![]() |
En Genç Karadelik En Genç Karadelik Heyecanlandırdı NASA’ya ait Chandra gözlem uydusu, amatör bir gözlemcinin de yardımıyla bugüne kadar bilinen en genç karadeliğin izine rastladıAmerikalı gökbilimciler, M100 galaksisi içinde 31 yıldır çalıştıkları bir cismin karadelik olduğundan emin olduklarını açıkladılar. Gözlemin genel kabul görmesi halinde, bu Dünya'ya en yakın ve en genç karadelik olarak kayda geçmiş olacak. Her şey 1979 yılında Washington yakınlarında amatör bir gözlemcinin karadeliğin izine rastlamasıyla başladı. Karadeliği takibe alan Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) yetkilileri, kanıtları 31 yıl sonra kamuoyuyla paylaşıyor.Süpernova kalıntısı olan SN 1979C, ABD Uzay Ajansı'na bağlı bir uydu ile yine Avrupa Uzay Ajansı'nın XMM-Newton Gözlemevi'nden ve Alman uzay aracı Rosat tarafından 31 yıldır gözleniyordu. Ancak cismin yüksek ihtimalle bir karadelik olabileceğine dair gözlem NASA'nın X ışınlarına hassas olan Chandra adlı uydusu sayesinde gerçekleştirildi. X ışınları altında parlak olarak gözlenebilen uzay cismi, 1979 yılında bir yıldız patlamasının gözlendiği noktada bulunuyor. Işığın dünyaya ulaşma süresi gözönüne alındığında, patlamanın 50 milyon yıl önce meydana gelmiş olabileceği tahmin ediliyor. Açıklamada, cisimden gelen X ışınlarının kaynağının 1995 yılından bu yana belirli bir boyutta sabitlendiği ve bunun da cismin karadelik olduğuna işaret ettiği bildiriliyor. Bulunan potansiyel karadeliği diğerlerinden ayıran bir özellikse doğum tarihinin kesin olarak biliniyor olması. Bilimciler, bir karadeliğin ortaya çıktığı tarihi bilmenin diğer karadeliklerin fiziksel yapısı hakkında önemli bilgilere ulaşmakta önemli rol oynayacağını belirtiyorlar.Güneşin 20 kat büyüklüğündeki bir yıldızın patlaması sonucunda ortaya çıkmış olan karadelik, Dünya'dan 50 milyon ışıkyılı uzaklıkta bulunuyor. NASA ekibi, dünya bazında oldukça uzak gelen bu mesafenin, evrenin büyüklüğüyle kıyaslandığında adeta arka bahçemiz kadar yakın olarak kabul edilebileceğine dikkat çekiyorlar. Kaynak: BBC Türkçe(16 Kasım 2010 Salı/TSİ:11:39) |
Mars 'Çekirgesi' Kızıl Gezegeni Keşfedecek Mars Çekirgesi Araç altı yıllık görevi boyunca gezegende 650 kilometre kat edebilecek – Bu NASA’nın Spirit Rover aracının yedi senede kat ettiği 24 kilometrenin çok üstünde bir değer. Yenilikçi araç Mars’ın atmosferindeki karbondioksiti alıp sıkıştırarak yakıta dönüştürecek, sonra da tıpkı bir roket gibi dışarı püskürterek hareket edecek. Leicester Üniversitesi’nden araştırmacılar büyük tasarımlarını Proceedings of the Royal Society A dergisinde tanıttılar. Dr. Nigel Bannister aracın çalışma prensibini şöyle açıkladı; ‘Bu aracın kalbinde radyo izotoplu bir ısı kaynağı bulunuyor. Bu kaynak nükleer bozunum ilkesini temel alıyor. Bu ısı kaynağı iki farklı biçimde kullanılacak. Birinci modda, iticiye (yakıta) ısı enerjisi vererek onun aracın dışına püskürmesini sağlayacak. Yakıt CO2 bakımından zengin atmosferden toplanacak. Dolayısıyla her sıçramadan sonra yeniden yakıt almak için güç kaynağı elektrik gücü üreten ikinci moduna geçirilecek. Bu elektrik gücü bir kompresörü tahrik edecek, o da Mars atmosferinden karbondioksit toplayacak ve onu depolarda sıkıştıracak.’ Kaynak: Ntvmsnbc(21 Kasım 2010 Pazar/TSİ:14:51) |
Satürn'ün Uydusunda Oksijen Satürn'ün Uydusunda Oksijen Bulundu Yeni keşfe göre Satürn’ün ikinci büyük uydusu olan Rhea, oksijen ve karbondioksitten oluşan ince bir atmosfere sahip.Bu yılın başlarında NASA’nın Cassini uzay aracı Rhea’nın kuzey kutbunun 97 km yakınından geçerken bir spektometre vasıtasıyla atmosferi ‘kokladı’. Daha önce Jüpiter’in Europa ve Ganymede uydularında uzaktan gösterilmiş olsa da bu oksijenin bizzat yerinde tesbit edildiği ve bunun yanında halkalı gezegenin uydularında saptanan ilk keşif. Güneybatı Araştırma Enstitüsü’nden Dr. Ben Teolis ve arkadaşları tarafından Science dergisinde yayınlanan bulguların, Güneş Sistemi’nin 3,5 milyar yıl önceki kimyasal yapısına ilişkin yeni bakış açıları sunacağı belirtiliyor. Araştırmacılar oksijenin, Satürn’ün manyetosferik plazmasındaki ışıldama tarafından salındığını ve oksijenin büyük miktarının uydunun buları içinde halen kilitli olduğunu düşünüyorlar. Bunun yanında karbondioksit kaynağı ise gizemini koruyor. Araştırma makalesi atmosferik karbondioksitin varlığını, ilkin karbondioksitin Rhea’nın buzları içinden fışkırması ya da yüzeydeki su molekülleri, radyolitik oksijen ve karbonlu mineraller arasında gerçekleşen radyoliz tepkimelerine dayandırıyor. Rhea’nın atmosferinde bulunan oksijen insan yaşamı için yeterli oranda değil. 1 metreküplük havada yaklaşık 50 milyar oksijen molekülü bulunuyor ki bu da Dünya’dakinin yüzde 0.00000001’ine denk geliyor. Avustralya Ulusal Üniversitesi Gezegenbilim Enstitüsü’nden Dr. Marc Norman bu bulguların da gösterdiği gibi uzayda oksijenin varlığının her zaman canlılığa işaret olmayacağına dikkat çekiyor, “Dünya dışı yaşam arama çalışmalarında, her oksijen tesbit ettiğimizde bunu canlılığa ilişkin bir kanıt olarak sunmadan önce biraz daha dikkatli olmalıyız.” Kaynak: sciencemag(26 Kasım 2010;11:41) |
Evren Daha mı Yaşlı? Evren Daha mı Yaşlı? Araştırmaya göre evreni dolduran mikrodalga radyasyonda, Büyük-Patlama’dan önce meydana gelmiş olayların kanıtları görülebilir. Evrenin erken evre resmindeki eşmerkezli daireler, Büyük Patlama öncesindeki şiddetli olayların habercisi. Yeni çalışma, evrenimizin aslında 13,7 milyar yıl önce başlamadığını ve büyük patlamalar ile dev karadelik çarpışmaları arasında sonsuz bir süredir döngü halinde bulunduğunu öne sürüyor. Araştırmayı yapan Oxford Üniversitesi’nden Prof. Roger Penrose ve Yerevan Devlet Üniversitesi’nden Vahe Gurzadyan, hipotezlerini NASA’nın uzay aracı Wilkinson Mikrodalga Eşyönsüzlük Sondası’sından (W-MAP) sağladıkları veriler ışığında hazırlamışlar. W-MAP, yedi yıllık görevi boyunca Büyük Patlama'nın kalıcı görüntüsü diyebileceğimiz kozmik mikrodalga arkaplan radyasyonunu (CMB) çalışmış. Büyük Patlama'dan 300.000 yıl sonrasına tarihlenen CMB, artık -270 santigrat derece civarına soğumuş durumda. Sıcaklıktaki küçük değişimler, gökada ve süperkümelerin tohumları olan yoğunluk farklarını temsil ediyor. Bugün kabul gören ‘şişme teorisi’ bu yoğunluk farklarının, Büyük Patlama'dan nanosaniyeler sonra meydana gelen şişme döneminde, bir bezelye tanesi büyüklüğünden genleşen evren nedeniyle rastgele olduklarını kabul ediyor. Bu ilkin gelişigüzelliğe karşın bilimciler erken evrenin karmaşık maddelerin oluşabilmesi için düşük bir entropi yani yüksek bir düzen içinde bulunduğunu düşünüyorlar. Fakat Penrose’un düşüncesi, şişme teorisinin ilk başta neden böyle düşük bir entropi halinin bulunduğunu açıklamadığı yönünde. Araştırmacının ‘döngüsel kozmoloji’ fikri, sonunda karadeliklerin evrendeki tüm maddeyi yutacaklarını ve en nihayet buharlaşarak salt enerjiden meydana gelen düşük entropi halinde bırakacaklarını öne sürüyor. Böylece bir döngü sona erecek ve bir sonraki büyük patlamayla bir yenisi başlayacak. Penrose ve Gurzadyan, CMB’de görülen eşmerkezli dairelerin büyük patlamadan eski olduklarını ve bunun da teorilerini desteklediğini söylüyorlar. Araştırmacılara göre bu daireler, son büyük patlamadan önce meydana gelmiş olan dev karadelik çarpışmaları sonucu oluşmuş şiddetli çekimsel radyasyon dalgalarının izdüşümleri. Avustralya Astronomik Gözlemevi yöneticisi Dr. Matthew Colliss çalışmayı hem teori hem de dayandığı kanıtlar açısından oldukça tartışmalı buluyor, “Eğer ispatlanırsa gerçekten de olağanüstü bir bulgu fakat bu aşamada oldukça dikkatli olunması gerekiyor. Bu kadar fazla veri ortadayken sadece görülmesi istenen desenin görülmediğinden emin olunması gerekir. Daha sağlam kanıtlar ortaya konulana değin teoriye belirli bir şüphe içinde yaklaşmayı tercih ediyorum.” Her iki araştırmacı da fikrin, kozmik mikrodalga arkaplan radyasyonunu daha önce elde edilememiş bir duyarlılıkla ölçmek üzere tasarlanan Planck teleskobu sayesinde ileri düzey analizlerle kontrol edileceğini belirtiyorlar. Kaynak: Ntvmsnbc(29 Kasım 2010 Pazartesi/TSİ:12:35) |
Uzayda Yaşam Uzayda Yaşam Bulundu mu? Amerikan uzay ajansı NASA, dünya dışı yaşama dair bir bilimsel keşifle ilgili basın toplantısı düzenleyeceğini açıklayarak, özellikle internette yankı uyandırdı. NASA kendi web sitesinden yaptığı açıklamada, 2 Aralık perşembe günü Türkiye saati ile 21:00'de, Dünya dışı yaşamın kanıtlarının araştırılması konusunda önemli sonuçları olacak bir astrobiyolojik bulguyu tartışmak için basın toplantısı düzenleyeceğini belirtti. Basın toplantısı Washington'da yapılacak ve internet sitesi üzerinden de canlı olarak izlenebilecek. Uzay ve Dünya dışı yaşam sevdalıları, bu açıklamanın ardından internet bloglarında çok sayıda spekülasyon üretirken, NASA, ünlü Science dergisinin koymuş olduğu yayın ambargosu nedeniyle keşifle ilgili hiçbir ayrıntıyı şu an vermiyor. NASA'nın basın toplantısına katılacak isimler arasında, kurumun astrobiyoloji programını yöneten Mary Voytek, Amerikan Jeofizik Enstitüsü (USGS) astrobiyoloji araştırmacısı Felisa Wolfe-Simon, NASA'nın Goddard uzay merkezi astrobiyoloji uzmanı Pamela Conrad, Uygulamalı Moleküler Evrim Vakfı seçkin üyesi Steven Benner ve Arizona Üniversitesi Profesörü James Elser bulunuyor. Astrobiyoloji, evrende yaşamın kökeni ve evrimi dahil olmak üzere, yaşamın bulunabileceği yerler ile nasıl devam ettiğini inceleyen bilim dalı. Kaynak: Ntvmsnbc-Ajanslar(02 Aralık 2010 Perşembe/TSİ:12:01) |
Uzayda Değil,Dünya'da Yeni Bir Yaşam Formu NASA, merakla beklenen basın toplantısında DNA'sında fosfor yerine arsenik kullanabilen yeni bir bakteri türünün keşfedildiğini açıkladı Amerikan Havacılık ve Uzay Ajansı'nın (NASA) düzenlediği basın toplantısında tanıttığı yeni keşif, Kaliforniya'daki Mono Gölü'nde bulunan ve canlılar için çok kuvvetli bir doğal zehir olan arsenikte çoğalabilen bir bakteri. Canlılar için oldukça zehirli olduğu bilinen arseniği tolere eden canlılar zaten biliniyordu. Fakat NASA tarafından finanse edilen araştırmaya göre, yeni keşfedilen bakteri yalnızca arsenikte yaşamakla kalmıyor, aynı zamanda bu kimyasalı kendi hücresel mekanizmasında kullanabiliyor. Dünya üzerindeki tüm yaşam DNA, proteinler ve yağları oluşturmak için altı bileşeni kullanıyor: karbon, hidrojen, azot, oksijen, fosfor ve kükürt. En küçük amipten en büyük balinaya ya da bitkilere kadar tüm canlılar aynı yapıtaşlarına sahipler. Yani DNA bloklarımız birbirleriyle tam olarak uyumlular. Keşfedilen bakteriyse DNA'sındaki fosfor elementi yerine zehirli bir kimyasal olan arseniği kullanabiliyor. Bu, yaşama ve canlıların nasıl türediklerine yönelik bakış açımızı kökünden değiştirecek önemli bir gelişme. Konuya ilişkin çalışmalar birkaç yıl önce, yazılmamış biyoloji yasaları olabileceği ve dünya üzerinde değişik yaşam biçimlerinin bulunabileceği olasılığı konusunda üç bilimadamı arasındaki tartışmalardan çıkmış. Amerikan Jeofizik Enstitüsü (USGS) astrobiyoloji Profesörü Felisa Wolfe-Simon, Arizona Üniversitesi'nden Ariel Anbar ve Paul Davies adlı araştırmacılar, 2009'da yayınladıkları ortak çalışmalarında, dünyadaki bazı yaşam biçimlerinde arseniğin elementlerin periyodik tablosunda birbirine yakın olduğu fosforun yerini alabileceğini belirttiler. Halomonadaceae ailesine ait GFAJ-1 soyu bakteriler, DNA'larında fosfor elementi yerine arsenik bağlayabiliyor. Bunun üzerine Felisa Wolfe-Simon ve ekibi, yüksek düzeyde tuz ve arseniğin bulunduğu Kaliforniya'daki Mono Gölü'nde bu teorisini deneylerle ortaya koymak için çalışmalara başlamış. Gölün tortularından aldıkları numunelerde bulunan bakterileri çok miktarda arsenik ve çok az miktarda fosfor içeren laboratuvar şartlarında büyütmeye çalışmışlar. Ortamdaki arsenik miktarını gittikçe artıran araştırmacılar beklenenin tersine, Halomonadaceae ailesine ait GFAJ-1 soyu bakterilerin kimyasaldan olumsuz etkilenmek yerine bunu hücre mekanizmalarında tam anlamıyla kullanmaya başladıklarını görmüşler. Hatta bakterilerin DNA'larındaki fosforun yerine arseniği kullanmaya başlamaları araştırmacılar arasında hayret uyandırmış. Bilimciler bunun bilinen bir bakteri olduğunu fakat şimdiye kadar kimsenin 'arsenik gibi yaşam düşmanı bir ortamda gelişimin' olabileceğini düşünmediğini, farketmediğini kaydediyorlar. Profesör Anbar, buradaki yeni olan unsurun, altı temel unsurun dışındaki bir kimyasal olan arseniğin bir organizma için yapıtaşı olarak kullanılması olduğunun altını çiziyor. Canlılığa ait farklı bir kökenin olup olmadığı konusundaki sorulara yönelik olarak şu an genel kabul gören kanı, bu bakterilerin yeni bir kökenden çok, güçlü bir evrimsel adaptasyon sürecinin kanıtı oldukları şeklinde. Bu da Dünya dışı yaşam arayışında, tamamen farklı kimyasal yapıya sahip olabilecek, yeni koşullara hızla adaptasyon sağlayabilecek canlıların da mümkün olduğuna odaklanan teoriye büyük bir destek sağlıyor. Kaynak: Ntvmsnbc-Ajanslar(03 Aralık 2010 Cuma/TSİ:10:42) |
'Çok Gizli' Mekik Görevden Döndü Uzay Aracı X-37B Amerikan Hava Kuvvetlerinin yedi ay önce uzaya fırlattığı, görev ve amacı açıklanmayan, küçük bir mekiğe benzeyen insansız uzay aracı X-37B, bu sabah erken saatlerde Vandenberg Hava Kuvvetleri Üssü'ne indi. Amerikan Hava Kuvvetleri'nden yapılan açıklamada, 22 Nisanda Florida'daki Cape Canaveral'den fırlatılan ve 220 gündür yörüngede dolaşan esrarengiz uzay aracının ilk uçuşunu ve yörüngedeki deneylerini başarıyla yerine getirdiği belirtildi. Amatör astronomlar, esrarengiz aracın güzergahının ABD ordusunun özellikle ilgilendiği Irak, İran, Pakistan, Afganistan ve Kuzey Kore gibi ülkelerin üzeri olduğuna dikkati çekerek, aracın 408 km irtifada bulunduğunu ve dünyanın çevresini her 90 dakikada bir turladığını belirtmişlerdi. Amerikan Savunma Bakanlığı (Pentagon) yetkilileri, uzay aracının yeni bir silah olmadığı ancak yerdeki askeri tesis ve kuvvetlere yardım ve destek amacıyla kullanılacağı yönünde ısrarlı açıklamalar yapmışlardı. 10 yılı aşkın bir süredir geliştirilmekte olan X-37B (Yörünge Test Aracı) adlı robot uzay aracı, 8,9 metre uzunluğa ve 4,5 metre kanat genişliğine sahip. Askeri yetkililer, güneş panelleri sayesinde uzun süre uzayda kalabilen bu aracın yeni teknolojileri denemek için bir yörünge laboratuvarı olarak kullanılacağından başka ayrıntı vermemişti. Uzmanlar, Pentagon'un bu robot uzay aracının askeri bir projesi olduğunu, yoksa hükümetin bunun için bu kadar para ve mali kaynak ayırmayacağına işaret ediyor. Başta bir NASA projesi olan, ancak 1999'da Hava Kuvvetlerine geçen X-37B, Boeing firması tarafından yapıldı. Esrarengiz uzay aracı yörüngeye oturduktan sonra güneş panelleri ve lityum-iyon bataryalarından sağladığı elektrikle çalışmaya başladı. Hava Kuvvetleri, gelecek yıl ikinci bir X-37B fırlatmayı planlıyor. Uzay mekiklerinin bu yılın sonunda emekliye ayrılmasından önce üretilen yeni uzay aracı, şimdiye dek gizli tutulan bir proje olsa da Cape Canaveral'daki fırlatmanın ardından epey ses getirmişti. Uzmanlar, aslında bir NASA projesi olan X-37B'nin uzayda ne kadar kalacağının, görevinin ne olacağının ve ne amaçla tasarlandığının bilinmediğine işaret ederken çok sayıda ülkenin, özellikle Çin'in, uzayın askeri amaçlı keşfine soyunduğu bir dönemde, bu uzay aracının spekülasyon konusu olabileceğini belirtiyor. Deneme uçuşunun başarılı olmasının, yörüngeye yeniden kullanılabilir ticari uzay gemilerinin gönderilmesi yönünde önemli bir gösterge olacağını ifade eden uzmanlar, 10 yılı aşkın süredir üzerinde çalışılan ve yüz milyonlarca dolar harcanan X-37B'nin uzaydan silah atabilecek bir tür insansız savaş uçağı olarak da kullanılabileceğini ileri sürmüştü. Amerikan Hava Kuvvetleri yetkilileri, daha önceki açıklamalarında, uzaya insan göndermeksizin NASA'nınki gibi bilimsel deneyleri yapacak ve küçük yükleri dünyaya getirecek bir uzay aracına ihtiyaçları bulunduğunu belirtmişti. Kaynak:Ntvmsnbc-Ajanslar(03 Aralık 2010 Cuma/TSİ:15:54) |
Güneş İpliği Güneşteki Alevden İplik Güneşteki patlamalar sonucu oluşan yaklaşık 700.000 kilometre uzunluğundaki bu güneş ipliği, yıldızın süper sıcaklıktaki atmosferinden yükselen yoğun, manyetik gazlardan meydana geliyor. Daha soğuk durumdaki plazma, sıcak ve iyonize gazlardan meydana gelen taç kısmına doğru ilerleyerek bazen birkaç ay boyunca asılı kalan devasa kavisleri meydana getiriyor. İplikçiğin Güneş üzerinde görülen kısımları atmosferden çok daha soğuk olduğundan daha karanlık bir renge sahip. Görülen en büyük iplikçiklerden biri olan devasa oluşumun atmosferde birkaç saatten daha fazla asılı kalacağı düşünülmüyor. Bu patlamaların Dünya’ya doğru yolladığı iki tip elektrik yüklü parçacık dalgası nedeniyle olağanüstü kuzey ışıkları meydana geliyor. Dünya ile Ay arasındaki mesafenin iki katına ya da Dünya çevresinin neredeyse 20 katına ulaşan büyüklüğüyle bu son patlamanın da aynı etkiye yol açıp açmayacağı ise bilinmiyor. Kaynak: BBC Türkçe(07 Aralık 2010 Salı/TSİ:14:12) |
Akatsuki'den Kötü Haber Akatsuki Sondası Görevini Başaramadı Japonya tarafından yakın komşumuz Venüs hakkında önemli veriler toplaması için gönderilen Akatsuki sondası görevini başaramadı. Japon Uzay Araştırma Ajansından yapılan açıklamada, iki yıllık bir görevle gezegene gönderilen sondanın Güneş'in çekim kuvveti etkisine girdiğinin düşünüldüğü açıklandı. Sondanın motorlarının uygun pozisyona gelecek kadar ateşlenmemesi nedeniyle yörüngeye oturamadığını kaydeden yetkililer, "Ancak sonda çalışıyor gibi görünüyor. Bundan 6 yıl sonra tekrar Venüs'ün yakınından geçerken yörüngeye oturtulması tekrar denenebilir" şeklinde konuştu. 1970'lerde Dünya'nın yörüngesine ilk uydu yerleştiren Asya ülkesi olan ve güvenilirliği yüksek H-2 roketlerini geliştiren, ancak hiçbir zaman insanlı uzay uçuşları girişiminde bulunmayan Japonya, Venüs'un volkanik faaliyetini incelemek, kalın bulut tabakası ve ikliminden veriler sağlamak, ayrıca gezegene yıldırım düşüp düşmediğini anlamak üzere tasarlanan Akatsuki'yi 20 Mayıs tarihinde fırlatmıştı. Görevini yerine getirmek üzere kızılötesi kameralar ve diğer cihazlarla donatılan 300 milyon dolar değerindeki sondanın, bugün azami 300 kilometre yaklaşacağı Venüs'ün etrafında elips bir yörüngeye oturması bekleniyordu. NASA 1978'de, Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ise 2006'da Venüs'e birer sonda göndermişti. Kaynak: Ntvmsnbc-Ajanslar(08 Aralık 2010 Çarşamba/TSİ:11:43) |
Ejder Yuvaya Döndü Amerikan havacılık şirketi SpaceX'in 8 aralıkta uzaya fırlattığı kapsül Dünya'ya başarıyla döndü Nasa'nın uzaya ulaşımını özel sektöre devretme programı çerçevesinde SpaceX firmasına sipariş ettiği Dragon kapsülü Falcon 9 füzesi 8 aralık 2010 TSİ'le 17:43'te uzaya gönderilmişti. Kapsül Dünya'nın yörüngesinde iki deneme turu attıktan sonra okyanusa iniş yaptı. Böylece NASA'ya ait kargoları ve muhtemelen astronotları, güvenle Uluslararası Uzay İstasyonu'na taşıyabileceğini gösterdi. Şirket iki deneme uçuşu daha gerçekleştirecek. 'Dragon' adlı kapsül, Dünya'da özel bir şirketin yörüngeye gönderdiği ilk uzay aracı olma ünvanını taşıyor. NASA önümüzdeki yıl mekik uçuşlarına son vereceğini açıklamış ve görevi SpaceX gibi özel şirketlere devredeceğini duyurmuştu. Orbital Sciences adlı şirket de önümüzdeki yıl içinde 'Taurus 4' roketiyle birlikte 'Cygnus' kapsülünün deneme uçuşlarını gerçekleştirmeye hazırlanıyor. Kaynak:Ntvmsnbc(09 Aralık 2010 Perşembe/TSİ:16:25) |
Altın Uzaydan mı Geldi? Altın Uzaydan mı Geldi? Bilimcilerin son araştırmasına göre Dünya, üzerindeki element bolluğunu milyarlarca yıl önce yaşanan gökcismi çarpışmalarına borçlu. Amerikalı bilim adamlarının araştırmasına göre, altın ve platin gibi değerli elementler Dünya, Ay ve Mars'a 4,5 milyar yıl önceki dev çarpışmalar sonucu geldi. ABD'nin Colorado eyaletindeki Boulder'da bulunan Southwest Araştırma Enstitüsü'nden bilim adamları, gezegenin oluşumunun son aşamasında, büyük olasılıkla Plüton kadar büyük bir gök cisminin, bir başka büyük objenin çarptığı Dünya ile şiddetle çarpıştığını belirttiler. Araştırmacılar, Mars ve Ay'ın da daha küçük ancak hala tahrip edici şokları soğurduğunu kaydettiler. Araştırmanın başında yer alan Bill Bottke, altın, platin, palladyum ve diğer "siderofil" adı verilen elementlerin (demirle birlikte bulunma eğilimi gösteren, atomik özelliği nedeniyle diğer elementlerle kimyasal bileşimler yapmaya elverişli olmayan nabit metal halinde elementler) demirle kuvvetli çekim gücü bulunduğunu ve demiri Dünya, Ay ve Mars'ın çekirdeğine doğru takip etmiş olmaları, böylece bu metallerin bu gezegenlerin manto ve kabuğunda seyrek kalmış olması gerektiğini belirtti. Ancak değerli metallerin bu gök cisimlerinin üst katmanlarında da önemli miktarda bulunduğunu söyleyen Bottke, "Bu elementlerin bolluğu şaşırtıcı. İnsanlar merak ediyor, bu nasıl olabilir diye. Yıllardır bunu tartışıyorlar" dedi. Bottke ve meslektaşlarının teorisine göre, siderofiller, çekirdeğin oluşumundan hemen sonra, tam bir gezegen boyutuna ulaşmış gök cisimlerinden daha küçük gezegensilerle çarpışarak, yeniden Dünya'ya enjekte oldular. Bu bombardımanın yaklaşık 4,5 milyar yıl önce, güneş sisteminin gezegen oluşumunun sonlarına doğru meydana geldiğini belirten araştırmacılar, bunun, Mars boyutunda bir gök cismiyle çarpışmayla on milyonlarca yıl süreçte ve çarpışma sonucu Dünya'dan kopan bir parçanın da Ay'ı ortaya çıkarmış olabileceğini kaydettiler. Kaynak:Ntvmsnbc-Ajanslar(12 Aralık 2010 Pazar/TSİ:15:12) |
Uzay Gemisi Soyuz TMA 20 Soyuz Uzay Yolculuğuna Hazır Rus uzay gemisi Soyuz TMA 20, onarılarak yeni uzay yolculuğuna hazır hale getirildi. Ekim ayında meydana gelen arızanın ardından Rus Soyuz uzay aracı bakıma alınmıştı. Rus Ulusal Uzay ajansı Roscosmos başkanı Anatoly Perminov, "Soyuz TMA 20'nin zarar gören bütün parçaları değiştirildi ve son kontrolleri yapıldıktan sonra demiryolu ile Kazakistan'daki Baykonur Uzay Üssü'ne getirildi" açıklamasını yaptı. Soyuz TMA 20 uzay aracı yeni uzay görevini Rus Dmitry Kondratyev, Amerikan Catherine Coleman ve Avrupalı Paolo Nespoli'den oluşan bir ekiple Uluslararası Uzay İstasyonu'na gerçekleştirecek. 10. yılını tamamlayan ve çok uluslu bir çalışma olan Uluslararası Uzay İstasyonu'na astronotları götürecek olan Soyuz TMA 20, önümüzdeki yıldan itibaren Amerikan Uzay Mekiği programının sonlandırılmasıyla birlikte istasyonun yeryüzüyle tek bağlantısı olacak. Kaynak:Ntvmsnbc-Ajanslar(13 Aralık 2010 Pazartesi/TSİ:13:20) |
Göktaşı Yağmuru Göktaşı Yağmuru Bu Gece TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi'nin 2010 yılı gök olayları yıllığında açıklanan 'İkizler Göktaşı Yağmuru', 7 Aralık'ta başladı ve 17 Aralık'a kadar sürecek. 13-14 Aralık tarihlerinde zirveye ulaşacak olan şölende, 1 saatte 120 göktaşı dünyaya düşecek. Atmosfere İkizler Takımyıldızı bölgesinden geldiği için 'İkizler Göktaşı Yağmuru' olarak adlandırılan bu şölende, gökteki cisimlerin hareketi diğer göktaşı yağmurlarına göre daha yavaş olacağı için rahatlıkla izlenebilecekler. Sayılarının fazla olmasının yanı sıra, çok renkli olmaları nedeniyle de en yüksek seyir zevkine hitap edecek olan göktaşı yağmuru, 13-14 Aralık tarihlerinde gece yarısından itibaren ışığın en az ve havanın açık olduğu bölgelerde görülebilecek. Seyir sırasında teleskop ya da dürbün kullanılmaması gerektiği uyarısında bulunan uzmanlar, yağmurun çıplak gözle izlenmesi tavsiyesinde bulundu. Beyaz, sarı, kırmızı, yeşil ve mavi renklerden oluşan göktaşı şöleninin saat 22.00 sıralarında başlayacağını belirten uzmanlar, saat 02.00 gibi en yoğun seviyeye ulaşacağını bildirdiler. Kaynak:Ntvmsnbc-Ajanslar(13 Aralık 2010 Pazartesi/TSİ:16:21) |
Halkalı Gezegende Dev Kasırga Satürn’de Şiddetli Kasırga Geçtiğimiz beş yıllık süre boyunca etkisini gösteren olayın Güneş sistemi’nde bugüne değin kaydedilmiş en uzun soluklu kasırga olduğu belirtiliyor. Uzay aracı Cassini'nin gönderdiği görüntülerin incelenmesinin ardından, hızı saatte 245 kilometre olan kasırganın oluşturduğu girdabın 4 bin kilometre genişliğinde olduğu ortaya çıkarıldı. Konuyla ilgili araştırmayı kaleme alan Teresa del Rio-Gaztelurrutia yaptığı açıklamada, "Gözlemlerimize göre, Satürn'de tesbit ettiğimiz kasırga, Güneş sistemimizde yer alan en büyük iki gezegen olan Jüpiter ve Satürn'de meydana gelen kasırgaların en uzun süreni" şeklinde konuştu. Matematiksel bilgisayar benzetimleriyle analiz edilen keşif, gezegenin döndüğü yöne doğru esen kasırgaların genellikle uzun sürmediğine yönelik bilgilerle çeliştiğinden, oldukça ilgi çekici konumda. 1997 yılının Ekim ayındaki fırlatılışının ardından 2004'te Satürn'ün yörüngesine giren Cassini uzay aracının bulguları bununla da kalmıyor. Araç, Satürn'ün en büyük uydusu olan Titan'da da buz püskürttüğü tahmin edilen bir dağ tespit etmiş durumda. Dağdan sıcak magma ve kül yerine buz ve hidrokarbonlar fışkırdığı öngörülüyor. Cassini uzay aracından gelen veriler doğrultusunda bir çok bölgesi üç boyutlu olarak modellenen Satürn'ün uydusu Titan'da buz püskürten bir dağ tesbit edildi Cassini'nin, uydunun bazı bölgelerini üç boyutlu olarak haritalandırdığını dile getiren ABD Jeofizik Enstitüsü'nden Randolph Kirk, "Cassini'nin fotoğraflarına baktığımızda, İtalya'daki Etna ve İzlanda'daki Laki Yanardağları'nın etrafındaki yer şekillerini andıran donmuş akıntılar görüyoruz" dedi. Kaynak:Ntvmsnbc-Ajanslar(16 Aralık 2010 Perşembe/TSİ:11:43) |
Yeni Gaz Devi Gezegen Jüpiter'in Bulunduğu Gezegen Sınıfından Yeni Gaz Devi Gezegen Dr. Al Subai’nin önderliğindeki astronom ekibi, Arizona’daki Smithsonian Gözlemevi’nde bulunan 150 cm çapındaki teleskobu çevresinde dolaşan gezegenler konusunda en kuvvetli adaylara çevirmişler. Bunun yanında geniş açılı kameralar da, yılın başından bu yana havanın açık olduğu her gece kayıt almaya devam etmişler. Elde edilen görüntülerin analizi aday yıldızların sayısını birkaç yüze kadar indirmiş. Özellikle yaydığı ışıkta kırpışmaların olduğu yıldızlara odaklanan ekibin çabaları olumlu sonuç vermiş. Dünya’mızdan 550 ışıkyılı uzaklıktaki K sınıfı bir turuncu yıldızın çevresini turlayan gezegen bu şekilde keşfedilmiş. Qatar-1b adı verilen gezegen, aralarında Jüpiter’in de yer aldığı gaz devleri sınıfının bir üyesi. Çapı Jüpiter’den yüzde yirmi daha büyük ve yüzde 10 daha fazla kütleye sahip olan gezegenin yüzey sıcaklığının 1000 santigrat derecenin üzerinde olduğu hesaplanmış. Kendisinden yalnızca 3,5 milyon kilometre uzaklıkta bulunan yıldızının çevresini 1,4 Dünya gününde turluyor. Yani gezegenin bir yılı 34 saatten meydana geliyor. Yıldızıyla sıkı bir çekim ilişkisi içinde yer alan gezegenin yıldıza bakan yüzü hep aynı. Bu da kendi etrafındaki bir dönüşünün de 34 saatte tamamlanması demek. Kaynak:Ntvmsnbc(17 Aralık 2010 Cuma/TSİ:16:55) |
Mars'taki En Genç Krater Mars Uzay Aracı Opportunity'nin Ulaştığı En Genç Krater NASA’nın Mars uzay aracı Opportunity, kızıl gezegenin ne zaman ve neden kurumuş olduğuna dair kanıtlar ortaya koyabilecek yeni bir kratere ulaştı. Yeni ulaşan fotoğrafta görüldüğü gibi 100 metre genişliğindeki Santa Maria kraterinde oturan Mars aracı, muhtemelen bilinen en taze Mars tozuna ulaşmış durumda. Aracı kontrol eden ekipten Ray Arvidson, bugüne değin bu kadar büyük ve taze bir kratere rastlamadıklarını belirtiyor. Mars aracını yörüngeden kontrol eden keskin gözlü MRO uzay aracıysa, sahip olduğu cihaz sayesinde yaklaşık 250 km altındaki kaya ve toprağın neden yapıldığını belirleyerek Mars gezginini istenilen noktaya yönlendiriyor. NASA ve SETI’den Janice Bishop, Mars’ın şu an kuru olmasına karşın, ancak su varlığında oluşması mümkün olan kil benzeri minerallerin varlığının, yüzeyin bir zamanlar çok daha ıslak olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Fakat tüm suyun kurumasından bu yana rüzgarlar ve tozlar, Mars yüzeyini ince bir ‘çöl’ tabakasıyla kaplamış durumda. Sadece birkaç milyon yaşındaki Santa Maria krateriyse söz konusu tabakayla kaplanmamış olan kayaların ilk kez görülmesine olanak sağlıyor. Kraterin güneydoğusunda yer alan ve MRO tarafından tesbit edilen birkaç metrekarelik alan, ıslak ve kuru dönemler arasındaki geçişi temsil eden kimyasal ve fiziksel özelliklere sahip olması nedeniyle araştırmacılar arasında heyecan oluşturmuş durumda. Opportunity bu noktaya Ocak ayında varmış olacak. Tam da bu dönemde Güneş’in Dünya ve Mars arasına girecek olması nedeniyle yaşanacak iletişim sorunu süresini araç, bölge toprağını analiz etmekle geçirecek. Kaynak:Ntvmsnbc(21 Aralık 2010 Salı/TSİ:12:30) |
Mars'tan İlginç Görüntüler Mars'tan İlginç Görüntüler Haftabaşında tüm dünya 456 yıl sonra kuzey yarımküre için en uzun geceyle aynı güne denk gelen ay tutulması haberlerine kilitlendi. Tutulma, Ay'ın Dünya'nın yarı gölgesine girmeden Türkiye'de batmasından dolayı ülkemizden gözlenemese de, bazı tutulmalar yeryüzünün hiçbir noktasından gözlenemiyor. NASA’nın Mars gezgini olan minik aracı Opportunity bu farklı tutulmalardan birini izleyebilen şanslı bir makine. Yolladığı fotoğraflarda Mars yüzeyinden bir Güneş tutulması ve günbatımı sahnesini görebiliyoruz. Tutulma fotoğrafında Güneş’in önünden geçmekte olan Mars’ın iki uydusundan biri olan Phobos görülüyor. Her iki uydunun da küçük boyutları sebebiyle Dünya’da yaşanan tam Güneş tutulmasını gerçekleştirmeleri mümkün değil. Bu nedenle Mars'ta ancak kısmi Güneş tutulması meydana geliyor. Opportunity’nin yolladığı diğer fotoğrafta da Güneş’in Mars ufkundaki batışı sırasında nasıl bir manzara sergilediği görülebiliyor. Kaynak:Ntvmsnbc(24 Aralık 2010 Cuma/TSİ:12:02) |
Dev Fırtına Satürn'ü Süpürüyor Dev Fırtına Satürn'ü Süpürüyor Satürn’ün kuzey yarımküresinde çıkan devasa fırtına bu ayın başında amatör gözlemciler tarafından tesbit etmişti fakat Cassini uzay aracı, 24 Aralık tarihinde ulaştığı konumla fırtınanın güzel bir fotoğrafını 1.8 milyon km. öteden çekebildi. Fotoğraf Dünya’ya henüz ulaşmış durumda. Fırtına, geniş ölçekli bir hortum ve halkalı gezegenin kuzey yarımküresini onbinlerce kilometre boyunca süpüren bir kuyruğa sahip. Soldaki mavi ışık çekimi kuyruğu daha iyi bir şekilde gözler önüne sererken sağdaki kızılötesi fotoğraf fırtına çekirdeğine odaklanıyor. Bu tip fırtınaların, gezegenin alt atmosferinden daha yukarılara tonlarca malzeme fırlatan termal dengesizlik nedeniyle oluştuğu düşünülüyor. Fırtınaların Satürn'ün 28 yılda bir gelen mevsimsel döngünün başlangıcına denk gelmesi halinde de 'Büyük Beyaz Nokta' oluşturan ve zaman zaman gezegenin tamamını turlayan böylesi büyük kütleli oluşumlar gözlenebiliyor. Satürn’deki hava koşulları Jüpiter’de olduğu gibi karmaşık ve bu tip güçlü fırtınaları gezegenin puslu görünüme sahip dış atmosferi nedeniyle saptayabilmek oldukça güç. Kaynak:Ntvmsnbc(28 Aralık 2010 Salı/TSİ:13:44) |
Kızıl Gezegen'de 7 yıl Spirit, Kızıl Gezegen'de 7. Yılını Doldurdu Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi'nin (NASA) Mars'a sadece 3 aylığına gönderdiği tekerlekli robotlardan Spirit, Kızıl Gezegen'de 7. yılını doldurdu. Fox News'a göre, golf arabası boyutlarındaki robotlardan 4 Ocakta Mars'a inen Spirit, 1,5 yıl önce saplandığı kumluk arazide mahsur bulunurken, 25 Ocak'ta Kızıl Gezegen'e inen ikizi Opportunity, dev Endeavour kraterinde hala çalışmaya ve gözlem yapmaya devam ediyor. Mars'ın geçmişteki su faaliyetiyle ilgili kanıt bulmak üzere gönderilen ve "kullanım süreleri" çoktan biten robotlardan Spirit, kuma saplanmasının ardından mart ayında da Dünya ile iletişimi kesti. Ancak Mars'ın robot programı yöneticileri, "gözü pek" Spirit'in birkaç ay sonra uyanabileceğini düşünüyor. Mars yüzeyinde yaklaşık 2 bin 500 gün geçiren iki robot da Kızıl Gezegen'in bir zamanlar sulu, sıcak bir yer olduğuna dair birçok kanıt bularak bilimadamlarının bu gezegenle ilgili anlayışlarında köklü değişiklikler sağladı. Spirit ve Opportunity, ayrıca yeni teknolojileri deneyerek ve nelerin mümkün olduğunu ortaya koyarak ilerideki robot programları için önemli birer yol gösterici oldu. Kaynak:Ntvmsnbc-Ajanslar(04 Ocak 2011 Salı/TSİ:09:44) |
Yılın İlk Güneş Tutulması Yeni Yılın İlk Güneş Tutulması TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi ile Akdeniz Üniversitesi Uzay Bilimleri ve Teknolojileri Bölümünün gözlem etkinliğinde teleskoptan alınan görüntüler ekranlara yansıtıldı. Bu arada üniversite kreşinden çocuklara da tutulma çeşitli deneylerle ve ultraviyole gözlüklerle izletildi. Yılın ilk önemli gök olayı olan parçalı Güneş tutulması İsveç'in kuzeyi başta olmak üzere Avrupa, Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Orta Asya'dan görüldü. Ay'ın yarı gölgesi Dünya yüzeyine ilk olarak 08:40'da Cezayir'in kuzeyinden değdi ve daha sonra doğuya hareket etti. Güneşin yüzde 63'ünün ay tarafından örtüldüğü tutulma saat 13:00'de sona erdi. 2011'de dört parçalı Güneş tutulması ve iki tam Ay tutulması bekleniyor. Kaynak:Ntvmsnbc-Ajanslar(04 Ocak 2011 Salı/TSİ:13:51) |
Güneş'e Ayrıntılı Bakış Güneş'e Ayrıntılı Bakış Güneş’in dış atmosferi Güneş yüzeyinden çok daha sıcak olmasına karşın, yaydığı ışık Güneş’in yaydığı güçlü ışınlarca baskılanıyor ve ancak tutulmalar sırasında Güneş ışınlarının Ay tarafından maskelenmesiyle görünür hale geliyor. NASA’nın ‘Güneş Dinamikleri Gözlemcisi’ adındaki uydusunda bulunan yeni atmosferik görüntüleme sistemi ve özel yazılım sayesinde yıldızımızın atmosferini tamamıyla incelemek artık her an mümkün hale gelmiş durumda. Uydu geçtiğimiz Şubat ayında Güneş ve Dünya’ya olan etkileri ile Dünya çevresindeki yakın uzayı incelemek üzere fırlatılmıştı. Bundan öncesinde astronomlar koronograf adı verilen bir cihaz sayesinde Güneş’in dış atmosferini herhangi bir tutulma anını beklemeye gerek kalmadan inceleyebiliyorlar fakat cihaz yıldız atmosferinin iç kısmını bloke ettiğinden bu bölgeyi incelemek mümkün olmuyordu. Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi’nden Steven Crammer ve Alec Engell’in geliştirdikleri bilgisayar yazılımı Güneş Dinamikleri Gözlemcisi’nden gelen görüntüleri işliyor. Yazılım, işleme sırasında Güneş tutulması etkisini taklit ediyor ve atmosferin iç kısımlarının oldukça yüksek olan dinamizmini gözler önüne serecek fotoğraflar oluşturuyor. Elde edilen görüntüler, Güneş’in tüm yüzünü ve atmosferin tamamını ortaya çıkarırken, Güneş’in manyetik alanınca yakalananla uzaya doğru kaçan gazları da görünür kılıyor. Kaynak:Ntvmsnbc-Ajanslar(06 Ocak 2011 Perşembe/TSİ:11:45) |
Uydumuzun İç Yapısı Anlaşıldı Ay'ın İç Yapısı Uydu fotoğrafları ve çeşitli çalışmalar, Ay’ın sahip olduğu yüzey şekline dair en ince ayrıntıları gözler önüne sererken, iç yapı hakkındaki bilgiler tahminlerin ötesine geçememişti. Yeni araştırma bu konudaki bilinmeyenleri ortaya çıkarıyor. Apollo görevleri sırasında 1969 ile 1972 yılları arasında yerleştirilen ve 1977 yılının sonuna değin aktif olan dört sismometreden elde edilen verilerin yeni teknolojiler ışığında değerlendirilmesi sonucunda uydumuzun, yaklaşık 240 km çapında ve demir açısından zengin bir iç çekirdek ile 330 km çapında sıvı demir içeren bir dış çekirdeğe sahip olduğu anlaşıldı. Bu iç yapının Dünya’dakiyle olan başlıca farkını ise, çekirdeği saran ve 480 km çapa sahip bir yarı-erimiş tabaka meydana getiriyor. Araştırma, çekirdek çevresinde kükürt gibi hafif elementlerin varlığını da ortaya koyuyor. Bu da bilimcilere benzeri elementlerin aynı şekilde Dünya çekirdeğini de sarabileceğini düşündürtüyor. NASA’nın araştırma ekibinden Renee Weber, Ay çekirdeğinin yapısına ait detayları ortaya çıkarmanın, Ay’ın oluşumuna dair gerçekçi modellerin oluşturulabilmesi açısından önemli olduğuna dikkat çekiyor. Bununla birlikte bulgular, uydunun ay dinamosu olarak adlandırılan kendi güçlü manyetik alanının evrimine de ışık tutacak. NASA’nın bu yıl içinde hayata geçirmeyi planladığı projeler ile, Ay’ın iç yapısına dair daha kapsamlı verilere ulaşılabileceği tahmin ediliyor. Kaynak:Ntvmsnbc(10 Ocak 2011 Pazartesi/TSİ:11:54) |
Karşıt-Madde İzleri Atmosferde Karşıt-Madde İzleri Bilimciler, NASA’nın Fermi Gama-ışını Uzay Teleskobu’nu kullanarak, Dünya’daki fırtınaların üzerinde oluşan karşıt-madde demetleri tespit ettiler. Araştırmacılar karşıt-madde parçacıklarının, fırtınalar içinde gerçekleşen ve şimşekle ilişkili küçük patlamalar olan karasal gama ışın parlamaları içinde oluştuklarını düşünüyorlar. Bu parlamalardan günde 500 tane oluştuğu fakat çoğunun tespit edilemediği düşünülüyor. Alabama Üniversitesi’ndeki Fermi Gama-ışın monitörü ekibinden Michael Briggs alınan sinyallerin, fırtınaların karşıt-madde parçacık demetleri ürettiğine ilişkin ilk doğrudan kanıt olduğunu belirtiyor. Fermi Uzay Teleskobu, ışığın en yüksek enerjili formu olan gama ışınlarını izleyebilmek için tasarlandı. Karşıt-madde Fermi’ye ulaştığında normal bir maddeden oluşan parçacıkla çarpışır ve her iki parçacık yok olarak gama ışını meydana getirir. Alabama’daki gama ışın monitörleri, 511.000 elektron voltluk enerjiye sahip gama ışınları tesbit etmiş durumda ki bu da, elektronun kendi karşıt-madde karşılığı olan pozitronla karşılaşmış olduğunun bir göstergesi. Aktif hale geçtiği 2008 yılından bu yana Dünya ve gökyüzünü izleyen Fermi monitörleri 130 gama ışın parlaması tesbit etmiş durumda. Uydu tesbitlerini genellikle fırtınaların tam üzerindeyken gerçekleştirmesine karşın, oldukça uzak mesafelerden de bunu yapabiliyor. Örneğin 14 Aralık 2009 ‘da Mısır üzerinde olmasına karşın yaklaşık 4.500 km. uzaklıktaki Zambia’da meydana gelen bir fırtına içindeki parlama tesbit edilebilmiş. Bu mesafenin ötesindeki fırtınalar Fermi’nin yatay düzleminin altında kaldığından olası parlamaları saptaması mümkün olamıyor. Pozitronların saptanması, yüksek enerjili birçok parçacığın atmosferden yayıldığını gösteriyor. Bilimciler şimdilerde tüm gama ışını parlamalarının elektron-pozitron demetlerini emdiğini düşünüyorlar. Kaynak:Ntvmsnbc(18 Ocak 2011 Salı/TSİ:13:33) |
Orion Bulutsusu Orion Bulutsusu Şaşırtmaya Devam Ediyor Messier 42 olarak da adlandırılan Orion Bulutsu’su, gökyüzünün en fazla tanınan cisimlerinden biri. Gaz ve tozlardan meydana gelmiş devasa bir yıldız oluşma bölgesi ve bu bölgeler arasında Dünya’mıza en yakın olanı. Alandaki parlayan gaz kütlesi yeryüzünden çıplak gözle dahi görülebilirken teleskopla bakıldığında nefes kesicidir. Uzun zamandır bilinmesine ve çalışılmasına karşın bulutsu halen yeni sürprizler sunuyor. Örneğin daha önce bilindiğinin tersine 1.500 değil de 1.350 ışıkyılı uzağımızda yer aldığı henüz üç yıl önce anlaşıldı. Gökbilimciler bu fotoğrafı elde edebilmek için Avrupa Güney Gözlemevi’nin Şili’de bulunan 2,2 metrelik Geniş Alan Teleskobu’nu kullanmışlar. Fotoğraf incelendiğinde, yıldız kümesi içinde yer alan ve parlayan gazla ilişkili olan soluk ışıklı kızıl cücelerin aslında daha önce düşünüldüğünden çok daha fazla ışık yaydıkları anlaşılmış. Bu da bu ünlü gök cismine ve içinde ağırladığı yıldızlara yönelik, farklı bir yaklaşım açısı ortaya çıkarmış. Başlangıçta fotoğrafın renkli olması düşünülmüyormuş. Fotoğrafın elde edilmesi için beş ayrı filtre üzerinden çekilen ve farklı pozlamalara sahip bir çok resmin bileşimiyle meydana getirilmiş. Kırmızı filtreden geçen ışık parlayan hidrojen gazını gösterirken diğer renkler geçtikleri filtreleri aynen temsil ediyorlar. Her filtredeki pozlama zamanlarıysa yaklaşık olarak 52 dakikalık ortalamaya sahip. Kaynak:Ntvmsnbc(21 Ocak 2011 Cuma/TSİ:14:51) |
Ufuktaki Garip Ay Ufuktaki Garip Ay Hergün 18 ay doğuşuna ve batışına şahit olan Uluslararası Uzay İstasyonu’nda görevli astronotlardan Paolo Nespoli, fizik bilgimizin olmadığını varsaydığımız bir durumda insanları alarma geçirecek, hatta 2012 yılıyla ilişkilendirilerek yeni kıyamet senaryoları türetilebilecek bu fotoğrafları çekmiş. İtalyan astronotun elde ettiği görüntülerde ufuktaki Ay, oldukça basık bir top şeklinde kendini gösteriyor. Bu da, suya sokulan kalemin görünüşünde olduğu gibi, oldukça sıradan bir atmosferik etki sonucu meydana geliyor. Işık, uzay boşluğundan atmosfere doğru girerken hafif bir bükülmeye uğruyor. Bükülmenin oranıysa ışığın içerisine doğru girdiği havanın miktarına bağlı. Atmosfer kalınlaştıkça bükülme oranı da artıyor. Uzay istasyonundan bakıldığında, ayın üst kısmından gelen ışık, alt kısımdan gelene göre daha az miktardaki hava tabakasından geçiyor. Böylece alt kısımdan yansıyan ışık çok daha fazla bükülerek göze ulaşıyor ve bu güçlü bir darbe almış futbol topu etkisi ortaya çıkarıyor. Kaynak:Ntvmsnbc(25 Ocak 2011 Salı/TSİ:09:59) |
Galakside en az 50 milyar gezegen varBilim insanları, galaksideki gezegen sayısıyla ilgili ilk kez tahminde bulunarak, "Samanyolu galaksisinde en az 50 milyar gezegen bulunuyor" açıklaması yaptı.WASHINGTON - Bilim insanlarının, galaksideki gezegen sayısıyla ilgili ilk kez yaptığı tahminde astronomik bir sayı ortaya konularak, "Samanyolu galaksisinde en az 50 milyar gezegen bulunuyor" denildi. Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi'nin (NASA) gezegen avcısı teleskobu Kepler'den elde edilen ilk sonuçlara dayanılarak yapılan tahminlere göre, bu gezegenlerin en az 500 milyonu hayatın varlığına olanak tanıyan ne çok sıcak, ne de çok soğuk bölgede bulunuyor. Kepler bilim ekibi başkanı William Borucki, bilim adamlarının ilk yıl gece gökyüzünün küçük bir bölümünün araştırmalarında gezegen sayısını tuttuğunu ve ardından hangi yıldızların gezegenleri olduğu tahmininde bulunduklarını anlattı. Açıklamaya göre, bilim adamları, iki yıldızdan birinin gezegenleri bulunduğunu ve 200 yıldızdan birinin de yaşama olanak tanıyan bölgede gezegenleri olduğunu hesapladı. Samanyolu Galaksisi'nde en az 100 milyar yıldız bulunuyor. Kaynak: ntvmsnbc - AA |
Çevreci uydunun fırlatılışı ertelendiNASA'nın uydusu atmosferdeki aerosolleri inceleyip bilgi derleyerek çevresel etkilerinin değerlendirilmesine katkıda bulunacak.NASA'nın bugün uzaya fırlatılacağı duyurulan dünya gözlem uydusu Glory'nin gidişi ertelendi. Uzay uydusunun fırlatılacağı, Kaliforniya eyaletine bağlı Santa Barbara'daki Vandenberg Hava Üssü'nden Teknisyen Astsubay Ben Rojek, uydunun uzaya fırlatılmasının, fırlatılışa 5 dakika kala ertelendiğini doğruladı. Rojek, uydunun fırlatılışının, ortaya çıkan bir ''teknik mühendislik problemi'' nedeniyle 24 saatliğine ertelendiğini söyledi. Hava üssünden bugün bir Taurus XL roketiyle fırlatılması planlanan Glory uydusunun ana görevinin, havadaki, aerosol adı verilen, çapları insan saçının çapından daha küçük zerrecikler üzerinde çalışmalar yapmak olduğu bildirilmişti. Aerosollerin ne ölçüde yayılmış olduğunu ve çeşitli özelliklerini etüt ederek, uzaydaki en hassas aerosol ölçümlerini yapabilecek şekilde tasarlanan Glory uydusunun yapımı ve uzaya fırlatılışının maliyetinin 424 milyon dolar olduğu belirtilmişti. Atmosferdeki ömürleri sadece haftaları bulan, yüzde 90'ı volkanik kül, çöl külü ve orman yangınlarıyla oluşan duman sonucu, geri kalanıysa insan etkisiyle oluşan aerosoller, renklerine ve kimyasal yapılarına bağlı olarak, güneş ışınlarını tekrar uzaya dağıtarak havanın soğumasına yol açabildikleri gibi, güneş enerjisini emerek atmosferin ısınmasına da neden olabiliyorlar. Kaynak: ntvmsnbc - AA |
Dünya'nın etrafını 5 bin kez döndü!En çok seyahat eden uzay aracı ünvanına sahip Discovery uzay mekiği bu gece son yolculuğuna çıkıyor.Dünyanın en çok seyahat eden uzay gemisi Discovery uzay mekiği bu gece TSİ 23.50'de son yolculuğuna çıkıyor.39. ve son kez uzaya fırlatılacak Discovery, Uluslararası Uzay İstasyonu'na (UUİ) altı astronot ile uzaydaki ilk insansı robot olacak Robonot'u ve yeni bir depolama modülünü götürecek. Şimdiye kadar 250 milyon km uçan, NASA filosunun en çok seyahat eden mekiği Discovery'nin bu yolculuğundan sonra yapılacak bir seferin ardından 30 yıllık mekik programının da sona ermesi muhtemel görünüyor. Discovery'den sonra 134. sefer için 19 Nisan'da Endeavour fırlatılacak. Bundan sonra da halen Kongre'de görüşülmekte olan 2011 bütçesinde gerekli kaynak ayrılırsa 135. ve sonuncu uçuş için 28 Haziran'da Atlantis'in uzaya gönderilmesi öngörülüyor. Dış yakıt tankındaki sızıntı ve çatlaklar nedeniyle Discovery'nin fırlatma işlemi kasımdan beri erteleniyordu. Şimdiye dek dünyanın etrafını 5 bin kez dönen Discovery, saatte 28 bin km hıza ulaşıyor. AVRUPA UZAY ARACI ATV Bu arada, Avrupa uzay ajansı ESA'nın pilotsuz uzay gemisi (ATV) Johannes Kepler, bugün TSİ 17.47'de UUİ ile kenetlenecek. UUİ mürettebatına 7 tondan fazla ikmal malzemesi götürecek ATV'nin UUİ'ye 12 saat mesafede bulunduğunu belirten, merkezi Fransa'nın Toulouse kentinde bulunan Ulusal Uzay Araştırmaları Merkezi'nin "operasyonlar" şefi Martial Vanhove, pilotsuz yük gemisinin tüm cihazlarının mükemmel çalıştığını ve yerden 350 km irtifada saatte yaklaşık 28 bin km hızla yol alan iki aracın sorunsuz şekilde kenetlenmesinin beklendiğini belirtti. UUİ'ye ilk kez 2008'de Jules Verne ile ikmal yapan Avrupa uzay gemisi ATV'nin Rus Progress-M ve Japon H-II uzay gemilerinden daha fazla yük taşıma kapasitesi bulunuyor. Kaynak: ntvmsnbc ve Ajanslar |
Dünya kaç para eder?Bir astrofizikçi Dünya'nın değerini hesaplamak üzere bir formül geliştirdi.Astrofizikçi Greg Laughlin Dünya'nın değerini hesaplamak üzere bir formül geliştirdi ve buna göre Dünya'nın değeri 3500 trilyon euro.Laughlin, gezegenin yaşını, büyüklüğünü, sıcaklığını, kütlesini ve diğer istatistiklerinin toplamını formülüyle hesaplayarak bu veriye ulaştı ve Dünya'nın en pahalı gezegen olduğu sonucuna vardı. Laughlin'e göre, Mars'ın değeri yaklaşık 12 bin euro iken, Venüs'ünki bir peniden az. Vatan gazetesinde yr alan habere göre, evrende yaşama müsait olmayan iklimleri nedeniyle yüksek fiyatlı olmayan çok sayıda gezegen bulunuyor. California Üniversitesi profesörü Laughlin, NASA'nın Kepler uzay aracının keşiflerini değerlendirmek üzere kullanılan denklemi icat eden kişi. Kepler, iki yıl önce yörüngeye ulaştı ve bir yıl sonra Laughlin Kepler'in keşfettiği dünya benzeri gezegenler için fiyat etiketi yaratmaya karar verdi. O zaman, Güneş Sistemi dışında bulunan Gilese 581 c, Dünya'ya en çok benzeyen gezegen olarak kabul ediliyordu, ama değeri sadece 117 euro iken, KOI 326.01'in değeri 176 bin euro olarak belirlendi. Yıldız ne kadar yaşlı olursa değeri o kadar fazla oluyor, çünkü olgunlaşma şansına sahip oluyor. O zaman kütle hesaba katılıyor ve genel olarak Dünya ile aşağı yukarı aynı büyüklüğe sahipse bu yaşama uygunluk açısından iyi bir büyüklük olarak kabul ediliyor. Laughlin, yıldızın yarattığı enerji miktarını ve sıcaklıklarının yaşamı destekleyip destekleyemeyeceğini de hesaba katıyor. Profesör, bunun sonucunda değeri 70 milyon eurodan daha fazla olan gezegenler üzerinde çalışmaya değer. Laughlin, "Formül Dünya'nın ne kadar kıymetli olduğunu farketmenizi sağlıyor" diye ekliyor. Kaynak: ntvmsnbc ve Ajanslar |
Gamma Işını Patlamalarının Anlık Etkinliği Gamma Işını Patlamalarının Anlık Etkinliği;Kaynakları İşleyişleri ve Işınım Mekanizmaları5 - 7 Mart 2011 tarihleri arasında ABD’nin Kuzey Karoline Eyaleti, Raleigh şehrinde, Kuzey Karoline Devlet Üniversitesi Fizik Bölümü tarafından düzenlenen ”Gamma Işını Patlamalarının Anlık Etkinliği: Kaynakları, İşleyişleri ve Işınım Mekanizmaları” konu başlıklı çalıştayda, Swift ve Fermi uzay teleskoplarının verdiği ilham ışığında bu büyüleyici gökcisimlerinin doğaları, fiziki işleyişleri ve gözlemleri üzerine yoğunlaşılacak ve bu gökcisimlerinin bilinmeyenleri su üzerine çıkarılmaya çalışılacaktır. Çalıştayın Ana Başlıkları:
|
Güneş-Yer Günü Güneş-Yer Günü 2011 Kutlaması Güneş - Yer günü yıl boyunca düzenlenen etkinliklerin birleşiminden oluşan ve ilkbahar ılımında veya yakınında zirveye ulaşan bir kutlamadır. Her yıl farklı, yeni bir konu üzerine yoğunlaşılan etkinlikler süresince, seçilen konu ile ilgili Güneş - Yer İlişkisi araştırmacıları, görevlere ve çalışmalara dikkat çekmektedir. Bu yılın ana konusu “Antik Gizemler - Gelecek Keşifler” olarak belirlenmiştir.Güneşimiz ve tarih boyunca meydana getirdiği etkiler hakkındaki anlayışın derinleştirilmesi amaçlanmaktadır. Güneş - Yer Günü Yol Haritası Geride kalan 11 yıl süresince Güneş - Yer Günü ekibi düzenledikleri eğitim çalışmaları ve halka ulaşan etkinlikleri ile NASA’nın Güneş - Yer İlişkisi çalışmaları ve keşiflerine dikkat çekmişlerdir. Ekip tam Güneş tutulmaları, Venüs geçişleri, ilkbahar gündönümündeki “Güneş - Yer Günü” gibi gökbilimin önemli olaylarını kullanarak okulları ve halkı hedef seçen uzay bilimleri etkinlikleri, gösterimleri ve etkileşimli uygulamalara imza atmaktadır. Canlı İnternet Yayını Güneş - Yer Günü ekibi, NASA EDGE işbirliği ile dünya çapında canlı internet yayını yaparak izleyicilere eğitici bilgiler verecek. Bu yayın Güneş’in tarih boyunca insanlık üzerindeki etkilerinin gözlemlenebildiği birçok tarihi bölgeden yapılacaktır. Kaynak: sunearthday-NASA(19 Mart 2011) |
NanoSail-D Fotoğraf Yarışması NanoSail-D Fotoğraf Yarışması Spaceweather.com ve NASA’nın işbirliğiyle tasarlanan yarışmanın amacı, Yer etrafında alçak yörüngeye oturtulan ilk Güneş yelkenli uydu olan NanoSail-D (Nano Yelken) uydusunu fotoğraflamak. Amatör ve profesyonel gökbilimciler ve herhangi bir gökyüzü takipçisi bu yarışmaya katılabilir. Çıplak gözle görülebilecek kadar parlak hale gelen NanoSail-D’nin 10 metrekarelik Güneş yelkeni Güneş’den gelen ışınları yansıtarak ara sıra gökyüzünde Iridium parlamasına benzer şekilde görünmektedir.Eğer gökyüzü fotoğrafçılığına yeni başlıyorsanız tam bu anda uyduyu görüntüleyebilirsiniz. Fakat amatör ya da profesyonel astrofotoğrafçıysanız uydunun yörüngesindeki yerini öğrenip teleskoplarınızla kolayca görüntü elde edebilirsiniz. Gökyüzünde yalnızca bir yaysaniyesi genişliğinde (bir başparmak tırnağı kadar) yer kaplayan uydunun çekilen görüntüleri NASA’nın, uydunun durumu hakkında bilgi edinmesini sağlayacak. Yarışma sonucunda gönderilen fotoğraflar arasından, güzellik ve teknik açıdan NASA tarafından uygun bulunanlara birinciye 500$, ikinciye 200$ ve üçüncüye 100$ şeklinde para ödülü verilecektir. NanoSail-D fotoğraf yarışması geçtiğimiz günlerde başladı ve uydunun atmosfere gireceği önümüzdeki Nisan ya da Mayıs ayında bitecek. Kaynak:Nanosail D |
Discovery'den uzaya vedaEn fazla uzay uçuşu yapan 27 yaşındaki uzay mekiği Discovery, son seferini tamamlayarak dünyaya döndü.CAPE CANAVERAL - Discovery uzay mekiği emekli oldu. Uluslararası Uzay İstasyonu'nda (UUİ) dokuz gün kenetli kaldıktan sonra önceki gün TSİ 14.00'te Dünya'ya doğru yola çıkan Discovery, bugün TSİ 18.57'de, ABD'nin Florida eyaletindeki Kennedy Uzay Merkezi'ne indi. 27 yılda 39 kez uzaya çıkan Discovery, bundan sonra Washington'daki Smithsonian müzesinde sergilenecek. Son görevinden dönen 27 yaşındaki mekik, bugüne kadar 240 milyon kilometre yol yaptı. 39. uzay seferinin ardından kızağa çekilen Discovery satışa çıkarılacak ve yeni adresi de, ilk uzay mekiği uçuşunun yapılmasının 30. yıldönümü olan 12 Nisan 2011'de açıklanacak. NASA, müzede sergilenmek üzere hazırlanması, kozmetik değişiklikler yapılması, gideceği yere nakledilip kurulması karşılığında Discovery için 28.8 milyon dolar istiyor. SIRA ATLANTİS VE ENDAVUR'DA Discovery'den sonra Atlantis ve Endeavour da son uçuşlarını yapıp emekliye ayrılacaklar ve aynı yöntemle satılacaklar. Endavur, UUİ'ye 134. sefer için 19 Nisan'da fırlatılırken, 2011 bütçesinden gerekli kaynağın ayrılmasıyla 135. ve sonuncu uçuş için 28 Haziran'da da Atlantis uzaya gidecek. Kaynak: Ntvmsnbc |
Merkür'e ulaşıldı Amerikan sondası Messenger, güneşe en yakın gezegen Merkür'ün (Utarit) yörüngesine yerleştirilen ilk uzay aracı oldu. NASA'nın 2004 yılı Ağustos ayında uzaya fırlattığı Messenger, Venüs ve Merkür'ün birçok kez yakınlarına kadar gelmiş, ancak hiç bu gezegenlerin yörüngesine oturmamıştı. Amerikan uzay aracının cihazları 23 Mart'ta aktive edilecek ve 4 Nisan'dan itibaren bilimsel çalışma aşamasına geçecek. Merkür etrafındaki turunu 12 saatte ve 200 km irtifanın altında tamamlayacak Messenger, güneşten 46 milyon km, Dünya'dan 155 milyon km uzakta bulunacak ve kutupları hariç gezegenin yüzeyinin tamamına yakınını gözlemleyebilecek. Fırlatılmasından bu yana 8 milyar km'den fazla yol kateden uzay aracı, aralarında bir görüntüleme sistemi, atmosfer ve yer analiz spektrometresi ile plazma gözlem ve enerji parçacık spektrometresinin bulunduğu çok sayıda bilimsel cihaz taşıyor. Merkür'ün Güneş'e en yakın gezegen olması, Güneş'in şiddetli çekim gücü, aşırı sıcaklık ve yüksek radyasyon nedeniyle zor bir görevde bulunan Messenger, bu gezegene 3. ve son ziyaretini 2009 sonunda yapmıştı. Yolculuğu sırasında motorlarının yanı sıra Merkür'ün yer çekimi etkisini de tramplen gibi kullanan Messenger uzay aracı, şimdiye dek gezegenle ilgili yüz binlerce GB'yi aşkın veri gönderdi. Büyüklük olarak 8. sırada yer alan, Güneş'in çevresini 88 günde dönen ve Güneş'e yakınlığı dolayısıyla kavrulan Merkür'e ziyareti sırasında elektronik ve gözlem araçları ''oda sıcaklığında'' çalışması için bir koruyucu kalkanın altında bulunan Messenger uzay aracı, 300 dereceyi aşan bir sıcaklıkla karşı karşıya bulunuyor. Kaynak: ntvmsnbc ve Ajanslar |
Stardust'a hüzünlü veda Uzayda 5.6 milyarkm yol katederek kuyruklu yıldızları izleyen Stardust keşif aracı görevini tamamladı. Asıl misyonunu 2006'da Dünya'ya Wild 2 kuyruklu yıldızından toz zerrecikleri getirerek tamamlayan Stardust, son görevi olan 14 Şubat Sevgililer Günü'nde Dünya'dan 340 milyon kilometre uzaklıkta Tempel 1 kuyruklu yıldızı ile buluşarak, gök cisminin, toz ve gaz fışkırmaları gibi yüzey faaliyetlerini yakın mesafeden fotoğraflayarak, bilimsel verileri kaydetmişti. Stardust, dün kapatılmadan önce son bir deneyi de başarıyla tamamladı. Uzay aracı iticilerindeki son yakıtı da 2,5 dakikada tüketerek uzay mühendislerine gelecekteki yakıt hesaplamalarını doğru yapabilmeleri hususunda yardımcı oldu. Lockheed Martin tarafından üretilen Stardust kapatılırken, onu çalıştıran mühendisleri bir dostlarını kaybetmiş kadar üzüldüler ve göz yaşlarını tutamadılar. Uzayda sessizliğe gömülen Stardust 1999'dan bu yana 5.63 milyar kilometre yol katetti. Kaynak: ntvmsnbc ve Ajanslar |
Uzayda Yeni Keşif En Soğuk Yıldız Avrupa Güney Yarımküre Astronomik Araştırmalar Organizasyonu (ESO)'ya ait olan Şili'deki VLT teleskobu ve Hawaii'deki iki farklı teleskop, uzayda şimdiye kadar tesbit edilen en soğuk yıldızı keşfetti. 'Kahverengi cüce' türündeki yıldız, insanlar için bir bardak kahve sıcaklığında...'CFBDSIR 1458+10B' adı verilen yıldızın Dünya'dan 75 ışık yılı uzaklıkta olduğu bildirildi. Yıldızın yüzey sıcaklığının 150 - 200 derece civarında olduğu belirtiliyor. Hidrojen ve helyum füzyonunu sağlayacak termonükleer tepkimeler oluşmasına yetmeyecek miktarda kütleye sahip olan yıldızlara 'kahverengi cüce' adı veriliyor. CFBDSIR 1458+10B olarak tanımlanan kahverengi cüce, ikili bir güneş sisteminin küçük ve soğuk üyesi. Güneş'in yüzey sıcaklığının 5 bin 500 dereceden fazla olduğunu hatırlatan gökbilimciler, keşfi oldukça "sıradışı" olarak nitelendiriyor. Hawaii Üniversitesi Astronomi Enstitüsü'nden Michael Liu, "Böylesi sıcaklığı, bir kahverengi cüceden daha çok onun çevresinde dolanan bir gezegende olmasını bekleriz. Hatta bu gezegenin atmosferinde su bulutlarının olmasını bile düşünebilirdik" dedi. Fransa'daki Joseph Fourier Üniversitesi'nden Philippe Delorme ise, "Böylesi soğuk bir nesneyi görmek ve üstelik bir kahverengi cüce sisteminin üyesi olduğunu keşfetmekten dolayı heyecanlıyız" diye konuştu. Jüpiter'den yaklaşık 6-15 kat daha büyük olan kahverengi cücenin keşfi için ESO'nun VLT teleskobunun yanı sıra Hawaii'deki Keck II Teleskobu ile Kanada - Fransa - Hawaii Teleskobu kullanıldı. Nesnenin sıcaklığı VLT'deki 'kızılötesi tayfölçeri' ile tesbit edildi. Konuyla ilgili araştırma, aylık bilim dergisi Astronomical Journal'da yayınlanacak. Kaynak:Gençbilim(24 Mart 2011) |
Uzaya yolculuk için yoğun mesai Virgin Galactic projesinin amacı, uzaya turistik yolculuk yapmanın milyonlarca dolarlık bir hayal olmaktan çıkması.Los Angeles'ın kuzeyinde Kaliforniya çöllerinde, mühendisler hummalı bir çalışma içerisinde. Virgin havayollarının uzaya aynı anda 6 yolcu taşıyabilecek Virgin Galactic isimli uzay gemisi yapım aşamasında. Tamamlandığında, uzaya yolculuğun maliyetinin çok daha az olacağı hesap ediliyor. BBC muhabiri Richard Scott, Virgin Galactic'e girmesine izin verilen ilk gazeteciydi. Scott'un yazdıkları şöyle: "Virgin Galactic uzay gemisi, bej alelade bir hangarda duruyor. Virgin Havayolları, uzay gemisinin birkaç sene içinde müşterileri uzaya götürmeye hazır hale geleceğini düşünüyor. Geminin neredeyse tam altındaki küçük bir delikten tırmandıktan sonra, daha yapılacak çok iş olduğunu görüyorum. Duvarlar çıplak, kablolar dışarıda ve henüz koltuk konmamış. Ancak her bir yolculuğa katılacak altı kişinin nasıl bir deneyim yaşacağını hissediyor insan. Geminin gövdesi boyunca yerleştirilmiş pencerelerin kimi yanlarda, kimiyse tavanda. Yolcular bu pencerelerden mavi gökyüzünün önce mora, daha sonra ise uzayın siyahına dönüşmesini izleyecek. Motorun gürültüsü ve uzay gemisini saran atmosferin sesi kaybolacak. Sessizlik çöktüğünde ve dışarıdaki karanlığı gördüklerinde, yolcular artık uzayda olduklarını anlayacaklar. Ve işte o andan itibaren, atmosferin olmadığı ortamda, beş dakika geçirecekler. SORUNLARI ÖNGÖREBİLMEK Geminin pilotlarından Pete Siebold, "Test uçuşu programında olduğumuz için, karşı karşıya olduğumuz en büyük zorluk geminin uçması değil, neyin ters gidebileceğini önceden tahmin edebilmek" diyor. Pilotların seyahatı New Mexico'da, henüz inşası bitmeyen dünyanın ilk ticari uzay limanında başlayacak. Pilotlar, uzay gemisinde yerlerini almadan önce bu terminalde üç gün eğitim görecekler. Yolculuk ise iki aşamadan oluşacak. Önce bir uçak, uzay gemisini 15 kilometre irtifaya çıkaracak ve ardından boşluğa bırakacak. Uzay gemisi, motorunu ateşleyecek ve bir dakikadan kısa süre içinde saatte 4000 kilometre hıza erişecek. Virgin Galactic, henüz test uçuşu için bile uzaya gitmiş değil ancak gittikçe daha yüksek irtifada test ediliyor. BİLETLER ŞİMDİDEN AYRILDI Virgin Havayolları, uzaya yapılacak uçuşların yolcu başı üreteceği karbonun okyanus aşırı uçuşlarınkinden daha az olacağını söylüyor. Ancak gene de, söz konusu olan çok kısa bir yolculuk için çok fazla enerji kullanılacak olması. Yakıt tüketimini düşüren bir etmen ise, geminin tümüyle karbon bileşenlerinden yapılmış olması. Gemiyi inşa eden Scaled Composites firmasından Matt Stinemetze, "Amacımız insanları tekrar tekrar uzaya götürebilmek" diyor. Stinemetze, "İlk iki sene için hedef, binlerce kişinin uzaya götürülmesi. Yirmi sene içinde, herkes uzaya gitmiş birini tanıyor olacak" diyor. Gemi uzaydan dönerken kanatlarını kapayarak yarattığı dirençle yolculuğunu sarsılmadan tamamlayacak. Virgin Havayollarıyla rekabet eden bir firma şimdilik yok. Ancak girişim başarılı olursa, yatırımcıların rakip projelere para aktarması bekleniyor. Neden mi? Çünkü bedeli 200 bin doların üzerinde olan biletlerden şimdiden 400'den fazla adet ayrılmış durumda." Kaynak: ntvmsnbc ve BBC Türkçe |
Soyuz yine uzayda Rus uzay aracı Soyuz, Uluslararası Uzay İstasyonu'na doğru yola çıktı. Uçuş Gagarin'in uzaya çıkışının 50. yılına denk geliyor. Rusya, Uluslararası Uzay İstasyonu'na (ISS) gidecek olan Soyuz uzay aracını, Orta Asya ülkelerinden Kazakistan'da bulunan Baykonur üssünden uzaya fırlattı.Kontrol merkezinden yapılan açıklamaya göre, 2 Rus astronot Alexandre Samokoutiaev ve Andrei Borisenko ile Amerikalı astronot Ronald Garan'ı taşıyan kapsül, normal bir şekilde yoluna devam ediyor. Üzerinde uzaya çıkan ilk insan olan Rus kozmonot Yuri Gagarin'in bir portresi resmedilmiş olan Soyuz TMA-21 uzay aracının, planlandığı gibi TSİ 01.18'de uzaya fırlatıldığı ve 9 dakika sonra yörüngesine girdiği bildirildi. Soyuz TMA-21'le uzaya gönderilen iki kozmonot ve bir astronot, 2 günlük bir yolculuktan sonra geçen Aralık ayından bu yana istasyonda bulunan Rus Dmitry Kondratyev, Amerikan Catherine Coleman ve İtalyan Paolo Nespoli'ye katılacak. Soyuz uzay aracının bugünkü yolculuğu, Gagarin'in 1961'deki ilk uzay yolculuğun 50. yıldönümü anısına gerçekleştiriliyor. Uçuş aynı zamanda, ABD'nin bundan 20 yıl sonra uzaya ilk uzay mekiğini göndermesinin yıldönümüne de denk geliyor. Kaynak: ntvmsnbc ve Ajanslar |
Gama Işını Patlaması NASA, Yeni Gama Işını Patlaması Görüntüledi Daha önce benzeri görülmemiş güçte bir gama ışını patlaması görüntülendi. Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), Dünya'dan 3,8 milyar ışık yılı mesafedeki bir galakside, daha önce benzeri görülmemiş güçte bir gama ışını patlaması görüntüledi. NASA'nın Swift uydusunun 28 Mart'ta Ejderha takımyıldızında tesbit ettiği gama ışını patlaması, Hubble Uzay Teleskobu ve Chandra X-ray gözlemevi tarafından da günlerdir izlenebiliyor. Benzer patlamalar, bugüne kadar en fazla 2 saat gözlemlenebiliyordu. NASA'ya bağlı Goddard Uzay Uçuş Merkezi'nin verilerine göre, GRB 110328A adı verilen patlamanın kaynağından yüksek enerjili radyasyon çıkışı zayıflayarak sürüyor. Patlamanın, süper kütleli bir karadeliğe çok yaklaşarak parçalanan bir yıldızdan kaynaklandığı düşünülüyor. Hubble Uzay Teleskobu, galaksinin merkezinin ilerleyen günlerde giderek parlaklaşıp parlaklaşmadığını izleyecek. NASA'nın bildirisiyle yeryüzündeki onlarca gözlemevinin de GRB 110328A'yı takip etmeye başladığı öğrenildi. ABD'nin Baltimore kentindeki Uzay Teleskop Bilim Enstitüsü'nden Andrew Frucher, daha önce kendi galaksimizde de benzer gama ışını patlamalarını keşfettiklerini belirterek, "Ancak bunlar şu an belirlediğimizden binlerce milyon kez daha zayıf güçte. Ejderha takımyıldızındaki gerçekten olağanüstü ve sıradışı" dedi. Goddard Uzay Uçuş Merkezi'ndeki astronomlar da, önümüzdeki günlerde Hubble'dan gelecek veriler ışığında patlamanın gizemini çözebileceklerini kaydetti. Bilim adamları, gezegenimize yakın bir yerde meydana gelebilecek bir gama ışını patlamasının, Dünya'da kitlesel yok olmaya sebep olabileceğini ve yaşama ciddi anlamda zarar verebileceğini belirtiyor. Kaynak:Gençbilim(08 Nisan 2011) |
Yeni Keşif-Beyaz Cüce Türk Gökbilimcinin Müthiş Keşfi ABD'nin Boston kentindeki Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi (CfA)'da çalışan Türk gökbilimci Mükremin Kılıç ve beraberindeki bilim adamları, uzayda eşine az rastlanan bir olayı tesbit etti. İki beyaz cücenin (ölmekte olan yıldız) birleşerek yeni bir yıldızı doğurmaya başladığı ortaya çıktı. Kılıç'ın önderliğindeki CfA ekibinin yayınladığı bulgulara göre, 'SDSS J010657.39 - 100003.3' adı verilen ikili yıldız sistemi, Dünya'dan yaklaşık 7 bin 800 ışık yılı uzaklıktaki Balina takımyıldızında yer alıyor. Birbirleri etrafındaki dönüşlerini 39 dakikada tamamlayan iki beyaz cüce, 37 milyon yıl içerisinde çarpışıp birleşecek ve yeni bir yıldızı oluşturacak. Beyaz cücelerin arasındaki uzaklık 225 bin kilometreden fazla, yani Dünya ve Ay arasındaki mesafeden biraz daha az. İki yıldız, saatte yaklaşık 1,6 milyon kilometre hızla birbirleri etrafında dönüyor. Beyaz cücelerden biri Güneş'in yüzde 17'si, diğeri ise yüzde 43'ü ağırlığında. Astronomlar, ikisinin de helyumdan oluştuğunu düşünüyor. Keşif, ABD'nin Arizona eyaletinde bulunan Hopkins Dağı'ndaki MMT Gözlemevi'nde gerçekleştirildi. Konu hakkında bilgi veren Mükremin Kılıç, "Bu yıldızlar ömürlerini tamamlamış durumda. Birleştiklerinde yeniden doğacaklar ve ikinci bir yaşama başlayacaklar" dedi. Kılıç ve ekibi, daha önce 200 milyardan fazla yıldızın bulunduğu Samanyolu galaksisinde çok sayıda beyaz cüce sistemi bulmuştu. Ancak ilk kez iki ölü yıldızın birleşme sürecinin gözlendiği belirtiliyor. Yıldızlar, nükleer yakıtlarını tükettikten sonra önce 'kırmızı dev'e dönüşüyor. Bu aşamada çok genişleyen yıldız, daha sonra içe doğru çökmeye başlıyor. Çekirdeğin etrafındaki helyum iyice sıkıştıktan sonra büyük bir patlama meydana geliyor. Dış katmanları uzaya dağılan yıldızdan geriye kalanlara beyaz cüce deniliyor. Bilim adamları, Güneş'in de yaklaşık 6 milyar yıl içinde bir beyaz cüceye dönüşeceğini öngörüyor. Kaynak: Gençbilim (Nisan 2011) |
FBI raporunda 'uzaylılar' FBI’ın hazırladığı raporda, 60 yıl önce ABD’ye bir uçan daire düştüğü ve üç cesedin bulunduğu ileri sürüldü.Federal Araştırma Bürosu (FBI), yaklaşık 60 yıl önce ABD’ye düştüğü iddia edilen bir uzay mekiği hakkında hazırlanan özel raporunu yayınladı. Raporda, gizli ajan Guy Hottel’in UFO notları da yer aldı. Hottel, Hava Kuvvetleri’nden bir müfettişin uzaydan gelen üç uçan dairenin ABD’nin New Mexico eyaletine iniş yaptığını aktardığını yazdı. Uçan çisimlerde üç çeset bulunduğu iddia edilen raporda, şu ifadeler yer aldı: “Her araçta insan vücuduna benzer üç ceset bulduk. Bulunanlar 90 santimetre boyunda ve metalik kıyafetler giyiyor. Her birinin vücudu pilotların giydiği kıyafetlere benzer bandajlarla kaplı.” 1947 yılında New Mexico’nun Roswell Kasabası’na uçan daire düştüğü iddiaları ortaya atılmıştı. Ancak yetkililer cismin “meteoroloji balonu” olduğunu açıklamıştı. Kaynak: ntvmsnbc |
Ay'a ilk Ruslar çıksaydı ne olurdu? Neil Armstrong'un 1969'da Ay'a ayak basmasıyla Amerikalılar uzay yarışında öne geçmişti.Apollo Ay programı 1972'ye kadar devam etti ve bu tarihe kadar 12 astronot Ay'a ayak bastı. Ama Amerikan televizyon kanalları Ay yolculuklarından çabuk sıkıldı. Siyasetçiler de ilgisini kaybedince, Apollo programı sona erdi. Ondan sonra da Ay'a giden olmadı. Uzay yolculukları, dünyanın alt yörüngesiyle sınırlı kaldı. Ama Ay'a ilk Sovyet bayrağı dikilseydi tarih farklı şekillenir miydi? 'UZAY RUSLARIN İŞİYDİ' Rus kozmonot Gagarin'in "Starman" adlı biyografisinin müşterek yazarlarından Piers Bizony, "Uzay fethi Rusların işiydi. Amerikalılar bir tür yarış içinde olduklarını düşündüler. Yarışların doğası gereği kazandığınızı düşündüğünüz anda koşmamaya başlıyorsunuz" diyor. Aya ilk Ruslar çıksaydı, Amerikalılar kadar meydanı hızlı terk etmezlerdi. SSCB'nin Batılı anlamda bir demokrasi olmaması, uzay projelerine para harcamalarını ve ülkenin yeteneklerini, Amerika'nın yapamayacağı yollarla devşirmelerini sağlamış olabilir. Uzay tarihçisi Dr. Christopher Riley'e göre, Ruslar uzay yolculuklarına devam etmekle kalmayıp belki Ay üsleri bile inşa edeceklerdi. Riley'e göre, bu durumda Amerikalılar da yarışa dahil olup komünist rakibini geçmeye çalışacaktı, "Bambaşka bir tarih yazılacaktı." 'ŞİMDİ AY, 1980'DE MARS' 1980'de 1969 yazında Apollo 11'in mürettebatının Ay yolculuğu sırasında ABD Başkan Yardımcısı Spiro Agnew, 1980'de Mars'a çıkacaklarını ilan etti. 1960'lardaki gelişmelerin hızı dikkate alınınca, bu o zamanlar gerçekleştirilebilir bir hedef olarak görülüyordu. Dr. Riley, "Şüphesiz kafalarında ve planlarında bu vardı. Rusların Ay'a çıkma olasılığı durumunda devreye sokacakları planları vardı." diyor. Peki bu alternatif gerçekliğe ne kadar yakındık? Soruya "Bir hayli" diye yanıt veren Piers Bizony'ye göre, "Apollo kendi kendisiyle yarışıyordu diye düşünenler yanılıyor" diyor. Amerika Birleşik Devletleri 1968'de Apollo 8 yolculuğuyla ayın yörüngesine üç astronot gönderdiğinde liderliği elde etmiş görünüyordu. Ama Amerikalılar, Rusların kendilerini yeniden geçebilecekleri korkusuyla projoye hız verdiler. SSCB o zaman, bugün hala kullanımda olan Proton adlı bir roket kullanıyordu. Sovyetler, kozmonotları yörüngeye girmeden, ayın çevresinde dolaştırıp geri getirme amacıyla denemeler yapıyordu. Apollo 8'in izlediği güzergahta birkaç ay önce insansız bir uçuş gerçekleştirmişlerdi. Sovyetler N-1 adını verdikleri kendi Ay roketlerini ve kozmonotları Ay'a indirecek uzay araçlarını da yapmışlardı. Peki o zaman nasıl oldu da yarışı Amerikalılar kazandı? BEYİNGÜCÜ SEFERBERLİĞİ? Rekabetin tohumları 1957'de, Rusların ilk uyduyu fırlatmasından sonra Başkan Eisenhower atmıştı. Sputnik 1 Amerika'yı çok korkutmuştu. Amerika, Rusya'nın teknolojik açıdan gerisinde kaldığınının farkına vardı. Başkan Dwight Eisenhower, Amerikan üniversitelerinde akademik standartları yükseltmek için eğitime bütçede ayrılan payı artırma kararı aldı. Dr. Riley'e göre, Amerika beyin gücünü artırarak, teknoloji yarışında Rusların karşısına çıkacak ve onları geçecekti. Eisenhower ayrıca tonlarca ağırlıktaki casus uyduları uzaya fırlatmak için Saturn 5 fırlatma roketleri için emir verdi. Ama, Beyaz Saray'ın yeni patronu Kennedy, Gagarin'in uzay yolculuğuna yanıt vermek zorunda kaldığında Saturn 5 hala yapım aşamasındaydı. Amerikalıların aya çıkmasını Saturn 5 mümkün kıldı. Sovyetler'in ilk uzay başarılarının arkasında Sputnik'i ve Yuri Gagarin'i yörüngeye çıkaran R7 roketinin mimarı Korolev vardı. Korolev 1966'da ölünce Sovyetler uzay çabalarında odak noktalarını kaybetti. Peki Gagarin Ay'a ilk ayan basan insan olabilir miydi? Gagarin 1968'de bir uçak kazasında öldü. Ama zateni bu kadar değerli bir "ulusal hazine" böyle riskli bir yolculuğa çıkarılamazdı. Bununla birlikte eğer Korolev ve Gagarin biraz daha yaşasalar ve Rus casuslar, Amerika'nın üstün bilgisayar teknolojisini çalabilselerdi belki tarih başka şekilde yazılacak, Ay'da Mars ve belki ötesine insanlı yolculukların gerçekleştirileceği bir üs olacaktı. Kaynak: BBC Türkçe - ntvmsnbc |
Satürn'ün Uyduları Satürn'ün Uçan Daireleri Andıran Uydularının Sırrı Çözüldü Satürn'ün uçan daireleri andıran uyduları Pan ve Atlas, görünüşleriyle bilim dünyasını uzun zamandır şaşırtıyordu. Avrupa Uzay Ajansı (ESA) araştırmacıları, birkaç yıldır süren incelemelerin ardından artık bu garip görünümlü buz halindeki uydulara dair bazı cevaplara ulaşmış durumda. Uzmanlar, Satürn gezegeninin 14 küçük uydusunun çok düşük yoğunluğa sahip olduğunu ve bu şekillerin uyduların kendi halkaları üzerinden büyümeleriyle ortaya çıktığını keşfetti. Küçük moleküllerin halkalar içinde birlikte kaynaşmaları çekimsel anlamda mümkün olmadığından, bir sıçrama noktasına ihtiyaç duyuyorlar. Bu nedenle sahip oldukları halkalar üzerinden büyümeye devam ederek bu görünüme ulaşıyorlar. ESA'dan Carolyn Porco, "Bu uyduların şimdiki büyüklüklerine ulaşmalarının tek yolunu, her şeyin daha küçük, gözenekli halka molekillerinin kolayca bağlı hale geldiği büyük bir çekirdekle başlamasıyla açıklıyoruz" diyor. Bu süreçle, bir uydu nispeten Satürn'e yakın olsa bile büyüyor. Sonuçta bir halka bölgesi uydusu, buz halindeki çekirdeğinin yoğunluğunun üçte ikisi büyüklüğüne ulaşıyor. Çekirdek, gözenekli, buz halka materyallerinden oluşan kalın bir kabukla kaplanıyor ve ortaya bu UFO benzeri görünüm çıkıyor. Kaynak:Gençbilim(Gazeteport-20 Mart 2011) |
Emekli mekikler müzeye Nasa emekliye ayırdığı uzay mekiklerinin hangi müzelere gideceğini açıkladı.NASA, 1981'den bu yana uçan uzay mekiklerinin emekli olduktan sonra sergilenecekleri müzeleri açıkladı. Baısn açıklamasına göre, Discovery Virginia’daki Havacılık ve Uzay Müzesi’nin Udvar-Hazy Merkezi’ne, Atlantis Florida’daki Kennedy Uzay Üssü’ne, Endeavour ise Los Angeles’taki Kaliforniya Uzay Üssü’ne gönderilecek. Hiç uzay uçuşu yapmamış bir prototip olan Enterprise ise New York’taki Intrepid Müzesi’ne gidiyor. Yuri Gagarin’in uzay yolculuğunun 50. yılı ile ilk uzay mekiği uçuşunun 30. yılı kutlanırken yapılan açıklama esnasında duygulu anlar yaşandı. Daha önce 4 defa mekik yolculuğu yapmış olan astronot Charles Bolden, mekiklerin yeni sahipleri olan müzelerden onlara iyi bakmalarını istedi. Uzay mekiği programında sona yaklaşıldığı ve geriye sadece iki uçuş kaldığı belirtiliyor. Program dahilinde daha önce 2 uzay mekiği düşmüştü. İlk olarak 1986’da Challenger kalkışta infilak etmiş, 7 mürettebatı da hayatını kaybetmişti. Uzaya çıkan ilk mekik olan Columbia ise yolculuğunu tamamlayıp Dünya’ya dönerken infilak etmiş, yine 7 mürettebat hayatını kaybetmişti. Kaynak: ntvmsnbc |
NASA'ya uzay aracı yapacak firmalar belirlendi Ticari uzay gemilerinin inşaası için ayrılan bütçe dağıtılıyor.NASA, sivil uzay araçlarının inşası için ayırdığı 269 milyon doları kimlere vereceğini belirledi. Uluslararası Uzay İstasyonu’na ‘dolmuş’ yapacak olan araçlara NASA belirli bir kira ödeyecek. Ayrılan bütçenin 92.3 milyon doları Boeing firması tarafından kullanılacak. Onu 80 milyon dolarla Sierra Nevada Corp. izliyor. Elon Musk’a ait Space Exploration Technology (SpaceX) 75 milyon, Amazon e-ticaret portalının kurucusu Jeff Bezos’a ait Blue Origin firmasıysa 22 milyon dolar alacak. Obama yönetiminin desteklediği ve NASA’nın, ticari mürettebat geliştirme programı adını verdiği proje kapsamında, özel şirketler astronotları yörüngeye daha hızlı ve daha düşük maliyetle ulaştıracak. NASA’ya proje için gelen 22 tekliften 8’i kısa listeye kalmıştı. Endeavour dışında uzay mekiklerini emekliye ayıran NASA, öze sektörün araçları hizmete girinceye kadar Rusya’nın Soyuz araçlarını kullanacak. Özel sektörün ilk aracı 2014 içinde hizmete sokması bekleniyor. Firmalar UUİ'ye astronot götürmek dışında farklı ticari faaliyetlerde de bu araçları kullanabilecek. Kaynak: ntvmsnbc |
İyi ki doğdun Hubble! Evrenden en güzel ve detaylı görüntüleri bizlere ileten Hubble uzay teleskobu 21 yaşında.24 Nisan 1990 tarihinden beri uzayın ve evrenin en ücra noktalarından olağanüstü görüntüler kaydeden Hubble Uzay Teleskobu 21 yaşında. Doğum günü şerefine gelen son görüntüde birbirine çarpan iki galaksi yer alıyor. UGC 1810 (üstte) ve UGC 1813 (altta) adlı iki galaksinin bir kaç milyon yıl önce birbirinin çok yakınından geçtiği varsayılıyor. Muhtemelen, galaksilerin çekim kuvvetleri birbirine etki ettikçe gaz bulutları birbirine çarpıyor. Galaksilerin merkezleri de oldukça sıra dışı: Küçük galaksinin merkezi kızıl ötesinde oldukça parlak görünürken büyük olandan bolca iyonize gaz yüzünden ışık saçılıyor. Bunun da çarpışmanın başka bir kanıtı olduğu belirtiliyor. Çarpışmanın merkezlere doğru sıkıştırdığı gaz küçük galakside yıldız oluşumlarına yol açarken büyük galaksinin merkezindeki kara deliğin etrafında bir yandan ısınıyor diğer yandan da ışık saçıyor. Çarpışmanın sonunda iki galaksinin birleşerek daha büyük tek bir galaksi oluşturacağı tahmin ediliyor. Bizden tam 300 milyon ışık yılı uzaktaki bu muhteşem görüntüleri bize ulaştırmayı başaran Hubble, bir yandan uzay biliminin gelişimine hizmet ederken diğer yandan da kozmosun büyülü güzelliğini tüm insanlığa ulaştırmayı başarıyor. Kaynak: ntvmsnbc |
Rusya'da Bulunan Varlık Rusya'da Ele Geçirilen Bilinmeyen Varlık Rusya’da Ormana ava giden bir kaç genç tarafından bulunan bir ceset izleyenleri hayrete düşürdü.Klasik uzaylı tanımına uyan 35 santim boylarındaki yarı çürümüş cesedin görüntüleri “crimetime.ro” adlı internet sitesinde yayınlandı.Ortaya çıkan görüntülerden sonra uzmanlardan bir açıklama gelmemesi ise kamuoyunun kafasında soru işaretlerine neden oldu. Kaynak:Habertime(19 Nisan 2011) |
Mars'ta Heyecanlandıran Keşif Kızıl Gezegen Mars Hakkında Yeni Bulgular Her yıl yeni sırları ortaya çıkarılan Mars'ın üzerindeki araştırmalar şaşırtıcı sonuçlar vermeye devam ediyor. En son olarak, kızıl gezegenin güney kutup bölgesinde sanılandan 30 kat daha fazla kuru buz bulunduğu saptandı. ABD'nin Mars Keşif Aracı (MRO) radarının yeni ölçümleri sonucu saptanan bu durumun, Mars atmosferinin geçmişte daha yoğun ve nemli olduğunun belirtisi olduğu kaydedildi. Daha önce yapılan araştırmalardan hareketle, kızıl gezegenin güney kutbundaki buzulların hemen hemen tamamen sudan oluştuğu ve kuru buzun, (katı formdaki karbondioksit) sadece yüzeyde bulunduğu düşünülüyordu. Araştırmayı yapan Colorado'daki Boulder'da bulunan Güneybatı Araştırma Enstitüsü'nde jeofizik uzmanı olan Roger Phillips, yeni keşfin Mars'ın eski atmosferinin büyük bir kısmının bu kuru buz bloklarında yer alabileceğini ortaya koyduğunu belirtti. Güney kutbundaki kuru buz miktarının yaklaşık 12 bin 500 kilometreküp olduğunun tahmin edildiği ve şu andaki Mars atmosferinde bulunan karbondioksitin (CO2) yüzde 80'ine denk olabileceği kaydedildi. Mars atmosferinin yüzde 95'i karbondioksitten oluşuyor. Roger Phillips, bugün Mars'taki toplam karbondioksitin yarısının güney kutup bölgesinde bulunan kuru buz halinde, diğer yarısının atmosferde bulunduğunu söyledi. Kaynak:Chip-Hürriyet(23 Nisan 2011, 20:45) |
'33 gün kaldım, UFO görmedim' İzmir'deki Uzay Kampı'nı ziyaret eden NASA astronotu Richards, UFO söylentileri hakkında ilginç açıklamalarda bulundu.NASA’nın önemli astronotlarından Komutan Richard Richards, uzayla ilgili en popüler konulardan biri olan UFO’lara ilişkin "4 ayrı uzay mekiği ile toplam 33 gün uzayda kaldım. Ancak maalesef hiç UFO görmedim. Görmüş olmayı çok isterdim. Uzaydayken gördüğüm milyarlarca yıldız ve bizim yaşadığımız gezegendi" diye konuştu. Ege Serbest Bölge A.Ş’de (ESBAŞ) dünyadaki 4 örneğinden biri olarak kurulan Uzay Kampı Türkiye’yi ziyaret eden ve uluslararası okul öğrencileriyle biraraya gelen NASA Astronotu Komutan Richard Richards, zaman zaman Türkiye’de de görüldüğü söylenen ve dünya kamuoyunda tartışması bitmeyen UFO’larla ilgili olarak astronot gözünden değerlendirme yaptı. Hürriyet'in aktardığı haberde Richards şöyle dedi: "UFO’lar dünya dışında başka gezegenlerde yaşayan zeki canlılar bir yerlerde varlarsa onlar da tıpkı muhtemelen bizim gibi evrende yalnız olup olmadıklarını sorguluyorlardır. Ben 4 ayrı uzay mekiği ile toplamda 33 gün uzayda kaldım. Ancak, maalesef hiç UFO görmedim. Görmüş olmayı çok isterdim. Görseydim UFO’larla ilgili araştırmalar yaparak bunları kitaplaştırabilirdim. Bu konunun açığa kavuşmasını, varlığıyla ilgili somut bilgi edinilmesini ben de çok isterim. Ancak uzaydayken gördüğüm milyarlarca yıldız ve bizim yaşadığımız gezegendi." AY'DAN SONRA HEDEF MARS ABD’nin uzay uçuşları tarihinin roketlerle başladığını, günümüzde de Uluslararası Uzay İstasyonu çalışmalarıyla sürdürüldüğünü dile getiren Richards, şunları söyledi: "Çalışmalar uzaydaki düşük yerçekimi ortamında insanların psikolojik olarak karşılaştıkları zorluklara odaklanıyor. Bu zorlukları aşmak, dünyadan daha uzaklara örneğin Ay’a gitmek, dönmek ve oradan da asıl hedefimiz olan Mars’a gidebilmek demek" bilgilerini verdi. Ay’a henüz 6 defa gidildiğini ve bu gezegeni tanımak için daha fazla gitmeye ihtiyaç olduğunu dile getiren Richards, "Mars’ta da sıvı formunda su olduğuna dair kanıtlar var. Ayrıca yanıbaşımızda. O yüzden ’Neden olmasın, neden gidemeyelim?’ diyoruz." BİR UÇUŞUN MALİYETİ 3 MİLYAR DOLAR Program kapsamında ise ilk olarak Uzay Kampı Türkiye’de bulunan "Astronotlar ve Kozmonot Ziyaretçiler" köşesinde kurdele kesme törenine katılan Richards, daha sonra Uluslararası Umman Muskat Amerikan Okulu ve Uluslararası Katar Compass Okulu öğrencilerinin de bulunduğu 70’i aşkın öğrenciye sunum gerçekleştirdi, soruları yanıtladı. Richards, bir uçuşun maliyetinin 3 milyar doları aştığını da aktararak uzay mekiğinde hissettiklerini de öğrencilerle paylaştı. Kaynak: ntvmsnbc |
Uzayda Büyük Patlamanın İzleri Uzayda Büyük Patlamadan İzler Aranacak! Amerika Birleşik Devletleri 30 yıl önce başlatılan uzay mekiği programını sona erdiriyor. Endeavor, 29 Nisan tarihinde son kez uzaya fırlatılacak. Altı astronotlu mekik uzay istasyonuna 7,5 tonluk yük taşıyacak. Uluslararası Uzay İstasyonu’na son yolculuğunu gerçekleştirecek Endeavor, beraberinde tam 7 bin 500 kg. ağırlığında malzeme bulunduracak. Bu ağır yükün önemli bir kısmını ‘Alfa Manyetik Spektrometre” adlı parçacık fizik deneylerinde kullanılmak üzere geliştirilen bir araç oluşturuyor. Endeavor’daki altı astronottan biri olan Mike Fincke, bu aracın uzay istasyonuna götürülme nedenini şöyle açıklıyor: “Evrenin yüzde seksen beşini anlamadığımız ortaya çıktı. Galaksilerin neden birbirinden uzaklaşarak hareket ettiğini bilmiyoruz, bilim adamları da şaşkın. Şimdi uluslararası bir misyonla gerçekte dışarıda neler olduğunu anlamak için bir fırsat geçti elimize. Biz sadece aracıyız, ama iki milyarlık bu pahalı araca uzaya çıkması ve yeni bulguları açığa çıkarması için iyi bakacağız.” Büyük Patlamadan İzler Deneye katılan onlarca ülke arasında Almanya da var. Spektrometre, Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi CERN’de geliştirildi. Bilim insanları, bu deney sayesinde büyük patlamanın kalıntılarını bulmayı umuyorlar. Bu tür deneylerde neyin keşfedileceğini öngörmek mümkün olmadığından her keşif bir başarı olarak nitelendiriliyor. Öte yandan son kez uzaya çıkacak Endeavor’da 15 metre uzunluğundaki koluyla vinci andıran ve uyduların tamiratında kullanılan bir vinç de bulunacak. NASA Uluslararası Uzay İstasyonu Müdür Yardımcısı Kirk Shireman, “Hatırlarsanız 2007 yılında da bu vinç kolu Uluslararası Uzay İstasyonu’nun solar panellerinin tamiratında kullanılmıştı. Bu olanaktan uluslar arası Uzay İstasyonu’nda da yararlanılacak olması bizi sevindiriyor” diyor. NASA’lı İşsizler Uluslararası Uzay İstasyonu’na gelecek yıllarda uzay mekiği gönderilmeyecek. Bu nedenle Endeavor beraberinde bazı stok malzemeleri de götürüyor. Altı kişilik ekibin görevi bu ekipmanı oraya götürerek, istasyonun tamamlanmasına yardımcı olmak. Uluslararası Uzay İstasyonu’na artık mekik gönderilmeyecek olması, binlerce kişinin işini kaybetmesine de neden olacak. Şimdiden bir çoğunun işine son verildi, bazıları da başka işlere atandı. NASA’nın mekik programı sorumlusu John Shannon, “Programı başımız dik şekilde sonlandırıyoruz. Çok karmaşık operasyonlar yürütüyoruz ve Uluslararası Uzay İstasyonu’nu mükemmel bir durumda bırakıyoruz. Buradan edindiğimiz tecrübelerle yeni çalışmalara başlayacağız. Gerçekten de muallâkta olan bazı durumlar var ama bu hep böyle kalmayacak. Bizim bir yönergemiz var; bu mükemmel ekibin bilgi ve tecrübesini başka alanlarda kullanacağından ve çok başarılı olacağından eminim” diyor. ABD-Avrupa Ortaklığına Devam NASA Uluslararası Uzay İstasyonu Müdür Yardımcısı Kirk Shireman da Avrupa Uzay Ajansı ile işbirliğinin süreceğini sözlerine ekliyor: “Uluslararası Uzay İstasyonu’ndaki işbirliğinin 2020 yılına kadar süreceğini düşünüyorum. Ayrıca başka proje çalışmalarımız da sürüyor. Bu konuda da bir değişiklik olmayacak.” Ne var ki Amerika Birleşik Devletleri’nin mekik programına son verecek olması, Amerika’nın gururuna dokunuyor. Zira bundan sonra Amerikalı astronotlar Rus uzay araçlarına muhtaç olacaklar. Uluslararası Uzay İstasyonu ise 2020 yılına kadar araştırma faaliyetlerinde kullanılacak. Kaynak: Güncelmakale (27 Nisan 2011) |
| Saat: 00:33 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık