MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

nisan_yagmuru 28 Şubat 2007 20:25

AŞK İKİ KİŞİLİKTİR


Değişir yönü rüzgârın
Solar ansızın yapraklar.
Şaşırır yolunu denizde gemi
Boşuna bir liman arar.
Gülüşü bir yabancının
Çalmıştır senden sevdiğini,
İçinde biriken zehir
Sadece kendini öldürecektir.
Ölümdür yaşanan tek başına
Aşk, iki kişiliktir.

Bir anı bile kalmamıştır
Geceler boyu sevişmelerden
Binlerce yıl uzaklardadır
Binlerce kez dokunduğun ten.
Yazabileceğin şiirler
Çoktan yazılıp bitmiştir.
Ölümdür yaşanan tek başına
Aşk, iki kişiliktir.

Avutamaz olur artık
Seni bildiğin şarkılar.
Boşanır keder zincirlerinden
Sular, tersin tersin akar.
Bir hançer gibi çeksen de sevgini
Onu ancak öldürmeye yarar.
Uçarı kuşu sevdanın
Alıp başını gitmiştir
Ölümdür yaşanan tek başına
Aşk, iki kişiliktir.

Yitik bir ezgisin sadece,
Tüketilmiş ve düşmüş gözden.
Düşlerinde bir çocuk hıçkırır
Gece camlara sürtünürken.
Çünkü, hiç bir kelebek
Tek başına yaşamaz sevdasını.
Severken hiçbir böcek,
Hiç bir kuş yalnız değildir.
Ölümdür yaşanan tek başına
Aşk, iki kişiliktir.


Ataol Behramoğlu -


nisan_yagmuru 28 Şubat 2007 20:46

aşkı aşkınla tanıdım


Özlemek nedir bilmezdim camların arkasından seni ararken öğrendim

Aşk acısı çekmezdim seni gördüğümden beri kurtulamadım

Şiiri sevmezdim sana yazarken sevdim

İçimdeki ateşi söndürmüştüm sen alevlendirdin



Gözlerden kalbe giden yoldan hiç geçmemiştim senle geçtim

Ben yanmamıştım hiç böyle ama sen beni ateşlere attın

Seni görebilmek için körlüğü hiç saydım

Aynalara düşmanken sana bakıp kendimi sevdim



Ben sana kalbimi verdim sen hançeri soktun

Ne kadar o kalbi delik deşik etsende aşkım

Ne yazık ki o yine senin için çarpmaya devam edecek

İster üzerine sensizlik yağsın ister karşılık bulamasın.



Yinede O Aşkın Gücüyle Atacak.



ahmet duman


Misafir 28 Şubat 2007 20:51

Ya İstiklal Ya Ölüm

Ya İstiklal Ya Ölüm

Adı Birinci Dünya,yenik çıktık savaştan
Türkler bitti dediler,geçti artık iş işten
Kuşatmaya alındı Anadolu'm dört baştan
Çakallar sofrasında memleket dilim,dilim
Her taraf zapt edildi,her taraf bölüm,bölüm

İngiliz,Fransızlar bir yandan da İtalya
İştahları kabarmış,salya akıyor,salya
İstanbul,Çanakkale,gitmiş Konya,Antalya
Mondros anlaşması ki zalimden daha zalim
Bir senaryo yazıldı,savaştan daha elim

Ordu terhis edilmiş,silah da yok yetesi
Herşey bunla bitmiyor,daha vahim ötesi
Kurulmaya başladı,Ermeni,Rum çetesi
İçerden kemiriyor,sinsice milim milim
Yüzlerce yıl bekledim,budur diyor emelim

Yığılmış enkaz gibi kahır üstüne kahır
Tarifin imkanı yok,durum ağır mı,ağır
Yönetici gaflette,gözler kör,kulak sağır
İhanet batağında kaybolmuş akl-ı selim
Ne akıl sır eriyor,ne de pozitif bilim

Amerikan mandası,İngiliz himayesi
Diyen beyinsizlerin,yükseldi çatlak sesi
Ümit kesmek yok bize de,vermeden son nefesi
Bu millet çıkacaktır,yarınlara sağ salim
Bir güneş doğar elbet,aydınlanır cemalim

Ve On dokuz Mayıs'ta Samsun'a çıktı Güneş
Öyle bir güneş ki bu,gıptayla baktı güneş
Kurtuluş'a götüren,meşale yaktı güneş
Mustafa Kemal'di bu,bayram etti ahalim.
Senaryoda son perde,burada koptu fil(i) m

Sevinç gözyaşı oldu,kederden akan yaşlar
Heybetinden dikildi,öne eğilen başlar
Bir aslan kükremesi; Dedi ki arkadaşlar:
Tarih tarih olalı,görmedi böyle zulüm
Türk'e zincir vurulmaz,YA İSTİKLAL YA ÖLÜM!

İbrahim Karaçay


the_pretty 28 Şubat 2007 21:05

Duy sesimi

Duy sesimi, çığlıklarımı.
Sana güneşin battığı yerden,
Yüreğinin götürdüğü şehirden,
Gücümün yettiğince sesleniyorum...

Duy sesimi,çığlığımı.
Sana sessizliğin içinde,
Uçsuz derin girdapta,
İnleyen, nağmelerimle haykırıyorum...

Duy sesimi, çığlığımı.
Sana ucurumun kenarından,
Bilmediğim dağın zirvesinden,
Sesimin yettiğince sesleniyorum...

Duy sesimi,çığlığımı.
Sana sessiz gecelerimden,
Gece rüyalarımdan sesleniyorum.
Seni çoook seviyorum...

Seher Yumukacan


Misafir 28 Şubat 2007 21:08

şta Gezerim**

Bir yar bulamadım boşta gezerim
Değirmen taşında bulgur ezerim
Yetti bu bekarlık everin beni
Çeşmenin başında, türkü söylerim.

Bahçemizde iğde, dalları yerde
Benim şu kısmetim kim bilir nerde?
Unumu eleyip elek asmadım
Kantarım kırıldı, tartılamadım.

Yüce dağ başında kara bulutlar
Ellerim bağrımda kaldım ahüzar
Dallara tutunmuş taze bir rüzgar
Yalnızlık dedemden, bana yadigar.

Sedat Erdoğdu


Misafir 1 Mart 2007 00:54

seher-gâh





....Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî'ye / 2





râm olur gül bülbülün lâl ömrü dem
sor ki şems kim sırra ermek kaç kadem


şûledir aşk zühre'den parlak nigâh
dön diyor tennûre nurlansın segâh


gamlı gönlün hüsnü dîvândan gelir
hikmetin yâren sözün sözden kebîr


yâd olur mevlâ şükür eyler semâh
dön diyor tennûre ihlâsım felâh




fâilâtûn fâilâtûn fâilûn



Ferhat Gülsün


MaLiNBeR 1 Mart 2007 01:17

Ben Sana Mecburum Bilemezsin

Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.

Ölmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatih'te yoksul bir gramafon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun.

Belki haziranda mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor

Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin.



Attilâ İlhan

Sen Gidince

sen gidiyorsun ya işine yetişmek için
saçlarını, gözlerini, ellerini
neyin varsa toplayıp gidiyorsun ya
her seferinde bir şey unutuyorsun sıcak
termometrede yükselen çizgi
kimbilir nerelerde soğuyorsun

senin gözbebeklerin var ya kadın kadın gülen
insan insan bakan gözbebeklerin
beni tutsa tutsa gözlerin tutar ayakta
beni yıksa yıksa gözlerin yerle bir eder

ne gelirse onlardan gelir bana
çalışma gücü yaşama direnci
mutluluk gibi kazanılması zor
mutluluk gibi yitirilmesi kolay

bir açarsın ki mutluyum
bir kaparsın ki herşey elimden gitmiş



Rıfat Ilgaz


Misafir 1 Mart 2007 01:23

ZANLI

seni aya verdim bu gece

yıldızlardan habersiz

güneşe verdim alaz alaz

bir şafak vakti

seni sana verdim bu gece

mutlu olasın diye .

yokluğunu ben aldım

hüzün yakışıyordu gözlerime...



kum saati ters döndü geceden önce

ağladı değirmendeki buğday tanesi

ayın şavkı beceremedi deniz olmayı

bulut nemi bıraktı

yeşerdi toprak altındaki beden

büyüyememesi sebebsizliğinden

soğuk aldı zerdali

ve

bir güvercin vuruldu bulutta


ben sadece zanlıydım....



Sefer YEŞİLYURT


arwen 1 Mart 2007 01:23

Gözyaşlarının üzerinden aktığı
Kirpik olayım
Sonra, istersen sil beni.
Yerlere düşür.
Göz yaşlarınla doyayım,

Soluduğunda nefes olayım.
Sonra, istersen bırak beni.
Esen yel olayım,
Yüzünü yıkayan, su olayım.
Sonra istersen bırak beni
Akan sel olayım,

Bastığın yerde, toz olayım.
Sonra, istersen ez beni.
Geçtiğin yolda
Sonsuza dek
Kalan izin olayım.

Bir kerecik, gördüğün
“Rüyâ” olayım,
Sonra istersen bırak beni,
Uyan.
Sana dokunamayan
Bir hâyâl olayım,

Okuduğunda şiirleri,
Söylediğinde şarkıları,
Nağmelerin olayım
Sonra istersen bırak beni.
Duyamadığım bir ağıt olayım.

Ne olur, ne olur
Bana karşılık verme.
Haberin olmadan sana
Aşık ben olayım.


cengiz güzar


Misafir 1 Mart 2007 01:26

Davet






keşke diyorum bazen,
her baktığım yerde işte böyle karşıma çıksan
hani kuşlara yem versen
şalına sımsıkı sarınsan, yanında dursam

şarkımı mırıldansan,
gözlerimi şarkında avutsan,
hep bu dem baksan
lavantalar getirsen eflatun koksan,
ah yağmur olsam
gözünde dursam


evden çıktığında anlıyorum bana geliyorsun,
yeşeriyor gururum
bütün komşularım pervane,
gün bayram olur, eteklerim zil döşenir

pembe panjur gönül kafesim
ılgıt ılgıt toprak,
saçında savrulurum
soğuk mermer,
dokunsan,
gözyaşında yansam,
bil haneme ismin neşedir


nadir atalay …


arwen 1 Mart 2007 01:29

GİTTİN DİYE- 2

Sen gittin,
Mevsimler değişti,
Yazlar döndü kışa,
Baharlar döndü sonbahara…

Vakitsiz geldi kış,
Ah, ağaçlar nasıl yapraklarını döker…!
Bilmezler ki,
Ağaçlar yapraklarını neden döker…?

Gül soldu,
Bülbül gözyaşı döker…
Bilmezler ki,
Bülbül neden gözyaşı döker…?

Sen gittin,
Ay tutuldu, geceler zindan oldu,
Yıldızların neşesi kayboldu,
Güneşin feri soldu…

Güneş tutuldu diyorlar:
Bilmezler ki,
Güneş neden tutuldu...?


Mehmet KIYAK


Misafir 1 Mart 2007 01:36

...ertesi
Düş ertesinde
Güne sızan nankörlük
Sabaha damlayan mürekkep mi
hani -gerçek- dedikleri
ya da her kimse doğru(su)
Ötesinde –insan- deriz
Manasına yakışan
Oysa ne kadar da yitik anlamı

Kimlikleri sahipsiz
Gölge kişilikler
Fısıltı kuşları
Sanırmısınız ki
Sadece siz döndürürsünüz dünyayı
Keşke aynaya bakacak gücünüz olsa
Gözlerinize..

Sahi
Gözlerinizin içinde
Bulabilir misiniz kendinizi ?
Ya da gelişinize şart koyduğunuz gidişler
Altın varakla mı yazdırır adınızı
Karaladıkça mı aklanır ruhlarınız

Topal şubatın vedası var bu gün
Gün ertesinde Mart güneşi
Biliyorumki
Sahte yüzlerin yıkandığı
Son yağmurlar değil
Gözlerimdeki

Arzu ALTINÇİÇEK


MaKaLeLe 1 Mart 2007 01:46

Abbas

Haydi abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalp ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber Sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumanı,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.

1942
Cahit Sıtkı Tarancı |


Misafir 1 Mart 2007 01:54

Esmer Sabahlar



Gecenin esmerliği sabah ışığına düşer...

titrek şavklı kör fener
düşler çürüyor
bırak,besleme nadas halimi
aydınlığın kendine

toprak kokuyorum
vakitsiz kırışmış yolum
oysa,kırmızı gelincik zamanı

sadece avuçlarım mı?
tüm bedenim nasır
her tarafım kabuk
mevsimsiz budanmış dallarım

dayanmaz yüreğim
kelepçeli büyütmelerine zamanın
bak,gök yırtılıyor
duyuyor musun?

kesik kesik gözlerimiz
baktığımız göz bizim değil
esmer sabahlar engelimiz
ve
kuşlar ah kuşlar
nerede rengarenk ötüşünüz?

gölgemizi öldürdük arka arkaya
herkesin içinde,aleni
yaldızlı ahşap kutuda şimdi
kulpunda iki yeşil fiyonk

Mehmet Bardakçı


arwen 1 Mart 2007 01:56

her şairin kavuşamadığı bir
sevgilisi vardır
-kavuştuğu kadar-
kavuşamadığı bu sevgilidir
gerçek şiir


üzeyir ibiş


arwen 1 Mart 2007 02:02

duy beni ey sevgili
birgün güneşle doğacağım
şunu bilki ey sevgili
sana çok şeyler sunacağım

yar demekmiş yardan ayrı kalmak
ne güzel olur yarınlara yarla varmak

ağlama yarim
ayrılık için yanaklarından akan göz yaşlarını
bir gün dudaklarımla sileceğim

gözle beni her seher vaktinde
bir gün doğacağım güneşle tan vaktinde


murat karacuban


arwen 1 Mart 2007 02:12

Hiçbir Şeymişim...
Doğrusuda bu zaten...
Ne olabilir ki daha insan ve ne bekler faniliğinden...?
Boş der...
Dil der...
Boş derse, inanç der...
Bu böylece iki seçenek eder...
Ve yaşamak meselesi...
Altıncı günden sonra başlayan, nefes alma mücadelesi...
Bu yüzden kırmızıdır kan...
Çünkü kızgındır, yakar döküldüğü yeri...
Şimdi nesin sen...?
Ruhta güzelsin...
Her şeysin...


didem mazlum


Misafir 1 Mart 2007 02:30

mehtap ve gece

alınca mehtap kollarına
düşlediği geceyi
uzanır çırılçıplak
soğuk suların gölgesine öylece


koynunda ısıtır bedenini gecenin
yansıtırken yüzünün güleç yanını boğaziçine

yıkılırken karanlığın bedeni bir yana
ve zaman koşar adım kaçarken sabaha
izi kalır mehtabın
tuzlu,nemli ve yorgun kollarında

bir nefeslikti oysa
zaman denen hengamede sevişmeler.
gün doğarken üzerine çiselerin
ayışığı gülümser
ve sessizce güne karışır gider...

çetin özdemir


arwen 1 Mart 2007 02:33

Doğduğumdan
Beri
Asla
Arayamadığım
Ama
Ölünceye dek
Hep
Aradığım ol
Lütfen


ışık german ersoy


MaKaLeLe 1 Mart 2007 02:54

Şahadet

acısa da her yanın inadına gülümse..
giderse gitsin sakın ona küsme..
ne kadar ***** olursa olsun kader..
kan da aksa gözlerinden üzülme..

olursa acın aşktan olsun..
nasıl olsa gün gelir onu da unutursun..
koy başını bir dostun omzuna..
bırak solacaksa ömrün orda solsun..

yalnızlığınla iyi geçin..
son dostun olacak o senin..
kaybolsa da her şey gözlerinden..
o her zaman bekleyecek senin için..

şimdi tut kendini elbet biri görür..
nasıl olsa bu hayat seni bir gün öldürür..
sen tekrar uzat ellerini yarına..
elbet seni de birileri düşünür..

acı, gözyaşı, hasret..
bu olacak yaşadığımız elbet..
ama sen yine de tutun bir dala
ağlattığı gibi güldürmezse şayet..
sen git biz deriz ki: şahadet.!

Onur Evrim Engin |


arwen 1 Mart 2007 03:03

Sen bir çığlıksın nefesimde düğümlenen
Kısmetsiz haykırışların son durağı
Durağanlık namına teslim oluşların adına
Bir nefeslik yaşam uğruna yaklaş bana
Duvarların ardında saklanan suç olmak
Cezaların uçkuruna çöreklenmiş idamım
Suçsuz sabıkalı yanlardayım…
Ne sağda ne soldayım
Ortalarda yer edinmeye çalışan bir çaylağım

Sık dişini diyor arkalardan biri
Oysa ben bir boy büyük gelen sevdaların daraltılmış yarınındayım
Bir aşka yaklaşıyorum,farkındayım
Saldırıyor hokkabazlar yok oluyorum
Bulamıyorum ben bile kendimi
Ne zamandır kayıbım,bir ayıbın altından sesleniyorum
Bütün kinayelerden özür diliyorum
Biliyorsun işte seni bir şeye benzetemiyorum
Oysa yer gök sana benziyor sen farkında değilsin
Dolandırılmamış sözlerin imgesel rahatlığındayım

Hadi gel artık birazdan kıyamet kopacak
İmanla bağlayacağız mahşeri
bir an bile beklemeye tahammülüm kalmadı
Yeminlerimiz vardı bilirsin
Her akşam güneş karanlığa bırakırken evreni
Boynuma sarılırdın gök gürlediği zaman
Sevişmelerimiz olurdu yağmur yağdığında

Bitti işte hepsi …



osman çoşkun


arwen 1 Mart 2007 04:37

BAKTIĞIM HER YERDE SEN VARSIN

Hatıralar canlandı gözümde
Üzerindeydi hep gözlerim
Lae gibi kısa bir ömür sürecektim.
Yağmurlarım hep yağıyor,
Artık bir araya gelemeyiz biz.

Hayallerden gerçeğe büründüm.
Üzerime ruhum yeniden kuruldu.
Lakin bu tek taraflıydı.
Yazık değil ama tuhaftı.
Artık çok uzaklardayız.

Hayatta bazı şeyler vardır
Üzülürüz veya seviniriz
Leyla’mızı buluruz veya bulup kavuşamayız.
Yalnızlığı üzerimizden atalım diye
Aradığımız belayı buluruz.

BİLAL AYDIN



NiliM 1 Mart 2007 08:17

Güzelliğin On Par'Etmez


Güzelliğin on par'etmez
Bu bendeki aşk olmasa
Eğlenecek yer bulaman
Gönlümdeki köşk olmasa

Tabirin sığmaz kaleme
Derdin dermandır yareme
İsmin yayılmaz aleme
Aşıklarda meşk olmasa

Kim okurdu kim yazardı
Bu düğümü kim çözerdi
Koyun kurt ile gezerdi
Fikir başka başk'olmasa

Güzel yüzün görülmezdi
Bu aşk bende dirilmezdi
Güle kıymet verilmezdi
Aşık ve maşuk olmasa

Senden aldım bu feryadı
Bu imiş dünyanın tadı
Anılmazdı VEYSEL adı
O sana aşık olmasa.

Aşık Veysel Şatıroğlu


tikkymelike 1 Mart 2007 09:01

YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEY VAR

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadınmı,yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir,bir kuşa,bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde,onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya
Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla,gövdenle,tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi,bir yaprak gibi,bir taş gibi dinleneceksin
İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle,ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
Uzak ülkeler çekmeli seni,tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak,bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiçbir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın
Ve kederide yaşamalısın,namusluca,bütün benliğinle
Çünki acılar da,sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın,ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına
Çünki ömür dediğimiz şey,hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat sunulmuş bir armağandır insana.

Ataol Behramoğlu




Misafir 1 Mart 2007 11:39

virane hayaller

yıkılır hayallerin
ne beklediğin an gelir
nede beklediğin sevgili

girerken hayatına
yoktur hesap kitap
sadece ben sana aşık oldum dersin
aşık olmak nedir bilirmisin

alt üst olur herşey
yıkılırsın kaçıncı kez
sen bilmezsin
ama yakan yıkan bilir
o hesap eder bütün bunları
o sevmez sadece sevilir.

ağlasam yalvarsam gelirmisin
sana ihtiyacım var desem
yumuşarmı taş kalbin

gelmemek için bahaneler hazır mı
bir başka seferde ne olacak

gelme gelme gelme

ağlıyorum gelme derken bile...



çetin özdemir .


Misafir 1 Mart 2007 13:58

Hasretlik benim tek derdimdi
Sabretmedin yurdumda Aney
Bir göçere soru sordum da
Akıttı gözümden yaşımı Aney

Gözlerimden kanlı yaşlar aktı
Göz pınarlarım kurudu Aney
Bir dert yüreğimi yaktı
Hıçkırıklara karıştım Aney

Ağlamaktan yoruldu gözlerim
Derdime bir merhem bul Aney
Nice zaman yaramı gizlerim
Usulca merhemi sür Aney

Hasretlik bitsin artık özledim
Kavuşmak tek hayalim Aney
Yıllarca yolları gözledim
Vuslat çok yakın Aney

Murad-i yi götürdüler tabibe
“Görünürde yarası yok” dedi Aney
Lakin yaşı küçük bu garibe
“Bu karasevda çok” dedi Aney

05.08.2005 Sivas murad-i
…………………………..

Yıllarca gözyaşı döktüm
Kaplar ağzınca doldu Aney
Yâre bir türlü kavuşamadım
Kavuşmak hayal oldu Aney

Gözyaşı döker dururum
Gözyaşımla avunurum Aney
Ağlamakta onu bulurum
Ağlamasam ölürüm Aney

Izdırabım büyük, acıma denk yok
Acımı bilen gülmez Aney
Aşk savaşından büyük cenk yok
Nefer olan zar-ü zar ağlar Aney

Saçlarım ağardı tel tel
Bilmem ki neden Aney
Geceleyin olur damlalar sel
Olmayan gözyaşımı neyleyim Aney

Aka aka gözyaşım oldu bahri
Bir gemide her şey çift, hani eşim Aney
Verse elinden içmez miyim zehri?
O benim sarı saçlı güneşim Aney

Sarı saçları sanki kement
Bağlamış yüreğimi çözemiyom Aney
Akan çeşmime bir bent
Elimde değil yapamıyom Aney

Ol yaşlarım kim için akar
Bu muammayı sezemedin Aney
Hisli gözlerimle dalarak bakar…
Neler gördüm, bilemezsin Aney

Şuurumdan gizli hisler
Şiir oldu çıktı Aney
Murad-inin gözündeki sisler
Şair olup aktı Aney

Sivas 02.12.2005 murad-i
Murat Dağlıbeg


*TeoDora* 1 Mart 2007 14:07

KADIN

KADIN BİR DAĞDIR GÖNLÜMCE
YALÇIN KAYALIKLARI KÖKLÜ MEŞELERİ İLE
SAĞLAM TUTUNAN TOPRAĞA BODUR ARDIÇLARI İLE
BAZEN ÇIPLAK KAYALARI
BAZEN YEMYEŞİL YAYLALARI İLE

KADIN BİR DENİZDİR GÖNLÜMCE
YAĞMUR ALTINDA MASMAVİ BİR ÇARŞAF OLAN
GÜNEŞ ALTINDA İNADINA KÖPÜREN DALGALANAN
HİÇ BEKLEMEDİĞİN ANDA HIRÇIN BİR FIRTINA KOPARAN
OLMADIK ZAMANDA SÜTLİMAN OLAN

KADIN BİR ÇÖLDÜR GÖNLÜMCE
YAKAR ADIMLADIĞIN HER BİR TANESİNDE
HEP KURAK YAKICI DERKEN
HİÇ UMMAZSIN
BİR VAHA ÇIKAR ÖNÜNE EN OLAMDIK YERİNDE

KADIN BİR IŞIKTIR GÖNLÜMCE
SADECE BEYAZ BİR IŞIKTIR GÖRMEYENE
BEYAZ İÇİNDE SAKLI BİR GÖKKUŞAĞI GÖRENE
SARI MAVİ YEŞİL TURUNCU MOR
YAŞAMIN HER RENGİ
AMA
BAZEN RİYANIN RENGİ
SİMSİYAH BİR IŞIK SANKİ....


ŞAFAK KILINÇ


Misafir 1 Mart 2007 14:21



Sana Ne Demeliyim bilmem ki

Sana ne demeliyim, bilmem ki
Dost desem olmuyor
Yaren desem uymuyor
Yar mı desem, ne dersin
Sana ne demeliyim, bilmem ki

Bir sürec yaşadık birlikte, dost diyerek
Mevsimler birbiri ardına akarak gitti
Sözler sevileşti suskun gönülde
Yürekte zamanlar zay olup gitti

Gömdük düşleri, duyguları
Kül bastırdık üzerine
Ne gönlün ocağı kabullendi
Ne iç yangını yüreğimizin
Umuda el salladık, ufuk yanarken
Diyemedik birbirimize
Dememiz gerekeni
Sana ne demeliyim, bilmem ki

Soğuklar apansız bastırdı
Kar kapıda, ben yangınlardayım
Bulutlar çöktü üzerime, bulutlar geçti...
Düşmedi bir damlacık olsun, yağmur tenime
Ve ben, senli düşlerin buğusundayım

Sana ne demeliyim, bilmem ki
Dost desem olmuyor
Yaren desem uymuyor
Yar mı desem, ne dersin
Sana ne demeliyim, bilmem ki

Sana ne demeliyim bilmem ki

KÖMEN
Haydar Okur


Mystic@L 1 Mart 2007 16:06

Yeryüzüne ayı indir o bir şehir olsun
Yaklaştıkça büyüyen
Ayrıntıları setleri bahçeleri
Yumuşak çizgileriyle ortaya çıkan
İşte ben o şehri yaşadım yıllarca
İstanbul'da parça parça
Çeşmelerinde ayı yaşadım
Servilerinde ayla birlik bölündüm
Ayla birlik yaralandım
İstanbul mezarlıklarını aydınlatan ayla
Soludum bölük bölük ahiretin
Keskin çizgili özgürlüğünü
Kanlı canlı özgürlüğünü ay kesmesi
İçtim sıcak bir yaz günü içilen buz gibi bir vişne şurubu benzeri
Kutsallığın ballı biberli çilekli çile kevserini
İstanbul'dur bu otuz yıl kana kana yaşadığım
Taşlarına adeta resmim işledi
Ben İstanbul'da dağıldım zerre zerre
İstanbul damla damla içimde birikti
Mermer tozu gelip gelip içimde oluştu bir şehir
Bu yeryüzünden ve gökyüzünden ötedeki şehirdir
O bir kılıçtır Doğudan Batıya uzanıp
Çin ipeğinden örülmüş şeytan kozasını bölen
Darbeleriyle Batı çeliğini lime lime eden
O Tanrı'nın kılıç halindeki hilali
İslam ruhunun kristalleşmiş heykeli
İçimin sesi rüyamın öfkesi merhametimin şehri
İstanbul'a gel oruç günleri gez gör ve dinle derinden
Taştaki oymalarını incele bir er gözüyle
Semerkant'tan kalkıp gelmiş erlerin gözüyle gör her yeri
Camileri mezarlıkları çeşmeleri ve sebilleri
Git Sümbülefendi'ye servilerden sor olan biteni
Merkezefendi'de tüket maddeyi yırt maddeciliğin kefenini
Bağdat'ta ebedi bağı ruhun ve ilahi hikmetlerin
Şam'da son sınırı manevi medeniyetlerin
Kozmik bakış metafizik sezgi
Bağdat'tan dal, Şam'dan yaprak Diyarbekir'den çizgi
Hep İstanbul'da kırık dökük
Parçalanmış silinmiş sönmüş
Hayaletler gibi kaçmış gizliliklere
Loş boşluklara sığınmış kan rengi bir huzur arzusu
Sabah Karacaahmet'te öten şafak kırmızısında savaş borusu
Sökün eder her sabah ufkun bir ucundan yeniçeriler
Su şırıltısından gök gürültüsüne değin
Bütün seslere düzen vermiş ebedi mehter
Yok olduysa bu şehir ruhu ruhuma sindi
Ben yaşadıkça o yaşayacak bende
Kimbilir belki o da dirilecek benimle
İslam Milletinin dirilişinde
O yeniden güneşin güneş ayın ay ve dünyanın dünya
İnsanın insan olduğu o günde
Ölümün biliyorum ey İstanbul diriliş içindir
Öyleyse indir ruhunun teslim bayraklarını indir göm toprağa
Doğrul ve kalk ayağa
Kemiklerinle etin arasında
Sonsuz güç topla korku ve muştuyla
Mucize muştusuyla
Yüreğim yırtılıyor çınlıyor ağlıyor yüreğim
Fırtına yaprak yaprak dökülüyor
Gecenin tüyleri savruluyor havaya
Ölümümü kutlayan Arz oğullarıyla
Mübarek toprağın anlamından bile yoksun
Taşın demirin mermerin ve tozun metafizik kadrine bile düşman
Kabus ruhumu çalmak isteyen hırsız
Madde dönüşür binbir şeye ama ruh kaybolmaz
Altın madeni gibi pırıl pırıl kalır ve solmaz

Ve ben kardan geldim ama denizi üstlendim
Denizi yüklendim adeta denizle evlendim
Denizle yaşadım denizle öldüm
Öldükten sonra denizin gözlerini gördüm
Denizden denize yükseldim
Birliğin şarkısını işittim dinledim derinliklerinde
Sedeflerinden yapılmış İstanbul camilerinin taşları
Beyaz güvercin kanadı köpüklerinde kubbelerini gördüm camilerin
-Ama gizleyerek saklayarak itiraf etmeyerek-
Bursa'dan gelen yeşil bu denizi boyadı gökten sonra
Ve trenler şifreli düdükleriyle trajedileri perdelerken
Dönüp bir köşeden ötede kaybolurken
Ben kayalarını denizin ahenkleştirdiği kıyılarda
Gerçeği koğaladım hayal meyal görünen kelimeler arkasında
Ve derken birden karaya sıçradım Ayasofya
Padişah türbeleriyle örtülmüş maskelenmiş şehzade mezarlarıyla
Kayboldu o deniz o kentle birlikte Rabbim bildir bana
olup biteni
O yeşil ötesi ışığı o güneşi tahlil eden su çizgisini
Ve sen ey Avrupa yerin dibine batacaksın bitmez tükenmez suçlarına karşılık
Ve derken Ayasofya yüzüme çarpan karanlık
Serin ve kilim nakışlı kızıl gözlü dev bir cam gibi
Ve kılıcımın ucunda Ayasofya küçük bir bilya gibi
Uçuyorum göklerin kubbesine bir ikram gibi
Gök sofrasında bir çeşni bir garnitür gibi
Kalk ve kavra ruhum bir kadavra gibi solan bu göksel yapıyı
Bir kartal taşırken yere düşmüş
Ve kalakalmış kaldığı yerde
Sonra karanlıklardan çıkan kartallar tünemiş üstüne
Yemişler ötesini berisini
Ey kozmiğin kemirdiği bir kent gibi yükselen yapı
Ey Allah'a açılan ve kapanan ulu kapı
Bir at gibi soluyorsun kulelerinle
Deniz öfkenin köpükleriyle benekli
Gel barışın köprüsü ol içimizde dışımızda
Yeniden sularından içelim kana kana
Savaşabilirim bugün bütün dünyayla
Gerekirse
Ruhumuzun susadığı hakikat olan
Evrensel İslam Barışının zaferi için
Aşk için Tanrı hakikati aşkı için
Göğe çıkan İsa yere insin diye
-Fazla çıkardılar göğe-
Gel ey Muhammed ve İsa hakikati
Burada sizi bekleyen bütün bir insanlık var
Bulutlar yaralı insanlar zehir saçan fırtınalar
Kara-düşünce fırtınalarıyla yüklü kurşun levha havaları
Savaşırım doğudan daha doğu
Doğrudan daha doğru olanı bulmak için
Zulme karşı savaşabilirim
İnsan başı yalnız Tanrı önünde eğilecektir
Ebedi hakikat budur
Bunun için savaşırım ben
Bunun için kanım helal olsun
Şehrimin altına özgür Tanrı aşkını yazmak
İstanbul'u yeniden Tanrı şehri yapmak
Bunun için savaşırım ben
Servi için savaşırım çınar için savaşırım
Tozlanmamış gün doğuşu için
Yıldızlar geceleri yeniden görünsün diye
Tuz deniz damlasında gülsün
Çam denizle gülüşsün
Su tenimizle barışsın
Ruhumuzla ışısın diye
Savaşçıyım ben atalarım gibi
İstanbul için savaşırım
Bağdat'ın dervişlik ortağı
Şam'ın kılıç kardeşi
Olan İstanbul için
Benim güneşimden öteye kimse gidemez
Benim güneşimin üstüne doğmadığı hayat hayat değil
"Benim duvarımdan yüksek duvar haraptır"
Gerçek özgürlüktür kölelik değil Tanrı'ya kulluk
İstanbul olacak yine gerçek özgürlüğün türküsü
Kıyamete kadar söylenecek türkü

Sezai Karakoç |


Misafir 1 Mart 2007 16:15


Ben Hayatta En Çok Babamı Sevdim

Hayatta ben en çok babamı sevdim
Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
Çarpık bacaklarıyla -ha düştü, ha düşecek-
Nasıl koşarsa ardından bir devin
O çapkın babamı ben öyle sevdim

Bilmezdi ki oturduğumuz semti
..........
..........

Can Yücel


NiliM 1 Mart 2007 17:08

İstanbul'u Dinliyorum

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
Loş kayıkhanelerıyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geciyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul'u dinliyorum.


Orhan Veli Kanık


Misafir 1 Mart 2007 17:10

Yolda beyazlar allar
Kınalıdır ak eller
Hanımlar mendil sallar
Beyler omuz omuza

Burası Anadolu
Dağlar omuz omuza
Gidenler toprak oldu
Sağlar omuz omuza

Omuz omuza gardaş
Omuz omuza yoldaş
Bektaşi, zeybek, dadaş
Canlar omuz omuza

Elimle buğday ektim
Alın terimi döktüm
Dağlarda halay çektim hey
Senle omuz omuza

İşte pembeler allar
Açılmış gonca güller
Gençlerim halay çeker hey
Vermiş omuz omuza


ORHAN ŞİRİN


BARIŞ 1 Mart 2007 17:48

Az Yaşadıksa da

Ben kibriti çaktığım zaman
Her şey kırmızıydı yüzün oarak
Ben kibriti çaktığım zaman
Çünkü her hüz bir memlekettir

Ben sigaramı yaktığım zaman
Çünkü her sigara bir kelimedir
Ben sigaramı yaktığım zaman
Güz günleriydi bir şarkı olarak

Bir güvercin ben öldüğüm zaman
Nice hüzünlerden yaprak yaprak
Bir güvercin ben öldüğüm zaman
Cemal Süreya


Misafir 1 Mart 2007 17:59

Seti

Boynu bükülmüş bir gülü
Bir anten gibi
Senden yana çevirdim
Ulaştırsın diye bendekileri

Yokediyorlar bak neşeyi
Umudu,yalın sevgiyi
Ve doğayı da öldürüyorlar sinsice
Büyüdükçe sermayeleri

Belki de,
Antenlerinin başında bilim insanları
Geceler gündüzler boyu
Uzak yaşamları değil de
Dünya'da yitirdiklerimizi arıyordur
Trilyon kilometrelerce ötede
Gizlice

Boynu bükük bir gülü senden yana çevirdim
Sen de gül sineni
Benden yana çevir öylece

Özer Genç


tikkymelike 1 Mart 2007 18:06

GERÇEKLER

Sonu bilinmeyen bir yolda
Yalanlarla yaşamaya kol gerilmez
Ağıtların sesi duyulsa uzaklarda
Gerçekler yaşamaya yer vermez
Yas tutulan gerçekler sonunda
Her yaşantının sonu vardır
Yarın güneş bir kez daha
Bir kez daha doğacak mı bilinmez
Ve ne var ki tek unutulmayan
Gerçeklerin içindeki hayattır
Yaşananlarla akıllarda kalır.

Serdar Akçay


BARIŞ 1 Mart 2007 18:21

Ayrılırken

Dinle sevdigim bu ayrilik saatidir
Dunya var olali beri cirkin ve soguk
Ergec icecegimiz bir ilac gibi
Tadi dudaklarimizda acimsi, buruk
Bu saatte gozyaslari, yeminler
Bos bir tesellidir inandigimiz
Perde kapaniyor, filim bitiyor iste
O hic bitmeyecek sandigimiz
Goruyorsun konusacak bir seyimiz kalmadi
Sadece bakislarimizda huzun
Iste ayrilik bu; hic beklemedigimiz
O ikiz kardesi olumun
Anliyorum bir daha gorusemeyecegiz
Bu son bulusmamizdir seninle
Yeni bir hayata basliyacaksin artik
Onunla, o yeni sevgilinle.
Anliyorum artik o opecek ellerini
Kulagina aski o fisildayacak
Icinde bir pismanliktan baska
Benden eser kalmayacak.
Sigarani sondur, kalkabiliriz
On adim sonra yollarimiz ayrilmali
Sakin aglama ve bir sey soyleme bana
Insan ayrilirken bile buyuk olmali.
Ümit Yaşar Oğuzcan


blood_lovee 1 Mart 2007 19:24

Benimle Evlenir misin ?

Beni benden aldın verdim sana sevgimi
Eneyücelerinden aşkla açtım kalbimi
Neyleyim umutsuzlukta var ucunda
İnsan oğlu umut etmeden yaşayamıyor ölüyor sonunda
Madem evleneceğim dedin gel katıl sende bize
Laf etmesinler sevdi desinler soranlar herkse
Eebediyettir aşkın tarifi kurandır diertaraftan aşkın sahibi.

Ey dünyalar tatlısı güzel yarim
Ver elini coşsun bu yürek
Lazım değil bide bana zalim
Eeğr ölürsem gözlerim açık gidecek
Ne olur nazyapma sevgilim
İnan istediğin her şeyi veririm
Rabbim bağışlasın seni bana
Malum olsun tüm abdal lara
İslamdır yolumu onula çizerim
Ssen gelirsen dahaçok severim
İnsanca yaşamaktır çıkarttığım payem
Nihayete eriştir beni evlenmektir gayem.

Fatih Akçe


nisan_yagmuru 1 Mart 2007 20:36

YARINLARDA


Şimdi uzaklarda evinde uyuyor olmalısın
Gördüğün, düşlerin en güzelidir yavrum
Saçların dağılmıştır yastığın üzerine
Göğsün hafifçe açılmıştır, biliyorum

Kim bilir nasıl geçmiştir aksam saatleri, gece
Gözlerin nasıl da koyulaşmıştır hüzünden
Duvarlar üzerine yıkılmıştır birer birer
Bensiz bir gün daha eksilmiştir ömründen


Kitaplar, plaklar, şunlar, bunlar hepsi boş
Severken kolay değil avunmak, baksana
Yine kör karanlığında bir gecenin
Oturmuş özlem şiirleri yazıyorum sana

Dudaklarını anımsıyorum ekmekten sudan aziz
Ellerini anımsıyorum saçlarımda sevecen
Sonra gözlerin, dupduru, yalansız, kuytu
Seni andıkça bir imbat esiyor Ege'den


Yaşanacak yıllarımız olmalı diyorum seninle
Uyuyacaksan kollarımda uyumalısın
Vaktin olursa sevişmekten deli gibi
Başını omuzlarıma koymalısın

En güzel sözcüklerle, öpüşlerle, şiirlerle
Sana sevgimi anlatmalıyım uzun uzun
Pencereden gökyüzü görünmeli, yıldızlar
Tek tanığı olmalı mutluluğumuzun



Uyanmalısın doğan günle birlikte
Yeniden sevişmeye durmalıyız, yeniden
Ve yepyeni bir dünya yaratmalıyız
Her ani aşktan, mutluluktan, sevgiden



Ümit Yaşar OĞUZCAN


Misafir 1 Mart 2007 20:51

Muhacir Kızı

Fırtınalar kopar yüreğimin ıssız köşelerinde
Ayaklarımın altından akar bir nehir
Sarı bir ışık düşer hiddetle gökten yere
Rüzgar eser, yağmur yağar, bilmem nicedir
Fırtınalar kopar yüreğimin ıssız köşelerinde

Ufuktan sessiz sedasız bir yıldız kayar
Mutluluğun menba’ı benim avuçlarımda
Bir yosun ıslak kayanın etrafını sarar
Son çiçeği de ömrümün, solar bağrımda
Ufuktan sessiz sedasız bir yıldız kayar

Lambalar yanıyor birer birer, cılız ve sarı
Kulağımda garip bir ses uğulduyor
Sen bu halde sansan da yaşadığını
Ocaklar sönüyor, kor ateş kül oluyor
Lambalar yanıyor birer birer, cılız ve sarı

Yarı ölüleri inceden bir sızıdır tutar
Anaların başı ellerinin arasında
Kalbimden kalbine bir tatlı nağme akar
Parmağında mesut günlerden bir hatıra
Yarı ölüleri inceden bir sızıdır tutar

Açıyor avuçlarını göğe bir güzel kız
Kolunda yüzü gibi solgun bir bilezik
Vücudunun tüm kıvrımları umarsız
Yüreğinde bitmeyen pişmanlık, kalbi ezik
Açıyor avuçlarını göğe bir güzel kız

Cevap vermeyeceksin biliyorum aşkıma
Bilmeyeceksin burada kim anlatılmıştır
Benim aşkım sığmaz öyle şiirlere, şarkılara
Bir bedbaht ömür ki, yalnız sana adanmıştır
Cevap vermeyeceksin biliyorum aşkıma

Anla artık beni, duy sesimi n’olur
Havaya kalkmış inmez ***** bir silah
Ancak bir kurşun bu hikayenin sonu olur
Ve gırtlaktan çıkar derin bir ah
Anla artık beni, duy sesimi n’olur

Neyleyeyim gitme vakti geldiyse bu diyardan
Kalbimde ‘Bir’ olan Tanrının elleri durur
Ey buhur dağından gelen muhacir kızı
Medet umma sen gibi hiçbir fani kuldan
Gün gelir senin de ömrün ellerinde kurur
Neyleyeyim gitme vakti geldiyse bu diyardan

Şiir Hakkında:
Şiirin yazıldığı rivayet edilen 1940’lı yıllarda İstanbul Erkek Lisesinde son sınıfta okuyan Mustafa isimli genç, Adalar’da tatile gittiği zamanlarda komşu evlerinde oturan, kendinden yaşça büyük olan ve herkesin hayranlıkla seyrettiği Hukuk Fakültesinde okuyan çok güzel bir kıza ilkokul çağlarından beri platonik olarak aşıktır. Gün gelir, Mustafa ilan-ı aşk ettiği bir mektup yazar ve o dönem kendisiyle aynı okulda okuyan kuzeniyle kıza ulaştırır. Genç kız mektubu okuduktan sonra, kendisi de güzel duygular beslediği halde yaş ve çevre gibi nedenlerle böyle bir ilişkinin söz konusu olamayacağını düşünür ve ortak bir arkadaşları vasıtasıyla olumsuz cevabını Mustafaya bildirir. Ve aradan kısa bir süre geçtikten sonra da kız belirsiz bir sebepten ötürü nişanlanır. Bunu öğrenen Mustafa odasına kapanır ve günlerce yemeden içmeden kesilir. (Yanlış hatırlamıyorsam) Mustafa bu şiiri odasından hiç çıkmadan dört günde yazmış ve devamlı tuttuğu günlüğüne bu şiiri kaydettikten sonra pederine ait tabancayla intihar etmiştir. Bu olayı öğrenen genç kız da arkasında ufak bir not bırakarak intihar etmiş ve aileler olayın büyümemesi nedeniyle gizlemişlerdir. Günlük ve dolayısıyla bu şiir Mustafanın yurt dışında (Fransa’ydı sanırım) yaşayan kuzeninin vefatıyla özel eşyaları arasından çıkmıştır (Kuzeni de kendi hatıra defterine bu olayı kaydetmiş).

Kaynak: Mustafa Bey


nisan_yagmuru 1 Mart 2007 20:57

Şiir Hakkında:
Şiirin yazıldığı rivayet edilen 1940’lı yıllarda İstanbul Erkek Lisesinde son sınıfta okuyan Mustafa isimli genç, Adalar’da tatile gittiği zamanlarda komşu evlerinde oturan, kendinden yaşça büyük olan ve herkesin hayranlıkla seyrettiği Hukuk Fakültesinde okuyan çok güzel bir kıza ilkokul çağlarından beri platonik olarak aşıktır. Gün gelir, Mustafa ilan-ı aşk ettiği bir mektup yazar ve o dönem kendisiyle aynı okulda okuyan kuzeniyle kıza ulaştırır. Genç kız mektubu okuduktan sonra, kendisi de güzel duygular beslediği halde yaş ve çevre gibi nedenlerle böyle bir ilişkinin söz konusu olamayacağını düşünür ve ortak bir arkadaşları vasıtasıyla olumsuz cevabını Mustafaya bildirir. Ve aradan kısa bir süre geçtikten sonra da kız belirsiz bir sebepten ötürü nişanlanır. Bunu öğrenen Mustafa odasına kapanır ve günlerce yemeden içmeden kesilir. (Yanlış hatırlamıyorsam) Mustafa bu şiiri odasından hiç çıkmadan dört günde yazmış ve devamlı tuttuğu günlüğüne bu şiiri kaydettikten sonra pederine ait tabancayla intihar etmiştir. Bu olayı öğrenen genç kız da arkasında ufak bir not bırakarak intihar etmiş ve aileler olayın büyümemesi nedeniyle gizlemişlerdir. Günlük ve dolayısıyla bu şiir Mustafanın yurt dışında (Fransa’ydı sanırım) yaşayan kuzeninin vefatıyla özel eşyaları arasından çıkmıştır (Kuzeni de kendi hatıra defterine bu olayı kaydetmiş).

Kaynak: Mustafa Bey
........................................................................... ............................................
aciklamalarin icin tesekkürler arkadas..cok etkileyici bir siir sunumuydu..yüregine, emegine saglik....


hayatimizdaki keskelerle basa cikamayinca, bu aci olaylar yasaniyor demek ki...üzücü ama ...en azindan cennetlik olup orada kavustuklarini düsünüyorum, veya diliyorum..



Misafir 1 Mart 2007 21:04

Gülü sevdim

Her çiçek mutlaka güzeldir amma,
Gülü sevdim, seveceğim her zaman.
Kırmızı gülleri taktım yakama,
Gülü sevdim, seveceğim her zaman.

Sarı çiğdem yaylalarda beğse de.
Beyaz sümbül ak gerdana değse de,
Al lâleler boyunları eğse de,
Gülü sevdim, seveceğim her zaman.

Nergizler dağlara sırtın yaslasın,
Navruzları kayalardan seslensin,
Menekşeler dereleri süslesin,
Gülü sevdim, seveceğim her zaman.

Sevdiğim kıskanır sarılmasınlar,
Boşuna dil döküp yorulmasınlar,
Kır çiçekleri hiç darılmasınlar,
Gülü sevdim, seveceğim her zaman.

Karanfiller güzel koksa da bize,
Gelincikler sürme çekse de göze,
Zambaklar sohbeti dökse de naza,
Gülü sevdim, seveceğim her zaman.

Papatyalar altın gibi sararsa,
Dünyada ne kadar çiçekler varsa,
Kimi sevdiğim soruyorlarsa,
Gülü sevdim, seveceğim her zaman.

Renklerinden ayrı manalar çıkar,
Kimini güldürür, kimini yakar,
Efendimin terinde de gül kokar,
Gülü sevdim, seveceğim her zaman.


Asla batmaz gülümdeki har bana,
Onun ile kışlar hep bahar bana,
Gül canandır, gül sevgili yâr bana,
Gülü sevdim, seveceğim her zaman.

Ataroğlu’m gülden kına yaksınlar,
Üzerime gül suyunu döksünler,
Mezarımın baş ucuna diksinler,
Gülü sevdim, seveceğim her zaman.

Mehmet Atar


nisan_yagmuru 1 Mart 2007 21:10

BİR SEVDA TÜRKÜSÜ

Sokul yanıma,
çığlıklar dolarken kentin sokaklarına
yirmidört ayar yankılar düşer dağlardan.
Üşürüm kar giyinmiş ağaçlar gibi
sımsıkı tut ellerimi
ki,
bir kır çiçeği
korkusuzluğuna ulaşayım.
Tuz ekmek ve şarap kadar kutsal,
okunması düşlenen bir kitabın
el değmemiş koyakları kadar gizemli,
sevdaya ait ne varsa içimde
sırtımda taşıyorum akşamları.
Rüzgarın baştan çıkarıcı çağrısına kapılıp
ipini koparan uçurtma gibi
çılgın olmak istiyorum,
bu yüzden,
görmüyor musun kollarım
sana uzanıyor savaş alanının
tam ortasından
Peşimde kanıma susamış canavarlar var,
gecenin sabaha yakın olan kısmında
çalı ol
yapraklarının arasına al beni,
dikenlerin batmasın ama.
Çocuklar kadar berrak pınarlar
olsun avuçlarında,
bir yudum içtiğimde
ay kanatlarını tak
gözlerime gözlerinle
yak beni yüreğindeki ateşle.
Karınca gölgesi olsan bir öğle üstü,
uyusam uykuların en derininde,
mermer yontular görsem düşümde,
kılıfından çıkarsam ölümü
rasgele öpsem ağustos gibi yanan göğsünden,
uyandığımda sen yoksan
haykırsam, haykırsam, haykırsam...

A. KADİR BİLGİN-



Misafir 1 Mart 2007 22:21

AZAT

Mecnuna öğütler verirdin eskiden azat
Gül ömrüne bir de az diyordun,
Oysa bilmiyordun, gül ömrü kadar gün yüzü görmedim hayatta
Yanaklarımda parsel parsel bir isyan mavisi, el süremiyorum
Anlıyor musun azat?
Avuçlarımda kan lekesi varken; silemem gözyaşımı
Aşkı böyle bilmezdim ben azat
Bir düğüm olur içimde çözemem de;

Ayıklayamam saçlarımı aklımın içinden
Aşklar diyorsusn değil mi? Her şeyin sebebi…
Haklısın, az mı yollara düşmedik
Dünkü tökezleyipte ayağımızı kırdığımız yer...
Saklayamıyorum azat, kumlar biliyor sırrımızı
Topuklarımızda yağmur ıslaklığı var
Saklamaya gelmez sağanak lekesi
Ya kalemiz azat, üzerinde derin yaralar var
Kağıdın az mı ahını aldık?

Gece yine kime konuşmuş sustuklarımızı?
İstanbul paklar diyormuş günahlarımızı
İstanbul, ilk önce kendini üç kuruşa satanı bulsun!
Söz mü azat, ödeyecek miyiz düşlerimizin kefaretini
Ölü düşlerimizi tampon yapıp gözümüze;
Gülüp geçer miyiz eski günlere...

İçimizde git gide büyüyen bu aşk,
Ertelenmeli mi başka bir sevgiliye,
Yoksa boş bir mezar bulup gömülüp geçilmeli mi?
Yüreğimizin yıkıntıları arasında sadece işaret parmağımız görünüyor
Ve sadece bir şeyi işaret ediyor, aşkı…
yani ölüm sebebimizi
Umut ve korkunun kan kardeşliği var kanımızda
Sevmeye neden bu kadar aşırı cürretkar?

Gözlerin ifademi alalı çok oldu ama susmadan geçemiyorum azat
Geceye ihanet sayıyorum bize beyaz kefen yakıştıranı
Yusufu çalan kuyu, ha nerde bizim kanlı gömleğimiz?
Candan geçiyorum azat, senden…
kirli bir tebehsümle çalıyorlar adımızı
uluyor çakallar duyuyor musun azat, cesedimizi sakla,
ve akla bu acı hayattan ikimizi!

Yazar cumhur
23 02 2007


arwen 1 Mart 2007 22:27

sevgilim niye yaktın,
beni ataşlara koydun,
aşkımıza kalbimin yaşın damlattın,
sana yemin edip bırakmam diye yemin okudum,

çaresiz,seni gara topraklara ellerimle verdim,
kırılsaydı ellerim,
baharında gencecik seni zalım topraklara verdim,
sen benim ahım oldun,

seni ben topraga gelin etmek icin sevmedim,
ardından agıtlar yakmak icin sevmedim,
senin için gözyaşlarımı sel etmek için sevmedim,
bir vefasız dünyada seni arar oldum,

senden sonra gülermiyim,
sensiz bu aşkı başkasında içermiyim,
ben sen yoksan bu canı neyleyim,
agır gelir bana senli hayallerim,onlara yanar oldum,

topraklar kärim oldu,
aşkım benim sevdam soldu,
hani solmaz derdin bizim aşkımızın gülü,
elimde kurumuş sevda çiceklerimle yanı başında aglar oldum



yasin yüksel


MaKaLeLe 1 Mart 2007 22:30

Öğreti

sana neler öğrettim gülüm
denizin güzelliğini
sevince saf ve sakin
kızınca dehşet olduğunu
havanın temizini
kuşların ötüşünü
gülen insanların sevincini
ağlayanların derdini
sana neler öğrettim gülüm
ağaçların yeşilini
baharın güzelliğini
doğanın bereketini
sevdanın hasretini
kelebeğin özgürlüğünü
balıkların sessizliğini
sana daha neler öğrettim gülüm
ama öğretemedim beni sevmeyi

Mustafa Emirler |


arwen 1 Mart 2007 22:42

Beş onsekiz treni
Sana doğru gelirken
İlk vagon ilk koltuğa
Oturuverdim birden.

Sensizlik durağında
İnince bu trenden
Yine yoktun yanımda
Ürperiverdim birden.

Bir zamanlar seninle
El ele dolaştığım
Caddeler şimdi benim
En iyi arkadaşım.

Aşk yüklü bu trenin
İçindeki yolcular
Hepsi de benim gibi
Umuda koşmaktalar.

İçimdeki sevgini
Olmasan da atamam.
Yağmur olup gönlüme
Dolmasan da atamam.


mehmet ali çıbıklı


Misafir 1 Mart 2007 23:33

kadın kılıĞı

Köprü altlarının sidik kokusu
Buram buram cesaret



Gecenin efendileri
Her köşe başında soluğunuz
Sere serpe
Feri sönmüş gözlerinizden hayat okunuyor




Yine de ürkek adımlarım
Korku sıvazlıyor sırtımı
Bir sizin nefes sesiniz
Bir benim ayak sesim





Tedirginlik iç kemiren
Biriniz selam verse
Soluğum buz olur

















Oysa
Sen insansın dedi
Çıkar şu kadın kılığını üzerinden
Fer boşa söndürülmedi








Bir onların nefes sesi
Bir benim ayak sesim
Şu köşeyi de dönünce
Evim orada
Benim bir evim var
Kadın kılığında

Ayben Çevik


arwen 1 Mart 2007 23:43

Hep hayalimde düşlerimde;
Sana kavuşmak anı.
Hep o anı düşlediğimde;
İsterim durdursalar zamanı.

İşte o an onun için yaşadığım,
Yoksa bu işkenceyle nasıl yaşarım?



erdoğan gürtepe


Misafir 1 Mart 2007 23:54

Mehtaba...



yalnızsın işte
senin öykün hiç yazılmamış

bu yüzden
can çekişir gülümsemen

damarların
bu yüzden düğümlenir

geceler uyumaz bilmez misin

bu yüzden
köprüdür sabahlar sana

saçların
bu yüzden emanettir yastığına

meçhuldür rengi gözlerinin
bilmek istemezler fırtınalarını

yağmur dikmiş annen
doğarken yanaklarına


Baba, lütfen öp göz yaşlarımı. Öğrendiğinde hiç olmazsa sen anla…



**Kendimden yine kendimedir bu şiir, affola.**


Mehtap...



arwen 1 Mart 2007 23:59

Gecelerin ötesinden sesleniyorum
Duyuyormusun?
Eminim duyuyorsun,
Gülümser mi yoksa
Gözbebeklerime asıp gittiğin
İçime içime doğru bakan gözlerin.
Sevdana yaktığım her ağıt
Çığlık çığlığa ulaşmalı sana
Ayaklarım uğrayamıyorsa
Yaşadığın mekan'a
Dinle ve ağla ağıtlarıma.
Reddin aşılmaz setler çekmesin
Sen benim tam canevimdesin
Yüreğin yorulup tıkandıysa sevgiden
Bırak engelleme beni
Sevgim ve şevkatimle doldururum yeniden.
Ah benim gül yüzlüm
Ah benim iki gözüm
Başka ne yapabilirim.
Anıları yanıltma çaban boşuna
Yorma kendini, bırak uğraşma
Kirlenmemiş seven soluğun içimde
Her aldığım soluk yeniden yeniden
Taşıyor seni bütün hücrelerime.
Gecelerin ötesinden sesleniyorum
Duyuyormusun?
Vapur düdüklerine seslenişimi
Martı gözlerine bakışlarımı
Avuçlarına terimi bırakmıştım
Kızamam sana imkansızım, kızamam
Vapurları yak, batır yok et
Martıların gözlerini oy çıkar
Avuçlarından terimi kazı istersen
Sür çıkar şehrinden adımı
Ben zaten vaz geçmişim kendimden
Ama gül yüzlüm
Bilmelisin
Senden asla vaz geçmem, geçemem.




esel arslan



Saat: 03:35

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık