![]() |
YÜREK. . Bir yürek ki yanmaz yürek denir mi ona Sevmek haram yüreğinde ateş olmayana Bir günü sevgisiz geçirdinse yazık En boş geçen günün o gündür inan bana. ÖMER HAYYAM |
Sen Aşk'mısın Sevda'mısın Çaresi olmayan, yanğındır Yüreğimi kasıp kavuran Gönlümü Damla,damla sevgi diye kanatan Gönlüm,senin fermanın oldu Hiç çekinmeden Beni,gönül gözlerimden ağlatan Sen,beni ben'de yakıp kavuran Beni, ben'de sen olarak alev aldıran Yaktıkça, harlatan ağlatan Sen, aşk'mısın sevda'mısın Beni canımdan yakan,sevgimden ağlatan Sevgi ateşi, ocak kurdu gönlüme Harlatan sen Yanan ben Yandıkça, ağlayan acı çeken, yine ben Sen, aşk'mısın sevda'mısın Beni camın'da, canıma ezdiren Hayata istemeden küstüren Atıl Kesmen |
OLMUYOR SENSIZ Baharı bekleyen çiçekler gibi Umutla bekliyorum seni Sevgimden hiç bir şey eksilmedi Ebediyen seveceğim seni rüzgarlara savurdum dertleri terk ettim kederleri düşünme yaban ellerde beni bilki hala seviyorum seni |
Üşüyorum İnceden kar atıyor Gece karanlık Ay sönmüş Yıldızlar Kayıp Üşüyorum Mutlak sabah olacak Güneş yeniden doğacak Kollarımı açıp Güneşi Kucaklayacağım Geceye inat Gece karanlık Ay sönük Yıldızlar kayıp İnceden kar atıyor Üşüyorum.. |
Uzaktan Alnımı soğuk camlara dayamışım, Soğuk ve dumanlı camlara. Soğuk ve dumanlı camlar ötesinde, Seni düşünüyorum. Dışarda alabildiğine bir yağmur yağıyor. Alabildiğine yağan bir yağmur altında, Seni düşünüyorum. Sana benzeyen bir kadın geçiyor sokaktan. Sana benzeyen bir kadınla, Seni düşünüyorum. Soğuk ve dumanlı camlar ötesinde, Alabildiğine yağan bir yağmur altında, Sana benzeyen bir kadınla, Seni düşünüyorum. Çocukluğun geçiyor gözlerimin önünden. Siyah önlükler içinde çocukluğunu düşünüyorum. Hoyrat ellere düşmüş çocukluğunu... Karanlık zamanlar içinden bana sesleniyorsun. Karanlık zamanlar içinde parıl parıl çağrıalrın. Karanlık zamanlar içinde seni düşünüyorum. Seni bahçelerde düşünüyorum. İlk bakıştığımız yerde düşünüyorum. Palu'da, Malatya'da, küçük şehirlerde düşünüyorum. Acı bir duman gibi doluyor hasretin gözlerime. Rüzgar yüklü denizler gibi kabarıyor göğsüm. Göğsümün bilinmez bir yerinde seni düşünüyorum. Şefkatin sarıyor yaralarımı uzak dağ köylerinde. Uzak dağ köylerinde seni düşünüyorum. Hep aynı yoldan geliyor hüzünlerimiz. Nurettin Özdemir |
Sonra iniyordum otobüsten Çarşıdan bizim eve giden Ömrümün en uzun Ömrümün en kısa Ömrümün en çocuk Ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum Çünkü sonunda annem oluyordun Babam kokuyordum sonunda Soğuk ve şehirler arası otobüslerde vaz geçtim çocuk olmaktan Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam Ben seninle bir gün Vandaki bir kahvaltı salonunda Ben seninle sadece bilmek zorunda kalanların bildiği bir yol üstü lokantasında Ben seninle Ağrı dağının mistik ve demli bir çay kıvamında bakan Doğu Beyazıt ın herhangi bir toprak damında Ben senin herhangi bir insan elinin terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim BEN SENİN BENİ SEVEBİLME İHTİMALİNİ SEVDİM Yılmaz Erdoğan |
YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEY VAR Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır Kopmaz kökler salmaktır oraya Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına İnsan balıklama dalmalı içine hayatın Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: ATAOL BEHRAMOĞLUYaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana |
Ne çigliklar kaldi, kulagimda yankilanan; Ne de mat bakislar, görmeden bakisan En devâsâ tebessümleri eskitti dudaklarim. En matemli haberleri isitti kulaklarim Hüzün dograndi yine, geceme, gündüzüme Ilahî, sendendir medet.. bitsin bu iskence?! Benim benden utandi.. firarda bu dem. Âhimla bogdum intikamina sayisiz adem Mahkûm oldu ömür kabûs uykularina. Mahzûn ve tesellisiz ölüm oruçlarina Esir kaldim elemli günlerin kampinda. Kan kirmizisi karda.. vuslat, ölümün ardinda! Ahmet Arslan |
BİR AYRILIK GÜNÜNDE Ne gariptir şu ayrılık günleri Bir dosttan da, düşmandan da ayrılsan Nedense bir tuhaf oluyor insan Derin bir sızı giriyor içeri Son bir defa bakarken caddelere Dükkânlara, evlere, kahvelere Hâtıra yüklü kervanlar geçiyor Dolu dolu gözlerinin önünden Bu son yadigar mı bir ayrılık gününden Ne unutulmaz zamanlar geçiyor Ağır ağır biz farkında değilken Gökler masmavi, yaprak yemyeşilken Sen istediğin kadar unutulmaz de Bu son dakika, bu vakitsiz yağmur Unutulur, azizim unutulur Başka ne yapılır böyle bir günde Kapanan bavul, çivilenen sandık Ve sonra kuru bir "Allaha ısmarladık |
On sekiz yaşın nisan günleri Dünya bir kızın gözlerinden ibaret Hayat bir tas su içimi Ne zaman oldu aklımda yoktu Yağmurlar yağdı hatırladım Yayıldı içime aşk iklimi Toprak kokusu bu muydu Böyle miydi benim insanlarım Ben hiç yoruldum mu severken Ah bu uzak ses kimin Şüpheniz olmasın şimdi bile Düşüp ardına gidebilirim Talip Apaydın |
| Saat: 08:28 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık