![]() |
Baharın Desenleri Ağaçtaki kırağılar dökülüyor Almus’tan yamaçlara Kuşlar uçuşuyor bir anda ses katmak için bahara Derenin buzulları çözülmeye başladı ertesi ertesine su şarıl şırıl sesleri desenliyor canlılığa Tepe de, çocuklar ve yine kuş cıvıltıları öfkesinde Gökyüzü berrak ve lekesiz Tokat’ın eteklerinde Gelinlik giymiş bir gelincik tabiat şahlığında Hepside boy verdi tabiatın ilk irkiliş canlılığında Biraz solumda karınca katarları Hızır gibiler Mizgin'liyorlar bize çalışanların kazanacağını Biraz sağımda tembeller uykuda hala Uyanmadılar onlar... Kaybetmeye hazır Nazır gibiler Kimileri daha kapanık Ağustos böceğini oynuyorlar Tıpkı ağaçtan kopuk Çürümeye mahkûm kavuklardalar İş’e yaramayan anlarla kuytulukları Küflenmiş yaprakların dibinde Uzun ölümlere yolculuk seçmişler Kesilen bir ağacın kütüğünde Bin Dersim çiçeğidir, Tohum dökerek irkilenler... Bir babacan yürek ansız, hesapsız ve kaygısız Er gibi doğacak, bir can misali pultusuz Namusluca toprağa düşerken Gökyüzünün berrak ve lekesiz şahitliğinde Almus'ta haykırabilmek var yine de... Yüreği gelinlik giymiş tabiat ana’nın Kollarında kan-revan içinde, Gidebilmek yine de... |
Seni Unutmakmi? Seni unutmak sigara alırken bakkaldan para üstünü unutmaya benzemez ki... evden cıkarken anahtarı iceride unutmaya da benzemez seni unutmak. bilirim, herkes kırar iki yumurtayı öyle ya da böyle, herkes cay demler. ama seni unutmak var ya... seni unutmak bambaska bir beceri ister. seni unutmak ikiyle ikiyi capmak kadar kolay degil ki. öyle basit degil ki, gözlerini kırpmak gibi... bilirim, yolu yordamı yok bunun. kesfi yok, icadı yok! her seferde yarı kalmaya mahkum ve utkuya hasret bir deneydir seni unutmak. hasa! hasa, tanrıyı unutmak gibi imkansız ve ihtimalsiz bir seydir seni unutmak. her neyse, "seni unutmak" diye bir sey yoktur aslında. aslında, sadece "seni unutmaya calısmak" vardır. bir de, seni unutmaya calıstıkca bir türlü unutamamaya alısmak vardır... o kadar! ...BİTANEM... |
Biliyor musun? Düşler dökülür... Düşler üşüşür... Düşler doluşur kulaklarıma gülüşlerinden... Üstüme yağan düşler ile Başıma üşüşen düşler ile Ve içime doluşan düşler ile serpilirim ben, Bahara dokunmuş bir filiz gibi... Biliyor musun? Denizler bile düşlerimin rengidir... Dalgalar, gülüşlerindir yani düşlerimin üzerinde oynaşan! Biliyor musun? Düşler saçılır başıma gülüşlerinden... Ve düşlere savrulur başım Tırmanıp gülüşlerine... Dinlenen bir nefes gibi yayılır kumsalıma, köpüklü dalgaların... Bunlar; düşlerimin üzerinde oynaşan Gülüşlerindir ya, hani adına “dalga” denen... Biliyor musun? Bütün bu denizler, düşlerimin rengidir Ve işte sen o yüzden Kendini seyreder gibi olursun baktığında denizlere. O yüzden gözlerini lacivert sanırsın... Saçlarını mavi... Hatta canını, camgöbeği... Canının göbeği bunun için köpürür düşlerimin ortasında! Biliyor musun? Düşler üşüşür başıma gülüşlerinden. Masmavi düşler... Ve buseleri çağıran dişler gibi sıralı düşler... |
Baharın Desenleri Ağaçtaki kırağılar dökülüyor Almus’tan yamaçlara Kuşlar uçuşuyor bir anda ses katmak için bahara Derenin buzulları çözülmeye başladı ertesi ertesine su şarıl şırıl sesleri desenliyor canlılığa Tepe de, çocuklar ve yine kuş cıvıltıları öfkesinde Gökyüzü berrak ve lekesiz Tokat’ın eteklerinde Gelinlik giymiş bir gelincik tabiat şahlığında Hepside boy verdi tabiatın ilk irkiliş canlılığında Biraz solumda karınca katarları Hızır gibiler Mizgin'liyorlar bize çalışanların kazanacağını Biraz sağımda tembeller uykuda hala Uyanmadılar onlar... Kaybetmeye hazır Nazır gibiler Kimileri daha kapanık Ağustos böceğini oynuyorlar Tıpkı ağaçtan kopuk Çürümeye mahkûm kavuklardalar İş’e yaramayan anlarla kuytulukları Küflenmiş yaprakların dibinde Uzun ölümlere yolculuk seçmişler Kesilen bir ağacın kütüğünde Bin Dersim çiçeğidir, Tohum dökerek irkilenler... Bir babacan yürek ansız, hesapsız ve kaygısız Er gibi doğacak, bir can misali pultusuz Namusluca toprağa düşerken Gökyüzünün berrak ve lekesiz şahitliğinde Almus'ta haykırabilmek var yine de... Yüreği gelinlik giymiş tabiat ana’nın Kollarında kan-revan içinde, Gidebilmek yine de... |
Başka Şehir Burası Yıllardır ayrıyız Ayrı şehirlerde.... Ne tuhaftır, aynı yaşıyoruz, Ama yazık(!) aynı şeyleri düşünmüyoruz! Aynı şeyleri severdik de seninle, Sevemedin sen bir tek beni(!) Çok silmek istedim seni, Yürümek istedim sensiz bu çizgiyi... Bazen başardın, Arttırdın içimdeki kini, Yok, atamadım içimden seni.... Unuttum(!) Sana vermiştim yüreğimi, Sen de giderken vermedin geri.... Meçhuller içine atmışsın beni, Çok aradım,bulamadım kendimi.... Unuturum da seni Sevebilir miyim başka kimseyi, Her şeyi unuturum Ama asla unutamam gidişini, Yoktu bir sebebi(!) Gidişini düşündüm de Karanlığa boğuluyor burası Artıyor yüreğimin acısı Kalmamış anladım aşkının vefası Belki bana da gelir sevilme sırası... |
BU GECE UYUYAMAZSIN SEN Bu gece uyuyamazsın sen! Çetin bir sızı sarar odanı, sen şimdi ağlarsın da... Umutsuzca akıtırsın göz yaşlarını. Radyonu açmış şiirler dinliyorsun, elinde kalem... Kadere sitem ederek yalnızlığına dizeler arıyorsun şarkımızı söyleyerek... Bu gece üşüyeceksin biraz anılar gelip seni vuracak, üzüleceksin. Isınmak için güneşi bekle bazı geceler soğuk eserim ben, bilirsin. Gece sana emanet... Bu şehri bir kez daha terk ediyorum, gelemediğin bir yer vardı hani İşte oraya. Yine gurbete düştü yolum... Ve bu gece seni uyku tutmaz Biliyorum.... |
Farklılık Düşün ki Bir sabah uyanmışsın hemfikir seninle tüm dünya doğru, yanlış, güzel, çirkin Gördüğün her şey aynı, "Farklılık" lügatlarda tozlanmış nostaljik kavram Düşün ki herkes aynı Kimsenin diğerinden bir farkı yok Fikirler aynı, bakışlar aynı Ne tez, antitez, ne sentez Solunum bile artık fotosentez... Baksana güller bile çeşit çeşit Sarı, kırmızı, beyaz hepsi de gül, neden, düşün biraz Hem neden türlü türlü ağaçlar Yetmez miydi ağaç niyetine bir tek çam, Ne hoş huzur veriyor değil mi çınar... Bir de söğüdün gölgesinde Cennetten ödünç saatler yaşamak var Unutma Tonlar rengarenk gökkuşağında Cümlesine beyaz diyorlar Ben, sen, o, biz, siz onlar, Cümlemize insan diyorlar... |
Fakirin Aşkı |
BEN EYLÜL SEN HAZİRAN http://www.e-sehir.com/siirler/images/503bar.gif Bir eylüldü başlayan içimde Ağaçlar dökmüştü yapraklarını Çimenler sararmıştı Rengi solmuştu tüm çiçeklerin Gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı Katar gidiyordu kuşlar uzaklara Deli deli esiyordu rüzgar Dağılmıştı yazdan kalan ne varsa Yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar Neydi o bir zamanlar Sevmişliğim, sevilmişliğim O heyheyler, o delişmenlikler neydi Ne bu kadere boyun eğmişliğim Ne bu acıdan korlaşan yürek Ne bu kurumuş nehir; gözyaşım Önümdeki diz boyu karanlıklar da ne Ne bu ardımdaki kül yığını; elli yaşım Beni kötü yakaladın haziran Gamlı, yıkık eylül sonuma Bir ilk yaz tazeliği getirdin Masmavi göğünle Cana can katan güneşinle Pırıl pırıl engin denizinle girdin içime Çiçekler açtı dokunduğun Çimler büyüdü yürüdüğün Ve güller katmer oldu güldüğün yerde Başımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi Oldurduğun yemişlerin ağırlığından Dallarım yere değiyor Güneşi batmadan saçlarının Bir dolunay doğuyor bakışlarından Gün boyu senden bir meltem esiyor yanan alnıma Uykusuz gecelerim seninle apaydınlık Başım dönüyor, of başım dönüyor yaşamaktan Ölebilirim artık Ölme diyorsan; gitme kal öyleyse Sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma Baksana; parmak uçlarım ateş Lavlar fışkırıyor göz bebeklerimden Hadi gel, tut ellerimi, benimle yan Benimle meydan oku her çaresizliğe Benimle uyu, benimle uyan Birlikte varalım on üçüncü aylara |
SANA GELİYORUM http://www.e-sehir.com/siirler/images/503bar.gif I. Benim sabah keyfim yeni açmış bir gülü insanların gülücüklerine yerleştirmektir. II. Sana karlı bir günde geleyim saçımın beyazlığı ve paltomun ıslaklığıyla üşüyen dudaklarımı ısıt, tenimi kurula uzun bir şarkıda susalım farkında olmadan sobanın çıtırtılarına dalalım sana küçük törenlerimizde şarkı söyleyeyim içki içelim güneşle başbaşa saçlarına dokunan tarağın hışırtısını dinleyeyim gözlerinin titreşimini yansıtsın aynalar bir gece şelalesi gibi damarlarıma akıp yankılan yüreğimde. III. Sana yağmurlu bir günde geleyim parkta ıslanalım birlikte gürültüller toprağın kokusunda erisin kentin görüntüsü değişirken bulutlarla duraksamadan parlayan gözlerin ve ıslaklığınla sar beni en koyu kızıllığında dudaklarının kıralım demir parmaklı pencereleri önlerine ortanca saksıları yerleştirelim ağız dolusu sobe diyelim dudaklarımıza. IV. Sana güneşli bir günde geleyim ışıklı yollara halılar serelim birlikte aşkınlığa yükselelim, okyanus sularının ortasında altın kumsallarıyla mücevher gibi parlayan adada, ben hep iskeleye demir atmış beyaz bir yelkenlinin düşünü gördüm tuzlu dudaklarını yakmak için sana kendi yaptığım güneşleri getireyim |
| Saat: 13:03 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık