![]() |
Açılır kapılar Alır seni korum damla damla suyuma, ekmeğime, aşıma, kaygıma, sevincime, acıma, umuduma, sabrıma, gücüme Alır seni bölerim parça parça, dağıtırım topraklara, denizlere, geceye, Açılır her sabah kapılar gözlerinde, girerim ışıltılı, yemyeşil bir bahçeye |
Tezatlar Akşamı hey sen de kimsin böyle ufaklık tanımadığım yüzler görüyorum bilmediğim yolların tezat kıvrımlarında sessizce yürüyorum birden devleşen tepenin ardından birkaç damla akşam dökülüyor mağlup dönülen bu son seferin ardından yorgun sabahın şafağı sökülüyor |
Sebebim derler ya... ölümüm senden olur bilinsin ne uçsuz bir kan akışı ne buğusu kadehte rakının, ela ve sonsuz bir teneşir uykusu gözlerinin ağlamaklı bebeğine... acemi zamanlar silinsin ölümüm senden olur bilinsin sen istesen aslında bütün kafiyeleri eskitirsin aklında kalmayacak aklım başka kollar başka sarılmalar ve her defasında alsancak platonik rutubet kokacak aklına bir fikir gelecek bir çift iri memenin kuşkusuna fidye vereceksin bütün iklimlerin feri silinsin ölümüm senden olur bilinsin gözlerin bir içimçaydı bizansta, gözlerin, ela teneşir uykularıma kapanan kırık pencere.. |
Çarem Kalmadı Seni ilk gördüğüm an, O çocuksu gülüşünle O tarifsiz bakışınla Taht kurmuştun kalbime. Bir ömür yaşadık sanki seninle Kırlarda koşuştuk Çiçekler içinde koklaştık El ele, diz dize, göz gözeydik Ne oldu, Nasıl oldu, Unuttun o günlerimizi Çalıverdin tahtını kalbimden Hayalini bıraktın geride Sen vermiştin oysa Gerek yoktu, Çalmana, apansız yitip gitmene Her an düşlerimde Bana delisin deyişin, Attığın kahkahalar. Dayanamıyorum artık Olmuyor Taşıyamıyorum bu hüznü Çekemiyorum hasretini Gelmeyeceğini bilsem de Artık yaşamak haram Ayrılıyorum bu sensiz dünyadan Elveda… |
Artik uzaklardasin... Sen uzaklardayken Ben gidişini cizdim, Yıldızlardan aldığım beyazlarla. Karanlığı tuval yapıp ayrılığı yok ettim. Sen uzaklardayken Ben şiirlerini okudum çatlamış fısıltılarla. Bin kez dokundum yazamadıklarına Anlamaya çalıştım anlatamadıklarını. Sen uzaklardayken Ben senli hayaller kurdum, Kimsesiz çocuklardan çaldığım hayal tozları ile. Yüzüne bakamadım ağlatırsın diye. Sen uzaklardayken Ben kaderimi parçaladım. Yazgımızın değişmesini istedim. Yaşanmış tüm günahları üstlenip ateşinle kavruldum. Sen uzaklardayken Ben göz yaşlarıma sevgimi gömdüm. Dudaklarımdan çıkan her sözcükte hayat bulsun, Yüreğime serpilsin diye. Sen uzaklardayken Ben mum ışığına resmini çizdim. Mum gibi bu ayrılık erisin diye. Sen uzaklardayken Ben, beni bırakıp gittiğin yoldan hiç ayrılmadım. Her giden otobüsün arkasından el sallayıp, Her gelen otobüste inmeni bekledim... Sen uzaklardayken Ben... Hep dönmeni bekledim... |
Gül Okşanmaz Gül okşanmaz koklanır, Okşayınca batıverir dikenleri. Gülümü okşayınca açıyor goncaları, Koklayınca yediveren oluyor kendileri. Gül goncayken güzeldir, Yaşlanınca salıverir kendini. Gülümü küçükken sevdim, Bir ömür geçti halen sevimli. Gülün kırmızısı pembesi, Hepsinin vardır ayrı bir yeri. Gülümün ne kırmızısı ne pembesi, O bir tanedir, bir tane, o da kendisi. Gül sararınca solunca, Gülüm, ayrılınca ölünce. Ben neylerim solan gülü, Gülümsüz geçen bu ömrü. |
ZAMAN YOK! Biliyorum kızgınsın. Kırgınsın. Söylemek istemediğin sözler dilinin ucunda. Hani biraz tutmayıp bıraksan kendini, hepsini yüzüme vuracaksın. Zor duruyorsun. Kibarlığından. Ya da doğru kelimeleri arıyorsun hâlâ... Yok... Boşuna arama. Sevginin arkasında bıraktığın her hece kaybolmuş sayılır... Derin bir kuyuda onlar şimdi; ulaşılmaz, karanlık, dipsiz... Bırak orda kalsınlar. Onlar çirkin. Dokunsan elini, dilini yakarlar. Canını acıtırlar. Benim de... Yüzünden, gözlerinden, dudaklarının titremesinden, bilmediğin bir melodiyi ıslığa dökme çabandan anlıyorum işte, kızgınsın... Senin olmayanları bırak, bana kendi kelimelerinle ulaş... Haydi söyle! Bağır, çağır, yüzüme haykır ama kızgınlığını yüreğinde saklama ne olur... Gözlerini kaçırma benden. Büyütme... Her şeyi hemen şimdi söyle. Affedeceksen şimdi affet beni... Zaman yok. Doğru değil bu kadar uzak olman. Kendini uzaklara vurman... Zaman yetmezmiş gibi, bir de araya mesafeler koyman... Yollar, duraklar doğru değil... Bilesin. Boşuna bu kaçışın... Alıp kendini başka yerlere götürmen yeterli değil. Ben buradayım. Tam burada. Hiç değişmedi yerim. Bildiğin yerdeyim. Bildiğin gibi... Doğru değil bizi parçalaman. Kabul et bunu. İçin böyle istemiyor, farket, anla... Dokunacaksan şimdi dokun bana... Zaman yok. Ben de bekleyebilirim kır çiçeklerinin, ıslak çimenler arasından boy atmasını... Ben de bekleyebilirim ılık lodosların coşturduğu bulanık denizin, küçük sandalları sahilde bir o yana, bir bu yana yatırmasını, ben de... Evet, ben de önce şiirler söyleyebilirim sana, sonra küçük çekingen notlar gönderebilirim. Doğru kelimelerin peşinde, ben de küçük adımlarla dolaşabilirim, ben de... Evet ben de bulduğum ilk aydınlık günde yanına gelip, ilk serin geceyi bekleyebilirim sevdiğimi anlatmak için... Ben de yüreğimi nadasa bırakıp bir süre, bir başıma labirentlerinde dolaşabilirim hayatın, ben de... Ama bunu yapmıyorum görüyorsun. Önce sevdiğimi bilmen gerekiyor diye düşünüyorum. Yaşam bunun ardından geliyor. Adımlarım böyle daha sağlam. Buna inanıyorum, bunu yaşıyorum... Hadi sen de yap bunu. Seveceksen şimdi sev beni... Zaman yok! |
Dil Kendini Konuşur Ben ben demeyen ey sen, kimden bahsediyorsun İstediğin şeyleri, kim için istiyorsun Rengini geç de olsa belli ettin malesef Ne üzülünür sana, ne de edilir esef. Kendimi ifade ediyorsam tabii ki ben derim Karşımdaki anlamazsa anlatmayı neyleyim, Her sözün bir evvelkini yadsıyor, yalanlıyor Bence sözün kendi özünü eksiltip talanlıyor. Herkes kendine benzer, dil kendini konuşur Yanlış bakan gözlerde görüntüler kokuşur Senin dilin bence çok fazla uzamıştır Bir gün gelir aklın ile kalbin fena tokuşur. Gerçek ile yalanı birbirine kattın sen Doğru dürüst olanı fena halde sattın sen Tersine dönmüş yüzün, belli değil gündüzün Yanlış kere yanlışsın, fena halde battın sen. Konuşup dur bakalım, ne kadar çıkar sesin Anlattıkların kimseye vermez esin Sen seni bilmez isen, bildiren biri çıkar Bir patlama noktası vardır mutlak herkesin. Ne kadar patlasam da, ben kendimi bilirim Patlamam tozutmaz hiç, arif olanlar anlar Anlaması gerekenler hala anlamayanlarsa Nasılsa bir gün gelir anlatan biri çıkar. |
ÖZLEMEK Birden özleyiveriyorsunuz... Çoktan unuttuğunuzu sandığınız ya da yalnızca bir kere karşılaştığınız ve özlemek için yeteri kadar tanımadığınız birini bir sabah çılgınca özleyerek uyanıyorsunuz. Rüyalarınız, içinizdeki o gizli, esrarını ele vermez büyücü, siz çarşaflarınızın arasında, bütün tehlikelerden uzak, güvenle yattığınızı sandığınız bir anda, usulca ruhunuza sokulup, sizden habersiz oralara yığılmış cephanelikleri birer birer ateşleyiveriyor. İnfilaklarla sarsılarak uyanıyorsunuz. Hayatınızda olmayan birini hayatınıza almak, ona dokunmak, onun sesini duymak için kıvranırken buluveriyorsunuz kendinizi... Özlemek, o yakıcı istek, bilinen herşeyi ve önem sırasını değiştiriveriyor. Özlediğiniz ise çok uzaklarda... Yanında olmasını istediğiniz halde yanınızda olmayan bir tek kişi, yanınıza bile yaklaşmadan, hatta onu özlediğinizden ve onu istediğinizden haberdar bile olmadan, bütün hayatı, bütün görüntüleri eritip başka kılıklara sokuyor... |
Bülbül Bütün dünyaya küskündüm, dün akşam pek bunalmıştım: Nihayet bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım. Şehirden çıkmak isterken sular zaten kararmıştı; Pek ıssız bir karanlık sonradan vadiyi sarmıştı. Işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hilkat kesilmiş lâl... Bu istiğrakı tek bir nefha olsun etmiyor ihlâl. Muhitin hali "insaniyet"in timsalidir sandım; Dönüp maziye tırmandım, ne hicranlar, neler andım! Taşarken haşrolup beynimden artık bin müselsel yâd, Zalâmın sinesinden fışkıran memdûd bir feryad. O müstağrak, o durgun vecdi nâgâh öyle coşturdu: Ki vadiden bütün, yer yer, eninler çağlayıp durdu. Ne muhrik nağmeler, ya Rab, ne mevcamevc demlerdi: Ağaçlar, taşlar ürpermişti, güya Sur-ı mahşerdi! -Eşin var âşiyanın var, baharın var ki beklerdin. Kıyametler koparmak neydi ey bülbül, nedir derdin? O zümrüt tahta kondun, bir semavi saltanat kurdun, Cihanın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun! Bugün bir yemyeşil vâdi, yarın bir kıpkızıl gülşen, Gezersin hânumânın şen, için şen, kâinatın şen! Hazansız bir zemin isterse, şayet ruh-ı serbâzın, Ufuklar, bu'd-i mutlaklar bütün mahkûm-ı pervâzın. Değil bir kayda, sığmazsın kanatlandın mı eb'ada Hayatın en muhayyel gayedir âhrara dünyada. Neden öyleyse matemlerle eyyâmın perişandır, Niçin bir katrecik göğsünde bir umman huruşandır? Hayır matem senin hakkın değil, matem benim hakkım; Asırlar var ki aydınlık nedir hiç bilmez afakım. Teselliden nasibim yok, hazan ağlar baharımda Bugün bir hanumansız serseriyim öz diyarımda. Ne hüsrandır ki: Şark'ın ben vefâsız, kansız evlâdı, Serapa Garba çiğnettim de çıktım hâk-i ecdâdı! Hayalimden geçerken şimdi, fikrim herc ü merc oldu, Salahaddin-i Eyyubi'lerin, Fatih'lerin yurdu. Ne zillettir ki: nâkûs inlesin beyninde Osman'ın; Ezan sussun, fezâlardan silinsin yâdı Mevlâ'nın! Ne hicrandır ki: en şevketli bir mâzi serâp olsun; O kudretler, o satvetler harâb olsun, türâb olsun! Çökük bir kubbe kalsın ma'bedinden Yıldırım Hân'ın; Şenâatlerle çiğnensin muazzam Kabri Orhan'ın! Ne heybettir ki: vahdet-gâhı dînin devrilip, taş taş, Sürünsün şimdi milyonlarca me'vâsız kalan dindaş! Yıkılmış hânmânlar yerde işkenceyle kıvransın; Serilmiş gövdeler, binlerce, yüz binlerce doğransın! Dolaşsın, sonra, İslâm'ın harem-gâhında nâ-mahrem... Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem! Mehmet Akif Ersoy |
| Saat: 02:27 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık