![]() |
Sefamı sürersin uzaklarda Eğlenirmisin bensiz Söyle yüzün güler mi Birazda olsa acem kızı Yoksa yalnızlık mı çekersin Kanlı gözyaşları mı dökersin Hasretle yollarımı mı beklersin Söylesene acem kızı Sen sevilmeye layıksın Sen hep gülmeye alışıksın Sen hayatla barışıksın Ne desem yalan olur Senin için acem kızı. |
Hic yetmez Kendini görmek Aynada Tersyüz görünüs gibi Hersey cifter cifter Kollar, bacaklar, vucüt Ve de sag yüzük parmagindaki tirnagin altindaki tozcuk Yalnizca görünmeyen Karsi duvarda asili olan yüz Kendini düsünmek Aynanin arkasinda Bakislarin icinden Hicbirsey göremeden Ama yinede kendini daha görerekten Yapmak ve yapmamak Kudret ve hata Duyarlilik ve duyarsizlik Düsünülebilen hersey Hicbir duvarda asilamayan Sadece düsünceler disinda Kendini hissetmek Düsüncelerin arkasinda Sisli Anlasilamayan bulutlu bir bütün gibi Yinede daha cok kendini Aciyla sevincle Nefretle askla Kuvvetli ve zayif duygularla Sayisiz ufak farklarla Birbirine zit Herseyi hissederek Ancak baskasinin duyarlari Gözönüne almayarak Birbirini görmek Yalnizca birbirini düsünmek Yalnizca birbiriyle beraberce hissetmek Yüzü daha cok görüp Yalnizca duvari düsünmeden Hissetmeye baslamak Canlanarak Var olan hersey Ama yine de yetersiz |
Gözlerim görmüyor, açık olsada Derman olmuyorki yaşlar dolsada Gelip geçen, sille tokat vursada Bana bundan beter, acı veremez Sorsan anlatması, o kadar zorki Çaresi olmalı, kalbim diyorki Bu dert birincisi, daha sonraki Bana bundan beter, acı veremez Gezip dolaşırım, hep aynı yerde Her yer kapkaranlık, sanki alemde İşkence yapsalar, tüm bedenimde Bana bundan beter, acı veremez Çalsın dertli ud’um, söylesin dilim İş’e yaramıyor, ama gözlerim Dünya zehir olsa, inan sevgilim Bana bundan beter, acı veremez |
ağıt hayat iklimsiz açar yılları koşar üzerine çullanır coşan bir yılan yolun ortasından dil çatallayan yalan geçer bir ibrişim devri biter kör'ibişler türer sayısız kindar ırmaklardan akan kana bulanıp kuledeki güzelin ak elleri ah (güz)eller yılana yalana dolanıp da mı gittiler nereye bir gece vakti? |
Bir kanadım kırıldı Uçamıyorum Uçmak da istemiyorum Uzaklara gitmek çok uzaklara Yüreğimi çıkarıp gitsem gidebilir miyim? Sadece uyumak istiyorum Hiç düşünmeden uyumak Uyusam da, yüreğimi çıkarıp uyanabilir miyim? İlk defa korkuyorum yaşamdan Yalnızlıktan korkuyorum Yapabilir miyim, bilmiyorum Yapabildiğim en iyi şey, Hiçbir yere gitmek Hiçbir yere doğru gitmek... |
Kuzgun Edgar Allan Poe Evvel zaman önce ürkünç bir gecede, Eski kitaplardaki yitik hikmeti, Düşünüyordum güçsüz ve bitkin. Başım öne düşmüş, uyumak üzereyken, Nazik vuruşlarla kapı çaldı birden. “Bir misafir” dedim “çalıyor kapımı” “Bir misafir, başkası değil.” Açık seçik hatırımda, bir Aralık günüydü, Yerde bir hayalet gibi şöminenin ışığı. Çaresiz sabahı istedim, kitaplardan diledim Istırabın bitişini – Lenore’u kaybetmenin ıstırabı. Meleklerin Lenore dediği o bakire, nurlu ve eşsiz, Artık ebediyyen isimsiz. İpeksi mor perdelerin süzgün hışırtısıyla, Garip bir dehşet kapladı, hiç yaşamadığım. Yineleyip durdum yatıştırmak için kalbimi, “Odamın kapısında bekleyen kişi bir misafir, Odamın kapısındaki gecikmiş bir misafir, Başkası değil.” Canlandım birdenbire, daha fazla beklemeden, “Bayım” dedim “ya da bayan, affınızı diliyorum. Gerçek şu ki uyukluyordum, usulca kapıya vurdunuz, Usulca geldiniz, kapıma dokundunuz. Emin olamadım işittiğimden.” Sonra ardına kadar açtım kapıyı, Karanlıktı, sadece karanlık. Merak ve endişeyle baktım karanlığa uzun uzun, Hiçbir faninin cüret edemediği hayaller içinde. Sessizlik bozulmadı, ne de bir işaret karanlıktan, Orada tek kelime “Lenore” idi, fısıldadığım. Ve karanlıktan yankılandı bir mırıltı: “Lenore,” Sadece bu, başka bir şey değil. Ruhum alevler içinde döndüm odama, Ardından yine bir tıkırtı, daha da şiddetli. “Eminim” dedim “birşeyler var penceremde, Gidip ne olduğuna bakayım, gizem çözülsün, Kalbim sükun bulsun, bu gizem çözülsün. “Rüzgardır, başka bir şey değil.” Tam kepengi açacakken, kanat şakırtılarıyla Heybetli bir kuzgun belirdi, kutsal günlerden kalma Hiçbir şey söylemedi, ne bekledi ne durdu Bir saygın kişi edasıyla, kapının üstüne tünedi, Oda kapımın üzerinde, bir Pallas büstüne tünedi, Tünedi ve oturdu, sadece bu Cezbederek, takındığı ağır ve şiddetli tavırlarıyla Üzgün ruhumu gülümsetti, çehresi bu siyah kuşun “Sorgucun kırpılmış olsa da” dedim “Değilsin namert, Karanlık kıyılardan gelen, korkunç ve gaddar kuzgun. Söyle nedir, cehennemi gecenin kıyılarındaki saygın ismin” Dedi kuzgun “Hiçbir zaman” Şaştım bu hantal kuşun konuşmasına böyle açık, Pek anlamlı, pek ilgili olmasa da söylediği; Çünkü hiçbir şanslı insan yoktur, ki biliriz hepimiz Oda kapısının üzerine tünemiş bir kuşla karşılaşsın Kapının üstündeki büste tünemiş bir kuş ya da canavar, Adı “Hiçbir zaman” olsun Tek bir söz söyledi o dingin büstteki kuzgun Taştı sanki bütün ruhu o tek kelimeden Ne bir söz ekledi, ne bir tüyü kımıldadı Acıyla mırıldandım: “Diğerleri uçup gittiler, Sabah o da terkedecek beni, umutlarım gibi” Dedi kuş “Hiçbir zaman” İrkildim tam yerinde söylenen bu sözle, “Şüphesiz” dedim “bu söz, tek sermayesi, Üzgün bir sahipten miras, zalim belaların Şarkıları tek bir nakarata düşünceye dek kovaladığı Umutsuz ve hüzünlü bir ağıt gibi tekrarlanan “Asla---hiçbir zaman” Kuzgun beni hala cezbedip gülümsetirken, Yöneldim koltuğa, kapının, büstün ve kuşun önündeki Gömülürken koltuğuma, düşünüyordum Eski zamanlardan kalma bu uğursuz kuşun Bu gaddar, hantal, korkunç, ve kasvetli kuşun Neydi kastettiği, derken “Hiçbir zaman” Tahmin yürütmeye koyuldum, tek ses etmeden Ateşli gözleriyle sinemi dağlayan kuşa Devam ettim düşünmeye, uzatıp başımı Lambanın aydınlattığı kadife yastığın üzerine Lambanın gözlerini diktiği kadife ve mor yastık ki Ah, “hiçbir zaman” yaslanamayacak o! Sonra görünmez bir tütsünün kokusuyla ağırlaştı hava Yüce meleklerin ayak sesleri çınladı tüylü zeminde. “Ey Sefil” diye haykırdım “Bir ferahlık verdi sana Tanrın” Lenore’un hatıralarından kurtulasın diye bir ilaç, İç bu iksiri kana kana ve sil Lenore’u aklından Dedi kuzgun “Hiçbir zaman” “Kahin” dedim “şeytani birşey! --kahin yine de, kuş ya da iblis” Kışkırtıcı mıydı yoksa bir fırtına mı seni bu sahile atan Kimsesiz ama gözüpek – bu afsunlu çöl toprağında Bu perili evde—bana gerçeği söyle, yalvarıyorum Var mı – günahların ilacı? Söyle bana–söyle, yalvarıyorum Dedi kuzgun “Hiçbir zaman” “Kahin” dedim “şeytani birşey! --kahin yine de, kuş ya da iblis” Üstümüzde kıvrılan gökler ve yücelttiğimiz Tanrı adına Söyle bu hüzünlü ruh, uzaktaki cennette, sarılabilecek mi Meleklerin Lenore adını verdiği kutsal bir bakireye Meleklerin Lenore dediği o eşsiz, nurlu bakireye Dedi kuzgun “Hiçbir zaman” “Bu söz ayrılık imimiz olsun ey kuş, ya da iblis” “Dön artık fırtınaya, ve cehennemi kıyılara, Söylediğin yalana nişan tek tüy bırakma. Yalnızlığıma dokunma, terket o büstü, Çek gaganı kalbimden, çek suretini kapımdan” Dedi kuzgun “Hiçbir zaman” Uçmuyor kuzgun, oturuyor orada, hala orada Oda kapımın üzerindeki o süzgün büstte Rüya gören bir iblisin bakışı gözlerinde Gölgesi akıyor zemine yüksekteki lambadan Ve bu gölgeden, yerde uzanmış yatan, Yükselecek mi ruhum? – “hiçbir zaman” |
Adına,ölümsüzlüğü yazdım. Satır, satır. mısra, mısra... Saçlarından bir tel ver, ölümüm olsun. Güllerin içinde,bir taze gülsün... Esen'sin güzelsin, yüreğimdesin.. Kalbinden bir yol ver. Gelenin olsun... Tüm güzel çiçekler, elinde solsun.. Gel tut ellerimi, bekletme;ne olursun... Nazlısın, tatlısın,yüreğimdesin... |
Zerafet Rauf Parfi Nehir dalgasına gazel yazılmış, Otlar eğilmiş de kitap okuyor. Bir lahza neşeyle gülüyor güneş Diğer bir an ah çekiyor duruyor. Kamışlar fısıldar ırmak yanında, Gökte ak bulutlar gezer mecalsiz. Varlık diri bir zerafet, cihanda, Birine yalvarır, sığınır halsiz. Bu kadar güzellik hangi mekanda, Bu hangi kitaptır, kimin defteri, Kimin dünyasıdır kılıç ucunda? Titreyip parlıyor bir lamba, garip, Bir küçük kuş öter ruhum içinde, Bir kuş beni arar, ağlar acayip. |
Son Aşık Hasretinle geçiyorken bu gençlik çağım, Ey sevdiğim, ben ümitsiz değilim gene Ak düsünce saçların kumral rengine Kollarında son aşıkın ben olacağım. Ey başında şimdi sevda rüzgarları esen, Böyle her gün yollarımdan geçsen de süzgün Sen benimsin büsbütün terk olunduğun gün ... O mukadder günü, bilmem, düşündün mü sen? Ben bir beyaz saçlı aşık, sen bir ihtiyar ... O gün bana yaklaşırken ey ilahi yar, Esirgeme gözlerimden bir son buseni, Kirpiğinden yavaş yavaş bir damla aksın, Çünkü, ruhum, sen de o gün anlayacaksın Ki hiç kimse benim kadar sevmemiş seni! |
Kızıl Papatya Musa Celil Seherin nuruyla uyandı papatyalar Yüzlerinde tebessüm, bir esinti aradılar. Nazladı rüzgar onları, salladı ak yapraklarını Seher suladı çiğ damlalarıyla, mis kokulu papatyaları. Çiçekler keyiflendi, dansettiler rüzgarla Birdenbire acayip, garip bir hal gördüler; Yakınlarda bir yerde, derin düşüncelerde Oturmuş bir papatya… Ama yaprakları ak değil, kan misali kıpkızıl! Papatyalar ak olur, bembeyaz gelinlikli Nasıl olmuş birisi, kırmızı elbiseli. Dediler:''Sen ey kardeş, niye değiştin, ne yaptın? Neden kızıl yaprakların, niye pembe yanakların?'' Cevap verdi papatya:''Gece benim yanıma, Yattı delikanlı savaşçı, attı düşmanlarına. Tek başına savaştı, onbeş okçuya karşı, Çekilmedi asla; ta ki fecirde yaralandı kolu başı. Onun yiğit al kanı, yaprağıma damladı Benim kızıl elbisemi, herkesler kıskandı. Yiğit gitti ben kaldım, kanını saklayıp bedenimde Her vakit özlüyorum, parıldıyorum seher nurunda..'' |
| Saat: 01:20 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık