MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

MaLiNBeR 2 Mart 2007 00:06

Çanakkale Şehidlerine

Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,

- Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,

Ne hayasızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle "bu: bir Avrupalı"

Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!

Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer
Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.

Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,
Osrtralya'yla beraber bakıyorsun; Kanada!

Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk.
Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk.

Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela...
Hani tauna da zuldür bu rezil istila...

Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil,

Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrarı! hayasızcasına,

Maske yırtılmasa halâ bize affetti o yüz...
Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz.

Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbab,
Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.

Öteden saikalar parçalıyor afakı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'makı;

Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin.

Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam.

Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer
O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.

Saçıyor zırha bürünmüş de o namerd eller,
Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.

Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.

Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman o orduyu seyret ki, bu tehdide güler!

Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?

Hangi kuvvet onu, haşa, edecek kahrına ram?
Çünkü te'sis-i ilahi o metin istihkam.

Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;

Bu göğüslerse Huda'nın ebedi serhaddi;
"O benim sun'-i bediim, onu çiğnetme" dedi.

Asım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.

Şuheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rukü olmasa, dünyaya eğilmez başlar,

Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.

Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhid'i...
Bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

Sana dar gelmeyecek makber'i kimler kazsın?
"Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın.

Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab...
Seni ancak ebediyetler eder istiab.

"Bu, taşındır" diyerek Ka'be'yi diksem başına;
Ruhumun vayhini duysam da geçirsem taşına;

Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle;
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;

Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsan oradan;

Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına;
Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,

Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;

Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına.

Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultanını Salahaddin'i,

Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...
Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,

O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;

Sen ki, a'sara gömülsen taşacaksın... Heyhat,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...

Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.



Mehmet Akif Ersoy


Misafir 2 Mart 2007 00:10

Kekre
Ve inecek gece kelimelerin öldüğü yere
Önce noktasız suslu puslu cümleler
Sonra talim
Arap atı terinde haya

Bir boran, bir dağ, bir zell gömülecek
Bir çifte patlayacak ardından
Bir aksak söz düşecek
Kekeme dile, kekre

Hey keke, şunu bil
Dilinden ısırgan emen arı
Yaban da olsa dönecek kovanına
Diken bal dudak yoğuracak

Buse pare pare keke

Elif ŞAHİN



arwen 2 Mart 2007 00:17

Uykularıma gelme
Gelme ki sabahlarda acımasın içim
Gelme ki yokluğunda üşümesin tenim

Uykularıma gelme
Gelme ki heyecanıma yenilip elim gitmesin sesine
Gelme ki kan ter içinde gözyaşıma dönmesin yastığım
Gelme ki rüyalarım varlığına sevinip güne küsmesin

Aslında…
Uykularıma gel
Yokluğuna alışmak yalanım
Gel ki yerin boş kalmasın
Gel ki sevdiğim, kalbim çapsın



gözde hatiboğlu


Misafir 2 Mart 2007 00:35

Yadigâr


gittin ya! geçmişin kadife kutularında kaldı lavanta kokulu hatıran
uyanmadı bir daha güneşe gecelerin tuzlu kirpikleri.. uyanamadım
kıvıl kıvıl seher esintisiyle sabahların boynundan öptüğü güzelliğine

kıvamlanan bir deli hasretti de büyüdükçe büyüdü sürgit akışımda
dolu dizgin çoğaldı boz sıkıntılı yokluğunda tek başınalığımın acısı
avaz avaz çöktüm dizlerimin üstüne duvarlara sürtünürken nefesim

gittin ya! ne yüreğim avuntu avına çıkmasını bildi ne titreyen ellerim
sürgünü oldum yağmurların dinmedi peşinsıra gözlerimde sağnağı
yokluğundu kıyamet kuşluk sevincini dolanmadı bir daha serçelerim

lavanta kokulu hatıra kutularında kaldı papatya saçlı düş mevsimleri
ağlıyorsam anla çocukluğuma ver. acıtıyor,eksiliyorum parça parça
şair çıkmazında yarım kalmış şiir gibi tamamlayamıyorum kendimi

hazan sarmış akşam safalarını, yüzü düşmüş menekşelerin bereli
İstanbul'un gözleri üşümüş sensizlik kıyımında boynunda bir zaman
yaprağı dökük insan vakti sinemde dört yol ağzı asılı bebek patikleri

gittin ya! tedirgin iyi su, aşksız bütün güvercinler döşümde sarı sancı
kanaryanın gam makamında ölüşüdür sevdalı kucağımdaki bu ayrılık
seninle kaldı gülen geçmişim, geleceğim yok şimdi.. yüzüm hıçkırık

S.Sevinç YILDIZ


arwen 2 Mart 2007 00:44

Gözlerini her gördüğümde
Kelimeler kanatlanıyor
Takat kalmıyor dilimde
Kelimeler uçup gidiyor
Kelebekler misali,
Beynimden kelebeklerle

Oysa anlatacak okadar çok şey varki

Bir dönse dilim
Güneşin anlamı kalmaz
Gözlerinin feri varken
Gözlerinle doğar günlerim
Güneş herkes için batarken


Dilime prangalar vurdum..
Müebbet susmaya mahkum...





bilal toy


Nephthys 2 Mart 2007 00:53

<FONT face="Comic Sans MS"><FONT color=#000000><FONT size=+0>


http://www.antoloji.com/siir/media/09/www_antoloji_com_546509_90.JPG
ANLADIM GİDİYORSUN...
BİLİYORUM...
SENİ ZORLA TUTAMAM...
SENİ SEVİYORUM,
GİTME DİYE YALVARAMAM...
AYAKLARINA KAPANAMAM...
YÜREĞİNE KELEPÇE VURAMAM...
SÖNMÜŞSE SEVDA ATEŞİN,
TEKRAR YAKAMAM...


http://www.antoloji.com/siir/media/09/www_antoloji_com_546509_90.JPG
MADEM GİTMEK İSTİYORSUN GİT.
ARDINDA GECE SAÇLINI DEĞİL,
PARAM PARÇA BİR YÜREĞİ,
KANLI BİR ÇİFT GÖZÜ,
DUDAĞINDA SON NEFESİ OLAN
BİR KADIN BIRAKTIĞINI UNUTMA...
BU GÜN VAR,
YARIN YOĞUM BİLİYORUM AMA,
OLSUN...


http://www.antoloji.com/siir/media/09/www_antoloji_com_546509_90.JPG
SEN GİT...
DİK TUT BAŞINI...
SARI GÜLLERİNİDE AL YANINA...
GÜLÜN KOYU KIRMIZISINIDA...
SAKIN BANA BIRAKMA...
DÖN SIRTINI TÜM ACILARIMA...
CESUR OL...
O KARANLIK PENCEREYEDE BİR DAHA BAKMA...
GÜLÜMSE HERŞEYE İNAT KADERİNE...
BELKİ DİNDİRİRSİN ACINI,
AFFEDERSİN KENDİNİ,
BARIŞIRSIN KIRGINLIKLARINLA...


http://www.antoloji.com/siir/media/09/www_antoloji_com_546509_90.JPG
İŞTE...
ACIYA GÜLMEK NEDİR ÖĞRENDİK ÖMRÜM...
GÖZLERİMİZDEN YÜREĞİMİZE KAN AKA AKA...
BEN SANA YANARIM,SEN BANA ALDIRMA...
SÖKÜLÜRKEN TIRNAKLARI SEVDAMIN,
ÇEKERİM SESSİZCE TOPRAĞI SIRTIMA...
YAKARIM HER GECE BU YÜREĞİ HESRETİNLE...
İNADINA BEKLERİM SENİ...
HİÇ GELMEYECEĞİNİ BİLE BİLE...


http://www.antoloji.com/siir/media/09/www_antoloji_com_546509_90.JPG
HANİ GÜN OLURDA DÜŞERSEM AKLINA ANSIZIN...
BENİ SEVEN BİR KADIN VARDI DERSEN BURDA...
BİR GÜN ÇIKIP GELİRSEN MEZARIMIN BAŞ UCUNA...
ALTIN HARFLERLE SENDE YAZDIR ADINI,
MEZAR TAŞIMA UTANMA...
O ZAMAN SARI GÜLLERİDE EK TOPRAĞIMA...
EK Kİ,
MUTLU OLSUN...
EK Kİ,
SON DEFA HUZUR BULSUN RUHUM...
SENİ ÇOK SEVDİM ÖMRÜM...
SAKIN UNUTMA...



Yasemin Çağla Tekiner



arwen 2 Mart 2007 00:57

Hani kurumuş ağaçlar çiçek açardı
Hani ilkbahardın güllerle süslerdin her yanı
Hani kuşlar öter kelebekler uçardı
Her gönüle neşe verdin
Bir benim neşemi çaldın
Herşey bende hayat bulur derdinya
Uyuyan toprağa can verirdin hani
Canımı aldın

Gökyüzümü sandın yoksa gözümü
Bulutlara inat yağmur yağdırdın
Hani vadettiğin o güzel günler
Beni kandırdın

Al neyim varsa al acı bahar
Güzelliğini haram kıldım gözüme
Onu görmeyen gözlerim Kör saymışım ben
İstemem ne cızvıltını ne şırıltını
Onu duymayan kulağım sağırdır artık

Al neyim varsa al acı bahar
Kim demiş sana ilk diye sen sonbaharsın
Benim yüreğimi yaktın yüreğin yansın



adem ulutaş


Misafir 2 Mart 2007 01:01

bedreddin

birazdan gidecek, bedreddin
susacağız bütün, onu dinleyeceğiz, gittiğini
usul ve kıpırtısız
bir serçe kanat çırpar gibi
bir yaprak düşer gibi dalından
çıkıp gidecek birazdan.
bu erguvan beniz,
bu tertemiz pembe yüz bebe bakışıyla arafta
birazdan kızarır seher yeri sabahta
işte şu kapıdan, şafakla, bedreddin
kurtulup karanlığımızdan
çıkıp gidecek birazdan

birazdan gülecek, açıverecek erguvan…

ben bir tavşan uykusunda, kan ter içinde telaş içinde
rüyalarımdan seni çıkarmaya uğraşıyorum
en dipsiz kuyusundan çekiyorum kara gecenin
koparıp atmaya sesini senin
biraz da yazdıklarını, biraz da küstüklerini
susuyor musun
sus erguvan
sus
ezberledim, biliyorum sustuklarını

gün doğacak birazdan
işte gidiyor, ne dersen
kuruyup kararsın şimdi kızıl asuman
en azılı korkularımla çoğalan
kahır gecelerini zift kusuyor şimdi evren
gidiyor işte

heyhat! gün açmış ha, arz dönmüş?
kış boran zemheride hangi çiçek açacak!

ya sen erguvan, ya sen
hangi iklim nerede ne açacaksın
nereye savrulacak renginin mahur kokusu
ne ağır


kalk bedrettin uyan
bilsen o kalbimin ne muzır bir parçasıdır
her daim hazır,
her daim ah edip kanamaya

işte, gecikmiş bir serçe
göğün kapısında duruyor gibi
duruyor kapımızda tedirgin, tetik.
kanat oynatsa yüreklenecek
bir yüreklense uçacak
az sonra bedreddin
az sonra çıkıp gidecek

bedreddin ah bedreddin!
firak ezberliyoruz firak!
firak ezberliyoruz bedreddin
kahrı, kitab eyliyoruz!

Doğu BARAN


Misafir 2 Mart 2007 01:21



Yüzünün Yakıcı Senfonisinden


Hükümdar Leyla'ya bakarak dedi ki:
Mecnunun çöle düşeceği kadar güzel değilmişsin
Leyla yanıtladı:
Sus... Sen Mecnun değilsin ki! ...
....................................................................





akşamın
erguvan kanatlı kartalı
dağların ardına konduğunda
havada sevişme sonralarının hoşluğu
havada öpüşme kokusu
gölgesinin uzayan çimenine otursam iğdelerin
ve yüzünün yakıcı türküsünü söylesem bozkırlara
çığlığım uzar dağılır
çiçekler yavrular sesimde esen
kekikler dal uzatır hüznüme
bulutlar karışır-sular akışır
ki bilirim
sana söyleyeceğim tüm türkülerden
daha güzelsin sen...

gelişini düşlesem
bulutların akıl almaz rengiyle
gökkuşaklarıyla çizsem seni öpmeyi
duyulmamış masallar gibi bir şey işte
rüzgarlar evcilleşir
sana dair bir öpüş dokusam
gökyüzünün yamaçlarına
yüreğimin olanca ahengiyle

bozkırları çeviren mavi bakışlı dağlar
ve en çılgın dalgaları okyanusların
evcil birer binit olur
gelip durur suretinin önünde
ben çalsam da tüm renkleri
bahardan ve hüzünden
yine de sönük kalır çizdiklerim
yüzünün yakıcı senfonisinden
gözlerinin ummanından yakamozlar dökülür
boynunun kuğusuna dizdiğim dizelerime
gelir beklenmedik zamanlarda
yeniden hayat katar düşün
en yaralı gözelerime
yalnızlığın en mağrur zamanında
olmadık yerinde kederin
sonsuzda saman gibi savrulan ömrümün
anlamsız boşluğundan geçen
bir yıldız şarkısı düşün
düşün ki
kanayan süveydamın firari şarkısı
cellat ilmiği gecelerin muhalif kasırgası
yıldızlı gözlerinin önünde
köle kesilir sözcükler
sen benim dizelerimin aczisin

bütün türkülerimi söylesem
bütün düş gergeflerinde
sonsuza dokusam sesimi yağmurlarla
terazisi kırılmış yıldızlar gibi
paramparça dağılırlar hiçliğe
kuşkusuz
sen daha güzelsin tümünden



adnan durmaz


Nephthys 2 Mart 2007 01:25

DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN…..

Yokluğun,
çaresizliğin adıydı sanki
ve artık son istasyonuydu hayatımın,
Ölümün soğukluğu gibiydi sensizlik,
Yıkılan umutlarımın çıldırırcasına haykırışı
ve bitip tükenmek bilmeyen bir sevdanın adıydı, adın.

.............................................Ve adın,
.............................................soğuğun iliklere kadar işlediği gece yarılarında,
.............................................sabahlara kadar tek başına dolaşılan sokakların
.............................................ve körkütük masalarında
.............................................sabahlanan meyhanelerin adıydı, adın.

Yokluğunda,
hayat hiç tebessüm etmedi ki bana,
Etseydi zaten,
yazamazdım sensizliğin adını,
varlığının tadını,
gözlerinin rengini ve saçının bir tek telini,
böylesine ahenkli
böylesine derin anlatamazdım ki!

.............................................Hatırlıyorum da,
.............................................giderken gözlerime bakışın,
.............................................gözlerinin en derin,
.............................................en dalgalı bakışıydı,
.............................................O günden beri hayatım,
.............................................anlamını kaybetti yokluğunda,
.............................................Anlamsız bakışlarım, yokluğunun,
.............................................tespihimin sesi, sabrımın,
.............................................sigaramın dumanı, efkarımın,
.............................................dalıp dalıp giden gözlerim ise
.............................................hayallerimin simgesi oldu,

Biliyorsun,
en sevdiğim renk siyahtı o günler,
Çünkü,
beni en iyi o renk sana anlatırdı.
Benim gündüzlerim
ve her sabah doğan güneşim hiç olmadı,
Bütün dünya toplanıp üstüme gelse
hepsini öldürecekmiş gibiydim yokluğunda,

.............................................İnancımdın,
.............................................beni hayata bağlayan damarlarımdaki kandın,
.............................................o günler,
.............................................anamın duası gibi güvenirdim sana biliyorsun,
.............................................Mecnunun Allah a yalvarışı,
.............................................Ferhat’ın dağları delişi
.............................................ve de Mecnundan sonra Leyla’ nın
.............................................böylesine delicesine ilk kez sevilişiydin sen,

Allah’ mıy dı seni bana böylesine sevdiren,
yoksa,
kör şeytan mıy dı beni böylesine kadeh kadeh içtiren?
Kim derdi ki,
leylayı seven ilk insan ben olacağım
ve her geçen gün yokluğunla tükenip yokluğunla yok olacağım,

.............................................Toprağın bereketiydi aşkım,
.............................................yıldızların parlaklığıydı gözlerim,
.............................................delikanlılığın sembolüydü fikirlerim
.............................................ve de tespihimin son taşıydı sabrım,
.............................................Kardelen çiçekleri kadar sabırlıydım o zamanlar,
.............................................O gün,
.............................................kurşunun saniyedeki hızıydın,
.............................................kalbime giren bir ok misali,

Hatırlar mı sın,
sevdam, sevdan olunca bu yürek te senin olacaktı hani?
Hani o gün beni hayatının musalla taşına en yakın yerinde sevmiştin?
Yalanın dolana karıştığı,
her şeye inandığım,
seni, delikanlı gibi seveyim diye adını tespihime kazdırdığım,
ceketimi omzuma attığım gündü o gün,

.............................................Suskunluğum,
.............................................aşkı anlatırdı sana o zamanlar,
.............................................Sessizliğin sesi,
.............................................duyguların şairiydim bitip tükenmeyen mısralarda.
.............................................Oysa bu gün,
.............................................içimdeki şairin tükendiği,
.............................................elimde, adını yazdırdığım tespihimle,
.............................................bilinmezliğe yürüyüşümün,
.............................................sabrımın, sona erdiği,
.............................................sensizliğin başladığı,
.............................................umutlarımın bir bir tükendiği
.............................................ve hesapsızca
.............................................çekilmezliğe tetiğin çekildiği gündü bugün,
.............................................ve bu gün,
.............................................senin doğum günündü,

Doğum günün kutlu olsun sevgili,
Son noktasını kanımla koyduğum bu mektupta,
benden sana son,
son hediyem olsun...

(O’na, Gözlerime Düşen Yağmura)

AYHAN UÇAR


arwen 2 Mart 2007 01:26

Yokluktan kapıya kim getirdi?
O kapıyı kim yarattı,
Kim kilitledi?
Anahtarı kim?
Düşün! Ey fani...

Bende bir Leyla var,
Leyla’dan öte.
Cismiyle Mecnun’a dönmüş,
Ruhuyla aşka varmış.

Işık, hey hat ışık!
Ney’in sitemini dinle.
Mum alevindeki pervane misali,
On bin kanadımı da yak, git.
Yalnız, aşkımı kor etme.
Korken, kül etme.


burçin yavuz


kambis 2 Mart 2007 01:30

Lale Devri Davası
*
zamanı ucundan tutmuş bekliyordum
sonunda gerçeğe dönüştü
bu körfez vapurundan da inmedi
kütüğe geçmemiş duruşma zaman aşımından düştü
bu davada hakim sendin
kıracaktın yalnızlık kalemini tam ortasından
dibinden bağırıyorum
tırmalarken kuyunun duvarlarını
gürültümü ben dışımda duyan yok
davam kan davası değil
bu dava Lale açan sevgi davasıydı
galiba yine aşık oldum hızlıdan
anlaşıldı gelmeyecek
kraliçe arı razıyken bal vermeye
diğer arı oğul örmedi beni kabullenmeye
kırılan hevesim tozlu raflara kalkacak
bu davayı da kaybettim
soyulmuş kaşıntılarla deri değiştiriyorum
terlemiş cebimden bir numara daha silinirken peçetesiz
saati almadan telaşla çıkmışım evden
beklerken geç olmuş
şimdi ağlamaya vaktim yok
bekleme salonundaki yolcu yolunda gerek
kaçamak adımlarımda dağılıyorum
bastığım yerler savaşmadan kazanan mayın gibi
her adımda bir parçam düşüp benden boşanıyor
arkamda şehit dul kalmış uzuvlar bırakıyorum
utancım gerilmiş dikenli tel gibi taaaaa sınır boylarında
kendimce kandırılmış emeklerim sınır dışı edildi
kendim heveslenmişim
o gelmeyince kendimi bitirmişim
biten Lale devri davasında
*
Serdar San İzmir , 26.08.2006


arwen 2 Mart 2007 01:36

Bir yağmur uçuşu uzağındayken hasret
Kırık bir pul gibidir sevda tutulmaları


Yasak koysak tüm dokuntu kahırlarına
Kankırmızı gülün ağlayışına benzemese aşk
Ve de gurbet inse fersiz gözlerden
Gecelerin umursamadığı sevda düşlerine

Sızarken acının çığırtkanlığı inceden
Sarar yaprak seslerinin uğultusu düşleri

Bir denizci düğümü dolanır yokluğuna
Dökülür seyyareler bordosuna mehtabın
Ardısıra dolunay süzgüsü sularda
Oryantal raksın mabedi olur yakamoz

Bir şehrin iç çekişlerini duyarken yürek
Paylaşmalı adım söylemlerini sarılmalar
Şivekar sürgünler sarmalı düşünsel ahları
Gecenin şafak umarlı nöbet devirlerinde


Görünen o ki

Niyet çekilen iklimler
Gala yaparken hayata
Sevda sarmallı gönüllerde
Vuslatla gerçekleşecek aşkın bisleri!

Ve aşka söz ki

Bir gece uzantısı sevişmeler
Sırça bahar söylemlerindeyken

Venüs kıskancı tan ışıkları salınacak
Gün çalar gözlerine



ışın ergüney


kambis 2 Mart 2007 01:52

Tiryakin Oldum

yürekte alevsin gözde yaş kaybettim umudumu
dört dörtlük tiryakin oldum yere gömdüm gururumu
kağıda sardım dumanlarda unuttum onurumu
sana mahkum dünyam gardiyan sorsana durumumu
aşk nedir kör ebe oyunu mu yok bunun çelmesi
göremiyorum kör oldum kolay mı unut demesi
bu yürek bulamıyor bir başka sen gibi çeşmesi
bir tadımlık gözüksen anlarsın nasılmış sevmesi
bilsen kana kana içerim düştün tutkularıma
feryat-ı figanlardayım son ver tüm korkularıma
destursuz mermi sözlerin çarparken duygularıma
sırat köprüsünden düştüm tiryaki sevdalarıma
heves tiryakin değilim gönlümde kurmuşken kapan
yolu epeyce almışken demem dağlara ne yaman
geride kaldın baksana geçti tıklım tıklım zaman
doğum lekemsin çağır dönerim sana demem aman
ahde vefanı söyle bu can bin kere olsun feda
yorgunluk tiryakiliğinde bile demem elveda
katıksız zehir içerim kapında çıkmaz bir seda
müptelayım tiryakilik de ölürken derim veda
sensizlik girdabındayım haşa ben sende boğulmam
yak çöple tiryakini yansam da kül gibi dağılmam
her şey senin gelmeni bekliyor yalana sarılmam
yatak döşek halime gülerken onlara darılmam
ezan gibi yanıksın titreyen tüm dualarımda
seni herkese ilan ettim tüm suskunluklarımda
defterimi dürseler de arayıp haykıracağım
arkamdan teneke çalsalar da senle olacağım
Serdar San İzmir , 8 Ağustos 2004


arwen 2 Mart 2007 02:03

BENİM OL**


http://www.antoloji.com/siir/media/82/www_antoloji_com_573782_328.GIF

Billur bir damla
Aktı yanaktan
Uzaklarda bir yıldız
Kaydı semadan
Gece,gündüze
Henüz kavuşmadan
Bana gel,benim ol
İçim yanmadan


http://www.antoloji.com/siir/media/82/www_antoloji_com_573782_328.GIF
Yar kordu busede
Yaktı dudaktan
Bülbül,güle kanmış
İçti sunaktan
Takvim hesap sorar
Kopan her bir yapraktan
Bana gel benim ol
Çok geç olmadan


http://www.antoloji.com/siir/media/82/www_antoloji_com_573782_328.GIF
Farkım kalmadı benim
Sabır taşından
Yollasan bir tutam
İpek saçından
Mahkumum sana
Bu aşk suçundan
Bana gel,benim ol
Sevdan ecelime
Sebep olmadan




kambis 2 Mart 2007 02:09

Beklentin Ben Olayım

gelmezsen çetele tutuyorum günlere ne halt ederim
gel kalbimdeki batmayan güneşi yollarına dökerim
gelmezsen senden alırım kanatılmış biriken hıncımı
gel yeniden yarat insan denen mahlukata inancımı
gelmezsen hangi körfez vardır ki yangınımı söndürmeye
gel ne olursan ol gel beni Mevlana gibi döndürmeye
gelmezsen hangi ağır küfrü noktasız virgülsüz savursam
gel çok yoruldum sessiz şiirlere artık noktalar koysam
gelmezsen yalnızım ki rüzgarların önünde yalnız kaldım
gel lanet olsun daha önce nerdeydin seni geç tanıdım
gelmezsen sevindirirsin şiire bakan sevgisizleri
gel gör bak bahçeme ektiğim şu goncalı mavi gülleri
gelmezsen derim haşa bu da hırsız çıktı kalbimi çaldı
gel gör bende sadece gamzesiz yaşama telaşı kaldı
gelmezsen atarım beni düşerken hayalini kurarım
gel şu teneşirde kalsın mazim ağlamayı unuturum

gelmezsen imbatsız ürkek körfezde yok ederim ömrümü
gel imge olup anlatalım herkese yoncalı öyküyü
gelmezsen sürerim kendimi neler yaparım yaşantıma
gel el pençe divan olup birlikte bakalım aynalara
Serdar San İzmir 13.4. 2004


arwen 2 Mart 2007 02:27

http://www.antoloji.com/siir/media/06/www_antoloji_com_588406_745.GIF



SENI SEVMEK YETMEZ...



Agliyor mu gözlerin
Sarilasi bedenin mi titreyen..

Sus konusma…
Yüregi deniz kadin

Biliyorum…
Haykirdin sevdani daglara
Kostun yalin ayak, karanliklarda
Ellerinde bir avuç umuttu sözlerim
Çiçek diye taktin saçlarina

Geceleri sabah ettin..
Kan damlarken yüreginden
Kan terler bosanirken teninden
Yinede sustun canimin içi
Bir kelime düsmedi dudaklarina

Kaç kez düstün yerlere
Bakmadin yol yaban mi
Kanayan dizlerine umarsiz
Aciyla dalga geçerek
Yüzünde gülücükler açarak
Yine kostun kollarima

Simdi agliyorsan
Acini serbet diye içiyorsan
Ve o kocaman yürekle
Hala beni böyle seviyorsan

Seni sevmek yetmez gülüm
Ayaklarina kapanmam
Ellerini öpmem lazim
Bin kere gelsem su dünyaya
Yine arayip,seni bulmam lazim



can eylül


kambis 2 Mart 2007 02:31

Seni Yağmurdan Sonra Seveceğim

Şimdi git..
Say ki, seninle içinden sevda geçen bir türkü söylemedik.. Say ki, gece mektuplarını, en güzel aşk şiirlerini beraber ezberlemedik..
Say ki, sevda trenini kaçırdığım durakta bir süre beraber beklemedik..
Sen git..
Ben gelemem bu yürekle..
Ya da kal..
Eylül yağmurlarını bekle..

Seni yağmurdan sonra seveceğim..
Saçlarıma ak düşmemiş halimle..
Sen yaşlardayken..
Onsekizimde, yirmimde..
Seni yağmurdan sonra seveceğim..
Kaldırımların ıslak ve temiz haliyle..
Yaşlı yüzüm delikanlı yüreğimle..
Seni yağmurdan sonra seveceğim..
Aşksız geçen onca yılı yakacağım..
Sevda alevinde kendi ellerimle...

Şimdi git..
Say ki, seninle sahildeki çardakta hiç dondurma yemedik..
Say ki, oturup konuştuğun yaşlı ve yabancı bir adamdı..
Ve sevdadan hiç söz etmedik..
Say ki, hiç gülmedik..
Aynı şeyleri sevmedik..
Ve yağmurdan sonra beraber yürümedik..
Seni yağmurdan sonra seveceğim..
Kimse bilmeyecek, herkesten gizleyeceğim..
Yağmurdan sonraki toprak kokusu olacak havada..
Seninle gökkuşağının altından geçeceğim..
Seni yağmurdan sonra seveceğim..
Ve seni sevdiğimi kimseye söylemeyeceğim..
Belki bu dünya gözüyle gördüğüm son yağmur olacak..
Islak kaldırımlarda sırılsıklam yürüyeceğim..
Ben seni yağmurdan sonra seveceğim..
Ve bir gün ölürsem yeşil gözlerinde öleceğim.....

Uğur Arslan


arwen 2 Mart 2007 02:52

Belki üzülürsün belki kırılır
İçimden geçeni bilsen diyorsun
Bu aşkın hesabı kimden sorulur
Cebimde bir resim sen gülüyorsun

Bu nasıl tesadüf bu nasıl kader
Gittiğim her yere sen geliyorsun
Yüzümde hüzün var yüzümde keder
Cebimde bir resim sen gülüyorsun

Bir heba oluşa üzülüyorum
İçimde bir aşksın ve soluyorsun
Kapımda Azrail ben ölüyorum
Cebimde bir resim sen gülüyorsun




rıdvan karaman


tikkymelike 2 Mart 2007 10:36

NİSAN YAĞMURLARI

Nisan yağmurlarında gel nisan seni hatırlatıyor geceler
Kalbim bomboş
Ellerim sopsoğuk
Bu beden sensiz yatıp kalkıyor
Bu gözler senden başka görmüyor
Nisan yağmurlarında GEL NİSAN
Senden sonra hiç sevmedim
Ben aşkıma ihanet etmedim
Ayrılık bu mu? vefasız
Senden sonra hiç görmedim
Sende yalancı çıktın sende
Sende vefasız oldun sende
Ayrılık bu mu? insafsız
Senden sonra bilmesemde

Uğur Arslan



kambis 2 Mart 2007 13:25


Güzel Olmak ...!




Bilirmisin sevgilim ...?
Güzel olmaktan çok çektim...

Binlerce kez duyduğum sandığın iltifatlar,
Önceden söylenmiş diye söylenemedi bana...

Pamuklara sarmalanmadım aslında,
Süt banyolarında yıkanmadım.

Bilirmisin sevgilim güzel olmaktan çok çektim..
Sandınki , bavulum elimde gezdim ..
Oysa ben seni , yurdum bildim..!



Suzan Batmankaya / Ocak 2007



Misafir 2 Mart 2007 13:49

* Emanet *
* Emanet *

Emanetse bu can bedende
O zaman nedir ki bu elem üzüntü niye
Mademki terk edecekse seni, bir gün bir yerde
Hazır ol emaneti teslim etmeye

Hüseyin Topçuoğlu
Hüseyin Topçuoğlu


BlueNighT 2 Mart 2007 13:57

MAVİ GECE
Bir mavi gecede başlamıştı sevdamız
Ve maviye çalmıştı bütün umutlarım o gece
Unutturmuştun bana karanlığın siyah olduğunu
Ve gözlerinde farkettim ilk kez
Bütün gecelerin mavi olduğunu

Bir mavi geceydi o
Bütün gecelerden güzel
Bir mavi geceydi o
Benim için ömre bedel

Ve sonra...
Bir gidişin vardı ki
Mutluluğuma inat
Bir gidişin vardı ki
Kırıldı içimde kol kanat

Umutlarımın mavisini alıp gittin
Denizlerimin mavisini çalıp gittin
Masmavi dünyama
Simsiyah bir çivi çakıp gittin...

Gittin
Ve sen de her yalan gibi
Bittin..

AHMET SELÇUK İLKAN


Mystic@L 2 Mart 2007 15:07

Bir Gün İstanbul'da

Günlerden bir gün İstanbul'da
Sabah oldu eşya ışıdı
Bahçedeki horoz öttü
Horozun öttüğünü duyunca
Türkü tutturdu
Bir çiçek keyfine göre...

İşler bu yola döküldü mü,
İnsanoğlu durmaz
Yatağımdan kalktım
Kahvaltı ettim
Geceden kalma ne varsa
Ceketimi giydiğim gibi
Sokağa çıktım

Bir rüzgar esti hafiften
Sonra durdu
Yağmur çiseliyecek gibi oldu
Bir tramvaya atladım
Doğru parka gittim
Sıranın birinin üstüne
Uzandım
Gökyüzünü seyrettim

Gökyüzü de bir türkü söyledi
Gökyüzünün türküsü de
Horozunkine, çiçeğinkine uygundu
Öylesine maviydi gökyüzü
Öylesine derin
Öylesine sonsuz

Ama bıkılıyordu gökyüzünden
Kalktım kahveye uğradım
Bir çift söz ederim dedim
Ahbap aradım
Bulamadım
Bulamayınca
Elim şakağımda
Düşünmeye vardım

Derken öğle oldu
İş yerleri boşaldı
Cümle halkın karnı acıktı
Ben de acıktım
Bir köfteci dükkanına girdim
Köfteler kızardıkça
Ortalığı bir duman sardı
Bir soğan kokusu

Öğleden sonra da geçti aynı minval üzre
Yalnız bir aralık
Bir sevda yaşadım düşümde
Büyük bir caddeden geçerken
Bir kadın görünce balkonda
Saçları alabildiğine sarıydı
Bugüne dek
Görmediğim acaip kuşlar havalanıyordu
Sabahlığında

Sevdalandım düşümde
O benden habersiz
Akşam gelecek aşığına
Hazırlandı durdu aynasında

Gönlü sevdayla dolanların
Son uğradıkları meyhane
Bir yudum aldım da
Kendimi buldum kocaman bir denizde
Nelerin unutulup gittiği nelerin
İzi bile görünmeyen gemilerin

Akşamları sokakları dolduran serinlik
Bir kahvecinin
Kahvesinin bahçesini suladığı
Anı hatırlattı bana
Bütün gün taban teptim
İçimde bitkinlik
Akşamı ettim

Sabahattin Kudret Aksal


tikkymelike 2 Mart 2007 15:20

ADI BENDE GİZLİ SEVGİLİM

Gözlerine bakıp unuttuğum dünyaları,
Benden bi-haber sevgilim...
Nasılsa gökyüzü,maviyse yani...
Sen de kaybetme doğallığını,
Nasılsa sevgi,büyükse gayet..
Sen de tertemiz tut,kirletme kalbi...
Sen de bir beni sev,
Başka gözlerden bi-haber sevgilim...
Nasılsa benim segim,büyükse yahut....

Yusuf Önaç


Misafir 2 Mart 2007 15:25



Gül annem

dün gece arkadaşım evini terkettmiş anne
bu terkediliş nasıl, nasıl yapıyılıyo annem
geceleri senin nefesini kontrel ederdim
bunu kendi adıma düşünemiyorum aney

senin yanında bile sana hasrettim bunu iyi bilirdin
şimdi ise senden gayri ellerde sersefilim aney
gurbet adamı dervişde yapıyo varoşda annem
sensiz buralarda ölümü özledim annem ölümü

yitik kaldım gurbet ellerde sinsice ölümü özledim
okadar zormuşki aney sensizlik kabir yalnızlığı
melun oldum yüzüm gülmez sümbül annemdin
sensiz biçare sürgünüm bu çile bitmez gül annemdin
Ayşirin Yıldırım


tikkymelike 2 Mart 2007 16:36

MUTLULUK

Bana mutluluk nedir diye sordular
Onlara seni anlattım.
El ele dolaştığımız günleri anlattım.
Hayret ettiler
Ederler tabi
Onlar seninle beraber olmadılar ki...

Vedat Dündar


Misafir 2 Mart 2007 16:56

~~HALA SENİ SEVİYORUM~~
Olur da bir ilkbahar günü
Senin aşkınla atan şu kalbim
Durursa eğer,
Teneşir tahtasındaki çıplak vücuduma
Sıcak ellerinle bir kez dokun
Gelinlikten sonraki ilk bembeyaz giydirilen
Kefene sarılı vücudum
Yatılırsa musalla taşına
Okunursa ardımdan dualar
Sakın ağlama...
Seninle mutlu olduğum günleri düşün.
Benim seni, senin beni
Mutlu ettiğimiz günleri...
Ve sakın ağlama.
Bir kez daha kefende sarılı vücuduma dokun
Ve öp beni.
Toprak altına girmeden son kez öp beni.
Ve üstüme toprak atılmadan ilkbaharda açan bir çiçek at
Sonra düşün biran düşün
Beni nasıl mutlu ettiğini
ve bana neler için kızdığını
Sakın ağlama.
Her sene öldüğüm gün bana gel
İnan sana olan SEVGİmle mezarımdaki o çiçek
Hep açacak.
Ve bana sadece
Seni seviyorum de
HALA SENİ SEVİYORUM

Taner YILMAZ




Misafir 2 Mart 2007 17:20



Baharın Kokusu Var Teninde

Güne,
güzel başladım,
aklıma geldiğinde.
Baharın kokusu var
teninde...

Renklerin
cümbüşünü yaşıyorum seninle.
Dünyamı değiştirdin,
bir gecede...

Bulutlar dağılıyor,
sen gelince.
Neşe sevinç
coşku iç içe...

Dünyanın
en güzel erkeğini
yaşatıyorum yüreğimde...


İstanbul, Nisan 2004
Hülya Arısan


BARIŞ 2 Mart 2007 20:03

Acının omuzlanışı

Kadını bir gürültüye sapladılar.
Evler tıkırtıydı, tıkırtıydı, tıkırtı
kahkahamın düşürdüğü çiçekleri bulamadılar
fırtınalı bir geceydi çünkü bulamadılar
bombalar, bö sesleri, savaş alaborası"
Yaşamak bir tıkırtıydı aldırmadılar.

Çocukların düşlerinde bir Markut
bir kurbağa zıplıyor yaşamamızdan
hergün zıplıyor, hergün eksiliyor, hergün
Markuuuut Torbanı sarkıt.
Her doğal güzelliğin bir ucunda aptallık
öbür ucunda o kambersiz geçen düğün.

Kadın. Kadını bir dilime katık ettiler
Markuuuu! Torbanı sarkıt.
Siz büyüyün kan kuşları siz büyüyün
güzün gelişi bir öğürtüdür korkmayın
korkmayın ölüm bir başka ağzıdır yarasaların.
Aşınmış eşikler, aşınmış yaygaralar
aslan gibi bir kocası var mıydı bu kadının?
Gömleğimi zorlayan kuş sesleri


İsmet Özel


Misafir 2 Mart 2007 20:13

Hayat Oyunu

Kaç dört nisan geçti
Kaç yirmi eylül
Yıllar uzadıkça zaman da
Acıların adımı büyüdü
İçin için ağlıyorum
Roller yer değiştirdikçe
Perdeler hep kapalı
Gece de uykular uzadı
Gündüze sabah doğmuyor
İsyan etsem de kadere
Oyun çoktan bitti
Sah ne de...

Aynur Avcı


Misafir 2 Mart 2007 21:43

Anason Gülüşlü Hayat


Özgürlük anasonlu bir suçluluk
Umarsız saatlere boyanan
Şalı rüzgârdan acemice uçan
İstemek düş mavisi çivitlisinden
Yorgun ses dil eskitirken

Ne çok anı içiyor
Susuz, katışıksız
Bulanmamış beyaz.

Bu gömütlükte sırlar saklı
Mecazlı baktıkça yüzünün ifadesi
Gözlere dalaşır siyahî susku
Şiir lambalarını yakmadan aydınlık yasak
Unutuldu sanma mum ışığı.

Ne çok üzgü içiyor
Susuz, katışıksız
Bulanmamış beyaz.

Yaz hatırlanan süslü bir peçete
Alnını sildikçe ilklerin sıcağı
Yanağına işlenmiş hayat kırmızısı ter
Seni bir örümceğin ağlarına saklı bıraktım
Bulman için kendi yolunu

Ne çok düzgü
Susuz, katışıksız
Bulanmamış beyaz.


Her aşk kelimelerde cesurdur
Yüz yüze gelmez içinin yansımasıyla
Ya şiire satar benliğini ya şarkılara
Hayat bu oyun yeri darmadağın
Sil dizindeki sıyrık lekelerini
Çocukken hiç düşmedin mi?

Ne çok oyun
Susuz, katışıksız
Bulanmamış beyaz.


Ne çok anason
Susuz, katışıksız
Nehirler giyince gözlerimiz
Beyazı bulanan
Rakı kadehinde sarhoşluk bu hayat

Nesli Yazıcılar


Misafir 2 Mart 2007 21:48

Aldırmıyoruz

aşk iklimi meltem
birden uçuşuyor eteklerim
alev aleviz
utangaç
hem serin serin
aldırmıyoruz nasılsa aşığız

yağmurdan kaçıyoruz güzün
pabuçlarımız delik
ıslak ıslağız
hem de sıcacık ellerimiz
aldırmıyoruz nasılsa aşığız

beş parasızız
ne çok dükkan
ne çok alacaksızız
en çoğumuz bile az
aldırmıyoruz nasılsa aşığız

gidiyorsun kalıyoruz
uğurluyorum titrek
yollar uzak
çekilir geleceksin yaza
aldırmıyoruz nasılsa aşığız

birden kışa göçmüşüz
uçuşmuyor eteklerim
yağmur ıslatmıyor
herşey ne ucuz
yollar kimsesiz
aldırıyoruz
nasılsa aşksızız


19.06.2006
Nurdan Ünsal

Nurdan Ünsal


Misafir 2 Mart 2007 22:04

Ölgün Renksizliği Düşün
İki omzunun arasındaki dünyayı düşün
yanılgını kaybedişini eksikliğini

her sabah anımsamayı sustuğun
cennetine cehennem makamı kör
kütük savrulmuş melekten birini

incitilen dem ağırlığında hafifliğinin
terkedişini düşün

aynalara genleşse de yüzündeki okyanuslar
derinlik sığ sözlerinde kaybetti coşkusunu
ırmak boyu aşk avında heves yükü
deryaya yitik gözlerin

büyümüş

ölgün renksizliğini düşün

güneşe serilmiş yağmur nüshalarını
yapay sezgili ezgilerle rüzgara kırdırırlar
dinmedi dinlemedi
yaban
hoyrat
gördüm
kulaklarında sağır bir mevsim

duyarsızlığın ezdiği
ya Muhammet deyip el koyduğun
kalbini düşün

iki omzunun ortasındaki hypoksia dünyayı
artarak onarılmadığını yanlışların

son uçurumda
U dönüşlerinin bulunmadığını düşün

gösterimden kalkan filmler gibi
dönmüyor artık dünya


perdeler kapalı....


... görmek mümkün!...


Nursel TÜRKEMİŞ


arwen 2 Mart 2007 22:09

Ensemde hissettim ölümü
Kapatınca sensiz gözümü
Küt küt küt etti durdu kalbim
Bu ses sendin cevap vermedim

Sızlıyor yüreğim yeniden
Tükenmişliğin sesi gelen
Belki sen duymadan bir daha
Küt küt küt edicek gidicem

Unutması namümkün bir sen
Nasıl girdin kalbime birsem
Hasretin öylesine sevsem
Seni unutamam ben ölsem...



hüseyin türkmenoğlu


the_pretty 2 Mart 2007 22:58

Elini Kalbime Koy


Beklenen bir karar var bu akşamın sonunda
İki çarpan yürek var bu caddenin solunda
Çok önemli bir karar ömür boyu sürecek
Böyle zor bir kararı bilmem nasıl verecek


Belki yüzüm gülecek döneceğim şaşkına
Belki mahkum olacak ömür boyu aşkına
Bu kararı verirken sakın bana deme toy
Sensiz ben yaşayamam elini kalbime koy


Mustafa Hatipoğlu


Nephthys 2 Mart 2007 22:58

ANLARSIN BİR GÜN

Gün gelir,
ayrılır sana çıkan tüm yollarım,
Kendi ellerinle,
bu sevdanın ipini çekersin bir gün,
Düşünce pencerene o öksüz hayalim,
Sevmişti deyip te ardımdan ağlarsın,
ağlarsın bir gün,

...............................................................Sarar elbet seni de,
...............................................................hasretin alayları,
...............................................................Tüketir gün be gün,
...............................................................bir bir umutlarını,
...............................................................Sevdayla çağlayan,
...............................................................o sevda ırmaklarını,
...............................................................Kurutup da çöle döndürür,
...............................................................döndürür bir gün,

An gelir,
yenik düşersin sen de zamana,
Vurur o gün,
vuslatı vurmayan saatler sana,
İnerken kurşundan perdeler göz kapaklarına,
Sen de bir gün sevmek neymiş anlarsın,
anlarsın bir gün...

(O'na,
hep ona,
hep o
gözlerime yağan yağmur'a...)

Şiir : Ayhan UÇAR


arwen 2 Mart 2007 23:06

Umut koksun istiyorum dostluklar,
Sevgiyle konuşsun insanlar.
Kırıklık olmasın dillerde,
Dostluk koksun insanlar.

Bir gün kırdığın kalp senin olur,
Kalbini kederlerle doldurur.
Sözünü söylemeden iyi düşün,
Birine vurursan bir başkası da sana vurur.

Olanaklar sunmuşsa sana dünya,
Sana mecbur olanları kırma.
Veren Allah bir gün alır,
Onların durumuna düşersen kızma.

Düşünerek söyle ağzından çıkan sözü,
Olmasın kimsenin hiç kimsede gözü.
Sadece sevgi dolu beraberlikler olsun.
Yaşam huzur ve mutlulukla dolsun.




meziyet ak


Nephthys 3 Mart 2007 00:07

SEVİ ŞİİRİ


Ben senin en çok sesini sevdim
Buğulu coğu zaman, taze bir ekmek gibi
Önce aşka çağıran, sonra dinlendiren
Bana her zaman dost, her zaman sevgili

Ben senin en çok ellerini sevdim
Bir pınar serinliğinde, küçücük ve ak pak
Nice güzellikler gördüm yeryüzünde
En güzeli bir sabah ellerinle uyanmak

Ben senin en çok gözlerini sevdim
Kah çocukca mavi, kah inadına yeşil
Aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar
Hiç biri gözlerin kadar anlamlı değil

Ben senin en çok gülüşünü sevdim
Sevindiren, içimde umut çiçekleri açtıran
Unutturur bana birden acıları, güçlükleri
Dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman

Ben senin en çok davranışlarını sevdim
Güçsüze merhametini, zalime direnişini
Haksızlıklar, zorbalıklar karşısında
Vahşi ve mağrur bir dişi kaplan kesilişini

Ben senin en çok sevgi dolu yüreğini sevdim
Tüm çocuklara kanat geren anneliğini
Nice sevgilerin bir pula satıldığı bir dünyada
Sensin, her şeyin üstünde tutan sevgini

Ben senin en çok bana yansımanı sevdim
Bende yeniden var olmanı, benimle bütünleşmeni
Mertliğini, yalansızlığını, dupduruluğunu sevdim
Ben seni sevdim, ben seni sevdim, ben seni...

Ümit Yaşar OĞUZCAN


Nephthys 3 Mart 2007 00:27

Artı Bir Olmak……………

dünden, köşelerde kaldı;
saklambaç…….
ebe yalnız…… oyun yok artık……

sensizlik,
bir kor gibi yüreğimde…..
ne iyi gidiyor
şu kış günü, biliyor musun…
içimi yakıyor… alev alev
bildik tanıdık bir masada
beşinci adam olmak…….
sıradan,
bir özel olsa gerek……

belki,
sıkarsın rokaya limonu,
gülen bir adam kesersin
kabuğuna……
ve
mum yakarsın içine……
ateş gibi gözleriyle
kilitlenir sana hayat……….
belki,
algının ardındaki
duvarı aşabilirsin
ağır bir devinle…….
günler geri kalmıştır da……
bir sen,
anlayamamışsındır….
kavrulmuş avuçlarımın
parmak aralarından dökülen,
sönmüş yıldızları……
hani,
bir sakıncası yok
hayat böyle bir şey……dersin….
rahat ol….
inceden bir dost sohbetidir
kanayan……..
derin yaralarda kokan hüzündür
rastladığım…..
ölürüm de kopartmam……..
koklamaya kıyamam………
dilsizdir sevdam……….

29/01/2007 ege altun


Misafir 3 Mart 2007 00:46

çalarken davulları yağmurun
öyleydiniz işte! !
güne küskün geceydiniz
hiç kımıldamamıştınız yerinizden
- dokununca yalnızlığınıza -
taş kesilmiştiniz taşkentin gündökümünde
bir kış konaklıyordu yüreğinizde
kendimi gözlerinize astığım yerdeydiniz

bir gönül eskitip batağınızda
çözüm bulamadığım
gittikçe gömüldüğüm / gizlendiğim
kendime seslenebildiğim
ilk ve tek ve son gizdiniz

o ' ydunuz, onlar ' dınız, siz ' diniz, biz ' diniz
tüm içkileri tükettiğim meyhane çıkmazlarında
suçlusu olmayan / halka açık duruşmalarda
yüreği sevda bilmez yargıcın
kırdığı kalemdiniz

mevsiminizden geçtim ansızın
mevsimsizliğimdendi

güne kanıyordu gözleriniz
kuru çiçekler vardı ellerinizde
birini bekliyordunuz / umuyordunuz
- ben değildim, beni unutmuştunuz -
ve üşüyordu bir yanınız / sokaklarınız
toprak altında kalmış / bulunamamış
bir antik eser kadardı yalnızlığınız
ölesiye yalnızdınız

koyu vaktiydi intiharların
kırılgandı yaşamın teni
(bir parabasisti yaşam.
ne denli sonsuz ve somutsa
o denli geçici ve gerçeksiz..
yalın ve görkemli ve hain gecenin
deşilmez ve soğuktu karanlıkları...
daraldığınız..)

kıyıya vurunca ölüyordu deniz
sessiz besteler yazılıyordu
öznesi ve özlemi olmayan oyunlara
ilk ışıklarla tutuşuyordu gözleriniz
ağır bir kahrın tavasında kızgındınız / kırgındınız

çalarken yağmurun davulları
gece vurulmalarında
çok ama çok yalnızdı
yalnızlığınız

Orhan BASAT



Mystic@L 3 Mart 2007 00:53

Dağlarının, dağlarının ardı,
Nazlıdır.
Uçurum kıyısında incecik bir yol
Gider dolan-dolana,
Bir hastan vardır, umutsuz,
Belki ayşe, belki Elif
Endamı kuytuda başak,
Memesinin, memesinin altında,
Bir sancı,
Bir hayın bıçak...

Ölüm bu,
Fukara ölümü
Geldim, geliyorum demez.
Ya bir kuşluk vakti, ya akşam üstü,
Ya da seher, mahmurlukta,
Bakarsın, olmuş olacak.
Bir hastan vardı umutsuz,
Hayreti uykularda,
Hayreti soğuk sularda.
Gayrı, iki korku çiçeğidir gözleri,
İki mavi, kocaman korku çiçeği,
Açar, derin kuyularda...

Dağlarının, dağlarının ardı korkunçtur.
Hiç akıl edip de düşünen var mı?
Gün kimin hesabına tutar akşamı,
Rahmetinden kim demlenir bulutun,
Hayırlı evlat makina
Nasıl canavar kesilir.
Kurdun, karıncanın rızkını veren
Toprak nasıl ayartılır,
Yüz vermez topal öküze,
Ve almaz koynuna kara sabanı.

Sepetçioğlu'm bir kömür işçişidir,
Mavzer değil, kürek tutar Urfalı Nazif
Mal, haraç-mezattır,
Can, pazar-pazar.
Kırmızı, ak ve esmer,
Yumuşak ve sert buğdayları
Yaratan ellerin sahibidir bu,
Kör boğaz, nafaka uğruna,
Haldan düşmüş, tebdil gezer...

Dağlarının, dağlarının ardı,
Nasıl anlatsam...
Ağaçsız, kuşsuz, gölgesiz.
Çırılçıplak,
Vay kurban...
"Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda."
Yiğitlik, sen cehennem olsan da bile
Fedayı kabul etmektir,
Cennet yapabilmek için seni,
Yoksul ve namuslu halka.
Bu'dur ol hikayet,
Ol kara sevda.

Seni sevmek,
Felsefedir, kusursuz.
İmandır, konkunç sabırlı.
İp'in, kurşun'un rağmına,
Yürür, pervasız ve güzel.
Sıradağları devirir,
Akan suları çevirir,
Alır yetimin hakkını,
Buyurur, kitabınca...

Gün ola, devran döne, umut yetişe,
Dağlarının, dağlarının ardında,
Değil öyle yoksulluklar, hasretler,
Bir tek başak bile dargın kalmayacaktır,
Bir tek zeytin dalı bile yalnız...
Sıkıysa yağmasın yağmur,
Sıkıysa uykudan uyanmasın dağ.
bu yürek, ne güne vurur...
Kaçar damarlarından karanlık,
Kaçar, bir daha dönemez,
Sunar koynunda yatandan,
Hem de mutlulukla sunar
Beynimizin ışığında yeraltı.

Her mevsim daha genç, daha verimli,
Sunar, pırıl-pırıl, sebil,
Ömrünün en güzel aşk hasadını,
Elimizin hünerinde yeryüzü.
Dolu sofra, gülen anne, gülen çocuklar,
Bir'e on, bir'e yüz'le akşama gebe
Şafakla doğan işgücü.
Yalanım yok, sözüm erkek sözüdür,
Olm kitapta böylece yazılıdır,
Ol sevda, böyledir çünkü...

Ahmed Arif


Misafir 3 Mart 2007 01:04

sorguçlar takılana dek.....

insanlar köşe başında ölüyorlardı
yaşlı, yatalak
yarım kalıyordu her hikaye
her şey.
tut dedim kendime
ağacın altından yarım yamalak
bir gölge olsun
sarıl.
olmadı.
yıllardır kıvrımlaştım içimde
ulanlaştığım varoşlar mıydı
yoksa deliveren ırmağına uzanmış
at üstünde oynaşan köy mü
beni gece boyu efkarıyla şişleyen
bu çolak sessizlik.

bir kıvılcımla debeleniyordum
içimde
hayatsız bir an
ölmek
yatalak insanlar gibi
sessiz
uzanmak
ırmağın yanındaki kahverengi toprağa
beyaz süslemeli
bir entarin de oldu mu
düşmanını bile görürsün yanıbaşında.

ölmek
aykırı bir sanatıydı toprağın
dönüşümlü suratlar
kemikler unufak
ırmağın boynundaki köy değirmeni çalışıyordu boyna
gümbürtüsü günahların
ve farkında olmadan öldüğünün
şaşkın sorular geliyordu
ve son ayak sesi
....
....
.......
karanlık sadece güneşin gidişiydi
bu sefer ilahiydi hikayeler
bir sonuç bağlamak gerekli değildi o kadar
bir sebep yeterdi azrailin perdesine
olsundu ne çıkar
hikayeler yarım kalsındı
gitmek gitmek
uzun uzun gitmek vardı
şerit şerit
sorgu sorgu
sorguçlar takılana dek
cennetin kapılarına
deccal zincirini koparana dek
ölmek
bir firar kalbimden
düşüncelerimde arta kalan
ekmeğin buğusu kadar sıcak ensemde
ölmek
kapıların ardında
boylu boyunca
yatalak
ve yaşlı.

Ahmet Serdar...


arwen 3 Mart 2007 02:04

Boynu bükük bir sevdanın şu gam yükünü
Sözlerine aldırmadan taşıdım durdum
Bir gün bile umudumu terk edemedim
Ne olurdu duymasaydım o son sözünü

Kahverengi gözlerinde gözyaşı oldum
Taştım sel gibi kayboldum yanaklarında
Küçük bir yıldız düşürdüm yar saçlarında
Ters esen rüzgarlarında hep savruldum

Bir anda kayboluverdin terk eder gibi
Aldın sessizliğimi de isyan bıraktın
Aşkıma son darbeyi ellerinle vurdun
Mutluluğun hülyasını yok eder gibi...



ahmet emre


Misafir 3 Mart 2007 02:28

Yok Sayılan Aşkların!...

Duyulabilir uzak ülkelerden karıncaların çığlıkları
denizler tanıdık gelebilir iç bükey nehirlere
Nisan'da insan
kendi sesine sağır yağmurlarla benzeşebilir


bir dil geliştirir saksıdaki menekşeden
gökdelenlerde farksız yalımı öpüşür tebessümün
-sarı saman sevilerle-
mümkün değil bulaşıcı yaraların onarılması


vitrinsiz sularda bulanık cam büyülü endişe
avuçların eksik kurgusuyla silinmez hatıralar haritası
cebinden anısını çıkaramazsın -tesellisi- yok
yok sayılan aşkların olmaz yaşanması


Ay'ın hilal kesikleri yaşlandıkca derinleşir
genleşir lacivert aynalarda dünyanın batıkları
kahrı kendine varmanın yolu say


semada tümsekler büyürmüş
büyüsün...
görünür kılınır kalbin közlenmiş gençlik ağıtları
-ayna gibi-
kağıt da senden yanadır karalanmış şiir de
göğsünün alt yüzünde görürsün
ıstırapla dağılmış varılmaz yangın sevdaları


çok sonra çığlıkları duyulur karıncaların
Nisan'da insan
kendi sesine sağır bir yağmurdur
yaşamayı dener geciktiği ne varsa
-anlar yok sonra -
yok sayılan aşkların olmaz yaşanması!...





Nursel Türkemiş


arwen 3 Mart 2007 02:32

Nedir aslında hüzün?
Hangi köşebaşında bekler ki sevgi bizi...
Yoksa çoktan kaçırdık mı ucunu, en sevdiğimiz uçurtmanın.

Şimdi, kim koyacak, teşhisimizi.
Hasta ve yorgun olan sen mi?
Yorgun ve dargın olan ben mi?

Cebini yokla,
Anıların geliyor mu hiç eline..
Anılar ki, umutlarımız..
Anılar ki, bizi tekrar var edecek iksir.

Anılar ki, baharın sevdiği...


çağrı göcek


arwen 3 Mart 2007 03:11

Vakti geldi gene kalbimin...

Kağıda dökülme vakti...

Bir yerlerde uyuduğu an,
Ağzından küfür saçan hayat,
Uyanıyor işte bu meret.

E ne yapacaksın...

Atsan atılmaz...
Satsan satılmaz...


murat tolga çıklaçiftçi


Misafir 3 Mart 2007 03:29

YAĞMURLARI YAKAN BİZİZ...


Bizdik o gökyüzünden düşen,
Yağmur gibi toprağa
Sevdayı yüreğimize nakşettik.

Bizdik hasreti prangalara vuran,
her yağmur damlasını yakan,
Ömrümüzü sevdiğimize bahşettik.

Bizdik Eylüllerde idam edilen,
Ülkesi, ülküsü uğruna.
Sevdayı ölünce keşfettik.

Bizdik geceleri aydınlatan,
Karanlığa baş koymuştuk,
Geceleri gece gibi mestettik.

Bizdik bayrağımıza kan veren.
bizdik Vatan uğruna can veren,
Bizdik sevdalarımıza aman veren.

...

Bizim verdiklerimiz fermandır size.
Bizi kara Eylüllerde ölenlerin.
Kanıyla yıkadık yüreğimizi.
Biz ipeğe sarılmış çeliğiz.
Binlerce Eylüllerde ölsekte,
VAZGEÇMEYİZ...

Emrah ÖZTÜRK


arwen 3 Mart 2007 03:33

Gerçek sevgiliye aşık oldum;
Sana sevgili oldum,
Antrenman olsun diye,

Aşk şiirlerini,
Sana yazıp okudum.
Gerçek aşk şiirini
Kalbime kazıdım
Düzeltmelerim var.
Henüz ona okumadım.

Bu yüzden,
Kanatırım yüreğimi
Ben gerçek sevgiliye aşık oldum.

Ona hiç acemilik yapmayayım diye
Hep yanında durdum
Sadakâtli oldum.
Seni hiç incitmedim,
Onu üzerim diye,

Ben gerçek sevgiliye söz verdim.
Bu yüzden,
Sana itaatkâr köle oldum.
Sözümden dönmedim,
Gözümden sakladım,

Sana yalan söylemedim,
Onu kandırırım diye.
Ben gerçek sevgiliyi zor buldum.

O senin içinde senden de ötede
Bedenim ona elbise,
Gözün ona pencere,
Ben o sevgiliye aşık oldum.


cengiz güzar


arwen 3 Mart 2007 03:37

Kırıldı gönlüm sözlerinden
Yanarım geçen günlere,

Dayanamam artık konuşma
Boşuna bahaneler arama,

Nasıl karşılık vereyim sana
Hissettiklerimi yazamam da,

Kalemimden yaş,
Gözümden kan akar bugün,

Nasıl tahammül edeyim...

Bugün olmasın ayrılık,
Daha hazır değilim.

Benim ciğerim yanar
Ayrıldım deme bugün
Canımdan can çıkar


cengiz güzar



Saat: 00:37

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık