MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Medya Haber (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/2640-medya-haber.html)

_Yağmur_ 27 Eylül 2011 08:59

27 Eylül 2011
 
PKK yine sivilleri vurdu: 2 ölü

Siirt ve Ankara'nın ardından, PKK saldırısı bu kez Batman'da sivil can aldı: 2 ölü, 1'i polis 3 yaralı

Son dönemde, PKK saldırılarında hayatını kaybeden sivillere Batman'da yenileri eklendi.
PKK'lı teröristler, akşam saatlerinde Yavuz Selim Mahallesi Körük Caddesi’nde devriye görevi yapan polis aracına silahlı saldırıda bulundu.
Saldırı anında olay yerinden geçen başka araçtaki bir kadın ile bir çocuk yaşamını yitirirken, 1'i polis 3 kişi de yaralandı.

Saldırının ardından kaçan teröristlerin kullandığı otomobil Batman Stadyumu yakınında bulunurken, saldırganların yakalanması için güvenlik güçleri operasyon başlattı. PKK'lı terörsitlerin geçtiğimiz hafta önce Siirt'te ardından da Ankara'da düzenlediği saldırılarda 7 sivil vatandaş hayatını kaybetmişti.



_Yağmur_ 23 Ekim 2011 18:39

23 Ekim 2011
 
Van'da şiddetli deprem

Van'da 7.2 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Depremde ölenler ve enkaz altında kalanlar var. Kandilli Rasathanesi, yaklaşık bin can kaybı olabileceğini açıkladı.


Van'da 7.2 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığından yapılan açıklamada, ''Deprem, Van ve ilçelerinde çok kuvvetli hissedilmiş olup, ilk belirlemelere göre hasar ve can kaybı meydana getirmiştir'' denildi.
Merkez üssü Tabanlı ilçesi olan deprem 13:41'de meydana geldi. Kentte bazı evler yıkıldı, bir çok ev hasar gördü. Telefonlar sustu, elektrikler kesildi.

Artçı sarsıntılar nedeniyle çevre illerdeki vatandaşlar da evlerini terk ederek sokaklara çıktı. Depremde kent merkezinde çok sayıda binanın çöktüğü belirtildi. Kazım Karabekir Caddesi'nde bulunan 7 katlı binanın çökmesi sonucu bazı vatandaşlar enkaz altında kaldı. İtfaiye ekipleri enkaz altındaki vatandaşları kurtarmaya çalışıyor.

Beşir Atalay'ın ilk açıklamaları şöyle:
''Van merkezde 10 bina, Erciş'te 25-30 bina ve 1 yurt yıkıldı. Köylerle ilgili henüz tam bir tespit yapılmış değil.
İlk andan itibaren hem acil afet yönetiminin hem de Kızılay ve sağlık ekibinin tüm imkanları seferbar edildi. Hava soğuk olduğu için ısınma ve gıda malzemelerine öncelik tanındı.
Sağlık Bakanı Van'da, sağlık konusunda sıkıntı yok.

Biraz önce Ulaştırma Bakanı'yla görüştük. Acil durumlar için 112 ve 155 numaralı telefonlar kullanılsın.

Kızılay’dan yapılan açıklamada, bölgede iş makinasına büyük ihtiyaç duyulduğu belirtilerek özellikle bölgedeki iş adamları ve müteahitlere çağrı yapıldı.

Afet bölgesine içme suyu sıkıntısı çekildiği belirtilirken, battaniye, yiyecek ve çadır yardımının 24 veya 48 saat içerisinde tamamlanacağı bildirildi.

KANDİLLİ: BİN CAN KAYBI TAHMİN EDİYORUZ
Kandilli Rasathanesi, 6.6 olarak açıklanan depremin büyüklüğünü 7.2 olarak açıkladı.

Kandilli'den yapılan diğer açıklamalar şöyle:

*Depremin sığ bir deprem olduğunu, hasarın Van ve Erciş arasında yoğunlaştığını tahmin ediyoruz.
*Şimdiye kadar görülen en büyük artçı 5.5 büyüklüğünde.
*Depremin şiddeti 8 ile 9 arasında. depremin 9 şiddetinde hissedildiği bölgelerde hasar büyük.
*Bin dolayında evin hasar gördüğünü tahmin ediyoruz. Yaklaşık bin can kaybı tahmin ediyoruz. ama bu rakam daha fazla da çıkabilir.
*20'nin üzerinde artçı sarsıntı oldu.

NTV DEPREM BÖLGESİNDE
NTV muhabiri Özden Erkuş, Van'ın en işlek caddelerinden biri olan Kazım Karabekir Caddesi'nde yaşananları şu sözlerle anlattı:


"Caddede çok katlı bir apartman çöktü. Apartmanın altında bir oto galeri vardı. Bölgede arama - kurtarma çalışmaları sürüyor. Sivil savunma ekiplerinin tamamı buraya ulaşmış değil. O nedenle vatandaşlar kurtarma çalışmalarına yardım ediyor.

Enkazdan 3-4 kişinin cesedi çıkarıldı ancak enkaz altında çok sayıda kişinin olduğu tahmin ediliyor. Van'da 10 bina yıkıldı. Bölgede artçı sarsıntılar halen devam ediyor. Bölgede battaniye, pet şişe su ve bebek mamasına büyük ihtiyaç var.

Vatandaşlar ise depremi ve yaşadıkları korkuyu şöyle anlattı:

''Çok korktuk. 8.1 şiddetinde bir deprem daha söylentisi var. Bu geceyi dışarıda geçireceğiz. Deprem olduğu sırada karşı binada çalışıyordum, bu binanın çöktüğünü gördüm. Yardıma koştuk. Üç kişiyi kurtardık. Sonrasında artçı bir deprem daha meydana geldi. Hâlâ enkazdan sesler geliyor. Çocukların olduğunu düşünüyoruz.

20-30 kişilik bir öğrenci yurdu yıkıldı. 3-4 kişinin kurtarıldığını duyduk ama ilkel şartlarda kazma-küreklerle insanlar kurtarılmaya çalışılıyor. ''

Enkaz altında kalanlara ulaşılması için binaların demirleri kesiliyor, ekipler boşluk yaratarak yaralı kilşilere ulaşmak için yoğun çaba harcıyor.

Çöken öğrenci evinde, enkaz altından sesler geliyor ve yaralı kişilere ulaşmaya çalışılıyor.
Bölgede, yıkılan binalarda çok sayıda kişinin enkaz altında kaldığı ve arama kurtarma çalışmalarına yoğun bir şekilde devam edildiği bildirildi.

Deprem Diyarbakır, Batman, Şırnak, Muş, Erzurum, Bingöl, Bitlis, Siirt, Mardin ile Irak'ın kuzeyindeki Duhok ve çevre yerleşim birimlerinde de hissedildi. İlk bilgiler şöyle:

IĞDIR
Iğdır Valisi Amir Çiçek, Van'daki depremin Iğdır'da da hissedildiğini belirterek, köylerde ve şehir merkezinde araştırmaların devam ettiğini söyledi. Çiçek, ''İlk belirlemelerimize göre can ve mal kaybı olmadı. Biz yine de her konuyu araştırıyoruz'' dedi.

KARS
Kars Valisi Ahmet Kara da Van'daki depremin Kars'ın Sarıkamış ilçesinde hissedildiğini ifade ederek, ''Zarar ziyanımız yok. Deprem Sarıkamış ilçemizde hissedildi. Ben de şu an ilçede Sarıkamış Kaymakamımız ile gerekli incelemeyi yapıyoruz'' diye konuştu.


ARDAHAN
Ardahan Valisi Mustafa Tekmen de, şu ana kadar kendisine ulaşan olumsuz bir durumun olmadığını belirterek, ''İnşallah depremin merkezi olan Van bölgesinde de önemli bir sorun olmamıştır'' dedi.


ERZURUM
Van'daki deprem, Erzurum merkez ve ilçelerinde de hissedildi. Horasan Kaymakamı Emre Çınar, sarsıntı nedeniyle vatandaşların evden sokaklara çıktığını anlatarak, ilk belirlemelere göre herhangi bir can ve mal kaybının yaşanmadığını bildirdi.


Hınıs Kaymakamı Hakan Özarslan ise merkezi Van olan depremin Hınıs ve Karayazı'da da hissedildiğini belirtti. Özarslan, ''Depremi 10-15 saniye hissettik. Şuanda bize ulaşan bir olumsuzluk yok. Arkadaşlarımız sahada araştırma yapıyor. Karayazı'da herhangi bir sıkıntı yok. Köylerde araştırmaları başlattık. Hastanelere de intikal eden bir durum yok. İlçe merkezinde de olumsuz bir durum yok'' diye konuştu.

Bu arada Erzurum Valisi Sebahattin Öztürk, Erzurum'dan 30 kişilik arama kurtarma ekibi ile sağlık ekiplerinin Van'a doğru yola çıkarıldığını söyledi. Vali Öztürk, ayrıca ikinci ekibin hazırlandığını, havalimanında ise hazırlıkların sürdüğünü kaydetti.

BİTLİS
Bitlis Valisi Nurettin Yılmaz, ''Can kaybımız yok ancak panikleyen vatandaşların balkondan atlaması nedeniyle yaralanmalar var. Adilcevaz ilçemize bağlı Aydınlar beldesinde de iki köyde evler çöktü. Oraya Vali Yardımcımızı gönderdik. Henüz bu konuda bize bir bilgi ulaşmadı. Bitlis'ten 4, Muş'tan iki ambulans ve iş makinelerini Van'ın Erçiş ilçesine gönderdik'' dedi.


Sarsıntılar nedeniyle Bitlis'te vatandaşlar büyük bir panik içerisinde evlerini terk ederek sokağa çıktı. Binalarda mahsur kalan bazı vatandaşlar da itfaiye ekiplerinin yardımıyla balkondan çıkarıldı. Sarsıntıda Bitlis kalesinin arka duvarı ve bazı camilerin minareleri yıkılırken, çok sayıda binada da çatlak meydana geldi.

Bitlis Devlet Hastanesi'ndeki hastalar ise binanın zarar görmesinden dolayı dışarı çıkarıldı.
Bu arada ilçede birçok mahallede elektrik kesintisinin olduğu öğrenildi.

DEPREMİN BÜYÜKLÜĞÜ

Bu arada, depremin büyüklüğü, Atatürk Üniversitesi Deprem Araştırma Merkezi'nde 7.0 olarak ölçüldü. Merkez üssü ise Van ile Muradiye arasında Erçek Gölü'nün kuzeyinde Akçift köyü olarak tespit edildi.

ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi'ne göre ise depremin büyüklüğü 7,3.

PANİKTEN YOLLAR KAPANDI
NTV'ye konuşan Van Belediye Başkanı Kaya, kentte büyük bir panik havası olduğunu ve yolların kapandığını söyledi. Şu ana kadar ciddi bir kayıp bilgisi oluşmadığını söyleyen Kaya, kent merkezinde 2 binada çökme meydana geldiğini de ekledi. Kaya, köylerden henüz bilgi alamadığını belirtti.

YARDIM ÇAĞRISINDA BULUNDU
Erciş Belediye Başkanı Zülfikar Arapoğlu, NTV canlı yayınında yardım çağrısında bulundu. Kurtarma ve sağlık ekibi ile çadır gönderilmesini isteyen Arapoğlu, ilçelerinde çok sayıda binanın yıkıldığını, ölü ve yaralıların olduğunu söyledi.


İNSANLAR MOLOZLAR ARASINDAN BAĞIRIYOR
Çelebibağ Belde Belediye Başkanı Veysel Keser ise şunları söyledi: ''Erciş'te büyük hasar var. Çok ciddi bir kurtarma çalışması yapılmadı. İnsanlar molozlar içinde can çekişiyor. İnsanların seslerini duymaktayız. Hastaneler tıklım tıklım dolu. Hastanenin bir kısmı da yıkık durumda. Çok ciddi bir hasarla karşı karşıyayız. bir an önce buraya yardım gerekiyor. İnsanlar kendi imkanlarıyla kurtarmaya çalışıyor.''


Deprem uzmanı Prof. Dr. Ahmet Ercan, deprem hakkında değerlendirmelerde bulundu:
"Van'ın deprem çekincesi 7.3 ve yıkım gücü 11. Bugün yaşanan 7.2'lik deprem, bu rakama neredeyse yakın.

Geçmişte Çaldıran, Malazgirt ve Erciş'te büyük depremler oldu. Oradaki deprem kuşağı dalla ve saçak kırıklarla İran'a kadar uzanıyor.

Kandilli, depremin ters kırık olduğunu söylüyor. Buradaki kabuk kalınlığı 45 kilometre.
Deprem, bölgenin olağan depremi. Harityada Van Gölü'ne bakarsanız; sanki oturan bir koyuna benzer. Bu koyunun boyunun ucunda deprem oluştu. Bu tür yüzey biçimleri, genellikle kırıklara denk gelir. Bu kırığın yüzeyde yapmış olduğu kırık boyu 57 kilometre.

Görüntüleri ilk izlediğimde, betonarme bir yapının yıkıldığını gördüm. Bir yıkımın gerçekleşmesi için yıkım gücünün 10 şiddetinde olması gerekir. O nedenle ilk etapta açıklanan 6.6 küçük geldi bana. daha sonra ise depremin büyüklüğünün 7.2 olduğu belirlendi.

OLASI DEPREM BEKLENEN YERLER
Olası deprem beklenen yerler; Tunceli, Muş, Varto, Ağrı, Iğdır, Çaldıran, Hakkari, Elazığ, Adıyaman...


Van depremi 29 saniye sürdü ve Gölcük depreminin üçte biri kadar enerji türetti. 15 gün boyunca artçı depremle yaşanabilir. Bu deprem, İstanbul'daki bir depremi tetikler mi? Bu mümkün değildir.
Öte yandan, Van Gölü'nün kenarları yapılaşmaya uygun değildir. Örneğin; Başkale ve Bahçesaray dayanıklıdır; Ahlat ve Çaldıran da ise kısmen yıkımlar görülebilir."

ARTÇI DEPREMLER
Kandilli Rasathanesi, Van Tabanlı köyündeki 6,6 büyüklüğündeki depremin ardından Ilıkaynak ve Gedikbulak köyleri merkezli iki deprem daha ölçüldüğünü bildirdi.


Kandilli Rasathanesi'nin internet sitesinde yer alan bilgiye göre, Merkeze bağlı Ilıkkaynak köyünde saat 13.48'de 5.4, merkeze bağlı Gedikbulak köyünde ise saat 13.56 itibariyle 5.5 büyüklüğünde iki deprem daha ölçüldü.

Halkalı ve Kurubaş köyleri merkezli de iki deprem daha ölçüldüğü bildirildi. Kandilli Rasathanesi'nin internet sitesinde yer alan bilgiye göre, Halkalı köyünde saat 14.32'de 5.5, Kurubaş köyünde ise saat 14.10 itibariyle 4.7 büyüklüğünde iki deprem daha ölçüldü.

Cumhuriyet tarihinin en büyük depremlerinden biri
Van'da meydana gelen 7,2 büyüklüğündeki deprem Cumhuriyet tarihi boyunca Anadolu'da meydana gelen en büyük depremlerden biri olarak kayıtlara geçti.


BAŞBAKAN VAN'A GİDİYOR
Depremin ardından Başbakan Erdoğan Van'a gitmek üzere yola çıktı.


Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, Van'da meydana gelen deprem nedeniyle il merkezinde 10 bina, Erciş'te 25-30 bina ve bir öğrenci yurdunun yıkıldığını bildirdi.

Atalay, ''Van merkezde 10 civarında bina yıkılmış, Erciş'te 25-30 arası bina, biri de yurt, yıkılmış durumda. Merkeze bağlı bazı köylerde Alaköy, Mollakasım köyü gibi birkaç köyümüzde belki biraz daha fazla hasar olabilir. Köylerle ilgili henüz tam bir tespit yapılmış değil ama şu anda Valimiz helikopterle köylerle ilgili çalışmalarını sürdürüyorlar'' diye konuştu.

İlk andan itibaren yakın bölge illeri başta olmak üzere hem AFAD'ın hem sağlık teşkilatının hem de Kızılay'ın bütün imkanlarının seferber edildiğini bildiren Atalay, Türk Kızılayı'nın Muş, Elazığ ve Erzurum'daki büyük depolarından malzeme taşıyan tırların bölgeye hareket ettiğini bildirdi.
Atalay, sözlerine şöyle devam etti: ''Hava soğuk olduğu için öncelikle gerek şehirde gerek köylerde çadır, katalitik soba gibi ve gıda gibi destekler öncelikle götürülüyor. Sağlık Bakanımız şu anda orada. İki tane uçağımız ve dört ambulans helikopterimiz de orada. Sağlıkla ilgili hiçbir sorun yok. İnşallah hasar çok fazla olmaz. O konuda şu anda vereceğimiz bilgiler yanıltıcı olabilir yani iyi bilgi almadan o konuda çok ileri şeyler söylemiyorum ama Valimizin ve Kaymakamımızın, özellikle hasarın en fazla olduğu Van ve Erciş ile ilgili bilgileri aktarmış oldum.''

ACİL DURUMLAR İÇİN NUMARALAR
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Van Ferit Melen havaalanının uçuş trafiğine açık olduğunu, kendilerinin de Van'a gideceklerini bildirdi.


Bakan Yıldırım, depremden dolayı yardıma ihtiyacı olan vatandaşların, 112 ve 155 çağrı merkezlerine mesaj atabileceklerini, bunun tüm operatörler için geçerli olduğunu söyledi.



_Yağmur_ 18 Kasım 2011 12:56

18 Kasım 2011
 
Bedelli 25 bin lira, 4 taksit

Bedelli askerlikten 30 yaş ve üstü yararlanacak. 25 bin lira 4 taksite bölünecek.

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın gelecek hafta Meclis’e geleceğini söylediği bedelli askerlik yasa tasarısı Bakanlar Kurulu’nun imzasına açıldı.

Bedelli askerlikten 30 yaş ve üstü yararlanabilecek. Askerliğini bedelli yapmak isteyenlerden de 25 bin TL alınacak. Ödeme kolaylığı için bu miktar 4 taksitte ödenebilecek. Bedelli askerliğin süresi 21 gün olarak belirlendi. Tasarıda, imkanı olmayanların para yerine bir süre kamu hizmeti yapması seçeneğinin yer alabileceği de konuşuluyor.

Bedelli askerlik düzenlemesi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından gerekçeleriyle birlikte açıklanacak. Bunun için Hükümet ve AK Parti kanadından herhangi bir açıklama gelmiyor. Erdoğan’ın, bakanlara tasarıyı göstermeden imzalarını aldığı öğrenildi. Tasarıdaki düzenlemeler bizzat Başbakan Erdoğan tarafından açıklanacak.

Radikal'in haberine göre, bu kapsama 400 bine yakın insan giriyor. Bedelliden yararlanacakların sayısının da 150 bini bulması bekleniyor ve en az 2.5 milyar dolar gelir hedefleniyor. Bu para hazineye değil, sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfına aktarılacak. Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, bu paranın kullanımına ilişkin çalışma yapıyor. Başbakan Erdoğan, kamu vicdanının da rahatlatılması açısından bu paranın önemli bir bölümünün şehit yakınları ve gazilere bırakılmasını istiyor.

İLK CELP 2012 BAŞINDA
Bakanlar Kurulu’nun imzasına açılan tasarı büyük bir aksilik olmazsa Kasım ayı içerisinde hayata geçecek. Haftaya Meclis’e sunulacak tasarı önce komisyonda, sonra Genel Kurul’da görüşülecek. Muhalefet bedelli askerliğe sıcak bakıyor. Meclis’teki görüşmelerde yaş sınırı ve para miktarının aşağı çekilmesi konusunda talepler olmasına da kesin gözüyle bakılıyor. Genelkurmay’ın hasassiyetlerini de gözetecek olan hükümetin bu konuda taviz vermesi beklenmiyor. Bedelli askerlik düzenlemesi büyük olasılıkla aralık ayı öncesi de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından onaylanarak yürürlüğe girecek. İlk bedelli tertibinin 2012’nin Şubat ayında ya da nisanda olması bekleniyor.



_Yağmur_ 22 Aralık 2011 11:41

Ankara nefesini tuttu! VİDEO

Fransa, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının inkârını suç sayan yasa teklifini oyluyor

22 Aralık 2011 Perşembe, 09:19:53


Fransa Meclisi, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının inkarını suç sayan yasa teklifini oyluyor. Teklif, Türkiye saatiyle 10.30'da görüşülmeye başlandı. Oturuma katılımın düşük olması dikkat çekti. Kritik oturum, 577 milletvekilinden 41'inin katılımıyla açıldı.

Genel kurulda ilk olarak, yasa teklifini kaleme alan, iktidardaki Halk Hareketi Birliği (UMP) Marsilya milletvekili Valerie Boyer söz aldı. Boyer konuşmasında, ''yasa teklifine tepki olarak Türkiye'nin diplomatik tehditlerinin kabul edilemez olduğunu'' söyledi. Fransız milletvekili, Türkiye'nin ekonomik yaptırım tehditlerinin Dünya Ticaret Örgütü ve AB kurallarına aykırı olduğunu iddia etti. ''Fransız iş adamları, Türkiye'nin tehditlerine boyun eğmesin'' diyen Boyer, yasa teklifinin Türkiye'yi hedef almadığını ve AB uyum yasaları gereğiyle de gerekli olduğunu iddia etti. Fransız vekil, "Bazı ülkeler 1915 olaylarını inkar ederek suç işlediler. Cezasız kaldılar. 1914 yılındaki Ermenilerin üçte ikisi ya tehcir edildi ya da katledildi. Sizden destek bekliyorum" ifadesini kullandı.

Valerie Boyer'in konuşması...

Yasa teklifini sunan Boyer'den sonra Fransa hükümeti adına parlamento ile ilişkilerden sorumlu bakan Patrick Ollier konuştu. Fransız bakan, konuşmasında yasa teklifine karşı çıkmadı ve oylama sonucunu milletvekillerini iradesine bıraktı. Fransız bakan, bununla birlikte, üstü kapalı da olsa hükümetin yasa teklifini desteklediği mesajını verdi. Konuşmasında, Türkiye ve Fransa arasındaki ilişkilere övgüler yağdıran Ollier, bu yasa teklifinin Türkiye'yi hedef almadığını söyledi. Ollier, ''Türkiye büyük bir ulus. Fransa, Türkiye ile ilişkilere büyük önem veriyor. Ekonomik, siyasi ve kültürel alanda önemli işbirliğimiz var. Afganistan, Suriye gibi konular ve G-20 ile NATO gibi uluslararası kuruluşlarda da önemli işbirliğimiz sürüyor'' ifadesini kullandı.
Boyer ve Ollier'dan sonra siyasi grup sözcüleri yasa teklifiyle ilgili söz alacak. Meclisteki bu konuşmaların ardından 12 milletvekili daha konuşma yapacak.

Yasa teklifine ilişkin 10 değişiklik önergesi sunuldu. Değişiklik önergelerinden en önemlisi üniversitelerde görevli veya bilimsel çalışmalar yapanların müeyyidelerden muaf tutulmasını öngörüyor. Önemli bir değişiklik önergesinde de parlamenterlerin tarihi konuda yasa yapamayacağı belirtilerek, bu türden yasaların meclisten geçmesinin ileride Ruanda, Kamboçya, Şatilla ve Sabra gibi diğer potansiyel konularda tartışmanın artmasına yol açacağı görüşü dile getiriliyor. Bu değişikliğin kabul edilmesi beklenmiyor.

7 Aralık'ta Fransa meclisi yasalar komisyonunda kabul edilen teklifin, başkanlık divanında hükümetin de itiraz etmemesi üzerine resmen gündeme alınması kararlaştırılmıştı. Yasa teklifinde, ''Fransız yasaları tarafından tanınan soykırımların reddi, bir yıl ve 45 bin avro para cezasına çarptırılır'' ifadesi yer alıyor. Fransa parlamentosu, 29 Ocak 2001 tarihinde, ''Fransa, 1915 yılındaki Ermeni soykırımını tanır'' ifadesiyle kaleme alınan bir yasayı onaylamıştı.

Fransa meclisi, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının reddinin suç sayılmasını öngören bir yasa teklifini 2006 yılında onaylamıştı. Ancak Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, bu teklifin senatoya gelmesini engellediği için teklif yasalaşmamıştı. Fransa'daki Sosyalistler, bu yasa teklifini Mayıs ayında senato gündemine getirmiş, ancak ezici bir çoğunlukla teklifin oylanma önerisi reddedilmişti.

Teklifin, mecliste kabul edilmesi yasalaşması anlamına gelmiyor. Senatonun da meclisten geçen aynı metni oylayıp kabul etmesinin ve Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin bunu imzalayıp resmi gazetede yayınlanmasının ardından teklif yasa haline gelecek...


Türk vatandaşları inkâr yasasını protesto gösterilerine başladı

Fransa'daki Türk dernekleri, yasa teklifine yönelik tepkilerini göstermek amacıyla bugün meclis binası önünde bir gösteri düzenliyor. Fransa'daki Türk dernekleri koordinasyon komitesi, Paris dışından da çok sayıda Türk vatandaşının otobüslerle başkente geleceğini duyurdu. Teklifin kabul edilmesi halinde, bakan milletvekili ve diğer üst düzeyde bürokratların Fransa'ya yapacağı ziyaretlerin askıya alınması bekleniyor.

‘Çıkarsa hemen dönerim’
Türkiye’nin Paris Büyükelçisi Tahsin Burcuoğlu, Fransa Meclisi’ndeki yasa teklifinin geçmemesi için umudunu koruduğunu belirterek, “Umarız aklıselim galip çıkar ve bu tür bir sıkıntıyı Fransa-Türkiye ilişkileri yaşamaz’’ dedi. Bugün yasanın çıkması halinde uçak biletinin cebinde olduğunu ve Türkiye’ye geri döneceğini belirten Burcuoğlu, daha önce meclis ve senatoya gelen yasa tekliklerine atıfta bulunarak, “2001 ve 2006’yı takiben ilişkilerimizde çok ciddi sıkıntılar yaşadık. Bu defa böyle kötü macerayı tekrar yaşamak istemiyoruz. 1970’lerde 80’lerde burada biz Ermeni terörüyle mücadele ettik. Bugün de bir anlamda bu konudaki mevzuat çalışmalarıyla mücadele etmek zorundayız. Biz yorulduk bir anlamda. Bu mücadeleyi tabiatıyla sürdüreceğiz, ama Türkiye ile Fransa ilişkileri böyle bir durumu hak etmiyor’’ dedi.

‘Yasa sorunsuz geçecek’
Fransa'da iktidar ve muhalefet partilerinin meclis grup başkanları, bugün genel kurulda oylanacak yasa teklifinin sorunsuz bir şekilde geçeceği mesajını verdiler. İktidardaki Halk Hareketi Birliği'nin (UMP) Meclis Grup Bakanı Christian Jacob, genel kurulda yarın oylanacak yasa teklifinin "sorunsuz bir şekilde geçeceğini" söyledi. Fransız basınında çıkan haberlerde de iki büyük partinin desteklemesiyle yasa teklifinin bugün mecliste kabul edilmesine kesin gözüyle bakılıyor. Bununla birlikte yasa teklifine sıcak bakmadığını açıkça söyleyen ve bu konunun tarihçilere bırakılmasını isteyen Meclis Başkanı Bernard Accoyer, aynı teklifin senatodan da geçip, ilkbahara kadar yasalaşma şansının az olduğunu söyledi. Fransa'da ilkbaharda iki turl u cumhurbaşkanlığı seçimleri düzenlenecek.

‘Türkiye tarihi olayı tanısın’
Fransa’nın Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı Jean Leonetti, Türkiye’nin 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarını tanıması çağrısında bulundu. Fransız bakan, senato televizyon kanalına yaptığı açıklamada, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarını, Türkiye’nin “tarihi olay” olarak tanıması gerektiğini iddia etti.
Fransız bakan, “Halklar, tarihlerine geri dönüp bakma konusunda açık görüşlü ve cesur olmalı. Ermeni soykırımı yaklaşık 100 yıl önce gerçekleşti ve bunun sorumluları da öldü. Bu sadece Türkiye tarafından tarihi bir olayın tanınmasından ibaret. Büyük halklar açık görüşlülükle tarihlerine bakarlarsa daha saygı kazanmazlar mı’’ dedi.
Jean Leonetti, yasa teklifinin, seçim ve oy kaygısıyla gündeme geldiği iddiasını reddetti. “Eğer bu görüş doğru olsaydı, Sosyalistler buna ‘evet’ demezlerdi. Sosyalistler, iktidar partisinden bir milletvekilinin sunacağı yasa teklifini kabul edecek’’ diyen Leonetti, yasa teklifininde doğrudan Türkiye’yi hedef almadığını sözlerine ekledi.

İşte ‘Soykırım olmadı’ diyene 1 yıl hapis ve 45 bin Euro para cezası getiren yasa tasarısı

Madde 1: 29 Temmuz 1881 kanunun 24. maddesinin birinci bendi alttaki yeni 5 bentle değiştirilmiştir:
"24'üncü maddenin altıncı bendi doğrultusunda, soykırım suçunu veya insanlık ve savaş suçunu savunan, inkâr eden veya kamusal alanda önemsizleştirmeye çalışan alttaki tanımlamalara dayalı cezalandırılacaktır:
1) Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü'nün 6'ncı, 7'nci, 8'inci maddesi
2) Ceza kanununun 211-1 ve 212-1 maddesi
3) Uluslararası askeri mahkemesinin statüsünün 6. maddesi ve kanunen tanınmış,Fransa tarafından imzalanmış ve onaylanmış uluslararası bir sözleşmenin veya uluslararası
veya Avrupa kurumlarının nitelikli bir karara bağlı,

Fransız yargısı tarafından nitelendirilmiş, Fransa'da uygulanabilir hale gelir." Madde 2: 29 Temmuz 1881 basın özgürlüğüne dayalı kanunun 48-2 maddesi değiştirilmiştir:
1) "Sürgün" kelimesinden sonra "ya da soykırım kurbanı, savaş suçu, düşmanla işbirliği ve insanlık suçu kurbanı" eklenmiştir.
2) "Savunma" kelimesinden sonra "soykırımlar" kelimesi eklenmiştir.

İŞTE O KONUŞMA
HABERTÜRK’ün diplomatik kaynaklardan edindiği bilgilere göre, 15 dakika süren telefon görüşmesi şöyle gerçekleşti:
Juppe: Tasarı yarın (bugün) oylanacak ama Türkiye-Fransa ilişkilerinin bozulmasını hiç ama hiç istemiyoruz. Davutoğlu: “İlişkiler bozulmasın” diyorsunuz ama ben yarın Paris’e gelsem, bu konuyla ilgili bana bir soru sorulsa, susacak mıyım? Ya da “Fransa Meclisi bizden iyi bilir” mi diyeceğim? Elbette susmayacağım ve doğruları konuşacağım.
Benim diplomatik dokunulmazlığım var, ama ya Türk işadamlarının, akademisyenlerinin başına aynısı gelirse ne olacak? Türk kökenli Fransız vatandaşlarınız söylerse ne yapacaksınız?
Onları da tutuklayacak mısınız?

Juppe: Tasarının sonucunu yarın (bugün) göreceğiz. Benim konuyla ilgili görüşümü biliyorsunuz.

32 YIL ÖNCE
Davutoğlu: Kişisel görüşünüzü biliyoruz ama burada Fransa’nın siyasi tutumu söz konusu. Tasarı geçerse, bu ikili ilişkilere zarar verecek. Tedbirlerimiz olacak. 32 yıl önce 22 Aralık’ta Türk diplomatımız katledildi. Aynı gün böyle bir tasarının oylanmasını nasıl açıklayacaksınız?

‘SARKOZY’NİN YAPTIĞI AYIPTIR’
Davutoğlu: Ayrıca Fransa Cumhurbaşkanı Sayın Sarkozy, Cumhurbaşkanımız’ın telefonuna çıkmamış. Bu ayıp tır. En azın dan bir açıklama yapması diplomatik teamüllere uygun olurdu.

ŞEHİT OLDUĞU GÜN
22 Aralık 1979: Paris Turizm Müşaviri Yılmaz Çolpan, Ermeni terör örgütü ASALA militanlarının saldırısı sonucu şehit oldu. Olaydan sonra haber ajanslarına telefon eden bir kişi, Roma, Madrid ve Paris’teki eylemlerden “Ermeni Soykırımı Adalet Komandoları” adlı örgütün sorumlu olduğunu bildirerek, “Türk hükümeti Ermenilere hak tanımadığı için Avrupa’daki Türk diplomatlarını öldürüyoruz” dedi.



_Yağmur_ 23 Aralık 2011 08:45

Ve soykırımı inkar yasası onaylandı!
Fransa meclisi genel kurulu, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının reddinin suç sayılmasını öngören yasa teklifini oy çokluğuyla kabul etti. Teklifin mecliste kabul edilmesi yasalaşması anlamına gelmiyor. Bunun için Senato'nun onayı gerekiyor.

VİDEOLAR İÇİN TIKLAYIN


FOTO GALERİ İÇİN TIKLAYIN


Genel kuruldaki oturuma 577 milletvekilinden sadece 70'e yakını katıldı.

İki maddeden oluşan teklif, oy çokluğuyla kabul edildi.

Teklifin görüşülmesi yaklaşık dört saat sürdü. 7 Aralık'ta Fransa meclisi yasalar komisyonunda kabul edilen teklifin, başkanlık divanında hükümetin de itiraz etmemesi üzerine resmen gündeme alınması kararlaştırılmıştı.

Yasa teklifinde, "Fransız yasaları tarafından tanınan soykırımların reddi, bir yıl ve 45 bin euro para cezasına çarptırılır" ifadesi yer alıyor.

Fransa parlamentosu, 29 Ocak 2001 tarihinde, "Fransa, 1915 yılındaki Ermenisoykırımını tanır" ifadesiyle kaleme alınan bir yasayı onaylamıştı. Fransa meclisi, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının reddinin suçsayılmasını öngören bir yasa teklifini 2006 yılında onaylamıştı. Ancak Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, bu teklifin senatoya gelmesini engellediği için teklif yasalaşmamıştı.

Fransa'daki Sosyalistler, bu yasa teklifini Mayıs ayında senato gündemine getirmiş, ancak ezici bir çoğunlukla teklifin oylanma önerisi reddedilmişti. Teklifin mecliste kabul edilmesi yasalaşması anlamına gelmiyor. Şimdi Senato'nun onayı gerekiyor.

Fransa'da cumhurbaşkanlığı seçimleri nisan ayında yapılacak ve teklifi daha önce engelleyen Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin şimdi desteklediği teklif ile seçimleri düşündüğü yorumları yapılıyor. Sarkozy, cumhurbaşkanlığında ikinci dönemi garantilemek amacında.

Türkiye'nin Paris elçisi geri çağrıldı

Gelişmeleri izleyen Türkiye, Fransa Büyükelçisi Tahsin Burcuoğlu'nu Ankara'ya çağırdı. Burcuoğlu'nun saat 18.00'de açıklama yapması bekleniyor.

TEKLİFİ HAZIRLAYAN VEKİL KONUŞTU...

Bu arada yasa teklifini kaleme alan iktidardaki Halk Hareketi Birliği (UMP) Marsilya milletvekili Valerie Boyer, bugün meclis binası önünde gösteri yapan Türklere tepki gösterdi.

Meclis'teki oylamadan sonra soruları yanıtlayan Boyer, "Türklerin meclis binasının önünde gösteri yapıp bize ne yapılacağını dayatmaları kabul edilemez. Bu alışık olmadığımız bir durum" dedi.

"Örgütlenme ve gösteri yapma hakkının karşı mısınız?" sorusunu yanıtlamayan Boyer, yine Türk yetkililerinin diplomatik ve ekonomik alanda yaptırım tehditlerinin kendisini "şoke" ettiğini söyledi.

"Türkiye'ye bir şey dayatmamız söz konusu değil" ifadesini kullanan Fransız milletvekili, bu tür bir yasanın diğer AB ülkelerinde de geçtiğini ifade ederek, "Bu Fransız meclisinin özgür iradesinde alınan bir karar" diye konuştu.

"Bu yasa teklifi Türkiye'ye karşı değil" diyen Boyer, Fransa'nın Türkiye ile ilişkilerine büyük önem verdiklerini söyledi. Boyer, özellikle "AB kapısını çalan Türkiye'nin bu tepkisini anlamakta güçlük çektiğini" ifade etti.

A.A muhabirinin parlamentonun araştırma komisyonunun "tarihin tarihçilere bırakılması, parlamentoların yasa yapmaması" yolundaki soruyu yanıtlamaktan kaçınan Boyer, yine Fransız tarihçilerin yaptığı uyarıyla ilgili soruya da cevap vermedi.

ERMENİSTAN'DAN TEŞEKKÜR

Ermenistan, yasa tasarısını kabul eden Fransa'ya teşekkür etti.

Ermenistan Dışişleri Bakanı Edvard Nalbandyan, AFP'ye yaptığı açıklamada, "ülkesinin duyduğu minnettarlığı" ifade etti. Nalbandyan, "Bir kez daha Fransa'daki en üst düzey yetkililere, meclise ve Fransız halkına minnettarlığımı ifade etmek isterim" dedi.


5 SORUDA İNKAR YASASI İÇİN TIKLAYIN!

Liberation'dan çarpıcı çıkış!

Fransa'nın önde gelen gazetelerinden Liberation, meclis genel kurulunda tartışılan, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının reddinin suç sayılmasını öngören yasa teklifine başmakalesiyle karşı çıktı.

Francois Sergent tarafından kaleme alınan başmakalede, seçimler öncesi gelen yasa teklifi için "fırsatçı ve tehlikeli" ifadesi kullanıldı.

Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin uzun bir süre yasa teklifine karşı çıktığı ve bu konuda Türkiye'ye söz verdiği hatırlatılan başmakalede, seçim öncesi bu teklifin gelmesinin talihsizlik olduğu yorumu yapıldı.

Başkamalede, bu yasa teklifinin tarihçilerin özgür tartışmasını engelleyeceği ifade edildi. "Türkiye'nin tutumunun da savunulamaz olduğu"iddia edilen başmakalede, Türkiye'nin de halkına tarihi gerçekleri yansıtmadığı iddia edildi.

Başmakalade, bununla birlikte, "Türklere ahlak ve moral vizyonu dayatmak Fransız parlamentosunun görevi mi?" sorusu yöneltilerek yasa teklifinin sadece daha fazla Ermeni oyu alabilmek için gündeme getirilmesi eleştirildi.

Kaynak: CNNTÜRK


kompetankedi 6 Ocak 2012 11:19

Teklif yasalaşırsa aidat ve hesap ücreti alınmayacak.

CHP İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel, bankaların sözleşmede yer alsa dahi kart aidatı ve yıllık ücret talep etmemesi için kanun teklifi hazırladı. Yüksel’in TBMM Başkanlığı’na sunduğu Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu ile Bankacılık Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’ne göre, Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’nun 13. maddesindeki “yıllık ücret” ibaresi kaldırılıyor. Böylece, kanunda bu tür uygulamalara dayanak oluşturabilecek herhangi bir ifadenin yer almaması amaçlanıyor.

Kanunun “sözleşme şartları” başlıklı maddesinde getirilen hükümlere aykırı şekilde ve kart sahibiyle müzakere edilmeden, önceden hazırlanan standart sözleşmelere dayanarak kart hamilinden, sözleşmede yer alsa dahi kart kullanım ücreti, kart aidatı veya yıllık ücret gibi adlar altında hiçbir şekil ve surette ödeme talep edilmeyecek ve kart hamilinin hesabından kesinti yapılamayacak.

Kanun teklifinin gerekçesinde, bankaların, “kredi kartı ücret ve komisyonları” adı altında 2009 yılında 4.5 milyar TL, 2010’da 4.3 milyar TL ve 2011’in ilk 6 ayında 2.4 milyar TL gelir elde ettiği ifade edildi.

2.5 yılda 11.2 milyar TL kâr
Bankacılık sektörünün 2009 kârının 20 milyar TL, 2010 kârının 21.9 milyar TL ve 2011’in ilk 9 aylık kârının 14 milyar TL olduğu, bu kârların yaklaşık yüzde 20 - 23 oranındaki bölümünün kredi kartı ücretlerinden sağlandığı belirtilen gerekçede, şöyle denildi:
“Bu tablo bankacılık sektörü için bir başarısızlık göstergesidir. Çünkü bankalar kârlarını büyük oranda asıl işleri olan bankacılık faaliyetlerinden değil, kredi kartı aidatı, işlem ücreti, havale ücreti gibi bankacılık faaliyeti dışındaki işlerden elde etmektedirler. Halkımız için ise bir trajedi sözkonusudur. Zira Tüketici Hakem Heyetleri ve mahkemelere gitmeleri durumunda ceplerinde kalacak olan yılda ortalama 4.5 milyar TL, hukuka aykırı şekilde, kanunlardaki boşluklardan yararlanarak ellerinden alınmıştır.”


Hesaptan kesinti yapılamayacak

Sözkonusu değişiklik Bankacılık Kanunu’nda da yapılıyor. Bu kanunun “müşteri hakları” başlıklı 76. maddesinde yapılan değişikliğe göre, mevduat hesabı sahiplerinden, hesap işletim ücreti veya yıllık ücret gibi adlar altında hiçbir şekil ve surette ödeme talep edilmeyecek ve mevduat hesaplarından kesinti yapılamayacak.



HANDSOME 6 Ocak 2012 21:56

06/01/2012
 
CezaEvleri Paşalarla Doldu

Ergenekon, Balyoz, Andıç, Poyrazköy gibi davalarda bugüne kadar birçok emekli ve muvazzaf subay tutuklandı

Başbuğ'un tutuklanmasıyla birlikte tutuklu general ve amiraller bir kez daha gündeme geldi. Şu ana kadar 58'si görev başında 81'i de emekli general ve amiral cezaevine konuldu.
Eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral İlker Başbuğ, bu kapsamda tutuklanan en yüksek rütbeli isim oldu.

Ergenekon, Balyoz, Andıç, Poyrazköy gibi davalarda bugüne kadar birçok emekli ve muvazzaf subay tutuklandı.
EN YÜKSEK RÜTBELİ İSİM
Eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral İlker Başbuğ, bu kapsamda tutuklanan en yüksek rütbeli isim oldu. Eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral İlker Başbuğ'un, yerleştirildiği Silivri 5 nolu cezaevinde tek kişilik geçici koğuşta kaldığı öğrenildi.
Başbuğ tutuklanana kadar en yüksek rütbeli askerler emekli kuvvet komutanlarıydı.
BALYOZ DAVASI TUTUKLAMARI
Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek ve eski Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına Balyoz Davası'nın tutuksuz yargılanan sanıklarıydı.
Ancak daha sonra 163 sanık hakkında çıkarılan tutuklama ve yakalama kararı bu iki komutan için de geçerli oldu.
Örnek ve Fırtına tutuklandı, böylece ilk kez kuvvet komutanları tutuklu sanıklar arasında yerini aldı.
Balyoz soruşturmasının sonraki aşamalarında da tutuklamalar devam etti. Halen görevi başında olan 2 orgeneral daha tutuklandı.
İNTERNET ANDICI DAVASI
İnternet Andıcı Davası kapsamındaki tutuklamalar ise ağırlıklı olarak muvazzaflardan oluştu.
Gölcük Donanma Komutanlığı'nda ve Eskişehir'de emekli bir albayın evinde yapılan aramalarda elde edilen belgeler doğrultusunda Hava Harp Okulu Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı tutuklandı.
İnternet Andıcı Davası kapsamında hakkında yakalama kararı çıkarılan Orgeneral Nusret Taşdeler de tutuklandı.
Tüm soruşturmalarda bugüne kadar görevi başındaki 58 general tutuklanmış oldu.
Halen Kara Kuvvetleri Komutanlığı'ndan 17 general, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'ndan 25 amiral, Hava Kuvvetleri Komutanlığı'ndan 13 general ve Jandarma Genel Komutanlığı'ndan 3 general tutuklu bulunuyor.
ERGENEKON DAVASINDA
Ergenekon Davası'nda aralarında Orgeneral Şener Eruygur ve Hurşit Tolon'un da bulunduğu emekli 81 amiral ve general de sanık durumunda.
HASDAL'DA YATAN PAŞALAR
- Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı
- 8. Kolordu Komutanı Korgeneral Korkut Özarslan
- EDOK Muhabere Destek Eğitim Komutanı Korgeneral Nejat Bek
- Harp Akademileri Komutan Yardımcısı Korgeneral Yurdaer Olcan
- Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu
- Genelkurmay MEBS Başkanı Koramiral Kadir Sağdıç
- 1 Taktik Hava Kuvvet Komutanı Korgeneral Korcan Polatsü
- Harita Genel Komutan vekili Tümgeneral Gürbüz Kaya
- Hava Harp Akademisi Komutanı Tümgeneral İsmail Taş
- Jandarma Denetleme Başkanvekili Tümgeneral Halil Helvacıoğlu
- KKK Denetleme Başkanvekili Tümgeneral Erdal Bektaş
- Harp Akademileri Kurmay Başkanı Tümgeneral Ahmet Yavuz
- Gaziemir Ulaştırma Okul Komutanı Tümgeneral İhsan Balabanlı
- 52. Taktik Zırhlı Tümen Komutanı Tümgeneral Abdullah Dalay
- 4. Kolordu Komutan Yardımcısı Tümgeneral Nurettin Işık
- İkmal Maliye Okul Komutanı Tümgeneral Fehmi Canan
- Kara Lojistik Yönetim Başkanı Tümgeneral Bekir Memiş
- Donanma Kurmay Başkanı Tümamiral Ali Semih Çetin
- Deniz Kuvvetleri Lojistik Başkanı Tümamiral Soner Polat
- 4. Mekanize Piyade Eğitim Komutanı Tuğgeneral Kasım Erdem
- Kastamonu Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Ali Aydın
- Genelkurmay ATASE Başkanı Tuğgeneral Gökhan Gökay
- Tokat Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Ömer Mimiroğlu
- NATO Savunma Direktör Yardımcısı Tuğgeneral Hakan Akkoç
- Deniz Personel Başkanı Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu
- Denizaltı Filo Komutanı Tuğamiral Ahmet Türkmen
- DKK Plan Prensipler Başkanı Tuğamiral Cem Gürdeniz
- Sahil Güvenlik Kurmay Başkanı Tuğamiral Turgay Erdağ
- İskenderun Deniz Üs Komutanı Tuğamiral Fatih İlgar
- Güney Görev Grup Komutanı Tuğamiral Aziz Çakmak
- Karamürsel Eğitim Merkez Komutanı Tuğamiral Levent Erkek
- Müşterek Doktrin Merkez Komutanı Tuğamiral Levent Görgeç
- Hava Kuvvetleri Komutanlığı Hava Eğitim Komutanı Korgeneral Ziya Güler
- Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Harp Filosu Komutanı Tümamiral Mücahit Şişlioğlu
SİLİVRİ'DE YATAN PAŞALAR
Eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral İlker Başbuğ
Emekli Oramiral Özden Örnek
Orgeneral Halil İbrahim Fırtına
Orgeneral Şükrü Sarıışık
Korgeneral Engin Alan
Orgeneral Çetin Doğan
Emekli Tümamiral Deniz Kutluk
Emekli Tümamiral Aydın Gürül
Emekli Orgeneral Şener Eruygur


Kaynak: HaberTurk


Efulim 7 Ocak 2012 09:37

İlker Başbuğ Tutuklandı
 
Kağıt parçası'ndan Silivri'ye Başbuğ

Türkiye tarihinde ilk kez bir Genelkurmay Başkanı sivil mahkeme tarafından tutuklanarak cezaevine konuldu. Peki Poyrazköy kazılarından 'kağıt parçası' çıkışına Başbuğ'un şüpheli durumuna düştüğü süreç nasıl gerçekleşti. İşte ayrıntılar...


İlker Başbuğ, Ergenekon ve Balyoz operasyonlarının en yoğun yaşandığı dönemde Genelkurmay Başkanlığı görevini Yaşar Büyükanıt'tan devraldı.

İlker Başbuğ'un iki yıllık görev süresi İrticayla Mücadele Eylem Planı’ndan, Poyrazköy kazılarına ve Balyoz soruşturmasına kadar askerleri içine alan çok sayıda operasyon ve gözaltına sahne oldu.

İlker Başbuğ, her operasyon ya da iddianın ardından basının karşısına çıktı. Bazı açıklamaları tartışma yarattı. Bunlardan biri de Poyrazköy'deki kazılarda ele geçirilen LAW’lara ilişkin tanımlaması oldu: “Beş tane boş LAW ki hiçbir şeye yaramaz niye paketlenerek kim yapmıştır bilemem”

O dönemde askeri içine alan diğer bir soruşturma konusu da İrticayla Mücadele Eylem Planı’ydı. Bu süreç, eski Genelkurmay Başkanı'nı mahkeme karşısına çıkardı.

TÜRK MİLLETİ FARKINDA
Eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral İlker Başbuğ, silahlı kuvvetlere yönelik suçlamalar karşısında zaman zaman sert uyarılarda da bulundu. Bu uyarılardan biri 17 aralık 2009'da Oruç Reis Fırkateyni’nde gerçekleşti:
“Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı planlı ve kendi amaçları ve menfaatleri çerçevesinde haksız şekilde psikolojik harekat yürütenlere diyorum ki, bulunduğunuz yol bulunduğunuz yer doğru değildir. Türk milletinin büyük çoğunluğu da ne yaptığınızın farkındadır.”
Başbuğ iki yılın ardından görevini 2010’da Işık Koşaner'e devretmişti.

ESKİ KOMUTAN 'ŞÜPHELİ' OLDU
Ancak görevden ayrıldıktan kısa bir süre sonra ismi TSK’ya yönelik bir soruşturma kapsamında bir kez daha gündeme geldi.

Başbuğ'u 'şüpheli' konumuna getiren süreç, İnternet Andıcı Ve İrticayla Mücadele Eylem Planı başlıklı belgeyle ilgili tutuklanan subayların verdiği ifadelerle başladı.

İddiaya göre Başbuğ döneminde kamuoyunu yönlendirme ve kara propaganda amacıyla çok sayıda internet sitesi kuruldu.

SANIKLAR: EMİR KOMUTANDAN
İnternet Andıcı Davası’nın tutuklu sanığı tutuklu Korgeneral Mehmet Eröz, 'Andıç' emrini dönemin Genelkurmay Başkanı'nın verdiğini söyledi. Sanık Yüzbaşı Murat Uslukılıç'ın iddiasına göre ise Albay Dursun Çiçek kapatılan sitelerin tekrar açılması talimatını verdi. Çiçek'in de dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız'ın emriyle hareket ettiğini savundu.

Andıcın hazırlandıktan sonra Orgeneral Hasan Iğsız'a sunulduğu, Iğsız'ın da "Sn. Komutana arz" notu yazdığı ifade ediliyordu.

Davanın tutuklu sanığı Genelkurmay Adli Müşaviri Tümgeneral General Hıfzı Çubuklu ise savcılık ifadesinde, Andıç üzerindeki parafın kendisine ait olduğunu ve bu belgenin 1 Nisan 2009'da da İkinci Başkan parafıyla Genelkurmay Başkanı'na arz edildiğini anlattı.

Emekli Albay Dursun Çiçek'in yargılandığı İrticayla Mücadele Eylem Planı davasında da sanıklar Genelkurmay Başkanı'nı işaret etti. Tutuklu askerler emir almadan bu çalışmaların yapılamayacağını savundu.

Eski Genelkurmay Başkanı İrticayla Mücadele Eylem Planı’yla ilgili belge ilk ortaya çıktığında "kağıt parçası" ifadesini kullanmıştı: “Bugüne gelinen nokta bir kağıt parçası olduğunu göstermektedir yani belge olmadığını bize göstermektedir.”

Başbuğ, bu açıklamalar nedeniyle yargı sürecini etkilemeye yönelik sözler olarak değerlendirildi.

Daha sonra her iki davanın sanıkları arasında hukuki ve fiili irtibat bulunduğu gerekçesiyle birleştirilmesi kararı verildi. 5 ay sonra da geçtiğimiz salı günü emekli Orgeneral İlker Başbuğ'a, ifade için tebligat gönderildi.

Dün de ifade vermek için gittiği savcının 7 saat süren 60 soruluk sorgusunun ardından gönderildiği İstanbul Nöbetçi 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tutuklandı ve Silivri Cezaevi’ne konuldu.

MADALYALI KOMUTAN
2002 yılında orgeneral olan Başbuğ, 2002-2003 arasında Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanlığı, 2003-2005 arasında Genelkurmay İkinci Başkanlığı, 2005-2006 yıllarında Birinci Ordu Komutanlığı yaptı. 2006'da atandığı Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın ardından ise 2008'de Genelkurmay Başkanı oldu. TSK Üstün Cesaret ve Feragat Madalyası, TSK Üstün Hizmet Madalyası sahibi olan Başbuğ, iki yıllık görevinin ardından emekli oldu.




HANDSOME 7 Ocak 2012 14:24

07/01/2012
 
Askere Diklendi!.


Barış ve Demokrasi Partisi Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Genelkurmay Başkanı Necdet Özel'e öyle sözler söyledi ki...



Barış ve Demokrasi Partisi Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Genelkurmay Başkanı Necdet Özel'e "Senin rütben orgeneral de olsa bizim nazarımızda onbaşısın. Senin kıymetin o kadardır. dedi.
Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, (Kürtçe eğitimi uygun görmüyorum) diyen Genelkurmay Başkanı Necdet Özel'e tepki gösterdi. Demirtaş, "Senin rütben orgeneral de olsa bizim nazarımızda onbaşısın. Senin kıymetin o kadardır. Bunu böyle bil. Bizim nazarımızda ha bir onbaşı konuşmuş ha Genelkurmay başkanı. Bizim nazarımızda zerre kadar değerin, kıymetin yok yanımızda." dedi.
BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş partisinin Sultanbeyli ilçe başkanlığı tarafından düzenlenen programa katıldı. Salona girişte sloganlarla karşılanan Demirtaş burada bir konuşma yaptı. Demirtaş Kürtçe eğitime karşı çıkan genelkurmay başkanının kendileri için bir onbaşıdan farkı olmadığını söyledi.
'SANA KİM SORDU Kİ CEVAP VERİYORSUN'
Demirtaş şöyle konuştu: "Genelkurmay başkanı çıkmış 'ana dilde eğitim olmaz' diyor. Sana kim sordu ki çıkmış cevap veriyorsun? Sen önce çık katliamların hesabını ver. Paşa hazretleri çıkmış bize emir yağdırıyor. Senin rütben orgeneral de olsa bizim nazarımızda onbaşısın. Senin kıymetin o kadardır. Bunu böyle bil. Bizim nazarımızda ha bir onbaşı konuşmuş ha genelkurmay başkanı. Bizim nazarımızda zerre kadar değerin, kıymetin yok yanımızda. Ana dilde eğitimin olup olmayacağını sana mı soracağız? Biz başbakanın bu inkar politikasını tanımıyoruz. Başbakanı tanımıyoruz, genelkurmay başkanını hiç tanımayız. Bizim şahsımızda bunların meşruiyeti yok."
'ÖZGÜRLÜĞÜ ANCAK BİZ GETİRİRİZ'

Demirtaş'ın konuşması boyunca salondakiler sık sık terörist başı Öcalan lehine sloganlar attı. Türkiye'ye barışı ancak kendilerinin getirebileceklerini öne süren Demirtaş, "Bizim yürüttüğümüz özgürlük mücadelesidir. Bir halk özgür olmadan diğer halkın özgür olma şansı yok. Kurtuluş hep birlikte olur. Zulümse hep birlikte direniriz. Bu ülkeye barışı ve özgürlüğü de ancak biz getirebiliriz. Bizim mücadelemiz dışında da hiçbir şans yok." diye konuştu.
OPERASYON KAZASI DEĞİL
Uludere'de 35 kişinin hayatını kaybettiği olayın bir kaza değil, mesaj olduğunu iddia eden Demirtaş şöyle devam etti: "Bütün bu katliamları örtmek için günlerdir bize saldırıyorlar. Başbakanıyla, bakanıyla, medyasıyla bize saldırmaya çalışıyorlar. Sanki tüm bu uçakları kaldıran biziz. Bunların sanki hiç suçu yok bütün suçu bize atmaya çalışıyorlar. Bu mesaj nedir iyi anlamak lazım. 5 TL için, 50 TL için kendini dağa vuran Kürt çocuklarının dramı üzerinden başsağlığı dilemeyenleri iyi anlamak lazım. Siz eğer hakkınızı aramaya devam ederseniz işte bu katliamları yaparız diyorlar. O köye gittik gözlerimizle gördük. Bu bir operasyon kazası değil. Ölenlerden 19 tanesi 12-13 yaşında küçük çocuk. Tamamını katledildi ki herkesin içine bir korku düşsün."



HANDSOME 8 Ocak 2012 01:50

08/01/2012
 
Uludere Kaymakamı'na saldırıya 5 tutuklama

Şırnak'ın Uludere Kaymakamı Naif Yavuz'a saldırıda bulundukları gerekçesiyle gözaltına alınan 5 kişi tutuklandı.

http://media2.ntvmsnbc.com/j/NTVMSNBC/Components/ArtAndPhoto-Fronts/SectionsThumbnails-TSM-Colorbox/_Cover/120107-uludere-kaymakam.hlarge.jpg


ŞIRNAK - Irak sınırındaki olayda hayatını kaybeden 35 kişinin yakınlarına taziye ziyaretinde bulunan Kaymakam Yavuz'a düzenlenen saldırıyı gerçekleştirdikleri gerekçesiyle gözaltına alınan 5 kişi, Uludere Jandarma Komutanlığı'ndaki sorgulamalarının tamamlanmasının ardından adliyeye sevk edildi.
Savcılıkta ifadeleri alındıktan sonra nöbetçi mahkemeye sevk edilen zanlılar tutuklandı.
Kaymakam Yavuz, 31 Aralık 2011 günü, sınırdaki olayda olayda yaşamını yitirenler için Gülyazı köyünde kurulan taziye çadırını ziyaretinde bir grubun saldırısına uğramıştı.



Kaynak


ßaLpaRmaq 8 Ocak 2012 12:00

Medya yanlış yerde poz veriyor

Son günlerde hararetle tartışılan gündemlerin bir ucu hep gelip dine dayanıyor. Üstelik bu tehlikeli temas, “aşırı gruplar” üzerine yıkılamayacak kadar geniş bir yelpazede yapılıyor

Son günlerde hararetle tartışılan gündemlerin bir ucu hep gelip dine dayanıyor. Üstelik bu tehlikeli temas, “aşırı gruplar” üzerine yıkılamayacak kadar geniş bir yelpazede yapılıyor. Hal böyle olunca her kriz-haber, sembollerin kavgasına dönüşüyor ve bu konuda ısrarla yapılan haberler geniş bir kitlede huzursuzluğa sebep oluyor.

Gündemin ateşle raksına bakın lütfen: ‘İçki yasağı’ üzerine gösterilen tepkiler, İstanbul Göztepe’de yapılması düşünülen camiye karşı yapılan kampanyalaErdoğan’ın üst kimlik sadedinde İslam’a atıfta bulunmasına karşı yükselen eleştiriler… İçki yasağı, cami yapımı, üst kimlikte İslam, imam hatipler…

Medya-siyaset kavgası ya da içki yasağı


Yukarıda bahsi geçen hararetli konulardan her birinin haberleştirilmesi için makul sebepler var aslında. Türkiye, ilginç bir ülke. Bir yönüyle halkın neredeyse tamamı (yüzde 99 deniyor) Müslüman. İslam’ın kültür izleri hayatın hemen her safhasını kuşatmış durumda. Diğer bir açıdan bakıldığında rahatlıkla görülebiliyor ki, Müslüman halk, inanç ve ibadet konusunda insanların şahsi tercihlerine müdahale edilmesini istemiyor. Daha açık söylemek gerekirse, İslam’ın yasak kıldığı ve günah saydığı şeylerin yapılmasını, bireyin kendi tercihi içinde kendi günahı olarak değerlendiriyor. O yüzden farklı hayat tarzları toplumda bir tartışma sebebi olarak karşımıza çıkmıyor. Sosyal gerçek böyle olunca, farklı hayat tarzlarına politik müdahalelerin yapılması doğru ve tabii gelmiyor.


Mesela bu ülkede öteden beri içki satılıyor; ancak sokaktaki insanın öncelikli gündeminde böyle bir mesele yok. O, iktidardan hayatı kolaylaştıracak icraatlar bekliyor; tıpkı medyadan kavgaları körüklememesini beklediği gibi. Halk içkiyi şahsi bir tercih olarak görüyor; günahkâr saydığı insanların bu fiili yapmaktan vazgeçmesi ve tövbe etmesi için dua bile ediyor. İş meyhane kapatmaya ve kanun gücüyle içki içenlerin derdest edilmesine gelince, böyle bir baskıyı da makul görmüyor; çünkü “günahkâr” gördüğü insanların vicdani bir sorumluluk taşıdığına ve bu sorumluluğun devlet gücüyle yönlendirilemeyeceğine inanıyor. Bu duruşun hem dini hem tarihi sebepleri var…


Manzara şu: Hükümet kanadı ısrarla “içki yasağı uygulaması”nın söz konusu olmadığını söylüyor. Medya da ısrarla içki yasağı uygulayan belediyeleri kovalıyor. Bir numune bulunur bulunmaz, Türkiye’de böyle bir uygulamanın yapılacağı kuşkusunu arttırıcı yayınlar yapılıyor. Bu bilgilere şüpheyle bakanların sayısı az değil; zira herkes şehrinde, sokağında, caddesindeki büfesinde değişik bir uygulama görmüyor. Otellerde, restoranlarda genel bir uygulama da söz konusu değil. Bu puslu manzara zihinlerde “ortada medya-siyaset kavgası mı var” şüphesi bırakıyor.


İşin daha acı bir yanı var: Medya gruplarının içki serbestisi üzerine aşırı vurgu yapması, bir zaman sonra “İslam düşmanı medya” imajına da dönüşebiliyor. Bu imajın yanlışlığı ortada; ancak medya kendini halka tastamam ifade edemiyor. “Bu yaptıklarım özgürlükler uğruna” dese, diğer özgürlük konularında da benzer bir hassasiyet bekliyor kamuoyu. Anlaşılacağı üzere, karmaşık bir konuyla karşı karşıyayız. O yüzden medya dikkatli yayın yapmak, meramını doğru anlatmak zorunda…


Mesela “Göztepe Parkı’na cami” meselesi o kadar sembolleştirildi ki! Mesele değişik grupların suiistimali sayesinde “cami karşıtlığı” ya da “cami destekçiliği”ne dönüştürüldü. Son “cami yapılmasını protesto” mitingi az daha büyük çatışmalara sebep olacaktı. Güya 171 “sivil toplum kuruluşu” cami yapımı projesini protesto ediyor. 171 derneğin katıldığı mitingde gazetelere göre 500 kişi var. İçlerinde kamu vicdanında sabıkalı sayılabilecek dernekler de var. Her dernekten üç-beş adam gelse bile 500’den fazla adam toplaması gerekirdi; ancak olmadı. Bu arada bir grup da çıkıp “Cami hakkımız engellenemez!” diye bağırmaz mı; hatta bir adım daha atıp, tekbir getirmeye başlamaz mı? Ne oluyor bize Allah aşkına! Bir semte cami ihtiyacı olup olmadığını tespit edecek akil adam mı kalmadı bu ülkede?..


Açık ve dürüst olmak lazım: Şayet orada bir cami ihtiyacı yoksa ne gereği var böyle bir teşebbüse? Yok, gerçekten o bölgede bir sıkıntı dolayısıyla cami gerekiyorsa, niçin konu bu kadar gerginleştiriliyor? Bu tür konularda yöneticilere büyük sorumluluk düşüyor. Böyle mevzuları ele ayağa düşürmek, sokak meselesi haline getirmek, istenmeyen olaylara sebep olabilir. Basının duruşu da çok önemli! Bir basın kuruluşu böyle hararetli bir konuda “ille de cami yapılacak!” üslubunu da takınamaz; “buraya cami yaptırmam!” rolüne de soyunamaz. Bu ülkede cami yapımına karar verecek hiç mi kurum yok, hiç mi uzman yok, hiç mi makul yönetici yok!..


Medyanın genelde art niyetli olmadığına inananlardanım. Açıkçası hiçbir medya kuruluşunun ve yöneticisinin “cami düşmanı” olacağına inanmam, inanmak istemem. Çünkü dini, dindarlık çizgisinde yaşamayan meslektaşlarımız bile, kültürel zenginliğimizin en önemli parçası olarak görür. Ne var ki bazı haberlerin veriliş tarzından yanlış imajlar ortaya çıkıyor. Sanki medya “cami karşıtı” bir düşünceye mahpusmuş gibi algılanıyor. Öyle değil; ancak algı bu. İletişimdeki en temel kural ne dediğinizden çok, nasıl algıladığınızdır. Göztepe’de cami yapılmasına karşı çıkanların makul sebepleri olabilir; bunların soğukkanlı bir üslupla, objektif kriterlerle halka duyurulması gerekir.


Üst kimlik tartışmasının akıbeti de böyle oldu. Başbakan Erdoğan farklı etnik kökenlerin Türkiye’yi parçalayamayacağını anlatıyor. Sebep belli. Deniz Baykal’ın “Türkiye Yugoslavya olur” tezini çürütmek için Türkiye’deki değişik etnik kökenlerin İslam dini gibi kardeşliği emreden bir din sayesinde düşmanlığa sebep olmadığını söylüyor. Sen misin bunu diyen. Bazı meslektaşlarımız, neredeyse bin küsur yıllık sosyal bir gerçeği baskı altına alacak. Erdoğan “Tüm Türk halkını İslam üst kimliğiyle bağlayacağız” dese, kopan fırtınaya bir anlam verilebilir; ancak sözün ne evveli bu teklife müsait ne ahiri. Mesele dallanıp budaklanıyor, parçalı Ortadoğu haritasına, ümmetçiliğe (vesaire) kadar getiriliyor. Avrupa Birliği için bu kadar çalışan bir hükümet neredeyse İslam birliği oluşturmakla suçlanacak! Eleştirilerin bir kısmı anlaşılır; ancak bir kısmının zıvanadan çıktığı ortada.


Türkiye medyatik dayatmalardan çok çekti


Aslında medya topyekûn bir pozisyon almış değil. Mesela Hadi Uluengin cumartesi günü Hürriyet’te “Din ve kimlik” başlığıyla bir yazı kaleme aldı. Uluengin, “Din, yani ülkemiz açısından İslam, birleştirici bir “üst kimlik” oluşturabilir mi? Hiç tereddütsüz, evet! Fakat bilhassa en başta vurgulayayım ki, asla “tek unsur” kalmaması kaydıyla, evet.” diyor. Hadi Bey’in ve aydınların önemli bir kısmının yaklaşımı da gösteriyor ki, tek tip gazete yazarı da, yöneticisi de yok. O zaman neden yanlış bir imaj veriliyor, bunu anlamak çok zor. Manzara karmaşık olunca, komplo goygoycuları “x medya grupları irtica haberlerine yakında başlar; çünkü son günlerde İslam üzerinde yapılan habercilik bir kampanya sürecinin emaresidir” diyebilir. Türkiye medyatik dayatmalardan çok çekti ve yaşananlardan birçok ders çıkardı. Öyle ki hataları tekrar etmek, bir daha düzeltilmeyecek yanlışlar anlamına geliyor. Yani, bu seferki muhtemel fatura ülkemiz için çok ağır olur. Değer mi?


Cumhuriyet Gazetesi topu taca atıyor


Hasan Cemal “Cumhuriyet’i Çok Sevmiştim” adlı bir kitap yazdı. 19 yıl Cumhuriyet Gazetesi’nde çalışan ve genel yayın yönetmenliğine kadar yükselen bir yazarın hatıralarını dile getirmesi, çok büyük bir haber konusu. Cemal, şahsi kavgalarını anlatsa ve Cumhuriyet’e şantaj yapmaya kalksa, yani bir menfaat beklentisi içinde olsa kitabına mesafeli durulabilir; ancak, böyle bir durum yok ortada. Hasan Cemal, aydın olmanın cesaretiyle bir döneme ışık tutuyor. O yüzden kitap, gazetelerde, televizyonlarda, internet sitelerinde geniş yer buldu. Bu kitapla birlikte Cumhuriyet, darbecilik, cuntacılık, kışkırtıcılık gibi ağır suçlamalarla karşı karşıya. Hele Cumhuriyet Yayın Yönetmeni hakkında yazılanlar, yenilir yutulur cinsten değil. Düşünebiliyor musunuz, Selçuk için “takiyyeci, darbeci, faşist, Stalinci…” gibi sıfatlar kullanılıyor; tabii ki Cemal bu sonuçlara yaşadığı olaylardan yola çıkarak varıyor…

Peki Cumhuriyet ve yayın yönetmeni ne yapıyor? Kitabı basan Doğan Grubu’nun sahibi Aydın Doğan’a yükleniyor. Hatta bu arada ucuz bir kurnazlık daha yaparak Doğan Grubu ile Zaman’ın ortak hareket ettiğini, bunun planlı olduğunu iddia ediyor. Tam bir panik atak durumu.

Yılların gazetecisi böyle bir kitabın haber konusu olacağını bilmezden geliyor, aklı sıra kendine cephe kuruyor, ‘öteki’ için de cephe daraltıyor. İyi bir taktiğe benziyor. Cumhuriyet Gazetesi’ni Cumhuriyet’imiz ile özdeşleştirerek sistemi yanına çekmeye yelteniyor. Diğer taraftan Akşam’ın, Vatan’ın, Yeni Şafak’ın ve daha pek çok gazetenin yazdığı haber ve yorumları görmezden geliyor ve yazılanları “Doğan-Zaman” ittifakı gibi göstererek kitabı haberleştirenleri dar bir alana sıkıştırmaya çalışıyor. Yazdıklarında suçlamalara cevap olabilecek tek satır yok! Böyle bir kitabı haberleştirmek mi suç, görmezden gelmek mi; önce buna cevap verilmeli ve bu kitaba gözlerini kapatanlar ile Cumhuriyet arasındaki ilişki sorgulanmalı. Böyle ilginç bir kitabın haber yapılması hangi gazetecilik mantığıyla sorgulanabilir ki!


Ayrıca ‘İlhan Ağabey’ itiraf etmeli ki; ortada bir suçüstü durumu var. Herkesi acımasız bir şekilde suçluyordu Selçuk. Şimdi takiyyecilik yapmakla suçlanıyor; üstelik takiyye hatıraları art arda sıralanarak. Hasan Cemal’in kitabıyla görüldü ki Cumhuriyet, istediği rejimi getirmek için anti-demokratik bütün yolları mubah görüyormuş, bu amaç için gizli ilişkiler içine giriyormuş, istihbaratçıların ricası üzerine yazılar neşrediyormuş, cuntacılar ile işbirliği yapıyormuş…


Cumhuriyet yöneticilerinin meslektaşlarını patronlarına ya da sisteme jurnalleme yerine, somut olaylar üzerine konuşması gerekiyor. Meseleyi ille de geçiştirmek istiyorsa, son dönemde sıkça yaptığı gibi Sayın Selçuk bir Bektaşi fıkrası anlatabilir. Kitaptaki suçlamaları okuyunca aklıma bir fıkra geldi mesela. Gerçi Bektaşi fıkrası değil; ama yine de işe yarayabilir. Âmâ iki adam bir sofrada buluşmuş. Âmâlardan biri diğerine “Dolmaları üçer üçer yeme!” diye bağırmış. Hayatında böyle bir şeyi aklının ucundan bile geçirmeyen masum âmâ, “Nerden çıkarıyorsun bunu kuzum?” diye sormuş. Cevap manidar: “Çünkü ben hep öyle yiyorum!” İşte bu kitap Cumhuriyet’in ‘takiyye’ maskesini düşürmüş oldu; üstelik kuru iddialarla değil yaşanmış anılarla. Artık Hasan Cemal’in kitabı okunmadan son çeyrek asrı anlamak mümkün değil...



nötrino 8 Ocak 2012 14:59

ABD'nin Ölümcül Olmayan Silahlar Listesi
 
Bu Silahlar Öldürmüyor

http://img859.imageshack.us/img859/9527/fileashx.jpg

ABD ordusuna ait olduğu iddia edilen ve bazıları gerçek bazıları hayal ürünü ölümcül olmayan silahlardan oluşan bir liste internette yayımlandı.

Ölümcül Olmayan Silahlar Referans Kitabı adlı listenin ABD Savunma Bakanlığı tarafından hazırlandığı iddia ediliyor.

İnternete sızdırılan belgede, halihazırda varolan bazı silahların nasıl geliştirilebileceğine ve olası yeni teknolojik atılımların neler olabileceğine yer veriliyor.

Listede kalabalıkları dağıtmak için tasarlanan lazer ve ısı ışınları, ya da dalgıçlarda mide bulantısına yol açan ses dalgaları gibi çeşitli maddeler yer alıyor.

Belgeyi internette yayımlayan Kamu İstihbaratı adlı örgüt, ABD hükümetinin ulusal güvenliği gerekçe göstererek gizli tuttuğu bilgileri kamuoyuna sızdırmasıyla biliniyor.

Pentagon'dan bir sözcü, ölümcül olmayan silahlar listesini ne yalanlayacağını ne de doğrulayabileceğini söyledi.

İnternette yayımlandığı şekliyle 100 sayfayı aşan raporda her silahın kendine has özellikleri, nasıl bir hasara yol açtığı ve kullanımının oluşturabileceği sorunlar ele alınıyor.

Bahsi geçen silahların insan vücudunda yol açtığı tipik etkilerden bazıları geçici körlük, sağırlık ve hareket kabiliyetini yitirme olarak açıklanıyor.

Örneğin, Yüzücü Tabancası olarak adlandırılan silahın sudaki düşman yüzücüleri veya dalgıçları, ses dalgalarını kullanarak etkisiz hale getireceği belirtiliyor.Ses dalgaları, sudaki insanın işitme duyusunu hedefleyerek ciddi mide bulantısına yol açıyor.

Belgede, bu silahın olası bir yan etkisi denizdeki diğer canlı türlerine verebileceği zarar olarak belirlenmiş ve henüz ''geliştirme'' aşamasında olduğu belirtiliyor.

Daha uçuk fikirler arasında, lazer ışınlarıyla bir düşman uçağının kanatları çevresindeki aerodinamik akımın bozulabileceği ve uçağın yön değiştirmesinin sağlanabileceği öne sürülüyor.

Ölümcül olmayan silahlar listesinde henüz geliştirme aşamasında olduğu söylenen bir diğer fikir, ısı dalgaları yayan bir sistem aracılığıyla insanların istem dışı hareket etmesini ve bir grup halinde yer değiştirmelerini sağlamak.

Bir arabanın motorunu uzak bir mesafeden durduracak kapasitede yüksek enerjili mikrodalgalar yayan, taşınabilir bir cihaz da gene listede yer alan silah fikirleri arasında.

ABD Savunma Bakanlığı bünyesinde ölümcül olmayan silahlar üzerinde çalışan daire 1996 yılında kuruldu. Fakat ne kadar başarılı olduğu konusunda şüpheler var.

2009 yılında yayımlanan bir hükümet raporunda, sözkonusu dairenin yaklaşık 50 proje üzerinde 400 milyon dolara yakın para harcamasına karşın, yeni tek bir silah bile üretmeyi başaramadığı sonucuna varılmıştı.


Kaynak: BBC(08 Ocak 2012,10:09)


HANDSOME 9 Ocak 2012 03:25

09/01/2012
 
Demirtaş'ın öcalan talebi!..

http://img.internethaber.com/news/580x385/2084.jpg

BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, parti çalışmaları kapsamında Şırnak’ın Silopi ilçesinde yaptığı açıklamada terör örgütü PKK'nın lideri Abdullah Öcalan'la ilgili taleplerde bulundu.

Selahattin Demirtaş, “AK Parti hükümetinin Şırnak ve ilçelerine özel bir yaklaşımı var. Daha önce seçimden birkaç ay önce İçişleri Bakanı Beşir Atalay, bu bölgeye ziyaret yaptıktan sonra ‘bizim Hakkari ve Şırnak ile ilgili özel planlamalarımız var. Zamanla bunları hayata geçireceğiz’ demişti. Bu özel politikalarının programlarının ne olduğunu biz aşağı yukarı tahmin ediyorduk. Ama bugün geldiğimiz noktada çok daha iyi anlaşılmıştır." dedi.

"HALKIN EVLATLARINI, CENAZELERİNİ..."

Özellikle Şırnak’tan neredeyse seçilmiş hiç bir temsilcinin bırakılmadığını söyleyen Demirtaş sözlerinin devamında şu ifadeleri kullandı: "Tamamına yönelik bir tutuklama operasyonu seçilmiş arkadaşlara yönelik siyasi bir soykırım ama aynı zamanda kesintisiz bir şekilde askeri operasyonlar kar kış demeden sürekli olarak bir teyakkuz halinde burada halkın evlatlarını, cenazelerini halka teslim ederek bir politika ortaya koydular."

"ÖCALAN TECRİTİ BİTMELİ"

BDP Genel Başkanı Demirtaş, “Sayın Öcalan’a dönük aylardır sürdürülen hukuksuz tecriti asla kabul etmediğimizi her fırsatta ifade ettik. Sizler de nasıl bir iradeyle tecrite karşı durduğunuzu bugüne kadar tepkileriniz ile ortaya koydunuz. Buradan bir kez daha altını çizerek belirtmek istiyorum. Daha düne kadar heyetlerinizi göndererek görüşme yaptınız. Protokolleri imza aşamasına getirdiniz. Daha düne kadar Kürt sorununun ve barış meselesinin çözümünde muhatap aldığınız kişiye karşı bugün böylesine bir saygısızlığı biz kabul etmiyoruz. AK Parti hükümetinden bu konuda açıklama bekliyoruz. Düne kadar görüştüğünüz ciddiye aldığınız bir siyasi muhatapla bugün tekrar görüşmemenizin nedeni nedir? Hükümet bunu açıklamak zorundadır ve bu tecriti hem derhal bitirmek, sağlığı özgürlüğü ile ilgili tedbirleri almak hükümetin görevidir, sorumluluğudur.” şeklinde konuştu.


Efulim 9 Ocak 2012 11:01

Ümran Menderes Tarihi Sırrı Açıkladı
 
Ümran Menderes Tarihi Sırrı Açıkladı

"Aydın'a 28 Şubat sürecinde 2'nci Roosevelt olursun, denilerek Başbakanlık teklif edildi" diyen Ümran Menderes, Süleyman Demirel'in, eşi merhum Aydın Menderes'i incittiğini söyledi.



İki hafta önce hayatını kaybeden Aydın Menderes'in 20 yıllık yol arkadaşı Ümran Menderes, eşinin vefatı sonrası SABAH'a çarpıcı açıklamalarda bulundu. Yaşadıkları felaketlere karşı dirayetli duruşuyla tanınan Ümran Menderes, "Post modern darbe" olarak tanımlanan 28 Şubat sürecinde eşine "2'inci Roosevelt" olursun denilerek, Başbakanlık teklif edildiğini, ancak bunu ciddiye almadıklarını söyledi. Menderes, ismini vermek istemediği bir milletvekilinin 2 yıl önce gelerek, "Demirel bile bu konuyu biliyordu. Neden Aydın Bey bunu istemedi" diye çıkıştığını aktardı. Ümran Menderes'in çok özel konulardaki sorulara bile açık yüreklilikle verdiği yanıtlar şöyle:

"ZAMAN GEÇMEK BİLMİYOR"
Acınız taze. Evde zaman nasıl geçiyor?
Zaman geçmek bilmiyor. Hayatım onunla doluydu. Şimdi bomboş kaldım. Sağ olsunlar, gelenim gidenim çok oluyor. Tek hedefim Aydın Bey'in yarım bıraktıklarını tamamlamak. Bir anı kitabı yayımlamak istiyordu, sesini kayda alıyordu. O projeyi sürdüreceğiz.

Aydın Bey'in hastanedeki son günleri nasıl geçti?
Eşim kazadan sonraki 16 yılı dolu dolu geçirdi. Çok okurdu. Zarafeti, nezaketiyle, demokrat görüşüyle, engin birikimiyle... Kimseyle kıyaslayamıyorum Aydın'ı. Son iki yazısını hastanede yazmıştı. En son yazısında da "Allah'ın yardımına herkesin ihtiyacı var demek ki" demişti. Kader işte...

Aydın Bey'in trafik kazasının arka planını anlatır mısınız?
Hepimiz Aydın'ı yanındaki kişiye direksiyon vermemesi için uyardık. O da tereddüt yaşadı. Önce gelmemi istedi, sonra olmadı. Asla ismini veremem ama Aydın'la beraber olan kişinin görevi şoförlük değildi. Hatta sürat yapmasıyla tanınıyordu. Aydın nasıl verdi o direksiyonu bilmiyorum. Kader belki de. Çok gerçekçi bir insandır. İlk konuşmamızda "benim boynumdan aşağısı yok" dedi. Ben de "sesini duyayım, yüzünü göreyim yeter" dedim. 16 yıl da bu sözümün arkasında durdum.

Kaza sonrasında evdeki zamanlarını nasıl geçirirdi?
Aydın boş durmaktan nefret ederdi. Ev, ofis gibiydi. Ben de o ortamı yarattım. Bir gün olsun ne içimden ne de dışımdan of demedim. Biz hep başımıza gelenler normalmiş gibi yaşadık. Sandalyesinde bile dimdik duruşu vardı.

28 ŞUBAT SÜRECİ
28 Şubat sürecinde neler yaşadınız?
O dönem Ayaş'taydık. Bir duyum almıştık. Hatta Aydın'ın özel minibüsü gümrükten çıkmamış göründüğü için kullanılmıyordu. Belediye Başkanı Melih Gökçek bize engelliler için kullanılan belediye otobüslerinden tahsis etti. Rahmetli Erbakan'ı Başbakanlık Konutu'nda ziyarete gittik. Aydın içeride görüşürken, benim telefonuma "Efendim asker, yakında bir uyarıda bulunacak" yönünde mesaj geldi. Ben onu özel kaleme verdim. Orada sanıyorum Erbakan'a yakın emekli albay vardı, onun duyumu olmamış. Konu öylece kaldı ama bir iki gün sonra da tanklar Sincan'a yürüdü.

Aydın Bey'in yorumu ne oldu?
Çirkin şeyler oldu o dönemde. Sayın Süleyman Demirel, kendi kurduğu partiyi ikiye böldü. Bunlar yaşanmamalıydı, oyla gelen oyla gitmeliydi. Aydın, duruşunu değiştirmedi. Hatta Aydın'a dolaylı yoldan Başbakanlık teklif edildi. "Aydın Bey, ikinci Roosevelt gibi olsun" denildi. Biz hiçbir şekilde ciddiye almadık. Sonra bir milletvekili arkadaşımız, iki sene öncesinde "hanımefendi teklif ciddiydi. Demirel de konuyu biliyordu. Aydın Bey neden istemedi" diyerek tepki gösterdi. İsmini söylemek doğru olmaz.

Süleyman Demirel'e kırgınlığınız oldu mu?
Partide soyadı olsun ama etkili olmasın gibi bir durum ortaya çıktığını düşünüyorum. Sayın Demirel'e sitem olsa ne olacak da... Aydın'ı çok üzdü son birkaç senede. Farklı düşüncelerini daha önce söylemedi, rahmetli Adnan Menderes'in devamı olan partide yıllarca görev yapıp, en üst düzeylere geldi. Saygımız var, büyüğümüz ama Aydın çok incindi. Aydın'ın düşüncesinde olan herkes de incindi. Çok şanssızdı Aydın siyasette. Evet, kazadan önce de sonra da fırsat verilmedi.

Özel bir vasiyeti var mıydı Aydın Bey'in?
Cenazesine gelmesini istemediği birkaç yakını vardı. Onlara tepkiliydi. Ama isim vermek hoş olmaz. Kopuk bağları vardı, arayıp sormazlardı. Sadece bunu söyleyebilirim.

Siyasete atılmayı düşünüyor musunuz?
Hayır. Aydın'a yakın olmayı, Anıt Mezar'a yakın olmayı düşünüyorum. Kesin karar veremedim. Bir ayağım hep İstanbul'da olacak. Ona kendimi yakın hissetmeliyim.



HANDSOME 10 Ocak 2012 03:51

10/01/2012
 
CHP den Çok konuşulacak iddia!
http://img.internethaber.com/news/580x385/2142.jpg

CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, iktidarın kendisine koruma halkaları yarattığını, bunu gün geçtikçe genişlettiğini savunarak, "Bir adım ötesinde, terörün finansmanının önlenmesi adı altında, belki CHP'nin tüm varlığını dondurmaya cüret edileceğini hissetmeliyiz" dedi.
Kültür, Turizm ve Çevre Gazetecileri Derneği'nce, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla Çağdaş Sanatlar Merkezi'nde düzenlenen "Tutuklu Gazeteciler ve Milletvekilleri" konferansında konuşan Tarhan, "Türkiye'de iktidarın, resmi propaganda aracı haline getirdiği medya yoluyla gücüne güç kattığını" öne sürdü.
Medyada yapılan haberlerden örnekler veren Tarhan, "2002 yılında ülkemizde 66 kadın cinayete kurban gitmişken, 2010 yılında bu 1550 olmuştur. Yani 10 yıldır bizi yönetenlerin sorumluluğu sorgulanmalıdır, medyanın sorumluluğu da sorgulanmalıdır. Bunca tutuklunun önce nerelerde hedef gösterildiğini de hatırlayalım ve sorgulayalım" dedi.
"Deniz Feneri'ne, Uludere'de 35 canı alan bombardımanın soruşturmasına gizlilik kararı verenler ve suspus işbirlikçiler de sorgulanmalıdır" diyen Tarhan, şöyle konuştu:
"Bu gizlilik kararını verenler, insanların özel yaşamları, dost sohbetleri tefrika halinde yayımlanırken neredeydiler? Bunlar, 'daha çok kişi tutuklanacak, hele bir anayasa değişsin' diyenlerle aynı çetenin mensupları.
Yasa dışı dinlemeleri yapanlarla sorumluları bulmayanlar, yayımlayanlar, hedef gösterenler, zemin hazırlayıp sahte dava hazırlayanlar aynı çetenin mensuplarıdır. Masum gazetecileri zindanlarda çürütenler, kendi meslektaşlarına inanılmaz bir nefretle saldıranlar aynı çetenin mensuplarıdır.
Bir yargıç olarak, kürsü ve yargıtay deneyimim bu yargılamaları, bu sahte yargılamaları açıklamaya yeterli değil. Çünkü bu bir yargılama değil, esasa etkisi olmayan sırf vakit geçirmek için sorulan sorular ve nafile çapraz sorgularla geçiştirilen zamanlar, kaç on yıla sığdırılacak bunu bilemiyorum, göremiyorum. Sanki bu davalar hiç ama hiç bitirilmemek üzere kurgulanmış."
MAL VARLIĞINI DONDURMA
İktidarın kendisine koruma halkaları yarattığını, bunu gün geçtikçe genişlettiğini iddia eden Tarhan, "Bir adım ötesinde terörün finansmanının önlenmesi adı altında, belki CHP'nin tüm varlığını dondurmaya cüret edileceğini hissetmeliyiz toplum olarak. Çünkü terör şüphesiyle, bir idari kararla her özel ya da tüzel kişinin mal varlığını dondurma yetkisi geliyor. Tutuklu milletvekilleriyle bağlantı kurularak böyle bir tehlikeyi hep birlikte yaşayacağımızı ben seziyorum. Artık sezmekten, öngörmekten inanın bıktım. Çünkü bu öngörülerim gün gün gerçekleştiğini görmek gerçekten çok rahatsız edici" dedi.
Türkiye'de bazı medya patronlarının ekonomik olarak sıkıştırılmaları nedeniyle "gizli sansür" kararı aldıklarını iddia eden Tarhan, "Bugün gazetecilerin sürgün, cezaevi ya da zaman zaman mezar olan kaderlerine bir de gizli sansür mekanizmaları eklenmiş durumda" diye konuştu.
Tarhan, bir araya gelerek, aydınların, gazetecilerin ve halkın temsilcilerinin hürriyetini tahdit eden, demokrasiyi hapseden bu adaletsizliğe karşı mücadelelerini sürdüreceklerini söyledi. Konferansa, BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi eski Dekanı Korkmaz Alemdar ve gazeteciler de katıldı.



HANDSOME 11 Ocak 2012 02:12

11/01/2012
 
Erdoğan'a savaş Mesajı

http://img.internethaber.com/news/580x385/2179.jpg
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad 4 ay sonra ilk kez kameraların karşısına geçti

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, uzun bir aradan sonra ilk kez halka seslendi. Esad konuşmasında, Arap ülkelerini eleştirdi ancak Suriye'nin egemenliğine saygı duyan çözüm önerilerine açık olduklarını ifade etti.haber.com sitesinin derlediği habere göre yaklaşık dört ay sonra ilk kez halka seslenen Esad, Şam Üniversitesi'nde yaptığı konuşmada, "Suriye'yi istikrarsızlaştırmayı amaçlayan" dış güçleri suçladı.
"Bu amaçla hareket eden bölgesel ve uluslararası tarafların artık gerçekleri çarpıtamayacağını" söyleyen Esad, medyanın da yardımıyla Suriye'ye karşı küresel çapta bir korku kampanyası başlatıldığını ifade etti.
Esad, yaklaşık 100 dakika süren konuşmasında, Suriye'ye demokrasi ve reform dersi vermekle itham ettiği Arap Birliği ülkelerini de eleştirdi. "Suriye'de ilk parlamento 1917'de açıldı. Bize tavsiyede bulunan ülkeler o zamanlar neredeydi" diyen Esad, "Bunların durumu, ağzında sigara olan bir doktorun, hastasına sigarayı bırakması için tavsiyede bulunmasına benziyor" ifadesini kullandı.
"ARAPLIK'TAN ATAMAZLAR"
Kahire merkezli Birliğin, Arapların çıkarlarını koruma konusunda başarısız olduğunu söyleyen Esad, buna karşın Suriye'nin egemenliğine saygı gösteren tüm çözümlere kapılarının açık olduğunu söyledi.
Esad, Arap Birliği'nin kendilerini Birlik'ten atabileceğini, ancak Araplık'tan atamayacağını, çünkü Araplığın bir üyelik olmadığını ifade ederek, "Bir vücut kalpsiz yaşayamaz" diye konuştu.
Suriye'nin üyeliğini askıya alan Arap Birliği geçtiğimiz ay, Esad'ın 19 Aralık'ta kabul ettiği barış planını yerine getirip getirmediğini denetlemek için bu ülkeye bir gözlemci heyeti gönderdi. Heyet, Suriye'deki incelemelerini sürdürüyor.
"KENDİ İNSANIMIZLA SAVAŞMIYORUZ"
Erdoğan'ın da zaman zaman dile getirdiği, güvenlik güçlerine, sivillere ateş etmeleri için talimat verdiği yönündeki haberleri yalanlayan Esad, "Bizler insanlarımıza karşı savaşmıyoruz. Bu insanların arkasında saklananlarla savaşıyoruz" dedi.
Hükümetin tüm siyasi güçleri kapsayacak şekilde genişletilmesi fikrine sıcak baktığını belirten Esad, yeni bir anayasa için Mart ayında referandum yapılmasının planlandığını söyledi.
"DEMİR YUMRUK VURACAĞIZ"
İstifa etmeyi düşünmediğini söyleyen Esad, Suriye halkının kendisine desteğinin sürdüğünü ve "yakın zamanda zafer ilan edeceklerini" belirtti.
Suriye lideri, teröristlere karşı "demir yumruk" vurulmasını gerektiğini ifade ederek, "Terörle mücadele, herkesin savaşıdır. Ulusal bir savaştır, sadece hükümetin savaşı değildir" diye konuştu.



Efulim 11 Ocak 2012 10:05

Üniversitede Kopya Skandalı

Uşak Üniversitesi Eski Rektörü'nün eşinin de aralarında bulunduğu 3 öğretim görevlisi hakkında, YÖK Disiplin Kurulu, Doçentlik sınavında kopya çektikleri iddiası ile soruşturma başlattı.


UŞAK - Uşak Üniversitesi'nde geçen Kasım ayında açılan doçentlik sınavında 'kopya çekildi' iddiaları üzerine YÖK tarafından soruşturma başlatıldı.

YÖK Disiplin Kurulu, Uşak Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Adnan Şişman'ın aynı üniversitenin eğitim fakültesi'nde öğretim görevlisi olan eşi Ayşin Şişman ile Uşak Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlileri Volkan Turhan ve Doçentlik sınavında kopya verdiği iddia edilen İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Ozan Örmeci hakkında soruşturma başlattı.

Üç Öğretim görevlisinden savunma isteyen YÖK Disiplin Kurulunun önümüzdeki 23 Şubat'ta kararını açıklayacağı öğrenildi.

Eski Rektör Prof. Dr. Adnan Şişman'ın emekliliğini istediği, kopya skandalına adı karışan eşi Öğretim Görevlisi Ayşin Şişman'ın da istifa dilekçesi verdiği Üniversite Rektörü Prof. Dr. Sait Çelik tarafından da doğrulandı.

Uşak Üniversitesi'nde şok etkisi yaratan kopya skandalı ile ilgili olarak açıklama yapan Rektör Çelik, "Kopya olayına adları karışan 3 öğretim görevlisi ile ilgili olarak YÖK tarafından soruşturma başlatıldı. Sınavla ilgili olarak bilirkişi incelemesinin ardından YÖK Disiplin Kurulu soruşturma başlattı. Soruşturmayla ilgili olarak Öğretim Görevlileri Ayşin Şişman, Volkan Turhan ve Ozan Örmeci'ye YÖK'ten gönderilen savunma tebligatları bugün ulaştırılarak tebliğ edildi. Ayrıca Öğretim Görevlisi Ayşin Şişman üniversitemize öğretim üyeliği görevinden istifa, eski Rektör Prof. Dr. Adnan Şişman da emeklilik dilekçesi verdi" dedi.



HANDSOME 12 Ocak 2012 02:39

12/01/2012
 
http://img.internethaber.com/news/580x385/2229.jpg

Sırrı Sakık, TBMM Genel Kurulu’nda kürsüye mermiyle çıktı ve konuşmasını bitirdikten sonra elindeki mermiyi kürsüye bıraktı


TBMM Genel Kurulu'nda, 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Öngören Teklifi'nin 2. maddesi üzerinde konuşan Sırrı Sakık, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin'e tepki gösterdi.
http://img.internethaber.com/gallery/20722/1.jpg

http://img.internethaber.com/gallery/20722/5.jpg

http://img.internethaber.com/gallery/20722/7.jpg

ELİNDEKİ MERMİYLE KONUŞTU

Elindeki mermiyi göstererek konuşan Sakık, şöyle dedi:

"Sayın Bakan sizin bu dilinizdir ki bakın geçen gün sizi telefonla aradım, konuştum. 9 Aralık'ta ben Ankara'dan Adana'ya giderken silahımı VIP'te güvenlik güçlerine teslim ettim. Ve silahımda hiçbir mermi yoktu. Zabıtlar tutuldu, ben Adana Havaalanı'na gittim, oturdum, benim masama silahımı getirip bıraktılar ve hemen yanında da bana bir mermi hediye ettiler, masama koydular. Biz bu mermilerin ne olduğunu biliriz. Çünkü nereden geldiğimizi siz çok iyi bilirsiniz. Bu mermiler infaz yapılmadan önce birileri hedefe oturtulmuşsa bu mermiler onun masasına koyulur veyahutta adresine gönderilir, bunu sizinle paylaştım. Kamuoyuyla paylaşmadım. Gruptaki arkadaşlarımla paylaştım. Bu sorunu belki insani ilişkilerle çözeriz dedim. Bir ayı aşkın bir süredir hiçbir işlem yapılmadı. Eğer siz Ankara'daki tutanakları oradaki kameraları alıp incelerseniz silahın boş olduğunu siz de görürsünüz. Siz Adana'daki kamera kayıtlarını alıp bu merminin nasıl benim masama koyulduğunu görürdünüz. O da olmadı, ikinci bir mektup geldi. Her gün tehdit mektupları alıyoruz. Bizi ölümle tehdit ediyorlar."

BEN VE ARKADAŞLARIMA BİR ŞEY OLURSA İLK SORUMLU SİZ OLACAKSINIZ

İçişleri Bakanı'na dönerek konuşmasını sürdüren Sakık, "Vallahi ölümden korkmuyoruz. Kamuoyunu da buradan uyarıyorum. Allah adına diyorum ki ben ve arkadaşlarıma bir şey olursa ilk sorumlu siz olacaksınız. Bizimlen çatışmak, vallaha hodri meydan, bizim tercihimiz değil ama başımız üstünde de yeri var" dedi.
KONUŞMASI BİTİNCE MERMİYİ KÜRSÜYE BIRAKTI

Konuşması bitince elindeki mermiyi kürsüye bırakan Sakık, "Adana'da benim masama konulan bu kurşunu buraya bırakıyorum" dedi. Oturumu yöneten Meclis Başkanvekili Güldal Mumcu da, "Evet lütfen onu alınız. Lütfen sahibine veriniz" dedi. Ardından kavas tarafından kürsüdeki mermi alındı.



Efulim 12 Ocak 2012 12:00

İstanbul'u Kana Bulayacaklardı



Bombalı eylem hazırlığında olan terör örgütü üyesi suç üstü yakalandı...

Fehman Hüseyin'in verdiği talimat doğrultusunda Çekmeköy'de bulunan bir alışveriş merkezi önünde bombalı eylem hazırlığında olduğu iddia edilen terör örgütü üyesi suçüstü yakalandı.

Alınan bilgiye göre, terör örgütü PKK'nın üst düzey sorumlularından Fehman Hüseyin tarafından son dönemde güvenlik güçlerince yapılan operasyonlardan dolayı terör örgütünün içine düştüğü zor durumdan kurtularak moral kazanması amacıyla metropol illerde riski az ve kamuoyunda ses getirici eylemler yapılması talimatı verildiği bilgisine ulaşan İstanbul İl Jandarma Komutanlığı hemen harekete geçti.
Yapılan istihbari çalışmalar sonucunda Fehman Hüseyin'in verdiği talimat doğrultusunda Yurtsever Demokratik Gençlik (YDG) örgütü üyesi M.E.'nin sansasyonel bir eylem hazırlığında olduğu belirlendi. İstanbul İl Jandarma Komutanlığı ve İl Emniyet Müdürlüğü'nün koordinesinde başlatılan takip ve çalışmalar sonucunda M.E.'nin 7 Ocak 2012 günü üzerinde bulunan patlayıcı maddeleri kullanacağı veya el değiştirebileceği tespit edildi.
Operasyon için düğmeye basan jandarma ve polis ekipleri, 7 Ocak 2012 günü saat 19.00 itibariyle Çekmeköy ilçesi Cumhuriyet Caddesi üzerinde beklemeye başladı. Şüpheli, elinde beyaz bir poşetle Cumhuriyet Caddesi'ndeki bir alışveriş merkezi önünde eylem hazırlığı içerisindeyken saat 20.40'da suçüstü yakalandı.
Şahsın üzerinde yapılan aramada, teneke kutusu içerisinde kullanıma hazır vaziyette parça tesirli (cam misket) el yapımı patlayıcı madde, yine teneke içerisinde patlayıcı olduğu değerlendirilen kimyasal karışımlı toz madde, 1 adet patlayıcı maddenin ateşlenmesinde kullanılan 16 cm uzunluğunda saniyeli fitil, 1 adet cep telefonu, 1 çift muayene eldiveni, 1 adet siyah renk kar maskesi ve 1 adet çakı ele geçirildi.
Gözaltına alınan M.E.'nin üzerinde ele geçirilen yaklaşık 250 gram ağırlığındaki el yapımı patlayıcı maddenin, parça tesirini arttırmak maksadıyla bilye ve çivilerle güçlendirildiği belirlendi. İfadesi alındıktan sonra adliyeye sevk edilen zanlı, tutuklanarak Metris Cezaevi'ne gönderildi. (İHA)



HANDSOME 13 Ocak 2012 00:33

13/01/2012
 
http://img.internethaber.com/news/580x385/2270.jpg

Kültür Bakanlığı'nın desteğiyle çıkarılan kitapta şok ifadeler...
Ferdi Merter Fosforoğlu, Nilüfer Aydan, Kıvanç Terzioğlu, Vedat Akdamar ve Bengü Akdamar tarafından kaleme anılan 'Yeşilçam'dan Serpintiler'de Yeşilçam emektarları tartışma yaratacak sözlerle tanıtıldı.
Akşam Gazetesi'nin haberine göre, Filmsan Vakfı ile Artshop'un hazırladığı, Bakanlık logosuyla yayımlanan ve önsözü Kültür Bakanı Ertuğrul Günay tarafından yazılan kitapta, bazı oyuncuların 'etnik' ve 'siyasal' kimliği açık bir dille vurgulandı.
İşte, Yeşilçam'ın emekçilerine 'vefa' amacıyla hazırlandığı belirtilen kitapta yer alan o ifadeler...
Örgüt lideriyle evli Nur Sürer: '16 Haziran Hareketi' adlı silahlı sol örgütün lideri olduğu gerekçesiyle müebbet hapse mahkum edilen Sarp Kuray ile evlendi. Kadın haklarıyla da yakından ilgili olan Sürer, politik duruşuyla da bilinmektedir. 2007'de İstanbul'da gerçekleşen 1 Mayıs kutlamalarına katılan sanatçı, polis tarafından gözaltına alındıktan bir gün sonra serbest bırakıldı.
Yürüyüşe katıldı Tarık Akan: Devrimcileri övdükleri için Türkiye'de hapis cezasına çarptırılan sanatçılarla dayanışmak için 2011'de yapılan yürüyüşe katıldı. Özellikle 70'li yıllarda Yeşilçam filmlerinde oynadığı 'Ferit' karakteri ile bilinen Tarık Akan, sinema oyunculuğunun yanında siyasi olarak 'sol' görüşe yakınlığı ile tanınmaktadır.
Arap ve Kürt asıllı İbrahim Tatlıses: Gerçek adı İbrahim Tatlı'dır. Arap ve Kürt asıllı Türk ses sanatçısı, besteci, yapımcı, sinema oyuncusu ve TV programcısıdır.
Türksolu'nda yazıyor İlyas Salman: Uzun yıllardır oynadığı 'Kürt' tipi rolleri yüzünden Kürt olarak kabul edildi. Bunu açıkça yazanlar da olmuştur. Ancak 2007 yılında kendi yazısında ve kitabında 'Türkmen Alevisi' olduğunu belirtti. Kendisi sol görüşlüdür. TKP'nin Kartal'da yaptığı 1 Mayıs mitingine katılmıştır. Şu anda ise Türksolu Dergisi'nde yazmaktadır.
BUNLAR DA DİĞER 'SERPİNTİLER'....
Tecavüzcü ve kötü adam Nuri Alço: Genellikle tecavüzcü ve kötü adam rollerinde oynamıştır. 80'li yılların erotik simgelerinden Ahu Tuğba ile bazı filmlerde rol almıştır.
Seks furyasıyla ünlü oldu Aydemir Akbaş: Türk sinemasının gişe hasılatı bakımından neredeyse battığı dönemde, sinema sektörünü kurtarmak ve hızla kapanmakta olan sinema salonlarının iş yaparak açık kalması adına Yeşilçam'ı saran seks filmleri furyasındaki rolleriyle ünlü olan Aydemir Akbaş, bu dönemde dahi asıl titri olan dram ve komedi tarzından vazgeçmemiş, bulunduğu her filmi de bu özellikleriyle şekillendirmiştir.
Genellikle ****** ama kalbi temiz karakterleri canlandırdı Ahu Tuğba: Türk sinemasının 80'li yıllardaki seks sembollerinden biri oldu. Genellikle ******, uyuşturucu bağımlısı ama kalbi temiz karakterleri canlandırdı. Erkekçe Dergisi'ne pozlar verdi.
Kurallarını bozdu Türkan Şoray: 1983 yılında oyuncu Cihan Ünal ile evlenen Türkan Şoray, kurallarını bozarak 'Mine' filmiyle birlikte soyunmaya ve öpüşmeye başlamıştır.
'Afrodit' unutulmaz Banu Alkan: 'Afrodit' lakaplı sanatçı, her zaman olumlu tepki toplamasa da sürekli gündemde kalmayı başarmaktadır. Sinema kariyerine son veren sanatçı, Türk sinemasının unutulmaz isimleri arasında olmayı sürdürüyor.
Erkek Bülent Kitapta, Bülent Ersoy'un kadın yerine 'erkek fotoğrafı' kullanıldı. Müzik yaşamına başladığından beri önemli başarılara imza attığı belirtilen ve ses tonunun, Japonya'da yapılan testler sonucu 'yüzde yüz kusursuz' bulunduğu ifade edilen Ersoy için, 'Sahneye çıktığı yıllardan itibaren, transseksüel kimliği doğrultusunda görüntüsü hızla değişti. O yıllarda bu konumuyla ilgi çektiği kadar tepkilerle de karşılaştı' denildi.
Çerkezler'e özgü çıkık popoya sahip Sevtap Parman: Çerkezler'e özgü bir özellik olan çıkık poposundan dolayı 'Bayan Popo' lakabını aldı.



_Yağmur_ 13 Ocak 2012 09:48

19 Mayıs kutlamaları iptal
12 Ocak 2012 Perşembe - 18:07

19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlamaları artık statlarda değil Ankara dışındaki illerde sadece okullarda yapılacak.



ANKARA - AA
- Mili Eğitim Bakanlığı Orta Öğretim Genel Müdürlüğü, 81 ilin milli eğitim müdürlüklerine gönderdiği yazı ile 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı törenlerinde Ankara dışındaki illerde kutlamaların sadece okullarda yapılmasını istedi. Kararı savunan Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Salih Çelik, 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarına ilişkin genelgenin kutlamaların eğitim öğretimin aksatılmaması amacıyla illere gönderildiğini söyledi.

Çelik, "Genelgemizde 'Kanun ve yönetmeliklerde öngörülenlerin dışında ilave, geleneksel ya da adet haline getirilmiş uygulamalarla hem öğrencilere hem vatandaşlara ilave yük ya da sıkıntı getirmeyelim' dedik" diye konuştu.

Çelik gazetecilere yaptığı açıklamada, 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarına yönelik Valiliklere gönderilen genelge ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.

ÖĞRENCİYE DE VATANDAŞA DA YÜK

Milli günlerin kurumların ve vatandaşların katılımı ile coşkuyla kutlandığını dile getiren Çelik, Türkiye'de resmi bayramların kutlanmasına ilişkin mevzuatla ilgili bilgi de verdi. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinin başkanlığında 11 Ocak 2012'de Başbakanlık, Genelkurmay Başkanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı temsilcileri ile toplantı yapıldığını anlatan Çelik, konuyla ilgili çalışmaların sürdüğünü söyledi. Çelik, şunları kaydetti: "Toplantıdaki amaç, kutlamaların ithaf edildiği kesimlerin doğrudan katılımını sağlamak, daha coşkulu daha anlamına uygun bir konseptte uygulamaların yürütülmesidir. Bu çalışmalar başlamışken çalışmalar sonuçlanıncaya kadar net olarak genelgemizde 'Kanun ve yönetmeliklerde öngörülenlerin dışında ilave, geleneksel ya da adet haline getirilmiş uygulamalarla hem öğrencilere hem vatandaşlara ilave yük ya da sıkıntı getirmeyelim' dedik."

Genelgenin bunu illere hatırlatmak amacıyla gönderildiğini belirten Çelik, ayrıca genelgede kutlamaların yönetmeliğe uygun şekilde yapılmasının istendiğini söyledi.

Çelik, "Bu genelgemizi yanlış yorumlamış olabilirler. Bizim genelgemizin temel esprisi Cumhurbaşkanlığındaki çalışmalar sona erene kadar mevcut kanun ve yönetmelikte ne diyorsa ona ilişkin uygulamaların yapılmasıdır" dedi. Çelik, Cumhurbaşkanlığındaki çalışmaların tüm ulusal bayram kutlamalarına ilişkin olduğunu da kaydetti.

Öğrencilerin katılımına ilişkin her hangi bir kısıtlama getirmediklerini söyleyen Çelik, "Günün anlam ve önemine uygun kutlamaların okullarımızda öğrencilerimizin katılımı ile icra edilmesine devam edilmesini istiyoruz. Sadece kanun ve yönetmelikte yer almayan senaryo, değişik renk ve nitelik arz eden gösteri ve fon çalışması gibi etkinliklere yer vermeyin diyoruz" dedi.

TEKNOLOJİK OLACAK

Kutlamaların nerelerde yapılacağına yönelik bilgilerin yönetmelikte yer aldığını ifade eden Çelik, yönetmelikte kutlamaların başkentte ve diğer illerde nasıl yapılacağına ilişkin hükümlerin bulunduğunu kaydetti.

Başkentte fon gösterilerinde görev alan öğrenci sayısının 6 bin 150 civarında olduğuna dikkati çeken Çelik, bu çalışmaların Martta başladığını 19 Mayısta bittiğini, Haziran ayında ise okulların kapandığını söyledi. Çelik, "(Fon yapılmasın) dediğimiz bir şey yok ama eğer oradaki amaç o bayramın ruhuna uygun sözlerin vatandaşa, topluma aktarılması ise bu teknoloji kullanılarak da yapılabilir diyoruz. Hiç olmazsa öğrencilerimiz eğitim öğretimden olumsuz etkilenmez. Öğrencilere eziyet yerine daha coşkulu daha istekli olunması sağlanabilir. Ekonomik bakımdan da velilere 'Şunu alacaksınız' demek çok anlamlı gelmiyor" dedi.



Efulim 13 Ocak 2012 10:07

İşte Yeni Memur Maaşları
 
Memur maaş katsayıları, yüzde 2.68'lik enflasyon farkına göre yeniden düzenlendi.

1 Ocak'tan geçerli olmak üzere katsayılar enflasyon farkına göre düzenlenirken, 2011 yılının Temmuz-Aralık döneminde 0.06446 olarak uygulanan maaş katsayısı 0.066187'ye, 0.86251 olan taban aylık katsayısı 0.88562'ye, 0.02044 olan yan ödeme katsayısı da 0.020987'ye çıkarıldı.

0-6 yaş grubunda yer alan çocuklar için 32.23 TL olarak ödenen aile yardımı ödeneği zam sonrası 33,09 TL'ye, diğer yaş grubundaki çocuklar için ise 16,12 TL'den, 16,55 TL'ye artırıldı.

Aynı şekilde eş için ödenmekte olan aile yardımı ödeneği ise 137,56 TL'den 141,24 TL'ye yükselirken, asgari geçim indirimi bekar memurlar için 59,74 liradan 66,49 TL'ye çıktı.

Yeni katsayılar, memur maaşlarına yüzde 2,68'lik enflasyon farkını yansıtacak.

Söz konusu düzenlemelerin ardından aile ve çocuk yardımı almak kaydıyla müsteşar maaşı, 6 bin 472 liradan 6 bin 649 liraya, genel müdür maaşı ise 5 bin 667 liradan 5 bin 822 liraya çıkıyor. Böylece müsteşar ve genel müdür maaşında yüzde 2,73 oranında artış meydana geliyor.

Yeni düzenlemelerle 12'nin 1'inden maaş almakta olan bir hizmetlinin Aralık ayında bin 580 lira olan maaşı Ocak'ta bin 630 liraya, 13'ün 1'inden maaş almakta olan bir devlet memurunun Aralık'ta bin 696 lira olan aylık maaşı ise bin 749 liraya çıkıyor. Buna göre, hizmetli maaşındaki artış yüzde 3,16, diğer memurun maaşındaki artış 3,13 olarak belirleniyor.

9'un 3'ündeki bir öğretmenin maaşı bin 809 liradan, bin 865 liraya yükselirken, 8'in 1'indeki bir polisin maaşı da 2 bin 363 liradan, 2 bin 434 liraya yükselecek. Böylece söz konusu düzenleme ile öğretmen maaşında yüzde 3,1, söz konusu polisin maaşında da yüzde 3 oranında artış gerçekleşiyor.

SÖZLEŞMELİ ÜCRETLERİ
Maliye Bakanlığı, enflasyon farkı nedeniyle sözleşmeli ücret tavanlarını da yeniden düzenledi.

Buna göre, KİT'lerde sözleşmeli olarak çalışan personelin Aralık ayında 3 bin 382 lira olan ücret tavanı, Ocak'ta 3 bin 472,60 liraya çıkarıldı.

657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu 4-B kapsamında çalışanların ücret tavanı ise 2 bin 999 liradan 3 bin 79,40 liraya yükseltildi.

En yüksek devlet memurunun Aralık'ta 3 bin 489 lira olan sözleşme ücreti de, 3 bin 582,50 lira olarak belirlendi.

KIDEM TAZMİNATI TAVANI 2805 LİRA OLACAK
2011 yılının Temmuz-Aralık döneminde 2 bin 731,85 lira düzeyinde bulunan kıdem tazminatı tavanı ise 2 bin 805,04 lira olarak uygulanacak.

TOPLU SÖZLEŞMEDEKİ FARK DA EKLENECEK

Öte yandan, devlet memurları ve sözleşmeliler, 15 Ocak'ta zamlı maaşlarını alacak. Toplu sözleşme görüşmelerinin ardından, yeni katsayılar belirlenecek. Toplu sözleşme görüşmelerinden çıkacak sonuç ile oluşacak fark da Ocak ayından geçerli olmak üzere maaşlara yansıtılacak.

Not: Bölgesel ödemeler ile ek ders ve yabancı dil tazminatı gibi ödemeler hariç, aile ve çocuk yardımı ödeneği dahil.

-Aralık maaşlarının içinde 137,56 liralık aile yardımı, 48,35 liralık çocuk yardımı ve buna göre hesaplanan 29,87 liralık asgari geçim indirimi yer alıyor.

-Ocak ayı maaşlarının içinde 141,24 liralık aile yardımı, 49,64 liralık çocuk yardımı ve 33,24 liralık asgari geçim indirimi de bulunuyor.



HANDSOME 14 Ocak 2012 02:05

14/01/2012
 
http://img.internethaber.com/news/580x385/2329.jpg

Yakındoğu Üniversitesi Hastanesinde (YDÜ) tedavi gören KKTC 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş vefat etti.

Yakındoğu Üniversitesi Hastanesinin yoğun bakım servisinde 9 Ocak Pazar gününden bu yana tedavi gören KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, vefat etti.
Denktaş, 8 ocak gecesi ishale bağlı su kaybı nedeniyle hastaneye kaldırılmıştı.
İç organlarında dün yetersizlik başgösteren Denktaş, bu sabah itibarıyla solunum cihazına, akşam saatlerinde ise diyalize bağlanmıştı.
SERDAR DEKTAŞ: "BİR DEVLET KURDU CEMAATTAN HALK KURDU"
Oğlu Serdar Dektaş ise yaptığı açıklamada, "Hepimizin başı sağ olsun. Bir devlet kurdu, cemaatten halk yarattı. Dilediği yolda yürümeye devam edeceğiz. Aile olarak herkese teşekkür ederiz" dedi.

KKTC CUMHURBAŞKANI EROĞLU: “BABA DENKTAŞ’I ONUN YAPTIKLARINI UNUTMAYACAĞIZ”
KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ise yaptığı açıklamada, Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın ölümüyle bir tarihin göçtüğünü, Kıbrıs Türkünün "Baba Denktaş"ı ve onun yaptıklarını unutmayacağını söyledi.

Denktaş'ın Doktoru:

Bu acıyı atlatmaya çalışacağız. Kıbrıs Türk'ünün tüm Türk dünyasının başı sağolsun. Allah rahmet eylesin.
Hastalık döneminde konuştuğumuz herşey benim meşalem olacaktır. DÜnyanın huzurunda söylüyorum Bir devlet kurmuştur. Bu güçlü bir devlet. Bu devletin insanlığın başının dik yürümesi açısından dilediği istediği şekilde yolunda yürümeye devam edeceğiz. Ben bir kez daha herkese teşekkür ediyorum.
TSK'ya devlete şu 8 ayı güçlü geçirmemize yardım eden herkese teşekkür ediyorum.

DENKTAŞ SALI GÜNÜ TOPRAĞA VERİLECEK
Kurucu cumhurbaşkanı Denktaş 17 Ocak Salı günü devlet töreni ile defnedilecek. KKTC Bakanlar Kurulu yarın toplanarak ulusal yas kararı alacak.




HANDSOME 15 Ocak 2012 00:17

15/01/2012
 
http://img.internethaber.com/news/580x385/2361.jpg
Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un oğlu Murat Başbuğ'la samimi fotoğrafları yayımlanan KCK-PKK davası sanığı Hasan Lala, kendini savundu


Başbuğ'un oğlu ile fotoğrafı olan PKK sanığı Hasan Lala çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Lala; ''Ergin Saygun benim için emniyeti ziyaret etti''dedi
Zaman'a konuşan Lala, Başbuğ'la yakın arkadaş olduklarını kabul etti; ancak terör örgütü üyesi olduğu suçlamasını reddetti. Lala, dönemin 1. Ordu Komutanı Ergin Saygun'un 13 Nisan 2009'da Emniyet Müdürlüğü'nü ziyaretinin sebebinin kendisi olduğunu da kabul etti. Saygun'un Murat Başbuğ'la samimiyetinin kamuoyuna yansımamasını talep ettiğini ama bunun dışında ne kendisiyle görüştüğünü ne de herhangi bir faydası olduğunu anlattı.
9 Nisan 2009 tarihinde İstanbul'da yapılan bir PKK operasyonunda gözaltına alınan 'Burhan' kod adlı Lala'nın evinden, Murat Başbuğ'la fotoğrafları çıkmıştı. Bundan 1 yıl sonra, 22 Temmuz 2010 tarihinde Yeni Akit gazetesi bu fotoğrafı yayımlamıştı. Aynı gün Genelkurmay'dan yapılan yazılı açıklamada fotoğrafın bir arkadaş ortamında tesadüfen çekildiği öne sürülmüştü. Zaman, dünkü haberinde bu karenin tesadüf olmadığını, ikilinin 2003 yılından beri dost olduğunu yazmıştı. Lala, bu bilgileri doğruladı. Fakat, "Ben PKK'lı değilim, ailemde hiç kimse örgüt mensubu değil. Ben tam tersine PKK'dan nefret ederim." savunmasını yaptı. 13 ay tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldığını söyleyen Lala, "Eğer gerçekten örgüt üyesi olsam serbest kalır mıydım?" diye sordu. Tam tersine, Murat Başbuğ'la arkadaşlığı yüzünden kurban edildiğini öne sürerek, "Aslında ben ikinci gün serbest kalıyordum. Ne zaman ki evimden bu fotoğraflara ulaşıldı, tekrar ifadem alınarak gözaltı sürem uzatıldı." dedi.



HANDSOME 16 Ocak 2012 00:09

16/01/2012
 
http://img.internethaber.com/news/580x385/2390.jpg

Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne alınmamasının ilk bakışta olumsuz algılanabileceğini dile getirirken ilginç açıklamalarda bulundu.

Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Konya'da AK Parti Ilgın İlçe Başkanlığı tarafından Sedirlihan Restoran'da düzenlenen "Lider Türkiye" konulu siyaset akademesi programına katıldı. Burada yaptığı konuşmada Türkiye ve dünyadaki ekonomik durumdan söz eden Yılmaz, sözü AB'deki krize getirdi. Bakan Yılmaz, " AB'ye alınmamış olmamız, bize bir ayırımcılık yapılmış olması, belki ilk bakışta negatif gibi gelebilir. Ancak şu an gösterdi ki, belki o birliğin içinde olmamak Türkiye'nin lehine. Yunanistan'a yardım ettiler, kurtaramadılar. Yunanistan hala krizden çıkabildi mi? Tartışmalıdır. Dolayısıyla Türkiye, bu dönemde çok daha iyi durumda. Son 200 yıldır Türk kamu maliyesinin değerleri İngiliz kamu maliyesinden çok daha iyi durumdadır. İnşallah çok daha duruma gideceğiz" dedi.

"DOSTUMUZ ABD"

Türkiye'nin, dünyada dostluğuyla gurur duyulan bir ülke olduğunu söyleyen Bakan Yılmaz, şu ifadeleri kullandı: "Amerika -Türk konseyinin Amerika'da yapılan en son toplantısına, Amerikan Genelkurmay Başkanlığı'nın sitesine girersiniz, oradan görürsünüz, 'Biz Türkiye'ye dostumuz demekten gurur duyuyoruz' diye. Bunu Amerika'nın Genelkurmay Başkanı diyor. Kendi sitelerinde de vardır. Açın bakın. Biz böyle yapmak istiyoruz. Zaten şu an da öyle oldu. Ama bundan sonra da yapacağız. 'Türkye benim dostum denilmesinden' o ülkenin gurur duyması yeterlidir. Biz de gurur duyacağız ama biz gayret edeceğiz. Türkiye'nin dostluğu tek başına bu ülkelere yeterli hale getirmek gerekir."





nötrino 16 Ocak 2012 13:54

Noel Baba Operasyonu
 
İBDA-C Davası

19-22 Aralık 2000 tarihleri arasında 20 cezaevine yapılan eş zamanlı “Hayata dönüş Operasyonu”nun yıldönümü idi F tipi cezaevlerine gönderilip diri diri gömülmeyi reddeden ve bunun için direnen ikisi de Metris ve Bandırma cezaevindeki (İBDA’cılar) olmak üzere 30 kişi koğuşlarında kimi yanarak kimi vurularak öldüler.

Devamı olarak Bandırma Cezaevine yapılan “Noel Baba” operasyonunda ise yine cezaevinde bir kişi öldü bir çok kişi yaralandı. Dava zamanaşımına uğradı.28 şubat’ın kara(r)ları bir bir ortaya dökülüp deşifre edilirken hukuksuzluklar-haksızlıklar-zulümler silsilesi oluşuyordu.

Geçtimiz haftalarda gazetemiz Milat 28 şubat belgelerinin bir kısmını yayınladı yayın üzerine Mazlumder G.Antep Şubesi suç duyurusunda bulundu. Suç duyurularının ise devamı gelecek gibi görünüyor.

Yine bu haberler üzerine o dönem 14 yaşında iken katıldığı Çeçenistan eyleminde İBDA-C örgütü üyesi olmaktan tutuklanıp idamla yargılanan Yakup Köse: “ 28 Şubat beni yeniden yargılasın” dedi. 28 Şubat kararlarının da yargı önüne çıkmasını istiyordu.

Ama tam aksi bir gelişme oldu. 28 şubatın ruhuna huzur verecek bu gelişmede Hayata Dönüş Operasyonu çerçevesindeki diğer mahkumiyetlerde zaman aşımından dava düşerken Yakup Köse’nin de içinde olduğu Bandırma Cezaevindeki İBDA-C’davasından yatanlara yeniden 10 yıl, 11 yıl hapis cezası verildi.

Hukukçular bu durumu aynı davaya ki ayrı karar olarak yorumladılar. Ana dosya zaman aşımından düşerken Bandırma 2.Asliye Ceza Mahkemesinde yeniden açılan dava sonucu yeni cezalar yağdı ve Yargıtay onaylarsa Yakup Köse başta olmak üzere 32 kişi yine yeni cezalar alacaklar. Adalet arayışındaki bu insanlar fazla yattıkları için adalet alacakları olduğunu düşünürken yeniden cezaevine girme durumu ile karşı karşıya bulunuyorlar.

Dosyalarında “İsnat edilen eylemleri yaptığından dolayı delil bulunmamasına rağmen kanaatten her bir eyleme idam” cezası alanlar mı istersiniz, taş atmaya teşebbüsten 15-16 yaşındaki çocukların yargılanması mı dersiniz, yasa değişmeden önceki maddelerle yargılamaya kadar pek çok haksızlıklar söz konusu.

Tutuklu Gazeteci/Yazarlar ve Salih Mirzabeyoğlu

Bu örgütün lideri olduğu hükmü verilerek idamla yargılanan, yıllarca cezaevinde olan Salih Mirzabeyoğlu( Salih İzzet Erdiş) onlarca kitabı olan bir düşünür, fikir adamı.

Türkiye’de hapiste olan gazeteci-yazar sayısının yüze yaklaştığı ifade ediliyor. Her biri bir başka düşünceden, her birini bir başka fikirden olduğu için görmezden gelebiliyoruz. Hep, birimiz, bir diğeri için “içeri alınmışsa vardır bir yaptığı” diye düşünüyoruz. Bu düşünceyle yıllar yılı gerek Ergenekon davalarında gerekse KCK tutuklamalarında öne çıkan “yazar” “gazeteci” kimliği Salih Mirzabeyoğlu söz konusu olduğunda öne çıkmadı. Bizler de aynı tedirginlikle mesafemizi korumayı tercih ettik.

İBDA-C hakkında yapılan haberler Mirzabeyoğlu’nun ne eserlerini gördü ne içeride kendisine yapılan bitmez-tükenmez işkenceleri… Şimdi ise “Telegram” denilen zihin kontrolü sistemi ile hücresinde çıldırtma çalışması yapıldığı iddiaları ayyuka çıkmışken tıpkı tutuklandığı dönemlerde yapılan işkencelerin kamuoyundan gizlenme gereği duyulmadığı gibi bu iddialara da karşı yalanlama yapıldığına şahit olmadık. Yeni bir Hasan Mezarcı olduğunda mahallenin delisi olarak serbest kalabilir.


Kaynak:8Sütun(29 Aralık 2011,09:48)


Efulim 16 Ocak 2012 18:46

Başbuğ Talebine Hakimden Ret

Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un tutuklanması kararının yeniden gözden geçirilmesi talebi nöbetçi hakim tarafından reddedildi. Talep üst mahkemeye gönderildi...

Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ'un, ''İrtica ile Mücadele Eylem Planı'' davası kapsamında yer alan iddialara ilişkin hakkında başlatılan soruşturma çerçevesinde tutuklanmasına yapılan itiraz, tutuklamayı gerçekleştiren İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi hakimliğince reddedilerek, talebin değerlendirilmesi için aynı mahkemenin heyetine gönderildi.

Nöbetçi olduğu geçen hafta Başbuğ'un tutuklanma kararını veren İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi nöbetçi hakimi Vedat Dalda, Başbuğ'un avukatı İlkay Sezer tarafından, ''hakkında verilen tutuklama kararının gözden geçirilerek Başbuğ'un tahliye edilmesi'' talebini içerir 12 Ocak 2012 tarihli dilekçeyi değerlendirdi.

Hakim Vedat Dalda, şüpheli Başbuğ'un İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğince yürütülen soruşturma kapsamında 6 Ocak'ta tutuklanması kararına avukatı İlkay Sezer tarafından 12 Ocak 2012 tarihinde verilen bir dilekçeyle itiraz edildiğini hatırlatarak, bu itiraz üzerine bir kez daha inceleme yapılarak karar verilmek üzere, Cumhuriyet Başsavcılığından soruşturma dosyasıyla birlikte mütalaanın da istendiğini bildirdi.

Başbuğ hakkında toplanan deliller, suçların vasıf ve mahiyeti, üzerine atılı suçları işlediğine ilişkin kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların varlığının halen devam ediyor olması gibi nedenlerle yapılan itirazın mahkemece yerinde görülmediğini ifade eden hakim Dalda, yapılan itiraz üzerinde bir karar verilmek üzere dosyanın tüm ekleriyle birlikte İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi heyetine gönderilmesine hükmetti.



HANDSOME 17 Ocak 2012 00:06

17/01/2012
 
http://img.internethaber.com/news/580x385/2435.jpg

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, İntibak Yasası'nda oranların belirlendiğini açıkladı.
Refah payından emeklilere yüzde 75 pay verileceğini kaydeden Arınç, 1 milyon 913 bin emeklinin maaşlarında artış olacağını söyledi. Arınç, artışların 10 ile 290 lira arasında emekli maaşlarına yansıyacağını müjdeledi.
Bakanlar Kurulu'nun ardından basın açıklaması yapan Arınç, 'İntibak Yasası'nın Bakanlar Kurulu'nda kabul edilip Meclis'e gönderileceğini aktardı. 2000 öncesi aylık alan 2 milyon 743 bin 371 kişiyi içeren bir düzenleme yapıldıklarını kaydeden Arınç, artış oranının yüzde 75 olarak belirlendiği bilgisini verdi.

Arınç, şunları kaydetti:
''Bizim hükümetimiz döneminde aylıklardaki artışlar zaman zaman konuşulmakla birlikte tekrarında fayda görüyorum; SSK işçi emeklisinin aldığı ücret 2002 Aralık ayında 257 şu kadar kuruş lira iken 2011 Aralık aylığı yani geçtiğimiz yılın son aylığında 813,66;ya ilerlemiştir. Bu nominal artış artış olarak yüzde 216,5'tir. Reel artış olarak da yüzde 45'in üzerindedir.
Yani 2002 Aralık aylığını AK Parti hükümetlerinin iş başına geldiği günden bugüne kadar nominal yüzde 216'lık reel olarak da yüzde 45'lik bir artış sağlanmıştır. SSK tarım emeklisinin 2002 Aralık aylığı 261,73 iken 2011 Aralık'ı 733 küsur liraya yükselmiştir. Nominal artış 239 reel artış yüzde 55,77'dir.
Bağkur esnaf aylığı, 2002 Aralık ayında 148 kusur lira iken 2011 Aralık aylığı 659,54 liraya ulaşmıştır. Nominal artış yüzde 343,66, reel artış yüzde 103,76'dır.
Bağkur tarım aylığı 2002 Aralık ayı aylığı 65,8 lira, 2011 Aralık aylığı 492 küsur liraya ulaşmıştır. Nominal artış yüzde 647,85, reel artış yüzde 243,46'dır.
Emekli Sandığından aylık alanlar 2002 Aralık aylığı 376 küsur, 2011 Aralık aylığı 976 küsurdur. Nominal artış yüzde 159, reel artış yüzde 19'un üzerindedir.
Bu tablo içerisinden şunu da dikkatlerinize sunmak istiyorum; SSK emekli gruplarına bağlanan aylıklarda geçmiş hükümetler döneminde farklı farklı hesaplanmış ve farklı yıllara farklı işlemler uygulanmış. Şimdi 6 grupta SSK emekli aylığı alan işçi emeklilerimiz var. Bunlardan bir kısmı 1 ocak 1982 öncesi emeklilerdir. Bir kısmı 1982-1987 sonu arasında emekli olanlardır. Bir kısmı süper emekli denilen 1987'de emekli olanlardır. Bir kısmı 1.1.1988 ile 31.12.1999 arasında emekli olanlardır. Bir kısmı 2000-2008 arası emeklilerdir. Bir kısmı da 2008 sonrası emekliler olarak gözümüze çarpmaktadır.''
Kayıtsız şartsız aylıkların artırılması değildir
Kamuoyunda yanlış bir anlayışın olabileceğini, onun için ''İntibakın bütün emekli aylıkların kayıtsız şartsız arttırılması anlamına gelen bir zam uygulaması olmadığını'' anlatan Arınç, şöyle devam etti:
''Sosyal güvenlik sisteminde 'İntibak'tan kastımız prim ödeme gün sayıları ve ödenen prim miktarları eşit olan fakat emekli oldukları tarihin farklı olması nedeniyle aylık hesaplama yöntemindeki değişikliklere bağlı olarak farklılaşan emekli aylıkları arasındaki farkın giderilmesidir. Herkesin maaşına mutlaka şu kadar seyyanen zam gelecek diye bir beklenti olabilir. İntibaktan kastımız; evet maaşlarda elbette bir miktar artış olacaktır ama bu prim ödeme gün sayıları ve ödenen prim miktarları eşit olmasına rağmen farkı zamanlarda farklı formüllerle kendilerine emekli maaşı bağlananların bugün artık eşit noktaya getirilmesi olarak anlayabiliriz.
2000 öncesi aylık alan kişi sayısı ki intibaka esas olan bunlardır. Yaşlılık aylığı alan SSK'dan 1 milyon 635 bin 384 kişidir. Malullük aylığı alan 31 bin 258, ölüm aylığı alan 1 milyon 76 bin 789. Toplam 2 milyon 743 bin 371 kişiden bahsediyoruz. Yani 2000 öncesi SSK'dan emekli aylığı alan 2 milyon 743 bin 371 kişinin bu intibak yasasından ne şekilde ve hangi oranda zam alacağı ve hangi noktada intibakların yapılacağı tartışılmıştır. Bugün Sayın Bakanımızın da verdiği bilgiler Bakanlar Kurulumuz tarafından uygun görüldüğü için artış oranında belirlenmiştir. Yüzde 60, yüzde 70 veya yüzde 75'lik zam dilimlerine göre kaç kişi yararlanacak ve bu yararlanan kişiler hangi limitler arasında zam alacaklar ve bundan kaç kişi istifade edecek konusu tartışılmıştır. Takdir edersiniz ki 92 katrilyon tüm emeklilerimiz için bir yıl içerisinde ödediğimiz para bir de bu intibaklar sebebiyle bütçeye ayrıca bir maliyet getirecektir.
Yapılan müzakereler sonunda en çok kişinin istifade edebileceği ve en yüksek oranda artış yapılması kabul edilmiştir. Bu artış yüzde 75 olarak Bakanlar Kurulumuzdan kabul edilmiştir. Bundan 1 milyon 913 bin kişi istifade edecek. Bunun maliyeti 2,5 katrilyonluk bir ek ödeme bütçeye yük olarak gelecektir.
Yıllardır istismar edilen yıllardır ümitleri sömürüler ve yıllardır eşit prim ve ödeme gün sayısı olmasına rağmen farklı yıllarda emekli oldukları için birbirlerinden farklı maaş alan emeklilerimiz arasındaki bu eşitsizliği gidermiş olacağız. Ücret artış bandı da 10-20 lira artıştan, 250-290 lira arasındaki artışa kadar herkesin kendi gün ne zaman emekli olduğuna ve ne kadar prim ödediğine bakılarak ayrı ayrı hesaplanmıştır. Bu yüzde 75'lik gelişme hızını ilave ettiğimiz takdirde 10-20 arasındaki artışlar daha az sayıda emekliyi ilgilendirmekte ama 100 ile 290 arasındaki artışlar hemen hemen 1,5 milyona yakın emekliyi ilgilendirmektedir. Detaylarını sayın bakanımızdan ve parlamentodaki görüşmeler sırasında da sanıyorum daha ayrıntılı olarak bilme öğrenme imkanına kavuşacaksınız. Ben intibakla ilgili sorunların çok büyük ölçüde giderildiği ve bir eşitsizliğin yıllarca sürdükten sonra bugün bütçeye külfet getirmesine rağmen emeklilerimiz açısından ferahlandırıcı bir gelişme olarak takdim edilmesini düşünüyorum. Refah payı yüzde 75 olarak uygulanacaktır. Bundan 1 milyon 900 bin emeklimiz istifade etmiş olacaktır.





HANDSOME 18 Ocak 2012 00:43

18/01/2012
 
http://img.internethaber.com/news/580x385/2467.jpg

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesine ilişkin duruşmada karar verildi


İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesine ilişkin 2'si tutuklu 19 sanığın yargılandığı davada karar çıktı.

Tutuklu sanık Yasin Hayal'e adam öldürmek suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.
Hayal ve Erhan Tuncel 'silahlı terör örgütüne üye olmak' suçundan ise beraat etti. "Azmettirme suçlaması"ndan da beraat eden Erhan Tuncel McDonald's'ın bombalanması olayından 10 yıl 6 ay hapis cezası aldı. Yasin Hayal'in ağabeyi Osman Hayal de beraat etti.
CEZAEVİNDEN SALIVERİLDİ


Gazeteci Hrant Dink'in öldürülmesine ilişkin davanın karar duruşmasında serbest bırakılmasına karar verilen Erhan Tuncel, işlemlerinin tamamlanmasının ardından cezaevinden tahliye edildi.

SAVCILAR İTİRAZ EDİYOR

Savcılar verilen cezanın az olduğu gerekçesiyle karara itiraz etmeye hazırlanıyor.
ARBEDE ÇIKTI
Mahkemenin kararını açıklamasının ardından duruşma salonunda arbede çıktı. Hrant Dink'in arkadaşları kararı eleştirdi ve protesto gösterisi yaptı. Mahkeme Başkanı ise düzenin sağlanmasını ve olay çıkaranların gözaltına alınmasını istedi.
BU KADARINI BEKLEMİYORDUK!
Dink Ailesi'nin avukatı Fethiye Çetin, mahkemenin kararını açıklamasının ardından sert bir açıklamada bulundu.
"Bizimle dalga geçiyorlar" diyen Çetin, "Meğer dalganın en büyüğünü sona saklamışlar. Meğer Hrant Dink, planlı eylemlerden değil, 3-5 kendini bilmez tarafından öldürülmüş" dedi.
BURADA ÖRGÜT YOKMUŞ
İşte Çetin'in o sözleri...
"... Bu kadarını beklemiyorduk. Bu devletin katil, halkını bombalayan, suikastçı gibi sıfatlarla yan yana anılmasından çok rahatsız olanla, devleti bu sıfatlardan arındırmak için hiçbir çaba sarf etmediler. Büyük bir fırsatı değerlendirmediler. Yerleşik düzenin değişmediğini görüyoruz. Bugün bu kararla cinayet tetikçilerinin yargılandığı dosyanın ilk safhası kapandı. Bu dava bitmedi, bu dava komedi dosyasıdır.
BİZİM DAVAMIZ YENİ BAŞLIYOR
Bizim davamız yeni başlıyor. Karanlıkta saklanmaya çalışan failler bütün çıplaklığıyla ortaya çıktı. Bu dava biz 'bitti' diyene kadar bitmeyecektir."



HANDSOME 19 Ocak 2012 01:20

19/01/2012
 
http://img.internethaber.com/news/580x385/2539.jpg

Adana'da 6 yaşındaki kıza cinsel istismarda bulunan Mehmet Y. mahkemede utancından yerin dibine girdi

Adana'da 6 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismardan tutuklu yargılanan pedofili (çocuklara cinsel ilgi duyma hastalığı) hastası 27 yaşındaki Mehmet Y., utancından olayı anlatamadı. Mahkeme heyeti, mağdur çocuk ile sanığın hastaneye sevk edilerek rapor aldırılmasına karar verdi.
Merkez Seyhan İlçesi'ne bağlı Tellidere Mahallesi'nde 12 Kasım 2011'de meydana gelen olayda, iddiaya göre Mehmet Y., sokakta gördüğü kız çocuğu C.N.E.'ye "Seninle bir yere gideceğiz" diyerek bir binanın merdiven dairesine götürdü. Çocuğa cinsel istismarda bulunan Mehmet Y. daha sonra kaçtı. Farklı tarihlerde başka çocuklara da cinsel istismarda bulunduğu ve tutuklu yargılandığı duruşmalardan birinde "Ben hastayım. Çocukları görünce kendime hakim olamıyorum. Tedavi olmak istiyorum" diyerek yalvardığı, tedavi olması için tahliye edildiği belirlenen Mehmet Y., yeniden yakalanıp tutuklandı.
Hakkında 'çocuğun nitelikli cinsel istismarı, cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma' suçlarından Adana 4'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'nde dava açılan Mehmet Y.'nin yargılanmasına başlandı. 43 yıla kadar hapsi istenen sanık Mehmet Y., "Tahliye olduktan sonra hastaneye başvurdum. Ancak sosyal güvencem olmadığı için beni tedavi etmediler" dedi.
Mehmet Y., "Daha sonrasını anlatacak durumumum yok. Psikolojim müsait değil. Huzurunuzda eziklik hissediyorum" diyerek yaptığı cinsel istismarı utancından anlatamadı. Mahkeme başkanının ısrarları üzerine sanık, "Sadece öptüm" dedi.
Cinsel istismara uğrayan C.N.E. ise olayı şöyle anlattı:
"Biz sokakta arkadaşımla gezerken beni çağırdı. Gittiğimiz binanın merdiveninde oturduk. Eşofmanımı indirdi. Sonra bana cinsel istismarda bulundu. Para verdikten sonra da 'Kimseye söyleme' dedi."
Mahkeme heyeti, küçük kızın cinsel istismar sonucu ruh ve beden sağlığının bozulup bozulmadığının belirlenmesi, sanığın da sağlık durumunun belirlenmesi için hastaneye sevk edilmesine karar vererek duruşmayı erteledi.
2 gün önce de yargılandığı davaların birinden 3 ay hapis cezasına çarptırılan sanık Mehmet Y.'nin, 7 davasının devam ettiği öğrenildi.



_Yağmur_ 19 Ocak 2012 09:47

ABD Kongresi'ni protesto eden Wikipedia yayınlarını kararttı

http://wscdn.bbc.co.uk/worldservice/assets/images/2012/01/17/120117154325_wikipedia_304x171_other_nocredit.jpg

İnternet bilgi paylaşım sitesi Wikipedia, ABD Kongresi'nde gündeme gelen korsan yayıncılıkla mücadele yasası tasarısını protesto etmek için İngilizce yayın yapan sayfasını 24 saatliğine durdurdu.

Eylem, Kongre'nin görüştüğü SOPA, diğer adıyla Stop Online Piracy Act (Çevrimiçi Korsanlığı Durdurun) ve PIPA, yani Protect Intellectual Property Act (Fikri Mülkiyeti Koruyun) yasalarına tepki olarak düzenleniyor.

İçeriği kullanıcıları tarafından oluşturulan haber sitesi Reddit ve Boing Boing isimli blog da 24 saatlik protesto eylemine katılacaklarını açıkladılar.

Popüler internet paylaşım sitesi Twitter ise eyleme katılmayı reddetti.
Wikipedia sitesinde karartılan bir ekranda yer alan mesajda, ''Özgür bilginin olmadığı bir dünya düşünün'' çağrısında bulunuldu.

Mesajda ayrıca insanlık tarihinin en büyük ansiklopedisini oluşturmak için 10 yıldan uzun bir süredir milyonlarca saat harcandığına dikkat çekilerek, ''Şu anda ABD Kongresi, özgür ve açık internete ölümcül darbe vurabilecek bir tasarıyı görülüyor. Farkındalık yaratmak için Wikipedia'da 24 saat sürecek bir karartma uyguluyoruz'' dendi.

Wikipedia'nın kurucusu Jimmy Wales, BBC'ye yaptığı açıklamada, 'SOPA'nın savunucuları, karşıtlarını korsanlığı savunan ya da mümkün kılmaya çalışan kişiler olarak gösteriyorlar. Ancak bu doğru değil. Yasa tasarısı o kadar kötü hazırlanmış ki, korsanlığı durdurmakla ilgisi olmayan şeyleri de etkileyecek' dedi.

Beyaz Saray ise, yasayı veto edebileceği imasında bulundu. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada yabancı internet sitelerinde korsanlığın ciddi bir tehdit olduğu ve ciddi yasal düzenleme getirdiğine dikkat çekilirken, ''İfade özgürlüğüne zarar veren, siber güvenlik risklerini arttıran ya da dinamik, yenilikçi küresel internete darbe vuran bir düzenlemeyi desteklemeyeceğiz'' dendi.

Söz konusu yasa tasarısını savunan milletvekilleri ise, yasanın ''korsan internet siteleri'ne kaynak sağlanmasının önüne geçeceğini savunuyorlar.

Ancak Beyaz Saray cumartesi günü yayımladığı beyanda, yasa karşıtlarının yanında yer alır bir görünüm çizdi.

Yasalar, telif haklarını ihlal eden malzemeleri içeren sitelere girişi engellemeyi hedeflediği belirtiliyor.

Tasarının yasalaşması halinde, telif hakları ihlal edilen içerik sahipleri ve hükümet, korsanlıkla ilişkilendirilen internet sitelerinin kapatılması için mahkeme kararı çıkarılması talebinde bulunabilecekler.

Bu sitelere reklam verenlerin, para aktarımına hizmet edenlerin ve internet hizmeti sağlayanlarının da ülke dışında faaliyet gösteren 'korsan siteler'le bağları engellenecek.



HANDSOME 20 Ocak 2012 01:23

20/01/2012
 
http://img.internethaber.com/news/580x385/2585.jpg

Dışişleri Bakanlığı, Eutelsat şirketinin, ROJ TV'nin kendi uyduları üzerindeki varlığına son verme yolunda aldığı kararını, Kopenhag Mahkemesi kararının doğal gereği olarak değerlendirdi.
Danimarka'da ROJ TV ile ana şirketi "Mezopotamya Yayıncılık A/S" aleyhine 2005 yılında başlatılan soruşturma süreci sonucunda, 10 Ocak 2012 tarihinde Kopenhag Şehir Mahkemesii PKK'nın terör örgütü niteliğini teyit etmiş, ROJ TV'nin PKK adına propaganda yaptığı, terörizmi ilerlettiği ve kanalın PKK tarafından kontrol ve finanse edildiğini tespit etmişti.
Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "İlgili uùdu şirketinin, yukarıdaki gerçeklerden hareketle, ROJ TV'nin kendi uyduları üzerindeki varlığına son verme yolunda aldığı kararı ve dağıtım şirketlerine ROJ TV'nin yayınlarını soná erdirmeleri yönündeki çağrısını, konuya ilişkin dava sürecinde teyit edilen ve mahkeme kararıyla hüküm altına alınan tespitlerin doğal bir gereği olarak değerlendirmekteyiz. Alınan bu kararın mahkemede hükme bağlanan sonuçla uyumlu olduğu kanaatindeyiz." ifadelerine yer verildi.



KayNak


HANDSOME 21 Ocak 2012 13:17

21/01/2012
 
http://img.internethaber.com/news/580x385/2651.jpg

İzmir'de bir liseli kıza kurulan çirkin tuzak okuldan uzaklaştırma ile son buldu


zmir'in Alsancak semtinde, lise öğrencisi S.Y.'nin, kız öğrenci M.A.'yla uygunsuz görüntülerini, dolaba saklanan kuzenine gizlice çektirip yayması üzerine hem polis, hem de okul yönetimi soruşturma başlattı.
S.Y. ile görüntüyü çeken kuzeni C.B., sevk edildikleri adliye tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
Okuldaki disiplin soruşturmasında ise, 5 erkek öğrenci tasdiknameyle okuldan uzaklaştırıldı. Geçen ay Nevvar Salih İşgören Eğitim Kampüsü'ndeki Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi'nde, 3'üncü sınıf öğrencilerden S.Y., sınıf arkadaşlarından M.A. ile gönül ilişkisi kurabileceği konusunda erkek arkadaşlarıyla iddiaya girdi.
İddia sonrasında M.A. ile ilişki yaşamaya başlayan S.Y., genç kızı götürdüğü evinde tuzak kurdu. İddiaya göre S.Y.'nin kuzeni C.B. dolaba saklanıp S.Y. ile M.A.'nın uygunsuz görüntülerini çekti.
S.Y., daha sonra iddiayı kazandığını göstermek için, çektirdiği görüntüleri, bazı öğrenci arkadaşlarıyla sanal ortamda paylaştı. Olay duyulunca adli ve idari soruşturma açıldı. Çocuk Şube Müdürlüğü'nde aralarında tuzağa düşürülen liseli kızın da bulunduğu 8 öğrencinin ifadesi alındı.


Kaynak


HANDSOME 22 Ocak 2012 00:11

22/01/2012
 
http://img.internethaber.com/news/580x385/2678.jpg

Ankaralı işadamı Muzaffer Ergin, AK Parti'nin kapatılması için Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından kendisine dilekçe yazdırıldığını söyledi

Beyaz TV'de yayınlanan 'Dinamit' isimli programa katılan Ankaralı işadamı Muzaffer Ergin, AK Parti'nin kapatılması için Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından kendisine dilekçe yazdırıldığını söyledi.

Danıştay suikastını CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na önceden haber verdiği iddiasını geçtiğimiz hafta gündeme getiren Ergin bu hafta da bomba iddialarda bulundu.

17 Ekim 2006 tarihinde Uğur Dündar'ın Başbakan Erdoğan'a İsmail Ağa Cemaati'nden olan Bayram Ali Öztürk'ün öldürülmesiyle ilgili olarak "Sayın Ergin'in iddiaları ilgili olarak ne diyorsunuz, bir kadı mahkemesinden söz ediliyor" dediğini hatırlatan Ergin, "Sayın Başbakan da 'küçük bir mahkemeden bahsedildiğini ve bunun inandırıcı olmadığını dile getirdi.

İsmail Ağa cemaatini tanıdığını ve o dönmede öldürülen Bayram Ali Öztürk'ün iki üniversite bitirdiğini ve daha cesedinin soğumadığını söyledi. Bunlar da bu konuşmayı Başbakan 'Tekke ve Zaviyeler Kanunu'na muhalefet suçu işlemiştir' diye yorumladılar.

Bundan sonra da Süleyman Demirel bana bir dilekçe yazdırdı. Beni basın savcılığına yönlendirdiler. Basın savcılığı inceleme yaptı ve Başbakan'ı yargılama yetkisinin TBMM'de olduğunu belirtti. Daha sonra AK Parti'ye kapatma davası açan Abdurrahman Yalçınkaya 'sen normal savcıya götürmüşsün. Normal savcılar bu adamı yargılayamaz ben bunların ipini çekerim, bunlar Türkiye'nin temeline dinamit koyan insanlar. Atatürkçüyüm, gazi torunuyum hadi taşın altına elini koy' dedi. Ben de bu işe müdahil olmak istemediğimi söyledim" dedi.
Süleyman Demirel'le Abdurrahman Yalçınkaya görüşmüş olabileceğini de dile getiren Ergin, Demirel'in dilekçeyi kendisine yazdırmasının ardından Abdurrahman Yalçınkaya'nın telefonla arayarak kendisini çağırdığını da ifade etti.



HANDSOME 23 Ocak 2012 00:19

23/01/2012
 
http://img.internethaber.com/news/580x385/2713.jpg

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Ermeni iddialarının reddedilmesini suç sayan yasa teklifinin Senatoda kabul edilmemesi konusunda Fransa'yı bir kez daha uyardı.

Davutoğlu, Fransa'nın tavrını değiştirmemesi halinde bu ülkeye yönelik yaptırımların sürekli olacağı uyarısında bulundu. ''France 24'' televizyon haber kanalına konuşan Davutoğlu, ''Biz bu yaptırımları açıklamak zorunda kalmamayı umut ediyoruz. Ancak Türkiye'nin sessiz kalacağını düşünmeyin. Yeni yaptırımlar olacak ve bu kez yaptırımlar Fransa tavrını değiştirene kadar sürekli olacak.'' dedi.

Senato gündemine gelen yasa teklifinin insan haklarına aykırı olduğunu belirten Davutoğlu ''Fransız aydınlar ve senatörler için ortak değerlerimizden birisi olan ifade özgürlüğünü savunmanın zamanı geldi.'' diye konuştu.

KayNak


HANDSOME 24 Ocak 2012 00:21

24/01/2012
 
http://img.internethaber.com/news/580x385/2782.jpg

Fransa Senatosu genel kurulu, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının reddedilmesinin suç sayılmasını öngören yasa teklifini 127 oyla kabul etti.

Türkiye'nin karşı duruşu, yaptırım tehditleri işe yaramadı ve beklenen oldu.

348 koltuklu Fransa senatosu, 68 senatörün katılımı ve vekaleten oy kullanımı sonucu, 1915 Ermeni iddialarını suç sayan yasa teklifini onayladı.
Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin de desteklediği yasayla, Fransa'da 'Ermeni soykırımının' varlığını inkar etmek suç haline geldi. Soykırımı inkar edenler 1 yıl hapis ve 45 bin Euro tazminat cezasıyla yargılanacak.

TSİ 16.00'da başlayan genel kurula, 348 senatörden 68'i katıldı.
İlk olarak, 'yasa teklifi anayasaya aykırıdır' diyen Anayasa Komisyonu'nun verdiği 'teklif düşürülsün' önergesi oylandı ve sonuç 86'ya 166'yla önergenin reddi şeklinde oldu. (Komisyonun önergesi kabul edilseydi yasa teklifi düşmüş olacaktı.)
Grup başkanlarının vekaleten oy kullandığı senatoda, daha sonra diğer önergelere geçildi. Bunlardan ilki teklifin 'anayasaya aykırı' olduğu (81'e 170) , diğeri teklifin yeterince görüşülmediği gerekçesiyle geri çekilmesi (42'ye 196) yönündeki önergelerdi ve iki önerge de reddedildi.
Senato bunun üzerine kanun teklifinin 1. maddesinin görüşülmesine geçti. Bu noktada da maddeyle ilgili değişiklik önergeleri verildi ancak sonuç yine 86'ya karşı 120'yle ret oldu. Yaklaşık 8 saat süren maratonunun sonunda, senato, 2. maddelik paketi 86 redde karşın 123 kabul etti. Yasa, 'soykırım' iddialarına desteği bilinen Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin önüne gidecek.
TÜRKİYE NE YAPACAK?

Yasanın Fransa Meclisi'nden geçmesinin ardından, Fransa'yla askeri ve siyasi ilişkilerini askıya alan Türkiye, sürecin Senato'da devam etmesi veya Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy tarafından onaylanması durumunda başka önlemler alınacağını ifade etmişti.
TÜRKLER VE ERMENİLERDEN EYLEM

Bu arada oylamaya dakikalar kala Fransa Senatosu önünde toplanan Türk dernekleri, gösteriler yaparak yasa teklifinin reddedilmesini talep etti. Senato'nun bir alt sokağında ise, Ermeniler toplanarak karşı gösteri yaptı. İki taraf da oylama öncesi Fransız senatörleri etkilemeye çalıştı.
'ANAYASA MAHKEMESİNE GİDECEĞİZ'

Yasa teklifiyle ilgili görüşmelerde söz alan Fransız Senatör Nathalie Goulet de, teklifin büyük bir ihtimalle kabul edileceğini, ancak kendisi gibi teklife karşı çıkan senatör ve milletvekillerinin Anayasa Mahkemesi'ne gideceklerini söylemişti


KayNak


underto 24 Ocak 2012 03:20

Gündem değişmiyor,
değiştiriliyor...


HANDSOME 25 Ocak 2012 00:05

25/01/2012
 
http://img.internethaber.com/news/580x385/2865.jpg

Soru-cevap şeklinde T.C Sosyal Güvenlik Kurumu adresinde yayınlanan açıklamada, "50 Soruda Yeşilkart ve Gelir Testi" başlığıyla hazırlanan soru ve yanıtlar şunlar:
GENEL SAĞLIK SİGORTASI UYGULAMASINA İLİŞKİN SORU VE CEVAPLAR

1- 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren genel sağlık sigortası uygulamasındaki değişiklikler nelerdir? Genel sağlık sigortasından yararlanılmasında temel şartlardan birisi, Türkiye'de ikamet etmektir.
1/1/2012 tarihinden itibaren zorunlu genel sağlık sigortası uygulamasına geçilmiştir. Buna göre; tutuklu ve hükümlüler, er, erbaş ve yedek subay okulu öğrencileri, yabancı bir ülkede sosyal sigortaya tabi olması nedeniyle sözleşmeli ülke adına sağlık yardımları karşılananlar, Kuruma devir alınacakları tarihe kadar 5510 sayılı Kanunun geçici 20'nci maddesi kapsamındaki banka ve sigorta şirketlerinin sandıkları kapsamında bulunanlar ile bunların bakmakla yükümlüleri, yabancı ülke vatandaşlarından Türkiye'de kesintisiz olarak bir yıldan fazla ikamet etmeyenler, milletvekilleri ile Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyeleriyle bunların emeklileri ile dul ve yetimleri hariç olmak üzere Türkiye'de ikamet edenler, zorunlu genel sağlık sigortası kapsamına alınmıştır.


KayNak


poorcrow 25 Ocak 2012 12:46

Kıçıyla Köy Devirdi
 
Sivas'ın Merkez ilçesindeki bir açık hava düğününde 170 kiloluk Ç.Ş.(42)'nin halay başı olma ısrarı kanlı bitti. Bir anlık denge kaybıyla komple halayı alaşağı eden Ç.Ş., halayda bulunan A.B. (26), C.D. (18), D.E. (35), F.G (25) ve X.Y. (75) 'nin hayatlarını yitirmelerine sebep oldu. Bunun yanında 2 kişinin ağır yaralı ve 3 kişinin de kayıp olduğu bildirildi.
Polis ve ambulansın hızlı bir şekilde olay yerine intikal etmesi, hayatını kaybedenleri ve kaybolanları geri getirmeye yetmedi.

Pınarbaşı Burma Burma
Görgü tanıkları yaptıkları açıklamada; hafif tempoda giden halayın birden "Pınarbaşı burma burma" türküsünün coşkusuyla hareketlendiğini, daha sonra her şeyin bir anda geliştiğini ve halay başında bulunan Ç.Ş'nin bir anlık dalgınlıkla yere düşmesiyle, halaydakilerin telef olduğunu kaydetti.
Ölenlerden X.Y.'nin turist olduğu ve belgesel çekmek için orda bulunduğu gelen haberler arasında.

Kaynak :^)


HANDSOME 26 Ocak 2012 00:04

26/01/2012
 
http://img.internethaber.com/news/580x385/2944.jpg

Erdoğan, 9 bakanla katıldığı Zaman Gazetesi'nin 25. yıl resepsiyonunda 28 Şubat'ta atılan manşetlere göndermede bulundu

Zaman gazetesinin 25. yıl resepsiyonuna katılan Başbakan Erdoğan 28 Şubat ve partisine açılan kapatma davası süreçlerindeki gazete manşetlerini hatırlattı ve "Bize yapılanı başkasına yapmayacağız" dedi.

YAYIN DURMA CEZASI KALDIRILACAK
Başbakan Erdoğan, Zaman gazetesinin 25. yıl resepsiyonunda konuştu.
Basın özgürlüğüne geniş yer ayıran Erdoğan, Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in birkaç gün önce açıkladığı 3. yargı paketine değindi.
İfade özgürlüğünü üzerinde duran ve paketle, yayın durdurma cezasının kaldıralacağını, basın yoluyla işleanen suçlarla ilgili de yeni düzenlemeler yapldığını hatırlatan Erdoğan, partisine açılan kapatma davası sürecindeki gazete manşetlerini ele aldı.
28 ŞUBAT DÖNEMİNE GÖNDERME YAPTI
"Allah şahittir asla intikam peşinde olmadık, olmayacağız. Bize yapılanların başkasına yapılmasına razı olmayacağız" diyen Erdoğan, "'Muhtar bile olmaz' manşetlerinden bugünlere ulaştık. Gazetecilere haber yazdırıp, küfürü dosyaya koyup kapatma davası açtılar. Ama bize yapılanı biz başkasına yapmayacağız" dedi.
28 Şubat sürecine üstü kapalı gönderme yapan Erdoğan, "Emir komuta zinciri altında menşet atmayan, zor zamanlarda demokrasiyi savunan tüm basın mensuplarına teşekkür ediyorum. Biz manşetlerle savaşa savaşa bugünlere geldik" ifadelerini kullandık.


KayNak


HANDSOME 27 Ocak 2012 04:10

27/01/2012
 
http://img.internethaber.com/news/580x385/3049.jpg

Birinci Ergenekon davasında dinlenilen gizli tanık Kıskaç, 1990'lı yılların başında JİTEM adına Doğu ve Güneydoğu'da katıldığı operasyonları anlattı


JİTEM'in merkezi Diyarbakır'dır diyen gizli tanık, "sorgularda insanların tırnakları ve saçları pense ile çekilirdi" dedi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada, "gizli tanık Kıskaç", gizli tanık odasından sesi ve görüntüsü bozuk şekilde duruşma salonuna yansıtılarak dinlendi.
Gizli tanık, 19 yaşından beri 24 yıldır vatana ihanet edenlere kaşı mücadele verdiğini, 20 yıldır başında kefenle dolaştığını belirterek, 1990'lı yılların başında JİTEM adına Doğu ve Güneydoğu'da katıldığı operasyonları anlattı.
"Bugün burada birileri beni dinliyor. Ben burada olmayanların da isimlerini vereceğim. Veli Küçük o dönem çok küçük biriydi. Asıl ondan büyükleri var. Onların hepsini açıklayacağım" diyen gizli tanık, o dönemde Binbaşı Mahmut Şahin'in postası olduğunu anlattı.
Tutuklu sanıklardan emekli Albay Mehmet Fikri Karadağ'ın o dönemlerde çıktıkları bir operasyonda komutanlarından biri olduğunu dile getiren gizli tanık, "Karadağ bize yardım göndermediği için 11 askerimiz şehit oldu. Parçalanmış cesetleri taşıdım. 18 yıldır bunların hesabını sormayı bekledim" şeklinde konuşurken, göz yaşlarını tutamadı.
Gizli tanık, 1990'lı yılların başında Elazığ Jandarma Alay komutanı olan Albay Teoman Barutçu ile birlikte çalıştığını kaydederek, Bingöl'de 33 askerin kuruşuna dizilmesi olayında Albay Barutçu'nun hatası olduğu ileri sürdü.
"Yeşil" ile çalıştım
"Yeşil" kod adlı Mahmut Yıldırım'ı çok iyi tanıdığını belirten gizli tanık, şunları anlattı: "O dönem lakabı yüzbaşı idi. JİTEM merkezi Diyarbakır'dı. Elazığ jandarma tabur komutanlığının altında sorgu odaları vardı. Sorgulara Yeşil de katılırdı. Yeşil Zazaca bilirdi. Bende Kürtçe bilirdim. Sorgulara katılarak tercümanlık yapardım. Buradaki sorgularda insanların tırnakları ve saçları pense ile çekilirdi. Mahmut Yıldırım ve öldürülen Binbaşı Cem Ersever birlikte çalışırdı."
Gizli tanık, Elazığ'da JİTEM binasının girişinde "Ne gördüysen, ne duyduysan, ne olduysa, sen neysen, hepsi burada kalsın" yazdığını söyledi.
Türkiye'de 7 bin askerin şehit düştüğünü dile getiren gizli tanık, "Ölenlerin içinde hiç topçu, popçu, zengin, general çocuğu var mı? Ölüm sadece bize mi kader? Onlar ölümü bize kader yapmışlar" ifadelerini kullandı.
Bu arada tutuklu sanıklardan İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek usule ilişkin söz almak istediğini söyledi. Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese gizli tanığın ifadesinin bölünemeyeceğini belirterek, Perinçek'e söz vermedi.
Perinçek ise gizli tanığın anlattıklarının davayla bir ilgisi olmadığını belirterek, "Psikolojik savaş yapılıyor. Psikolojik savaş merkezi mi burası? Tanığın anlattıklarının suçla ilgisi yok" diyerek tepki gösterdi.
"Mahkeme psikolojik harekat yapmaz" diyen Başkan Özese, Perinçek'in konuşmasına izin vermezken, gizli tanığın da "Ben bunları yaşarken sen orada değildin Doğu Perinçek" dediği duyuldu.
Mahkeme heyeti, gizli tanığın beyanlarının alınmasına ara vererek, duruşmayı yarına erteledi.



KayNak


HANDSOME 28 Ocak 2012 01:24

28/01/2012
 
http://img.internethaber.com/news/580x385/3156.jpg

Diyarbakır'daki JİTEM binasında yapılan kazılarda, Güneydoğu'daki faili meçhul cinayetler yeniden gündeme geldi.
Şırnak, Batman ve Güçlükonak'taki askeri alanlarda kazı çalışmaları başladı. Her kazıda kemik parçaları bulundu. Bulunan kemik parçalarının adli tıpta yapılacak testler sonucunda kime ve ne zamana ait olduğu ortaya çıkacak.
Kazıların yapıldığı yerlerin hepsi, devletin resmi kurumlarının 90'lı yıllarda kullandığı yerler. 12 Eylül'den sonra Diyarbakır Cezaevinde işlenen suçlar Güneydoğu'daki bütün coğrafyaya yayıldı. 90'lı yıllarda Güneydoğu; olağanüstü hal uygulaması nedeniyle açık cezaevine dönüşmüştü.
90'lı yıllarda yapılan uygulamalar, bugün Türkiye'nin bir numaralı sorunu haline gelen PKK'nın güçlenmesindeki en büyük etkenlerden biridir. 90'lı yıllarda Güneydoğu coğrafyasında yapılan kötü muamelelerin ve işlenen cinayetlerin failleri belirlenemiyordu.
Bugün yapılan kazılarda; faillerin meçhul olmadığı, kimlerin hangi cinayetlerin azmettiricisi ve faili olduğu, daha önceden de devlet tarafından bilindiği ortaya konuluyor. Cinayetlerin sürekli iç çatışma, kaos ortamı oluşturarak ülkeyi yönetilmez hale getirmek isteyen, devlet içerisindeki örgütün işi olduğu herkesçe bilinir hale geldi.
Bu örgütün Güneydoğu ayağı JİTEM'DİR. JİTEM, Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde kurulan, varlığı devlet tarafından uzun yıllar inkâr edilen bir oluşumdur.
JİTEM, "Terörle etkin mücadele" gerekçesiyle, 1980 yılında Batman ve çevresinde faaliyet göstermek için kurulmuştur. 90'lı yıllara gelindiğinde bütün Güneydoğu'da faaliyet gösteren, binlerce faili meçhul cinayetin sorumlusu haline geldi. Bu yapı meşruiyetini terör eylemlerinden almış, meşruiyetine kaynak olan terör eylemlerini de kendisi devam ettirmiştir. Yapının içerisinde, muvazzaf askerler ve PKK itirafçıları ile korucular görev almıştır.
JİTEM, Jandarmanın emir komuta zinciri içerisinde olmasına rağmen, sürekli özerk bir şekilde faaliyetlerini yürütmüş; jandarmanın emir komuta zincirinin dışında terör faaliyetleri içerisine girmiştir.
Bu örgüt devlet tarafından sürekli resmi belgeler üzerinde inkâr edilmesine rağmen, devletin bütün kurumlarıyla Fırat'ın doğusunda yaptığı faaliyetlerde desteklenmiş, hukuksuzluğu görmezden gelinmiş, yaptıkları eylemlerin meşru zemine oturtulması için adli ve idari bütün birimler elbirliği içerisinde çalışmışlardır.
TOPRAK ALTINDAKİ CESET SAYISI BİLİNMİYOR
Doğu ve Güneydoğu'da faili meçhullerin ve kayıp olaylarının sayısı hakkında kesin bir bilgi yok. Meclis İnsan Hakları Komisyonu'nun kayıplarla ilgili yaptığı çalışmalarda 17.500 civarında bir sayı dile getirildi.
Birçok kişi, gerçek sayının bundan daha fazla olduğunu, bu sayının içerisinde terörist kabul edilerek yapılan infazların dâhil edilmediğini söyledi. Devletin resmi kayıtları dışında, İnsan Hakları Derneği'nin kayıtları ile savcılık kayıtları da yaklaşık sayılar vermektedir.
Güneydoğu'ya hizmet veren İnsan Hakları Derneği'nin Diyarbakır Şubesi'ne yapılan siyasi kayıp başvurusu 1251, faili meçhul sayısı ise 3375 olarak bildirilmiş. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığında bekleyen dosyaların ise yaklaşık olarak 10.000 olduğu biliniyor. Siyasi gerekçeyle işlendiği düşünülen faili meçhullerle ve kayıplarla ilgili diğer savcılıklarda bekleyen dosya sayısı yaklaşık 3000'dir.
Güneydoğu'da 90'lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetlerle ilgili Diyarbakır, Şırnak, Batman, Elazığ, Mardin, Hakkâri ve Bitlis illerinde kaybolan onlarca kişiye ait kemik bulundu. Bugüne kadar kazılarda bulunan bazı kemiklerin ise DNA tespitleri tam yapılamadığı için kimlere ait olduğu tespit edilememiştir.
JİTEM'in sorgulayıp, işkence yapıp daha sonra infaz ettiği kişilerin bazılarını, korku atmosferi oluşturmak amacıyla, yol kenarlarına attığı biliniyor. Bunlara ait herhangi bir kayıt tutulmadığından tespit edilebilen sayıların içinde bunlar bulunmuyor.
JİTEM'in insanlık dışı uygulamaları ile Doğu ve Güneydoğu topraklarının üstünü kana buladığı gibi, altını da cesetlerle doldurduğu anlaşılıyor.
JİTEM'LE YÜZLEŞME
Türkiye'nin JİTEM'in işlediği faili meçhul cinayetlerle ilk yüzleşmesi, Cemal Temizöz davasıdır. Cemal Temizöz, Şırnak ve yöresinde görev yaptığı 1991 ile 1993 yılları arasında JİTEM tarafından işlenen 20 cinayetten sorumlu tutuluyor. JİTEM'in ilk kez bu davada yargı eliyle sorgulanıyor olması önemlidir. Bu dava 2009 yılında başladığı halde, kamunun diğer birimleri tarafından sıkı bir markaja alındığı için istenilen şekilde ilerleyemiyor.
JİTEM'i Türkiye'nin gündemine taşıyan en önemli dava ise; 2005 yılında yaşanan Şemdinli olayıdır. 9 Kasım 2005 günü Şemdinli ilçesindeki Seferi Yılmaz'a ait kitapevi, JİTEM mensubu üç kişi tarafından bombalandı. Bu olaya karışan astsubay Ali Kaya, Özcan İldeniz ve PKK itirafçısı Veysel Ateş hakkında Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya tarafından hazırlanan iddianamede, eylemin devlet görevlileri tarafından işlenen bir terör faaliyeti olduğu belirtildi. Sarıkaya iddianamesinde, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı olan Yaşar Büyükanıt'a ve bir dönem Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı olarak görev yapan Nihat Çakar'dan bahsetmişti.
Sarıkaya'nın JİTEM'e ilişkin bu tespiti, devletin sinir uçlarına dokunduğu için, Sarıkaya HSYK tarafından sorgusuz sualsiz görevinden alınmıştı. Bu olay bile uzunca bir süre JİTEM'in konuşulamayacağını, konuşulmasının ve araştırılmasının kolay olmayacağını ortaya koydu.
Bugün bu kazılarla, faili meçhul diye bildiğimiz birçok olayın aslında faillerinin belli olduğu, sadece maktullerin mezarlarının belli olmadığı açıkça görüldü. Devletin resmi kurumu olan binalarda yapılan kazılarda cesetler çıkıyorsa, bu cesetlerin oraya nasıl gömüldüğü, kimlere ait olduğu, kimlerin bu cinayetleri işlediği net bir şekilde biliniyor.
Cumhuriyet Başsavcılığı binasının yanındaki Jandarma'ya ait binada işlenen cinayeti o günkü Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmamışsa, kayıp başvurusuna rağmen o günkü emniyet görevlileri kaybolan şahsın izini sürmemişse, o gün görevli olan ilin valisi kendine yapılan bütün müracaatlara rağmen olayın üstüne gitmemişse, bunlardan hesap sorulmadıkça JİTEM'le yüzleşme yapıldığı söylenemez. Sadece bir iki PKK itirafçısı ve düşük rütbeli jandarma görevlileri cezalandırılarak, JİTEM'le hesaplaşılmış ve karanlık olan bir dönem aydınlanmış sayılamaz.
FAİLİ MEÇHULLER ZAMANAŞIMINA UĞRAYABİLİR
Faili meçhul cinayetler yoğun olarak 90 ile 93'lü yıllar arasında işlenmiştir. Yapılan yeni kazılarla siyasi irade bu meselenin devletin karanlık denizlerinde kaybolmayacağını ortaya koymuştur. Bir an önce bu eylemlere katılan kişilerle ilgili olarak savcılık soruşturmalarına başlanmazsa, dava zamanaşımı dolacaktır.
2005 yılında yürürlükten kaldırılan 765 sayılı Eski Türk Ceza Kanunu'nun 102/1 maddesinde; "Ölüm veya müebbet ağır hapis cezalarını gerektiren ağır cürümlerde 20 sene..." zamanaşımı olarak öngörülmüştür. Ancak zamanaşımının yarı oranında uzayıp, 30 yıla çıkması için bir an önce cinayetlerin şüphelileri ile ilgili iddianameler hazırlanmalı ya da zamanaşımını kesen diğer işlemler yapılmalıdır. Zamanaşımını kesen işlemler yapılmazsa; siyasi iktidarın güçlü bir şekilde bu karanlık dönemle yüzleşme iradesini ortaya koymasına rağmen olaylar aydınlanmayacaktır.
Yargı; 90'lı yıllarda Güneydoğu coğrafyasında işlenen cinayetleri soruşturmadı, faillerini bulmak için hiçbir gayret göstermedi, aksine o cinayetleri meşru zemine oturtmak için yasal kılıflar uydurdu. Bugün o karanlık dönemin, tarihin karanlık sayfalarında kalmaması için acele ederek, zamanaşımı süresinin dolmasına meydan vermeden, üzerine düşeni yapmalıdır.



KayNak


HANDSOME 29 Ocak 2012 00:15

29/01/2012
 
http://img.internethaber.com/news/580x385/3229.jpg

Latif Şimşek'in iddiasına göre Kılıçdaroğlu genel başkan adayı olmak için ikna edildi.
Canlı yayına bağlanan CHP eski MYK üyesi Savcı Sayan, Latif Şimşek'in ikna edildi haberini doğruladı ve olayı tüm ayrıntılarıyla anlattı. Sayan CHP'de kaset skandalının ortaya çıkmasının ardından yaşanan gelişmeleri anlattı. Sayan canlı yayında şu sözleri söyledi:
KILIÇDAROĞLU'NA ADAY OL BASKISI
Kılıçdaroğlu ile Büyük Sürmeli Oteli'ne giderken Ağrı İl Başkanı da yanımdaydı. O salonda bekledi. Ben yukarıda bir kata çıkarıldım. Odaya girdiğimde Kılıçdaroğlu ile birlikte dört kişi oturuyordu. Onlar yemek yerken bende çay kahve içtim. Orada bir buçuk-iki sata durdum. O zaman içinde oradaki dört kişi Kılıçdaroğlu'na "Mutlaka aday olmanız gerekir, bu partiye genel başkan adayı olmanız" şeklinde telkinlerde bulunuyorlardı.
BİZ BU İŞİ BİLİYORUZ DEDİLER
"Bende ısrarla öyle bir şeyin bu dönemde yanlış olacağını, Kılıçdaroğlu'nun çok çalışkan ve iyi bir partili olduğunu söyledim. Ama oradaki sohbetteki iki kişi bana dedi ki "Biz Danıştay'da daire başkanıyız. Bu işi iyi biliyoruz." dediler. Diğer tarafta ise Şırnak Jandarma Alay Komutanı Aziz Ergen bey oturuyordu. Olay bundan ibarettir."



KayNak


Efulim 29 Ocak 2012 19:04

Köşk'te halk günü!
 
Türkiye'de bir ilk yaşandı. Çankaya'da 'halk günü' yapıldı. Cumhurbaşkanı Gül, kendisine 'en güzel soruları' soran 10 kişiyle Köşk'te biraraya geldi. Cevapları da burada verdi...

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, alışılmışın dışına çıktı! Bir ilke imza atan Gül, kendisine en başarılı soruları soranlarla, Çankaya Köşkü'nde buluştu. Gül'ün vatandaşlarla "doğrudan iletişim kanalı" olarak gördüğü "Cumhurbaşkanı'na Sorun'' uygulamasının ilki hayata geçti.

Tam 13 bin 750 kişi, Gül'e soru yöneltti. Bu sorular için oylama yapıldı. Oylama sonunda en çok beğenilen 10 sorunun sahipleri Çankaya Köşkü'ne davet edildi. Çoğu üniversite öğrencisi olan 10 kişilik grup, dün sabah, sorularının cevabını almak için Köşk'e gitti. 10 vatandaşa "Müze Köşk" gezdirildi, Çankaya'nın bazı birimleri tanıtıldı.

YEMEK YEDİLER
Cumhurbaşkanlığı yetkilileriyle öğle yemeği yiyen konuklar, daha sonra Cumhurbaşkanı Gül ile biraraya geldi. Buluşmada eğitim, yabancı dilde tabela ve televizyon programlarının kalitesi konuları soru-cevap şeklinde masaya yatırıldı. En ilginç soru ise İstanbul Bilgi Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü öğrencisi Çağdaş Yıldız'dan geldi. Yıldız, Türkler'in son yıllarda uluslararası örgütlerde yönetici pozisyonlara geldiğini vurgulayarak, "BM Genel Sekreterliği'ni düşünür müsünüz?" diye sordu.

'BM'Yİ DÜŞÜNMEDİM
BM Genel Sekreterliği'nin, uluslararası dengeleri ve kotaları olan bir sistem olduğuna dikkat çeken Cumhurbaşkanı, "Ben şahsi olarak hiç düşünmedim. Türkiye'nin de böyle bir niyeti, beyanı olmadı'' dedi. Görüşmenin ardından 10 konuk, ziyaretten duydukları memnuniyeti dile getirdi.


HANDSOME 30 Ocak 2012 00:05

30/01/2012
 
http://img.internethaber.com/news/580x385/3254.jpg

Rabia Kazan...
Onu Mehmet Ali Ağca'nın nişanlısı olarak tanıdık. Tesettürdeki giyim tarzıyla dikkat çekti. Daha sonra bir İtalyanla evlendi, Amerika'ya yerleşti. Tahran Melekleri adlı kitabı yazdı. Şimdi ise yıllardır taktığı türbanını çıkartarak yine kendinden söz ettiriyor. Rabia Kazan Licursi, türbanlı ve türbansız hayatını anlattı.
AĞCA'NIN KİTABI İÇİN GİTTİ EVLENDİ
"İtalya'ya gitme sebebim Ağca'nın kitabıydı, onu araştırıyordum" diyen Rabia Kazan, İtalyanca öğrenme sürecini de Ağca'ya bağladı.
İşte Vatan'a konuşan Kazan'ın yeni hayatından kesitler...
"Ağca İtalyanca yazıyordu, yazdıklarını anlamak için İtalyanca öğrendim. İtalya'da eğitim görürken gittiğim kafede eşimle tanıştıp evlendik. Kader... Eşim İtalya'da önemli bir avukat, aynı zamanda politikacı ve Komünist Parti üyesi.
Aslında Ortadoğu Gazetesi yazarıyken ithal çanta bile takmazdım. Gençlik yıllarımda ülkücü görüşlerim o kadar koyuydu ki, yabancı markalara bile karşıydım, kullananları da yadırgardım. O zaman ki dünya görüşüm çok kısıtlıydı. İtalyan markası kullanmaktan kaçınırken bir İtalyanla evlendim."
TEK TİP BESLENMEDEN KURTULDUM
İtalya'da yaşadığı değişimi, "Her gün fikir dünyam zenginleşti, tek tip beslenmeden kurtuldum" cümlesiyle özetleyen Kazan, şunları söyledi:
"Eski doğrularımı şimdi yok saymıyorum ama dünyayı tanımaya çalışırken sadece bir ideolojinin, bir doktrinin, bir fikrin yeterli olmadığını anladım. Farklı kültürlerden, farklı milletten, farklı düşünceden insanlarla tanışmak istedim. Eskimi yadırgamıyorum ama son yıllarda dünya insanı olma yolundayım. Zaten kendimde yadırgama kültüründen kurtulmaya çalışıyorum.
AYET YOK!
Başörtüsünü açma kararını nasıl aldığını ise şöyle anlattı:
"Ben mutasıp bir annenin kızıyım. Bilinçli değil sadece annemin isteği ve baskısı neticesinde kapandım. Bazen gizli gizli açıyordum. Daha sonra Kur'an'ı inceledim. Kur'an'da büyük günahlar yazıyor; adam öldürmek, zina yapmak, haram yemek, hırsızlık yapmak... Bunlardan açıkça bahsediliyor. Başörtüsü ve saç için ise açık bir ayet görmedim. Başörtüsü takmamanın Tanrı için büyük bir günah olmadığını düşündüm ve başımı açmaya karar verdim.
Bununla beraber altını çizmek istiyorum, dinin kurallarını tam olarak yerine getirmek isteyenlere çok saygı duyuyorum. Çünkü onlar, bir Müslüman olarak İslam'ın büyük, küçük tüm detaylarını yerine getirmek istiyorlar. Bu insanlara büyük saygı duyuyorum. Ben türbana da, türbansızlığa da özgürlük istiyorum. Gerçekten demokrasi adına konuşuyorsak her ikisi için de özgürlük olmalıdır.
EŞİM TÜRBANI ÇOK YAKIŞTIRIYORDU
Eşim bana türbanı çok yakıştırıyordu, türbanı dinsel simge olarak değil de bir giyim tarzı olarak görüyordu. Ama tabii ki bu süreçte etkisi olmamıştır desem yalan olur. Eşimin, arkadaşlarının, çevremizin ve daha birçok şeyin etkisi var açıkcası.
TEPKİLERDEN KORKTUM
Açıkçası göreceğim tepkiden korktum. Artık Türkiye değişti, her geçen gün daha fazla demokratikleşiyor. Radikal İslami grupların önüne geçildi. Bir iki yıl önce bile önemsiz bir yazı için tehdit alıyordum. Ama şimdi her şey daha iyi. Aslında yurtdışına gittiğimde açmıştım ama fazla göz önünde olmak istemedim."
Başörtüsünü ilk çıkardığında hissettiklerini ise şöyle aktardı:
"Özgür olduğumu hissettim. Yapmak istediğim ama yapamadığım bir sürü şey vardı. At binmeye, tenis oynamaya başladım. Tüm bunları başörtüsüyle yapmaya çalıştığımda daha çok dikkat çekiyordu, herkes bana bakıyordu, kendimi özgür hissetmiyordum. Gece kulübüne gidip bir sanatçı dinleyemezsiniz, okulda arkadaşlarınızla bir çılgınlık yapmak istediğinizde türbanı düşünürsünüz. Her şeyinize dikkat etmeniz gerekir. Gülerken bile düşünmeniz gerekiyor. Türban, hayatı bir çok yönden kısıtlıyor."



KayNak


Efulim 30 Ocak 2012 10:23

Vergi borçluları için 31 Ocak uyarısı
 
Vergi borçluları için 31 Ocak uyarısı

http://db3.stb.s-msn.com/i/EC/C5D6B28D95066EBBF6D9686A34B.jpg

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, yeniden yapılandırmanın 5'inci taksitinin son ödeme gününün, 31 Ocak olduğunu bildirdi. Şimşek, taksitlerin süresi içinde ödenmemesi durumunda, gecikme zammı ve haciz dahil olmak üzere, icrai işlemle tahsil edileceği uyarısında bulundu.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması Hakkındaki Kanunundan yararlanmak üzere, başvuruda bulunan mükelleflerin borçlarının yeniden yapılandırıldığını hatırlattı.
Yeniden yapılandırma kapsamında, yaklaşık 39,4 milyar liralık borcun yapılandırıldığını belirten Şimşek, bu tutarın, 13 milyar 115 milyon liralık kısmının da tahsil edildiğini bildirdi.
Bakan Şimşek, 4'ncü taksit sonu itibariyle yapılan tahsilatın yapılandırma sonrası toplam alacağa oranının yüzde 33'e ulaştığını belirterek, ''Bu aslında, geçmişte yapılan benzer yapılandırmalarla karşılaştırıldığında büyük bir başarıdır. Bu çerçevede, ödemelerinde hassasiyet gösteren vatandaşlarımıza teşekkür ederim'' diye konuştu.
Şimşek, yapılandırma hükümlerine göre hesaplanan borçlarını, Kanunda öngörülen süre ve şekilde ödeyen mükelleflerin, gecikme faizi, gecikme zammı gibi fer’i alacaklar ile vergi aslına bağlı olan cezalardan kaynaklanan borçlarının tamamının tahsilinden vazgeçildiğini kaydetti.
Taksitli ödeme seçeneğinden yararlanan mükelleflerin, taksitlerini süresinde ödemeleri gerektiğine işaret eden Maliye Bakanı Şimşek, 2012 yılında yapılacak taksit ödemelerinin ilkinin, ocak ayına rastladığını ifade etti.

'2012'DE, 6 TAKSİT ÖDENECEK'
Şimşek, yapılandırılan borçlara karşılık, 2012 yılı içinde 6 taksit ödemesi öngörüldüğünü belirterek, 2012 yılının ilk, yapılandırmanın 5'inci taksitinin son ödeme gününün, 31 Ocak 2012 tarihi olduğunu bildirdi.
Bakan Şimşek, ''Yapılandırma hükümlerinden yararlanma haklarını kaybetmemeleri için mükelleflerimize, taksitlerini zamanında ödemelerini tavsiye ediyorum'' dedi.

MTV'DE DE 31 OCAK, SON GÜN
31 Ocak 2012 tarihinin, aynı zamanda Motorlu Taşıtlar Vergisi ilk taksit ödeme süresinin de son günü olduğunu hatırlatan Şimşek, ödemelerin, vergi dairesinin yanı sıra, vergi tahsilatına yetkili bankalara yapılabileceği gibi, Gelir İdaresi Başkanlığının internet sitesi üzerinden kredi kartı ile de yapılabileceğini bildirdi.
Şimşek, süresinde ödenmeyen tüm kamu alacaklarında olduğu gibi Motorlu Taşıtlar Vergisinin de süresinde ödenmemesi durumunda, gecikme zammı ile birlikte 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre, haciz dahil olmak üzere, her türlü icrai işlemle tahsil edileceğini de sözlerine ekledi.








HANDSOME 31 Ocak 2012 01:32

31/01/2012
 
http://img.internethaber.com/news/580x385/3323.jpg

Kentte kar yağışı salı ve çarşamba günleri de aralıklarla etkisini gösterecek. Hava sıcaklıkları kar yağışının etkisiyle 3 ve 5 derece azalırken, kuvvetli rüzgarla don ve buzlanma bekleniyor.

Hava sıcaklığının bugün için en düşük eksi 1 derece, en yüksek 2 derece, salı günü en düşük eksi 2, en yüksek 1, çarşamba günü en düşük eksi 1, en yüksek 1 derece olması bekleniyor.
Perşembe gününden itibarende İstanbul'da parçalı bulutlu hava etkili olacak. Kar yağışı perşembe günü sıcaklıkların artmasıyla etkisini yitirecek.
'KIRMIZI ALARM'

Bu arada, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM), kar yağışı nedeniyle ''sarı'' alarmdan ''kırmızı'' alarma geçti.
Belediye ve Karayolları ekipleri, yollarda tuzlama çalışmaları yapıyor.
FIRTINA TRAFİĞİ FELÇ ETTİ

TEM Silivri - Çatalca bölgesinde yoğun kar yağışı nedeniyle trafik durma noktasına geldi.
Avcılar gişelerinden itibaren trafiğe kapanan TEM otoyolu, kazanın kaldırılmasının ardından açıldı. Ancak şu sıralar da Kınalı mevkiinde yoğun kar yağışı nedeniyle TEM'de trafik ilerlemiyor


Efulim 8 Şubat 2012 14:50

Saldırıya uğrayan savcı hayatını kaybetti
 
Saldırıya uğrayan savcı hayatını kaybetti

Geçtiğimiz gün silahlı saldırıya uğrayan Doğubayazıt Cumhuriyet Savcısı Hakan Kılıç yaşamını yitirdi.

ANKARA - Ağrı'nın Doğubayazıt ilçesinde silahlı saldırıya uğrayan Cumhuriyet Savcısı Hakan Kılıç, tedavi gördüğü Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde vefat etti.
Hastane yetkililerinden alınan bilgiye göre dün akşam saatlerinde durumu ağırlaşan ve bir kaç kez kalbi duran Kılıç, bugün sabah erken saatlerde hayatını kaybetti.
Ağrı'nın Doğubayazıt ilçesinde görevli Cumhuriyet Savcısı Hakan Kılıç, 5 Şubat tarihinde kimliği belirlenemeyen bir kişinin silahlı saldırısına uğramıştı.


Efulim 13 Şubat 2012 10:50

MİT krizinde savcı soruşturmadan alındı
 
MİT krizinde savcı soruşturmadan alındı
MİT'çileri ifadeye çağıran Savcı Sadrettin Sarıkaya soruşturmadan alındı. Sarıkaya'nın yerine iki isim görevlendirildi.

http://media1.ntvmsnbc.com/j/NTVMSNBC/Components/ArtAndPhoto-Fronts/SectionsThumbnails-TSM-Colorbox/_Cover/120211-hakanfidan.hlarge.jpg
MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın ifadeye çağrılması krize neden oldu.

İSTANBUL - MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın ifadeye çağrılmasıyla başlayan krizin dördüncü gününde önemli bir gelişme yaşandı.MİT Müsteşarı Fidan ve 4 MİT'çiyi ifadeye çağıran Savcı Sadrettin Sarıkaya soruşturmadan alındı.
KCK soruşturmasında Savcı Sarıkaya'nın yerine iki savcı görevlendirildi. Bu isimler özel yetkili savcılar İsmail Işık ve Adem Özcan. Özel yetkili savcı Bilal Bayraktar da eklenince KCK dosyası için üç savcı görev alacak.
İş bölümü yönergesine göre başsavcıya bilgi verilmesi gerekiyor. MİT'çilerin ifadeye çağrılması haberi geldiğinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı 'benim haberim olmadı' demişti. Soruşturmanın gizliliğinin ihlal edilmesi ve kritik bilgilerin medyaya yansıması nedeniyle başsavcı yetkisini kullandı ve Savcı Sarıkaya'yı KCK soruşturmasından aldı.

SARIKAYA: GÖREVİMİZİ YAPTIK
Savcı Sarıkaya yaptığı ilk açıklamada "Başsavcının takdiri, biz görevimizi yaptık" dedi.

KCK SORUŞTURMASINI YÜRÜTÜYORDU
MİT mensuplarını ifadeye çağıran Özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Sadrettin Sarıkaya, Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar ile birlikte terör örgütü PKK'nın şehir yapılanması olduğu iddia edilen KCK'ya yönelik soruşturmayı yürütüyordu.
Söz konusu soruşturma kapsamında eski BDP Milletvekili Fatma Kurtulan ve eski DEHAP Genel Başkanı Tuncer Bakırhan'ın da aralarında bulunduğu 31 kişi 17 Ocak'ta tutuklanmıştı.

HSYK: İSTANBUL SAVCILIĞI'NIN TASARRUFU
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Birinci Daire Başkanı İbrahim Okur, Fidan'ın da ifadeye çağrıldığı soruşturma dosyasının, özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Sadrettin Sarıkaya'dan alınması işleminin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın bir tasarrufu olduğunu söyledi.

GÖREVDEN ALINAN MÜDÜRLER ANKARA'YA
Öte yandan İçişleri Bakanlığı kararı ve İstanbul Valiliği tebliğiyle hafta içi görevden alınan İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürü Yurt Atayün'ün Emniyet Genel Müdürlüğü Emniyet Kontrol Komuta Merkezi'ne, İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Erol Demirhan'ın Ankara İstihbarat Daire Başkanlığı emrine, Terörle Mücadeleden Sorumlu İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Ali Fuat Yılmazer'in ise Ankara Polis Akademisi'ne atandığı belirtildi.


Efulim 14 Şubat 2012 02:22

İnsan Hakları Gözlem'den Türkiye'ye Eleştiri
 
İnsan Hakları Gözlem'den Türkiye'ye Eleştiri
Sinclair-Webb “Hükümet kişilerin haklarını korumak için hukuk reformları yapma konusunda samimiyse, tasarıyı tekrar gözden geçirmeli, eksikleri tamamlamalı ve sorunun tamamını halletmelidir” dedi.

İnsan Hakları Gözlem Örgütü bugün yaptığı açıklamada Türk hükümetince yürürlüğe sokulacak kapsamlı yargı paketinin ifade özgürlüğü ve keyfi gözaltı uygulamalarıyla ilgili temel sorunlara çözüm getirmediğini bildirdi. Mermezi New York'taki örgütü, hükümetin Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu'na gönderilen yargı tasarısının Mart ayında yasalaşabileceğine dikkati çekti.

Kapsamlı yargı paketi Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi’nin sert eleştirilerinin ardından gündeme geldi. İnsan Hakları Gözlem Örgütü'ne göre, pakette, yargılanan gazeteci sayısının azaltılmasını ve Terörle Mücadele Yasası uyarınca yayınların 15 ila 30 gün süreyle durdurulmasına son verilmesini hedefleyen önlemler bulunmakla birlikte, keyfi gözaltı uygulamalarıyla mahkeme öncesi yaygın tutukluluk sorunlarını yetersiz bir şekilde ele alıyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Türkiye araştırmacısı Emma Sinclair-Webb “Türkiye’nin büyük çaplı insan hakları sorunlarını giderme konusunda bu reform paketi vitrin süslemesinden çok daha güçlü bir etki yaratamayabilir” dedi. Sinclair-Webb “Eğer hükümet reform konusunda ciddiyse çok daha cesur davranmalı ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan yasaları iptal etmeli veya açık olarak yalnızca doğrudan şiddete tahrik edenler için uygulanabilecek biçimde sınırlamalıdır” diye konuştu.

88 maddelik paket insan haklarıyla ilgili hükümlerin yanı sıra idare mahkemeleri, mali düzenlemeler, iflas ve yolsuzluk gibi çeşitli konularda önemli değişiklikler getiriyor. İnsan Hakları Gözlem Örgütü bu değişikliklerin Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği’nin tespit ettiği ifade özgürlüğünün kısıtlanması ve adil yargılama sorunlarını gidermede büyük ölçüde yetersiz kalacağını savundu. Bu kaygılar son olarak Avrupa Komisyonu’nun 2011 Türkiye İlerleme Raporu'nda ve Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammarberg’in Temmuz 2011 ve Ocak 2012 tarihli raporlarında da vurgulanmıştı.

İnsan Hakları Gözlem Örgütü değişiklik önerilerinin gazetecilere ve Kürt haklarını savunan aktivistlere karşı kötüye kullanılan terör yasalarında iyileştirme getirmediğini söyledi. Paketteki maddelerden biri mahkemelerin gazetecilere yönelik savcılık soruşturmalarının ya da gazetecilere verilen cezaların, iddia edilen suçu tekrar etmemeleri koşuluyla ertelenmesine olanak sağlıyor. Ancak İnsan Hakları Gözlem Örgütü'ne göre, bu koşul bir tür sansür anlamına geliyor.

Yasa taslağında basın özgürlüğünü korumak için atılan en somut ve olumlu adım Terörle Mücadele Kanunu’nun 6/5 maddesinin iptali. Bu yasa savcılar ve mahkemelerin “terör örgütü propagandası” yapmakla suçladığı gazete ve dergileri 30 güne kadar kapatabilmesine izin veriyor. Son yıllarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye’yi mahkum eden kararlarında bu uygulamanın sansür anlamına geldiği ve ifade ögürlüğünün ihlali olduğu tespiti yapıldı.

Gözaltındaki sanıkların haklarının korunmasını amaçlayan bir diğer olumlu tedbir de hakimlerden tutuklama ya da dava öncesi ve sırasında tutukluluğun devamına ilişkin kararlarında, sanık hakkında neden kefaletle bırakılma veya tahliye kararı verilemeyeceğinin somut delillerle gerekçelendirmelerinin istenmesi. Bu adım, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında defalarca eleştirilen gerekçesiz gözaltı süresinin uzatılması kararı verilmesine cevap veriyor.

Bir diğer değişiklik ise yasanın kapsamı genişletilerek azami beş yıl hapis cezası öngören suçlarla ilgili davalarda tutukluluk yerine adli kontrol altına alınmasını öngörüyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü bunun Türkiye’de yaygın olan, özellikle de daha hafif terör suçlarıyla itham edilenler için uygulanan yargılama öncesi tutukluluğu azaltacağını söyledi. Ancak bu tedbir şiddete karıştığı ya da şiddet eylemleri planladığına dair herhangi bir kanıt olmaksızın silahlı örgüt üyeliği suçlaması (TCK madde 314/2) nedeniyle beş ila on yıl hapis cezasıyla karşı karşıya kalan gazeteciler gibi yüzlerce kişinin durumunu değiştirmeyecek.

Gazeteci ve editörlerin haksız olarak sağlam bir dayanağı olmadan yargılandığına dair uluslararası eleştirileri gidermek üzere hazırlandığı anlaşılan bir başka değişiklik yasası taslağı “31 Aralık 2011 tarihine kadar basın yayın yoluyla ya da benzer düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş” suçlardan dolayı dava ya da kovuşturma ile ve cezanın infazının ertelenmesinin yolunu açıyor. Ama bu hüküm de silahlı örgüt üyeliğiyle suçlanan gazeteci ve editörlerlerin faydalanamayacağı bir değişiklik.

Sinclair-Webb “Düşüncelerini ifade ettiği için haksız yere kovuşturmaya uğramış birine önündeki üç yıl içinde sessiz kalması halinde suçlamaların düşeceğini söylemek oldukça sansüre benziyor” diyerek, bu yasa değişikliğinin sadece gazetecileri değil, şiddet içermeyen sloganlar attıkları için sıklıkla gözaltına alınan göstericiler dahil, tüm vatandaşları kapsadığının açık olarak belirtilmemiş olduğuna dikkat çekti.

Yasa tasarısı Ceza Kanununun iki maddesinde belirtilen suçlar için cezaları da indiriyor. Sinclair-Webb cezaların indirilmesinin kötü kullanılan bu maddelerin yarattığı sonuçların giderilmesine faydası olacağını söyleyerek “Ama hükümet sorunun temeline inip yasaları yalnızca terör fiillerine doğrudan katılmış kişiler için kullanılacak şekilde sıkılaştırıncaya kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’yle sorun yaşamaya devam edecektir” dedi.

Sinclair-Webb “Hükümet kişilerin haklarını korumak için hukuk reformları yapmak konusunda samimiyse, bu yarım önerileri tekrar gözden geçirmeli ve sorunun tamamını halletmelidir” dedi.



Saat: 20:38

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık