![]() |
Sen hic aşık oldun mu...? Sen hic aşık oldun mu...? |
bravo hepinize |
ÖZLEDİM
|
OLdu bir kere yaptim bir yaLnis Içimdeki hatiraLar kaLdi yapayaLniz Sen oLmazsan bitmez bu kabus ÖzLedim neredeysen “geL barisalim” ELimde bir kaLem biLmem ne yazar Disarda yagmur kiyametLer kopar Biz böyLemiydik ki çok degistik Inat etme nerdeysen “geL barisaLim” Kadermiydi bizi ayri koyan YikiLir sarhos oLur hep zorda kaLan Ben burda sensiz yapamam ÖzLedim neredeysen “geL barisaLim” |
YUNUS EMRE'den Aşkın aldı benden beni Bana seni gerek seni Ben yanarım dünü günü Bana seni gerek seni Ne varlığa sevinirim Ne yokluğa yerinirim Aşkın ile avunurum Bana seni gerek seni Aşkın aşıklar öldürür Aşk denizine daldırır Tecelli ile doldurur Bana seni gerek seni Aşkın şarabından içem Mecnun olup dağa düşem Sensin dünü gün endişem Bana seni gerek seni Sufilere sohbet gerek Ahilere ahret gerek Mecnunlara Leyla gerek Bana seni gerek seni Eğer beni öldüreler Külüm göğe savuralar Toprağım anda çağıra Bana seni gerek seni Cennet cennet dedikleri Birkaç köşkle birkaç huri İsteyene ver anları Bana seni gerek seni Yunus'dur benim adım Gün geçtikçe artar odum İki cihanda maksudum Bana seni gerek seni Dağlar ile taşlar ile Çağırayım Mevlâm seni Seherlerde kuşlar ile Çağırayım Mevlâm seni Sular dibinde mâhiyle Sahralarda âhû ile Abdal olup yâhû ile Çağırayım Mevlâm seni Gökyüzünde İsa ile Tûr dağında Musa ile Elindeki asa ile Çağırayım Mevlâm seni Derdi öküs Eyyûb ile Gözü yaşlı Ya’kûb ile Ol Muhammed mahbûb ile Çağırayım Mevlâm seni Bilmişim dünya halini Terk ettim kiyl-ü kâlini Baş açık ayak yalını Çağırayım Mevlâm seni Yûnus okur diller ile Ol kumru bülbüller ile Hakkı seven kullar ile Çağırayım Mevlâm seni. İşidin ey yârenler Kıymetli nesnedir aşk Değmelere bitinmez Hürmetli nesnedir aşk Dağa düşer kül eyler Gönüllere yol eyler Sultanları kul eyler Hikmetli nesnedir aşk Kime kim vurdu ok Gussa ile kaygu yok Feryad ile âhi çok Firkatli nesnedir aşk Denizleri kaynatır Mevce gelir oynatır Kayaları söyletir Kuvvetli nesnedir aşk Miskin Yunus neylesin Derdin kime söylesin Varsın dostu toylasın Lezzetli nesnedir aşk Hak cihana doludur Kimseler Hakkı bilmez Onu sen senden iste, O senden ayrı olmaz Dünyaya gelen geçer Bir bir şerbetin içer Bu bir köprüdür geçer Cahiller onu bilmez Gelin tanış olalım İsin kolayın tutalım Sevelim sevilelim Dünya kimseye kalmaz Yunus sözün anlar isen Mani'sini dinler isen Sana iyi dirlik gerek Bunda kimseler kalmaz Benim bunda kararım yok, Bunda gitmeye geldim. Bezirganım mataim çok, Alana satmağa geldim. Ben gelmedim da'vi için Benim işim sevi için. Dostun evi gönüllerdir, Gönüller yapmağa geldim. Dost esruğu deliliğim, Aşıklar bilir neliğim, Devşuruben ikiliğim, Birliğe bitmeye geldim. Yunus Emre aşık olmuş, Ma'şuka derdinden olmuş. Gerçek erin kapısında Ömrüm harcamaya geldim. Yalancı dünyaya konup göçenler Ne söylerler ne bir haber verirler Üzerinde türlü otlar bitenler Ne söylerler ne bir haber verirler. Kiminin başında biter ağaçlar Kiminin başında sararır otlar Kimi masum kimi güzel yiğitler Ne söylerler ne bir haber verirler. Toprağa gark olmus nazik tenleri Söylemeden kalmış tatlı dilleri Gelin duadan unutman bunları Ne söylerler ne bir haber verirler. Yunus der ki gör taktirin işleri Dökülmüştür kirpikleri kaşları Başları ucunda hece taşları Ne söylerler ne bir haber verirler. Sufiyim halk içinde tesbih elimden gitmez Dilim ma'rifet söyler gönlüm hiç kabul etmez Boynumda icazetim Riya ile taatim Endişem ayrık yerde gözüm yolum gözetmez Söylerim ma'rifeti saluslanırım kati Miskinliğe dönmeye gönlümden kibir gitmez Hoş dervişim sabrım yok dilimde inkarım çok Kulağımdan gireni hergiz içim işitmez Alem çıraktır sadir gönlüm bunu gözetir Nideyim Hak korkusu hergiz içimden gitmez Görenler elim öper tac'u hırkama bakar Şöyle sanırlar beni zerrece günah etmez Dışımda ibadetim sohbetim hoş taatim İç pazarda gelince bin yıllık ayar etmez Görenler sufi sanır selam verir utanır Onca is koparaydiı eleriben güç yetmez Dışım derviş içim bos dilim tatlı sözüm hoş İlla ettiğim işi dinin değşiren etmez Yunus eksikliğini Allah'ına arz eyle Onun keremi çoktur sen ettiğin ol etmez. Yarab bu ne derttir derman bulunmaz Yar bu ne yaradır merhem bulunmaz Benim garip gönlüm aşktan usanmaz Varıp yare gider hiç geri dönmez Aşık olan gönül aşktan usanmaz Ahiret korkusun bir pula saymaz Aşk pazarıdır bu canlar satılır Satarsın bu canı hiç kimse almaz dönüp de bakmaz Dönüp sana öğüt verirler Dünya malı ile gözün boyarlar Aşk oldu deyi sala verirler Ölen hayvan olur Aşıklar ölmez... Yar yüreğim yar, gör ki neler var, Bu halk içinde bize gülen var. Ko gülen gülsün, Hak bizim olsun, Gaafil ne bilsin, Hakk'ı seven var. Bu yol uzaktır menzili çoktur, Geçidi yoktur derin sular var. Girdik bu yola aşk ile bile, Gurbetlik ile, bizi salan var. Her kim merdane, gelsin meydane, Kalmasın cana kimde hüner var. Yunus sen bunda meydan isteme, Meydan içinde merdaneler var. Nazar eyle ıtırı, Bazar eyle götürü, Yaradılanı hoş gör, Yaradandan ötürü. |
gitme desem, kalir misin? gitme. sehrin tüm isiklarini yakip söndürme icimde. gerekli oldugun icin degil, sevdigim icin kal. özleyecegim icin degil, özledigim icin kal. okuma bunu... askdan söz ediyor bu siir. sözcüklerin en tehlikelisinden. yalnizliktan söz ediyor. okuma bunlari... kimsesizlikten söz ediyor bu siir. karanlikdan. ansizin cikacak gibi durma icimde sasirtma beni. okuma bunu... sensizlikden söz ediyor bu siir... okuma bunu... senden söz ediyor bu siir... icimdeki karanliktan ansizin gecip giden senden söz ediyor bu siir... korkularimdan söz ediyor. okuma beni. sen beni okudukca. gelmeyen mektuplardan söz ediyor... icimdeki senle karsilasinca neden saskinim... sana söylemeden kac söz sildim yasamimdan bilmiyorum bir sevdaya kac siir sigar.. okuma bunlari bunlar benden söz ediyor... eksikligimden hep bir yanimin kirik olusundan söz ediyor... sen beni gördükce ben karsindaki, ben gözlerine bakarkenki caresizligimden utaniyorum. arada gözlerini kapa. kapa ki bir anda olsa silineyim yasamimdan... biten sarkilardan söz ediyorum sana sedefli dakikalardan meydan saatlerinin sesinden gecmeyen yazlardan susma. devrik cümlelerin yalnizligi gibi birakma beni. sen benim, dilimin ucunda. söyleyemedigim sözcügümsün. en sevdigim sözcügü tekrarlamaksin icimde tüm sözlerimi rehine biraktim görebilmek icin seni icimin kalabaligisin icime göcmen kuslar gibi konuyorsun bir yanin tetikte, kendimi zamana rehinliyorum aklimdan gecip gitme... |
Ağrı Vardım eteğine, secdeye kapandım; Koşup bir koluna sımsıkı abandım. Karlı başın yüce dedikleyin yüce. Sükun içindeki heybetin gönlümce. Devce yapında ilk rahatlığı duydum. Şifa mı ne ki ruha bu ilk yudum. Hayal arkasında boş çırpınışlarının. Sen uygun bir vakti gelince rüzgârın Sonsuzluğa doğru kalkacak sihirli Bir gemi gibisin göklerde demirli Ve ben rıhtımında bekleyen tek yolcu... Düşüncemizin en haksız, en korkuncu; Açan o ağulu çiçek delilikte, Giren sır mezara cesetle birlikte, Şüphe; o bin çeşit çilenin yemişi. Yılan ağzındaki elma... Ey, ateşi En derin yerinde gizli gizli yanan! Seyrediyor ruhum kar balkonlarından İnsanın göresi olmaz manzarayı Ve aklın o uçsuz bucaksız sarayı Yıkılıyor... Duygu bir kartal hıziyle Fırlıyor engine sevinç avaziyle. Bulutlar ne güzel bulutlardır onlar, Hep böyle başımın üstünde dursunlar Menekşe rengi, kan rengi, toprak rengi. Asılı kalsın hep bu yağmur hevengi. Dünyayı saran bu gece ne gecedir, Yıldızlardan yağan ışıklar ne incedir! Yansın o yıldızlar bitinceye kadar En derin uykular, en tatlı uykular. Ey, gökperdelerde şahlanan tanrısal! Eteklerindeyiz işte. Ve bir masal İçinden gelmişiz sana, atlı yaya, Attığımız okta kısmeti bulmaya. Yitik, perişandır elbet bencileyin Pişmanlığa ırgat olup geceleyin Günle bahtın çağrısına koşan kişi. Ah, iç sıkıntısı; sen ettin bu işi. Zevk, o yosma kadın eski bir bahçede Ayaküstü günah işlenen gecede Bir susuzluk kadehi sunmuştu bana; Yüzümü maskesiz gösteren ilk ayna. Yel alsın götürsün bütün o geçmişi, Büyülü kadehin zehrinden içmişi Serin yalanında kandırmaz her pınar. Dindirir miydi ki en tatlı rüzgârlar Bende gizli gizli başlamış ağrıyı: Bu, rüzgâr ve gemi uğramaz bir kıyı Ya da bir teknede açılmış bir delik; Hangi pencereye koşarsam ahretlik Bir gökyüzü, siyah, güneşten habersiz, Her adım attığım yeri basan bir sis. Hangi yana baksam onu görüyorum: İnancın kaydığı bir dipsiz uçurum; Günah kapılarının aralandığı, Tanrıların bile avaralandığı Şaşkın, çaresiz bir insan kaderince. Güneş! güneş! güneş! ey, ölümsüz ece! Sana tapınanlar kardeşimdir benim; Güneş! güneş! ben sana doğru gelenim, Kucakla beni, tanrıça sev, sar beni, Ey yırtıcı, en aç hayvanların ini İçimin göz görmez mağaralarına gir; Senin girmediğin yerde haset, kibir Dert, kin, yalan, ölüm, korku ve işkence, Çakal seslerinden örülmüş bir gece, Teneşir başında oynaşan çirkinler Engerek düğümü doğuran gelinler Zina şöleninde beynin nöbet nöbet Cehennem halatı çeken bir iskelet Ve yaprak indiren ağaçlar baharda... Senin bağışından yoksun kucaklarda Çocuklar kertenkeleyle bir biçimde. Ağrı'ya eş bir dağ olsaydı içimde İlkin şu gönlüme doğardın her sabah, Bana her yer geceyken sarardın, gümrah Sarı saçlarınla benim varlığımı, Kendimde taşırdım kendi toprağımı... Ağrı'ya eş yüce bir dağ yok içimde Ne kadar cüceyim dert ve sevincimde! Kaplamış gözümün gördüğü her ufku Umutsuz, zifiri bir gece, bir korku. Ah, yazık ki bütün insanlık güneşsiz. Ey ateş, nasıl da seni yitirmişiz! Bu yalnız inilti esen manzaradan Bir çaresiz ay'dır sallanan aradan; Işık tuttuğu her şey bir taze yara. Onmaz bu gece. Bırak karanlıklara! Can yiğitliğini yitirmiş, kalb aşkı İlenişlerinden insanın bir şarkı Tutmuş dört yanı, bir çirkin ağıt, eski... Ah güç de değildi bahtiyarlık belki; Üstümüzde deniz gibi bir gökyüzü Bir şemsiye gibi açtı mı gündüzü Altında her kalbe esenlik payı var; Bizimdir, yelken açmış giden bulutlar, Vurup alnımıza serin gölgesini. Bizimdir bu korku, bu renk dolu sini Üstünde seslerle ışıklar kamaşan; Bizimdir bu zafer, bu beste ve bu şan. Şu aydın, ferah ve rahat gök altında Her kazazedenin müjdesi bir ada, Her gülüşe ayna bir gölek kenarı; Koparırken elin taze meyvaları Öyle kolaydı ki şaşıyorum demek; Soframıza konmuş bu doyulmaz yemek Niçin bir zehirli kaşıkla yenmede? Ağrı! başına boz bulutlar inmede. Ne ki bu cendere, ne ki bu sonsuzluk... Bu köpüren sular ve geçmez susuzluk Kim şu vurulmuş yatan, ova boyunca, Bir kan çeşmesine açık durup avcu? Çile pazarında cana pey sürümü Çözmek mi istemiş o çetin düğümü? Korkunç bir ezgide çatlayan bu kamış Yitirdiğimiz bir cennet mi aramış, Ölümsüz barışa gülen şafakları, Lezzet ve esenlik tüten ocakları, Ömre öpüş tadıyle uyandığımız, Tanrısal bir çıra gibi yandığımız?.. - Dağ! senin yandığın gibi bir vakitler- Vuran bir toz parçası değilse eğer Küçük gövdesine budur giden ölüm, Onun yüzünü bizden çeviren ölüm... Sen ey, oyununu en güzel oynayan! Hangi kıvılcımla fışkırttın ruhundan Birgün söndürdüğümüz kutsal ateşi? Sen ey! ölümden çok hayatın kardeşi Dirilttin nasıl bir mucizeyle tekrar Her şeyi, dostluktan düşmanlığa kadar Ve geri getirdin o sürgünlerini? Nerde buldun tekrar eski günlerini Zamanlar içinde yitmiş kardeşlerin Ve en güzelini sönmüş, ateşlerin, Kalbimin o kadar sevdiği o gülü, Ölüm ötesinin mutlu tahayyülü Evrensel cümbüşü, yaşama şevkini, Bizden gidenlerin birgün en yakını Ümidi ve şafak kanatlı neşeyi, O aşkı, o tadı, o gülümsemeyi?.. Ey boş gecelerin dadı ayışığı! Salla, salla hüzün uyuyan beşiği Söğütlerin nazlı dalları içinden Bir sabahı özleyen şu taze kadın Yatsın başyastığına anılarının; Bir makina sesiyle işleyen kalbi Alıp gezdirirsin onu bir gemi gibi Düşlerinin durgun, mavi denizinde. Beni de hep kendi kendimin izinde Fenerinle yolumu aydınlatarak Barış çeşmesini aramaya bırak, Budur yaşadığın sürece görevin; Gecelerin birinde, solgun alevin Güne yenilmeğe başladığı zaman Üstüne başımın düştüğü kitaptan Eser Mevlana'nın üflediği rüzgâr... İşte, gam türküsü söyleyen kamışlar Rüzgârından gördüğüm ova boyunca. Bu bir düştür belki, insan uyanınca, Gözlerinde kalır serabı bir ömür, Her şey bu ışıltı ardından görünür O insana; sevmek, yaşamak ve ölüm. Seni uykuya çekip götüren elim Kadınım, ayışığı içinden şu anda Aldanış diye ne varsa bir insanda O daldan tutuyor... Böyledir bu. Kader. Kavuşur sabaha en uzun geceler Ve serin durur her avunuş testisi. Rüzgârlar başladı. Sonsuzluk gemisi Önünde köpürüp şahlanmada engin; Yolcusu olduğu nihayetsizliğin Bir ucu Allah'ta ve sende bir ucu Başlıyor serüvenlerin en korkuncu: Gökyüzüne doğru yürüyen yeryüzü, Barıştıran sınır geceyle gündüzü; Ey sonsuza doğru ilkuçtan gelen Dağ! Göğü perde perde delip yükselen Dağ! |
Hayat bize mutlu olma şansı vermedi Biz kendimizden başka Herkesin üzüntüsünü Üzüntümüz, Acısını acımız yaptık. Çünkü Dünya'nın öbür ucunda, Hiç tanımadığımız bir insanın Gözyaşı bile içimizi parçaladı... Kedilere ağladık Kuşların yasını tuttuk. Yüreğimizin yufkalığı Kimi zaman hayat karşısında Bizi zayıf yaptı. Aslında ne güzel şeydir İnsanın insana yanması Sevgili... Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine üzülmek ve çare aramak. Ben bütün hayatımda hep Üzüldüm, hep yandım.. Yaşamak ne güzeldir be sevgili Sevinerek, severek, sevilerek, Düşünerek... ve o vazgeçilmez sancılarını Duyarak hayatın |
Bizim Aşkımız Seni sevmekten başka söyle gülüm ne yaptım Sevdana esir oldum adeta sana taptım Kara sevda bu demekki yakıyor hep içimi Hasretin ağattı bak başımdaki saçımı Yemesem içmesemde aşkınla beslenirim Yatak yastık istemem sinene yaslanırım Seviyorum sanki kerem misali Sana olan aşkımın inanki yok emsali Nasıl sevdalandığımı sende bilirsin sana Allaha şükrediyorum onu bir lütfusun bana Senin gibi güzele nasıl yanmayım söyle Benim gibi çok seven varmıdır acep böyle Bu sevdamız yıllarca yaşar inşallah gülüm Ayrılık vermesin allah versin isterse ölüm Güzelim bu aşkımız ömür boyu sürecek Latifi son nefesi kollarında verecek |
sana bir sır söyleyeceğim aç yüreğini burası benim vatanım ölmek de yaşamak da benim hakkım ve en çok bundan dolayı sana burasını cehennem bana yine cennet vatan yapacağım sana bir sır söyleyeceğim aç yüreğini yaşadığın her an mahşer menzilimdesin soluk aldığın her an mahşer menzilimdesin sana bir sır söyleyeceğim aç yüreğini burası benim vatanım camiler kenti: felluce ben bağımsız yaşarım ben anasız yaşarım ben babasız yaşarım ben oğulsuz yaşarım ben kızım olmadan yaşarım ama vatansız yaşayamam sana bir sır söyleyeceğim aç yüreğini unutma benim öldüğüm yer de vatanım ya senin ve sen petrolsüz yaşayamazsın yapamazsın yaşayamazsın öfken hayalet öfkem gerçek öfkem gerçek öfken hayalet ölmek ve öldürmek benim için onur senin için utanç senin için yüz karası sana bir sır söyleyeceğim aç yüreğini sen uyut dünya uyusun sen uyut insanlık uyusun ama ben uyanığım ama ben direneceğim işte kefenim bedenim sana bir sır söyleyeceğim aç yüreğini felluce içinde redif sesi var bakın yüreğine acep nesi var beni duymayana dostlar hepten âhım varsana bir sır söyleyeceğim aç yüreğini mahşer menzilindesin mahşer menzilindesinsana bir sır söyleyeceğim aç yüreğini bayram bağımsızlığımladır |
| Saat: 21:45 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık