![]() |
AŞK İKİ KİŞİLİKTİR Değişir yönü rüzgârın Solar ansızın yapraklar. Şaşırır yolunu denizde gemi Boşuna bir liman arar. Gülüşü bir yabancının Çalmıştır senden sevdiğini, İçinde biriken zehir Sadece kendini öldürecektir. Ölümdür yaşanan tek başına Aşk, iki kişiliktir. Bir anı bile kalmamıştır Geceler boyu sevişmelerden Binlerce yıl uzaklardadır Binlerce kez dokunduğun ten. Yazabileceğin şiirler Çoktan yazılıp bitmiştir. Ölümdür yaşanan tek başına Aşk, iki kişiliktir. Avutamaz olur artık Seni bildiğin şarkılar. Boşanır keder zincirlerinden Sular, tersin tersin akar. Bir hançer gibi çeksen de sevgini Onu ancak öldürmeye yarar. Uçarı kuşu sevdanın Alıp başını gitmiştir Ölümdür yaşanan tek başına Aşk, iki kişiliktir. Yitik bir ezgisin sadece, Tüketilmiş ve düşmüş gözden. Düşlerinde bir çocuk hıçkırır Gece camlara sürtünürken. Çünkü, hiç bir kelebek Tek başına yaşamaz sevdasını. Severken hiçbir böcek, Hiç bir kuş yalnız değildir. Ölümdür yaşanan tek başına Aşk, iki kişiliktir. Ataol Behramoğlu - |
aşkı aşkınla tanıdım Özlemek nedir bilmezdim camların arkasından seni ararken öğrendim Aşk acısı çekmezdim seni gördüğümden beri kurtulamadım Şiiri sevmezdim sana yazarken sevdim İçimdeki ateşi söndürmüştüm sen alevlendirdin Gözlerden kalbe giden yoldan hiç geçmemiştim senle geçtim Ben yanmamıştım hiç böyle ama sen beni ateşlere attın Seni görebilmek için körlüğü hiç saydım Aynalara düşmanken sana bakıp kendimi sevdim Ben sana kalbimi verdim sen hançeri soktun Ne kadar o kalbi delik deşik etsende aşkım Ne yazık ki o yine senin için çarpmaya devam edecek İster üzerine sensizlik yağsın ister karşılık bulamasın. Yinede O Aşkın Gücüyle Atacak. ahmet duman |
Ya İstiklal Ya Ölüm Ya İstiklal Ya Ölüm Adı Birinci Dünya,yenik çıktık savaştan Türkler bitti dediler,geçti artık iş işten Kuşatmaya alındı Anadolu'm dört baştan Çakallar sofrasında memleket dilim,dilim Her taraf zapt edildi,her taraf bölüm,bölüm İngiliz,Fransızlar bir yandan da İtalya İştahları kabarmış,salya akıyor,salya İstanbul,Çanakkale,gitmiş Konya,Antalya Mondros anlaşması ki zalimden daha zalim Bir senaryo yazıldı,savaştan daha elim Ordu terhis edilmiş,silah da yok yetesi Herşey bunla bitmiyor,daha vahim ötesi Kurulmaya başladı,Ermeni,Rum çetesi İçerden kemiriyor,sinsice milim milim Yüzlerce yıl bekledim,budur diyor emelim Yığılmış enkaz gibi kahır üstüne kahır Tarifin imkanı yok,durum ağır mı,ağır Yönetici gaflette,gözler kör,kulak sağır İhanet batağında kaybolmuş akl-ı selim Ne akıl sır eriyor,ne de pozitif bilim Amerikan mandası,İngiliz himayesi Diyen beyinsizlerin,yükseldi çatlak sesi Ümit kesmek yok bize de,vermeden son nefesi Bu millet çıkacaktır,yarınlara sağ salim Bir güneş doğar elbet,aydınlanır cemalim Ve On dokuz Mayıs'ta Samsun'a çıktı Güneş Öyle bir güneş ki bu,gıptayla baktı güneş Kurtuluş'a götüren,meşale yaktı güneş Mustafa Kemal'di bu,bayram etti ahalim. Senaryoda son perde,burada koptu fil(i) m Sevinç gözyaşı oldu,kederden akan yaşlar Heybetinden dikildi,öne eğilen başlar Bir aslan kükremesi; Dedi ki arkadaşlar: Tarih tarih olalı,görmedi böyle zulüm Türk'e zincir vurulmaz,YA İSTİKLAL YA ÖLÜM! İbrahim Karaçay |
Duy sesimi Duy sesimi, çığlıklarımı. Sana güneşin battığı yerden, Yüreğinin götürdüğü şehirden, Gücümün yettiğince sesleniyorum... Duy sesimi,çığlığımı. Sana sessizliğin içinde, Uçsuz derin girdapta, İnleyen, nağmelerimle haykırıyorum... Duy sesimi, çığlığımı. Sana ucurumun kenarından, Bilmediğim dağın zirvesinden, Sesimin yettiğince sesleniyorum... Duy sesimi,çığlığımı. Sana sessiz gecelerimden, Gece rüyalarımdan sesleniyorum. Seni çoook seviyorum... Seher Yumukacan |
şta Gezerim** Bir yar bulamadım boşta gezerim Değirmen taşında bulgur ezerim Yetti bu bekarlık everin beni Çeşmenin başında, türkü söylerim. Bahçemizde iğde, dalları yerde Benim şu kısmetim kim bilir nerde? Unumu eleyip elek asmadım Kantarım kırıldı, tartılamadım. Yüce dağ başında kara bulutlar Ellerim bağrımda kaldım ahüzar Dallara tutunmuş taze bir rüzgar Yalnızlık dedemden, bana yadigar. Sedat Erdoğdu |
seher-gâh ....Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî'ye / 2 râm olur gül bülbülün lâl ömrü dem sor ki şems kim sırra ermek kaç kadem şûledir aşk zühre'den parlak nigâh dön diyor tennûre nurlansın segâh gamlı gönlün hüsnü dîvândan gelir hikmetin yâren sözün sözden kebîr yâd olur mevlâ şükür eyler semâh dön diyor tennûre ihlâsım felâh fâilâtûn fâilâtûn fâilûn Ferhat Gülsün |
Ben Sana Mecburum Bilemezsin Ben sana mecburum bilemezsin Adını mıh gibi aklımda tutuyorum Büyüdükçe büyüyor gözlerin Ben sana mecburum bilemezsin İçimi seninle ısıtıyorum. Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor Bu şehir o eski İstanbul mudur Karanlıkta bulutlar parçalanıyor Sokak lambaları birden yanıyor Kaldırımlarda yağmur kokusu Ben sana mecburum sen yoksun. Ölmek kimi zaman rezilce korkuludur İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur Tutsak ustura ağzında yaşamaktan Kimi zaman ellerini kırar tutkusu Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından Hangi kapıyı çalsa kimi zaman Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu Fatih'te yoksul bir gramafon çalıyor Eski zamanlardan bir cuma çalıyor Durup köşe başında deliksiz dinlesem Sana kullanılmamış bir gök getirsem Haftalar ellerimde ufalanıyor Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem Ben sana mecburum sen yoksun. Belki haziranda mavi benekli çocuksun Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin Kötü rüzgar saçlarını götürüyor Ne vakit bir yaşamak düşünsem Bu kurtlar sofrasında belki zor Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden Ne vakit bir yaşamak düşünsem Sus deyip adınla başlıyorum İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin Hayır başka türlü olmayacak Ben sana mecburum bilemezsin. Attilâ İlhan Sen Gidince sen gidiyorsun ya işine yetişmek için saçlarını, gözlerini, ellerini neyin varsa toplayıp gidiyorsun ya her seferinde bir şey unutuyorsun sıcak termometrede yükselen çizgi kimbilir nerelerde soğuyorsun senin gözbebeklerin var ya kadın kadın gülen insan insan bakan gözbebeklerin beni tutsa tutsa gözlerin tutar ayakta beni yıksa yıksa gözlerin yerle bir eder ne gelirse onlardan gelir bana çalışma gücü yaşama direnci mutluluk gibi kazanılması zor mutluluk gibi yitirilmesi kolay bir açarsın ki mutluyum bir kaparsın ki herşey elimden gitmiş Rıfat Ilgaz |
ZANLI seni aya verdim bu gece yıldızlardan habersiz güneşe verdim alaz alaz bir şafak vakti seni sana verdim bu gece mutlu olasın diye . yokluğunu ben aldım hüzün yakışıyordu gözlerime... kum saati ters döndü geceden önce ağladı değirmendeki buğday tanesi ayın şavkı beceremedi deniz olmayı bulut nemi bıraktı yeşerdi toprak altındaki beden büyüyememesi sebebsizliğinden soğuk aldı zerdali ve bir güvercin vuruldu bulutta ben sadece zanlıydım.... Sefer YEŞİLYURT |
Gözyaşlarının üzerinden aktığı Kirpik olayım Sonra, istersen sil beni. Yerlere düşür. Göz yaşlarınla doyayım, Soluduğunda nefes olayım. Sonra, istersen bırak beni. Esen yel olayım, Yüzünü yıkayan, su olayım. Sonra istersen bırak beni Akan sel olayım, Bastığın yerde, toz olayım. Sonra, istersen ez beni. Geçtiğin yolda Sonsuza dek Kalan izin olayım. Bir kerecik, gördüğün “Rüyâ” olayım, Sonra istersen bırak beni, Uyan. Sana dokunamayan Bir hâyâl olayım, Okuduğunda şiirleri, Söylediğinde şarkıları, Nağmelerin olayım Sonra istersen bırak beni. Duyamadığım bir ağıt olayım. Ne olur, ne olur Bana karşılık verme. Haberin olmadan sana Aşık ben olayım. cengiz güzar |
Davet keşke diyorum bazen, her baktığım yerde işte böyle karşıma çıksan hani kuşlara yem versen şalına sımsıkı sarınsan, yanında dursam şarkımı mırıldansan, gözlerimi şarkında avutsan, hep bu dem baksan lavantalar getirsen eflatun koksan, ah yağmur olsam gözünde dursam evden çıktığında anlıyorum bana geliyorsun, yeşeriyor gururum bütün komşularım pervane, gün bayram olur, eteklerim zil döşenir pembe panjur gönül kafesim ılgıt ılgıt toprak, saçında savrulurum soğuk mermer, dokunsan, gözyaşında yansam, bil haneme ismin neşedir nadir atalay … |
GİTTİN DİYE- 2 Sen gittin, Mevsimler değişti, Yazlar döndü kışa, Baharlar döndü sonbahara… Vakitsiz geldi kış, Ah, ağaçlar nasıl yapraklarını döker…! Bilmezler ki, Ağaçlar yapraklarını neden döker…? Gül soldu, Bülbül gözyaşı döker… Bilmezler ki, Bülbül neden gözyaşı döker…? Sen gittin, Ay tutuldu, geceler zindan oldu, Yıldızların neşesi kayboldu, Güneşin feri soldu… Güneş tutuldu diyorlar: Bilmezler ki, Güneş neden tutuldu...? … Mehmet KIYAK |
...ertesi Düş ertesinde Güne sızan nankörlük Sabaha damlayan mürekkep mi hani -gerçek- dedikleri ya da her kimse doğru(su) Ötesinde –insan- deriz Manasına yakışan Oysa ne kadar da yitik anlamı Kimlikleri sahipsiz Gölge kişilikler Fısıltı kuşları Sanırmısınız ki Sadece siz döndürürsünüz dünyayı Keşke aynaya bakacak gücünüz olsa Gözlerinize.. Sahi Gözlerinizin içinde Bulabilir misiniz kendinizi ? Ya da gelişinize şart koyduğunuz gidişler Altın varakla mı yazdırır adınızı Karaladıkça mı aklanır ruhlarınız Topal şubatın vedası var bu gün Gün ertesinde Mart güneşi Biliyorumki Sahte yüzlerin yıkandığı Son yağmurlar değil Gözlerimdeki Arzu ALTINÇİÇEK |
Abbas Haydi abbas, vakit tamam; Akşam diyordun işte oldu akşam. Kur bakalım çilingir soframızı; Dinsin artık bu kalp ağrısı. Şu ağacın gölgesinde olsun; Tam kenarında havuzun. Aya haber Sal çıksın bu gece; Görünsün şöyle gönlümce. Bas kırbacı sihirli seccadeye, Göster hükmettiğini mesafeye Ve zamana. Katıp tozu dumanı, Var git, Böyle ferman etti Cahit, Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan; Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan. 1942 Cahit Sıtkı Tarancı | |
Esmer Sabahlar Gecenin esmerliği sabah ışığına düşer... titrek şavklı kör fener düşler çürüyor bırak,besleme nadas halimi aydınlığın kendine toprak kokuyorum vakitsiz kırışmış yolum oysa,kırmızı gelincik zamanı sadece avuçlarım mı? tüm bedenim nasır her tarafım kabuk mevsimsiz budanmış dallarım dayanmaz yüreğim kelepçeli büyütmelerine zamanın bak,gök yırtılıyor duyuyor musun? kesik kesik gözlerimiz baktığımız göz bizim değil esmer sabahlar engelimiz ve kuşlar ah kuşlar nerede rengarenk ötüşünüz? gölgemizi öldürdük arka arkaya herkesin içinde,aleni yaldızlı ahşap kutuda şimdi kulpunda iki yeşil fiyonk Mehmet Bardakçı |
her şairin kavuşamadığı bir sevgilisi vardır -kavuştuğu kadar- kavuşamadığı bu sevgilidir gerçek şiir üzeyir ibiş |
duy beni ey sevgili birgün güneşle doğacağım şunu bilki ey sevgili sana çok şeyler sunacağım yar demekmiş yardan ayrı kalmak ne güzel olur yarınlara yarla varmak ağlama yarim ayrılık için yanaklarından akan göz yaşlarını bir gün dudaklarımla sileceğim gözle beni her seher vaktinde bir gün doğacağım güneşle tan vaktinde murat karacuban |
Hiçbir Şeymişim... Doğrusuda bu zaten... Ne olabilir ki daha insan ve ne bekler faniliğinden...? Boş der... Dil der... Boş derse, inanç der... Bu böylece iki seçenek eder... Ve yaşamak meselesi... Altıncı günden sonra başlayan, nefes alma mücadelesi... Bu yüzden kırmızıdır kan... Çünkü kızgındır, yakar döküldüğü yeri... Şimdi nesin sen...? Ruhta güzelsin... Her şeysin... didem mazlum |
mehtap ve gece alınca mehtap kollarına düşlediği geceyi uzanır çırılçıplak soğuk suların gölgesine öylece koynunda ısıtır bedenini gecenin yansıtırken yüzünün güleç yanını boğaziçine yıkılırken karanlığın bedeni bir yana ve zaman koşar adım kaçarken sabaha izi kalır mehtabın tuzlu,nemli ve yorgun kollarında bir nefeslikti oysa zaman denen hengamede sevişmeler. gün doğarken üzerine çiselerin ayışığı gülümser ve sessizce güne karışır gider... çetin özdemir |
Doğduğumdan Beri Asla Arayamadığım Ama Ölünceye dek Hep Aradığım ol Lütfen ışık german ersoy |
Şahadet acısa da her yanın inadına gülümse.. giderse gitsin sakın ona küsme.. ne kadar ***** olursa olsun kader.. kan da aksa gözlerinden üzülme.. olursa acın aşktan olsun.. nasıl olsa gün gelir onu da unutursun.. koy başını bir dostun omzuna.. bırak solacaksa ömrün orda solsun.. yalnızlığınla iyi geçin.. son dostun olacak o senin.. kaybolsa da her şey gözlerinden.. o her zaman bekleyecek senin için.. şimdi tut kendini elbet biri görür.. nasıl olsa bu hayat seni bir gün öldürür.. sen tekrar uzat ellerini yarına.. elbet seni de birileri düşünür.. acı, gözyaşı, hasret.. bu olacak yaşadığımız elbet.. ama sen yine de tutun bir dala ağlattığı gibi güldürmezse şayet.. sen git biz deriz ki: şahadet.! Onur Evrim Engin | |
Sen bir çığlıksın nefesimde düğümlenen Kısmetsiz haykırışların son durağı Durağanlık namına teslim oluşların adına Bir nefeslik yaşam uğruna yaklaş bana Duvarların ardında saklanan suç olmak Cezaların uçkuruna çöreklenmiş idamım Suçsuz sabıkalı yanlardayım… Ne sağda ne soldayım Ortalarda yer edinmeye çalışan bir çaylağım Sık dişini diyor arkalardan biri Oysa ben bir boy büyük gelen sevdaların daraltılmış yarınındayım Bir aşka yaklaşıyorum,farkındayım Saldırıyor hokkabazlar yok oluyorum Bulamıyorum ben bile kendimi Ne zamandır kayıbım,bir ayıbın altından sesleniyorum Bütün kinayelerden özür diliyorum Biliyorsun işte seni bir şeye benzetemiyorum Oysa yer gök sana benziyor sen farkında değilsin Dolandırılmamış sözlerin imgesel rahatlığındayım Hadi gel artık birazdan kıyamet kopacak İmanla bağlayacağız mahşeri bir an bile beklemeye tahammülüm kalmadı Yeminlerimiz vardı bilirsin Her akşam güneş karanlığa bırakırken evreni Boynuma sarılırdın gök gürlediği zaman Sevişmelerimiz olurdu yağmur yağdığında Bitti işte hepsi … osman çoşkun |
BAKTIĞIM HER YERDE SEN VARSIN Hatıralar canlandı gözümde Üzerindeydi hep gözlerim Lae gibi kısa bir ömür sürecektim. Yağmurlarım hep yağıyor, Artık bir araya gelemeyiz biz. Hayallerden gerçeğe büründüm. Üzerime ruhum yeniden kuruldu. Lakin bu tek taraflıydı. Yazık değil ama tuhaftı. Artık çok uzaklardayız. Hayatta bazı şeyler vardır Üzülürüz veya seviniriz Leyla’mızı buluruz veya bulup kavuşamayız. Yalnızlığı üzerimizden atalım diye Aradığımız belayı buluruz. BİLAL AYDIN |
Güzelliğin On Par'Etmez Güzelliğin on par'etmez Bu bendeki aşk olmasa Eğlenecek yer bulaman Gönlümdeki köşk olmasa Tabirin sığmaz kaleme Derdin dermandır yareme İsmin yayılmaz aleme Aşıklarda meşk olmasa Kim okurdu kim yazardı Bu düğümü kim çözerdi Koyun kurt ile gezerdi Fikir başka başk'olmasa Güzel yüzün görülmezdi Bu aşk bende dirilmezdi Güle kıymet verilmezdi Aşık ve maşuk olmasa Senden aldım bu feryadı Bu imiş dünyanın tadı Anılmazdı VEYSEL adı O sana aşık olmasa. Aşık Veysel Şatıroğlu |
YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEY VAR Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadınmı,yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne Denize saatlerce bakabilir,bir kuşa,bir çocuğa Yaşamak yeryüzünde,onunla karışmaktır Kopmaz kökler salmaktır oraya Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını Kavgaya tüm kaslarınla,gövdenle,tutkunla gireceksin Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara Bir kum tanesi gibi,bir yaprak gibi,bir taş gibi dinleneceksin İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine Hem de tüm benliği seslerle,ezgilerle dolarcasına İnsan balıklama dalmalı içine hayatın Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına Uzak ülkeler çekmeli seni,tanımadığın insanlar Bütün kitapları okumak,bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın Değişmemelisin hiçbir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın Ve kederide yaşamalısın,namusluca,bütün benliğinle Çünki acılar da,sevinçler gibi olgunlaştırır insanı Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var Yaşadın mı büyük yaşayacaksın,ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına Çünki ömür dediğimiz şey,hayata sunulmuş bir armağandır Ve hayat sunulmuş bir armağandır insana. Ataol Behramoğlu |
virane hayaller yıkılır hayallerin ne beklediğin an gelir nede beklediğin sevgili girerken hayatına yoktur hesap kitap sadece ben sana aşık oldum dersin aşık olmak nedir bilirmisin alt üst olur herşey yıkılırsın kaçıncı kez sen bilmezsin ama yakan yıkan bilir o hesap eder bütün bunları o sevmez sadece sevilir. ağlasam yalvarsam gelirmisin sana ihtiyacım var desem yumuşarmı taş kalbin gelmemek için bahaneler hazır mı bir başka seferde ne olacak gelme gelme gelme ağlıyorum gelme derken bile... çetin özdemir . |
Hasretlik benim tek derdimdi Sabretmedin yurdumda Aney Bir göçere soru sordum da Akıttı gözümden yaşımı Aney Gözlerimden kanlı yaşlar aktı Göz pınarlarım kurudu Aney Bir dert yüreğimi yaktı Hıçkırıklara karıştım Aney Ağlamaktan yoruldu gözlerim Derdime bir merhem bul Aney Nice zaman yaramı gizlerim Usulca merhemi sür Aney Hasretlik bitsin artık özledim Kavuşmak tek hayalim Aney Yıllarca yolları gözledim Vuslat çok yakın Aney Murad-i yi götürdüler tabibe “Görünürde yarası yok” dedi Aney Lakin yaşı küçük bu garibe “Bu karasevda çok” dedi Aney 05.08.2005 Sivas murad-i ………………………….. Yıllarca gözyaşı döktüm Kaplar ağzınca doldu Aney Yâre bir türlü kavuşamadım Kavuşmak hayal oldu Aney Gözyaşı döker dururum Gözyaşımla avunurum Aney Ağlamakta onu bulurum Ağlamasam ölürüm Aney Izdırabım büyük, acıma denk yok Acımı bilen gülmez Aney Aşk savaşından büyük cenk yok Nefer olan zar-ü zar ağlar Aney Saçlarım ağardı tel tel Bilmem ki neden Aney Geceleyin olur damlalar sel Olmayan gözyaşımı neyleyim Aney Aka aka gözyaşım oldu bahri Bir gemide her şey çift, hani eşim Aney Verse elinden içmez miyim zehri? O benim sarı saçlı güneşim Aney Sarı saçları sanki kement Bağlamış yüreğimi çözemiyom Aney Akan çeşmime bir bent Elimde değil yapamıyom Aney Ol yaşlarım kim için akar Bu muammayı sezemedin Aney Hisli gözlerimle dalarak bakar… Neler gördüm, bilemezsin Aney Şuurumdan gizli hisler Şiir oldu çıktı Aney Murad-inin gözündeki sisler Şair olup aktı Aney Sivas 02.12.2005 murad-i Murat Dağlıbeg |
KADIN KADIN BİR DAĞDIR GÖNLÜMCE YALÇIN KAYALIKLARI KÖKLÜ MEŞELERİ İLE SAĞLAM TUTUNAN TOPRAĞA BODUR ARDIÇLARI İLE BAZEN ÇIPLAK KAYALARI BAZEN YEMYEŞİL YAYLALARI İLE KADIN BİR DENİZDİR GÖNLÜMCE YAĞMUR ALTINDA MASMAVİ BİR ÇARŞAF OLAN GÜNEŞ ALTINDA İNADINA KÖPÜREN DALGALANAN HİÇ BEKLEMEDİĞİN ANDA HIRÇIN BİR FIRTINA KOPARAN OLMADIK ZAMANDA SÜTLİMAN OLAN KADIN BİR ÇÖLDÜR GÖNLÜMCE YAKAR ADIMLADIĞIN HER BİR TANESİNDE HEP KURAK YAKICI DERKEN HİÇ UMMAZSIN BİR VAHA ÇIKAR ÖNÜNE EN OLAMDIK YERİNDE KADIN BİR IŞIKTIR GÖNLÜMCE SADECE BEYAZ BİR IŞIKTIR GÖRMEYENE BEYAZ İÇİNDE SAKLI BİR GÖKKUŞAĞI GÖRENE SARI MAVİ YEŞİL TURUNCU MOR YAŞAMIN HER RENGİ AMA BAZEN RİYANIN RENGİ SİMSİYAH BİR IŞIK SANKİ.... ŞAFAK KILINÇ |
Sana Ne Demeliyim bilmem ki Sana ne demeliyim, bilmem ki Dost desem olmuyor Yaren desem uymuyor Yar mı desem, ne dersin Sana ne demeliyim, bilmem ki Bir sürec yaşadık birlikte, dost diyerek Mevsimler birbiri ardına akarak gitti Sözler sevileşti suskun gönülde Yürekte zamanlar zay olup gitti Gömdük düşleri, duyguları Kül bastırdık üzerine Ne gönlün ocağı kabullendi Ne iç yangını yüreğimizin Umuda el salladık, ufuk yanarken Diyemedik birbirimize Dememiz gerekeni Sana ne demeliyim, bilmem ki Soğuklar apansız bastırdı Kar kapıda, ben yangınlardayım Bulutlar çöktü üzerime, bulutlar geçti... Düşmedi bir damlacık olsun, yağmur tenime Ve ben, senli düşlerin buğusundayım Sana ne demeliyim, bilmem ki Dost desem olmuyor Yaren desem uymuyor Yar mı desem, ne dersin Sana ne demeliyim, bilmem ki Sana ne demeliyim bilmem ki KÖMEN Haydar Okur |
Yeryüzüne ayı indir o bir şehir olsun Yaklaştıkça büyüyen Ayrıntıları setleri bahçeleri Yumuşak çizgileriyle ortaya çıkan İşte ben o şehri yaşadım yıllarca İstanbul'da parça parça Çeşmelerinde ayı yaşadım Servilerinde ayla birlik bölündüm Ayla birlik yaralandım İstanbul mezarlıklarını aydınlatan ayla Soludum bölük bölük ahiretin Keskin çizgili özgürlüğünü Kanlı canlı özgürlüğünü ay kesmesi İçtim sıcak bir yaz günü içilen buz gibi bir vişne şurubu benzeri Kutsallığın ballı biberli çilekli çile kevserini İstanbul'dur bu otuz yıl kana kana yaşadığım Taşlarına adeta resmim işledi Ben İstanbul'da dağıldım zerre zerre İstanbul damla damla içimde birikti Mermer tozu gelip gelip içimde oluştu bir şehir Bu yeryüzünden ve gökyüzünden ötedeki şehirdir O bir kılıçtır Doğudan Batıya uzanıp Çin ipeğinden örülmüş şeytan kozasını bölen Darbeleriyle Batı çeliğini lime lime eden O Tanrı'nın kılıç halindeki hilali İslam ruhunun kristalleşmiş heykeli İçimin sesi rüyamın öfkesi merhametimin şehri İstanbul'a gel oruç günleri gez gör ve dinle derinden Taştaki oymalarını incele bir er gözüyle Semerkant'tan kalkıp gelmiş erlerin gözüyle gör her yeri Camileri mezarlıkları çeşmeleri ve sebilleri Git Sümbülefendi'ye servilerden sor olan biteni Merkezefendi'de tüket maddeyi yırt maddeciliğin kefenini Bağdat'ta ebedi bağı ruhun ve ilahi hikmetlerin Şam'da son sınırı manevi medeniyetlerin Kozmik bakış metafizik sezgi Bağdat'tan dal, Şam'dan yaprak Diyarbekir'den çizgi Hep İstanbul'da kırık dökük Parçalanmış silinmiş sönmüş Hayaletler gibi kaçmış gizliliklere Loş boşluklara sığınmış kan rengi bir huzur arzusu Sabah Karacaahmet'te öten şafak kırmızısında savaş borusu Sökün eder her sabah ufkun bir ucundan yeniçeriler Su şırıltısından gök gürültüsüne değin Bütün seslere düzen vermiş ebedi mehter Yok olduysa bu şehir ruhu ruhuma sindi Ben yaşadıkça o yaşayacak bende Kimbilir belki o da dirilecek benimle İslam Milletinin dirilişinde O yeniden güneşin güneş ayın ay ve dünyanın dünya İnsanın insan olduğu o günde Ölümün biliyorum ey İstanbul diriliş içindir Öyleyse indir ruhunun teslim bayraklarını indir göm toprağa Doğrul ve kalk ayağa Kemiklerinle etin arasında Sonsuz güç topla korku ve muştuyla Mucize muştusuyla Yüreğim yırtılıyor çınlıyor ağlıyor yüreğim Fırtına yaprak yaprak dökülüyor Gecenin tüyleri savruluyor havaya Ölümümü kutlayan Arz oğullarıyla Mübarek toprağın anlamından bile yoksun Taşın demirin mermerin ve tozun metafizik kadrine bile düşman Kabus ruhumu çalmak isteyen hırsız Madde dönüşür binbir şeye ama ruh kaybolmaz Altın madeni gibi pırıl pırıl kalır ve solmaz Ve ben kardan geldim ama denizi üstlendim Denizi yüklendim adeta denizle evlendim Denizle yaşadım denizle öldüm Öldükten sonra denizin gözlerini gördüm Denizden denize yükseldim Birliğin şarkısını işittim dinledim derinliklerinde Sedeflerinden yapılmış İstanbul camilerinin taşları Beyaz güvercin kanadı köpüklerinde kubbelerini gördüm camilerin -Ama gizleyerek saklayarak itiraf etmeyerek- Bursa'dan gelen yeşil bu denizi boyadı gökten sonra Ve trenler şifreli düdükleriyle trajedileri perdelerken Dönüp bir köşeden ötede kaybolurken Ben kayalarını denizin ahenkleştirdiği kıyılarda Gerçeği koğaladım hayal meyal görünen kelimeler arkasında Ve derken birden karaya sıçradım Ayasofya Padişah türbeleriyle örtülmüş maskelenmiş şehzade mezarlarıyla Kayboldu o deniz o kentle birlikte Rabbim bildir bana olup biteni O yeşil ötesi ışığı o güneşi tahlil eden su çizgisini Ve sen ey Avrupa yerin dibine batacaksın bitmez tükenmez suçlarına karşılık Ve derken Ayasofya yüzüme çarpan karanlık Serin ve kilim nakışlı kızıl gözlü dev bir cam gibi Ve kılıcımın ucunda Ayasofya küçük bir bilya gibi Uçuyorum göklerin kubbesine bir ikram gibi Gök sofrasında bir çeşni bir garnitür gibi Kalk ve kavra ruhum bir kadavra gibi solan bu göksel yapıyı Bir kartal taşırken yere düşmüş Ve kalakalmış kaldığı yerde Sonra karanlıklardan çıkan kartallar tünemiş üstüne Yemişler ötesini berisini Ey kozmiğin kemirdiği bir kent gibi yükselen yapı Ey Allah'a açılan ve kapanan ulu kapı Bir at gibi soluyorsun kulelerinle Deniz öfkenin köpükleriyle benekli Gel barışın köprüsü ol içimizde dışımızda Yeniden sularından içelim kana kana Savaşabilirim bugün bütün dünyayla Gerekirse Ruhumuzun susadığı hakikat olan Evrensel İslam Barışının zaferi için Aşk için Tanrı hakikati aşkı için Göğe çıkan İsa yere insin diye -Fazla çıkardılar göğe- Gel ey Muhammed ve İsa hakikati Burada sizi bekleyen bütün bir insanlık var Bulutlar yaralı insanlar zehir saçan fırtınalar Kara-düşünce fırtınalarıyla yüklü kurşun levha havaları Savaşırım doğudan daha doğu Doğrudan daha doğru olanı bulmak için Zulme karşı savaşabilirim İnsan başı yalnız Tanrı önünde eğilecektir Ebedi hakikat budur Bunun için savaşırım ben Bunun için kanım helal olsun Şehrimin altına özgür Tanrı aşkını yazmak İstanbul'u yeniden Tanrı şehri yapmak Bunun için savaşırım ben Servi için savaşırım çınar için savaşırım Tozlanmamış gün doğuşu için Yıldızlar geceleri yeniden görünsün diye Tuz deniz damlasında gülsün Çam denizle gülüşsün Su tenimizle barışsın Ruhumuzla ışısın diye Savaşçıyım ben atalarım gibi İstanbul için savaşırım Bağdat'ın dervişlik ortağı Şam'ın kılıç kardeşi Olan İstanbul için Benim güneşimden öteye kimse gidemez Benim güneşimin üstüne doğmadığı hayat hayat değil "Benim duvarımdan yüksek duvar haraptır" Gerçek özgürlüktür kölelik değil Tanrı'ya kulluk İstanbul olacak yine gerçek özgürlüğün türküsü Kıyamete kadar söylenecek türkü Sezai Karakoç | |
Ben Hayatta En Çok Babamı Sevdim Hayatta ben en çok babamı sevdim Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk Çarpık bacaklarıyla -ha düştü, ha düşecek- Nasıl koşarsa ardından bir devin O çapkın babamı ben öyle sevdim Bilmezdi ki oturduğumuz semti .......... .......... Can Yücel |
İstanbul'u Dinliyorum İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı Önce hafiften bir rüzgar esiyor; Yavaş yavaş sallanıyor Yapraklar, ağaçlarda; Uzaklarda, çok uzaklarda, Sucuların hiç durmayan çıngırakları İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Kuşlar geçiyor, derken; Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık. Ağlar çekiliyor dalyanlarda; Bir kadının suya değiyor ayakları; İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Serin serin Kapalıçarşı Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa Güvercin dolu avlular Çekiç sesleri geliyor doklardan Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları; İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Başımda eski alemlerin sarhoşluğu Loş kayıkhanelerıyle bir yalı; Dinmiş lodosların uğultusu içinde İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Bir yosma geciyor kaldırımdan; Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar. Bir şey düşüyor elinden yere; Bir gül olmalı; İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Bir kuş çırpınıyor eteklerinde; Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum; Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum; Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından Kalbinin vuruşundan anlıyorum; İstanbul'u dinliyorum. Orhan Veli Kanık |
Yolda beyazlar allar Kınalıdır ak eller Hanımlar mendil sallar Beyler omuz omuza Burası Anadolu Dağlar omuz omuza Gidenler toprak oldu Sağlar omuz omuza Omuz omuza gardaş Omuz omuza yoldaş Bektaşi, zeybek, dadaş Canlar omuz omuza Elimle buğday ektim Alın terimi döktüm Dağlarda halay çektim hey Senle omuz omuza İşte pembeler allar Açılmış gonca güller Gençlerim halay çeker hey Vermiş omuz omuza ORHAN ŞİRİN |
Az Yaşadıksa da Ben kibriti çaktığım zaman Her şey kırmızıydı yüzün oarak Ben kibriti çaktığım zaman Çünkü her hüz bir memlekettir Ben sigaramı yaktığım zaman Çünkü her sigara bir kelimedir Ben sigaramı yaktığım zaman Güz günleriydi bir şarkı olarak Bir güvercin ben öldüğüm zaman Nice hüzünlerden yaprak yaprak Bir güvercin ben öldüğüm zaman Cemal Süreya |
Seti Boynu bükülmüş bir gülü Bir anten gibi Senden yana çevirdim Ulaştırsın diye bendekileri Yokediyorlar bak neşeyi Umudu,yalın sevgiyi Ve doğayı da öldürüyorlar sinsice Büyüdükçe sermayeleri Belki de, Antenlerinin başında bilim insanları Geceler gündüzler boyu Uzak yaşamları değil de Dünya'da yitirdiklerimizi arıyordur Trilyon kilometrelerce ötede Gizlice Boynu bükük bir gülü senden yana çevirdim Sen de gül sineni Benden yana çevir öylece Özer Genç |
GERÇEKLER Sonu bilinmeyen bir yolda Yalanlarla yaşamaya kol gerilmez Ağıtların sesi duyulsa uzaklarda Gerçekler yaşamaya yer vermez Yas tutulan gerçekler sonunda Her yaşantının sonu vardır Yarın güneş bir kez daha Bir kez daha doğacak mı bilinmez Ve ne var ki tek unutulmayan Gerçeklerin içindeki hayattır Yaşananlarla akıllarda kalır. Serdar Akçay |
Ayrılırken Dinle sevdigim bu ayrilik saatidir Dunya var olali beri cirkin ve soguk Ergec icecegimiz bir ilac gibi Tadi dudaklarimizda acimsi, buruk Bu saatte gozyaslari, yeminler Bos bir tesellidir inandigimiz Perde kapaniyor, filim bitiyor iste O hic bitmeyecek sandigimiz Goruyorsun konusacak bir seyimiz kalmadi Sadece bakislarimizda huzun Iste ayrilik bu; hic beklemedigimiz O ikiz kardesi olumun Anliyorum bir daha gorusemeyecegiz Bu son bulusmamizdir seninle Yeni bir hayata basliyacaksin artik Onunla, o yeni sevgilinle. Anliyorum artik o opecek ellerini Kulagina aski o fisildayacak Icinde bir pismanliktan baska Benden eser kalmayacak. Sigarani sondur, kalkabiliriz On adim sonra yollarimiz ayrilmali Sakin aglama ve bir sey soyleme bana Insan ayrilirken bile buyuk olmali. Ümit Yaşar Oğuzcan |
Benimle Evlenir misin ? Beni benden aldın verdim sana sevgimi Eneyücelerinden aşkla açtım kalbimi Neyleyim umutsuzlukta var ucunda İnsan oğlu umut etmeden yaşayamıyor ölüyor sonunda Madem evleneceğim dedin gel katıl sende bize Laf etmesinler sevdi desinler soranlar herkse Eebediyettir aşkın tarifi kurandır diertaraftan aşkın sahibi. Ey dünyalar tatlısı güzel yarim Ver elini coşsun bu yürek Lazım değil bide bana zalim Eeğr ölürsem gözlerim açık gidecek Ne olur nazyapma sevgilim İnan istediğin her şeyi veririm Rabbim bağışlasın seni bana Malum olsun tüm abdal lara İslamdır yolumu onula çizerim Ssen gelirsen dahaçok severim İnsanca yaşamaktır çıkarttığım payem Nihayete eriştir beni evlenmektir gayem. Fatih Akçe |
YARINLARDA Şimdi uzaklarda evinde uyuyor olmalısın Gördüğün, düşlerin en güzelidir yavrum Saçların dağılmıştır yastığın üzerine Göğsün hafifçe açılmıştır, biliyorum Kim bilir nasıl geçmiştir aksam saatleri, gece Gözlerin nasıl da koyulaşmıştır hüzünden Duvarlar üzerine yıkılmıştır birer birer Bensiz bir gün daha eksilmiştir ömründen Kitaplar, plaklar, şunlar, bunlar hepsi boş Severken kolay değil avunmak, baksana Yine kör karanlığında bir gecenin Oturmuş özlem şiirleri yazıyorum sana Dudaklarını anımsıyorum ekmekten sudan aziz Ellerini anımsıyorum saçlarımda sevecen Sonra gözlerin, dupduru, yalansız, kuytu Seni andıkça bir imbat esiyor Ege'den Yaşanacak yıllarımız olmalı diyorum seninle Uyuyacaksan kollarımda uyumalısın Vaktin olursa sevişmekten deli gibi Başını omuzlarıma koymalısın En güzel sözcüklerle, öpüşlerle, şiirlerle Sana sevgimi anlatmalıyım uzun uzun Pencereden gökyüzü görünmeli, yıldızlar Tek tanığı olmalı mutluluğumuzun Uyanmalısın doğan günle birlikte Yeniden sevişmeye durmalıyız, yeniden Ve yepyeni bir dünya yaratmalıyız Her ani aşktan, mutluluktan, sevgiden Ümit Yaşar OĞUZCAN |
Muhacir Kızı Fırtınalar kopar yüreğimin ıssız köşelerinde Ayaklarımın altından akar bir nehir Sarı bir ışık düşer hiddetle gökten yere Rüzgar eser, yağmur yağar, bilmem nicedir Fırtınalar kopar yüreğimin ıssız köşelerinde Ufuktan sessiz sedasız bir yıldız kayar Mutluluğun menba’ı benim avuçlarımda Bir yosun ıslak kayanın etrafını sarar Son çiçeği de ömrümün, solar bağrımda Ufuktan sessiz sedasız bir yıldız kayar Lambalar yanıyor birer birer, cılız ve sarı Kulağımda garip bir ses uğulduyor Sen bu halde sansan da yaşadığını Ocaklar sönüyor, kor ateş kül oluyor Lambalar yanıyor birer birer, cılız ve sarı Yarı ölüleri inceden bir sızıdır tutar Anaların başı ellerinin arasında Kalbimden kalbine bir tatlı nağme akar Parmağında mesut günlerden bir hatıra Yarı ölüleri inceden bir sızıdır tutar Açıyor avuçlarını göğe bir güzel kız Kolunda yüzü gibi solgun bir bilezik Vücudunun tüm kıvrımları umarsız Yüreğinde bitmeyen pişmanlık, kalbi ezik Açıyor avuçlarını göğe bir güzel kız Cevap vermeyeceksin biliyorum aşkıma Bilmeyeceksin burada kim anlatılmıştır Benim aşkım sığmaz öyle şiirlere, şarkılara Bir bedbaht ömür ki, yalnız sana adanmıştır Cevap vermeyeceksin biliyorum aşkıma Anla artık beni, duy sesimi n’olur Havaya kalkmış inmez ***** bir silah Ancak bir kurşun bu hikayenin sonu olur Ve gırtlaktan çıkar derin bir ah Anla artık beni, duy sesimi n’olur Neyleyeyim gitme vakti geldiyse bu diyardan Kalbimde ‘Bir’ olan Tanrının elleri durur Ey buhur dağından gelen muhacir kızı Medet umma sen gibi hiçbir fani kuldan Gün gelir senin de ömrün ellerinde kurur Neyleyeyim gitme vakti geldiyse bu diyardan Şiir Hakkında: Şiirin yazıldığı rivayet edilen 1940’lı yıllarda İstanbul Erkek Lisesinde son sınıfta okuyan Mustafa isimli genç, Adalar’da tatile gittiği zamanlarda komşu evlerinde oturan, kendinden yaşça büyük olan ve herkesin hayranlıkla seyrettiği Hukuk Fakültesinde okuyan çok güzel bir kıza ilkokul çağlarından beri platonik olarak aşıktır. Gün gelir, Mustafa ilan-ı aşk ettiği bir mektup yazar ve o dönem kendisiyle aynı okulda okuyan kuzeniyle kıza ulaştırır. Genç kız mektubu okuduktan sonra, kendisi de güzel duygular beslediği halde yaş ve çevre gibi nedenlerle böyle bir ilişkinin söz konusu olamayacağını düşünür ve ortak bir arkadaşları vasıtasıyla olumsuz cevabını Mustafaya bildirir. Ve aradan kısa bir süre geçtikten sonra da kız belirsiz bir sebepten ötürü nişanlanır. Bunu öğrenen Mustafa odasına kapanır ve günlerce yemeden içmeden kesilir. (Yanlış hatırlamıyorsam) Mustafa bu şiiri odasından hiç çıkmadan dört günde yazmış ve devamlı tuttuğu günlüğüne bu şiiri kaydettikten sonra pederine ait tabancayla intihar etmiştir. Bu olayı öğrenen genç kız da arkasında ufak bir not bırakarak intihar etmiş ve aileler olayın büyümemesi nedeniyle gizlemişlerdir. Günlük ve dolayısıyla bu şiir Mustafanın yurt dışında (Fransa’ydı sanırım) yaşayan kuzeninin vefatıyla özel eşyaları arasından çıkmıştır (Kuzeni de kendi hatıra defterine bu olayı kaydetmiş). Kaynak: Mustafa Bey |
Şiir Hakkında: Şiirin yazıldığı rivayet edilen 1940’lı yıllarda İstanbul Erkek Lisesinde son sınıfta okuyan Mustafa isimli genç, Adalar’da tatile gittiği zamanlarda komşu evlerinde oturan, kendinden yaşça büyük olan ve herkesin hayranlıkla seyrettiği Hukuk Fakültesinde okuyan çok güzel bir kıza ilkokul çağlarından beri platonik olarak aşıktır. Gün gelir, Mustafa ilan-ı aşk ettiği bir mektup yazar ve o dönem kendisiyle aynı okulda okuyan kuzeniyle kıza ulaştırır. Genç kız mektubu okuduktan sonra, kendisi de güzel duygular beslediği halde yaş ve çevre gibi nedenlerle böyle bir ilişkinin söz konusu olamayacağını düşünür ve ortak bir arkadaşları vasıtasıyla olumsuz cevabını Mustafaya bildirir. Ve aradan kısa bir süre geçtikten sonra da kız belirsiz bir sebepten ötürü nişanlanır. Bunu öğrenen Mustafa odasına kapanır ve günlerce yemeden içmeden kesilir. (Yanlış hatırlamıyorsam) Mustafa bu şiiri odasından hiç çıkmadan dört günde yazmış ve devamlı tuttuğu günlüğüne bu şiiri kaydettikten sonra pederine ait tabancayla intihar etmiştir. Bu olayı öğrenen genç kız da arkasında ufak bir not bırakarak intihar etmiş ve aileler olayın büyümemesi nedeniyle gizlemişlerdir. Günlük ve dolayısıyla bu şiir Mustafanın yurt dışında (Fransa’ydı sanırım) yaşayan kuzeninin vefatıyla özel eşyaları arasından çıkmıştır (Kuzeni de kendi hatıra defterine bu olayı kaydetmiş). Kaynak: Mustafa Bey ........................................................................... ............................................ aciklamalarin icin tesekkürler arkadas..cok etkileyici bir siir sunumuydu..yüregine, emegine saglik.... hayatimizdaki keskelerle basa cikamayinca, bu aci olaylar yasaniyor demek ki...üzücü ama ...en azindan cennetlik olup orada kavustuklarini düsünüyorum, veya diliyorum.. |
Gülü sevdim Her çiçek mutlaka güzeldir amma, Gülü sevdim, seveceğim her zaman. Kırmızı gülleri taktım yakama, Gülü sevdim, seveceğim her zaman. Sarı çiğdem yaylalarda beğse de. Beyaz sümbül ak gerdana değse de, Al lâleler boyunları eğse de, Gülü sevdim, seveceğim her zaman. Nergizler dağlara sırtın yaslasın, Navruzları kayalardan seslensin, Menekşeler dereleri süslesin, Gülü sevdim, seveceğim her zaman. Sevdiğim kıskanır sarılmasınlar, Boşuna dil döküp yorulmasınlar, Kır çiçekleri hiç darılmasınlar, Gülü sevdim, seveceğim her zaman. Karanfiller güzel koksa da bize, Gelincikler sürme çekse de göze, Zambaklar sohbeti dökse de naza, Gülü sevdim, seveceğim her zaman. Papatyalar altın gibi sararsa, Dünyada ne kadar çiçekler varsa, Kimi sevdiğim soruyorlarsa, Gülü sevdim, seveceğim her zaman. Renklerinden ayrı manalar çıkar, Kimini güldürür, kimini yakar, Efendimin terinde de gül kokar, Gülü sevdim, seveceğim her zaman. Asla batmaz gülümdeki har bana, Onun ile kışlar hep bahar bana, Gül canandır, gül sevgili yâr bana, Gülü sevdim, seveceğim her zaman. Ataroğlu’m gülden kına yaksınlar, Üzerime gül suyunu döksünler, Mezarımın baş ucuna diksinler, Gülü sevdim, seveceğim her zaman. Mehmet Atar |
BİR SEVDA TÜRKÜSÜ Sokul yanıma, çığlıklar dolarken kentin sokaklarına yirmidört ayar yankılar düşer dağlardan. Üşürüm kar giyinmiş ağaçlar gibi sımsıkı tut ellerimi ki, bir kır çiçeği korkusuzluğuna ulaşayım. Tuz ekmek ve şarap kadar kutsal, okunması düşlenen bir kitabın el değmemiş koyakları kadar gizemli, sevdaya ait ne varsa içimde sırtımda taşıyorum akşamları. Rüzgarın baştan çıkarıcı çağrısına kapılıp ipini koparan uçurtma gibi çılgın olmak istiyorum, bu yüzden, görmüyor musun kollarım sana uzanıyor savaş alanının tam ortasından Peşimde kanıma susamış canavarlar var, gecenin sabaha yakın olan kısmında çalı ol yapraklarının arasına al beni, dikenlerin batmasın ama. Çocuklar kadar berrak pınarlar olsun avuçlarında, bir yudum içtiğimde ay kanatlarını tak gözlerime gözlerinle yak beni yüreğindeki ateşle. Karınca gölgesi olsan bir öğle üstü, uyusam uykuların en derininde, mermer yontular görsem düşümde, kılıfından çıkarsam ölümü rasgele öpsem ağustos gibi yanan göğsünden, uyandığımda sen yoksan haykırsam, haykırsam, haykırsam... A. KADİR BİLGİN- |
AZAT Mecnuna öğütler verirdin eskiden azat Gül ömrüne bir de az diyordun, Oysa bilmiyordun, gül ömrü kadar gün yüzü görmedim hayatta Yanaklarımda parsel parsel bir isyan mavisi, el süremiyorum Anlıyor musun azat? Avuçlarımda kan lekesi varken; silemem gözyaşımı Aşkı böyle bilmezdim ben azat Bir düğüm olur içimde çözemem de; Ayıklayamam saçlarımı aklımın içinden Aşklar diyorsusn değil mi? Her şeyin sebebi… Haklısın, az mı yollara düşmedik Dünkü tökezleyipte ayağımızı kırdığımız yer... Saklayamıyorum azat, kumlar biliyor sırrımızı Topuklarımızda yağmur ıslaklığı var Saklamaya gelmez sağanak lekesi Ya kalemiz azat, üzerinde derin yaralar var Kağıdın az mı ahını aldık? Gece yine kime konuşmuş sustuklarımızı? İstanbul paklar diyormuş günahlarımızı İstanbul, ilk önce kendini üç kuruşa satanı bulsun! Söz mü azat, ödeyecek miyiz düşlerimizin kefaretini Ölü düşlerimizi tampon yapıp gözümüze; Gülüp geçer miyiz eski günlere... İçimizde git gide büyüyen bu aşk, Ertelenmeli mi başka bir sevgiliye, Yoksa boş bir mezar bulup gömülüp geçilmeli mi? Yüreğimizin yıkıntıları arasında sadece işaret parmağımız görünüyor Ve sadece bir şeyi işaret ediyor, aşkı… yani ölüm sebebimizi Umut ve korkunun kan kardeşliği var kanımızda Sevmeye neden bu kadar aşırı cürretkar? Gözlerin ifademi alalı çok oldu ama susmadan geçemiyorum azat Geceye ihanet sayıyorum bize beyaz kefen yakıştıranı Yusufu çalan kuyu, ha nerde bizim kanlı gömleğimiz? Candan geçiyorum azat, senden… kirli bir tebehsümle çalıyorlar adımızı uluyor çakallar duyuyor musun azat, cesedimizi sakla, ve akla bu acı hayattan ikimizi! Yazar cumhur 23 02 2007 |
sevgilim niye yaktın, beni ataşlara koydun, aşkımıza kalbimin yaşın damlattın, sana yemin edip bırakmam diye yemin okudum, çaresiz,seni gara topraklara ellerimle verdim, kırılsaydı ellerim, baharında gencecik seni zalım topraklara verdim, sen benim ahım oldun, seni ben topraga gelin etmek icin sevmedim, ardından agıtlar yakmak icin sevmedim, senin için gözyaşlarımı sel etmek için sevmedim, bir vefasız dünyada seni arar oldum, senden sonra gülermiyim, sensiz bu aşkı başkasında içermiyim, ben sen yoksan bu canı neyleyim, agır gelir bana senli hayallerim,onlara yanar oldum, topraklar kärim oldu, aşkım benim sevdam soldu, hani solmaz derdin bizim aşkımızın gülü, elimde kurumuş sevda çiceklerimle yanı başında aglar oldum yasin yüksel |
Öğreti sana neler öğrettim gülüm denizin güzelliğini sevince saf ve sakin kızınca dehşet olduğunu havanın temizini kuşların ötüşünü gülen insanların sevincini ağlayanların derdini sana neler öğrettim gülüm ağaçların yeşilini baharın güzelliğini doğanın bereketini sevdanın hasretini kelebeğin özgürlüğünü balıkların sessizliğini sana daha neler öğrettim gülüm ama öğretemedim beni sevmeyi Mustafa Emirler | |
Beş onsekiz treni Sana doğru gelirken İlk vagon ilk koltuğa Oturuverdim birden. Sensizlik durağında İnince bu trenden Yine yoktun yanımda Ürperiverdim birden. Bir zamanlar seninle El ele dolaştığım Caddeler şimdi benim En iyi arkadaşım. Aşk yüklü bu trenin İçindeki yolcular Hepsi de benim gibi Umuda koşmaktalar. İçimdeki sevgini Olmasan da atamam. Yağmur olup gönlüme Dolmasan da atamam. mehmet ali çıbıklı |
kadın kılıĞı Köprü altlarının sidik kokusu Buram buram cesaret Gecenin efendileri Her köşe başında soluğunuz Sere serpe Feri sönmüş gözlerinizden hayat okunuyor Yine de ürkek adımlarım Korku sıvazlıyor sırtımı Bir sizin nefes sesiniz Bir benim ayak sesim Tedirginlik iç kemiren Biriniz selam verse Soluğum buz olur Oysa Sen insansın dedi Çıkar şu kadın kılığını üzerinden Fer boşa söndürülmedi Bir onların nefes sesi Bir benim ayak sesim Şu köşeyi de dönünce Evim orada Benim bir evim var Kadın kılığında Ayben Çevik |
Hep hayalimde düşlerimde; Sana kavuşmak anı. Hep o anı düşlediğimde; İsterim durdursalar zamanı. İşte o an onun için yaşadığım, Yoksa bu işkenceyle nasıl yaşarım? erdoğan gürtepe |
Mehtaba... yalnızsın işte senin öykün hiç yazılmamış bu yüzden can çekişir gülümsemen damarların bu yüzden düğümlenir geceler uyumaz bilmez misin bu yüzden köprüdür sabahlar sana saçların bu yüzden emanettir yastığına meçhuldür rengi gözlerinin bilmek istemezler fırtınalarını yağmur dikmiş annen doğarken yanaklarına Baba, lütfen öp göz yaşlarımı. Öğrendiğinde hiç olmazsa sen anla… **Kendimden yine kendimedir bu şiir, affola.** Mehtap... |
Gecelerin ötesinden sesleniyorum Duyuyormusun? Eminim duyuyorsun, Gülümser mi yoksa Gözbebeklerime asıp gittiğin İçime içime doğru bakan gözlerin. Sevdana yaktığım her ağıt Çığlık çığlığa ulaşmalı sana Ayaklarım uğrayamıyorsa Yaşadığın mekan'a Dinle ve ağla ağıtlarıma. Reddin aşılmaz setler çekmesin Sen benim tam canevimdesin Yüreğin yorulup tıkandıysa sevgiden Bırak engelleme beni Sevgim ve şevkatimle doldururum yeniden. Ah benim gül yüzlüm Ah benim iki gözüm Başka ne yapabilirim. Anıları yanıltma çaban boşuna Yorma kendini, bırak uğraşma Kirlenmemiş seven soluğun içimde Her aldığım soluk yeniden yeniden Taşıyor seni bütün hücrelerime. Gecelerin ötesinden sesleniyorum Duyuyormusun? Vapur düdüklerine seslenişimi Martı gözlerine bakışlarımı Avuçlarına terimi bırakmıştım Kızamam sana imkansızım, kızamam Vapurları yak, batır yok et Martıların gözlerini oy çıkar Avuçlarından terimi kazı istersen Sür çıkar şehrinden adımı Ben zaten vaz geçmişim kendimden Ama gül yüzlüm Bilmelisin Senden asla vaz geçmem, geçemem. esel arslan |
| Saat: 03:35 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık