![]() |
Delikanlı Sevdi o hep, yürekten sevdi, İhanete uğradı; Bıraktı tek kalemde boynunu eğdi, Parası yoktu belki, Parasıyla değil yüreğiyle sevdi, sevildi, Hemde çok sevildi... Belki sevdiğini cafeler götüremedi, Ama satmadı sevdasını yüreğine ekti, Haklının yanında idi, Haksıza demir bir yürekti yıkılmadı, Delikanlıydı o... Üç şeyini çok sevdi, bırakamadı; Yarini, sigarasını, birde silahını... Kısa Camel içerdi parası varken, yani nadiren, Yokende maltepe, İki mekanı çok sevdi; Biri her zamanki gittiği çay ocağı, Biri O'nunla oturduğu ağacın altı... Dostları vardı delikanlının, Belki kendinden çok daha delikanlılardı onlar, Çok severdi dostlarını... Yağmurda yürümeyi birde O'nu çok sevdi, O iki alışkanlığını hiç bırakamdı, Duygusaldı, ağlamayı çok severdi, Ama hep yalnız ağlardı, O'ndan başka kimse görmedi delikanlının ağladığını, O'ndan başkası silmedi, gözlerinden dökülen yaşları, Onun için hep O vardı, Öyle büyük bir aşkla seviyordu ki unutamadı, Ne birkaç günlük, nede birkaç aylıktı onunki, Bir ömür adını kalbine kazımıştı, Satmadı asla sevdasını, Çok acı çekti ama hiç ezilmedi, Belki boynu bükük gezerdi, Ama yüreği hiç bükülmedi, Her zaman dimdik ayakta idi, Dik yürüyüp yüreksiz olmaktansa, Boynu bükük yürüyüp, Demir bir yürek taşımayı arzu etti, Ve hep unutulmak korkusu ile yaşadı, Hep sevdiğini düşünüp ağladı; Yapayalnız... Korkma delikanlı O seni unutamaz, Hiç unutamayacak, O büyük aşkını kalbinden hiç silemeyecek... yusuf turan |
Mor Aşkınlığın gizli kafesinde barınan nedir, tortulaşmadan, kaskatı? Rüzgarın sürüklediği ışıksızlık diliminde bizi birleştiren ortak çağrışım? Bir ölünün sesi yoktur oysa, bize ulaşacak. Ama nedir, en sağır böğrüme saplanan bu sancı? Ya şimdi, ona doğru uzattığımız el kadar güneş? Upuzun bir şahin geçiyor üzerimizden, göğe doğru alçalarak. Akşamın basamaklarına yönelirken, gökte mürekkep balığı. Enis Batur |
BEŞİR FUAT Gün doldu: Kendime bir aksisedayım Ürktüm hep hayalâttan. Aklım bana açıkla: Yırtılan zaman mı gülün yaprağı mı? Elinde buruşturuyordu validem. Kapatılmış ve leyli bakışlı mecnune. Ömrüm şimdiden "bir devr-i hüzün" ve kapkara matem: Dizdizeyim dalgın hayaletinle. Ufku sen misin seyreyleyen Darüşşifa'nın o tozlu penceresinden, ben mi? Vehimler ve cinnet korkusu bana mirasın. Ölü oğul da küçük, çıplak ayaklarıyla geziniyor sofada, çatının içindeki rüzgâr gibi. Ey hafıza! Kanıyor Ne varsa süzdüğün. Siyah zambak: Koridorlarında usulca açan o Cizvit mektebinin "Gecede yazmayı mutad edindim" daha o zamandan. Sırdır çünkü yazı: Candan doğar ve ayan ettikten sonra sır olur Nemsin benim öteki zamanlardaki çocuk? Bir hasım gibi mi büyüttüm seni kalbimde? Sözüm sana yine de: Kimi gerçek daha derin düşten. Düşler de geleceğe gönderir ve Yitik Söz dirilir okurun dilinde. Yaşamım! Doğrusun yanlış olduğun kadar. Bir diken gibisin içimde. Ah! Gülün yok. Doğ karanlığın devâsa rahminden de okurum hisset beni: "İntiharımı da fenne tatbik edeceğim: Şiryanlardan birinin geçtiği mahalde cildin altına klorit kokain şırınga edip buranın hissini iptal ettikten sonra orasını yarıp şiryanı keserek seyelân-ı dem tevlidiyle terk-i hayat edeceğim" Zevcem! Kim kimin uçurumu? Her ağuş, ne yapsak bir serzeniş aslında. Metresim! Kucaklaştık ama daha bir kez buluşmadık. Tecilin dolmasını bekledim ben. Suret-İ Varaka "Ameliyatımı icra ettim. Hiç bir ağrı duymadım. Kan aksın diye hiddetle kolumu kaldırdım" Ki "kâğıt dahi kanla mülemma" AHMET OKTAY |
Aşktı O Askti o! Degistiren tum gecelerimi Askti o! Beni durup durup yenileyen Oydu, duygulu yapan hoyrat ellerimi Oydu, doludizgin gidisime dur diyen Bir bicakin keskin yuzunde kan lekesiydim Askti yine beni yikayan, aritan su Boyle ak pak olacagimi bilir miydim? Icimde acmasaydi o sevmek duygusu Ben bir tutsagim simdi sevgiye, gonullu Cozmeyin ellerimi, zincirlerim kalsin Gorsun prangalarim o dogacak gunu Ve bu dunyaya ask dolu siirlerim kalsin Seninle her yerde guzel, her zaman yeni Istemem, sensiz hatirlamasinlar beni. Ümit Yaşar Oğuzcan |
BİR GÜNÜN SONUNDA ARZU Ne çok iz bedenimde senden: İki siyah haşhaş açtı düşlerinle ısırdığın omuzlarımda; göğsümdeki bu onmayan yara gözyaşının damladığı günden kalma; "Mutlu aşk yok" diye inildemişti Aragon, uçurum gibi parıldayan Elsa'ya. Ah! Zakkumsu ses; gümrah bir bahçe olsun isterdim, kederin ve deliliğin arkası. ' Ne kaldı bana senden ' demiştin, çürüyen güllerin anısı sadece çürüyen güllerin anısı. ah! Niye kesmedin uyurken bileklerimi? AHMET OKTAY |
BOĞULMAK Boğulmak benim hünerimdir Yağmurlara uzak o topraklarda De ki öldü bu adam Halk diktatörlüğünün birinci yılında Boğulmak benim hünerimdir Su geçirmez şemsiyeler gibi kollarımı açıp da Yeni geldim, kurundum, şöyle ne oldum O mel'un yalnızlığın çorak sayfasında Kendimi koşuya saldığım bir mevsimdir Yağmur beni kovalar, ben yüzümü yıkarım Kirliyim, arınmam, üç beş kadeh atarım Üstüne de bir cigara yakardım, ben adam olsam Derin uçurumlara tutkun bir ağaç gibi Boğulmak hüner midir ah, bir elimi tutsan. AHMET ERHAN |
Sen Kuzeyde Sen kuzeyde; Serin yelli, kırmızı güllü -birazcık da gönüllü- Yüksek duvarlarla, Büyük pencerelerin Ve içeriyi daha iyi gösteren Renkli perdelerin Arkasından Sevda türküleri söylersin İstersin ki herkes duysun Duysun ve hepsi beğensin Sen kuzeyde; Mis kokulu, gül dokulu -birazcık da sulu- Atlas kanapelerle, kuş tüyü yatakların Ve bir türlü insanı içeriye bırakmayan Sokakların Keyfini sürersin Sürersin de, Hiç bitmesin dersin Sen kuzeyde; İsli, paslı ve çok sesli -birazcık da hevesli- Müdür buyrukları, soğan kabukları İnsan hakları ve şehvet solukları Ev, iş, uğraş.. Onla gez, bunla dolaş Yaşam kavgası, ekmek parası Telaşında Hep kazanmak istersin Herşey mübah zannedersin Ve de ´mecburum´ dersin Sen kuzeyde; İlgili, saygılı, duygulu -birazcık da kaygılı- Uzaktan, istediğin kadar Ve hep kontrol ederek Seversin, yüreğin yanar Vazgeçersin, kalbin donar Az kavga, çok muhabbet Ve sürekli iltifat ´Rağmen´ bile seviyor ya İdare eder gidersin! . Hünkar Dağlı |
Ulu -orta I düşen bir yaprağa bağladım hayatımı olsun artık diyorum ne olacaksa paralı bir asker miyim neyim ekleyip duruyorum sabahları akşamlara ve kendimi arıyorum meşgul çalıyor gerçi söylenmez böyle şeyler uluorta aşk diyor başka bir şey demiyor kalbim nasıl bir dostluk ki bu, hem kadim hem de mayhoş elma tadında. sorma, elim kırılsın bir daha dokunursam güneşe. II kendimi de koysam ayağımın altına yine de yetişemiyorum ey aşk, omzunun hizasına. çünkü bende birikiyor her şeyin tortusu ve ayağını kaldırıyor dünya, konuşurken benimle. budanan oğullar gibiyim sessiz ve narin nereye konsam geri sayım başlıyor kurcalıyor beni bir çırağın elleri ah, unufak olsam ve desem ki ağzın tat görmesin hayat kandırdın beni. sorma, üstü açık araba dünya dediğin. III kılpayı kaçırılmış bir şeyin bıraktığı ardında neyse oyum ben. yaralı serçe, benim için dua et: gök bir kayalık gibi şimdi üstümde dr şükrü öncüoğlu’ndan üç ayda bir reçete. sorma, yangın sönseydi suyla denizler her akşam böyle yanmazdı. IV acıyan bir şeyim ben buradan çok uzaklarda, ve koskocaman bir hansın sen uğraşma bu çocukla çünkü nasıl bir şey biliyorum itin taştan korkması bir yastık arıyorum kuş seslerinden mühim değil sonrası. sorma, siliniyor her şey, hatta uçurtma takılıp kalıyor göğe. V yakar top oynayan melekler gördüm güneşle ve büyük çiftçiler, dağları biçen yolundaydı her şey ben bile yolundaydım ama kıyıya vardığımda kendimi unuttuğumu anladım karşı kıyıda. sorma, kaldım altında devirince kitabı. VI şiirler söyledim belki duyarsın diye çığlığıydım içinde dilsiz bir şehzadenin sana seslendim durdum bu küçük odadan acımı duy, sensin pusulam benim ki dünya silinmiş bir harita gibi yabancı bana. sorma usulca uzandığında bir ceset oluyorsun öpüldükçe şımaran. İbrahim Tenekeci |
Y a r ı m K a l a n İntikam çanları çalıyor beynimde Şimşekler çakıyor yıldırımlar düşüyor Zehrini akıtan bir yılan oluyor yüreğim Vefasızlığının ilk gecesinde Umutlarımız vardı henüz çiçek açmayan Dağlar kadar yüce bir de sevdamız Yaprak dökümünü yaşatmaz mı yokluğun Paslı düşünceler kemirmez mi yüreğimi Nasıl çiçeklenir umutlarım sensiz Aşkın olmasa nasıl çekilir bu ruhsuz dünya Üstüme gelmez mi bu koca şehir Bu sokaklar nasıl gezilir sensiz Hayata küskün ağlamaklı bu gece İçimde yaşama savaşının yenilgisi Ruhumun son direnişi umuda Gülüşlerim yarım kaldı Hasretinin ilk gecesinde Hatice Göksu |
dipte aşk sapanıyla geceyi avlayan çocuk güneşi öpüyor kalemin kadife sırtında yosun tuttuysa aşk kadehinde yakamoz içilecek bir şarkı vardır ve sarhoş küfür olur yalnızlık dilin bahçe duvarında sapanıyla dibi avlayan çocuk kabuğuna isyan yürüyor dalgada midye yağmalanmış ikindi gölgesi...ve kıyı kırılacak dümenin sancısında yırtıldıysa martı soluğunda düş silinecek bir ada vardır ve limansız gemi olur aşk dip şiirin son kulacında kapılarını örtüyor geceye dolunay yüreğin aynasında...dişlenmiş göz takılıyor suyun oltasına sapanıyla kendini avlayan çocuk denizde yürümektir aşk ağlama Ferhat Gülsün |
| Saat: 15:33 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık