![]() |
Vay Kurban Dağlarının, dağlarının ardı, Nazlıdır. Uçurum kıyısında incecik bir yol Gider dolan-dolana, Bir hastan vardır, umutsuz, Belki ayşe, belki Elif Endamı kuytuda başak, Memesinin, memesinin altında, Bir sancı, Bir hayın bıçak... Ölüm bu, Fukara ölümü Geldim, geliyorum demez. Ya bir kuşluk vakti, ya akşam üstü, Ya da seher, mahmurlukta, Bakarsın, olmuş olacak. Bir hastan vardı umutsuz, Hayreti uykularda, Hayreti soğuk sularda. Gayrı, iki korku çiçeğidir gözleri, İki mavi, kocaman korku çiçeği, Açar, derin kuyularda... Dağlarının, dağlarının ardı korkunçtur. Hiç akıl edip de düşünen var mı? Gün kimin hesabına tutar akşamı, Rahmetinden kim demlenir bulutun, Hayırlı evlat makina Nasıl canavar kesilir. Kurdun, karıncanın rızkını veren Toprak nasıl ayartılır, Yüz vermez topal öküze, Ve almaz koynuna kara sabanı. Sepetçioğlu'm bir kömür işçişidir, Mavzer değil, kürek tutar Urfalı Nazif Mal, haraç-mezattır, Can, pazar-pazar. Kırmızı, ak ve esmer, Yumuşak ve sert buğdayları Yaratan ellerin sahibidir bu, Kör boğaz, nafaka uğruna, Haldan düşmüş, tebdil gezer... Dağlarının, dağlarının ardı, Nasıl anlatsam... Ağaçsız, kuşsuz, gölgesiz. Çırılçıplak, Vay kurban... "Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda." Yiğitlik, sen cehennem olsan da bile Fedayı kabul etmektir, Cennet yapabilmek için seni, Yoksul ve namuslu halka. Bu'dur ol hikayet, Ol kara sevda. Seni sevmek, Felsefedir, kusursuz. İmandır, konkunç sabırlı. İp'in, kurşun'un rağmına, Yürür, pervasız ve güzel. Sıradağları devirir, Akan suları çevirir, Alır yetimin hakkını, Buyurur, kitabınca... Gün ola, devran döne, umut yetişe, Dağlarının, dağlarının ardında, Değil öyle yoksulluklar, hasretler, Bir tek başak bile dargın kalmayacaktır, Bir tek zeytin dalı bile yalnız... Sıkıysa yağmasın yağmur, Sıkıysa uykudan uyanmasın dağ. bu yürek, ne güne vurur... Kaçar damarlarından karanlık, Kaçar, bir daha dönemez, Sunar koynunda yatandan, Hem de mutlulukla sunar Beynimizin ışığında yeraltı. Her mevsim daha genç, daha verimli, Sunar, pırıl-pırıl, sebil, Ömrünün en güzel aşk hasadını, Elimizin hünerinde yeryüzü. Dolu sofra, gülen anne, gülen çocuklar, Bir'e on, bir'e yüz'le akşama gebe Şafakla doğan işgücü. Yalanım yok, sözüm erkek sözüdür, Olm kitapta böylece yazılıdır, Ol sevda, böyledir çünkü... Ahmed Arif | |
Susup da bir kere Dinlemeden,karar verdin. Sensiz haklı olmayı, Hiç arzu etmedim. Yanlışlarını doğru sayarım, Hep bu yüzden Dönüşün için, Haksızlığa haykıracağım. Düşünüp de bir kere Anlamadan,karar verdin. Sensiz mutluluğu, Hiç arzu etmedim. Tebessüm bile edemem, Hep bu yüzden Dönüşün için, Mutluluğa bağıracağım Düşlerimi yanlış yorumlayıp, Karar verdin. Korku dolu kâbuslarımı, Hiç arzu etmedim Ümitsiz hayallerim bu yüzden Dönüşün için, Hayallerimi unutacağım. Duygularımı yanlış anlayıp, Karar verdin. Tez canlı olmayı, Hiç arzu etmedim Yüreğimin sancısı bu yüzden Dönüşün için, Kalbimi kanatacağım Gözlerimdeki ışığı, Görmeden karar verdin Sensiz aydınlığı, Hiç arzu etmedim Gözlerimi kapatırım bu yüzden Dönüşün için, Ruhumu; Bedenimden uçuracağım. cengiz güzar |
BIRAKMA BENİ Bırakma beni sevdiğim Gidişine dayanamam Hasret gözyaşlarımla Kendimi avutamam Dönerim dersin ama Kadere inanmam Bıraktığın anılarınla Ben sensiz yaşayamam. Ümit Yaşar Oğuzcan |
Uyandığında burada olmayacağım, elinle yoklayacaksın yalnızlığını, mahmur gözlerini açamadan bedenimden kalan boşluk yargılayacak parmaklarını beni rüyalarına soramayacaksın bir şüphe uzayacak saçlarında bu sabah okşanmamışlık, acıyacak yaklaştıkça uzaklaşacak kokum odalarında bütün kapıları açık bırakacaksın her şeyden bir tane koyacaksın masalarına yalnızlık, kaybolmaz kalabalıkta buğu bakacaksın artık dünyaya aynadaki yüzün ben olmayacağım yarısı yenmiş bir elman olmayacak hiç dolunayın bir yüzü hep asık bitirmediğin kitapların sonunu merak edeceksin kuramadığın cümlelerinde olacağım uyandığında burada olmayacağım sarışın bir umut hiç gülümsemeyecek yarınlara kızamayacaksın öpemeyeceksin yalnızlığını şiirsizlik yapışacak yakana uyandığında burada olmayacağım bir daha hiç uyumayacaksın Bülent Kara |
Senin İçin Islandım geldi gelir diyerek yollarına bakarken ayak üstü beklerken bir ağaca yaslandım ne birazcık yakındım ne yağmurdan sakındım gelişini düşleyip senin için ıslandım bilmem neden sonraydı iliştim masaya zaman çok zor geçse de kapılmadım tasaya heyecanım yansırken düşen bir damlaya gelişini düşleyip senin için ıslandım sırıl sıklam oldumda sel götürdü demedim bir bardak çay içmedim simit bile yemedim bir titreme hissettim fakat önemsemedim gelişini düşleyip senin için ıslandım hiç farkında olmadım sağanak mıydı çise mi bardaktan mı boşaldı yanağımdan buse mi umudun denizinde yol alırken bir gemi gelişini düşleyip senin için ıslandım en sonunda göründün o güzel endamınla bir meleğe büründün şirin tatlı dilinle kıyasladım sultanla prensesle gelinle gelişini düşleyip senin için ısladım Tuncay Demir |
BEN SENİ SENSİZ SEVDİM Ben seni severken Sen yanımda yoktun ki! Ben seni özlerken Sen bilmiyordun ki! Ben seni sensiz sevdim... Sen yokken bakışların vardı Beynime kazınmış Nereye baksam oradaydılar, Ben seni sensiz sevdim.. Göremesem de, rüyamdaydın, Sevmesen de, kalbimin derinliklerindeydin Ve kimse seni oradan çıkaramayacak. Sen bile! Ben seni sensiz sevdim... Sen olmasan da, hayalin vardı, Sen olmasan da, şarkılar vardı; Seni hatırlatan... Sen olmasan da, her dakika aklımdaydın. Ben seni sensiz sevdim... Sen olmasan da,yıldızlar vardı, Sen olmasan da,bulutlar vardı, Sen olmasan da,günbatımları vardı, Sen olmasan da,denizler vardı... Ben seni sensiz sevdim... Aslında sen hep vardın, Aynı şehirde,aynı sokakta, "Ben sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum"ama; Ben seni sensiz sevdim... Ne olurdu sende beni sevseydin? Ne olurdu bu kadar gözyaşı dökmeseydim? Ama inanıyorum ki sen uyandıracaksın beni, Hani kıyamet koptuğunda... Ben seni sensiz sevdim... Neden sevdim bilmiyorum ama çok sevdim!!! demir |
Naylon Günler Mevsimlerin hızlı ve renksiz yaşandığı naylon çağda, renksiz hayatın dayanılmazlığı ve yaşanmazlığı! Gül fidanı diktim, dondurucu soğuktan, yakıcı sıcaklardan korudum onu! Bataklığın ve kokuşmuşluğun ortasında naylon gönüllere, gülün kokusunu koklatmak istedim. Cesaretimi ve gönlümü gübre yaptım! Tırnaklarımla çapaladım! Alınterimle suladım! Büyüdü, yaprak açtı umutlandım! Açacak tomurcuğu bekledim sabahlara kadar! Yeni bir günün şafağında kaybettim doğacak umutlarımı! Dostlar, dostlar yalancı bahara kurban etti gülümü! Unuttum, unuttum mevsimlerin hızlı ve renksiz olduğunu! Bilemedim, bilemedim sevdaların, naylon güllerle yaşandığını! Bilemedim, bilemedim sevdaların, naylon güllerle yaşandığını! Ahmet Yenilmez |
EĞLENCELİ EZİYET Ey! Sesime kulağını tıkayan Sana çok kolay gelmedi ki bu yürek Sen istersen uçuruma it beni Umurumda mı... Yıkılıyorum her aklıma gelişinde Gitdiğinde harebeyim ben. Sen yokken de çekiyorum derdi Sen varken de umurumda mı... Umut diye ektim seni sineye Sen ise Başak başak dert oldun bende Çivisi çıkmış dünyanın Rüzgar tersinden esiyor Seven kul boynunu bükmüş Şerefsizse kol geziyor Selahattin Su |
Bu gece İstanbul'dayım Ve sensiz çok yanlızım Ah hala dinmedi hala şu acım Ama İstanbul'dayım ve yanlızım Aşk şarkıları söyler dilim Kalbimi kapladı sadece hüzün Seni görmek ister di şu iki gözüm Ama İstanbul'dayım ve yanlızım Taksim e gidiyorum metrodayım Bir an o senin kokunla bayıldım Sanki Seni yanımda sandım Ama İstanbul'dayım ve yanlızım Geziyorum Taksim de delice Gönlüm adını sayıklar hece hece Ah bilsen nasıl geçti böyle kaç gece Ama İstanbul'dayım ve yanlızım Ne olur sevgilim kızma bana Biliyorum yazmayacaktım artık sana Aşk acısı tak etti şu canıma Ama İstanbul'dayım ve yanlızım Bilirsin derdimi anlatamam kimselere Dökemem şu an halimi kelimlere Murat ne de güzel yaşamıştı aşkı seninle Ama şimdi İstanbul'dayım ve yanlızım... murat gençosman |
Sahipsiz gönlümü almak istemezmisin. Hissetmek istemez misin sevgimi Yazmisim seni her parçama Sigaramin her nefesinde Aldigim her nefeste Kokladigim her çiçekte Bütün hayalimde sen varsin Sanki her zaman benimlesin Ne olur hep yanimda olsan Sevginden birazcik tatsam Rüzgar getiriyordu kokunu bana Kuslardan aliyordum haberini Uzak kalma benden Diz çökmüs bekliyorum seni Zamanin içinde kaybolmus gibisin sanki Yildizlara sordum, agaçlara sordum Taslara sordum ve kuslara sordum Dediler ki o gelmez sana Sormaz olaydim. Bütün umutlarim yikildi bir anda Gecelerin karanliginda kayboldum. Artik aydinlatmiyordu yildizlar yolumu Bulamiyordum kaybettigim umutlarimi Sevginle büyüttügüm çiçekler Soldular birer birer. Susamislardi onlar da sana En az benim susadigim kadar. . Abdullah Yildiz |
Ay şahit yıldızlar da Attığım her adım da Yakalandığım her sağanak ta Cisel cisel ıslanan ben, sen sen. Biz var bizden öte, Biz siz'likler de Biz gibi yaşamak, Yaşamsız bi çare eller de... Gün ışığı aydınlığı, Gözlerin de. Gözlerinse Bakışlarımın derinliğinde.. ‘’Sen yağmur ben hazan’’ Dönüşün; Mevsimlerin gizemin de. Bir biri ardında art sız, Şekil yok şimalsiz Güneşin doğuşun da Hep beklentilerim de, Sen Sen Sen! ..... emel can |
Asla Solmayacaksın Sonuna geldik demek güzel günlerin Benim için sen asla dünde kalmayacaksın Yeşermişti seninle bildiğim tüm ümitler Sen bir çiçek ellerimde asla solmayacaksın. Kitaplarda saklı olan hecelerde sen varsın Gerek yok fazlasına tekrar yazılmayacaksın Günleri kıştan çalıp bahara eklemek varken Yine de soğuk gecelerde asla solmayacaksın. Olur ya zaman gelip yaprak da dökeceksin Her bir yaprak ardından yeniden açaçaksın Ben çiçek açışını umutla beklerken gülüm Bil ki benim gönlümde asla solmayacaksın... Hakan Şengün |
Sır saklı gözyaşlarımın dudağıyla Avuçlarımı öptüm, izleri yad ettim Yaramazlığın diyeti dayak faslında Bir çocuğun sarı başını okşadım Saçlarında merhametin kokusu vardı Ellerine baktım, aynı izler Onun da avuçlarını öptüm, muhtaçtı Köy çeşmesinde ellerimi yıkadım Güzel gözlü bir kıza yangın baktım Acıları yıkasam silinir mi? _____________________dedim, Avuçlarına bak izler silindi mi? _____________________dedi Kaç kere yıkadım sayısını unuttum Avuçlarıma menekşeler de koydum Silinmedi, Gözüme rüzgar mı girdi, yoksa… Dur, söyleme gönlüm verme beni ele Hapsolurum bir nazlı gözün içinde Sus nolur anlatma, düşürme Çeşme başında gözlerimi yıkarım Söyle o kıza izlere bakmasın Avuçlarımda tenha yola çıkmasın Toprak tutarım acı ekerim yeşerir Bir çılgın renkte avuçlarım delirir Gelsin arkamdan güzel gözlüm Önce öpsün avuçlarımdan __________________kimdir bileyim. şahin türk |
Taze Bir Bahar Bu şiir büyük sanatkâr Emel Sayın'a ithaf edilmiştir. Taze bir bahar yeli gibi esip girdin gönlümüze Nice güzellikler kattın dünümüze bugünümüze Hep neşe ve mutluluk getirdin sazımıza sözümüze Yeni bir gelin misali süzülüp girdin yüreğimize Sana hep gıpta ile bakar sevgi dolu gözler Yüreğinden akıpta gider duygu dolu sözler Sevginle dolup dolup taşar nice yüce özler Şiir dolu bu yürek her zaman seni özler Sedefinde saklı duran bir incidir Emel Sayın Gönlümüzde hep birincidir o zarif ve tatlı kadın Nurlu güzelliğine sahiptir gece doğan dolunayın Dilindeki en güzel şiirdir daima Timur İlikan'ın Timur İlikan |
Resmine bakıyorum suspus. Boğazım düğümleniyor ama yine de ağlayamıyorum. Göz yaşım bile tıkanıyor seni gördüğü zaman. Özledim. Özledim.. Hemde çok özledim. Umudum yok., Biliyorum dönmeyeceksin. Sevmeyeceksin bir daha. Gülüşünde kaybolamayacağım mesela. Alamayacağım koynuma. Ağlayamayacağız bakışırken, sevişirken. Duymayacağım dudaklarından canımsını. Canım çıktı. Can mı kaldı. Özledim. Hemde çok.. Hala Adını her duyduğumda uçar yüreğim . Uçar gider. İster bir kez daha bakabilsin gözlerine. Öpebilsin, koklayabilsin doyasıya. Çekebilsin içine. Düğümlensin kelimeler. Dursun zaman. Ben bir şair, sen benim en güzel şiirim. Gözlerinle çaldın hayallerimi. Ama kızmıyorum sana. Dünyaya bir kez daha gelsem, Yine seni severim. Hadi be gülüm, çık gel. Özledim, hemde çok özledim. ERDEN EKİN |
Ellerimde Soluk Bir Harta Sert adımlarla biri yürüyor yüreğimde, Geçiyor eski zaman evlerinin, Demir parmaklıklı pencere Önlerinde, Güneş pörsüyor, Bir çiçek soluyor elde, Ya da kızıl saçlı bir genç kız bedeni, Tiril tiril yaşayacağı çağda, Veriliyor killi toprağa. Bir ruh gibi uçuyor şimdi düşler, Göz önünden kayarak geçiyor, nazlı hayaller, Ardında salkım saçak anılar, Ders zili çalmadan önce ki heyecanlar, Tatlı çileler, körpe ışıltılar! Sonra bir şeyler olur ve tren, Yeşil, kahverengi ağaçların arasından, Utanmadan sıkılmadan bir şarkı mırıldanıp, Islık öttürerek geçer gider önümüzden, Rayların üzerinden ufuk çizgisine doğru, Ufuk çizgisinde durup, paslanmaya yatar! İçinde şimdi bir süt bebe uyuyor mışıl mışıl, Ne dağdaki gerilla babasından, Ne okul baskınında genc ölen ablasından haberdar, Ne de uzak soğuk bir ülkede, Bitimsiz süre giden dans partilerinden! O daha uzunca bir süre duymayacak, Gizli ve karanlık saraylarda, Onun için alınan kararları, O daha uzunca bir süre bilmeyecek, Annesinin memesinin sarhoş bir asker tarafından kesildiğini! Rüzgar efil efil esiyor ve her esişte çayırları esnetiyor, O çayırlar ki gümrah ve azgın, Sürgün çadırları çevresinde, çadırlarla yatıp kalkıyorlar, Yine o çadırlarda yaşam süregeliyor, Bizler azaldığımız gibi çocuklarımız çoğalıyor, Çocuklar çoğalıyor ve bizler azalıyoruz! Şimdi kesik kesik soluk alışverişleri, Ellerimde soluk bir hartanın, Ta ortasında toprağın, yedi yıldızlı, Açmaz her aç diyene bağrını, Sesteki ılık tınıyı almadan, Açılmaz “Yüksek memleketler ülkesi”nin, En derin koyakları, en yüksek dağları! Kalpak öyle kolay eğilmez, Eğilmez onurlu başlar öne, Yüzyılların içine kök salmış, Ülkesinden almış ruhunda ki besicliği! Orda işte orda bekliyor bizi, Düşlerde biriken gri bulutlar, Kararsızlık almayın bunları, Bir bilinmezci tavırdır bu sergilenir, Erişilemeyen sahip olunamayandır! Hamur çıkabilir un yoğrulmalı, Hem pişmanlık duymamalı insan yaptıklarından, Hem gerçekten doğrudan şaşmamalı. Şimdi ürpermeli beden! Açmalı koca bir gonca, Katmerle ve ısırıklarla dolu bu, Bir kızıl laledir dilim! Elden ele dolaşan o harta nedir? Kimin eli kimin böğründe, Milyonlarca çiçek soluyor bir yerlerde! En verimli çağında bir beyni kaybetmek ne demektir? Tam sevilme çağında yakalanmak ansızın ölüme, Daha acısını unutmadan çocukların, anaların, Mezar mezar kabardık Tanrım! Ürperir ten ve kan, Birilerinin atardamarından kopup fışkırır, Bu benim, bu senin, bu hepimizin kanı, Düşmanlarımıza sunmak için değil, Düşmanlarımıza rağmen varolmak için! Ve ürperir ten, Bu kayıplar hep bir şeyler için, Çok eskiden beri yapıldığı gibi, Hayır! Kurban edilmek hoşnutluğundan değil, Yinelenmesinden utanılabilsin diye! Biraz daha biraz daha yakınız artık, Ölüme!… Ellerde soluk bir harta, İki elden getirildi bu hale, Biri soğuktan ve votkadan zalim, Diğeri kutsal bildiklerimizden! Biraz daha biraz daha yakınız artık, Ölüme!… Sararmış çayırları toprağın altına serme zamanı geldi, Gelecek yeni bir çayır mı yine yetiştirmeli? Harta; halı gibi yerler ve ayaklar altında, Bu coğrafyayı yüreğiyle eskisi, Anlayış ve akılda yenisiyle diriltmeli! Semih Seyyid |
Sahipsiz Bir Uçuruma Düştü Gözlerim Sahipsiz bir uçuruma düştü gözlerim Aşkın yalnızlığına vurdum gecemi Yine havada kan kokusu var. Yine hüzün firarında yüreğim... Uçurumlar özgürü bir failin günlüğünden düşüyorum. Ve sayfa sayfa ölüyorum, Sana yazılmış tozlu bir romanda Beni ihbar ediyorsun ayrılığa, Ayrılıksa kan kusturuyor,kelepçeli yalnızlığıma... Kinim yeşeriyor sarı sayfalarda Sisli bir kabus oluyorum. Çatlayan bileklerim seni arıyor, dilim susuyor yine. Olumsuz bir kent düşüyor yastığıma Sen ölüm oluyorsun beynimin labirentlerinde. Alnımda bir kavga duruyor ,kaşlarım ayrılığa çatılı, Ben seni tüketiyorum ateş çemberi yaşamalarımda. Ve tükenmişlik oluyorum ömrümün geri kalanında. İçimde ölüyor bu şehrin insanları, Ben yalın ayak kor taşıyorum kara kışlara. Soğuğum sen ,gecem sen, yangınım sen ... Bir avuç kül savruluyor uzaklara, Gözlerimde kan sonbahar kokularında. Her hücremde bin intihar büyüyor. Ve sen can çekişiyorsun kuytularımda. Bense kayboluyorum... Yine havada kan kokusu var. Seni çekilmiş bir yürekte senden geriye Kocaman bir ayrılık var.... Şimdi her adımda düşüyorum, Tuzağına takılıyor yüreğimin kenarı,uzaklara göçüyorum. Yollara vuruyor zaman , uzadıkça uzuyor. Mevsim tükeniyor içimde,yağmurlar ıslatıyor gözlerimi. Hayır hayır ağlamıyorum, Ayrılık kaçtı gözüme , belki ondan bu yaşlar... Kahraman Tazeoğlu |
HASRET Yine gözüm doldu hasretim sebep, Memleketi yurdu özledim yine Anam babam yarim uzaktalar hep, Dün gece düşündüm sızladım yine... Düşünmem desem de aklımdan çıkmaz, Bu ateş banadır elleri yakmaz, Karışmasam belki kanı da akmaz, Kanayan yarayı tuzladım yine... Hayat mahkum etti karışamadım, O benden güçlüydü yarışamadım, Ne kadar uğraştım erişemedim, Bir şey diyemedim izledim yine... Aşık Kemal derdin anlatır size, Zalim hasret beni getirdi dize, Genciz ya ağlamak yakışmaz bize, Gözyaşım döküldü gizledim yine... Kemal Yılmazoğlu |
Yalnizlik Iste gun batiyor... Gozlerim coktan daldi uzaklara Kor kirmizi bir gunes aydinlatiyor denizin ustunu Kucuk kucuk tekneler gorunuyor uzakta Bulutlar kaplamis Sultanahmet’in ustunu Yavastan hava karariyor Ve huzunlu bir muzik Ama kivrak Yavas yavas isliyor icimize... Kimbilir kac ayrilik yasaniyor su anda Kimbilir daha niceleri yasanacak Kirgin miyim, yoksa kirgin misiniz Bosverin olmayin Hayat guzel Yasamak gerek her seyi acisiyla tatlisiyla... Yalnizlik dusmanimiz Tum guzellikler yoldasimiz Kanmadim daha sana Ordasin biliyorum Ama icimizdeki bu kipirti oldukca Kanmayiz sana… Rabia Cinar Yuksel |
İmkânsızsın Ey Sevgili! İmkânsız seni sevmek Sana sarılmak, seni öpmek Ve hatta bunları hayal bile etmek! … Git gömül ebediyete Yeter ki imkânsız sevgine izin verme… ayşe tarhanlı |
ELİNİ RUHUNA KOYMADAN GELME Elini ruhuna koymadan gelme. Yoksa Çocukların Acı sesi kalır üstünde, Gözlerin buğusu düşer Almaz yanakların, Hüznün karesine döner bakışlar. Çevrili evlerin Yalnızlığıyla bulur isimler Hayat akışlarını... Yaptıklarını al, Giydiklerin kalsın... Duyduklarını unutmadan Adımlarına kat. Yenile iç çekişlerini Taze nefesler ekle umuduna. Bir çocuğun elinden tut... Gökyüzüne uçan güvercinleri düşün. Ve inan... Yapılacak çok iş var daha. Yakmak için yazılacak kitap var, Kimi yüreğini ısıtacak insanın Kimi, Acıtacak Tutuşan harflerin çığlığında Ve düşün... Elini ruhuna koymadan gelme, Tanımam.... Mustafa Ünver |
Sen gelince... geçer susuzluğum sen gelince biter kara kışım sen gelince açar güllerim sen gelince doğar güneşim sen gelince biter acılarım sen gelince ben yeniden ben olurum yıldız bayır |
teyemmüm Küfül küfül zamanlardan kalma Buhran Yürek hızması Umuma açık yerlerde gizlenen yüzüm Nerelere saklayayım seni? Ah sızım sızım yarıklarım Nasıl dayanır bu işkenceye İki dağ arasından akan kan Hangi küfürde zırhlanır bir öç? Bir adamın yüzü oyuluyor ,özenle Kadın papatya bezeniyor Aşk bulanıyor ellerine Toprak ,diyor kadın Toprak;sudur Ayben ÇEVİK |
Bırak yıldızları parlasın dursun Gözlerinden daha güzel olamaz Bırak güneşi de dünya ya vursun Beni senden fazla sıcak tutamaz O güller çiçekler dalında kalsın Senin dokunduğun hissi vermez ki Bütün güzellikler seni kıskansın Seni benzettiğim şeyler yetmez ki Kaşlarına hilal değmiş diyorlar Kaşların; kaşların kadar güzelmiş Gözlerine yıldız yıldız diyorlar Gözlerin; gözlerin kadar güzelmiş Yüzünü güneşe benzetiyorlar Bırak ta yüzüne güneş özensin Sen var ya güzelim; Sen aşkım kadar Sen benim aşklarım kadar güzelsin. fikri özkan |
Seni yolda görmüştüm seviyorum demiştin hani nerde, aşkım yerde sen havalardasın. Elini ver sevgilim* geçelim yalnızlığı aşk hasrete dönmesin. Kanun çıkar demiştin aşkı özgür kılacak hani nerde, sevdam serde sen havalardasın. Düşmana bel bağlanmaz* kuşlar bile uçamaz barut kokar gökyüzü. Umut ol efkârıma sevgide buluşalım hani nerde, gönlüm zarda sen havalardasın. Özgürlüğe uçarken* yanımda ol sevgilim bulutlarda gezelim. tekin özdemir |
ADI HAYAT İzin verme Ruhunu zincirlere vurmalarına Ağlamanı görmelerine İzin verme Bırak en yakın dostun Dilsiz duvarlar olsun Sen yine palyaço maskeni takıp çık sahneye Her zamanki rolünü oyna Şu herkesin oynadığını Sonra sende hüznü yaşa Herkes gibi Elvan Elmas |
DOKUNAMADIĞIM SEVDAYA Yavaş yavaş yürüyorum, yağan karın ritminde. Bastığım her arnavut kaldırımında izim siliniyor. Ardımda kalan kalabalık sokakta tüketiyorum bir şeyleri. Kara çalıyor caddeler. Işıklar yanmaya başladıkça evlerde, kasvetim artıyor. Ayak sesleri çekildikçe, ıssızlaştıkça ortalık, daha da yükseliyor çaresizliğimin sesi.. Köşe başını dönüp, baktığımda oturduğum binaya benim pencerem tek ışığı yanmayan… İşte yine aynı tokat, Yalnızlığımı vuran anahtar sesi. Ölüm sessizliği ve soğuk. Akşam ne kadar dağılmış buralar. Yastıklar yerde, orda burda ıslatılan kağıt mendiller, yan duran bir resim duvarda. Masada devrik şişe, kadehte birkaç damla kırmızı kalmış öfkemden. Vazo kim bilir kaç gündür kırık duruyor kapının dibinde. İn cinle top oynamışım belli ki kendimi kaybettiğimde. Şarap kokuyor her taraf, çürümüş yaramı andırıyor mayhoşluğu. Meze yapmak isteyip de, beceremediğim mektuplar kırışmış başucumda. Şiirler hep yarım. Şarkılar bitmiş, son boşlukta ki cızırtılar inletiyor akşamın bu saatlerini. Gece çöküyor, sensizliğim aydınlandıkça. Uykunun en dayanılmaz saatlerine kafa tutarken isyanlarla, içli bir ney çalıyor yıldızları savuran rüzgar. Eşlik edemiyor ritmi bozuk yüreğim. Alabildiğine vuruyor sesini gönül duvarıma. Depremler büyüyor dolunayın gölgesinde, çatlıyor yatağımın boş yarısı. Sessizce kucak açıyor yıldızlar gözlerine. Bakışın takıldı aklıma, içimden geçeni bilmeden hani… Bilmiyorum kaçıncı uykundasın, ben ise kaçıncı yalnızlığımda. Geceyi toplayıp eteğime, nasıl çıkıyorum bilmiyorum berduş sabahlara. Soğuk bir yastık hala başımın altında, hayallerimi tavana asmışım, ha bire erteliyorum. Ateşten geceliğimi çıkarıyorum ayaz kesmiş bedenimden. Güneş yıldızları saklarken bir perde çekiyor karabasanlarıma. Yüzüme çarptığım bir avuç su arıtıyor karanlıklardan. Oysa ki ıslattıkça gözlerimi, dudaklarım biraz daha kanıyor. Ne kadar serin olsa da bu şehir, kızgın kumlar var ya tenime yapışan, kavuruyor. Yeşil gözlerindeki soğukluk titretiyor ateşimi. Yalpalıyor güneş şehrin üstünde. Kayan yıldızların gümüş tozları ışıl ışıl Marmara’nın çalkantılarında. İstanbul, türkülerini söylüyor yeditepeden... yanık yanık martı çığlıklarıyla. Sen karşı kıyıdaki ukde sevdam, dokunamadığım, uzanamadığım… Mart gülüşünle duruyorsun karşımda, parlayan güneşin, dondurucu soğukluğuyla karşılıyorsun günaydınımı. Ardımda kalan caddelere, kilitlediğim dört duvara hapsettim görünmeyen yanımı. Karanlıklar zaten yalnızlığımın en büyük dostu. Haykırışlarımı yutan birer girdap doldurulamayan şu boş kağıtlar. Kalemim sözcüsü olmuş sensiz yarımın. Kafiyeleri dizmek için, şişeleri biriktiriyorum günlerdir, kızıl sevişleri içerek damla damla. Ah bu geceler olmasa, yosun gözlerini nasıl çalarım yağmur ormanlarıma. Adını nasıl dökerim? Kalabalığına dalıyorum şehrin. Gürültüsü o kadar suskun ki aslında isyanımın yanında. Ben seni satırlara gömüyorum, sen bilmediğim dünyanı buğulu gözlerine. Şarkılarını söylerken bakıyorum sana. Yumduğun gözlerinde, içli sesinde bilinmeyen yanını, yitik sevdalarını ve sendeki beni düşünüyorum.. Bilmiyorum var mıyım dudağından dökülen diyezli nağmelerde. Kendime soruşlarım başlıyor, nedenleri, niçinleri. Sorguluyorum hayatı, dünyanın dengesizliğini sonra. Tabuları yıkıyorum bir yandan, diğer taraftan olmazları beyaza buluyorum. Gerçekler ayaklarımdan tutuyor, adım atamıyorum korkularımdan. Karşına geçip açamıyorum küçük dünyamı sana. Ne sesim düşüyor gecene, ne de karanlıklarına gözlerim. Neden diyorum dünyaya gelmek için bu aceleciliğim ya da sen neden geç kaldın sevdama. Bakışlarında filizler, dudağında çatlaklarla İstanbul gibi doğruldukça karşımda, canım yanıyor bebek yüzlüm… içim gidiyor, yanımda olup uzak durmana… Yalnızlığımı yüzüme vuran anahtar sesini unuttururcasına, şarkılarını söyle…….. Onlar da olmasa katlanılmaz bu sevdaya…. Arzu Altınçiçek |
Aldanma Cahilin Kuru Lafına Aldanma cahilin kuru lafına Kültürsüz insanın kulu yalandır Hükmetse dünyanın her tarafına Arzusu hedefi yolu yalandır Kar suyundan süzen ceşme göl olmaz Gül dikende biter diken gül olmaz Diz diz eden her sineğin bal'olmaz Peteksiz arının balı yalandır İnsan bir deryadır ilimle mahir İlimsiz insanın şöhreti zahir Cahilden iyilik beklenmez ahir İşleği ameli hali yalandır Cahil okur amma alim olamaz Kamilik ilmini herkes bilemez Veysel bu sözlerin halka yaramaz Sonra sana derler deli yalandır Aşık Veysel Şatıroğlu | |
Arka BahçeEvin gölgesidir arka bahçe Bir yatak odasının Usulca taşan sıcağı Çocuğun dokunuşu Annenin durgunluğudur arka bahçe Dudakta öpücük izi Bir yaradır kuşun kanadında Elmaya düşen ala Çatlayan yüreği narın Seksek için yollara Çizilen şekillerdir arka bahçe Bir gelinin ilk gecede Yere düşen duvağı Dul bir kadının En tenha yeridir arka bahçe İşveli ve içli sözleri Ya da yanlış yorumlanan Pembe gülüşü Asker mektuplarının Okunduğu yerdir arka bahçe Ve üzgün bir sevdanın O solgun haresi Şairin haremidir arka bahçe Musa Öz |
Yukarıda yazdığım gerçekten bir şiirdi. :*( Avusturya deneysel şiir, Viyana grubundan Gerhard Rühm Emmi'nin şiiri. Şair 2006 Eylül ayında İstanbula Deneysel şiir seçkisi nedeniyle geldi, CNR fuar merkezinde ve Avusturya elçiliğinde konferans verdi. Yasak meyve dergisi Eylül Sayısında ek olarak verdiği II. Dünya savaşı sonrası Deneysel şiir ekinde yazdığım, şiir vardır. Bu ekteki en ilginç şiir de nefes şiiriydi. Seçkide görev alan arkadaşım ile Açık radyoda bir saat sohbet vardı, orada nefes şiirini okuduğunda araba kullanıyordum. Gülmekten az daha kaza yapacaktım. Ramazan bayramı 2. günüydü, şimdi hatırladım. :D :D NEFES ŞİİRİ h (nefes alış) h (nefes veriş) h (nefes alış) h (nefes veriş) h (nefes alış) h (nefes veriş) h (nefes alış) h (nefes veriş) h (nefes alış ve nefesi gergince tutuş) h (rahatlayarak nefes veriş) Çeviri: Erhan Altan, “Avusturya II. Dünya Savaşı Sonrası Deneysel Şiiri Seçkisi” |
^^Puslu Aşk^^ Uzaklarda Güneş'le uyanan bir martıya sevgimle... gözler pus, sabâ savurup sürükledi seni, uçuşturdu yasemini küçük asyanın bozyeli... sözler sus, bir martının kanadına takılı kalan, bozkırda elveda bakışındı devran... aşk, cama yasladığında yanağını, adam kadına dedi gözleriyle: "kal, ne olur gitme." rüzgar avcunu kapadığında, kadın adamın gözlerine dedi gözleriyle: “bırakma beni, al götür nereye olursa gözlerinle...” Ali KUMAK |
İzdüşüm Kayboldu düş Yaşamı esir aldı hüzün Düş müydü yitirdiğimiz Yarınlar mıydı yavaş yavaş uzaklaşan Yakamozlarda Eskidi umut Sağanaklara hükmetti ihanet Hain miydi olmayacak yarınları vadeden zamana İzdüşümlerde / Tenler miydi ak döşeklerde kirletilen Kalp ağrısı değil miyiz artık Sararmış takvim yapraklarında… Özgür Deniz |
UNUTULMAYAN Ah! Unutulmuş bir heceyim ben Nice demlerden, nice tenlerden Dünya bilmiyor gerçeği Acının gerçeğini Sabahı özleyen en uzun gece kadar Dönmez o suyun yüzü tersine Ne yalvarmalar, ne şarkılar Ölçemez hayat akan kanını Yeryüzü konuşur gönlüm ağlar Susarsa sözün sözüm kalır Dönülmez gülün akşamına dönerim Kaç şiirin yalnızlığı benim terim Konuşur gerçek o zaman geçmiş ağlar Ben dururum kalbimle hayatın karşında Toprağa, göğe ve ölüme karşı Yitirilmiş bütün aşkların namusuyla Ne kalır unutulmayan insan kadar. Yelda Karataş |
Aldanma Cahilin Kuru Lafına Aldanma cahilin kuru lafına Kültürsüz insanın kulu yalandır Hükmetse dünyanın her tarafına Arzusu hedefi yolu yalandır Kar suyundan süzen ceşme göl olmaz Gül dikende biter diken gül olmaz Diz diz eden her sineğin bal'olmaz Peteksiz arının balı yalandır İnsan bir deryadır ilimle mahir İlimsiz insanın şöhreti zahir Cahilden iyilik beklenmez ahir İşleği ameli hali yalandır Cahil okur amma alim olamaz Kamilik ilmini herkes bilemez Veysel bu sözlerin halka yaramaz Sonra sana derler deli yalandır Aşık Veysel Şatıroğlu |
Yüreğim Sırça Saray Güneş değdiği an ufka Yüreğim incecik, Yufka mı yufka! Dokunsan yıkılacak! Sırça bir saray. Etrafa saçılacak. Eski defterler açılacak. İşte o zaman sen Bir nebzecik Hüznümü say ha say! Gurbetimin dalına Konmuş bir serçe. Onmaz özlem En büyük gerekçe. Ne sen vur nalına, Ne de ben mıhına! Yine topal çıkar Sırça sarayın kralı Yarın gurbet sabahına! Necmi Ünsal |
Pencereler ve Gece bir gül düştü pencereden akşamdı yağmur sonrasıydı kırılmıştı... iki adım önüme düştü koştu ardımdan bir çocuk... yalnızdı gül kadar kaptı yerden kaldırdı öptü ıslak dudaklarıyla gülü çocuk... gül kırılmıştı bir kere öpülse de ve bir yıldız güle inat düştü gökyüzünden geceden bir şair geldi avuçlayıp yıldızı çıkardı küllerden parmakları yandı şiirleri yandı öptü bilmeden yıldızı dudakları değildi bu sefer yanan yüreği yandı... ve bir gül... ve bir yıldız düştü biri penceremden biri gecemden... 1998 Orhan Karahan |
BUZ KÖPRÜ Çevikti, zarifti kadın kardaki çıplak ayaktan irkilerek kaydı yana Çevikti, zarifti kadın Yırtılan bakıştı adam rakının buharından ıslak Ankara taşına Yırtılan bakıştı adam Biliyorum dedi çocuk doğurmadığını sokakların Biliyorum dedi çocuk İnsanlar yaşayarak oynarken uyurgezeri süzüldü tiner esrikliğinden bir doyumluk umudun ezgileri: -Al yanıyo al yanıyo yeni geldi fırından İnsanlar oynarken uyurgezeri Donduramamıştı şubat ayazı hançer gibi sivrilen açlığı simitlere uzanan gözler iştahın sıcaklığına buzdan köprüler kurdu Donduramamıştı şubat ayazı Ali Rıza KARS |
Unut Beni Can Bu kaçıncı gece hasretinle yandığım Kaçıncı gece yıldızları yıkadığım göz yaşlarımla? Mesafeler yırtıldı hıçkırıklarımla Bosnalı kadınlar duydu feryadımı. Sen, sen duymadın mı can? Ne vardı bu kadar uzak yerlerde açacak? Benden uzak o iklimlerin, Benden uzak o şehrin, Kahrolası o kalabalıkların Benim kadar ihtiyacı mı vardı sana, Benim kadar hasret çekti mi Kahrolası o şehrin semaları, Benim kadar yandı mı? Ne vardı can? Ne vardı uzak iklimlerde açacak? Ne vardı kendimizi bu kadar kahredecek? Kara trenler umut olmamalıydı, Uzayan yollarda kalmamalıydı bakışlar. Dünya, bir tek nokta olmalıydı can… Bir tek noktada doğmalıydık. Dönüp dönüp sana varmalıydı yollar, Ben, hep hasret türküleri söylememeliydim, Sen, hep hasret şiirleri okumamalı. Hasret diye bir söz olmamalıydı lügâtlarda Geceler boyu her gün göz yaşlarımla ıslanmamalıydı yıldızlar. Gönlüm bu sevdaya dar gelir oldu Boğuyor karanlıklar can… Mesafeler kurşun oldu amansız, Feryadıma şahit oldu yıldızlar Can… Can… Hasretin ağır bir yük omuzlarımda. Ben çekmekten usandım, sen usanmadın mı? Bildim, bitmeyecek bu hasret! Uzak iklimlerde açmış iki çiçeğiz. Hangimiz gelsek diğerinin yanına, Kuruyup, kaybolacağız. Ben, kıraç topraklara döndüm can, Ben, kurumuş dereler gibiyim. Issız mağaralarda kaldı umudum. Belli bu sevda kahredecek bizi, Unut be can… Unut bu sonu gelmez sevdamızı… Bırak yeni güneşler doğsun Semalarında bulutlar gizlemesin yıldızlarını Yeniden başlasın her şey Yeniden doğ bensiz şafaklarda. Unut can, unut senin için yazdığım sevda şiirlerini. De ki; bir rüya idi bitti. De ki; bir hayaldi,solgun aynalarda yansıyan. De ki; bir romandı, sonu koskoca bir hiçle biten. Unut beni can,Unut vakit varken… Bırak hasretin bana kalsın. Varsın cehenneminde kavrulsun gönlüm. Ben yine her gece saçlarını koklayayım uzak yıldızlarda. Gözlerimde takılı kalsın hayalin. Sen unut can, sen unut! Kahredersem, Milyon kere kahrolayım MehmetTaş |
sensiz geçen bir günü kendi yüreğime gömüyorum kayıp bir şehrin ortasında sonu olmayan yollarda yüreğimin sesini dinliyorum elini ver uzat hadi tut ellerimden bırakma beni bu kayıp bu karanlık, sessiz dünyada sesi ol sessizliğimin izin verme sessiz çığlıkların yüreğimi dağlamasına sensizliği yarınlara bırakma hadi uzat elini bırakma yar beni sensiz koyma fulya erçakar |
AsKı... Bir sürü çiçek biriktirdim hepsinde ayrı renk ayrı bir anı Birer düşünce iliştirdim kenarlarına. ufak,ufak nefes küçük, küçük hatıralar yıllar ne çabuk geçti. Seviyorum seni kuşun ağzında buğday tanesi gecenin karanlığında yıldızlar gibi Elimden tutan çocuk saçlarımdaki beyazlar gibi mehtaba durmuş aşıklar gibi seviyorum seni. Zeki Arlan |
..Seni Düsündüm Yavas yavas düsündüm seni Tohum meyveye durasiya Her ayrintinin girdabina aletsiz daldim Kucagimda midyeler ölü bulundum düslerin kiyisinda Kisa kisa düsündüm seni Göz açip kapayasiya Bazi anlarda takilip anlam aradim Bazi anlari hiç yasamadim aklim kaldi Uzun uzun düsündüm seni Saç sakal karisasiya Kaç kereler uzattim hatirlamam Çelik bileklerim jilet bakislarina emanet Kara kara düsündüm seni Karadeniz bulanip daralasiya Baliklara yuva kurdum Kilavuz kaptansiz bogazimdan geçemeyen silepler dolusu Sakin sakin düsündüm seni Paradokslara anlam sigdirasiya Pasif korucuydum canimin çektigine Bir faydam da dokunmadi insanliga ama Deli deli düsündüm seni Kafami duvarlara vurasiya Deri kemerlerle bagladim bakislarimi tavana Beyaz önlük bendeyse doktor kim? Dolu dolu düsündüm seni Damla bardagi tasirasiya Ekinleri yatirdim müebbete isyandan Ne güzel sariyi ve oragi bilmeyecekler hiç Avaz avaz düsündüm seni Karlar altinda kalasiya Ses tellerimi kopardim sessiz sakin Firlatip attim bilmem hangi dag basinda Sessiz sessiz düsündüm seni. Kanli pusulari yarasiya Safak vakti vuruldu sol yanim Yine de suya inen ceylani kaçirmadim Dura dura düsündüm seni Paraladim kendimi kiyasiya Ayni sabaha uyanamadim Dur durak bilmez sana filiz sürgünüm Sora sora düsündüm seni Bagdat toz duman savrulasiya Ne sorulacak birileri kaldi etrafta Ne de bulunacak bir yer bu köhne zindanda Sira sira düsündüm seni Devrilip raydan çikasiya Her vagona bir duble sigdirdim Yük trenleri ve yalniz makinistleri serefine Ince ince düsündüm seni Kokun odaya dolasiya Yagmurun ilik sesinde sabahladim Vurdum duymaz siyatigimle bacak bacak üstüne Kalin kalin düsündüm seni Agiz dolusu savurasiya Ayrintidaki seytani bulup bogdum Eski yazi tozlu ciltler arasinda bir sabah ezaninda Santim santim düsündüm seni Kilometrelere varasiya Yürüdüm datçadan hopaya yalinayak Hangi sinirsiz gezgin düstü ki benimle yola Nefes nefes düsündüm seni Cigerlerimi dumana bogasiya Soluk soluga kaldim çikmaz yokuslarinda Kaç kibrit çakimi yakinsin son sigarama Doya doya düsündüm seni Sofradan aç kalkasiya, Bölüstüm ekmegimi de her seyim gibi Bir yürek kaldi geride yangin yeri Bilsem ki bana ait... (15.12.2006 – 22:35 IZMIR) .Arsen Altan . |
Gözlerimde dolaşan hayal bulutlarında, Kederli günlerimde dolaştım yollarında. Vefasızca gönlüde düşen her damlada. Islandıkça,ardından ağladım gidenlerin. Gül goncalarında öttü,zavallı bülbül gibi. Göz yaşları susuz yazın özlemidir sanki. Acılarla tüttü gönül,duman karası misali. Hasreti olup çöktü gönülden sevenlerin. kadir karakulakküçük |
istanbul ah ki ciğerin kaç paredir istanbul bu rezil ismin değil mi bizi böyle rüsvay eden ah istanbul ah ah ki ciğerin kaç paredir işte gün doğuyor, yine sabahın altısı uykusuz bir gecenin sonu, yine uykusuz yine gönül kerbela ahalisi kadar susuz işte sabahın altısı, gözler yine iki kan pıhtısı gönül en kırık mızrabıyla hasrettedir bu hasret küllenmez bir haredir ah istanbul ciğerin kaç paredir istanbul ciğerin kaç paredir işte bütün evrende en yalnız adamdır serseriler evladı bu serserin cennet-i alaya gitse dolmayacak yerin yolunun tozu alazının közü denizinin tuzu vuslatın hülyası hasrete tek çaredir ah istanbul ciğerin kaç paredir işte sabahın altısı yine sana çağıran ve acılı bir siren gibi bütün sesleri boğan deli uğultusu yine vahşi, yine zıkkımın dibi, yine derin yine sımsıcak, zemherinin kökü, yine senin tanyerinin çıldırtan kederi. gelmez mi şimdi sana bu serseri marmara aynasında suret-i kız kulesi yanıyor, ıtri bu ihtimal, kesif bir ney taksim ağlıyor. galata’da güvercin kanatlarının sesi, gün şavkında ağlayan bir b****** nefesi, haliç’te demirli vapura aynı anda vuruyor. ah istanbul ciğerin kaç paredir feleğin çarkını iğne deliğinden geçirdim istanbul seni gördüm, gün gördüm, gün geçirdim istanbul aklımda hep rezil ismin, rüsvay ettin beni istanbul serden geçtim istanbul candan geçtim senden geçemiyorum. bir yaprak düşecek bir gün sonbaharından bir avaz geçecek yırtarak göklerini kimseler ağlamasın bu fakirin ardından omuzlarda arşınlayacak bedenim yollarını yok, naçar yok, bu derdimize çare senin ismin bu dilde hep yaredir yanmaz mı ki ciğerinden bir pare ah istanbul ah, ah ki ciğerin kaç paredir Doğu BARAN |
GİT Bir gün terkedeceksen beni Gözlerime bakmadan git Bırakıp gideceksen beni Gönlümü bir daha yakmadan git Bir gün yolda görürsem seni Bakarsam gözlerinin içine Acıma sakın garip halime Yüzüme tükürde öyle git Bir gün seversen benden başkasını Benim seni sevdiğim kadar Yaktıysan kalbini bir başkasının Gelinlik tuvağınla evlende git mehmet kumcu |
MeVSiMSiZ KaR Mevsimsiz kardın benim için, Yağdın sessizliğin mesai saatlerinde Ürkek ürkek düştün aklımın tepelerine Gönlümde çığ oldun, Kaydın hayatımdan Kaydırarak nice hayatları... Eridin karıştın başka mevsimlere... Oysa Ufacık bir ilgiydi beklediğin, Kristal kalitesinde Sulara karıştın, Kırmızı bir sıvı Sızdı içinde. Bir can sızdı. Günler günleri kovaladı, Kalpler saklambaç oynadı Üşüdü eller, Kelepçelenmek istedi Minicik ellerin, Pamuk ellerime... Nice günler unutuldu, Takvim yaprakları soldu Kaydı hayallerim Mevsimsiz bir karın erimesinde_ __Sensizliğin mesai saatlerinde... Ali KUMAK |
AĞIR SAAT Kim ağlarsa şimdi dünyada bir yerde, nedensiz ağlarsa dünyada, bana ağlar. Kim gülerse şimdi bir yerde geceleyin, nedensiz gülerse geceleyin, bana güler. Kim giderse şimdi dünyada bir yere, nedensiz giderse dünyada, bana gider. Kim ölürse şimdi dünyada bir yerde, nedensiz ölürse dünyada, bana bakar. R.M.Rilke |
Düşler Denizinde Karşılama Melodisi Ay şavkımış Düşmüş saçlarına Buğusu gözlerinin Mavi derinliğinde Tane tane yaşlar Süzülür omuzlarıma Uzaklardan selamlar Ilık ılık samyeli Gögkuşağı renklerinde efsane Yediveren gül Kan kırmızı, ellerinde Ellerin Minik ürkek avuçlarımda Doyumsuz bakışlarım Düşmüş üzerine Ve öylece Sürse ebediyete Senden kalan menekşe Bekcisi penceremde Buz kesmiş yatağımda İki büklüm Hasretin, mavi gözlerin Nefes alamıyorum... baran... |
Fırtınamın Meltemi Ol Gittin, arkandan bakakaldım. Bir yıldız gibi kaydın sessiz. Baharlara bir haber saldım. Hiç yapabilir miyim sensiz? Gel, fırtınamın meltemi ol! Varlığın seda sessizliğe. Bir ışık gibi dünyama dol. Alışamadım sensizliğe. Düşüncem sabit, daldı sana. Düşümde bekçi her bir anı. Yanıyorum ben anlasana! Gönlüm sevginin öz vatanı. Necmi Ünsal |
GÖZLERİN Gözler konuşurken,sözler susar. Gözler gelince dile; Ağızda söz nafile... Bir değil bin ömüre Değer senin gözlerin Mehtap gibi gönlüme Doğar senin gözlerin… Kalbime kana kana Akar senin gözlerin Bendeki beni sana Çeker senin gözlerin… Sevdasıyla har gibi Yakar senin gözlerin Bir sevgili yar gibi Bakar senin gözlerin... Bakışı ruhum delip İçime nurun dolup Çölüme yağmur olup Yağar senin gözlerin… Bakışları derince Gülüşü ince ince Kalbim sonsuz sevince Boğar senin gözlerin… Bebeği sevda izli Gâh işveli gâh nazlı Bazen de gizli gizli Ağlar senin gözlerin… Abdullah Atay |
Sana bakmak Güle bakmaktır İçim acır Ellerim kanar Sana bakmak güle bakmaktır Alır götürür bir yerlere Adını koyamam İçiimde bir yanardağ ağlar Bir yerlerde solar rengi aşkın Bir yerlerdde şiirler okunur Aşka deair Sana bakmak güle bakmaktır Zaman durur an olur Söyleyemem derdimi An olur Türküler dile gelir Ölürüm sevdiğm sebebim sensin Sana bakmak Güle bakmaktır Feryadım geceye sığmaz Karanlıkta bir mum erir Tükenirken benliğim Sana bakmak Güle bakmaktır Gül Hadi fatih şahin ışık |
| Saat: 20:24 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık