![]() |
Cemalin ay, gözlerin yıldız, yanağın lâle Kolların şamdanlık, ellerin sanki meş’ale Gel de bak; aşkınla beni getirdiğin hale Aşk ateşimi söndüremiyor en gür şelale Sanki lâl ü güher dökülüyor o tatlı dilinden Ben nasıl etkilenmem ki o tatlı sözlerinden Gökkuşağı oluşmakta, gözlerindeki ferden Ben nasıl etkilenmem ki o ela gözlerinden Sen, sevgi fistanı giydirilmişsin ta ezelden İnci mercanla süslendirilmişsin ta ezelden Vazgeçer miyim ki senin gibi bir güzelden Dünyayı verseler yine vazgeçmem senden Çiçek açmış yanağında, bal var dudağında Aşkımızın meşalesi yanıyor, ela gözlerinde Lâl ü güher dökülüyor o bal tatlısı dilinden Aşk badesi içmek isterim, senin ellerinden Ah kır çiçeğim, senin şiirlerini yazmalıyım Ama; önce Ferhat gibi dağları kazmalıyım Sonra da Mecnun gibi çöllerde gezmeliyim Senin kokunu ta fizandan bile sezmeliyim |
Gülüşün bir avuç duru sudur gülüşün gülüşün bir pınar başında yüzüme serpe serpe serinlediğim seher yelidir okşar kanatlarını yüreğimin maviye değer başım zaman kavramının dışında yelkovanın akrebi yirmidört kez çiğneyip geçtiği doğanın bütün kanunlarını ihlal edip kavrulup savrulan bir kumsalda susuz yeşeren narin bir çiçektir gülüşün ve biz ondan öncesini unutmuş olarak aşka dairlerin ütopyasını çizdik yürek haritamıza sen orada, ben burada alıp avuçlarımın arasına iki yanağını süzüp ışıltısını kirpiklerimden gözlerinin nariçi dudaklarında otuziki diş öpüşümdür gülüşün nakışlayıp adını yüreğimin kabzasına sesinin her telini sarıp belleğime yorgan misali gecelerce örtündüğüm gökyüzüdür gülüşün duruşun halkım mabedimdir gülüşün ötesi uçurum olsun varsın düşüp ölmek sende güzelleşir sende ben aşkın evrensel gizemini sevdim kırlangıçların göç göç gidip gelişini güvercinlerin bahar coşkusunu yasakları ve yasakların yasak tutkusunu sende ben unutmamayı bir de unutulmamanın onurunu sevdim ülkem bakışlım hadi tut ellerimden sıkıca bir türkünün bilinmeyen ırasını fısılda olanca sıcaklığını bırak içime iki dudak arası bir öpüş yansın sende ben türkü türkü ülkemi sevdim... Meral Vurgun |
Gözlerin Düşlerin parlayıp söndüğü yerde Buluşmak seninle bir akşam üstü Umarsız şarkılar,dudağımda bir yarım ezgi Sığınmak gözlerine,sığınmak bir akşamüstü Gözlerin bir çığlık,bir yaralı haykırış Gözlerin bu gece çok uzaktan geçen bir gemi Bir orman bir gece kar altındayken Çocuksu,uçarı koşmak seninle Elini avcumda bulup yitirmek Sığınmak ellerine bir gece vakti Ellerin bir martı,telaşlı ve ürkek Ellerin fırtınada çırpınan bir beyaz yelken Bir kenti böylece bırakıp gitmek İçinde bin kaygı,binbir soruyla Bitmeyen bir şarkı,dudağında bir yarım ezgi Sığınmak şarkılara sığınmak bir ömür boyu Gözlerin bir çığlık,bir yaralı haykırış Gözlerin bu gece çok uzaktan geçen bir gemi Ellerin bir martı,telaşlı ve ürkek Ellerin fırtınada çırpınan bir beyaz yelken Hüseyin Can |
Yağmurda Bir beyin doğuyor bir beyin... bir beyin kabuğunu zorluyor bir beyin... P A T L A Y A C A K bense sağnak yağmurum şimdi. Cem Güneş |
Güvercin Eyledim Yüreğimi.. Yarasına tuz basılmış bir kuşum Sanaydı son sabrım, son uçuşum Bakışın namluydu dillerin kurşun İşte öldüm Daha vuracak mısın? Güvercin eyledim yüreğimi Göğün mavisine boyadım Açtım kapıları sonuna kadar Sana yolladım Daha duracak mısın ? Bahar eyledim gözlerimi Hüzün duruşunu sakladım Canımı yaksan da nereye kadar Külümü yandım Daha yakacak mısın ? Eşkiya eyledim yüreğimi Gecelerine durdum Gözyaşım süzüldü sabaha kadar Sana beni sordum Daha susacak mısın ? Ez yüreğimi ellerinin içinde Bu ayrılık “senin suçun” de Kaç kere sabahın üçünde Götürüldüm asıldım Daha asacak mısın ? Kanasın içimde eski bir yara Vuslat kalsın başka bahara Güvercin yüreğim bir kere daha Ölmeye kaldım Daha atacak mısın ? __________________ |
Efkârima Çeyrek Var.... . (yalnizlik sirça kösküm / cama dayanmis burnum hava puslu, bulutlu / efkârima çeyrek var) Sen Istanbul gibisin sevgilim.. Bazen Sultan Ahmet Camii'nin avlusunda yemlenen gri bir güvercinin; kursaginda dil gibi ürkek, kuskulu ve .................... tedirgin sözlerin.. Bazen Karaköy Iskelesi'nde aksam simidi satan hinzir bir bacaksizin; yüreginde can gibi sicacik, taptaze ve .................... çitir çitir hevesin.. Bazen de Pera Palas Oteli’nin aynalarinda gezinen fettan bir gölgenin; yalazinda tül gibi hesapsiz, çalpara ve .................... çirilçiplak sebebin.. Kâh Eminönü’nün nemli zemini gibisin kâh Kasimpasa’nin delikanli ayazindan ..................................................daha keskin ve derinsin ve sanirim Babiali’de degil de Kumbaraci Yokusu’nda tikaniyor nefesin.. Sen Istanbul gibisin sevgilim ya Beyoglu nostalji tramvayinin vatman amcasi kadar asina ya da izledigi güzergâhin raylari kadar kesinsin ya da Haydarpasa Gari'nda bekleyen yolcular kadar kentlisin. Sen Marmara Denizi'nin dalgalarinda çirpinan yakamoz bir balikçi kayiginin sipirdayan yarim küregi gibisin. Kimi zaman Anadolu Hisari'nin viran duvarlari misali dökülüyorsun kimi Kiz Kulesi'nin kizil gecelerinde bir zindani aska dönüsüyorsun ve sen edalim; Emirgan'in o ihtisamli seyrinde izani zivanadan çikmis üç sirça kösk gibi ..................................................eflaka yükseliyorsun. Seni düsünüyorum arasira Sirkeci Hatti'ndaki külüstür vapurlari veya çiglik çigliga bagiran martilari sonra Besiktas'i, Çiragan'i, Çamlica'yi.. Arasira kendimi düsünüyorum arasira bahçeleri, laleleri, saraylari veya Gülhane'yi, Göksu'yu, Sadabat'i sonra Konstantiniyye Surlari'nda mehtabi oksayan Bizansli Elena'yi.. Ve ansizin sen gözbebegim Alkazar Sinemasi'nda içli bir Türk filminin bestesi buruk, güftesi hazin sarkisi oluyorsun ya da Ortaköy'de ahsap bir evin asma katinda veranda begonyalari kadar pervasiz büyüyorsun. Kimi zaman Yedi Tepe'nin yedisinde kimileyin Altin Boynuz'un o meczup mavisinde arada bir Eyüp Sultan'in münacat pesrevinde yahut Baba Haydar Tekkesi'nin müebbetinde gizleniyorsun. Ya sonra bu koskoca Beldeyi Tayyibe'de Ayasofya gibi öksüz Mihrimah Sultan kadar zarif Rüstempasa'nin çinileri kadar mukim meftunca gülümsüyorsun. Yahut sabahin saat üçünde bir köhne iskembeci de çakirkeyif bir çorba içimi kadar sade ve sakin yahut Yerebatan Sarayi'nin dehlizleri kadar karanlik Galata Kulesi'nin odalari kadar gizemli görünüyorsun. Ve sen Bogaziçi'nin hasmeti mahserinden Piyer Loti'nin telveyi zarafetinden ve Karacaahmet'in payidar sessizliginden usulca süzülüyorsun. Saki sevgilim sarap yarenim sen yalnizlikta Dolmabahçesaray'im sen cama dayanmis kirik burnum beyaz, puslu bulutum hava saganak yagmurlum sen efkârima çeyrek kala güzellesiyorsun. ve sen Istanbul'un ta kendisi oluyorsun.. . Halil Pazarli |
Ah Ulan Felek Ah ulan felek Duyar mısın sana sitem etsem, Ne acılar çekti Ne ayrılıklar yaşadı Bu gönül bir bilsen. Kaç kez suskun kaldı Kaç onmaz yara kapandı, Kaç unutulmazı unuttu O'nu unutmadı bir tek, Bir tek onun için yandı bu yürek Bir tek onsuz yapamadı Yalnız onun için susmadı Yalnız onun gidişine ağladı Bu gözler Ve sayamadım Kaç zaman Kaç akşam Ve kaç gece Gizliden gizliye, Bu odada Şu masada Bir bankta kimi zaman Ya da kentin sokaklarında Yıldızlara aya anlattım onu Ah ulan felek Öyle zavallı ki bu yürek Nereye gitsem Kime ne desem Kim anlar ki beni, Ne istedin benden Ne demeye çıkardın karşıma onu Nasıl da girdin kanıma Umurumda değildi oysa Yaşadığım bu umutsuz dünya, Ne desem Ne söylesem bilmem ki ***** felek Zalim felek Beğendin mi şu yaptığını Madalya mı taktılar sana, Göğe mi erdi başın Mutlu musun şimdi söyle, Darmadağın ettin Can evimden vurdun beni Hiç mi yanmadı için Hiç mi acımadın, Vay zavallı yüreğim Vay ki vay sana Bak sonunda işte Sen de düştün feleğin çarkına, Senin neyineydi sevda Aşkların çok ucuza Hem de Üç otuz paraya satıldığı zamanda. Ah ulan felek ah Yine yaptın kelek, Ne de çokmuş sende Her sevdaya ateşten gömlek Dağıt ha dağıt bitmez mi Bunca acı yetmez mi? Oysa ben kendimi dağıtmışım Dünyamı dağıtmışım Senin umurunda mı. İnsafın kurusun desem Hoş ne gezer sende insaf. Ah ulan felek bu sevda unutulmaz Kapanmaz bu yara Oldu mu istediğin oldu mu ha, Mahvettin en sonunda beni de... |
MERDİVEN Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden, Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak, Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak... Sular sarardı... yüzün perde perde solmakta, Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta... Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller; Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller, Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer? Bu bir lisân-ı hafîdir ki ruha dolmakta, Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta... Ahmet HAŞİM |
Gitme sevdiğim, Bırakma beni yaban ellere, Bildiğim ne varsa aşka dair Hepsi hükümsüz sen yokken... Yemin olsun sevdama, Yalnız senin gözlerine mühürlü bu yürek Çarpmayacak senden başkasına... Şimdi ağlarım, sensiz yalnızlığıma... Umutsuz sevdama ağlarım, Gitme diye haykırırken sessiz çığlıklarım, Duyman için yalvarır Gururumun ardından ürkek bakışlarım... Gitme sevdiğim, Yalan olur her şey sen yokken. Yokluğunda dahi sana sığınır düşlerim, Hayalinle avunurum... Gitme sevdiğim, Bu sahte dünyada bulduğum tek gerçek senken Bırakma beni tanımadığım yalancı düşlere... Günahsız, masum bir sevdaya ağlarım, Gözlerin en elasından kaçar Sen bilmesen de sevdiğim, Gecelerin en karasında Her gün sana ağlarım... gül kabacaoğlu |
Ucu Yok Sevdamın Seni bir hayat boyu sevebilirim ben.. Ölümün beni bu dünyadan ayırdığı son nokta, İşte oraya kadar.. Belkide ondan sonrası da var benim için; Seni kara toprakta bembeyaz kefenle bile sevebilirim ben.. Duyguların bittiği yer yok benim için; Seni bir çiçeğin gözünde, Seni bir çocuğun elma şekerinde, Seni,sen benden uzaktayken bile sevebilirim ben... Erhan Kartal |
| Saat: 08:29 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık