![]() |
Gitme Evet söyledim işte dur ne olursun gitme Sev dedin sevdim Hayatımı hiçe sayıp sana geldim Git dedin gittim Bari sen gitme Sen ekmeğimdin suyum Hiç bitmez dediğim uykum Uyandım işte ama mutsuzum Sen yoksun ben uykusuzum Canımsın dedin canımı aldın Ağladım ama duymadın Vakti değildi gitmenin İnandım sana sevdim Değermiydi söyle ben şimdi böyle Arkanda gözü yaşlı Nasıl bir kalp sendeki söyle Gitme Evet söyledim işte dur ne olursun dinle Sen benim vazgeçilmezimsin |
İmkansızı Haykırış... imkansızı sevmekti benimkisi.. beni sevmeyeni sevmekti özlemdi her defasında işkence misali iki kol düğmesinin birbirine kavuşamaması gibi... yalnızlıktı her defasında yalnız beklemekti dünyayı bir çınar ağacı gibi... yaşamak istemediğim acı.. acı dolu en kötü tecrübeydi... özlemimdi, vazgeçilmezim... yanlızlığımdı çoğu zaman dedim ya benimkisi imkansızı sevmekti, beni sevemeyecek birini sevmekti şimdi ben bana ait olmayan seni... söz geçiremiyorum, atamıyorum kalbimi... tıpkı denizlerin dalgalarla pislikleri atamadığı gibi... İmkansızı sevmekti benimkisi Beni sevemeyecek Seni sevmekti... |
Cevapsız Sorular Uykusuz gecelerin şafaklarına, Umutları sordum, cevap vermedi... Başıma küskün şu ak saçlarıma, Acıları sordum, cevap vermedi.. Yokluğunda içimdeki boşluğa, Sancıları sordum, cevap vermedi... |
Zamansız esen bir rüzgarım. Tenine ya dokunmuş,ya dokunmak uzere Ya da teninden ayrılmak için hazır. Var mı? Var mı aşkın büyüsü sende güftesiz bestem Hadi ver de bu boşluk bitsin. Haberin olsun: Kalmadı sevgi;ama çokça ihanet var Zamansız esen bir rüzgarım. Tenine artık dokunmadan geçip gidebilen. Haberin olsun! |
İzi Kalmış Işığın Gölgede nur gölüne begonyalar ekilirken yüzüstü doğurmuş anam beni soğuk bir sedyenin üzerinde o zamanlar baharın müjdecisiymiş yıldızlar gökkuşağının altındaki günebakanlar kadar molla mayası varmış bakışlarımda esrarlı bakarken pencereden ölüme izi kalmış ışığın gölgede sahne arkası tiyatrolarımda yaşamaya çalışırken acemice kabak tadı verdi ıssızlığım köşe başı sokağa verilirken adım yaşamaktan hiç haz etmedim ölmeyi yaşarken yaşadım iki rozet boyu yakınım her gönüle ve bir insan renginde yeleğinin cebinde bulursun yeminimi idamlık bir mahkumun ölümü gibi gamzeleri ölüme götürmüş demir parmaklığın bir vitrin camı arkasında yaşanmışlığın. |
Yağmurları bekleme yeter dön artık Yağmak zorunda değilsin susamış bedenime Öyle çok özlemişim, seviyorken delice Düşmek zorunda değilsin her gece düşlerime; Bırakta rüyalarda kendim sarayım. Yağmurları bekleme dinsin bu hasret Damla damla gelişin bana huzur vermiyor. Ellerini tutmak için çabalıyorken Avuçlarımdan kaçışın beni mutlu etmiyor. Bırakta sana tamamen sahip olayım. Yağmurun kokusuna sardım Tutamadığım kendimi. Damla damla sen Çisil çisil sen Aklıma düşen sen her yağmurda Aklımda bir başka sen oluşuyor Çıktığım yağmur dualarında. Bırakta dualarım günahlarım için olsun. |
Bana Bunu Yapmayacaktın! Bana bunu yapmayacaktın Öyle sırtımdan vurmayacaktın beni Gelişin gibi onurlu olmalıydı gidişin Ve öylesine gururlu bitişin. Gel gör ki kötü oynadın bu oyunu Erken düştü masken yüzünden Demek sen içimde büyüttüğüm bir dev değil Bir hiçtin Görüyorsun işte Gittin Ve de bittin… Bana bunu yapmayacaktın Böyle bir hançerle yıkmayacaktın beni Bir ihanetin adresi olmamalıydı ayak izlerin Yoksa ben mi yanlış tanıdım seni? Yoksa hep böyle kirli miydi senin denizlerin? İşte ellerimde Suç ortağın bir sinema bileti Bir pastane köşesi Bir tiyatro gişesi. Bu kadar ucuza gitmeyecektin Sigara dumanlarında harcamayacaktın bu aşkı Ve aşk cellatlarına meze yapmayacaktın beni Şimdi boş bir mezar bulsam Seni böylesine sevdiği için Oraya bırakırdım kalbimi… Bana bunu yapmayacaktın Böyle küstürmeyecektin şiirlerimi Kaz kırmızısı yağmurlar Yağdırmayacaktın gecelerime Kanatlarını kırmayacaktın umutlarımın Beni böyle çıldırtmayacaktın! Artık Adın ihaneti çağrıştırıyor bana Ve tadın bir yılanın en öldürücü zehrini Söyle Şimdi hangi yüreğe saplıyorsun O acımasız hançerini? .. Bil ki Bundan böyle Yasaklanmış kitaplarım gibisin bana Yaklaşmam yasak Dokunmam yasak Ve ömrümce Sarılmam yasak sana! .. Ahmet Selçuk İlkan |
Bir gün gelecek bitecek bu hasret Her sabah göz kırpmayacağım yollara Sevgiler zaman zaman getirecek yarınları Sıkıntılar hep sağ kolum gibi Ve her anım özlemle dolu olmayacak Yağmurlarla dolu sırılsıklam anılarım Geçmişim ve ben artık hep yalnız Ve doruğa tırmanacağım kollarında Şarkılar artık sıkıcı ve soğuk olmayacak Ve her gün haykırmayacağım dağlara Yeryüzünü karış karış saklayacağım Ve durup durup seni hatırlayacağım Senin olmayacağını bilsem de Bu fikrim hep benliğini korumaya devam edecek Ve yerin her zamanki gibi sağlam olacak Yine durup durup seni hatırlayacağım Aşılacanak bir kalbim olmayacak Sebepsiz yere dökmeyeceğim yağmurları gökyüzüne Ezberleyeceğim senin adını Ve kazıyacağım senin gibi Dağlara taşlara okyanuslara ve her kıta Seninle dolup taşacak Her dakika seni daha bi güzelleştirecek Ve durup durup seni hatırlayacağım Akşamlarsa biliyorum senden yana Karanlık yine her zamanki gibi Seni benden ayırmaya devam edecek Ama beni durduramayacak Hayallerim ve umutlarım bende Kaşlarım gibi gerçek ve kalbim kadar Saf olmadığını düşün sende Fırtınalar kol kanat gerecek yarınlarıma Mutluluk arkasını dönüp gitse de Ben yine onun peşinde Onun izinde ve hep senin için koşacağım... Bu ömrümün en uzun yolu da olsa Durup durup seni hatırlayacağım Ve seni kalbimde saklayacağım.. |
Yağmur çiseliyordu, sen gidiyordun, Ben ağlıyordum, kimse bilmiyordu... Sen de sevdayı tatmıştın belli belirsiz, Bense yüreğimden vurulmuştum apansız. Yağmur çiseliyordu, sen gidiyordun... Ben bir onulmaz yarayı alıp giderken, Görünmez bir el, yanaklarımı siliyordu, Belki bir gün, belki bir gün, diyordu… Görünmez el, hiç ama hiç görünmüyordu. Eller çaresiz, gözler ümitsiz, kalp kimsesizdi. Yüreğimi prangalara vurmuştu, Bir tarifsiz yalnızlığa alıp götürüyordu... Yağmur çiseliyordu, gözlerimle beraber, Ya ben yağmura, Ya da yağmur bana eşlik ediyordu... ...Ve sen gidiyordun, Yürek gidiyordu ağır yaralı, vurgundu... Yağmur dinmişti neden sonra, güneş doğmuştu, Gözlerimdeki o yağmur neden dinmiyordu? Bir görünmez el yanaklarımı siliyordu, Ve hâlâ, ‘belki bir gün, belki bir gün’, diyordu... |
Temmuz Geceleri özlemin nehir gibi çağlar gözümde kendimden geçerim her temmuz gecesinde şiirler dolanır durur çevremde bana seni fısıldar her temmuz gecesinde eski günler hep aklıma gelir seni hatırlarım gözlerim nemlenir sanki tüm şarkılar sana seslenir seni çağırırlar her temmuz gecesinde aşkımızı mezara gömsem ne olur hayalini yaksam kül etsem ne olur beynimde hatıralar dönüp durur yakarlar içimi her temmuz gecesinde ilk önce bir merhaba bir temmuz gecesinde sonra ölümden beter veda temmuzun yirmi yedisinde giderken sanki yirmiyedi kurşun sıkıp gittin beynime tüm yaşanmışlıkları yerlebir edercesine. |
| Saat: 20:37 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık