MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -1- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/333-siir-nehri-1-arsiv.html)

Misafir 8 Temmuz 2006 17:42

Hep böyle çocuksu mu bakar senin gözlerin?
Hep böyle içinde uzak bir işik mi yanar?
Bakişlarinda beni dinlendiren bir şey var;
Kiyisindaymiş gibi en sakin denizlerin...
Bir yelkenliyim şimdi ben senin limaninda
Firtinalardan geldim sende dinleniyorum.
Bu huzur, bu sessizlik hiç bitmesin diyorum;
En eşsiz dakikalar sürsün senin yaninda...

Hiç yumma gözlerini, işigin eksilmesin,
Gündüzüm aydinligim, ipek böcegim benim!
Güz bahçemde açilmiş o son çiçegim benim!

Yorgun kalbim seninle elem nedir bilmesin;
Ayirma gözlerimden çocuksu gözlerini,
O sakin o yalansiz, o kuytu gözlerini.


Misafir 8 Temmuz 2006 17:43

Denizin Ortasındaki Şehir


Bir taht inşa etmiş kendine Ölüm
Uzak batıda yalnız bir şehirde,
İyi ve kötü ile en iyi ve en kötünün
Sonsuz dinlenmeye çekildiği.
Benzemez bizim olan hiç bir şeye
Türbeleri, sarayları ve kuleleri
(Zamanın ötesinde ürpertisiz kuleler).
Yükselen rüzgarların uysalca göklerden bıraktığı,
Hüzünlü sular sarar çepeçevre.

Kutsal göklerden nur inmez
Uzun gecelerinde bu şehrin.
Fakat bir ışık ürkünç denizden
Süzülür yükseklere sessizce.
Aydınlatır uzak ve özgür tepeleri
Kubbeleri, sivri kuleleri, kral saraylarını
Mabetleri, Babil’inki gibi surları
Yontulmuş sarmaşıkları ve taş çiçekleriyle
Unutulmuş karanlık köşkleri,
Keman, menekşe ve asma bağlarıyla
Tezyin edilmiş muhteşem türbeleri

Hüzünlü sular sarar çepeçevre
Rügarların göklerden bıraktığı,
Öyleyse harmanlayın havada sallanan
Kuleleri ve gölgeleri.
Ölüm inanılmaz uzak ve derinde,
Mağrur bir kulesinden bu kentin.

Aydınlık dalgalarla esnetir zemini
Açık mabetler ve aralanan mezarlar.
Fakat ne her bir putun pırlanta gözünde yatan
zenginlik
Kışkırtıyor suları yatağından,
Ne de mücevherle süslenmiş cesetler.
Kıvrılıp bükülen bir dalga yok yazık!
Şu büyük camsı kalabalık içinde.
Fısıldayan bir kabarma yok rüzgarların,
Süzüldüğünü uzak ve mutlu bir denizde,
Ne de bir işaret, dinginliği daha az ürkünç
Denizlerden geldiğine dair.

Ama bak! Havada bir telaş,
Şu dalga! Bir hareket var orada.
Kuleler yana itilmiş gibi
Yavaşca batan boğuk cezirde.
Zirveleri saydam ve şeffaf göklerde
Güçsüzce, bir boşluğa teslim olmuş gibi.
Dalgalar şimdi daha bir kızıl,
Nefesi daha bir boğuk saatin.
Ve ne zaman kesilse dünyevi iniltiler,
Daha da dibe batacak bu şehir.
Cehennem doğrularak binlerce tahtından
Önünde saygıyla eğilecek!


Misafir 8 Temmuz 2006 17:46

Yağmur Altında

Seni hissediyorum tenimde
Yaşamın her anında
Heyecan veriyor yüreğime
İşte bu yağmur altında

Islak kaldırımda koşuyorum
Hayalin hep yanımda
Hayatı iyi anlıyorum
İşte bu yağmur altında

Sırılsıklam aşk kokuyor gözlerim
İsmin dolaşırken ağzımda
Dertleri seve seve çekerim
İşte bu yağmur altında

Bir sana, bir bana ağlıyorum
Bütün anılar aklımda
Garip bir sevda saklıyorum
İşte bu yağmur altında

Yüreğimde eziklik var
Ağır bir yük sırtımda
Beni bulutlar anlar
İşte bu yağmur altında

Bağırıyorum karanlık çökünce
Tek sevdiğimsin hayatta
Hata buluyorum kendimde
İşte bu yağmur altında


Misafir 8 Temmuz 2006 17:51

Batık gemi
Gönlüm denizinde batık bir gemi,
Ne aydınlık görür, ne bir ses duyar..
Batar tekrar tekrar kurup bir demi,
İçinde, sesinden bir sessizlik var.

Ve durmanın zehri, verilip duran,
Artışı bir deniz susuzluğunun.
Öyle yok ki zaman, kalacak o an,
Seyrinde bitmeden sonsuzluğunun.

Çözülmek, dağılmak, sızmak sulara,
Budur özlediği zerrelerinin.
Bir tesellî yokluk, uçsuz bir ara,
Altında, muttasıl gecelerinin


Misafir 8 Temmuz 2006 17:54

Sen De Gittin Ya!

Sendin son durağı umutlarımın
Seninle güzeldi bu yer, bu dünya
Gönüllü mahkumdum kirpiklerine
Ne desem boş artık, sen de gittin ya!

Paslanmaz kilitler vurdun gönlüme
Bitti o heyecan, bitti o rüya
Yine başbaşayım kendi gölgemle
Ne desem boş artık, sen de gittin ya!

Bir ben sindiremedim yokluğunu
Aslında tükendin, sen de bittin ya!
Bir hasretin kaldı bende hepsi bu
Ne desem boş artık, sen de gittin ya!


Misafir 8 Temmuz 2006 17:59

Zaman


“Zaman, dünyayı emvac-ı zeval üstüne atar.”
Bediüzzaman


Benliğimi esir etmiş rıhtımına
Saniyelerle bordamı dövüyor zaman
Hüzün; gönlümde solmayan çiçek...
Ömür; menziller arası yolculuk...
Aşinası olduğum kıyılardan
‘Rıhlet’ deyip kalbimi kovuyor zaman
Saniyelerle bordamı dövüyor zaman

Mazimde ateş, âtimde duman
‘An’la akrep olup ruhumu sokuyor zaman
Yaprak dökümü: hicret...
Gurup vakti: göç...
Gizli bir dil gibi
Hep aynı hitabeyi okuyor zaman
Bir bilinmezlik tezgahında
Nakış nakış ömrümü dokuyor zaman

Peşimde gezen gölge, kulaklarımda çınlayan ses
Aynalarda ‘dur’ çekip boğazımı sıkıyor zaman
İman; korkularıma liman...
Uyku; beyhûde bir kaçış...
Gizli kapılar bulup rüyalarıma
Anahtar deliğinden bakıyor zaman
Köprüsüz hayat ırmağında
Ecel olup akıyor zaman
Ecel olup akıyor zaman


Misafir 8 Temmuz 2006 18:02

Bir gün buralarda bulamazsan beni,
Arama boşuna yel, olup gittim.
Umudum tükendi, canıma yetti,
Arama boşuna yel, olup gittim.

Sevdanın kor ateşi düşer yüreğime,
Yanar yanar kavrulurum közü ile.
Beklerim gelmedin, gurbet ellerden.
Arama boşuna, yel olup gittim.

Sevda pınarıyla çağlar,akardım,
Gençliğin baharıyla coşar,koşardım.
Seni sevmelerden hiç usanmazdım.
Arama boşuna, yel olup gittim.


Misafir 8 Temmuz 2006 18:19

gece güvercin kanadında



geceyi bir güvercin kanadına sardım
seher vakti açıp kafesi, ufka bıraktım.
gece, bir daha dönmesin diye
güvercinin kursağına baldıran zehri akıttım.

uçtu güvercin tan vaktinin kızıllığında
kanadına ışıktan kırbaçlar vura vura.
her kırbaç bir şamar,
her sille derin bir âhuzar,
gecenin katran kokulu yüzüne.

güvercin yorgun, kanadı kırık uçmaktan
gece bitkin, kalbine saplanan ışık okundan
düşüyor gözleri kararmış güvercin
bir damla baldıran zehrinden.
âğular âğusu baldıran
kıyma cana
can, baldır o an.

güvercin geceye kusuyor,
gece irkiliyor, yarı ölü.
yerde iki beden, kucak kucağa…

son nefesi verirken
güvercin ve gece,
gündüz, çapaklarını yıkıyordu
kayalıklara çarpan sularda

dalgalarda med cezir:
gecenin hazin öyküsü,
gündüzün hayat muştusu.
ve gün, karşılarken sabahı
gece, gitti karanlık ölümüne.


gezegen1 8 Temmuz 2006 21:02

Ağlardım göz pınarlarım kurumasaydı eğer
Belki yağmuruda severdim,
Gözyaşlarıma benzemesydi eğer
Sesimi duyan olsaydı,haykırırdım
Karşıma çıkacağına bilsem,
Dolaşırdım boş kaldırımlarda
Bir ışık gibi aydınlatsan
O zaman küsmezdim güneşe
Kuşlarıda severdim ben,
Sende uçup gitmeseydin avuçlarımdan
Gözlerime bakabilsen
Maviyi de severdim
Bir resminle avunabilsem,
Yıldızlara çizmezdim yüzünü
Ve sesini duyabilsem,
Ferhat olurdum....


JENNIS 8 Temmuz 2006 21:21

http://www.siirkolik.com/images/siir.gif Sürgün Yüreğim


Kaldırımların terinde sürüklenerek baş veren
Sürgün yüreğimle yağmurların tokadına giren
Kırışık bulutları dondurarak zihnime seren
Gözlerim acının balyozunda kalbimi parçalayarak ezen
Solgun gölgenin sürükleyişinde seninle gezen.
Hayallerimin çiçekleri koparak ellerimde kanlanan
İstanbul'un kalın bedenine kapanarak uzaklara eren
Seni düşlerimin tarağında hayat elim olarak gören
Seni dudaklarımın bestesinde hayat eşim olarak ören
Bir derbeder yokuşlarda heyelanlar çöken ben
Bir divane yakarışlarda hıçkırıklar söken ben.
Şimdi ise yoksun, karanlığın perdesine kapanmış
Yoksun kalan yüreğim dalgaların kucağında
Yoksul duran kelimelerim ağlayışların sarsıntısında.



Saat: 07:50

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık