![]() |
Hep böyle çocuksu mu bakar senin gözlerin? Hep böyle içinde uzak bir işik mi yanar? Bakişlarinda beni dinlendiren bir şey var; Kiyisindaymiş gibi en sakin denizlerin... Bir yelkenliyim şimdi ben senin limaninda Firtinalardan geldim sende dinleniyorum. Bu huzur, bu sessizlik hiç bitmesin diyorum; En eşsiz dakikalar sürsün senin yaninda... Hiç yumma gözlerini, işigin eksilmesin, Gündüzüm aydinligim, ipek böcegim benim! Güz bahçemde açilmiş o son çiçegim benim! Yorgun kalbim seninle elem nedir bilmesin; Ayirma gözlerimden çocuksu gözlerini, O sakin o yalansiz, o kuytu gözlerini. |
Denizin Ortasındaki Şehir Bir taht inşa etmiş kendine Ölüm Uzak batıda yalnız bir şehirde, İyi ve kötü ile en iyi ve en kötünün Sonsuz dinlenmeye çekildiği. Benzemez bizim olan hiç bir şeye Türbeleri, sarayları ve kuleleri (Zamanın ötesinde ürpertisiz kuleler). Yükselen rüzgarların uysalca göklerden bıraktığı, Hüzünlü sular sarar çepeçevre. Kutsal göklerden nur inmez Uzun gecelerinde bu şehrin. Fakat bir ışık ürkünç denizden Süzülür yükseklere sessizce. Aydınlatır uzak ve özgür tepeleri Kubbeleri, sivri kuleleri, kral saraylarını Mabetleri, Babil’inki gibi surları Yontulmuş sarmaşıkları ve taş çiçekleriyle Unutulmuş karanlık köşkleri, Keman, menekşe ve asma bağlarıyla Tezyin edilmiş muhteşem türbeleri Hüzünlü sular sarar çepeçevre Rügarların göklerden bıraktığı, Öyleyse harmanlayın havada sallanan Kuleleri ve gölgeleri. Ölüm inanılmaz uzak ve derinde, Mağrur bir kulesinden bu kentin. Aydınlık dalgalarla esnetir zemini Açık mabetler ve aralanan mezarlar. Fakat ne her bir putun pırlanta gözünde yatan zenginlik Kışkırtıyor suları yatağından, Ne de mücevherle süslenmiş cesetler. Kıvrılıp bükülen bir dalga yok yazık! Şu büyük camsı kalabalık içinde. Fısıldayan bir kabarma yok rüzgarların, Süzüldüğünü uzak ve mutlu bir denizde, Ne de bir işaret, dinginliği daha az ürkünç Denizlerden geldiğine dair. Ama bak! Havada bir telaş, Şu dalga! Bir hareket var orada. Kuleler yana itilmiş gibi Yavaşca batan boğuk cezirde. Zirveleri saydam ve şeffaf göklerde Güçsüzce, bir boşluğa teslim olmuş gibi. Dalgalar şimdi daha bir kızıl, Nefesi daha bir boğuk saatin. Ve ne zaman kesilse dünyevi iniltiler, Daha da dibe batacak bu şehir. Cehennem doğrularak binlerce tahtından Önünde saygıyla eğilecek! |
Yağmur Altında Seni hissediyorum tenimde Yaşamın her anında Heyecan veriyor yüreğime İşte bu yağmur altında Islak kaldırımda koşuyorum Hayalin hep yanımda Hayatı iyi anlıyorum İşte bu yağmur altında Sırılsıklam aşk kokuyor gözlerim İsmin dolaşırken ağzımda Dertleri seve seve çekerim İşte bu yağmur altında Bir sana, bir bana ağlıyorum Bütün anılar aklımda Garip bir sevda saklıyorum İşte bu yağmur altında Yüreğimde eziklik var Ağır bir yük sırtımda Beni bulutlar anlar İşte bu yağmur altında Bağırıyorum karanlık çökünce Tek sevdiğimsin hayatta Hata buluyorum kendimde İşte bu yağmur altında |
Batık gemi Gönlüm denizinde batık bir gemi, Ne aydınlık görür, ne bir ses duyar.. Batar tekrar tekrar kurup bir demi, İçinde, sesinden bir sessizlik var. Ve durmanın zehri, verilip duran, Artışı bir deniz susuzluğunun. Öyle yok ki zaman, kalacak o an, Seyrinde bitmeden sonsuzluğunun. Çözülmek, dağılmak, sızmak sulara, Budur özlediği zerrelerinin. Bir tesellî yokluk, uçsuz bir ara, Altında, muttasıl gecelerinin |
Sen De Gittin Ya! Sendin son durağı umutlarımın Seninle güzeldi bu yer, bu dünya Gönüllü mahkumdum kirpiklerine Ne desem boş artık, sen de gittin ya! Paslanmaz kilitler vurdun gönlüme Bitti o heyecan, bitti o rüya Yine başbaşayım kendi gölgemle Ne desem boş artık, sen de gittin ya! Bir ben sindiremedim yokluğunu Aslında tükendin, sen de bittin ya! Bir hasretin kaldı bende hepsi bu Ne desem boş artık, sen de gittin ya! |
Zaman “Zaman, dünyayı emvac-ı zeval üstüne atar.” Bediüzzaman Benliğimi esir etmiş rıhtımına Saniyelerle bordamı dövüyor zaman Hüzün; gönlümde solmayan çiçek... Ömür; menziller arası yolculuk... Aşinası olduğum kıyılardan ‘Rıhlet’ deyip kalbimi kovuyor zaman Saniyelerle bordamı dövüyor zaman Mazimde ateş, âtimde duman ‘An’la akrep olup ruhumu sokuyor zaman Yaprak dökümü: hicret... Gurup vakti: göç... Gizli bir dil gibi Hep aynı hitabeyi okuyor zaman Bir bilinmezlik tezgahında Nakış nakış ömrümü dokuyor zaman Peşimde gezen gölge, kulaklarımda çınlayan ses Aynalarda ‘dur’ çekip boğazımı sıkıyor zaman İman; korkularıma liman... Uyku; beyhûde bir kaçış... Gizli kapılar bulup rüyalarıma Anahtar deliğinden bakıyor zaman Köprüsüz hayat ırmağında Ecel olup akıyor zaman Ecel olup akıyor zaman |
Bir gün buralarda bulamazsan beni, Arama boşuna yel, olup gittim. Umudum tükendi, canıma yetti, Arama boşuna yel, olup gittim. Sevdanın kor ateşi düşer yüreğime, Yanar yanar kavrulurum közü ile. Beklerim gelmedin, gurbet ellerden. Arama boşuna, yel olup gittim. Sevda pınarıyla çağlar,akardım, Gençliğin baharıyla coşar,koşardım. Seni sevmelerden hiç usanmazdım. Arama boşuna, yel olup gittim. |
gece güvercin kanadında geceyi bir güvercin kanadına sardım seher vakti açıp kafesi, ufka bıraktım. gece, bir daha dönmesin diye güvercinin kursağına baldıran zehri akıttım. uçtu güvercin tan vaktinin kızıllığında kanadına ışıktan kırbaçlar vura vura. her kırbaç bir şamar, her sille derin bir âhuzar, gecenin katran kokulu yüzüne. güvercin yorgun, kanadı kırık uçmaktan gece bitkin, kalbine saplanan ışık okundan düşüyor gözleri kararmış güvercin bir damla baldıran zehrinden. âğular âğusu baldıran kıyma cana can, baldır o an. güvercin geceye kusuyor, gece irkiliyor, yarı ölü. yerde iki beden, kucak kucağa… son nefesi verirken güvercin ve gece, gündüz, çapaklarını yıkıyordu kayalıklara çarpan sularda dalgalarda med cezir: gecenin hazin öyküsü, gündüzün hayat muştusu. ve gün, karşılarken sabahı gece, gitti karanlık ölümüne. |
Ağlardım göz pınarlarım kurumasaydı eğer Belki yağmuruda severdim, Gözyaşlarıma benzemesydi eğer Sesimi duyan olsaydı,haykırırdım Karşıma çıkacağına bilsem, Dolaşırdım boş kaldırımlarda Bir ışık gibi aydınlatsan O zaman küsmezdim güneşe Kuşlarıda severdim ben, Sende uçup gitmeseydin avuçlarımdan Gözlerime bakabilsen Maviyi de severdim Bir resminle avunabilsem, Yıldızlara çizmezdim yüzünü Ve sesini duyabilsem, Ferhat olurdum.... |
http://www.siirkolik.com/images/siir.gif Sürgün Yüreğim Kaldırımların terinde sürüklenerek baş veren Sürgün yüreğimle yağmurların tokadına giren Kırışık bulutları dondurarak zihnime seren Gözlerim acının balyozunda kalbimi parçalayarak ezen Solgun gölgenin sürükleyişinde seninle gezen. Hayallerimin çiçekleri koparak ellerimde kanlanan İstanbul'un kalın bedenine kapanarak uzaklara eren Seni düşlerimin tarağında hayat elim olarak gören Seni dudaklarımın bestesinde hayat eşim olarak ören Bir derbeder yokuşlarda heyelanlar çöken ben Bir divane yakarışlarda hıçkırıklar söken ben. Şimdi ise yoksun, karanlığın perdesine kapanmış Yoksun kalan yüreğim dalgaların kucağında Yoksul duran kelimelerim ağlayışların sarsıntısında. |
| Saat: 07:50 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık