![]() |
Çanakkale Şehidlerine Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi, - Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya, Ne hayasızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı! Nerde-gösterdiği vahşetle "bu: bir Avrupalı" Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi! Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer. Yedi iklimi cihanın duruyor karşında, Osrtralya'yla beraber bakıyorsun; Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk. Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk. Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela... Hani tauna da zuldür bu rezil istila... Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil, Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil, Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına; Döktü karnındaki esrarı! hayasızcasına, Maske yırtılmasa halâ bize affetti o yüz... Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz. Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbab, Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab. Öteden saikalar parçalıyor afakı; Beriden zelzeleler kaldırıyor a'makı; Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin. Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam, Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam. Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer... Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak, Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak. Saçıyor zırha bürünmüş de o namerd eller, Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller. Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere, Sürü halinde gezerken sayısız tayyare. Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler... Kahraman o orduyu seyret ki, bu tehdide güler! Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman? Hangi kuvvet onu, haşa, edecek kahrına ram? Çünkü te'sis-i ilahi o metin istihkam. Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler, Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer; Bu göğüslerse Huda'nın ebedi serhaddi; "O benim sun'-i bediim, onu çiğnetme" dedi. Asım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek: İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek. Şuheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar... O, rukü olmasa, dünyaya eğilmez başlar, Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor! Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer. Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhid'i... Bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi. Sana dar gelmeyecek makber'i kimler kazsın? "Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın. Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab... Seni ancak ebediyetler eder istiab. "Bu, taşındır" diyerek Ka'be'yi diksem başına; Ruhumun vayhini duysam da geçirsem taşına; Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle; Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle; Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan; Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsan oradan; Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına; Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına, Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem; Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem; Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana... Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına. Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini, Şarkın en sevgili sultanını Salahaddin'i, Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran... Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran, O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın; Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın; Sen ki, a'sara gömülsen taşacaksın... Heyhat, Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat... Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber. Mehmet Akif Ersoy |
Kekre Ve inecek gece kelimelerin öldüğü yere Önce noktasız suslu puslu cümleler Sonra talim Arap atı terinde haya Bir boran, bir dağ, bir zell gömülecek Bir çifte patlayacak ardından Bir aksak söz düşecek Kekeme dile, kekre Hey keke, şunu bil Dilinden ısırgan emen arı Yaban da olsa dönecek kovanına Diken bal dudak yoğuracak Buse pare pare keke Elif ŞAHİN |
Uykularıma gelme Gelme ki sabahlarda acımasın içim Gelme ki yokluğunda üşümesin tenim Uykularıma gelme Gelme ki heyecanıma yenilip elim gitmesin sesine Gelme ki kan ter içinde gözyaşıma dönmesin yastığım Gelme ki rüyalarım varlığına sevinip güne küsmesin Aslında… Uykularıma gel Yokluğuna alışmak yalanım Gel ki yerin boş kalmasın Gel ki sevdiğim, kalbim çapsın gözde hatiboğlu |
Yadigâr gittin ya! geçmişin kadife kutularında kaldı lavanta kokulu hatıran uyanmadı bir daha güneşe gecelerin tuzlu kirpikleri.. uyanamadım kıvıl kıvıl seher esintisiyle sabahların boynundan öptüğü güzelliğine kıvamlanan bir deli hasretti de büyüdükçe büyüdü sürgit akışımda dolu dizgin çoğaldı boz sıkıntılı yokluğunda tek başınalığımın acısı avaz avaz çöktüm dizlerimin üstüne duvarlara sürtünürken nefesim gittin ya! ne yüreğim avuntu avına çıkmasını bildi ne titreyen ellerim sürgünü oldum yağmurların dinmedi peşinsıra gözlerimde sağnağı yokluğundu kıyamet kuşluk sevincini dolanmadı bir daha serçelerim lavanta kokulu hatıra kutularında kaldı papatya saçlı düş mevsimleri ağlıyorsam anla çocukluğuma ver. acıtıyor,eksiliyorum parça parça şair çıkmazında yarım kalmış şiir gibi tamamlayamıyorum kendimi hazan sarmış akşam safalarını, yüzü düşmüş menekşelerin bereli İstanbul'un gözleri üşümüş sensizlik kıyımında boynunda bir zaman yaprağı dökük insan vakti sinemde dört yol ağzı asılı bebek patikleri gittin ya! tedirgin iyi su, aşksız bütün güvercinler döşümde sarı sancı kanaryanın gam makamında ölüşüdür sevdalı kucağımdaki bu ayrılık seninle kaldı gülen geçmişim, geleceğim yok şimdi.. yüzüm hıçkırık S.Sevinç YILDIZ |
Gözlerini her gördüğümde Kelimeler kanatlanıyor Takat kalmıyor dilimde Kelimeler uçup gidiyor Kelebekler misali, Beynimden kelebeklerle Oysa anlatacak okadar çok şey varki Bir dönse dilim Güneşin anlamı kalmaz Gözlerinin feri varken Gözlerinle doğar günlerim Güneş herkes için batarken Dilime prangalar vurdum.. Müebbet susmaya mahkum... bilal toy |
<FONT face="Comic Sans MS"><FONT color=#000000><FONT size=+0> http://www.antoloji.com/siir/media/09/www_antoloji_com_546509_40.JPG ...KAL DİYEMEDİM... http://www.antoloji.com/siir/media/09/www_antoloji_com_546509_90.JPG ANLADIM GİDİYORSUN... BİLİYORUM... SENİ ZORLA TUTAMAM... SENİ SEVİYORUM, GİTME DİYE YALVARAMAM... AYAKLARINA KAPANAMAM... YÜREĞİNE KELEPÇE VURAMAM... SÖNMÜŞSE SEVDA ATEŞİN, TEKRAR YAKAMAM... http://www.antoloji.com/siir/media/09/www_antoloji_com_546509_90.JPG MADEM GİTMEK İSTİYORSUN GİT. ARDINDA GECE SAÇLINI DEĞİL, PARAM PARÇA BİR YÜREĞİ, KANLI BİR ÇİFT GÖZÜ, DUDAĞINDA SON NEFESİ OLAN BİR KADIN BIRAKTIĞINI UNUTMA... BU GÜN VAR, YARIN YOĞUM BİLİYORUM AMA, OLSUN... http://www.antoloji.com/siir/media/09/www_antoloji_com_546509_90.JPG SEN GİT... DİK TUT BAŞINI... SARI GÜLLERİNİDE AL YANINA... GÜLÜN KOYU KIRMIZISINIDA... SAKIN BANA BIRAKMA... DÖN SIRTINI TÜM ACILARIMA... CESUR OL... O KARANLIK PENCEREYEDE BİR DAHA BAKMA... GÜLÜMSE HERŞEYE İNAT KADERİNE... BELKİ DİNDİRİRSİN ACINI, AFFEDERSİN KENDİNİ, BARIŞIRSIN KIRGINLIKLARINLA... http://www.antoloji.com/siir/media/09/www_antoloji_com_546509_90.JPG İŞTE... ACIYA GÜLMEK NEDİR ÖĞRENDİK ÖMRÜM... GÖZLERİMİZDEN YÜREĞİMİZE KAN AKA AKA... BEN SANA YANARIM,SEN BANA ALDIRMA... SÖKÜLÜRKEN TIRNAKLARI SEVDAMIN, ÇEKERİM SESSİZCE TOPRAĞI SIRTIMA... YAKARIM HER GECE BU YÜREĞİ HESRETİNLE... İNADINA BEKLERİM SENİ... HİÇ GELMEYECEĞİNİ BİLE BİLE... http://www.antoloji.com/siir/media/09/www_antoloji_com_546509_90.JPG HANİ GÜN OLURDA DÜŞERSEM AKLINA ANSIZIN... BENİ SEVEN BİR KADIN VARDI DERSEN BURDA... BİR GÜN ÇIKIP GELİRSEN MEZARIMIN BAŞ UCUNA... ALTIN HARFLERLE SENDE YAZDIR ADINI, MEZAR TAŞIMA UTANMA... O ZAMAN SARI GÜLLERİDE EK TOPRAĞIMA... EK Kİ, MUTLU OLSUN... EK Kİ, SON DEFA HUZUR BULSUN RUHUM... SENİ ÇOK SEVDİM ÖMRÜM... SAKIN UNUTMA... Yasemin Çağla Tekiner |
Hani kurumuş ağaçlar çiçek açardı Hani ilkbahardın güllerle süslerdin her yanı Hani kuşlar öter kelebekler uçardı Her gönüle neşe verdin Bir benim neşemi çaldın Herşey bende hayat bulur derdinya Uyuyan toprağa can verirdin hani Canımı aldın Gökyüzümü sandın yoksa gözümü Bulutlara inat yağmur yağdırdın Hani vadettiğin o güzel günler Beni kandırdın Al neyim varsa al acı bahar Güzelliğini haram kıldım gözüme Onu görmeyen gözlerim Kör saymışım ben İstemem ne cızvıltını ne şırıltını Onu duymayan kulağım sağırdır artık Al neyim varsa al acı bahar Kim demiş sana ilk diye sen sonbaharsın Benim yüreğimi yaktın yüreğin yansın adem ulutaş |
bedreddin birazdan gidecek, bedreddin susacağız bütün, onu dinleyeceğiz, gittiğini usul ve kıpırtısız bir serçe kanat çırpar gibi bir yaprak düşer gibi dalından çıkıp gidecek birazdan. bu erguvan beniz, bu tertemiz pembe yüz bebe bakışıyla arafta birazdan kızarır seher yeri sabahta işte şu kapıdan, şafakla, bedreddin kurtulup karanlığımızdan çıkıp gidecek birazdan birazdan gülecek, açıverecek erguvan… ben bir tavşan uykusunda, kan ter içinde telaş içinde rüyalarımdan seni çıkarmaya uğraşıyorum en dipsiz kuyusundan çekiyorum kara gecenin koparıp atmaya sesini senin biraz da yazdıklarını, biraz da küstüklerini susuyor musun sus erguvan sus ezberledim, biliyorum sustuklarını gün doğacak birazdan işte gidiyor, ne dersen kuruyup kararsın şimdi kızıl asuman en azılı korkularımla çoğalan kahır gecelerini zift kusuyor şimdi evren gidiyor işte heyhat! gün açmış ha, arz dönmüş? kış boran zemheride hangi çiçek açacak! ya sen erguvan, ya sen hangi iklim nerede ne açacaksın nereye savrulacak renginin mahur kokusu ne ağır kalk bedrettin uyan bilsen o kalbimin ne muzır bir parçasıdır her daim hazır, her daim ah edip kanamaya işte, gecikmiş bir serçe göğün kapısında duruyor gibi duruyor kapımızda tedirgin, tetik. kanat oynatsa yüreklenecek bir yüreklense uçacak az sonra bedreddin az sonra çıkıp gidecek bedreddin ah bedreddin! firak ezberliyoruz firak! firak ezberliyoruz bedreddin kahrı, kitab eyliyoruz! Doğu BARAN |
Yüzünün Yakıcı Senfonisinden Hükümdar Leyla'ya bakarak dedi ki: Mecnunun çöle düşeceği kadar güzel değilmişsin Leyla yanıtladı: Sus... Sen Mecnun değilsin ki! ... .................................................................... akşamın erguvan kanatlı kartalı dağların ardına konduğunda havada sevişme sonralarının hoşluğu havada öpüşme kokusu gölgesinin uzayan çimenine otursam iğdelerin ve yüzünün yakıcı türküsünü söylesem bozkırlara çığlığım uzar dağılır çiçekler yavrular sesimde esen kekikler dal uzatır hüznüme bulutlar karışır-sular akışır ki bilirim sana söyleyeceğim tüm türkülerden daha güzelsin sen... gelişini düşlesem bulutların akıl almaz rengiyle gökkuşaklarıyla çizsem seni öpmeyi duyulmamış masallar gibi bir şey işte rüzgarlar evcilleşir sana dair bir öpüş dokusam gökyüzünün yamaçlarına yüreğimin olanca ahengiyle bozkırları çeviren mavi bakışlı dağlar ve en çılgın dalgaları okyanusların evcil birer binit olur gelip durur suretinin önünde ben çalsam da tüm renkleri bahardan ve hüzünden yine de sönük kalır çizdiklerim yüzünün yakıcı senfonisinden gözlerinin ummanından yakamozlar dökülür boynunun kuğusuna dizdiğim dizelerime gelir beklenmedik zamanlarda yeniden hayat katar düşün en yaralı gözelerime yalnızlığın en mağrur zamanında olmadık yerinde kederin sonsuzda saman gibi savrulan ömrümün anlamsız boşluğundan geçen bir yıldız şarkısı düşün düşün ki kanayan süveydamın firari şarkısı cellat ilmiği gecelerin muhalif kasırgası yıldızlı gözlerinin önünde köle kesilir sözcükler sen benim dizelerimin aczisin bütün türkülerimi söylesem bütün düş gergeflerinde sonsuza dokusam sesimi yağmurlarla terazisi kırılmış yıldızlar gibi paramparça dağılırlar hiçliğe kuşkusuz sen daha güzelsin tümünden adnan durmaz |
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN….. Yokluğun, çaresizliğin adıydı sanki ve artık son istasyonuydu hayatımın, Ölümün soğukluğu gibiydi sensizlik, Yıkılan umutlarımın çıldırırcasına haykırışı ve bitip tükenmek bilmeyen bir sevdanın adıydı, adın. .............................................Ve adın, .............................................soğuğun iliklere kadar işlediği gece yarılarında, .............................................sabahlara kadar tek başına dolaşılan sokakların .............................................ve körkütük masalarında .............................................sabahlanan meyhanelerin adıydı, adın. Yokluğunda, hayat hiç tebessüm etmedi ki bana, Etseydi zaten, yazamazdım sensizliğin adını, varlığının tadını, gözlerinin rengini ve saçının bir tek telini, böylesine ahenkli böylesine derin anlatamazdım ki! .............................................Hatırlıyorum da, .............................................giderken gözlerime bakışın, .............................................gözlerinin en derin, .............................................en dalgalı bakışıydı, .............................................O günden beri hayatım, .............................................anlamını kaybetti yokluğunda, .............................................Anlamsız bakışlarım, yokluğunun, .............................................tespihimin sesi, sabrımın, .............................................sigaramın dumanı, efkarımın, .............................................dalıp dalıp giden gözlerim ise .............................................hayallerimin simgesi oldu, Biliyorsun, en sevdiğim renk siyahtı o günler, Çünkü, beni en iyi o renk sana anlatırdı. Benim gündüzlerim ve her sabah doğan güneşim hiç olmadı, Bütün dünya toplanıp üstüme gelse hepsini öldürecekmiş gibiydim yokluğunda, .............................................İnancımdın, .............................................beni hayata bağlayan damarlarımdaki kandın, .............................................o günler, .............................................anamın duası gibi güvenirdim sana biliyorsun, .............................................Mecnunun Allah a yalvarışı, .............................................Ferhat’ın dağları delişi .............................................ve de Mecnundan sonra Leyla’ nın .............................................böylesine delicesine ilk kez sevilişiydin sen, Allah’ mıy dı seni bana böylesine sevdiren, yoksa, kör şeytan mıy dı beni böylesine kadeh kadeh içtiren? Kim derdi ki, leylayı seven ilk insan ben olacağım ve her geçen gün yokluğunla tükenip yokluğunla yok olacağım, .............................................Toprağın bereketiydi aşkım, .............................................yıldızların parlaklığıydı gözlerim, .............................................delikanlılığın sembolüydü fikirlerim .............................................ve de tespihimin son taşıydı sabrım, .............................................Kardelen çiçekleri kadar sabırlıydım o zamanlar, .............................................O gün, .............................................kurşunun saniyedeki hızıydın, .............................................kalbime giren bir ok misali, Hatırlar mı sın, sevdam, sevdan olunca bu yürek te senin olacaktı hani? Hani o gün beni hayatının musalla taşına en yakın yerinde sevmiştin? Yalanın dolana karıştığı, her şeye inandığım, seni, delikanlı gibi seveyim diye adını tespihime kazdırdığım, ceketimi omzuma attığım gündü o gün, .............................................Suskunluğum, .............................................aşkı anlatırdı sana o zamanlar, .............................................Sessizliğin sesi, .............................................duyguların şairiydim bitip tükenmeyen mısralarda. .............................................Oysa bu gün, .............................................içimdeki şairin tükendiği, .............................................elimde, adını yazdırdığım tespihimle, .............................................bilinmezliğe yürüyüşümün, .............................................sabrımın, sona erdiği, .............................................sensizliğin başladığı, .............................................umutlarımın bir bir tükendiği .............................................ve hesapsızca .............................................çekilmezliğe tetiğin çekildiği gündü bugün, .............................................ve bu gün, .............................................senin doğum günündü, Doğum günün kutlu olsun sevgili, Son noktasını kanımla koyduğum bu mektupta, benden sana son, son hediyem olsun... (O’na, Gözlerime Düşen Yağmura) AYHAN UÇAR |
Yokluktan kapıya kim getirdi? O kapıyı kim yarattı, Kim kilitledi? Anahtarı kim? Düşün! Ey fani... Bende bir Leyla var, Leyla’dan öte. Cismiyle Mecnun’a dönmüş, Ruhuyla aşka varmış. Işık, hey hat ışık! Ney’in sitemini dinle. Mum alevindeki pervane misali, On bin kanadımı da yak, git. Yalnız, aşkımı kor etme. Korken, kül etme. burçin yavuz |
Lale Devri Davası * zamanı ucundan tutmuş bekliyordum sonunda gerçeğe dönüştü bu körfez vapurundan da inmedi kütüğe geçmemiş duruşma zaman aşımından düştü bu davada hakim sendin kıracaktın yalnızlık kalemini tam ortasından dibinden bağırıyorum tırmalarken kuyunun duvarlarını gürültümü ben dışımda duyan yok davam kan davası değil bu dava Lale açan sevgi davasıydı galiba yine aşık oldum hızlıdan anlaşıldı gelmeyecek kraliçe arı razıyken bal vermeye diğer arı oğul örmedi beni kabullenmeye kırılan hevesim tozlu raflara kalkacak bu davayı da kaybettim soyulmuş kaşıntılarla deri değiştiriyorum terlemiş cebimden bir numara daha silinirken peçetesiz saati almadan telaşla çıkmışım evden beklerken geç olmuş şimdi ağlamaya vaktim yok bekleme salonundaki yolcu yolunda gerek kaçamak adımlarımda dağılıyorum bastığım yerler savaşmadan kazanan mayın gibi her adımda bir parçam düşüp benden boşanıyor arkamda şehit dul kalmış uzuvlar bırakıyorum utancım gerilmiş dikenli tel gibi taaaaa sınır boylarında kendimce kandırılmış emeklerim sınır dışı edildi kendim heveslenmişim o gelmeyince kendimi bitirmişim biten Lale devri davasında * Serdar San İzmir , 26.08.2006 |
Bir yağmur uçuşu uzağındayken hasret Kırık bir pul gibidir sevda tutulmaları Yasak koysak tüm dokuntu kahırlarına Kankırmızı gülün ağlayışına benzemese aşk Ve de gurbet inse fersiz gözlerden Gecelerin umursamadığı sevda düşlerine Sızarken acının çığırtkanlığı inceden Sarar yaprak seslerinin uğultusu düşleri Bir denizci düğümü dolanır yokluğuna Dökülür seyyareler bordosuna mehtabın Ardısıra dolunay süzgüsü sularda Oryantal raksın mabedi olur yakamoz Bir şehrin iç çekişlerini duyarken yürek Paylaşmalı adım söylemlerini sarılmalar Şivekar sürgünler sarmalı düşünsel ahları Gecenin şafak umarlı nöbet devirlerinde Görünen o ki Niyet çekilen iklimler Gala yaparken hayata Sevda sarmallı gönüllerde Vuslatla gerçekleşecek aşkın bisleri! Ve aşka söz ki Bir gece uzantısı sevişmeler Sırça bahar söylemlerindeyken Venüs kıskancı tan ışıkları salınacak Gün çalar gözlerine ışın ergüney |
Tiryakin Oldum yürekte alevsin gözde yaş kaybettim umudumu dört dörtlük tiryakin oldum yere gömdüm gururumu kağıda sardım dumanlarda unuttum onurumu sana mahkum dünyam gardiyan sorsana durumumu aşk nedir kör ebe oyunu mu yok bunun çelmesi göremiyorum kör oldum kolay mı unut demesi bu yürek bulamıyor bir başka sen gibi çeşmesi bir tadımlık gözüksen anlarsın nasılmış sevmesi bilsen kana kana içerim düştün tutkularıma feryat-ı figanlardayım son ver tüm korkularıma destursuz mermi sözlerin çarparken duygularıma sırat köprüsünden düştüm tiryaki sevdalarıma heves tiryakin değilim gönlümde kurmuşken kapan yolu epeyce almışken demem dağlara ne yaman geride kaldın baksana geçti tıklım tıklım zaman doğum lekemsin çağır dönerim sana demem aman ahde vefanı söyle bu can bin kere olsun feda yorgunluk tiryakiliğinde bile demem elveda katıksız zehir içerim kapında çıkmaz bir seda müptelayım tiryakilik de ölürken derim veda sensizlik girdabındayım haşa ben sende boğulmam yak çöple tiryakini yansam da kül gibi dağılmam her şey senin gelmeni bekliyor yalana sarılmam yatak döşek halime gülerken onlara darılmam ezan gibi yanıksın titreyen tüm dualarımda seni herkese ilan ettim tüm suskunluklarımda defterimi dürseler de arayıp haykıracağım arkamdan teneke çalsalar da senle olacağım Serdar San İzmir , 8 Ağustos 2004 |
BENİM OL** http://www.antoloji.com/siir/media/82/www_antoloji_com_573782_328.GIF Billur bir damla Aktı yanaktan Uzaklarda bir yıldız Kaydı semadan Gece,gündüze Henüz kavuşmadan Bana gel,benim ol İçim yanmadan http://www.antoloji.com/siir/media/82/www_antoloji_com_573782_328.GIF Yar kordu busede Yaktı dudaktan Bülbül,güle kanmış İçti sunaktan Takvim hesap sorar Kopan her bir yapraktan Bana gel benim ol Çok geç olmadan http://www.antoloji.com/siir/media/82/www_antoloji_com_573782_328.GIF Farkım kalmadı benim Sabır taşından Yollasan bir tutam İpek saçından Mahkumum sana Bu aşk suçundan Bana gel,benim ol Sevdan ecelime Sebep olmadan |
Beklentin Ben Olayım gelmezsen çetele tutuyorum günlere ne halt ederim gel kalbimdeki batmayan güneşi yollarına dökerim gelmezsen senden alırım kanatılmış biriken hıncımı gel yeniden yarat insan denen mahlukata inancımı gelmezsen hangi körfez vardır ki yangınımı söndürmeye gel ne olursan ol gel beni Mevlana gibi döndürmeye gelmezsen hangi ağır küfrü noktasız virgülsüz savursam gel çok yoruldum sessiz şiirlere artık noktalar koysam gelmezsen yalnızım ki rüzgarların önünde yalnız kaldım gel lanet olsun daha önce nerdeydin seni geç tanıdım gelmezsen sevindirirsin şiire bakan sevgisizleri gel gör bak bahçeme ektiğim şu goncalı mavi gülleri gelmezsen derim haşa bu da hırsız çıktı kalbimi çaldı gel gör bende sadece gamzesiz yaşama telaşı kaldı gelmezsen atarım beni düşerken hayalini kurarım gel şu teneşirde kalsın mazim ağlamayı unuturum gelmezsen imbatsız ürkek körfezde yok ederim ömrümü gel imge olup anlatalım herkese yoncalı öyküyü gelmezsen sürerim kendimi neler yaparım yaşantıma gel el pençe divan olup birlikte bakalım aynalara Serdar San İzmir 13.4. 2004 |
http://www.antoloji.com/siir/media/06/www_antoloji_com_588406_745.GIF SENI SEVMEK YETMEZ... Agliyor mu gözlerin Sarilasi bedenin mi titreyen.. Sus konusma… Yüregi deniz kadin Biliyorum… Haykirdin sevdani daglara Kostun yalin ayak, karanliklarda Ellerinde bir avuç umuttu sözlerim Çiçek diye taktin saçlarina Geceleri sabah ettin.. Kan damlarken yüreginden Kan terler bosanirken teninden Yinede sustun canimin içi Bir kelime düsmedi dudaklarina Kaç kez düstün yerlere Bakmadin yol yaban mi Kanayan dizlerine umarsiz Aciyla dalga geçerek Yüzünde gülücükler açarak Yine kostun kollarima Simdi agliyorsan Acini serbet diye içiyorsan Ve o kocaman yürekle Hala beni böyle seviyorsan Seni sevmek yetmez gülüm Ayaklarina kapanmam Ellerini öpmem lazim Bin kere gelsem su dünyaya Yine arayip,seni bulmam lazim can eylül |
Seni Yağmurdan Sonra Seveceğim Şimdi git.. Say ki, seninle içinden sevda geçen bir türkü söylemedik.. Say ki, gece mektuplarını, en güzel aşk şiirlerini beraber ezberlemedik.. Say ki, sevda trenini kaçırdığım durakta bir süre beraber beklemedik.. Sen git.. Ben gelemem bu yürekle.. Ya da kal.. Eylül yağmurlarını bekle.. Seni yağmurdan sonra seveceğim.. Saçlarıma ak düşmemiş halimle.. Sen yaşlardayken.. Onsekizimde, yirmimde.. Seni yağmurdan sonra seveceğim.. Kaldırımların ıslak ve temiz haliyle.. Yaşlı yüzüm delikanlı yüreğimle.. Seni yağmurdan sonra seveceğim.. Aşksız geçen onca yılı yakacağım.. Sevda alevinde kendi ellerimle... Şimdi git.. Say ki, seninle sahildeki çardakta hiç dondurma yemedik.. Say ki, oturup konuştuğun yaşlı ve yabancı bir adamdı.. Ve sevdadan hiç söz etmedik.. Say ki, hiç gülmedik.. Aynı şeyleri sevmedik.. Ve yağmurdan sonra beraber yürümedik.. Seni yağmurdan sonra seveceğim.. Kimse bilmeyecek, herkesten gizleyeceğim.. Yağmurdan sonraki toprak kokusu olacak havada.. Seninle gökkuşağının altından geçeceğim.. Seni yağmurdan sonra seveceğim.. Ve seni sevdiğimi kimseye söylemeyeceğim.. Belki bu dünya gözüyle gördüğüm son yağmur olacak.. Islak kaldırımlarda sırılsıklam yürüyeceğim.. Ben seni yağmurdan sonra seveceğim.. Ve bir gün ölürsem yeşil gözlerinde öleceğim..... Uğur Arslan |
Belki üzülürsün belki kırılır İçimden geçeni bilsen diyorsun Bu aşkın hesabı kimden sorulur Cebimde bir resim sen gülüyorsun Bu nasıl tesadüf bu nasıl kader Gittiğim her yere sen geliyorsun Yüzümde hüzün var yüzümde keder Cebimde bir resim sen gülüyorsun Bir heba oluşa üzülüyorum İçimde bir aşksın ve soluyorsun Kapımda Azrail ben ölüyorum Cebimde bir resim sen gülüyorsun rıdvan karaman |
NİSAN YAĞMURLARI Nisan yağmurlarında gel nisan seni hatırlatıyor geceler Kalbim bomboş Ellerim sopsoğuk Bu beden sensiz yatıp kalkıyor Bu gözler senden başka görmüyor Nisan yağmurlarında GEL NİSAN Senden sonra hiç sevmedim Ben aşkıma ihanet etmedim Ayrılık bu mu? vefasız Senden sonra hiç görmedim Sende yalancı çıktın sende Sende vefasız oldun sende Ayrılık bu mu? insafsız Senden sonra bilmesemde Uğur Arslan |
Güzel Olmak ...! Bilirmisin sevgilim ...? Güzel olmaktan çok çektim... Binlerce kez duyduğum sandığın iltifatlar, Önceden söylenmiş diye söylenemedi bana... Pamuklara sarmalanmadım aslında, Süt banyolarında yıkanmadım. Bilirmisin sevgilim güzel olmaktan çok çektim.. Sandınki , bavulum elimde gezdim .. Oysa ben seni , yurdum bildim..! Suzan Batmankaya / Ocak 2007 |
* Emanet * * Emanet * Emanetse bu can bedende O zaman nedir ki bu elem üzüntü niye Mademki terk edecekse seni, bir gün bir yerde Hazır ol emaneti teslim etmeye Hüseyin Topçuoğlu Hüseyin Topçuoğlu |
MAVİ GECE Bir mavi gecede başlamıştı sevdamız Ve maviye çalmıştı bütün umutlarım o gece Unutturmuştun bana karanlığın siyah olduğunu Ve gözlerinde farkettim ilk kez Bütün gecelerin mavi olduğunu Bir mavi geceydi o Bütün gecelerden güzel Bir mavi geceydi o Benim için ömre bedel Ve sonra... Bir gidişin vardı ki Mutluluğuma inat Bir gidişin vardı ki Kırıldı içimde kol kanat Umutlarımın mavisini alıp gittin Denizlerimin mavisini çalıp gittin Masmavi dünyama Simsiyah bir çivi çakıp gittin... Gittin Ve sen de her yalan gibi Bittin.. AHMET SELÇUK İLKAN |
Bir Gün İstanbul'da Günlerden bir gün İstanbul'da Sabah oldu eşya ışıdı Bahçedeki horoz öttü Horozun öttüğünü duyunca Türkü tutturdu Bir çiçek keyfine göre... İşler bu yola döküldü mü, İnsanoğlu durmaz Yatağımdan kalktım Kahvaltı ettim Geceden kalma ne varsa Ceketimi giydiğim gibi Sokağa çıktım Bir rüzgar esti hafiften Sonra durdu Yağmur çiseliyecek gibi oldu Bir tramvaya atladım Doğru parka gittim Sıranın birinin üstüne Uzandım Gökyüzünü seyrettim Gökyüzü de bir türkü söyledi Gökyüzünün türküsü de Horozunkine, çiçeğinkine uygundu Öylesine maviydi gökyüzü Öylesine derin Öylesine sonsuz Ama bıkılıyordu gökyüzünden Kalktım kahveye uğradım Bir çift söz ederim dedim Ahbap aradım Bulamadım Bulamayınca Elim şakağımda Düşünmeye vardım Derken öğle oldu İş yerleri boşaldı Cümle halkın karnı acıktı Ben de acıktım Bir köfteci dükkanına girdim Köfteler kızardıkça Ortalığı bir duman sardı Bir soğan kokusu Öğleden sonra da geçti aynı minval üzre Yalnız bir aralık Bir sevda yaşadım düşümde Büyük bir caddeden geçerken Bir kadın görünce balkonda Saçları alabildiğine sarıydı Bugüne dek Görmediğim acaip kuşlar havalanıyordu Sabahlığında Sevdalandım düşümde O benden habersiz Akşam gelecek aşığına Hazırlandı durdu aynasında Gönlü sevdayla dolanların Son uğradıkları meyhane Bir yudum aldım da Kendimi buldum kocaman bir denizde Nelerin unutulup gittiği nelerin İzi bile görünmeyen gemilerin Akşamları sokakları dolduran serinlik Bir kahvecinin Kahvesinin bahçesini suladığı Anı hatırlattı bana Bütün gün taban teptim İçimde bitkinlik Akşamı ettim Sabahattin Kudret Aksal |
ADI BENDE GİZLİ SEVGİLİM Gözlerine bakıp unuttuğum dünyaları, Benden bi-haber sevgilim... Nasılsa gökyüzü,maviyse yani... Sen de kaybetme doğallığını, Nasılsa sevgi,büyükse gayet.. Sen de tertemiz tut,kirletme kalbi... Sen de bir beni sev, Başka gözlerden bi-haber sevgilim... Nasılsa benim segim,büyükse yahut.... Yusuf Önaç |
Gül annem dün gece arkadaşım evini terkettmiş anne bu terkediliş nasıl, nasıl yapıyılıyo annem geceleri senin nefesini kontrel ederdim bunu kendi adıma düşünemiyorum aney senin yanında bile sana hasrettim bunu iyi bilirdin şimdi ise senden gayri ellerde sersefilim aney gurbet adamı dervişde yapıyo varoşda annem sensiz buralarda ölümü özledim annem ölümü yitik kaldım gurbet ellerde sinsice ölümü özledim okadar zormuşki aney sensizlik kabir yalnızlığı melun oldum yüzüm gülmez sümbül annemdin sensiz biçare sürgünüm bu çile bitmez gül annemdin Ayşirin Yıldırım |
MUTLULUK Bana mutluluk nedir diye sordular Onlara seni anlattım. El ele dolaştığımız günleri anlattım. Hayret ettiler Ederler tabi Onlar seninle beraber olmadılar ki... Vedat Dündar |
~~HALA SENİ SEVİYORUM~~ Olur da bir ilkbahar günü Senin aşkınla atan şu kalbim Durursa eğer, Teneşir tahtasındaki çıplak vücuduma Sıcak ellerinle bir kez dokun Gelinlikten sonraki ilk bembeyaz giydirilen Kefene sarılı vücudum Yatılırsa musalla taşına Okunursa ardımdan dualar Sakın ağlama... Seninle mutlu olduğum günleri düşün. Benim seni, senin beni Mutlu ettiğimiz günleri... Ve sakın ağlama. Bir kez daha kefende sarılı vücuduma dokun Ve öp beni. Toprak altına girmeden son kez öp beni. Ve üstüme toprak atılmadan ilkbaharda açan bir çiçek at Sonra düşün biran düşün Beni nasıl mutlu ettiğini ve bana neler için kızdığını Sakın ağlama. Her sene öldüğüm gün bana gel İnan sana olan SEVGİmle mezarımdaki o çiçek Hep açacak. Ve bana sadece Seni seviyorum de HALA SENİ SEVİYORUM Taner YILMAZ |
Baharın Kokusu Var Teninde Güne, güzel başladım, aklıma geldiğinde. Baharın kokusu var teninde... Renklerin cümbüşünü yaşıyorum seninle. Dünyamı değiştirdin, bir gecede... Bulutlar dağılıyor, sen gelince. Neşe sevinç coşku iç içe... Dünyanın en güzel erkeğini yaşatıyorum yüreğimde... İstanbul, Nisan 2004 Hülya Arısan |
Acının omuzlanışı Kadını bir gürültüye sapladılar. Evler tıkırtıydı, tıkırtıydı, tıkırtı kahkahamın düşürdüğü çiçekleri bulamadılar fırtınalı bir geceydi çünkü bulamadılar bombalar, bö sesleri, savaş alaborası" Yaşamak bir tıkırtıydı aldırmadılar. Çocukların düşlerinde bir Markut bir kurbağa zıplıyor yaşamamızdan hergün zıplıyor, hergün eksiliyor, hergün Markuuuut Torbanı sarkıt. Her doğal güzelliğin bir ucunda aptallık öbür ucunda o kambersiz geçen düğün. Kadın. Kadını bir dilime katık ettiler Markuuuu! Torbanı sarkıt. Siz büyüyün kan kuşları siz büyüyün güzün gelişi bir öğürtüdür korkmayın korkmayın ölüm bir başka ağzıdır yarasaların. Aşınmış eşikler, aşınmış yaygaralar aslan gibi bir kocası var mıydı bu kadının? Gömleğimi zorlayan kuş sesleri İsmet Özel |
Hayat Oyunu Kaç dört nisan geçti Kaç yirmi eylül Yıllar uzadıkça zaman da Acıların adımı büyüdü İçin için ağlıyorum Roller yer değiştirdikçe Perdeler hep kapalı Gece de uykular uzadı Gündüze sabah doğmuyor İsyan etsem de kadere Oyun çoktan bitti Sah ne de... Aynur Avcı |
Anason Gülüşlü Hayat Özgürlük anasonlu bir suçluluk Umarsız saatlere boyanan Şalı rüzgârdan acemice uçan İstemek düş mavisi çivitlisinden Yorgun ses dil eskitirken Ne çok anı içiyor Susuz, katışıksız Bulanmamış beyaz. Bu gömütlükte sırlar saklı Mecazlı baktıkça yüzünün ifadesi Gözlere dalaşır siyahî susku Şiir lambalarını yakmadan aydınlık yasak Unutuldu sanma mum ışığı. Ne çok üzgü içiyor Susuz, katışıksız Bulanmamış beyaz. Yaz hatırlanan süslü bir peçete Alnını sildikçe ilklerin sıcağı Yanağına işlenmiş hayat kırmızısı ter Seni bir örümceğin ağlarına saklı bıraktım Bulman için kendi yolunu Ne çok düzgü Susuz, katışıksız Bulanmamış beyaz. Her aşk kelimelerde cesurdur Yüz yüze gelmez içinin yansımasıyla Ya şiire satar benliğini ya şarkılara Hayat bu oyun yeri darmadağın Sil dizindeki sıyrık lekelerini Çocukken hiç düşmedin mi? Ne çok oyun Susuz, katışıksız Bulanmamış beyaz. Ne çok anason Susuz, katışıksız Nehirler giyince gözlerimiz Beyazı bulanan Rakı kadehinde sarhoşluk bu hayat Nesli Yazıcılar |
Aldırmıyoruz aşk iklimi meltem birden uçuşuyor eteklerim alev aleviz utangaç hem serin serin aldırmıyoruz nasılsa aşığız yağmurdan kaçıyoruz güzün pabuçlarımız delik ıslak ıslağız hem de sıcacık ellerimiz aldırmıyoruz nasılsa aşığız beş parasızız ne çok dükkan ne çok alacaksızız en çoğumuz bile az aldırmıyoruz nasılsa aşığız gidiyorsun kalıyoruz uğurluyorum titrek yollar uzak çekilir geleceksin yaza aldırmıyoruz nasılsa aşığız birden kışa göçmüşüz uçuşmuyor eteklerim yağmur ıslatmıyor herşey ne ucuz yollar kimsesiz aldırıyoruz nasılsa aşksızız 19.06.2006 Nurdan Ünsal Nurdan Ünsal |
Ölgün Renksizliği Düşün İki omzunun arasındaki dünyayı düşün yanılgını kaybedişini eksikliğini her sabah anımsamayı sustuğun cennetine cehennem makamı kör kütük savrulmuş melekten birini incitilen dem ağırlığında hafifliğinin terkedişini düşün aynalara genleşse de yüzündeki okyanuslar derinlik sığ sözlerinde kaybetti coşkusunu ırmak boyu aşk avında heves yükü deryaya yitik gözlerin büyümüş ölgün renksizliğini düşün güneşe serilmiş yağmur nüshalarını yapay sezgili ezgilerle rüzgara kırdırırlar dinmedi dinlemedi yaban hoyrat gördüm kulaklarında sağır bir mevsim duyarsızlığın ezdiği ya Muhammet deyip el koyduğun kalbini düşün iki omzunun ortasındaki hypoksia dünyayı artarak onarılmadığını yanlışların son uçurumda U dönüşlerinin bulunmadığını düşün gösterimden kalkan filmler gibi dönmüyor artık dünya perdeler kapalı.... ... görmek mümkün!... Nursel TÜRKEMİŞ |
Ensemde hissettim ölümü Kapatınca sensiz gözümü Küt küt küt etti durdu kalbim Bu ses sendin cevap vermedim Sızlıyor yüreğim yeniden Tükenmişliğin sesi gelen Belki sen duymadan bir daha Küt küt küt edicek gidicem Unutması namümkün bir sen Nasıl girdin kalbime birsem Hasretin öylesine sevsem Seni unutamam ben ölsem... hüseyin türkmenoğlu |
Elini Kalbime Koy
Mustafa Hatipoğlu |
ANLARSIN BİR GÜN Gün gelir, ayrılır sana çıkan tüm yollarım, Kendi ellerinle, bu sevdanın ipini çekersin bir gün, Düşünce pencerene o öksüz hayalim, Sevmişti deyip te ardımdan ağlarsın, ağlarsın bir gün, ...............................................................Sarar elbet seni de, ...............................................................hasretin alayları, ...............................................................Tüketir gün be gün, ...............................................................bir bir umutlarını, ...............................................................Sevdayla çağlayan, ...............................................................o sevda ırmaklarını, ...............................................................Kurutup da çöle döndürür, ...............................................................döndürür bir gün, An gelir, yenik düşersin sen de zamana, Vurur o gün, vuslatı vurmayan saatler sana, İnerken kurşundan perdeler göz kapaklarına, Sen de bir gün sevmek neymiş anlarsın, anlarsın bir gün... (O'na, hep ona, hep o gözlerime yağan yağmur'a...) Şiir : Ayhan UÇAR |
Umut koksun istiyorum dostluklar, Sevgiyle konuşsun insanlar. Kırıklık olmasın dillerde, Dostluk koksun insanlar. Bir gün kırdığın kalp senin olur, Kalbini kederlerle doldurur. Sözünü söylemeden iyi düşün, Birine vurursan bir başkası da sana vurur. Olanaklar sunmuşsa sana dünya, Sana mecbur olanları kırma. Veren Allah bir gün alır, Onların durumuna düşersen kızma. Düşünerek söyle ağzından çıkan sözü, Olmasın kimsenin hiç kimsede gözü. Sadece sevgi dolu beraberlikler olsun. Yaşam huzur ve mutlulukla dolsun. meziyet ak |
SEVİ ŞİİRİ Ben senin en çok sesini sevdim Buğulu coğu zaman, taze bir ekmek gibi Önce aşka çağıran, sonra dinlendiren Bana her zaman dost, her zaman sevgili Ben senin en çok ellerini sevdim Bir pınar serinliğinde, küçücük ve ak pak Nice güzellikler gördüm yeryüzünde En güzeli bir sabah ellerinle uyanmak Ben senin en çok gözlerini sevdim Kah çocukca mavi, kah inadına yeşil Aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar Hiç biri gözlerin kadar anlamlı değil Ben senin en çok gülüşünü sevdim Sevindiren, içimde umut çiçekleri açtıran Unutturur bana birden acıları, güçlükleri Dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman Ben senin en çok davranışlarını sevdim Güçsüze merhametini, zalime direnişini Haksızlıklar, zorbalıklar karşısında Vahşi ve mağrur bir dişi kaplan kesilişini Ben senin en çok sevgi dolu yüreğini sevdim Tüm çocuklara kanat geren anneliğini Nice sevgilerin bir pula satıldığı bir dünyada Sensin, her şeyin üstünde tutan sevgini Ben senin en çok bana yansımanı sevdim Bende yeniden var olmanı, benimle bütünleşmeni Mertliğini, yalansızlığını, dupduruluğunu sevdim Ben seni sevdim, ben seni sevdim, ben seni... Ümit Yaşar OĞUZCAN |
Artı Bir Olmak…………… dünden, köşelerde kaldı; saklambaç……. ebe yalnız…… oyun yok artık…… sensizlik, bir kor gibi yüreğimde….. ne iyi gidiyor şu kış günü, biliyor musun… içimi yakıyor… alev alev bildik tanıdık bir masada beşinci adam olmak……. sıradan, bir özel olsa gerek…… belki, sıkarsın rokaya limonu, gülen bir adam kesersin kabuğuna…… ve mum yakarsın içine…… ateş gibi gözleriyle kilitlenir sana hayat………. belki, algının ardındaki duvarı aşabilirsin ağır bir devinle……. günler geri kalmıştır da…… bir sen, anlayamamışsındır…. kavrulmuş avuçlarımın parmak aralarından dökülen, sönmüş yıldızları…… hani, bir sakıncası yok hayat böyle bir şey……dersin…. rahat ol…. inceden bir dost sohbetidir kanayan…….. derin yaralarda kokan hüzündür rastladığım….. ölürüm de kopartmam…….. koklamaya kıyamam……… dilsizdir sevdam………. 29/01/2007 ege altun |
çalarken davulları yağmurun öyleydiniz işte! ! güne küskün geceydiniz hiç kımıldamamıştınız yerinizden - dokununca yalnızlığınıza - taş kesilmiştiniz taşkentin gündökümünde bir kış konaklıyordu yüreğinizde kendimi gözlerinize astığım yerdeydiniz bir gönül eskitip batağınızda çözüm bulamadığım gittikçe gömüldüğüm / gizlendiğim kendime seslenebildiğim ilk ve tek ve son gizdiniz o ' ydunuz, onlar ' dınız, siz ' diniz, biz ' diniz tüm içkileri tükettiğim meyhane çıkmazlarında suçlusu olmayan / halka açık duruşmalarda yüreği sevda bilmez yargıcın kırdığı kalemdiniz mevsiminizden geçtim ansızın mevsimsizliğimdendi güne kanıyordu gözleriniz kuru çiçekler vardı ellerinizde birini bekliyordunuz / umuyordunuz - ben değildim, beni unutmuştunuz - ve üşüyordu bir yanınız / sokaklarınız toprak altında kalmış / bulunamamış bir antik eser kadardı yalnızlığınız ölesiye yalnızdınız koyu vaktiydi intiharların kırılgandı yaşamın teni (bir parabasisti yaşam. ne denli sonsuz ve somutsa o denli geçici ve gerçeksiz.. yalın ve görkemli ve hain gecenin deşilmez ve soğuktu karanlıkları... daraldığınız..) kıyıya vurunca ölüyordu deniz sessiz besteler yazılıyordu öznesi ve özlemi olmayan oyunlara ilk ışıklarla tutuşuyordu gözleriniz ağır bir kahrın tavasında kızgındınız / kırgındınız çalarken yağmurun davulları gece vurulmalarında çok ama çok yalnızdı yalnızlığınız Orhan BASAT |
Dağlarının, dağlarının ardı, Nazlıdır. Uçurum kıyısında incecik bir yol Gider dolan-dolana, Bir hastan vardır, umutsuz, Belki ayşe, belki Elif Endamı kuytuda başak, Memesinin, memesinin altında, Bir sancı, Bir hayın bıçak... Ölüm bu, Fukara ölümü Geldim, geliyorum demez. Ya bir kuşluk vakti, ya akşam üstü, Ya da seher, mahmurlukta, Bakarsın, olmuş olacak. Bir hastan vardı umutsuz, Hayreti uykularda, Hayreti soğuk sularda. Gayrı, iki korku çiçeğidir gözleri, İki mavi, kocaman korku çiçeği, Açar, derin kuyularda... Dağlarının, dağlarının ardı korkunçtur. Hiç akıl edip de düşünen var mı? Gün kimin hesabına tutar akşamı, Rahmetinden kim demlenir bulutun, Hayırlı evlat makina Nasıl canavar kesilir. Kurdun, karıncanın rızkını veren Toprak nasıl ayartılır, Yüz vermez topal öküze, Ve almaz koynuna kara sabanı. Sepetçioğlu'm bir kömür işçişidir, Mavzer değil, kürek tutar Urfalı Nazif Mal, haraç-mezattır, Can, pazar-pazar. Kırmızı, ak ve esmer, Yumuşak ve sert buğdayları Yaratan ellerin sahibidir bu, Kör boğaz, nafaka uğruna, Haldan düşmüş, tebdil gezer... Dağlarının, dağlarının ardı, Nasıl anlatsam... Ağaçsız, kuşsuz, gölgesiz. Çırılçıplak, Vay kurban... "Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda." Yiğitlik, sen cehennem olsan da bile Fedayı kabul etmektir, Cennet yapabilmek için seni, Yoksul ve namuslu halka. Bu'dur ol hikayet, Ol kara sevda. Seni sevmek, Felsefedir, kusursuz. İmandır, konkunç sabırlı. İp'in, kurşun'un rağmına, Yürür, pervasız ve güzel. Sıradağları devirir, Akan suları çevirir, Alır yetimin hakkını, Buyurur, kitabınca... Gün ola, devran döne, umut yetişe, Dağlarının, dağlarının ardında, Değil öyle yoksulluklar, hasretler, Bir tek başak bile dargın kalmayacaktır, Bir tek zeytin dalı bile yalnız... Sıkıysa yağmasın yağmur, Sıkıysa uykudan uyanmasın dağ. bu yürek, ne güne vurur... Kaçar damarlarından karanlık, Kaçar, bir daha dönemez, Sunar koynunda yatandan, Hem de mutlulukla sunar Beynimizin ışığında yeraltı. Her mevsim daha genç, daha verimli, Sunar, pırıl-pırıl, sebil, Ömrünün en güzel aşk hasadını, Elimizin hünerinde yeryüzü. Dolu sofra, gülen anne, gülen çocuklar, Bir'e on, bir'e yüz'le akşama gebe Şafakla doğan işgücü. Yalanım yok, sözüm erkek sözüdür, Olm kitapta böylece yazılıdır, Ol sevda, böyledir çünkü... Ahmed Arif |
sorguçlar takılana dek..... insanlar köşe başında ölüyorlardı yaşlı, yatalak yarım kalıyordu her hikaye her şey. tut dedim kendime ağacın altından yarım yamalak bir gölge olsun sarıl. olmadı. yıllardır kıvrımlaştım içimde ulanlaştığım varoşlar mıydı yoksa deliveren ırmağına uzanmış at üstünde oynaşan köy mü beni gece boyu efkarıyla şişleyen bu çolak sessizlik. bir kıvılcımla debeleniyordum içimde hayatsız bir an ölmek yatalak insanlar gibi sessiz uzanmak ırmağın yanındaki kahverengi toprağa beyaz süslemeli bir entarin de oldu mu düşmanını bile görürsün yanıbaşında. ölmek aykırı bir sanatıydı toprağın dönüşümlü suratlar kemikler unufak ırmağın boynundaki köy değirmeni çalışıyordu boyna gümbürtüsü günahların ve farkında olmadan öldüğünün şaşkın sorular geliyordu ve son ayak sesi .... .... ....... karanlık sadece güneşin gidişiydi bu sefer ilahiydi hikayeler bir sonuç bağlamak gerekli değildi o kadar bir sebep yeterdi azrailin perdesine olsundu ne çıkar hikayeler yarım kalsındı gitmek gitmek uzun uzun gitmek vardı şerit şerit sorgu sorgu sorguçlar takılana dek cennetin kapılarına deccal zincirini koparana dek ölmek bir firar kalbimden düşüncelerimde arta kalan ekmeğin buğusu kadar sıcak ensemde ölmek kapıların ardında boylu boyunca yatalak ve yaşlı. Ahmet Serdar... |
Boynu bükük bir sevdanın şu gam yükünü Sözlerine aldırmadan taşıdım durdum Bir gün bile umudumu terk edemedim Ne olurdu duymasaydım o son sözünü Kahverengi gözlerinde gözyaşı oldum Taştım sel gibi kayboldum yanaklarında Küçük bir yıldız düşürdüm yar saçlarında Ters esen rüzgarlarında hep savruldum Bir anda kayboluverdin terk eder gibi Aldın sessizliğimi de isyan bıraktın Aşkıma son darbeyi ellerinle vurdun Mutluluğun hülyasını yok eder gibi... ahmet emre |
Yok Sayılan Aşkların!... Duyulabilir uzak ülkelerden karıncaların çığlıkları denizler tanıdık gelebilir iç bükey nehirlere Nisan'da insan kendi sesine sağır yağmurlarla benzeşebilir bir dil geliştirir saksıdaki menekşeden gökdelenlerde farksız yalımı öpüşür tebessümün -sarı saman sevilerle- mümkün değil bulaşıcı yaraların onarılması vitrinsiz sularda bulanık cam büyülü endişe avuçların eksik kurgusuyla silinmez hatıralar haritası cebinden anısını çıkaramazsın -tesellisi- yok yok sayılan aşkların olmaz yaşanması Ay'ın hilal kesikleri yaşlandıkca derinleşir genleşir lacivert aynalarda dünyanın batıkları kahrı kendine varmanın yolu say semada tümsekler büyürmüş büyüsün... görünür kılınır kalbin közlenmiş gençlik ağıtları -ayna gibi- kağıt da senden yanadır karalanmış şiir de göğsünün alt yüzünde görürsün ıstırapla dağılmış varılmaz yangın sevdaları çok sonra çığlıkları duyulur karıncaların Nisan'da insan kendi sesine sağır bir yağmurdur yaşamayı dener geciktiği ne varsa -anlar yok sonra - yok sayılan aşkların olmaz yaşanması!... Nursel Türkemiş |
Nedir aslında hüzün? Hangi köşebaşında bekler ki sevgi bizi... Yoksa çoktan kaçırdık mı ucunu, en sevdiğimiz uçurtmanın. Şimdi, kim koyacak, teşhisimizi. Hasta ve yorgun olan sen mi? Yorgun ve dargın olan ben mi? Cebini yokla, Anıların geliyor mu hiç eline.. Anılar ki, umutlarımız.. Anılar ki, bizi tekrar var edecek iksir. Anılar ki, baharın sevdiği... çağrı göcek |
Vakti geldi gene kalbimin... Kağıda dökülme vakti... Bir yerlerde uyuduğu an, Ağzından küfür saçan hayat, Uyanıyor işte bu meret. E ne yapacaksın... Atsan atılmaz... Satsan satılmaz... murat tolga çıklaçiftçi |
YAĞMURLARI YAKAN BİZİZ... Bizdik o gökyüzünden düşen, Yağmur gibi toprağa Sevdayı yüreğimize nakşettik. Bizdik hasreti prangalara vuran, her yağmur damlasını yakan, Ömrümüzü sevdiğimize bahşettik. Bizdik Eylüllerde idam edilen, Ülkesi, ülküsü uğruna. Sevdayı ölünce keşfettik. Bizdik geceleri aydınlatan, Karanlığa baş koymuştuk, Geceleri gece gibi mestettik. Bizdik bayrağımıza kan veren. bizdik Vatan uğruna can veren, Bizdik sevdalarımıza aman veren. ... Bizim verdiklerimiz fermandır size. Bizi kara Eylüllerde ölenlerin. Kanıyla yıkadık yüreğimizi. Biz ipeğe sarılmış çeliğiz. Binlerce Eylüllerde ölsekte, VAZGEÇMEYİZ... Emrah ÖZTÜRK |
Gerçek sevgiliye aşık oldum; Sana sevgili oldum, Antrenman olsun diye, Aşk şiirlerini, Sana yazıp okudum. Gerçek aşk şiirini Kalbime kazıdım Düzeltmelerim var. Henüz ona okumadım. Bu yüzden, Kanatırım yüreğimi Ben gerçek sevgiliye aşık oldum. Ona hiç acemilik yapmayayım diye Hep yanında durdum Sadakâtli oldum. Seni hiç incitmedim, Onu üzerim diye, Ben gerçek sevgiliye söz verdim. Bu yüzden, Sana itaatkâr köle oldum. Sözümden dönmedim, Gözümden sakladım, Sana yalan söylemedim, Onu kandırırım diye. Ben gerçek sevgiliyi zor buldum. O senin içinde senden de ötede Bedenim ona elbise, Gözün ona pencere, Ben o sevgiliye aşık oldum. cengiz güzar |
Kırıldı gönlüm sözlerinden Yanarım geçen günlere, Dayanamam artık konuşma Boşuna bahaneler arama, Nasıl karşılık vereyim sana Hissettiklerimi yazamam da, Kalemimden yaş, Gözümden kan akar bugün, Nasıl tahammül edeyim... Bugün olmasın ayrılık, Daha hazır değilim. Benim ciğerim yanar Ayrıldım deme bugün Canımdan can çıkar cengiz güzar |
| Saat: 00:37 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık