![]() |
ÇIĞLIK Çekik gözlü, sarı insanların doyasıya yaşanmamış hayatların anısına... Anne, ben aşık oldum. Suki’nin ellerinden tutup O’nu dağlara çıkarmak, Kırlangıç Tepesinden O’na Sekiya toplamak istiyorum. O’na martıları, denizi anlatmak... Anne, ben deniz gördüm değil mi? Anne yine başladılar Bu sesler beni çıldırtıyor. Anne... Anne neredesin? Bu sesler, bu çığlıklar... Anne ne olur söyle sussunlar. Gel kaçır beni buradan tahta atım. Tahta atım neredesin? Kırlangıç Tepesi... Anne, Suki neredesin? Masa , bardak, sandık... Sesim, gözyaşlarım neredesiniz? Tanrım neydi o?... Sanki bir bıçak kesti İçinde hiçbir şey olmayan dünyamı? Yono... Yono olmasın bu? Hamileydi neredeyse doğuracaktı. Kocası John, “Sağ doğarsa adını Sevgi koyacağım” diyordu. John... şimdi üzgündür, ağlıyordur belki de Bu... evet...evet bir çocuk ağlaması Ölmemiş, Sevgi ölmemiş, yaşıyor. Sesler ve çığlıklar artıyor, Artık birbirlerinden ayırdedemiyorum. Sus bomba... yalvarırım sus Arkadaşlarımın, annemin Sesini duymak istiyorum. Anne neredesin... Dinle, bak herşey sustu. Seni duyabilirim artık. Söyle onlara herşeyi yeniden başlatsınlar, Bu kara Pazar hiç yaşanmamış olsun, Anne ne olur geri dön artık... Kurabiyeleri ben aşırmıştım, Özür dilerim Bir daha seni hiç üzmeyeceğim Ne olur geri dön artık. İsmail GÖKÇEL |
Damla Damla damla akıyorsun gözlerimden Düşünüyorum seni, Günde 25 saat haftada 8 gün Ve bir gün yine başladı ve küstüm kendimle Günlerdir bekliyorum, Gelsen de bizi barıştırsan Ve akşam oldu hala yazıyorum.. suyun damla damla akışı gibi, 1961 ortasındaki Küba sabahı gibi huzur veriyorsun ama; Bir yandan da; Çürütüyorsun Suyun ahşabı çürüttüğü gibi… Nasıl anlatsam; Bir yarayı kaşımak gibi Acıyor ama bir tadı da var.. Sanki aşk gibi.. Yok değil.. Salih Akkaş |
sesimi mi unuttum bir köşede hani bana en muhteşem baktığın anda yoksa sen mi yoktun da ben kaldım çığlıklarımın ayazının yakıcılığında duymadın mı sağır mı oldu yüreğin görmedin mi kör mü oldu nefesin sordum çok mu gördün bir buselik sevgini al şimdi gardını geç karşıma çektim kınından yüreğimi sen de çek hadi aman allahım bu mu hiç yeltenme bence bu düelloya kaç karşımdan dört nala... aslı demirel |
Anısı Biz Olalım Bu Sokakların Anısı biz olalım bu sokakların öpüşmediğimiz tek saçak altı hiçbir otobüs durağı kalmasın Biz yürüyelim kent güzelleşsin gürültüsüz sözcükler bulalım yeni sevinçlere benzeyen Biz gelince bir yağmur başlar yüzün çizilir buğulanan camlara bir uzun karatma biter akasyalar köpürür birdenbire ve her avluda adınla anılan çiçekler sulanır akşamüstleri Bir arkadaş evinde uğrarız yolüstü bir fincan kahve içeriz, ısıtır bizi başını sessizce omzuma koyarsın gülüreyhan olur soluğun Biz kalırız kuşlar dönüp gelir her balkonda bir menekşe sesi Belki yeniden güzelleştiririz adları değiştirilen parkları perdeleri hiç açılmayan evlerde ışıklar yanar çocuk sesleri duyulur tanıdık sevinçlerle dolar yeniden kendi sesini kemiren alanlar Anısı biz olalım bu sokakların ve hiç durmadan yağmur yağsın Biz gürültüsüz sözcükler bulalım sarmaşıklar fısıldaşsın yine Gidersek birlikte gideriz yeni sevinçler buluruz hüzne benzeyen |
Aşk Sevda nedir diye sorsalar bana Ya dert derim yada çok acı derim Sevda aşka dönüp karışsa kana Çaresiz ölümün ilacı derim Sevdaya kapılan aşka dönermiş Çok seven dostuna sevgi önermiş Tek yönlü aşık da umut sönermiş İşte ben bu aşka çok acı derim Sevgi yüreklerde sağlar barışı Sende sev de sürdür gel bu yarışı Sevgiyle tamamla sona varışı Sevgi yarışına baş tacı derim Sevgiden sevdaya giden bu yolda Sakın aşka düşme dinle sen ol da Bir elin yağdaymış bir elin balda Aşka düşenlere kiracı derim Semahi sevdayla sarhoş dolaşır Feryadı yürekten arşa ulaşır Sevgiyi mahveder meye bulaşır Artık aşık değil şıracı derim Erol Duran |
Yitirilmiş ne varsa Çirkin çiçeklerle dolu katil bahçelerinde dolaştım, Dalgındım, Bıçak sırtı yaşamalarım, penceresizliğim Ve öksüz düşlerim vardı ceplerimde, Uğultusuzluğumu özlemiştim, Hala bir ceylan ağlıyordu içimde, hiç yoktan vurulan.. Senin şehirlerin uyurken, Benim gözlerimi bıçakladılar. Kör bir balıkçıyım şimdi, Denizlere sarılıyorum Hiç görmediğim vapurlara el sallıyorum Rüyalarım da yaşlanmıyor Kaybolan eylül gemilerimi, Sonbahar sesiyle çağırsam gelir mi? Ah vurulası yüreğim Süpüremedin kapından yalnızlığı Örselenmiş paslı yüreğim Ellerim yumuk orman karanlıkları omuzlarımda Ve ardından ağlayan ezgisiz türkülerdi gözlerim Senin gözlerinin pusuna saklanıp Senden kalan bu yıkıntılar arsında Bizi büyüten ellerini aradım, Öpülesi ellerini Susuşlara prangalı dil Kanlı düşler kuyusunda Ölüm çığlıkları atabilir Gözyaşı göllerinde durulanmalar vaktinden geliyorum Sonunu hep unuttuğum Dilsiz şarkılarım vardı inleten Şimdi o şarkılar beni unuttu Yıkık kentler konuşmaz bilirim Cam kırıkları ve kırık dallar var İncinen yüreğimin yaralarında Ve bilir misin? Güller hiç uyanmaz bu vadide Gözlerin düşer aklıma An gelir şavkın vurur yüzüme O zaman vakit ölüm olur dudağımda Kaçsam yakama yapışır gözlerin Yılları ve yolları Ödünç aldım Yastığımdaki çukura dolan korkulu geceden Düş düşkünü çocukluğumu çalmış namlı sevdalılar Üstüne üstlük sensizim Yani gölgesiz dolaşıyorum Artık intiharlarda öldürmez beni Yüreğimde konaklayan hüzünler Senden gelir Al dün gece seninle yoğurdum bu şiiri Ekmek buğusu mübarekliğinde Sıcacık Nasıl olsa sana çıkmayan yol yok Kaybolabilirim kuytularda Dalıp dalıp giderim başka diyarlara Bir gün dönmeyiveririm Ama sen Yine de biriktir gözyaşlarını Belki bir gün Tutuşturur seni bensizlik Belki bir gün Sende beni ağlarsın Hoyratım benim Şafaklar düşmüş alnına Kırlangıçlar uçmuş koynuna Bak Hala aynı şarkıda irkiliyoruz Bu aşkın adresi dursun sende, Kelepçeli kuşlar Yuva karmadan gözlerimize, Belki geri döneriz Ve geri veririz birbirimize Yitirilmiş ne varsa Kahraman TAZEOĞLU |
Barış Nedir Sevgilim barış nedir sevgilim biliyor musun bir köprü müdür üstüne gölgeler düşünce çöken halka açılamadan batan bir şirket iki savaş arasında verilen çay molası mıdır barış yoksa hurdacıya söylediği son sözler mi bisikleti vurulan bir çocuğun söyle sevgilim Einstein'ın Roosevelt'e yazdığı mektup mudur barış Lozan'dan gelen telefon mu Mustafa Kemal'e çöplerini bilimin süpürdüğü bir sokak mıdır barış yoksa söyle sevgilimde ki tünediği balkon uçuruma düşen yavru bir kuştur barış saatçiyi hapse attıkları için kurulamayan bir meydan saati ayağımızdaki paslı çiviyi bacağımızı keserek çıkaran bir melekde ki aptalların türküsü oyuna getirilenlerin ülküsüdür barış dişleri sökülmüş Asya kaplanıdır kapitalizmin sirkinde ki sevgilim içine bayat pil konmuş el feneridir barış fosforlu izleridir bayrakların üzerinde gezen salyangozların barış düşsel beyaz buluttur bir kaleye çarpıp dağılan kör bir toplumun tehdit dolu yazılarla kirlettiği bir defterdir barış kendinde bulamayıp başkalarında aradığıdır insanın barış halkının üzerine devrilen bir devlettir zor dönemeçlerde açılmadığı için posta kutusunda ölen bir mektuptur barış patlayıp seyircileri öldüren bir futbol topudur son dakikada bunların hiçbiri hiçbiri değilse barış söyle sevgilim savaşın düş kurduğu yerlerde hangi yüzsüzün uydurduğu bi' sözcük türşu dillerden düşmeyen barış Akgün Akova |
EN YAR bu kadar yer etmezdi belki içime yokluğun böyle derinden vurmazdım sanki kendimi... kim bilir... yıkılmazdım ya da sarhoş gecelerin üstüne yenik düşmezdim şarapçı gönlüme ey en yar... a benim vuslatı haram kılanım... ey! gözyaşıma çaktığım çivi... ne kadar paslıymış sevdan... Gökhan CENGİZ |
Deniz Bir denize benzer hayatımız , Bazen tek düze, bazen kızgın Ama hep umut dolu değil midir deniz? Balıkçıların ve balıkların umudu, Özgürlüğün simgesi Deniz sırlarla doludur Gizemli ve çekici Ve bir o kadar da ölümcül Neden hep denizin ardını çekici buluruz Ve neden hep orada güzel bir hayat olduğunu düşünüp avunuruz, Deniz ölümcülde olsa Kimi zaman atlayıvermek isteriz içine. Ölmek istemesek bile... Deniz sonsuz Deniz umut Deniz neşe Deniz güç Deniz barış Ve kimi zaman ölümdür bizim için deniz Ölmek istemesek bile... Elif Gültekin |
Eylül Beni bu eylül öldürecek Bir aşk kadar zehirli,bir ****** kadar güzel. Zina yatakları kadar akıcı,terkedilişler kadar hüzünlü. Sabah serinlikleri; yeni bir aşkın haberlerini getiren eski yunan ilahelerinin bağbozumu rengi solukları kadar ürpertici. Öğlen güneşleri; üzüm salkımları kadar sıcak. Akşam rüzgarları; tene dokunan bir kamçı kadar şehvetlidir. Ben her yıl ölümü ve aşkı bu ayda beklerim..... Ve eylülün çıplak ayakalrına bir yazı bırakırım. Eylül sabahları; kılıçlar kadar keskin ışıltılarıyla tenimi kanatarak uyandırır beni. Ben eylüle akarım. Bir hüzün gibi akarım ben eylüle kanayan bir aşk gibi, siyah şallara bürünmüş,genç bir ölüm gibi akarım. Sevişerek,ağlayarak ve ölerek akarım ben eylüle. Her yıl,hep aynı vakitte,geniş bir ırmak gibi bütün hayatı berrak sularında yıkayarak gelir, beni ve herşeyi koynuna alarak, bir meçhule hüznüyle emzirerek götürür hep. Kadınları ve hüznü eylülde severim... Keman konçertolarını, akşam saatlerinde bir bir ışık yangını ile kıpkızıl tüten yalnız ağaçları,ürkek tebessümleri ve edepsiz kahkahakarı severim. Lacivert bir deniz benim ellerimde oynaşır. Sahiller,yaşlı bir kadın gibi kendine terkedilir Şarkılar,incecik bürümcükten acılar vaad eder her dinleyene Bitenin başlayana dokunduğu yerdir eylül... Onun için yanık yanık tütsü kokar, Onun için değdiği yeri kanatır. Eylülde aşk,eylülde acı,eylülde yalnızlık zordur, eylülde herşey zordur,ben eylülü onun için severim. Eylül ışıklarında çırılçıplak ruhlar yıkanır Herkes herşeye kapısını aralar 'bir aşk oluverir aşinalık'. Ölüm kıvırcık saçlarını hayatın göğsüne dokundurur. Aşkı ve ölümü ben hep bu ayda beklerim. Nasıl da mahsun ve nasıl da tehditkardır. Ben eylülde bütün aşklardan ve ve kadınlardan korkarım... Ben her yıl eylülün çıplak ayaklarına bir yazı adarım. Ve ben eylüle akarım Bir hüzün gibi akarım ben eylüle, kanayan bir aşk gibi akarım, Siyah şallara bürünmüş bir genç ölüm gibi akarım... Ahmet Altan |
| Saat: 20:38 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık