![]() |
Suyun Rengi Ne? O küçücük aklımla Takılırdım olur olmaza. Boğulurdu yakınlarım Saçma, yaban sorularla. . -Su ne renk? -Şeytan çarpar,oturma eşiğe! -Su ne renk dedim. -Önce kalk ordan. -Şeytan ne? -İblis. -İblis ne? -Kötülük yapan melek. -Melek kötü olmaz ki! -Sus! Günah, kapa çeneni. -Günah ne? -Allah’a karşı gelmek. -Ne olur günah olursa? -Yanarsın Cehennem’de. -Ben şimdi yanacak mıyım? -Belki. . Başlardım ağlamaya. Yanma korkusu bu, kolay mı? Beyni tırmalayan sesten Büyüklerim usanınca, Sorarlar birbirlerine Ben yokmuşca orada. “'Neden çığırır bu deli? Kestiler mi etini, Yine ne ister, Yine ne oldu ki? ”' . -Sus, tamam sus… Bu kez yakmaz yaradan.“ -Yaradan kim? -Allah. Yeri göğü yaratan Allah. -Beni? -Seni de yaratan o. -Şeytan`ı? -Onu da. -Kötüyü neden yaratır? -... -Hem, hem Neden aldattınız beni? -Aldatmadık yavrum. Bir kereyle olmaz bir şey, Bir daha yapma sen yeter. . Hiç inanır mıyım ben! Bulmam gerek doğruyu, Eşiğe oturmak, Bunun da tek yolu… Gelsin şeytan göreyim, Kötülüğü bileyim. . Herkes yattı, uyudu Oturdum eşiğe saklı. Olmayınca gelen giden Dedim kendim kendime “Şeytan bu gece yasaklı” . Yattık, kalktık, yarın oldu. Yine kalktık, yine yattık. Kalktım gece yarısı Bekledim Şeytan`ı meraklı. “Yok, yok, yok” “Yok işte yok! ” . O da ne? Yataktan annem kalkmış, Şaşkınca bakakalmış. '"Yakalandım!" ' . -Seni cin çarpmış. -Hani şeytan gelecekti? Şimdi cin de nerden çıktı? -Çabuk kalk oradan Git başımdan kör şeytan! -Cin ne? -... -Valla bak anne, inan bak anne, Hiç gelen, hiç giden olmadı. -Sus, kapa çeneni! . Çağırdı gecenin deli vakti Komşumuz Sülahi teyzeyi... Okundum, üfürüldüm önce, Ardından üç kere kurşun döküldüm Başımdan üzerime.. ''Bir daha oturma sakın eşiğe, Kurtaramam yoksa seni, İnan bak ben bile.'' Dedi, gitti Sülahi teyze. . Of ya bu ne böyle! Yalancı herkes! Çabuk büyüt beni tanrım! Kurtar beni yanmaktan Kurtar beni cinden, Kör denilen Şeytan’dan… . Yattık kalktık, kalktık yattık... Yarın oldu, bir daha oldu, Çok çok yarın oldu. Büyüdüm büyüdüm, Çokun içinde çok büyüdüm. Şimdi yarım asırlık Kocaman bir çocuğum. Ancak eksilmedi, hep artı Yanıtsız sorularım. Sahi ya, “'Suyun rengi ne? '” . Nesrin Göçmen |
RESİMDEKİ GÖZYAŞIM Bir resim var elimde; Dokunduğum ama hissedemediğim Bir resmin var elimde; Kokladığım ama kokunu alamadığım. Bir de sen varsın kalbimde; Hayal ettiğim ama yaşayamadığım. Sana dokunmak istiyorum, Ama dokunamıyorum. Kim bilir belki de bir nefes kadar yakınsın, Veya; Ulaşamayacağım kadar uzak. Seni sen olduğun için yaşamak istiyorum, Bana kimsenin veremediği güveni vermeni istiyorum. Beni ben olduğun için sevmeni istiyorum. Beni karanlıktan aydınlığa çıkarmanı istiyorum. Çünki seni çok seviyorum.... Burcu Özen |
Papatya Sevenlere Yaprağını Saydırır Papatya sevenlere yaprağını saydırır, Nilüfer bu duyguyu hep göllerde kaydırır, Gül dedinmi gidecek olanıda caydırır, Çiçeklerle hasbihal etmeyi denedinmi. Lale dersen endamı anlatmaya ne gerek, Karanfil acılar çiçeği oldumu desek, Kardelen asil yalnızlığı seçen çiçek, Çiçeklerle muhabbet etmeyi denedinmi. Kırçiçeği sevginin bir başka ifadesi, Menekşe çiçeklerin renkleriyle gözdesi, Manolya şarkıların türkülerin özdesi, Çiçeklerle hasbihal etmeyi denedinmi. Kasımpatı begonya sümbülüde unutma, Seversen çiçeği yaprağını kurutma, Bir demet çiçek ile hiç kendini avutma, Çiçeklerle hasbihal etmeyi denedinmi. Gelincik dokunmaya bile gelmez narindir, Çiğdem sarı beyaz bahar çiçeği yarindir, Leylak ağaçtaki gizli güzellik al indir, Çiçeklerle muhabbet etmeyi denedinmi. Ümüt Güngör |
SENİ SEVMEK Kargaşasın sen, Bir çıkmaz sokak seni sevmek Karanlık şehirlerin dehşet sokaklarındaki bilinmezlik Ve tehlike Seni sevmek yaşarken ölümü kucaklamak Seni sevmek veda etmek benliğime Etten tırnağa Vücuttan ruha kadar seni yaşamak Herşeyimle sen olmak ama; Seni anlayamamak ve kavuşamamak sana... Raziye Kaya |
Papatya Sevenlere Yaprağını Saydırır Papatya sevenlere yaprağını saydırır, Nilüfer bu duyguyu hep göllerde kaydırır, Gül dedinmi gidecek olanıda caydırır, Çiçeklerle hasbihal etmeyi denedinmi. Lale dersen endamı anlatmaya ne gerek, Karanfil acılar çiçeği oldumu desek, Kardelen asil yalnızlığı seçen çiçek, Çiçeklerle muhabbet etmeyi denedinmi. Kırçiçeği sevginin bir başka ifadesi, Menekşe çiçeklerin renkleriyle gözdesi, Manolya şarkıların türkülerin özdesi, Çiçeklerle hasbihal etmeyi denedinmi. Kasımpatı begonya sümbülüde unutma, Seversen çiçeği yaprağını kurutma, Bir demet çiçek ile hiç kendini avutma, Çiçeklerle hasbihal etmeyi denedinmi. Gelincik dokunmaya bile gelmez narindir, Çiğdem sarı beyaz bahar çiçeği yarindir, Leylak ağaçtaki gizli güzellik al indir, Çiçeklerle muhabbet etmeyi denedinmi. Ümüt Güngör |
Rüya Hayırdır inşallah gecenin bu saatinde Üstelik bu kadar pervasız bir biçimde Ne bu şimdi? Aniden ellerin ellerimde Sarılma öyle sımsıkı hayasızca belime Birisi görür laf olur, adın çıkar dokuza Öyle apansız öpmek yakışıyor mu kıza Plan yapmıştım kandıracaktım bir sakıza Yalvarırım giyin mahçup olurum yıldıza Perdeleri çek bari Ay görüp kıskanmasın Bir de çimdik at şöyle koluma, rüya olmasın Eflatun satenleri tut at, aramızda kalmasın Gözümü açacağım bak,ne olur odam boş olmasın Nadir ATALAY... |
MADEMKİ Mademki gideceksin Umursamam gidişini Sensizliğin üzmez beni Taşımam yokluğunu yanımda Adını anmam en çaresiz zamanımda Farketmez gidişin kalışın Aliştım zaten varken yokluğuna... Elim titremez artık Mutlu rüyalara dalarım Rahat bile uyurum Eğer gideceksen anlarım. Eğer illede gideceksen; Resimlerinide götür. Dualarım seninle merak etme. Olur elbet sevdiğin gerçekten Gideceksen,kararın sonsa, Arkana bile bakma Nasıl olsa alıştım varken yokluğuna. Onur İnce |
kapatma gözlerini üşüyorum... sana gökyüzünden bir gül yaptım n'olur kapatma gözlerini üşüyorum sevdamı pencere edip yüreğine baktım n'olur karsımda susma,küsüyorum senin için yıldızlardan şiir yazdım kine,nefrete,geceye mezar kazdım ay'a tırnaklarımla resmini çizdim n'olur ellerimi bırakma düşüyorum güneşi perdeyle kapadım loş olsun diye denizleri umman yaptım hoş olsun diye önüne sınır koymadım boş olsun diye n'olur ''bitti'' deme, sürünüyorum baktığın her yere kin kustum bastığın her yere kıyamadım sustum her kötü sözünü cezalandırıp astım n'olur gitme azar azar ölüyorum... EmrakÖztürk |
Yiterse Aşkım Hayatım Izdırabım Bir nağme tutturduğum beyaz güvercin, Yarime ulaştıramadan meramımı, Kanadından vurdular. Aşk içimde kıvılcım çakmıştı daha, Alev alev yanıp, hare hare olmadan, Hazana sürgün oldu. Kalmadı umut yüreğimde, Yeşerirken umut filizlerim, Sevda bağlarım gül açamadan talan oldu. Şimdi neyleyim?... Şimdi ne söyleyeyim?... Bir isyan düşer oldu dilime, Ama korkarım, ama yitip giderim, İsyan güllerim açmadan solsun gayri, Ben böylesi yaşamı neyleyim?... Kayra Zoran |
KIRIK SEVGİ İlk değil ki bu kavgamız seninle Ayrıldık dün akşam mutlu evimizden Acaba doğrusu bu mu sence Sen de bil doğruyu kendince Anlamak lazım,anlatmak lazım Ölümü değil kalbini getir bana Sevenin olurum,sevgilin olurum Ölüm gibi değil devamın olurum Kaldır bulut rengi başını Göğe ersin Aç deniz mavisi gözlerini Beni yalnış görmesin Düşlerinde sakladığın prensin değilim belki Rüyalarında gördüğün beyaz atlı da olamam ama Yanında ben varım,hep ben olacağım unutma.. Ülkü Ural |
^^Gidişinden^^ Dilimde, Dilinden tutkulu lal. Gözlerimde, Gözlerinden kırık hayal Dudaklarımda, Dudaklarından saklı gölge. Yüreğimde, Yüreğinden yasaklı bölge. Ellerimde, Ellerinden terli izler. Cilven, Cilvemi kirpiklerinde gizler. Gidişimde al çizik, Gidişinden içim ezik. Onamam... Ali KUMAK |
ACEMİ AŞIK İkimiz de acemi birer aşıktık o zamanlar Sen yollarda eski bir aşka ağlıyordun Bense kendimi usta zannediyordum bu işlerde Yağmur gibi akıp giden yıllardan geriye ne kaldığını bilmiyordum Seni tanıyana dek Ama farkındayım yinede Ne zaman seninle olsam Tanıdık bir kuş cıvıltısıyla uyanıyordum her sabah Şimdi ise kırılgan mektuplar yazıyorum Hangi adrese göndereceğimi bile bilmeden Namımın olsun Ben sende ülkemi sevdim hüzün dolu yağmurlarla taşan boynu bükük nehirleri Ben sende yolları sevdim dallarına hiç bir kuşun konmaya bile yanaşmadığı ağaçlarla kaplı yolları İkimiz de birer aşıktık o zamanlar Ve çoğu zaman ne yapacağımızı bile bilmeden serseri dolaşırdık sokaklarda!!!... Serkan Salkım |
http://www.balcanet.net/resima/jpg/siir10139.jpg ZAMAN YOK Biliyorum kızgınsın. Kırgınsın. Söylemek istemediğin sözler dilinin ucunda. Hani biraz tutmayıp bıraksan kendini, hepsini yüzüme vuracaksın. Zor duruyorsun. Kibarlığından. Ya da doğru kelimeleri arıyorsun hâlâ... Yok... Boşuna arama. Sevginin arkasında bıraktığın her hece kaybolmuş sayılır... Derin bir kuyuda onlar şimdi; ulaşılmaz, karanlık, dipsiz... Bırak orda kalsınlar. Onlar çirkin. Dokunsan elini, dilini yakarlar. Canını acıtırlar. Benim de... Yüzünden, gözlerinden, dudaklarının titremesinden, bilmediğin bir melodiyi ıslığa dökme çabandan anlıyorum işte, kızgınsın... Senin olmayanları bırak, bana kendi kelimelerinle ulaş... Haydi söyle! Bağır, çağır, yüzüme haykır ama kızgınlığını yüreğinde saklama ne olur... Gözlerini kaçırma benden. Büyütme... Her şeyi hemen şimdi söyle. Affedeceksen şimdi affet beni... Zaman yok. Doğru değil bu kadar uzak olman. Kendini uzaklara vurman... Zaman yetmezmiş gibi, bir de araya mesafeler koyman... Yollar, duraklar doğru değil... Bilesin. Boşuna bu kaçışın... Alıp kendini başka yerlere götürmen yeterli değil. Ben buradayım. Tam burada. Hiç değişmedi yerim. Bildiğin yerdeyim. Bildiğin gibi... Doğru değil bizi parçalaman. Kabul et bunu. İçin böyle istemiyor, farket, anla... Dokunacaksan şimdi dokun bana... Zaman yok. Ben de bekleyebilirim kır çiçeklerinin, ıslak çimenler arasından boy atmasını... Ben de bekleyebilirim ılık lodosların coşturduğu bulanık denizin, küçük sandalları sahilde bir o yana, bir bu yana yatırmasını, ben de... Evet, ben de önce şiirler söyleyebilirim sana, sonra küçük çekingen notlar gönderebilirim. Doğru kelimelerin peşinde, ben de küçük adımlarla dolaşabilirim, ben de... Evet ben de bulduğum ilk aydınlık günde yanına gelip, ilk serin geceyi bekleyebilirim sevdiğimi anlatmak için... Ben de yüreğimi nadasa bırakıp bir süre, bir başıma labirentlerinde dolaşabilirim hayatın, ben de... Ama bunu yapmıyorum görüyorsun. Önce sevdiğimi bilmen gerekiyor diye düşünüyorum. Yaşam bunun ardından geliyor. Adımlarım böyle daha sağlam. Buna inanıyorum, bunu yaşıyorum... Hadi sen de yap bunu. Seveceksen şimdi sev beni... Zaman yok! Fügen Ünal Şen |
DEĞER Mİ Hala seni seviyorum, Tüm inatlara inat. Gönlüm, Çile hamalıyla aynı yükü taşıyor Öyle ağırlaştı ki bu sevdan yüreğimde, Öyle bencilleşti ki senin için bu yürek, Ne o başkasını,ne de başkası onu, Bir yar gibi seviyor. Öyle zıtlıklar içindeyim ki, Gözlerim bile kalbime isyan ediyor Biri senin aşkından harıl harıl yanıyor, Biri o kadar acıyor ki kalbime, Damla damla söndürecek sanıyor. Diyor ki;"be kardeşim,değer mi bir sevda için,her gün yanıp her gün sönmek,böyle içi kırık,dökük delikli kalbura dönmek,,bir aşk için acı çekip,bir gün doğup,her gün ölmek,değer mi be kardeşim,sevmeyene gönül vermek" Kalbim de diyor ki ona; "Nerden biliyorsun sevmediğini?hiç sevmeyen insan utanır mı,hiç sevmeyenin gözleri,kutupta kalmışlar gibi,titrer mi gün ortasında,bir insanın dili neden tutulur,konuşacak bir şey bulamaz,bence o da beni seviyor. Zaten onun kalbindeki kıvılcımla,benim yüreğimdeki volkan yanıyor. Ne zaman sen söndürmeye çalışsan,o sana inat yine yakıyor, Yine yakıyor... Ama bil ki, Ne senin gözyaşların söndürecek bu ateşi, Ne de hergün cesedimin konulduğu kara torak... Özgür Altun |
Aç Kuşlar 1. kana boyandi kirmenimde yün kuşmarlara, tuzaklara düştüm menevişlendi durgun sularim sedef bir biçak aldim dostlar güneşi yiyorlar aç kuşlar. aç kuşlar, yorgun işçi yeni çikan vardiyadan elliyorlar yildizlarin kinasini. aç kuşlar, topraktan güneşi bakir bir kap gibi kalayliyorlar. 2. bense, toy bir çirak kirik keman paslanmiş tabanca küflü bir an kurutulmuş papatyalarla kitabin ortasinda 3. hayat, aşip geçiyor bütün kitaplari yeni acilar gerek yeni aşklar yaşamaklar ve anlatimlar beklemiyor bizi hiçbir şey hiçbir yerde solgun hercaimenekşe ve buna, bugulanip çarpiyor benimle birlikte buzlu bir camin arkasinda çarpiyor bugulanip. sesim dişlilerin şarkisina karişiyor. Kaynak: Karşi GeceBehçet Aysan |
Haber Akşamla bak yine gül rengi buhurdan Bin bir hülyaya açık penceremin camında. Sükut örüp bu sıcak sonbahar akşamında Bir alem doğdu yine giden günün ardından. Sardı o her akşamki sessizlik yokuşları, Bir alem doğdu yine giden günle beraber; Geldi medar ellerinden beklediğim haber "Başcıvıltıya canevimin kuşları." Gördüm giden günün ardından sulara dalan Gözlerin yeni bir dünyaya açıldığını, Bir ustuva? alemine yaklaşıldığını, Bu akşam kuşlarının ufuktan koptuğu an. Kuruldu bir alem her günkü dünyamdan uzak, Kaybolduğum düşünceye ve kendime yakın. Kuşlar.. dizi dizi kuşlar.. kuşlar akın akın.. Rüyam benden bu akşam ve ben rüyamdan uzak... Orhan Veli Kanık |
Ruhum Sen Yoksun Kurban bu can “Dost” diyen dillerine, Kurbandır can “Post” olan tenlerine, Aşksa, ta ciğerden, Yakınlıksa sarıp sarmalayarak! Bir kitap gibi okuyarak, Tüm dudak kıpırtılarını, Yazarak en usta harflerden, Anıtsal sözler yaratarak! Gece yolculukları başlıyor, En ızdırablı yanları testereye sürtüyor, Ruhum sen odada yoksun, Nerede bekleyenin, yok sa Orada mısın? Taş yerinde, ruh gönülde, Seven sevdiği yerde, Sevdiklerinin yanında, Ruhum sen bugün burda değilsin! Bazen böyledir işte! Kent kalabalığına karışan bir çoban, Nasıl hasret duyar, Kuzularının boynunda çan seslerine? Durur bir bakar çoban! İnsan kalabalığının ta orta yerinde, Trafiğin kilitlendiği yerde, yapayalnızdır! Kayıp bir an, dağlar çok uzakta! Kurban bu can “Dost” diyen dillerine, Kurbandır can “Post” olan tenlerine, Aşksa, ta ciğerden, Yakınlıksa sarıp sarmalayarak! Oysa ne yamçısı sırtında sıcacık! Ne bastığı yerde otlar! Sevenler, sevilenler ve dehşetli sevişkenler! Ruhum sen burada yoksun! Yalınayak sokaklardasın! Acılı başın, eğelerle öğütülüyor! Üretmek ne güzel ammaaaa! Sürekli üretmek ve tüketmek! Sonunda farkında mısın? Bunlara programlısın! Ne kimseyi okuyabiliyorsun burada, Ne kimse anlayabiliyor, yüreğinin kımıltısını! Ruhum sen kendini tanırsın! Sen burayı terkedeli çok oldu! Cesedini gezdiriyorsun epeydir sokaklarda! Semih Seyyid |
yıkık zaman neler yapmadık, neler söylemedik, neleri parçalamadık yaldızlı hançerlerle. egolarımızı tatmin etmek için, kimleri silmedik hayatımızdan. can dediğimiz, tenden ayırmadıklarımızı, tek sözle tek hareketle bir bakışla belki de, yolladık dönüşü olmayan bir bilinmeyene yeri geldi mantık adı altında ihanet ettik kendimize, saflığına gözlerimizin, temizliğine düşlerimizin. yine de doyuramadık içimizdeki canavarı tatmin edemedik egolarımızı düzeltmesi imkansız yıkık zamanlarda.... esra gök |
Ben yürürüm yane yane(ilahi ve şiir) Ben yürürüm yane yane Aşk boyadı beni kane Ne akilem ne divane Gel gör beni aşk neyledi Gel gör beni beni aşk neyledi Derde giriftar eyledi Gel gör beni beni aşk neyledi Gel gör beni aşk neyledi Gâh eserim yeller gibi Gâh tozarım yollar gibi Gâh coşarım seller gibi Gel gör beni aşk neyledi Gel gör beni beni aşk neyledi Derde giriftar eyledi Gel gör beni beni aşk neyledi Gel gör beni aşk neyledi Ben yunusu bi'çareyim Dost elinden avareyim Baştan ayağa yareyim Gel gör beni aşk neyledi Gel gör beni beni aşk neyledi Derde giriftar eyledi Gel gör beni beni aşk neyledi Gel gör beni aşk neyledi Yunus Emre |
Beyaz hüzün lekeleri taşır Kalmışsa kafada tortular Soğuk odalara nazire yapar Sıcak renkler Sanma yüzdeki mahzunluğu gizler Herkes seçtiğince yaşar Ve ardında hep acabalar Arka bahçende teneke sesler Hiç durmadan yankılanır /venüs ne kadar güzel olsa da neticede çoban yıldızdır “sahte” mahkumdur bir başkasının ışığına/ oğuz altun |
YALANCISIN SEN-I şimdi kim savurdu bu közü her yer duman görmüyor göz gözü hey sen karanlığıma ışık saçan yalan ışıkların uşağı kaç zaman saklanabilirsin kaf dağından yüce yalanlarına kaç zamanda eritebilirsin dar zamanlarda büyüttüğüm akla hayale sığmayan düşlerimi yüreğime attığın kaçıncı mengenede saklısın. kaç okkadır yüreğin bir seferde kaç adamı oynayabilirsin. gözlerime bakarak “doğru benim” yalanını kaç kez söyleyebilirsin? içim rahattı benim kadifelerden diktiğim hülyalarda her gün bir başka renkti aşk elbisem bir sana taşımıştım bahar kokulu tenimi ne iç organlarım büyüdü ne bedenim dar göğüs kafesime nedir bu içimdeki ağrı yoksa iki yüzlülüğün mü batıyor ciğerime. kaça satılır aşklar pazarda KDV dahil midir yalanlara. fatura almasam daha az yalana mal olur mu? aşkın bana kaç yatsı yanar sandın yaktığın mum daha kaç salınımınla dönecekti kırılası başım kaç kez borçlanabilirdin kuş tüyü alacaklı ümitlerime git şimdi gitmelisin gelişinden hızlı olmalı gidişin. hey gidi çıkmaz sokakların bilinmez numaralı adamı pembe boyası sıyrılmış panjurlarının altından sırıtıyor siyahı al eline boyayı fırçayı baştan başa boya yalanlarını **müdahale etme hayata…..su yolunu buluyor nasılsa…için yarılsa,kemiklerin ayrılsa….bir kez daha avazın karışır mı sanıyorsun avazıma….** Mehtap |
Hep sabredip seni sevdim Belki sende seversin diye Bıkmadan sana elimi verdim Belki tutar'da okşarsın diye Her adımı benden bekledin Bende attım anlarsın diye Sen kaçsanda ben geldim Belki döner sarılırsın diye Her yaklaşmama sonuncu dedim Her sonuncuda anlarsın diye Sabredip yanaşacağını sandım Yinede buz gibiydin sevgilim niye Artık sonuncuya kararım verdim Bıraktım kendimi yorgunum diye İyimserliğimi söküp denize attım Artık bir daha geri dönmesin diye sabri aksu |
Su Gibi... Suyun derdi varmış dilemiş ki su gibi sevdaları olsun insanların lakin ağlamış su suya hasret gönüller susmuş akıtmışlar yaşlarını aşk için cehennemin dibine kadar çok mutlu..... Zeki Arlan |
Sisli duman içinde ben, kendimle baş başayım. Uzak ufuklar içinde, sade siyah yalpadayım. Bir rüzgar esince hafiften, dağıtmak için dumanı, Tufandaymış gibi savrulanlardanım. Bir mağbedin içinde tek başıma, Korkuyla ve soğukla, mum ışıklarında, Uzaktan duyamadığım ama hissettiğim şarkıyla, Ürperen biriyim, sallanmaktayım. Bir ‘merhaba’ nelere kadir düşünen, Cevabı arayıp da bulamayanlar arasında gezen, Hiç cevap istemeyip yoluna devam eden, Cevabı bilip de söyleyemeyenlerdenim. Kanımı dondurup da dur denirse, Akmasını durdurabilenleri bilip de, Enerjini alıp bitirse de, Kanı hiç durmayıp, akanlardanım. Yorulduğunda düşünmeksizin duran, Durup da diz üstü çöken, Diz üstü çöküp de sırt üstü yatan, Sırt üstü yatıp da göğe bakan ve Göğe bakıp da kalkıp, devam edenlerdenim. Nice soru soranlar arasında Bir sürü bilinmezler diyarında Aklına takılanlarla yaşayanlarla Dilinin ucuna gelip, konuşamayanlardanım. Sebepsiz sevmeyenler içinde, Sana, senin kalbini sormayanlarla Kalbi akla karıştıranlarla Yan yana, baş başa yaşayanlardanım. Ayağı, parmağı kırıklar içinde, Ama niceleri sağlam yürekle, Çoğu, tamam sarı kafeste Daha iyi yaşayanlardanım. Belli ateşler içinde, Ya da kimbilir soğuk kaleler içinde, Hep, ama hep yaşatmak isteyenlerle Küçücük çarpan yüreklerde, ebedi yaşayanlardanım! tarık döğüşçü |
Aşıkmı Diyem Erenlerin gönlünde ol sultan dükkan açtı Nice bizim gibiler anda konuban geçti Cümle erenler uçtu dağlar yazılar geçti Aşk kazanına düştü kaynayıbanı pişti Bu dünyanın meseli benzer murdar gövdeye İtler gövdeye düştü Hak dostu kodu geçti Aşıkmı diyem ona can terkini urmadı Aşık ona diyeler kim melamete düştü Yine esridi Yunus Taptuk yüzün görelden Meğer onun gölünden bir cur'a şerbet içti Yunus Emre |
SESSİZDİ AŞK Nasıl tanımlayabilirim aşkı Tarifi var mı, diye başlayan cümlelerin Kelimelerin sustuğu anlardan birinde Sevdirmişti bana seni Öyle anların birinde gözlerime bakmıştın Ellerim titriyordu bilinmezlikte Zaman ötesi konuşmalar vardı Suskunluğumuzda Çağla gözlerin yere bakmıştı Hatırlar mısın, bir çiçek açıyordu o anda Biraz ötesinde veya berisinde Bir kuş kanat çırpmıştı sessizliğe inat O dakikada yüreğim çağlamıştı Duymuş muydun sesini Hani bir de sen susmuşken İnci taneleri dökülüyordu dudaklarından Gözlerine bakınca gökkuşağını görüyorum Demiştim fısıltıyla Ve sen dönüp gözlerime bakarak demiştin ki Gördüğün yüreğimdeki sevdandır gülüm Şimdi özlemlerimin içinde sessizlikte Düşlerimmiş gibi Seni görüyor, sevdanı gözlüyorum Yüreğimin en derinlerinde… ZEHRA ÖCAL |
O GÖZLER uzuunca baktılar hani öylesine değil canım vallahi alıcı gözle ve ruhani dalsız budaksız kabuksuz soyulmuş söğüt direği gibi ıslak çıplak bilirsiniz bir kadının en can alıcı yeri gözleri kaç zamandır şövalesinde bendim resmedilen bendim muhasebesinde bendim mizanında ressamın ne olursunuz öyle bakmayın efendim inanın yarı beline batmış aslan huzursuzluğundayım gök ıslak yer çamur tuzum da kuru değil alın beni benden alın size bir sevgi en ucuzundan yetecek kadar ikimize de var siz şiirlerimin esaslı kraliçesi alev kadın buzulumda küçücük bir akar aah yok mu o gözler bir tek beni yaktılar bir baktılar bir daha bakmadılar orta yerde bıraktılar Necip ÖZMEN |
SEN, BEN VE UZAK Bugün hüzün dökülüyor her tarafımdan, Sen yoksun değişilmez aşk yuvamızda, Yalnız ve çaresiz oturuyorum boş oda da, Umut denilen şey bizden uzakmış aslında. Aşkı yaşamak ayrılıkla berabermiş, Aşkımızın adı ayrılık olsun o zaman, Sen benden, Ben senden uzak koklayalım hayatı… ismail özdemir |
Mavi Ortanca I sustu mavi ortanca, boş havuz havuzun kenarındaki içindeki sonsuza bakan tavus avaz avaz, uzun uzun sustu sustuk… tennureler kuşandım döndüm kızıl tennureler uçuş uçuş usul usul ak tennureler son uçuşunu yaptı hüthüt! belki çocuktum taze açmış filbahri belki gayrı/ihtiyardım yüz yaşında avcumda bilyeler ve bir prelüd -herkesin kederinin rengi ayrı akşamının da- II bir düğüm daha attık takvime -yalnızca bir iç çekiş- tirşe benekli bir kelebek usulca özür diler gibi kondu uzayan gölgesine ortancanın -günün kısır çağnağında kelebeğin kanat sesi- III herkesin bir sessizliği olsun beyaz ışıklardan ve keskin kamalardan ince mavi damarlardan sessiz sessiz ağlaması olsun herkesin bir dileği acemaşiran ÜNLEM SANAT DERGİSİ, Sayı:22 |
Gülümserdi gözlerinin yeşili Kavuşmalarımızda O endam o eda hasretin esareti Sevdiğim ne zaman geleceksin Özledim asalet timsali ellerini Buluşmalarımızda Yanağıma konan bir buselik esinti Sevdiğim ne zaman geleceksin Aşk badesini içtim anılara serili Sarılmalarımızda Gözlerimde canlanır gözlerinin yeşili Sevdiğim ne zaman geleceksin Eziyor, yıkıyor sevdiğimin hasreti Şarkılarımızda Yokluğunda karanlığın kasveti Sevdiğim ne zaman geleceksin… zehra öcal |
SERENCAM adak tarlaları, kuzgun siyahı serencam ya nadasındayız ömrün ya da soykasıyız bir demin sır(r)ını çaldık gölün, kırdık aynaları son görüşümüz oldu yüzlerimizi bu yüz, bu eller bizim değil düşlerimiz ayrı düştüğünden beri falcı kadın yalan söylüyor kirli sesi, tırnakları, çürük dişleriyle ürkütüp Lorca’nın sonelerine konan gözümün bebeği serçeleri bir mağara açtın içimde sarkıt dikit tastamam soğuk soğuk terleyen taş duvarlarında kavı açılmadık kuzguni bir aşk / kanıyor boynundaki doğum lekesi kırılırken gölde nergis’in sureti uluyorken ormanda yedi başlı dev kat sesini sesime, gel dudağında sahte gülüşleri silen ıslak bir ıslık / elbisemde yıllanmış şarap lekesi öp beni korkularımdan kuruyorum yeniden saatleri ONALTIKIRKBEŞ, Aralık Sayısı, 9 |
Soruyorlar Cevaplar tatmin etmiyor Arıyorlar Bulduklarının ne olduğunu bilmiyor İstiyorlar Verilen acı çektiriyor Artık susuyorum dünya Kalmadı bende cevap Anlat derdini Biliyorsan eğer Susalım yoksa Bu kez de sen gölge düşürme Sessizliğime özlem yatız |
Son Hatıram sana Fazla değer biçmisim sana canım Fazla değer biçmiş bu yürek Şimdi sadece Sadece kızgınlığım öfkem kendime, yüreğime saf sevgime Bakmayın şimdi Senden değil candan geçtim Ölüm hak ayrılık olmasaydı Diye haykıran yürek yakan Yalan sözlere Şimdi sadece yıkılmışlığıma Bomboş kalan yarınlara, hayata Ağlıyorum bu gerçek gör ne olur canım Bu yazdıklarım mı sana son hatıra Suna Ay |
Dilimin ucunda o tatlı sevdân Gözlerimde beliren buğulu resmin Kollarımda sen diye sardığım senli anılarım var Issız gecelerin sınırsız yalnızlığında Sensizliğin buz kesen ayazlarında Keder sisi çökmüş günün sabahında Bir mum alevi gibi titreyen öksüz kalbim var Bu renkleri solmuş, hüzünlere batmış manzarada senin sam yeli sıcaklığını arayan bir ben var yâr timur ilikan |
Bir Masal Sen bir çiçek olsaydın sevda çöllerinde ömrümce yaş dökerdim kurumayasın diye seni yalnız güneşin aklığı güllerin sıcaklığı ile beslerdim ve mehtabın büyüsü ile süslerdim yapraklarını her sabah kızıllığında koklamak için sen bir defter olsaydın, ben kalem olurdum seni yazardım şiirlere, romanlara, dağlara, bulutlara, rüzgarlara elimin ulaştığı, gözümün gördüğü heryere seni yazardım dillere destan, yüreklere mühür kazardım seninle yaşamak, seninle yaşlanmak için sen bir ceren olsaydın avcıların önünde sevgimi siper ederdim vurulmayasın diye yaralarını rüzgarın diliyle okşar güllerin eliyle sarardım ve seni dağların moruyla gizler pınarların diliyle seslerdim kem gözlerden, katı yüreklerden saklamak için ben bir çoban olsaydım sürüler peşinde kalbimde taşırdım seni yorulmayasın diye ve kavalını rüzgarın nefesi ile üfler çağlayanların sesiyle dinlerdim her gece ayışığında duygularını okşamak için sen bir kardelen olsaydın dağların eteklerinde ben yaprak olurdum rüzgarda titreyen bir rüzgar olurdum dağlara esen dört bir yana kokularını saçar dururdum sen bir dal olsaydın, ben toprak olurdum sen bir göl olsaydın, ben ırmak olurdum kalbine akardım gece gündüz senden uzak kaldığımda ağlar dururdum sen güneş olsaydın, ben dünya olurdum dönerdim ekseninde durmadan her sabah, her akşam yeniden buluşmak için ve saçlarını gökyüzünün mavisi ile yıkardım her dem güzelliğinden sarhoş olmak için Nuri CAN |
Al götür yüreğim götür beni Ala dağların doruğuna yatır beni, Bedenim alevlerin yeri Al götür yüreğim götür beni, Kartal kanadına yatır beni, Yer yüzü mahşer yeri. Al götür yüreğin karlı ormana, İnler içimde özümün sesi. Gözlerime iner ağının perdesi. Götür ki beni dalgaların kucağına Ak köpüklere sarayım kederi Dindireyim artık bu inlemeleri. Fatma Güven |
GAMZELİ ŞİİR 1 Zıbınına bir nazarlık gibi takılı düşlerini , Günahlarını ve ay çukuru gamzesini , - para üstü bırakır gibi - masada bıraktı kadın . Peşinden sürükleyip bulutları , yürüyüp gitti . Yağmurlara gebe gökyüzünde , bıraktığı tadın , farkına varmaksızın .. 2 Bir martının beyazı eridi rakının buzunda , ve geri kaldı zaman .. Gamzelerinden kanayan bir gece daha örtüldü , gecenin üstüne , yüreksiz bakınca anlaşılmayan .. 3 Gamzene ve sana yazılacak , iki borç şiirdi istediğin .. İki şiir demeseydin , Kaç şiir yazılırdı , kim bilir .? Kabahat senin .. Orhun BASAT |
Hasret, Her akşam yollarını beklerken, Meğer seni içimde ölüm almış. Bir dirhem soluk kaldı yüreğim. Sensiz sokaklarda her gün batımı, Ölümle sen arasında kaldım. Gözlerini özledim, seni özledim. Beni ölesiye sevmeni istedim. Zaman yüreğime gömülürken, Sen apansız infilak edersin. Sensiz kaç geceyi uykusuz geçirdim. Kaç kez hıçkırıklara boğuldum. Acımadı gözlerime bitkinliğim. Gülümsemeler bencilce bakıyordu, Sevgin içimde ufalmış,küçülmüş, Elimde kum gibi kalmıştı. Hatırlarsın arşınladığımız yolları, Düşündükçe o anlarımızı, Kalbim yerinden çıkacak gibi. Herkes bana omuz silkiyordu. Özlemine itiyorlardı hasret. Bi çare hep hayalini kurdum. Belki de sevmenin başka türlüsü yok. Belki de böyle bir sevgi yok. Tadını çıkaramadım kaybolan özlemin. Sen kıskançlıklarımın uzantısıydın. Sen hesaplaşmalarımda süren, Sancılı bir aşkın ilk mucizesiydin. İnan vazgeçmek kolay değil. Seni benden çalan akşamları, Bir düşünsene çıldırdığım geceleri, Er geç, Anlayacaksın seni sevdiğimi, Ben artık sevginin sonuncusuyum. Hasret, Doyasıya vur öldür beni. ismail eroğlu |
GÜNYENİĞİ recmi gül, örtüsü tül akşamda bir çift petunya susuyor gözlerimin ormanında -bir intizar gibi- birbirine yakın, birbirinden uzak incecik bir koku salarak gamzelerinden nerdeyse eğer güzyeniği boynunu kuğu sıyırır alevden eteğini gün vurur cana yangını -telli pullu bir gelin gibi gerdek yatağında, sereserpe- nerdeyse çıkar yıldızlar cömert ve dingin ay döküp yakamozlarını suya sana alnı akıtma bir tay yolladım yelesinde turkuaz bir türkü damıtıp imbiğinden kapıdaki hanımelinin bu gece melekler erkenci bu gece erganun ve erguvan demlen sevdiğim küskünlük boynuma yazgı işte son dizeyi yazıyor gül/gün -armadası tunçtan- ben deva bulmam dönmeden son sürgün Anafilya, Sayı: 61 |
Uçurumun kenarında değilken bile Ölümü umardın tanrıdan Hayat kötü hayat sonlu hayat acı Teselli değil miydi senin için yaşamak Kayıp gidenleri tutmak isterken de Hem hırslıydın hem vazgeçmiş Söylenecek bir cümlen vardı dinlenmemiş Düşlerde yaşamayı arzulardın hep Kanın çekilsin yavaş yavaş Girsin başka bir bedene Kaybolurken bir şarabın eşliğinde Belki bir mum ışığıydın karanlıkta Ya da güneş tutulurdu aydınlıkta Kelepçelediler rüyalarını dün gece Ne bütünleştin bir bedenle Ne de kavuştun arzuladığın o tene Bu koku uyandırır seni belki de Gelir mi ki bir düşle Ya da rüzgârın ellerinde selin ekdur |
NE GÖRÜYORSUN Gözlerimin içine bak Ne görüyorsun? Göz yaşımı,mutluluk mu? Yüzüme bak ne görüyorsun? Acı mı,gülücük mü? Kalbime bak ne görüyorsun?! Hasret mi,paramparça bir kalp mi? Yoksa içi senle dolu bir yürek mi? En iyisi ben söyleyeyim; Gözlerimde gözyaşı,yüzümde acı, Kalbimde biraz hasret ve sen varsın. Aynur Çiçek |
Emine Sen bir tarihin iğfalinden doğdun Emine Emin’in iğnesi teyelledi kader çizgini Yansır suyun akışında kırık bir ayna gibi Doğduğun coğrafyayı kanatmaktı ilk işi Zamanın avlusuna bırakılan soy ad eksiklisiydin Emine, kimlik etiketsizi Ağladın, ağlamayı çoğalttı yanın Güldün, küldökenler bürüdü sesini Kalbin, beyaz – mavi bir bulutun önünde saçların, Emin’in arkasında yürüdü Sen bir dilin zinasında büyüdün Emine Utanır anlatmaya sözcükler sana giydirilen sözleri Saklar yaşamın aynasından, provasız biçilen elbiseni Eğildin, başına kahır gülü takıldı Doğruldun alnına töre çakıldı Susma öyle Emine, susma öyle Kıvranan belin üstünde, taç yaprak gibi omzun çağın uzun ve karanlık mahzeninden o şarap testisini kimin için taşıdı Sen hangi acını işliyorsun Emine Hangi sevmeni Söyle artık Söyle bir tokat gibi zamanın yüzüne Kendini hangi iğneden geçirdiğini Sen kendini kaç yıl büyüttün Emine Sahi sen... hangi kahrı kaç yıl... Sordun mu hiç annene Bir şeyler karışır mı annelerin gözyaşından Kader gibi, gen gibi, Emine’lerin geleceğine Yürüdün, önünde gölgeler süründü Durdun, varlığının uçurumu büyüdü Sana uygun görülen Emine Sana uygun görülen: Önde Emin silueti Sen tarihi yeniden doğurabilir misin Emine Biçebilir misin zamanın gömleğini yeniden Yapabilir misin sahi, Emin’in ipliğini çekmeden Ali Rıza Kars |
HAYAL KIRIKLIĞI Yüzüne dönemiyorum son zamanlar Hasret kaldığım bakışlardı Unutamıyorum Seni bana bağlayan, Kızgınsın;başını çeviriyorsun, "Artık"gözlerinde,eski ışık yok. Yıllarca kurduğun Hatırlar mısın hani pembemsi, Hayaller;yaşlandı bizimle. Gerçekleşmeyince yalan demeye O tatlı dilin varmadığı, Tükenen ümidin soytarıya döndüğü Bir zamandayız şimdi. "Yaş"larımızla büyüttüğümüz Yorgun ve düşkün hayalleri, Gözlerin taşımıyor gibi. Biliyorum saftır onlar narin, Çok da kırılgan, Her zerresinde bir ben. Hayalindeki adam! Layık olamayıp sana Üzmesini becerebilen. Af dileyemiyorum, Sana diyebileceğim tek söz Ayrılmalıyız! Yine ağlatacağım seni. Anlamsızca savrulacak kırıklar, Boşluğa süzülen ben gibi Düşünce kestane gözlerinden. Yeter ki sana batmasın... Ahmet Çayakar HAYALDİ BİTTİ Uzaklarda yağmur yağıyordu Yağmur damlalarını izliyordum Birden seni gördüm Bana yaklaşarak "Ne kadar uzakta demi"dedin İşte bende sana O kadar uzaktayım Aradan yıllar geçti O yağmur Hala daha uzaktaydı Bir gün yine izliyordum ki Bir rüzgar esti O rüzgarın soğukluğunda Senin yüzünü kaybettim Ve bir daha seni hiç görmedim Beni terk edip gittin Aslında benim olmamıştın bile Ama onu seçip GİTTİN... İrem Deniz |
SAKSIDAKİ KADINLAR üç oda bir salondu evler önceleri önlerinde bahçeleri, bahçelerinde rengarenk çiçekleri bir köşede olurdu odunluk diğerinde küçücük bir köpek evi daha sonra kondu, üç oda bir salonlar üst üste /yan yana, Daha sonra oldu Tek katlar , apartman Sokaklar cadde, caddeler bulvar ya bahçeler… hep aynı insanlar yaşardı üç oda bir salon evlerde en çokta kadınlar... ıslak çamaşırlarını balkona asan, asmadan önce kuvvetli seslerle çırptıran balkonun bir köşesinde ki saksıdaki çiçekleri sulayan ve seven kadınlar. pembe diziler seyredilirdi kim bilir neler düşlenerek yarınlarına dair.. neler konuşulurdu kendileri ile birbirlerine gittikleri günlerde Onlar Kadın. nasıl da eriyik hayatlar yaşanır… hangi günler sayılır hangi günler özlenir karar verilir girilmeye çocuklara hapishane olsun diye üç oda bir salon kooperatiflere çocukların aşkları bilinmez bu evlerde ve istenilmezde yaşansın sere serpe bilinir sadece komşu kızlarının ki sinsi bir böbürlenme ile karışılır arkadaşlıklara karışılır nefes alışlara kalp atışlarına... belki bir gün saksıdaki kadınlar lazım olursa diye sakladıkları kapaklı kutuları çöpe atmaya başladıklarında yada kocaları bir akşam eve bir saksı çiçekle döndüğünde işte o gün başlarını okşadıkları çocukların saçlarından fesleğen kokusu bulaşacaktır ellerine… Sefer YEŞİLYURT |
HAYALİN ÖTESİ İki adım sonrası imkansız Çünki iki adım kaldı Hayallerimin sabahına Sana dokunacak kadar yakındım Ve sevecek kadar uzak Ağlayacak kadar yalnızdım Belki de ben imkansızdım Sahte bakışlarındaki aşktım Ben sana ve Senin imkansızlığına aşıktım. Taha Solak |
Sen dostumdun benim gülünce güneşler açan Bulutlara rüzgara asarım suretini her akşam Her akşam bir mektup yazarım dağlar kadar Meşeler göğermiş diyorsun, varsın göğersin Anlamını yitiren bir şeyler mi var şimdilerde Yazdığım şiirlere yabancıyım, sokaklara yabancıyım Taşı delemiyor bir çığlık ve apansız Su oluyorum ipince, kendime sızıyorum Dünya yetmiyor bazan, bırakıp gidebilir miyim? Kuşları ürkütülmüş bir dal gibiydin, öylesine mahzun! Efkar da yakışırdı sana, ilk kadeh kekik kokardı Unutalım mı şimdi kente indiğimiz o ilk günü Sabahlara kadar okuduğumuz o kitapları Sabahlara kadar düşüncelerimizde yaşattığımız hayallerimizi Kar aydınlığında yürüdüğümüz o yolları Sen dostumdun benim gülünce güneşler açan Bulutlara rüzgara asarım suretini her akşam Her akşam mektup yazarım dağlar kadar Kayıp bir adresten geliyor sesin şimdi, üşüyorsun Unutma dostumsun sen, neredeysen orda ölmek isterim! Ahmet Telli |
Ya Râb Belâyı Aşk İle Kıl Aşina Beni Ya râb belayı aşk ile kıl aşina beni Bir dem belâ-yı aşktan etme cüdâ beni Az eyleme inâyetini ehli derdden Yani ki çok belâlara kıl mübtelâ beni Oldukça ben götürme belâdan iradetim Ben isterim belâyı çü ister belâ beni Gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigarımın Geldikçe derdine beter et müptelâ beni Öyle zaîf kıl tenimi firkatinde kim Vaslına mümkün ola getürmek saba beni Nahvet kılıp nasib fûzûlî gibi bana Ya râb mukayyed eyleme mutlak bana beni Fuzuli | |
Bil ki durmam gelirim Çagrin olsun yeter ki Seni yine severim Yerim olsun yeter ki Birakirim herşeyi Kalsin oldugu gibi Gelirim koşar gibi Çagrin olsun yeter ki Etmem bir şey bahane Hayat senle şahane Dönerim tez gün ile Çagrin olsun yeter ki Her zamanki o yerde Beklerim seni yine Bir iki cümle ile Çagrin olsun yeter ki Bir an tereddüt etmem Istegini reddetmem Namerdim gelmez isem Çagrin olsun yeter ki Hala sicak bak sinem Eksilmedin hiç benden Çok severim eskiden Çagrin olsun yeter ki Sedat Hünkar Kravzer |
NASIL BİR DÜNYA İSTEDİĞİM Gönlümden geçen dünya ya da ütopya ulaşılmak istenen… Yalnızlığın kahredişinin ve unutulmuşluğun, Güzelliğin ve sevginin yok edilmişliğinin, Aşksızlığın, kavuşamamışlığın, ayrılmışlığın, Gönül kırmışlığın ve birbirine kırdırmışlığın, Gülümsemeyi unutmuşluğun, ruhunu silikleştirmişliğin, Umudun bitmişliğinin ve ot olarak yaşamışlığın, İnsanlığın, çevrenin ve yeşilin katledilişinin, Karanlık gelecek endişesinin, sahtekarlığın, Olmadığı bir dünya… Haram varsıllığın, kahreden yoksulluğun, Sefilliğin, üryanlığın ve iliklere işleyen ayazın, Hırs ve doymazlığın, bir lokma ekmeğe muhtaçlığın, Sefalette ve sınırında açlığın; gözü yaşlı çocukların, Anaların gözyaşlarının, Dolandırıcılığın ve ahlaksızlığın, sapkınlığın, Hırsızlığın, hainliğin, yedi düvel arsızlığın, hayasızlığın, Çatlatılıp ar damarı kabak çiçeği açılmışlığın, Şirretliğin, kalleşliğin ve düzenbazlığın, Olmadığı bir dünya… Hacıyatmazlık, dalkavukluk ve kuklalığın, Kirli yüzlerdeki hissiz maskelemenin ve kibirin, Soysuzların önünde el pençe divan duruculuğun, Satışa getirmenin, pohpohçuluğun ve alkışçılığın, Zırvalayıcılığın, havanda su dövücülüğün, Çanak tutuculuğun ve şakşakçılığın, kayırıcılığın, Ezerek diğerlerini; omuzlarında zirveye çıkmışlığın, Duyarsızlığın, cehaletin, beyni sulanmışlığın, Bir top beze kendini satmışlığın, oy vermişliğin, Olmadığı bir dünya… Kan emiciliğin, kemirgenliğin ve leş yiyiciliğin, El parasıyla har vurup harman savuruculuğun, Cefa çekenlerin sırtında sefa sürmüşlüğün, Mirasyediliğin, ekmek banıp yetim malı yiyiciliğin, Tatlı vaatlerle, bin bir yalanla; Aldatılmışlığın, ezilmişliğin, üstüne basılmışlığın, Bilmeyip te bir şey böbürlenmişliğin, kaykılmışlığın, Çirkefliğin, et kafalılığın, kurdeşenliğin ve embesilliğin, Yalanlarla dolu geçmişle kandırılmışlığın, Olmadığı bir dünya… Bolluk içinde beyin yoksulluğu yaşamanın, Örümcek kafalılığın, kuş beyinliliğin, magandalığın, Pişkinliğin, rant peşinde koşmuşluğun, pisboğazlığın, Görmemişliğin, duymamışlığın, bilmemişliğin, Konuşamamışlığın, gölgesinde kalınan ürkmüşlüğün, Kaybolmuşluğun ve faili meçhullüğün, kayıtsızlığın, Hakaretin, sömürünün, yargısız infazların, sürünmüşlüğün, Her türlü ruhsal ve bedensel tecavüze uğramışlığın, Bir türlü filizlenip yeşeremeyen barışın, Olmadığı…………………….. Daha ne sayayım dostlar… En önemlisi acı ve ızdırabın, eziyetin, yalvarışın, Kan ve gözyaşının, evlat acılarının, kahırın, Buğunun, belirsizliğin ve zifiri karanlığın, Olmadığı bir dünya dileğiyle… Islah etmesi umuduyla cümlemizi Yüce Allah. Ölümlerin sadece yatakta ve huzur içinde, Yalnızca umudun, barışın, sevginin olduğu dünya, Sonsuzluğa dek uzanan… Kötüden geriye bir şey kaldıysa eğer… İbrahim SOYALAR |
Çekilmiş Kanda Bu kentin şu damarlarında, Saat çekilmiş kanda, Yelkovanla akrep birbirini kovalama da. Gecenin koyulduğu şu anda, Aradıkları mı tam bulamasam da, Şarapsız kalmaz ya kursağım, Evde huzur, sükun içinde uyuyor şişeler. Ağızlarında tıpa, açılmayı bekleyen, İçilmeyi, koca hazlarla, Dışarıda güz yaprakları. Yel enseme enseme, Aşk ediyor serinliğini, Ürperen tenim, dikeliyor, Hızla geçiyorum, kentin damarlarından. Bu kentin şuh damarlarında, Arsız, duyarsız ve hoyrat, Yorulmayasıya, heyecanla koşuyorum, Saat çekilmiş kanda. En azami sınırlarındayım aşkın, Beni bu denli yollara düşüren, Rüzgarıyla güz sarhoşluğu, Küt küt atıyor kalbim. Semih Seyyid |
| Saat: 10:36 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık