![]() |
Bir El Dokunuyor Bana Düşüncelerimde tek kişi var Bütün gün onunlayım Birtakım sorular yöneltiyorum ona Söyleşiyoruz... Yüzler asılıyor aradabir Bazende kahkahalarla gülüyoruz Sonra, alışkanlıklar dışındakilere eğiliyorum Bir sigara yakıyorum Üflüyorum dumanını, tüm hasretleri giderircesine... Dalıp gidiyorum, uzaklaşıyor benden o Elimi kaldırıyorum durması için Bağırıyorum avazım çıktığı kadar, duymuyor... Bir el dokunuyor bana ''Hey uyuma! karadenizde, gemilerin mi battı? '' Kendime geliyorum Hemen zulamı açıyorum Kurdugum düşün bitmemesi için, devamını getiriyorum Okuyorum bana yazdığın dizeleri tek tek... Hepsi içten,sıcacık dizeler Fotoğrafın geçiyor elime... Hepsi benimle konuşur gibi, canlı,sevimli ve güzel... Yine bir uyarma, yine bana dokunan bir el ''Yeter'' diyor ''Kaçıncı kez onun mektuplarını okuyuşun, resimlerini onunla berabermiş gibi inceleyişin'' Yüzüne anlamlı bakıyorum dostumun ''Haklısın sen hiç böyle sevmedin, bilemezsin böyle tutkulu olmayı'' diyorum ve sana yazacağım mektubun, başlığını atıyorum...Sevgili... Burhan Kıran |
Gizli Düş(üm) Ey! acının yanık tenli çocuğu; Hüznümü doldurduğum odalardan süpürüyor, Acı çığlıklarımı, Sandıklara koyup, anahtarını atıyorum. Aç yüreğini buzlarımı erittim, Kör sevdaları kurşunladım, Yalınayak dizlerim yaralı sana koşuyorum. Suskularımı , yeminlerimi bozdum yolunda. Beşinci Cemrem aşk düşür toprağıma. Bana aşkı öğret dilimde türküm olsun. Sevdayı öğret dilden dile dolaşsın. Masallar anlat düş(lere) benzeri. Sevmeyi anlat hadi büyüt beni... Ey! kekik kokulu yarim; Gökkuşağını çal evvel zamanlardan. Yıldız topla saçlarıma hiç sönmeyen. Bahar getir zemheride. Gül(ler) ser sol yanıma. Gizli düş(lerimizde) bir dünya kur. İlk söz(ün) son söz(ümüz) "SENİ SEVİYORUM" olsun... Berati Yüksel |
Çocuk Olmak Çocuk olmak, Bir kuşa benzer. Kuşlar gibi özgür, Kanatlıdır çocuklar... Çocuk olmak, Bir balığa benzer. Balıklar gibi narin, Sevimlidir çocuklar. Çocuk olmak, Bir ata benzer. Yemyeşil kırlarda, Koşar, oynar çocuklar... Çocukluk,çocukluk, Ne mutludur çocukluk. Heyecanlı ve neşeli, Ne güzeldir,çocukluk.. Muhammed Taha Balkıs |
Yenik Savaşçı Sahne 1 Ölüm vaktiydi, şiir gibiydi; h/er meydan aynıyla vakiydi; hırsla ileri atıldı savaşçı, kazanmak için mi?.. Her savaşın bir kaybedeni olacağından, kazanmak sadece çabuk bozulan bir oyuncaktır. Ve oyuncak bozulduğunda, yenisine sahip olsun diye birileri, başka birileri kaybedecektir. Ve yine her kaybeden yeni bir oyuncak için meydanlara inecektir. Meydanlar savaşmak içindir. Savaşlar KAYBETMEK İÇİN... Sahne 2 Şiir vaktiydi, tam vaktiydi; öncesiyle vakiydi; gözünden ok yemişti yenik savaşçı, gördükleri için mi?.. Okuduğunuz bu saçmalar, acıtan bir ironinin sezdirici şifreleridir. Gördükleri için gözlerini kaybedenler ile gözlerini kaybettikleri için görenler aynı safta artık. KAYBETMEK İÇİN... Her kaybediş sadece kaybediştir! K a h k a h a l a r k a h k a h a l a r k a h k a h a l a r v e s o n . . . Zafer GÜN |
Aylardır tek satır yazmadım küskünüm kağıtla kaleme bir gölge gibi kaçıyorum senin olduğun bu şehirden seni hatırlatmasın diye en küçük bir anı derin kazıyorum mezarımı elveda dostlarım,aşklarım ölümü sırtlanmak değil midir unutmak kayıtsız sevdiğin kadını. Musa MENEKŞE |
Saçları Söğüt Salkımlım Sorsam seni yıllara Neler söyler ki bana Senden bir haber,verirmi aceba Sen sağlığını O eski ihtişamlı gençliğini Alımlı bakışlarını Çıtıpıtı gençliğini söylermiydi aceba Bildiğin gibi hiç değişmedi dermiydi bana Mutlu edermiydi beni Seninle mutlulu olduğum gibi Saçların söğüt salkımı Kaşların,gözlerin hala ilk gördüğüm güzelikte Beden dilin konuşurmu senden önce Seni seviyorum dermi İlk tanıştığımız bahar mevsimi güzelliğinde Kamil Söylemez |
Harf Harf Alfâbem İstanbul Elif ıhlamur ağacının altında hafîf bir rüzgâr ......................../ birimiz zikir hâlinde ......................../ birimiz seyir âleminde salınıp duruyoruz aşkın medcezirinde sonsuzluğun eşiğinde ........................bize eşlik eden bir şarkı: ‘çok geç kalmışız canım vakit bu vakit değil eski radyolar gibi çatıya saklanmış aşk’ izbe yerlerin zulmet kokan hafakanları gelip tahtını kurar ellerin boşluğunda ömrü uzayan ölümler filizlenir Heybeli’de ah! ne eyleyeyim ben, şimdi şiirler mensûr şimdi kırgınsın bize, yangınsın içimizde sâhiplenmedik seni ......................../ teyakkuzda ekâbir dargınsın ey içime kümbetlenen azîze vakit çok geçmiş değil soylu hânedan için dâim ağlamaklıdır Leylâ, perçemi nemli hiçbir diken, süs diye takılmamıştı güle ......................../ yine de yakışıyordu büyük aşkın virandır akıttığı gözyaşı gizem saklı surlarda, durur hâlâ ab-ı sevda hâlâ sana sevdâlı ezelden güneş ve ay ah! ne saâdet dünyâ gözüyle Hüdâî yol; ................................................/ ateşe serinliği ......................../ suya dinginliği öğretiyordu çizdiğim resm-i yârdır Gerdan’ından akseden sâkî! bana bir bâde sun aşkın şarabından ......................../ kendinden geçsin bu dingin dudaklar şâirin sesine ses katsın renkli Alfâbe’m say ki unutmuşum kelâmı ......................../ unutmuşum kırılan her kalemi / beni de alfâbende bir elif say Be adım adım elleri çıkar, öpmek içindir ................................................Koca Sinan’ı çizgi çizgi elleri değiyordu Hattat’ın ........................…öperek Bâb-ı Âli’yi / harfler secde ediyordu sînelerde kaldırım yalnızlığında Hırka Cihangir’deki hüzün kuşatırdı göğümü ve bir anne duâsı kadar içten olurdu ................................................Sadâbâd kutlu bir şehzâdenin yangın suskunu dili ‘ya o beni alır, ya ben onu’ der Beyzâde’m ensar niyetlenmişti de gelin olunan Fâtih ................................................yüzgörümlüğü fetih hem ne yakışıyordu sancağım Ulubatlı’ya sancılı bir yağmurun dokunduğu intizâr saçlarında günlerin yorgunluğunda duran ................................................bir şehrâyin muştusu Beyoğlu nâr, Üsküdar yâr, revnak Çamlıca’da gülüşün kadar sıcak olurdu her münâcât ........................ - Yûşâ Tepesinde duâ - sonsuzluğa kayan aşk Sirkeci’de vedâya ................................................dönüşüyordu evvel şaşkınlık, sonra savurduğun telâşım görmeden denedimse de kâtil özlemlerini ................................................diriltmemeyi büyüdü şol sevdalar, kelimeler bendegân bir tezyin, bir tezhip, bir nakıştır kalpte Vefâ alıp götürür beni, okşar ruhumu neyzen Te saraylara kâh kumru, kâh güvercin konardı leylak halkalar zarîf, zerrîn, nârin olurdu nâzenin işlemeli, cumbalı evler virân ........................Ayasofya mahkûm ........................Topkapı serâzâd tiran istilâsında yıkılmıştı pâyitaht fayton kıvrımlarında uzayıp giden yollar ......................../ kuytudan kalabalığa ......................../ kesretten duldalığa bendenin zebânı mı Hak, zebûnu mu beşerin ........................bir dirhem iz’ân ya Rab! sağ yanın şark, sol yanın garp; gece ile gündüz Mihmandâr’da her adım maverâ sohbetleri unutturup dünyayı öteyi ifşâsıdır haberler uçuran her güvercin, şâhit olup ........................döker en mahrem sırrını Harem’in ........................ ve sırra kadem aşkını Hürrem’in şâir susarsa eğer kim anlar ki dilinden hiç bu kadar âşikar değildi ağlayan ney ikindi yağmurunda ıslanır münbit heyben ellerimle yıkarım, iki yakanı senin ......................../ okşasın parmak uçlarım bana mısın demeden ışırsın sabah akşam köprülerin altına hoyratça düşen çocuk: ................................................seni biz düşürdük ……. Sin kaç bin yıldır görünen cemâlin Yûsuf’a ayna ‘su uyur’ surlar nöbette gizemli nazarıyla / açılsan on asırlık bir buz dağı çözülür / açılsan çağ sökülür, yaprak yaprak çan sesi ................................................dökülür içini bir Fâtih’e açabilmiştin ancak ........................gece gündüz, elli üç gün / bilâ-fâsıla sabrı öğretiyordun kızıl renge boyanmayı suya, toprağa aşkı hercaî hayâllerin son şaşkın bakışında bir dev/in, hayâlinin ırağındaydı fetih başladı mı, bitti mi suskunluğu şâirin ve kana kana biter susuzluğu Fâtih’in Kız Kulesi şaz, Eyüp niyâz, naz Emirgan’da Yedi Tepe’nde işte en havadar Kanlıca nefesler susturulmuş Prensler Adası’nda koyu gölgesinde her Çınar’ın saklıdır keder sükûnet lügatlerde, devinirken çığlıklar ......................../ el ele tutuşur nârâ ve nidâ ses veriyorum suyun hayat kokan sesine acılardan sevince, erinçlerden kedere yırtınan gelgitlerde, dinginleş artık n’olur hangi sırra gark olur tende süveydâ-yı kalp arzuhâlimi mâzur görsün divân-ı hümâyûn hece hece yitirdim, harflerde arıyorum ................................................kaybettiğim izleri sen gelirsen naz biter, sen gidersen haz biter karşılıksız sevda yok, biter nihâyetinde kâim olduğunu her dîl/de, görebilseydi lâl olurdu Aslı… ve Şirin’de başka ahval ve ezelden masalmış Leyla’yla Mecnun aşkı ……. Nûn elvan elvan lezzetler resmeder ressâm hayat yeniden başlar mehtaplı gecelerde her vapur kalkışında eller askıda durur ........................biraz daha / yutkunur deniz kalpler beraber gider, gidemese de beden uzaktan uzağa bir akşam selâmı kalır yummadan gözlerimi dinlemeliyim seni zülfünü suya çalan tek dilberdir martılar kimine göre hüzün, kimine göre efsûn ........................umuttur beyaz sayfalardan taşıdıkları ........................kendi rengine benzer her şey neden uçtuklarını su üstünde, sormayın kaybettikleri bir şey mi var bulamadılar haberler uçuruyor, havâdis alıyorlar ................................................/ hülâsâ Haydarpaşa Garı’nda ne çok anlamsız bakış pususunda bekleyen inkisâr-ı hayâller anbeân gelip çarpar mahzun bir yığın yüze Hisar’lar kırgın, yılgın Beylerbeyi, utangaç ........................yaz akşamlarında muzdarip Kadıköy daha ‘küçüktüm, çocuk değildim... aşıktım’ ben intiharlara şâhit olunca Boğaziçi siliverir dalgalar… ve ölüm çığlıkları ........................yankılanır dilimde: ........................‘keşke toprak olsaydım’ Vav bir hattatın elinden çıkar gibi işveli ölümsüz bir çiçeğin kokusu yayılmakta eksiğim biliyorum, tamamlıyorsun dâim sende ağlamıyorum karanlığa, leyl başka ........................nehâr oluyorsun bana / mâsivâ mavi gözlü sevgili, ey rüyaların kızı nereye baksam, senin ikliminden bir rüzgâr sevginin gül kokusu, âhuzarı çiçeğin şehadet ederim ki güneşin ışığı ve dolunayı gecenin senden yanadır, inan. burçlarında hâlâ bir Akşemseddin duâsı erbabına bıraktık; Itri başlar nağmeye Haliç’te martılarla her sabah kahvaltı var ........................kim der Yalnız Servi’ler her şey revândır sana, sen kalender süedâ sen yine el değmemiş Meryem bakireliği ........................lâkin doğurgan billur belde en güzîde kelâmın ıtır neşîdesiyle: ........................‘beldetün tayyibetün’ ........................kutlu zafer müjdesi sıcak yürümeleri bir çınar serinletir görürsün, bütün yollar birleşir Galata’da orada bir Hezarfen alıp götürür sizi gökyüzünden temâşâ mâziyi ve bugünü ......................../ sonra nesl-i âtiyi ……. Lam-elif kalabalığı teskîn eden sandallar yüzer ........................denizin orta yerinde yüzlerinde yorgunluk, ellerinde bir umut ........................kaptanların, balıkçıkların hangi tarafa baksam, senden kalan buhurdân bir hıçkırık yayılır çılgınca dizelerden kim tutar bir şâirin şuh yadsımalarını mahzundur Ayasofya, âteş-i aşkında gam uzaktan uzağa bir ezan, bazen Bilâl’dir ........................kulaklarda tutunan ses bazen Dâvût sesinde oturur her yüreğe devr-i sâbıkta huşû, bize mi kaldı özlem Karacaahamet; kutsal ma’bedi ölülerin geceyi konuşturan şimdi kırık iskele Nef’î’nin susturulan sesinde Sihâm-ı Kazâ bana kaldı anlatmak aşkın derinliğini kıskanıyordu Bâbil küçülen her adımı ........................-Sahaf’larda, Mısır Çarşısı’nda- yer ve gök arasında hummâlı yolculuklar ne kelâm ki karşımda evrenin sonsuzluğu gülüşünde bin bir renk, takılmak için durur ........................yığınla insan gürûhuna meydanda arz-ı endâm, şâiran artık susar sana sınırlı, sende sınırsız rûz-i yeldâ ......................../ ismiyle müsemmâ Der/saâdet ıhlamur çiçek açar, sonra hafîf bir rüzgâr ......................../ birimiz salınmaktan ......................../ birimiz korkar yutkunmaktan öylece duruyoruz aldırmadan zamana işte ‘okudum harf harf alfabem İstanbul’u’ ........................‘doymadan tekrar tekrar ........................biz sevdiceğim yeniden’ susunca şâir, susuz kalır buyurgan kadın ‘ben derim utanma iftihar et sevmeyenler utansın aşksızlığa mahkum edildiysek bu dünya yansın’ ... .. . Zafer ŞIK |
Çok huzursuz bir geceydi Yüreğim parçam parça Yıkıntılarımı toplayamadım dağınık kaldım Gözyaşlarım hala yanaklarımda Gözlerim çok acımakta Bir şeylerin izi kalmış Silmeye çalışırken Tuzlarınla yıkadım yüreğimi Yaralı bir yürek Tuz mevsiminde çok acır Acıdıkça susarsın Sustukça büyürsün işte nedim hüdaşah berkay |
belki herkesin babası çıkamayacak hapisten ve belki onlar uçamayacak gümüş bir kuş gibi sevinçten bir zaman daha belki yaylım ateşlere düşecek en çocukça düşlerinin yolu belki bir zaman daha gözlerini ısıra ısıra ıpıslak bir bulut gibi yürüyecekler duvarlar boyu ve felaket şundan emin ol ki güzelim çocuk kollarının ucunda sıkışan dehşetli masum o iki yumruk alametidir kopacak kıyametin Nevzat Çelik |
bir şiir yazıyorum sensizliğe yaşlı ellerimde düş yellerine s. dileklerimden dökülen sevgiye gözlerimde buluştugun maviye sensizlikte yüregim narin derin derin hayallerin serinligin gündüzden alıp geceye sürdügün dökülen yaşlarım günlügüm vazgecilmez akşamlarım sürüklüyor karabasanları içimde kaktüs dikenleri bitmeyen sızılarım avuntu gelemedim yaşımdan dokunamadım aşkım sana yanı başımda hayallerin her yanım zerzele telaşım alışmaya calışırken seni hiç unutmadım gittigin günü sevdiğim seviştigim günleri sensizlik ölüm gibi sevdiğim bir şiir anıyorum senden sensizligi besteledigin günden aşk taneleri gibi soguk sıcak dokunası hayattan günlerimizden ne kaldı geçmişten götürebildiğin bıraktın beni divane gelecege güne hadi gel desem hüzün yeri günüm yerlerden yel alır beni ve uçurtma günlerimizi... ali baskı |
| Saat: 13:24 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık