çökünce yürünmüş yeryüzünden Kalabalıkta dağılır birer ikişer özgür Doğuya batıya kuzeye güneye özgür Yüreklerinde bir çığ Yaşamak sevinci vay Yaşamak korkusu İnmeli yani sıçrıyordu havaya havaya 17 yıl yatmış |
Bir mayıs günü bilmezdin nasıl bir işgal altındaydı, bir mayıs günü yüreğim mitinge düsmüş her bir jop darbesinde sürünmekteydi sen diye hücrelerim "sevmek için çok geç, ölmek için çok erken" diyordu Sadri Alışık bir filminde nasılda takılmıştım o söze nasılda hayıflanmıştım geç kalınan herşeye sanırsınki sen şöyle aniden köse başından çıkan... dökülüyorsun imge imge gözlerimden arnavut kaldırımlarına ve bilmelisin ki onlar bizim ıslaklığımız ağır yük mirasyedilerimize nadide yürek yangınlarımız isyankar sokakların garip çocuklarıyız ve sensizlik sahipsizlik vurur dehşetle kalbimi kavuşmanın hayalı bile bıraktım ne çok şey kaldırımlarına ha kıydı ha kıyacak attığın yangınlara kendi yüreğin ve gözlerinden kayan bir ben idi kıydın ya şahittin ya bir kavuşma sabahını sönmez alevlere düstüm içimdeki şenlikle tek mahşerime çekince derin bir nefesle uzaklıkları tükeniyor ciğerlerim taşıyorsun dışıma büyüyorsun nazlım büyüyorsun belenip nazende silamla dar(in)da(yim) gurbetim dünya cüce avuçlarımda düsünce sen gözlerimden tasalı yollara ettim inşa içten içe duvarlarımı uzanacak ellerin tırmaladıkça küllerin, toz duman gönül bahçesi kaypakça çekilirken adaletsizliğin ortasına içine fide vermekteydi aşk sarmaşıklarım olduğunda kıyamet yalnızlığım sen idin kurtuluşum elindeydim kıvrılacak yer arayan yavru kedi gibiydim sen benim soba kenarı sıcaklığımdın emanet bir candı sona taşıdığım girince dünyama sen kıymete bindi soluyuşlarım azdı hayat taştı eflatuna kuruyan ırmaklarım Sude Nur Haylazca |
Acının Şarkısı Yürümüştüm o yolları tek başıma Seni unutacağımı sanarak Bir hayale kapılmıştım Mutlu olacağımı düşünerek Yaşadığıma dair belirti Şu durmayan kalbimin atışı Senden kalan tek şey ise Kalbimde bıraktığın aşk acısı Şimdi dillerden düşmeyen Hüznün ve acının şarkısıyım Okuyanın gözyaşlarına boğulduğu Bir aşk masalının kahramanıyım ben... |
| Saat: 13:24 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık